Category Archives: Melodik Mevzular

Müziği ve müzikle ilgili herşeyi içeren yazılar bu kategoridedir.

MCA Productions Sunar: Sabhankra DVD’si!

denemeEvet sevgili okur, mütevazı distromuz bugün yeni bir ürün daha yayımlamış olmanın heyecanını yaşıyor: Sabhankra Live At Roxy DVD

Kısa süre önce Dead Generations tarafından kaset olarak yayımlanan albümü, tamamen koleksiyon amaçlı olarak DVD formatında düzenledik, grubun daha önce yayımladığı iki müzik videosunu da ekstra materyal olarak içerisine dahil ettik. Tıpkı daha önce yayımladığımız A Star To Shine EP‘si gibi, bu materyal de sınırlı sayıda üretildi. Yine ekleyelimi, bu materyal ticari ya da kâr amaçlı üretilmedi. Satışı olmayacak. Tabi bu kararı vermemizde, Sabhankra’nın halen bağlı bulunduğu Haarbn Records firması tarafından Live At Roxy DVD’sinin yayımlanma olasılığı bulunması etkili oldu. Olur ya, Ruslar eğer DVD olarak basmazsa, biz de ürettiğimiz sınırlı sayıda DVD’yi yeniden ve daha çok sayıda yayımlayabiliriz.

Grubun 29 Ocak 2016’da İstanbul Roxy’de TYR grubuyla birlikte verdiği konserin videosu, grubun kendi prodüksiyonuyla çekildi. DVD’de ayrıca bonus materyal olarak da Against The False Gods ve To Die For A Lie müzik videoları yer alıyor. DVD menü tasarımı ve kurgu aşamasında çok büyük yardımları olan Türker kardeşime çok teşekkür ederim. MCA Productions olarak yayımladığımız ilk dvd olması sebebiyle biraz heyecanlıyız. Toplamda 25 dakika süren performansa ait çalma listesi şu şekilde:

1- We March (Seers Memoir, 2014)
2- The Hunt (Powercraft, 2006)
3- Buried In Dust (Revenge, 2016)
4- Our Kingdom Shall Rise (Aynı adlı EP, 2010)
5- The Moonlight (Swords Of The Night EP, 2011)

Konserin Youtube videosu aşağıda yer alıyor.

MCA Productions ve Distro olarak yakında yepyeni albümler yayımlayacağız sevgili okur. Eğer senin de bir grubun varsa albümünü yayımlamak istiyorsan görüşelim 🙂

deneme2

Deck Kasetçalar ve MCA Distro

deck00

Yıllar önce kurduğum bir distrom var sevgili okur. İlk olarak Godspel‘in albümünü, daha sonra Garmadh‘ın EP’sini, daha da sonra Godspel’in Limited EP’sini basmıştım. Birkaç yıl sonra bu sefer Sabhankra‘ya yine limited bir EP yapmıştım (A Star To Shine EP) ve bu EP, grup üyeleri için bile bir sürpriz olmuştu.

Tabii geçen bu zamanda, özellikle Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda, pek çok distro sahibi arkadaşım oldu. Bu arkadaşların yaptıkları işler takdire layık işlerdi. Özellikle kaset basan Merdumgriz ve Dead Generations, bana kaset fikrini aşılayan adamlar oldular. Öyle ya, ben de kaset formatında albüm basabilirdim. CD basmak kolay ama kaset artık zor.

Kaset basabilmenin iki yolu var: Bir tanesi çok kaliteli bir müzik setine sahip olmak. Hatırlarsın, kaset çalarlı, cd çalarlı, radyolu müzik setleri vardı. Çocukken bizde de vardı ama kıymetini bilmemişim 😦 Artık bu tip setler üretilmiyor. İkinci el satan dükkanlardan da temiz bulmak çok zor. Kaset basmanın bir diğer yolu da deck kasetçalar denen cihazlar. Bunları çocukluğumuzda mahallemizin kasetçilerinde görürdük çoğunlukla. Çünkü çalma ve kaydetme sistemleri ev tipi kasetçalarlara göre daha kaliteli oluyor bunların. Kasetçiler de o dönem parayı çekme kasetten kazandıkları için böyle cihazlar daha makul oluyordu onlara. O yüzden ben de bir deck kasetçalar alma yoluna yöneldim. Ancak decklerin, özellikle de çok iyi olanların, fiyatları da çok iyi. Kaset teknolojisinin en ileri seviye cihazları genellikle deck kasetçalarlardır. Bu aletlerin üzerinde ses açma/kısma düğmeleri olmuyor çoğunlukla. Neden? Çünkü bunlar ses çıkışı için bir amfiye ya da miksere bağlanıyor.

Bundan herhalde bir buçuk ay kadar önce bir gün, yine internette bakınırken İstanbul’dan bir cihaz buldum. Hemen Cihan‘ı aradım. Satılan dükkanı tarif ettim. Ona yakınmış. Dükkan sahibini de aradım. Akşam kuzenim gelip alacak diye tembihledim. Ve heyecanla akşam olmasını beklemeye başladım. Saat 18.00 civarında Cihan aradı hüzünlü bir sesle. Cihaz satılmış! Lan nasıl olur, dedim. Moruk bir de sen ara, dedi. Cihan bana hep moruk der. Aradım adamı. Dedim kuzenim geldi almaya, adam dedi ki ben o cihazı sattım, sen kesin bir şey demeyince, ben de sattım.

