Category Archives: Devamlı Seriler

Aynı başlık altında seri biçimde devam eden yazı topluluklarını buradan takip edebilirsiniz.

Ocak Ayı Mucizesi: Süper Kanlı Mavi Ay

2018 yılı, dolunay mucizeleri bakımından çok muazzam bir yıl sevgili okur. Bak anlatayım, bu yıl içerisinde Ocak ve Mart aylarında, aynı ay içerisinde iki defa dolunay yaşandı ve yaşanacak. Yeni yıla dolunayla başlamıştık hatırlarsan. İşte Ocak ayının son gününde de gökyüzünde, karanlığın içerisinde bir tek sen parlıyor idin. Ahh, hem de ne parlamak! Şubat ayım sensiz geçecek ama Mart ayında da yine hem ayın başında hem de son günün de buluşacağız.

Ay gözlemcileri ve astronomlar bu durumu ifade etmek için, 31 Ocak 2018’de gözlemlenen dolunaya “Süper Kanlı Mavi Ay” ya da kısaca “Gözlerindeki Son Ateşi Unututamıyorum O Karanlık Gecede” diyorlar. Ben onların yalancısıyım.

dlmv004

Moorning side moon

dlmv003

Saat 08.00.

Okumaya devam et

Reklamlar

Yeni Yıl Seninle Başladı!

Seneler sürer her günüm, 
Yalnız gitmekten yorgunum, 
Zannetme sana dargınım, 
Ben gene sana vurgunum…

Sabahattin Ali yazmış. Ali Kocatepe bestelemiş. En sevdiğim şiirlerden bir tanesidir. Yeniden başlamayı, ayaklarının ucunda kıvrılmaya ne kadar da isterdim. Olmadı, bizi bıraktın yine. Ve yeni yıl seninle başladı. Dünya başımıza yıkılmışken bile gözlerim seni aradı durdu. Ah Dolunayım!

ocakdolu02

ocakdolu03

ocakdolu01Her yılın ilk yazısı Özet yazısı olduğundan dolunay yazım birazcık gecikti. Aksi gibi yılın ilk iki gecesinde gökyüzünde nasıl devasa bir dolunay vardı anlatamam. Türker, odasının camından fark edince aklına ben gelmişim. “Abi senin şu bitmeyen öykülerinin hali ne olacak?” diye sordu. Güldüm.

Zannetme unuttum adını, zannetme unuttum ışığını, zannetme kör oldum. Ben hep oradayım. En gizli mabedinde. Her an fırlayıp odana girebilecek, merdivenlerde sürünen bir gölge, park yerine vuracak bir beyaz ışık. Ama her zaman orada, oralarda olacağım. Çünkü biliyorum, benim göğümde ve göğsümde tek ilah sensin.

Çok sonraları fark ettim. Şu film, özellikle şu görsellerdeki sahneleriyle Ahu Tuğba‘nın oynayıp oynayabileceği en muhteşem, en iç titreten filmmiş. Şaşkınım ve üzgünüm. O yerden kalkan bakışları nasıl da daha önce fark edemedim!

Madem böyle başladı, böyle bitsin.

2017 Yılımın Özeti

owl-illustration.jpgDaha başlarken katliama sahne olan, yıl boyunca göz yaşının, ölümlerin, vedaların eksik olmadığı, bir önceki yıldan hiç de arta kalmayan, toplumun artık geri dönülemez şekilde ayarlarının bozulduğu, müzikten başka hiçbir şeyin tat vermediği bir yılı, 2017’yi de geride bıraktık sevgili okur. Bu yıl çok fazla sağlık sorunu ve hastane problemleriyle uğraştım. Yıldım. Ama nihayet bitti ve blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldin. Uzun bir yazı olacak ama keyifli bir yazı olması için de elimden geleni yapacağımdan şüphen olmasın.