O esnada servisteydim. Eskişehir’e gelene kadar sövdüm içimden. Cihan’ı boşu boşuna uğraştırdığım için üzüldüm ve epey hevesim kırıldı. Hayal kırıklığından dolayı bir süreliğine kasetçalar alma fikrini rafa kaldırdım. Ancak bir hafta sonra, şans bana gülecekti.

Bir hafta sonra, hiç aklımda yokken yine kendimi deck kasetçalar ararken buldum. Aynı gün içerisinde Eskişehir’den verilmiş bir ilan gördüm. Cihaza baktım. Temiz görünüyordu. Satıcıyı aradım. Dedim ki, ben de Eskişehir’deyim akşam görüşelim. Akşamı heyecanla bekleyip adamın verdiği adrese gittim. Burası eski evime çok yakın bir yerdeydi. Adamı görünce biraz şaşırdım ne yalan söyleyeyim. Uzun kır saçlı, yaşına rağmen dimdik yürüyen ve ancak bir gençten bekleyebileceğin incelikte ses tonuyla konuşan biri geldi yanıma. Tanıştık, cihazı teslim aldım. Elektrik olmadığından kontrol edemedim. Adam dedi, ben evde ettim, bir sıkıntı yok. Pekala dedim ve koşar adım eve geldim.

Sanyo RD400 marka ve modelli deckte tek bir kasetçalar bölme bulunuyor. Dahili hoparlör yok. Ancak stereo bir ses çıkışı ve kulaklık çıkışı var. Vee işin en güzel kısmı da stereo bir line in girişi olması! Bu şu anlama geliyor ki harici bir kaynaktan aldığımız sesleri doğrudan kasede basabiliyoruz! Wuuhuu! Giriş için line in kablosu haricinde bir diğer alternatif de yine stereo (sağ ve sol) mikrofon girişleri. Cihazdaki bir diğer güzellik tape counter denen mekanik sayaca sahip olması. Bu mekanik sayacın güzelliği çaldığınız kasetteki spesifik noktaları sayaçtaki sayıyı okuyarak denk getirebiliyor olmamız 🙂

deck04

deck03Böylesi bir alete sahip olunca ilk iş gidip üç beş tane boş kaset aldım. Önce uzun süredir yapmayı planladığım bir şeyi yaptım ve Dissection‘ın Reinkaos albümünü CD’den kasede çektim! Şimdi de planım Alper‘le birlikte, Efendi‘nin Hangi Rüya albümünü yalnızca kendimiz için kasede basmak. Ticari amaçlı olmayacak elbette.

Evet sevgili okur, özetle kardeşin MCA Productions & Distro adıyla olaya yavaştan giriyor. Yeşilçam tabiriyle “kaset yapacağım”. Eğer underground grubunuz için yayımlamayı düşündüğünüz bir albümünüz varsa muhakkak görüşelim 😉

Yaşru – Börübay (2016)

folderSavaş Sungur’un paylaştığı cover videosunu izleyene kadar Yaşru’nun müziğinden haberim yoktu. Ülkemizde daha önce de birkaç şamanik black metal, orta asya folk metali vb. türlerinde gruplar, projeler olmuştu ama ne yalan söyleyeyim pek sevememiştim bu işleri.

Yaşru’nun Rüzgarın Yırları isimli parçasını, parçaya geleneksel enstrümanlarla işlenmiş olan o melodileri duyunca, tıpkı Constantinopolis’i ilk defa dinlediğimde duyduğuma benzer bir heyecan duydum. Birkaç gün boyunca evde dinlediğimiz ve konuştuğumuz ve hatta çalmaya başladığımız parça artık bu olmuştu: Rüzgarın Yırları.

Yaşru’nun 2016 yılında çıkan üçüncü albümü Börübay’daki diğer parçaları da dinledikçe albüm bendeki yerini sağlamlaştırdı. Benim metal müzikte hayranı olduğum melodik yapı, Yaşru’nun parçalarında çok ön plandaydı. Üstelik melodinin yarattığı etki, geleneksel enstrümanlarla desteklenerek folk havası daha da perçinlenmiş. Albümde ilk dönem Türk kültürü, inanışları ve geleneklerini anlatılıyor.

Yaşru, Göktürkçe bir sözcük. “Gizem, sır, gizli” anlamlarına geliyor. Grubun şarkılarında da bolca eski Türkçe sözcük kullanılıyor. Örneğin aşığı olduğumuz Rüzgarın Yırları, parçasındaki yır sözcüğü de şarkı, türkü anlamında bir sözcük.

yasru01

Kendi kendime koyduğum satın almadığım albümün yorumunu yazmama kuralını bozmamak için, hemen grubun kurucusu, vokalisti, gitaristi Berk Öner’le irtibata geçtim. Bir gün sonra albüm elimdeydi bile, üstelik imzalı olarak! Berk’ten bahsetmişken hemen ilave edeyim grubun diğer üyesi de bass gitarist Batur Akçura.

Albümde, biri “hidden track” olmak üzere toplam sekiz parça bulunuyor. Kartonette yedi parçanın adı yer alıyor. Ancak yedinci parça bittikten sonra başlayan sekizinci şarkı çok iyi bir sürpriz oluyor yalan yok 🙂 Kartonetin yan kısımlarında günümüz Türkçesi ile yazılmış grup ve albüm ismine karşılık, ön kapaktaki grup ve albüm adı Göktürkçe yazılmış. Sağdan sola okumanız gerekiyor. Albümün parça listesi şu şekilde:

01. 552 AD ( Börü )
02. Börübay
03. Atalara
04. Nazar Eyle
05. Rüzgarìn Yìrlarì
06. Hafis
07. Yaşru

Buradaki bir diğer sürpriz ise Barış Manço’nun Nazar Eyle isimli parçasına yapılan cover. Berk Öner’in bu şarkıyı seçmesinin başlıca sebebinin şarkıda anlatılan hikaye olduğunu düşünüyorum. Hafis isimli parçada ise Aslybek Ensepov’a ait bir Kazak ezgisi kullanılmış. Yine albümden klip çekilen ilk ve şu an için tek parça Atalara isimli parça.

Albüm şu an için yalnızca CD formatında basılmış. Kartonette şarkı sözlerinin yanı sıra, Bilge Kağan’ın kitabesinde yer alan metnin Göktürkçe yazılışı ve okunuşu ile günümüz Türkçesi’yle çevirisi yer alıyor. Albümü WormHoleDeath Records basmış. Albümün kapak ve logo tasarımı basçı Batur ile Erencan Çingir tarafından, albümdeki leziz çizimler ise Ömer Tunç tarafından yapılmış. Ellerine sağlık.

yasru04

yasru02

Alper’le birlikte, albümdeki favori parçamız Rüzgarın Yırları için kısa bir cover video yaptık. Bu yazıya özel olarak 15 dakika içerisinde hazırladığımız bu videoyu buradan başka yerde de yayımlamayız herhalde.

Velhasıl sevgili okur, Yaşru harika melodileri olan, Türkçe sözlü ve dinlemesi keyif veren gruplardan birisi, son dönemde de keşfettiğim en iyi grup. Umarız ki albümden ikinci video Rüzgarın Yırları’na çekilir. Bu yazı, Börübay albümü üzerine olduğu için diskografideki diğer iki albüm hakkında pek bilgi vermiyorum. Onları keşfetmeyi de sana bırakıyorum.

yasru03

Sabhankra – Live at Roxy Kaseti

roxy01Sabhankra, kaydetmeye ve üretmeye devam ediyor sevgili okur. Bir ay kadar önce şu yazımda, Sabhankra‘nın yayımladığı Roxy Konseri DVD’sinin, ayrıca kaset formatında da yayımlanacağını duyurmuştum. Bir takım kimseler de bana inanmamıştı. Kaset mi kaldı lan artık, diyen güruha inat, grup son çalışmasını kaset formatında yayımladı.

fb_img_1479750247074Sabhankra, diskografisinin ilk kasedi: Live at Roxy. Albüm, underground distrolarımızdan birinden, Kadıköy’den Dead Generation Records‘tan çıktı. Sınırlı sayıda (yalnızca 50 adet) ve kaset formatında yayımlanan bu albümden çıkar çıkmaz hemen iki adet sipariş verdim. Distronun sahibi Semih Şimşek tarafından, şimdiye kadar teslim aldığım en iyi paketin içerisinde geldi kasetler. Distro’da basıldıktan sonra muhtemelen Türkiye’de ilk alan kişi de ben oldum. Zira elimdeki kasetlerin baskı numaraları 3 ve 4.

Albümde beş parça yer alıyor. Bunlar :

1- We March (Seers Memoir, 2014)
2- The Hunt (Powercraft, 2006)
3- Buried In Dust (Revenge, 2016)
4- Our Kingdom Shall Rise (Aynı adlı EP, 2010)
5- The Moonlight (Swords Of The Night EP, 2011)

Kasetin kartonetin gerçekten çok şık ve kartonette yer alan fotoğraflar neden bu konserin albüm olarak yayımlanması gerektiğini özetler nitelikte. Kim çekmiş bu fotoğrafları? Levan Uzbay kardeşim çekmiş. Kartonet tasarımı ise bizzat Savaş Sungur tarafından yapılmış. Live albüm olmasına rağmen kartonette şarkı sözlerinin yer alması bir artı.

roxy03

Bu albüm, grubun eski davulcusu Mehmet‘in çaldığı son albüm olması, Sabhankra diskografisinin ise ilk kaset albümü olması bakımından çok önemli. Albüm halen Spotify üzerinden dinlenilebiliyor. Şunu unutmamakta fayda var sevgili okur. Underground piyasası hem gruplarıyla hem distrolarıyla hem de basınıyla güçlü olan bir ülkenin metal piyasası da çok güçlü oluyor. Müzik yapan gruplar bu sayede tutunabiliyor. O yüzden tüm bu oluşumlara maddi destek vermek çok önemli. Facebook’ta paylaşıp destek olma devri bitti artık. Albümün konser videosunu hala izlememiş olan varsa buyursun:

roxy02

Dissection – Reinkaos Plağım

rein01
Bu yazı, bu yıl içerisinde yazacağım son yazı olacak sevgili okur. Geleneksel hale gelmiş “Yılımın Özeti” yazısını saymıyorum elbette. 