31 Aralık tarihleri yılın son günü olmasının yanında benim için meslek hayatımın başlangıcının yıl dönümüdür. Bu yıl mesleğimde beşinci yılımı doldurdum. Şüphesiz yılın en önemli olaylarından birisi, uzun süredir beklediğim bir şey gerçekleşti ve Eskişehir’e tayin oldum. Kadere bak ki sevgili okur, Eskişehir’de de tıpkı Bilecik gibi, yılın son iş gününde, 29 Aralık tarihinde iş başı yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle böyle oldu. Zaten bu sağlık sorunları da yılın son iki ayında bize bir türlü huzur vermedi. O açıdan 2017 bir an önce bitmesini istediğimiz bir yıla dönüştü.

Bu yıl, blogta reytingler önceki yıla göre ciddi bir artış gösterdi. Özellikle yeni okurlara teşekkür ederim. Eski okurun ise gönlümde tahtı altındandır! Ancak yazıların en çok geciktiği yıl galiba bu yıldı. Olaylar olup bittikten sonra yazma fırsatı bulabildim çoğunlukla. Bunun bir sebebi malum, yıl boyunca Bilecik’e yaptığım git gel durumu idi. Diğer sebebi de bu yıl kayıt olduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü ile halen devam eden Doktora derslerimdi. Olsun lan, okumak güzel şey.

Evet, haydi bakalım bu yıl blogta neler oldu neler bitti. Aylara göre önemli olaylar nelerdi? Okumaya devam et

Bir Adım Daha Yakınında…

– Nasılsın?
– Sesini duyana kadar perişan haldeydim.
– Peki şimdi?
– Daha beter oldum.

kasim_014Hayır unutmadım. Unutmak çok da mümkün değil zaten. Gözlerimi göğe diktim ve sana baktım. Belki Dünya’nın bir ucunda, belki de Anadolu’nun ayazındaydın o anda. Belki de bulutların üzerindeydin, mutlu musun bilemedim. Ahh, ne kadar çok özledim bir bilsen.

Baştan aşağıya müziğe, melodiye bulanmış, batmış haldeyim. Gerisini koyverdim. Bir şarkı duydum, yüreğim seninle doldu yine. Evden uzakta ve senin yanında olduğum zamanların aşkıyla titredi içim. Sonra bir yol ayrımı kıvrıldı önümde, karanlığın içine doğru. Saat 06.55 ve hava aydınlanmadı. Birkaç köpek havlıyor ilerde. Gökyüzünde hala sen. Hava ayaz, üşütüyor ama sen yok musun, ah yok musun sen Dolunayım…

Ayaklarının ucunda yüzüyordum.” Azıcık ötende kıvrılmış uzanmıştım. Sonra uyandım yine. Bu aşağıdaki videoyu ilk defa çektiğimizde, senin yaramazlıkların yüzünden sonunu getirememiştik. Yıllar geçti. Bir dolunay gecesi yine kaydettik. Senin için.

Ben yalnız değilim. Ay ışığını sevenler, dolunaya tapanlar Dünya’nın her yerinde. Galiba birazcık da bir birimize benziyoruz.

yalniz

Çok, çok güzel haberler var. Olgunlaşmasını bekliyorum. Yakın zamanda burada olacak. Elini üzerimden çekme.

kasim_015

2016 Yılımın Özeti

Kan, şiddet, göz yaşı ve umutsuzlukla dolu, lanet olası bir yılı geride bıraktık sevgili okur. Kutuplaşan bir toplum, vahşetin hızla normalleşme sürecine girip insanların haber dinlemekten sıkılıp TV8’e hatta yetmiyormuş gibi 8,5’a koştuğu, aşşağılık yalanların hayatları mahvettiği bir yıl bitti. İyi şeyler de oldu muhakkak. Ancak kötülük o kadar fazlaydı ki geriye baktığımda bir tutam saçtan ve eğrelti birkaç nottan başka bir şey kalmadı aklımda.