Ankaralı metalci dostlarla buluşmamızı anlatmıştım şu yazıda. Bu yazıyı da, o gün tanıştığım ve yıllar sonra nihayet Dissection‘ın Reinkaos albümünü, elde edilebilecek en iyi formatta, Limited Picture Disk ve CD olarak edinmemi sağlayan kişiye ithaf ediyorum: Nehri‘ye, Türkiye’nin en büyük Dissection fanı ve ülkedeki muhtemelen en geniş Dissection koleksiyonuna  sahip olan kişiye.

Nehri’ye “Abi ben de Dissection’ı çok seviyorum” dediğimde suratıma baktı ve öylesine bir gülümsedi. Ben bu gülümseyişi biliyordum. Çünkü birileri de bana “Abi ben Sabhankra’yı çok seviyorum” dediğinde, aynen böyle gülüyordum.

Okumaya devam et

Asia Minor – Between Flesh and Divine Plağım

asia01
Bir yıldan daha uzun süre önce, Savaş Sungur bir link gönderdi: “Asia Minor’ın efsane albümü Between Flesh and Divine, yayımlandıktan tam 35 sene sonra plak olarak basılıyor.” Plağı basan firma, benim daha önceden alışveriş de yaptığım Rainbow 45 Records. Türk firması. Ancak yalan yok, ben o güne kadar Asia Minor isimli bir grubun adını dahi duymamıştım.

Önce grubu araştırdım, sonra da bahse konu albümü buldum. Dinlemeye başladıkça, yavaş yavaş albümün beni sardığını, sarmaladığını, ellerimi kavradığını, kafamda şimşekler çaktırdığını, tüylerimi diken diken ettiğini fark ettim. Albümde yer alan altı parçanın tamamının çok iyi olmasının yanı sıra, parçalara gizlenmiş melodiler, insanı isyan ettiren kıvraklıkta davul ritimleri ve hayran bırakan bir teknik, yan flütün doğa üstü uyumu, gitar ve klavyenin yerinde, kararında hakimiyeti, tüm bu ahengin 1980 yılında kaydedilmiş olması, üstelik grubun iki elemanının Türk asıllı olması, albüme beni bu denli yakınlaştıran etkenler oldu.

asia05

Asia Minor, Türkiye’den Fransa’ya okumaya giden ve oraya yerleşen iki Türk Setrak Bakırel ve Eril Tekeli ile Lionel Beltrami ve Robert Kempler isimli iki Fransız’dan oluşan bir progressive rock grubu. En azından bu albümün kaydedildiği zaman kadrosu bu şekildeymiş. Grup Fransa’da iki albüm kaydediyor. Kaydedildiği dönemde Türkiye’de yapılan işlerle kıyaslanamayacak kadar kaliteli bir albüm olan, bir başyapıt olan Between Flesh and Divine, grubun ne yazık ki son albümü oluyor. Asia Minor’ın tüm besteleri Setrak Bakırel ve Eril Tekeli’ye ait. Grubun beyni bu iki vatandaşımız. Parçaların düzenlemeleri ise grubun tamamı tarafından yapılmış. Grubu bu denli sevmeme neden olan yan flütler partisyonları Eril Tekeli’ye ait. Çok büyük müzisyen. Umarım bir gün canlı dinleme fırsatım da olur.

Yukarıda da bahsettiğim üzere albümde toplam 6 parça bulunuyor. Bu parçalardan dört tanesi altı dakikanın üzerinde hatta yedi dakika. İki parça ise üçer dakikalık parçalar. Parçaların girişinden çıkışına kadar her bir notada progressive yapının tipik özellikleri görülebiliyor. Önce parça listesi:

A1 Nightwind 6:23
A2 Northern Lights 7:45
A3 Boundless 3:00
B1 Dedicace 6:11
B2 Lost In A Dream Yell 7:42
B3 Dreadful Memories 3:00

Albümün açılış parçası Nightwind. Çok iyi bir bass riffi ile başlıyor albüm. Bass gitara sırasıyla gitar, klavye ve aksak davul ritimleri eşlik etmeye başlıyor. Birinci dakikanın sonunda ise gerçek melodileri duymaya başlıyoruz. Zira flüt partisyonları giriyor devreye. Aman allahım! Bu nasıl bir hüzün, bu nasıl bir lezzet! Parça boyunca piyano ve flüt melodileri tempoyu hiç yükseltmeden, az önce bahsettiğim o melankoliği artırıyor da arttırıyor. Parçanın ortalarında itibaren ise o aradığın progressive kısım başlıyor. Burada tekrar altını çizmem de fayda var. Böylesine harika bir davul soundu böylesine tertemiz bir kayıt, o dönemi düşününce çok zor geliyor kulağa. Dördüncü dakikanın sonunda albümün ilk incisi parlıyor. Albümün en vurucu yükselişlerinden biri, henüz daha ilk parçadan gösteriyor kendisini. Burası işte benim ellerimi bıraktığın yer. O yüzden ne zaman dinlesem tüylerim diken diken oluyor, ellerim titriyor. Bu albümü ben yapsam, bu kapanışı herhalde son parçaya koyardım.

asia04

Northern Lights, huzurlu bir klavye melodisiyle başlıyor. Hemen ardından flüt devreye girdiğinde bir kere daha anlıyorsunuz ki Asia Minor’ın alameti farikası bu yan flüt. Böylesi naif bir girizgahtan sonra ikinci dakikadan itibaren parça kopuyor. İşte albümün ikinci incisi! Aksak ve hatta bana göre yer yer doğaçlama olarak giden bir davul trafiği, ana melodiyle öylesine uyumlu ki sanıyorsun dört dörtlük ritimli parça. Bir de bu parçayı dinlerken hep davulcunun setup’ı geliyor aklıma. Bunu kaydederken kaç parça zil kullandı mesela? 7.47’lik süresiyle albümün en uzun parçası olan Northern Lights’da ilginçtir ilk dört buçuk dakika boyunca söz yok. Bu dakikadan itibaren sözler başlıyor. Setrak Bakırel’in albümdeki en iyi vokalleri bu parçada.

Boundless, albümde vokalin en erken başladığı parça. Neredeyse ilk notayla beraber giriyor Setrak Bakırel. Hüzün mü? Dibine kadar hem de. Çok acıklı. Hem sözler hem de vokaller. Bu parçada hiç flüt partisyonu yok. Bu dikkate değer bir detay bence. Albümdeki en vurucu lirikler de bu şarkıda ayrıca:

There is no universe without harmony,
And no illusion without dreaming,

Through your eyes I see a light,
Which shows me the way into your paradise…

Dedicace, diğer şarkıların aksine çok daha yüksek başlıyor. Progressive kurgunun fazlasıyla hissedildiği bir girizgahtan sonra albümün en coşkulu vokallerine başlıyor Setrak abi. Yan flütün en yoğun kullanıldığı parça olmasının yanı sıra gruptaki Türk etkisini de özellikle aralara serpiştirilen küçük melodilerden anlayabiliyoruz. Bana göre müzikte melodi herşeydir. İşte albüm bu açıdan tam bir hazine! İkinci dakikanın sonuna doğru başlayan vokalin kısa sürede şarkıyı zirveye çıkarması, özellikle “silent beauty soft as light, charming lady of all nights!” diye bağırdığı an albümün bir diğer incisi. Dedicace, beşinci dakikadan itibaren bitişiyle de göz dolduruyor ve grubun albümde belki de en doruğa çıktığı anları dinletiyor bize.

asia03

Lost In A Dream Yell, albümün sample’lı tek girişi. Gök gürültü ve yağmur sesiyle başlıyor. Üçüncü dakikaya doğru parça bitiyor sanıyoruz. Yağmur devam ediyor, biz aklımıza eski günleri getiriyoruz. Sonra yan flüt alıyor koparıyor bizi o ortamdan. Yavaş yavaş yükselen trampet vuruşlarıyla (army snare roll deniyor buna) hayata, gerçeklere, sonradan duyulanlara dönüyoruz. Vay be! Amma dönüş oldu. Devam ediyoruz, yan flüt abarttıkça abartıyor. Bu sefer hayal kurmaya başlıyoruz. Aklımızdan neler neler geçiyor. Sonra ne mi oluyor? Parça bitiyor. Öylece kalakalıyoruz. Ortada ve yalnız…

Dreadful Memories, süper bir outro, enstrümental. Süre olarak da çok ideal uzunlukta. “Albümde dinlediğiniz herşeyi unutun çocuklar, hayat devam ediyor” kafasında ve eğlenceli aslında. Grup muhtemelen konserlerde bu parçayı çalıp sırasıyla tüm elemanlarını takdim ediyordur. Tek bir noksan var: yan flüt yok. Outro’nun tamamı klavye üzerine kurgulanmış. Yoğunluk bu enstrümanda. Böyle böyle giderken birden tak diye kesiliveriyor parça. Plak bitiyor anlayacağın sevgili okur.

1980 yılında, iki Türkün Avrupa’nın göbeğinde böyle bir albüm kaydedebilmiş olması zaten büyük bir başarıyken bu albümün bugün bile hala türün severleri tarafından baş yapıt olarak addedilmesi çok ayrı bir başarı daha. Savaş Abi’ye birkaç defa teşekkür etmiştim bu grubu tanımamı sağladığı için. Bir kere daha ediyorum.