My Resort‘un her yıl yeni okuyucuları olduğundan bir kere daha bahsetmekten üşenmiyorum. Şu an okumakta olduğun “Yılımın Özeti” bu blogun geleneksel yazılarından birisi ve hatta en sevilenidir. Her yıl 31 Aralık tarihi, hem yılın son günü hem de benim meslek hayatımın yıl dönümüdür. Geride bıraktığımız 31 Aralıkla birlikte çalışma hayatımın 4. yılı da bitmiş oldu.

Şimdi blogun istatistikleriyle beraber bütün bir yıl boyunca buralarda, hayatımda neler olup bitmiş şöyle bir bakalım. Okumaya devam et

Hüzne Boğ Beni

fullyGüzel şeyler de oluyor arada. Mesela İlkan Abi evlendi geçen hafta. Aslında bununla ilgili uzun bir yazı hazırlamıştım ama vazgeçtim yayımlamaktan. Ama elbette, İlkan Abi’nin mutluluğunu paylaşmazsam olmazdı. Ona ve ailesine, mutlu bir hayat diliyorum. Umarım mutlulukları kesintisiz olur. Umarım, küçük bir kızın kaleminden çıkan birkaç basit çizgi, onlar için muazzam bir aile tablosuna dönüşür.

“Başını kaldırıp gökyüzüne baktıysan, bu gece de beni bulacaksın aşkım.” Ellerim titriyor ceplerimde bile. Sesini son duyduğumdan beri kaç saat geçti ki? Kaç gün ya da ay? Her ay işler daha da ters gidiyor. Her şey daha da zorlaşıyor. Bak mesela geçen dolunay neler konuşmuştuk, oysa şimdiki çaresizliğime bak. Çözümsüzlüğün ortasındayım. Herkes bir tavsiye veriyor, sesler yükseliyor. Aslında büyük bir sessizlik eşlik ediyor içimde bana. Yalnızlık. Soğuk bir mermerle dertleşiyorum. Eh, biraz da ürkütüyor burası yalan yok. Bu suskunluğun içinde korkuyorum.

Oysa sende her şey çok farklı değil mi? Susarak dinlediğin, dinliyormuş gibi yaptığın ve hatta dinlemek zorunda kaldığın onlarca saçma sapan sözden bahsetmiştin. Ben en güzel cümlelerimi senin için kurmaya çalışırken, her dolunayı senin ibadetine ayırmışken, çevreni saran tüm o gürültüye, kulaklarını dolduran o anlamsız kargaşadan ve fısıltılardan nefret ediyorum. Senle olmak için bir ay daha sabretmeye çalışmak çok yorucu. Yoruluyorum. Keşke için benle dolsa, şarkılarım, şiirlerim kulaklarından hiç eksilmese Dolunay. Bu beni hiç yormazdı.

Bir ay daha beklemek gerekecek şimdi. Güzel yüzüne bir kere daha bakabilmek için bir ay daha sabretmek gerekecek. Hangi dertlerim biter, hangi üzüntülerim diner bilmiyorum. Neler duyarım, neler okurum bilmiyorum. Ama yazmaktan usanmayacağım tek bir şey var: Sen ve bu çaresizliğimizin müthiş ihtişamı!

Bir Şubat Dolunayı

Gördüğüm, göreceğimden fazlası değil aslında. İnsan zaman geçtikçe idrak edebiliyor. İşin bir de perde kalktıktan sonra ortaya çıkan kısmı var ki, pişmanlıklarla dolu. Nasıl bu kadar aptal olabildim diyorum kendime.

yoldadoln

Heyecan dorukta!

Bu ayın dolunayı güzel bir güne rastladı sevgili okur. Tam bir dolunay gecesine yaraşır biçimde oldu bitti her şey. Gülünecek yerde güldük, kahkahalar attık. Ancak susmamız gerektiğinde de en ufak bir tereddüt göstermedik. İnsan bazen susar, susmak zorunda kalır, anlatamaz. Muhakkak başına gelmiştir. İşte bu “anlatamamak” durumu bana büyük keyif verdi bu dolunayda.

Tüm şehir gözleri yuvalarında büyümüş bir şekilde göğe çevirdi bakışlarını. Neyse ki ben senin ihtişamını yalnızca bulutsuz gecelerde fark edebilenlerden olmadım sevgili Dolunayım.

Haberler güzel. İteleye öteleye de olsa işler yürüyor. Birkaç öncelikli sorun ortadan kalıyor. Ama büyük tabloya bakınca bu önde duran bir iki figürün aslında resimdeki en önemsiz detaylar olduğunu görebileceksin. Şekerlemelerin bile eski tadı yok. Büyük bir karamsarlık ve hüzün içerisinde, ufak mutluluklar sayesinde bir sonraki güne katlanabiliyoruz artık. Bu benim için, pek çok yakın dostum için, nedense çevremdeki herkes için böyle. Ya çok büyük aktörleriz her birimiz ya da gerçekten içten içe acı çekiyoruz.

Ah Dolunay, her ay bir kere kendimle hesaplaşmamı sağladığın için sana ne kadar teşekkür etsem azdır.

EKLEME: Video. Alper.

IMG_20150505_221433

Gördüğümüz bu.

Mahçup Bir Dolunay

ocak23dolunayBurada oturmuş, evimden dolunayın tek gözüktüğü yer olan arka balkondan dolunaya bakıyorum. Böyle bir soğuk, böyle bir zulüm görmedim.

Evet, bir dolunay gecesinde evlenenler kervanına sevgili kardeşim Şemre de katılıyor. Tıpkı Ahmet Ali gibi o da bir dolunay gecesinde düğün yapıyor. Peki ben gidebildim mi o düğüne? Hayır. Kar yağışı sebebiyle, yola çıkmak  ve gece geri dönmek riskli olacağı için gidemedik düğüne. Oysa Yasin ve  Muhsin’le planı çok önceden yapmıştık. Mahcubuz.

sogun

“Büyük resimde görünen de sülalenin yüz karasıydı. Sigara bile içmezdi.”

Aklıma geçen yıl kar yağdığında Bilecik’te Şemre’ye misafir olduğum zamanlar geldi. İkimiz de çok büyük birer Kemal Sunal hayranı olduğumuz için oturur taa uyuyana kadar Kemal Sunal’ın filmlerini izlerdik uydudaki ıvır zıvır kanallardan. Bu kanallar çok iyi aslında. Belki sana da denk gelmiştir sevgili okur. Türksat uydusunda, kanal listesinin sonlarına doğru absürd isimli kanallar çıkıyor. Sunal TV, Saban TV, Yesilvadi TV gibi. İşte bu kanallarda 24 saat Kemal Sunal filmleri yayımlanıyor. Aralarda da dolandırıcılık reklamları çıkıyor. İşte biz de oturur bir gecede iki üç filmi eş zamanlı izler gülerdik. Ah Şemre, güzel kardeşim.

Ona benim dolunay hikayelerimi bile anlatmışlığım var birkaç defa. “O’lum sen bunları nası yazıyon la?” diye sorardı hep 🙂 Geçen gün, Bilecik’te yalnız olduğu bir akşam beni aradı. Eski günlerdeki dürümcünün bile eskisi gibi olmadığından dert yandı. Ben bir de çokopopslu kokopops‘larımızı yediğimiz günleri özlüyorum dostum. Kaşarlı mantarlı pideden hiç bahsetmiyorum bile 🙂

Yılın ilk dolunayında mahcubuz yani sevgili okur. Şemre’ye mutluluklar diliyorum. Mutlu günlerin olsun sevgili kardeşim Şemre.