Şimdi son olarak plaktan da bahsedeyim ve yazıyı bitireyim. Plağı, kısa sürede çok önemli albümleri basarak bir anda Türk plakseverlerin gönlünü kazanan Rainbow 45 Records bastı. Plakseverler olarak zaten bu firmayı öncesinde de muhteşem arşivleri ve internetten yaptıkları kaliteli satışlarla biliyorduk. Albüm, kendisine yakışır şekilde gatefold yani açılır kapak olarak basılmış. Tek plak. İç baskı kusursuz. Şarkı sözleri ve kayda ilişkin tüm bilgiler eksiksiz olarak yer alıyor. Yetmiyor, bir de bu basıma özel olarak grup üyelerinin iyi dilek mesajlarını ve imzalarını içeriyor. Albüm toplamda 1000 adet basıldı ve elle numaralandırıldı. Mesela bendeki kopya 710 numaralı kopya. Albümün kapağı da en beğendiğim çizimler arasında yer alıyor. Hatta büyük boyutta bastırıp odama asmıştım bile. Grubu dinlemeye başladığımdan beri birkaç yazımın içerisinde bu kapağın anahtar olarak kullanıldığı şifreler koymuştum. Sizce kapağı çizen kim? Setrak Bakırel. Albüme can veren adam yetmemiş bir de yüzünü çizmiş.

asia02

Özetle sevgili okur, muhakkak dinlenilmesi, edinilmesi gereken bir albüm ve plak. 1000 adet basıldı. Üstelik 35 yıl sonra belki de son defa 1000 adet basıldı. Plak biriktiriyorsan, progressive rock müzik seviyorsan, istesen de ağlamayı beceremiyorsan bu albümü al. Benden sana tavsiye. Aşağıda grubun 2014 yılında Paris’te verdiği konserde çaldıkları Northern Lights’ın videosu var.

 

Sabhankra’dan Bir İlk Daha: Live At Roxy

fb_img_1479750247074

Şimdi ben buraya “bir ilk daha” diye yazınca bazıları soracak, ne bakımdan bir ilktir diye. Anlatayım sevgili okur. Şu anda Türkiye’de kariyeri boyunca kesintisiz olarak müzik yapan, aktif olarak sahne alan ve albüm yayımlayan metal grupları içerisinde Sabhankra, yayımladığı albüm sayısı, diskografisinde yer alan parça sayısı ve bu içeriği yayımlama periyodu olarak en aktif birkaç metal grubundan birisidir ve hatta bana göre en aktifidir.

Bir müzik grubu için, bir metal müzik grubu için üretmek önemlidir evet. Ama üretilen materyalin kaliteli olması daha da önemlidir. Metalci olunca, yayımlanan videolarda diğer türlerin aksine cep telefonu kamerasına razı olabiliyoruz örneğin. Ya da daha leş kayıtlara. İşte Sabhankra’mız, bu yeni çalışmasında, Türkiye’de ilk defa arkasında büyük bir firma olmadan, böylesine kaliteli bir konser videosu üretebilen metal grubu oldu.

Grubun 29 Ocak 2016’da İstanbul Roxy’de TYR grubuyla birlikte verdiği konserin videosu, grubun kendi prodüksiyonuyla çekildi. Yaklaşık bir yıl bekledik ama bir yılın sonunda ortaya kayıt kalitesi ve görüntü kalitesiyle parmak ısırtan, düşman çatlatan bir iş çıkmış oldu: Live at Roxy!

Sabhankra elbette işi videoyu montajlayıp Youtube‘a yüklemekle bırakmayacak. Çok yakında bu konseri kaset formatında yayımlayacaklar. Yayımladığı son iki albümün aksine, bu yeni live albümü yurt dışında bastırmayacak. Underground distrolarımızdan bir tanesi albümü kaset formatında basacak, paramız ülkemizde kalacak, Türk metal ekonomisi kazanacak 🙂 Ve bu albüm ilginç bir şekilde, Sabhankra’nın CD formatında yayımlanmayan ilk albümü olacak. Gerçi diğer bir yandan, kaset formatında da yayımlanacak ilk albümü olacak.

sabhankra

Albümün DVD olarak basılıp basılmayacağı kısa sürede belli olacak. Eğer DVD olarak basılmazsa MCA Productions & Distro olarak ben kendim “Fan Made” olarak basmayı düşünüyorum. Zira böylesi bir çalışmanın basılmaması ayıp olur.

Live at Roxy, toplamda beş parçadan oluşuyor. Aslında yedi parçadan oluşuyormuş ancak bir takım teknik problemlerden dolayı beş parça şeklinde montajlanmış. Ancak çok çok şanslı olanlar yayımlanmayan diğer iki parçayı dinleyebilmiş: Konsere gidenler ve montajı yapanlar. Kim bunlar? Video çekim işini yapan Raffi Etyemez, Deniz Köylü ve Garo Vram Babayan. Raffi ayrıca videoların nihai düzenlemesini de yapmış. Sesleri Ali SAK kaydetmiş, miks ve masteringini de kendisi yapmış. Helal olsun. İyi bir ses sistemiyle dinlediğinizde Mehmet’in vurduğu her kick sesini, gitarın her notasını mis gibi duyuyorsunuz. Kapak fotoğrafları da Levan Uzbay kardeşime ait, eklemezsem olmaz.