2015 Yılımın Özeti

Yılda bir kere yazdığım, blogdaki en uzun soluklu serilerden, aslında yazmayı da çok sevdiğim bir yazıyla daha karşındayım sevgili okur. 2015 yılı bakalım nasıl bir yılmış, neler yapmışım, hep birlikte okuyalım, gülelim, ibret alalım, bir sonraki yıla hedefler koyalım kendimize.

Geçen yıl yazdığım değerlendirme yazısından hatırladım. 2014 yılı askerlik dolayısıyla blogun yerlerde süründüğü bir yılmış. 2015’te bu durumu biraz kırıp, blogu yeniden ayağa kaldırmak için uğraştım durdum. Bu çaba, reyting kasmaktan ziyade içeriği daha kaliteli ve sürekli hale getirmek içindi. Ama iş yoğunluğundan ve başka projelerden dolayı bloga yine hak ettiği önemi veremedim. Ama blogun görsel olarak daha çok zenginleştiğini söyleyebilirim. Bloga yıl içerisinde 136 tane yazı yazmışım. Blogdaki toplam yazısı sayısı ise 1350 civarına ulaşmış. Yüzlerce paragraf, binlerce sözcük, on binlerce harf…

Ocak 2015: Bu ay 9 yazı yazmışım bloga. Bu ay tek gündemimiz hava soğukluğuydu. Dairede işler yılın ilk ayı olmasına rağmen yoğundu.

Şubat 2015: Bu ay tam 17 tane yazı yazmışım ve tüm yıl boyunca en çok yazı yazdığım ay da Şubat olmuş. Okumaya devam et

Mesleğimde Üçüncü Yılım

31 Aralık 2015 itibariyle mesleğimde ve Bilecik‘teki üçüncü yılım da dolmuş oldu sevgili okur. Şu yazıyı yazalı tam bir yıl olmuş. Zaman ne çabuk geçiyor; hayatım, sen olmadan nasıl da tükeniyor sevgili okur. O yazıda anlattıklarımın üzerine bu sene çok da farklı bir şey olmamış dairede. Sular durulmuş gibi gözüküyor. Bu yıl “gerçek müslümanlığı” öğrendiğim yıl oldu dairede. Her iki anlamda da. Çalışmakla çalışmamak arasındaki ince çizgiyi de gördüm. Şimdi elim gitmiyor buradan ince ince giydirmeye, komik duruma düşmeye de lüzum yok.

Şubemiz yine aynı personel sıkıntısını yaşıyor. İlkan Abi‘yle yetişemiyoruz artık işlerimize. Bazı günler neredeyse bir alt kata inmeden çalışıyorum 🙂 Güne bilgisayarı açarak başlıyorum. Ondan sonra bir işi kenara bırakıp bir diğerine ortadan dalmak zorunda kalıyorum. Bu yılın ortasından itibaren öğle yemeği yemeyi de bıraktım. Öğle aralarında oturup dinlenmek, müzik falan dinlemek inan daha faydalı oluyor. Hazır yemek demişken, evet öğle yemeği halen Bilecik’te büyük sorun. Kurumumuzda yemek çıkmıyor.

Bu yıl Bakanlığın hayatımıza soktuğu en önemli şey herhalde E-Denetim uygulaması ve buna bağlı olarak çalışan “Risk Bazlı Denetim Uygulaması” olmuştur. Benim istisnasız her gün bir şekilde üzerinde çalıştığım bir yazılım bu. İş yükü olarak her sene ambalaj bildirimlerinden korkardık. Bu sene ise “Kirlenmiş Sahalar Bilgi Sistemi” evrak kayıt birimini adeta kilitledi. Bu işlerin altında da sağ olsun İlkan Abi kalktı. Yaz aylarında İl Müdürlüğü için ilk defa bir tanıtım kitapçığı hazırladık. Baskı boya işleriyle epey uğraştım bu sene. Yıl sonunda da bir ajanda tasarımı yaptım. Bakalım yılın ilk günlerinde belli olacak akıbeti.