Mehmet demişken evet, bu materyal grubun eski davulcusu Mehmet Engin‘in gözüktüğü son video olma özelliği taşıyor. Yeni davulcu Rıdvan Başoğlu‘nu da umarım kısa sürede izleme ve dinleme şansımız olur. Toplam 25 dakika süren videoda yer alan parçaları ve hangi albümden olduklarını yazmamışım, hemen ekliyorum:

1- We March (Seers Memoir, 2014)
2- The Hunt (Powercraft, 2006)
3- Buried In Dust (Revenge, 2016)
4- Our Kingdom Shall Rise (Aynı adlı EP, 2010)
5- The Moonlight (Swords Of The Night EP, 2011)

Özetle, Sabhankra çok iyi bir iş yapmış sevgili okur. Metal müzik dinliyorsan, işini güzel yapan metal gruplarına saygı duyuyorsan ve aşktan sen artık sen değilsen: Live at Roxy’i izlemelisin.

Bu Sıralar In Flames’te Bir Şeyler Oluyor

in-flames-bandheader-940x300

Hayatımızda kime değer versek, kime aşık olsak giderek çıtayı düşürüyor sevgili okur. Yerlere göklere koyamadığımız, gönüllere sığdıramadığımız gruplar hep tırtlıyor, üzüyorlar bizi. Benim In Flames sevdam da işte bu şekil, giderek tırtlayan bir sevda.

Bir önceki albüm Siren Charms‘ı zorlaya zorlaya dinliyordum. Dead Eyes gibi parçalar vardı sonuçta hala. Ama eninde sonunda bize yine Whoracle yolları gözüküyordu. Tüm bu süreçte biricik davulcu Daniel’in ayrılması beni kedere boğmuştu. Ben bu haberi bloga 2015’in Kasım ayında girmişim. Aylarca yeni davulcunun kim olabileceğini düşündük durduk. Ama açıklanan bir isim olmadı. Bunun için biraz daha beklememiz gerekecekti.

Biz öyle başka deryalarda yüzerken, grup 2016’nın Ağustos ve Eylül aylarında iki yıldır biriktirdiğini püskürtmeye başladı kulaklarımıza: Youtube’da resmi In Flames kanalından, Nuclear Blast kanalından, ardı ardına yeni bildirimler yağmaya başladı. Yepyeni iki albüm müjdeleniyordu. O kadar fazla materyal yayımlandı ki bunları kronolojik olarak listeleyeceğim. Oturup tek tek youtube’dan yayım tarihlerine baktım. Öyle bir yerlerden kopyala yapıştır değil yani, kendi yazdım. Yayımlanan materyal ve Youtube linki şeklinde veriyorum: Okumaya devam et

Carnophage – Monument Plağım

carno01Kendime not, Savaş Sungur’un yaptığı yorumla bu yazıyı bitireceğim.

Carnophage, Ankara’da kurulmuş bir death metal grubu. Brutal vokalli ve fazlasıyla teknik bir altyapıda, ezberlenmesi zor parçalar icra eden, Türkiye’de tarzında öncü gruplardan birisi. 2008 yılında ilk albümleri Deformed Future // Genetic Nightmare’ı Unique Leader Records’tan çıkardıklarında yalnızca iki yıl önce kurulan bir grubun uluslararası dağıtım yapabilen bir müzik şirketinden albüm çıkarabilmesine (üstelik Türkiye’den çıkmalarına rağmen) ben dahil pek çok müziksever şaşırmıştı. Halen yetmişten fazla underground olan ve olmayan metal grubunun albümünü basıyor ve dağıtıyor olduklarını da ilave edeyim.

carno00

Aradan geçen sekiz yılda grup, yurt içinde ve dışında pek çok konser verdi. Grubun ilk albümünün Türkiye’de dağıtılan kopyaları bitti, tükendi, yerin dibine geçti. Bir tane bile bulamıyoruz! Bu sekiz yıllık aradan sonra, nihayet bu yıl içerisinde yepyeni bir albümün, yine aynı firmadan çıkacağı haberini aldık. Ağustos başında albümden ilk parça At the Backside of Our Civilization, Youtube’dan yayımlandı. Şayet parçayı Carnophage’ın yeni parçası diye dinlememiş olsam Nechrophagist’in yeni albümünden bir parça sanardım. Şok geçirdim! İlk albüme kıyasla daha sert, çok daha teknik ve özellikle davul ve vokallerde harikalar yaratılmış bir parçaydı bu. Biraz erken bir çıkarım yaparak bu parçanın, bir Türk gruba ait olarak dinlediğim, teknik death metal türündeki en iyi parçalardan biri olduğunu söyledim hemen eşe dosta (oysaki albümün tamamını dinleyince sıralama değişecekti).

Grubun davulcusu, yakın arkadaşım Onur’la irtibata geçtim ve albümün plak formatında da yayımlanacağını öğrenip ön sipariş için sipariş verdim. Yurtdışında basılacak materyalin Türkiye’ye gelmesi Eylül ayından sonra olacakmış çünkü.  Sınırlı sayıda geleceği için almamak gibi bir hataya düşmek istemedim.