Meslek hayatımda ilk defa tehdit edildim. Benim için can sıkıcı bir tecrübeydi. Ama tecrübe tecrübedir. Tecrübe kazandığım bir diğer konu ise sunum yapmak oldu. Bu sene farklı ortamlarda, farklı kişilerde, bambaşka konularda sunumlar yaptım. Sürekli uğraştığımız mevzuat işlerinden sıkıldığımda bu sunumlar çok daha eğlenceli oluyor benim için.

Meslek hayatımdaki bir ilk ise hizmet içi bir eğitim için yurt dışına, Hırvatistan’a gitme fırsatı bulmam oldu. Bu kısıtlı fakat güzel bir fırsattı.

Meslek içi eğitimler yılın son iki ayına sıkıştırıldığından Kasım ayının sonu ve Aralık ayının başı Antalya’da geçti. Üç dört günlük dönemler halinde bu şehre gittik geldik. İlkan Abi’yle yolculuk güzel oluyor. Eğitimlerin diğer bir güzelliği ise Şube Müdürümüz Talat Bey‘in de bize eşlik etmesi oldu. Ayrıca İl Müdürlüğü’nde AutoCad eğitimi düzenlendi. Bu eğitim sayesinde AutoCad’i epey bir hatırlamış oldum.

bursaBu yıl içerisinde iki defa Bursa‘ya gittik denetim çalıştayı için. İlk çalıştayda kalabalıktık biraz. İkinci çalıştay ise daha sınırlı oldu. İkisi de kendine göre güzeldi.

olduBu yıl, yukarıda da bahsettiğim üzere, çok çalıştığım, çok yorulduğum ama çok da rutin bir yıldı. Dikkate değer tek gelişme yıl sonuna doğru aldığım bir ödül oldu. İl Müdürlüğünde bir oylama yaptılar. Herkesten üç isim yazması istendi. Oylama sonucunda üç isim belirlendi. Bu üç isimden birisi de ben oldum. Bana şu yandaki ödülü verdiler sağ olsunlar. Buna benzer bir ödülü askere gitmeden önce de alacaktım aslında. Şube arkadaşlarım beni seçmişti. Ama o zaman ki idare, o dönemde aday memur olduğum için vermeye layık bulmamıştı beni. Değişik durumlardı.

Nazar değmesin, çok uzun süredir odam değişmiyor. Oda arkadaşlarım hala İlkan Abi, Canan Abla ve Zekiye Abla. Bu sene de umarım herhangi bir değişikliğe maruz kalmayız. Giden gelen olmaz umarım. Değişiklik demişken, Canan Abla eş durumundan aylardır tayin bekliyor. Onun durumu bakalım ne olacak.

Biz hala her gün Eskişehir’den gidip gelmeye devam ediyoruz. Aramıza yeni bir arkadaş daha katıldı: Çağrı. 30 Aralık 2014’te Hasan Hüseyin’le yolda mahsur kalmıştık. Bu sene de aynı tarihte, 30 Aralık 2015’te Hasan Hüseyin, Çağrı ve Hasan Abi aynı yolda mahsur kalmışlar. Ben yoktum. Neden? Çünkü yılın son haftası yıllık izne ayrıldım.

Bakanlık inatla Çevre Mühendisi atamamaya devam ediyor. Başka branşlardan alınan personeller de şehircilik kısmına alınıyor. Bir de Bakanlığın ayrılması durumu var. Gizem ve İlkan Abi, ayrılma olması durumunda Şehircilik kısmında kalacaklar. Belki 2016’da, üç sene sonra nihayet birkaç yeni arkadaş daha katılır aramıza. En azından bizim şubeye bir Çevre Mühendisi daha katılır. Ve ben umarım seneye bu yazıyı Eskişehir’de çalışıyorken yazarım. Mesleğimdeki üçüncü yılın da dolmasının en büyük avantajı bu: tayin isteyebilecek duruma gelmek. Hayat bu. Ne göstereceğini bilemeyiz ki…