Albüm Eylül ayında yayımlanır yayımlanmaz stream’e yüklendi. Albümü dinleyince Onur’u arayıp kutlamak istedim bir cumartesi gecesi saat 02.00’de. (Aramadım o saatte ama ayıp olur diye.) Albümü dinledikçe aklımda ilk oluşan Necrophagist hissi tamamen kayboldu. Zira Necrophagist parçalarında olan o melodik riffler, Carnophage’ın yeni albümünde yoktu. Gitaristleri tebrik etmek lazım. Bass gitar yalnızca birkaç parçada ufak partlar halinde kendini ön plana çıkarıyor. Hep ön planda olan ise çok ciddi anlamda takdir ettiğim ve hayran olduğum vokaller. Aslında, arka planda Onur harika işler çıkarıyor ve tüm albümü bizzat kendisi çalarak kaydediyor ama vokaller özellikle bazı yerlerde öylesine ustalaşıyor ki parçayı geriye sarma isteği uyanıyor.

carno05

Sparks Of The Experiment, melodiklikten biraz nasibini almış ve albümdeki favori parçam. Bu parçayı grup geçtiğimiz yıl single olarak da yayımlamış ancak ben o sıralar ne yapıyorsam, hiç fark etmemişim. Albümün parça listesi şu şekilde:

  1. Incandescent
  2. Second Genesis
  3. Resistance Against Mind Clouding Heresy
  4. Same Old Circle
  5. Unbroken Fortitude
  6. At the Backside of Our Civilization
  7. Ode to Corruption
  8. Sparks of the Experiment
  9. Inertia and Failure

Hafta başında büyük bir heyecanla, Onur’la buluştuk. İmzalı olarak getirmesini istediğim plağı imzalatmayı unutmuş. Üzüldüm ama Onur’un başına gelen talihsizliği öğrendikten sonra hak verdim kendisine. Aslında imzaların olmaması bana grubun bir sonraki Eskişehir konserinde bir süre muhabbet etme fırsatı verecek, bu açıdan da mutluyum yalan yok.

carno03carno04

Onur’un talihsizliğinden ayrı bir yazıyla bahsedeceğim. Biraz da albümün plak baskısını anlatayım da ne alacağınızı bilin. Albüm ne yazık ki gatefold yani açılır kapak değil. Ancak inner sleeve dediğimiz baskılı iç zarf yer alıyor. Şarkı sözleri ve albüme dair tüm detaylar burada yer alıyor. Bu çok büyük bir artı. Albümün baskısındaki tek hata, plağın her iki yüzünde de ayırıcı bir işaret bulunmaması. Yani o anda pikaba A yüzünü mü B yüzünü mü koyacağınızı bilemiyorsunuz. Bu ilk etapta sıkıntılı gibi görünse de plağın olası ikinci baskısında bu hata düzeltilirse bu ilk baskı plaklar daha değerli olacak. Yani hangi yüzün hangisi olduğunu yalnızca gerçek fanlar anlayabilecek 😉

carno02Albüme özel olarak basılan tişörtlerden de bahsetmezsem olmaz. Ülkemizde çoğu yerli grup albüm bile bastıramıyorken çok az grup merchandise sunabiliyor fanlarına. Bu sebepten dolayı gruplara albümlerini, tişörtlerini ve diğer sunabildikleri ürünlerini alarak destek olmak zorundayız. Bedavaya dinleyerek gelebileceğimiz noktada debelenip duruyoruz zira. Bir adım ilerisi ancak maddi destekle olabilir. Her neyse sosyal mesaj burada bitiyor.

Son olarak albüm kadrosundan bahsedeyim. İç zarfta grubun dört kişilik bir fotoğrafı yer alıyor. Bu kadro albümü kaydeden kadronun fotoğrafı. Kadro şu şekilde: Oral – Vokal, Mert – Gitar ve Bass, Serhat – Gitar ve Bass, Onur – Davul. Albüm kayıtları yaklaşık bir yıl önce bittikten sonra, grubun eski basçısı güzel insan Bengi de gruba geri dönmüş. Yani şu anda beş kişiler. Albüm Ankara’da Stüdyo Deep’te Ünsal Özata ve Ali Öztürk tarafından kaydedilmiş. Mix ve mastering işlerini ise Tsun Tsun Productions yapmış. Albüm kapağı Cihan Engin tarafından çizilmiş ve yüksek çözünürlükte çıktı alınıp duvara asılacak nitelikte. Yazıya son noktayı koyduktan sonra soruşturmaya başlıyorum anlayacağın.

a3548660550_10

Son olarak şunu da yazayım. Albümle ilgili yapılabilecek en etkili yorumu Savaş Sungur yapmıştı daha ilk gün: “Biz onlara çıtayı yükseltin dedik, onlar çıtayı da kırıp gözümüze soktular.” Göz demediğinden emin olabilirsin.

Carnophage – Sparks Of The Experiment From the 2016 album Monument on LP. #carnophage #monument #longplay #vinyl #metalmusic #technical #deathmetal

Mesut Proofhead Çiftçi (@proofhead) tarafından paylaşılan bir video (13 Eki 2016, 09:11 PDT)

 

carno99

Pentagram – MMXII Plağım

pent01Şu yazımda, bu yıl doğum günümde hediye edilen iki plaktan ilkini anlattım. Bu yazıda da Pentagram‘ın MMXII plağından bahsedeceğim.

Yıllar önce, Pentagram MMXII’yı çıkardığında epey heyecanlanmıştık. Sonuçta, çok uzun süredir beklediğimiz bir albümdü. Pentagram sevsin sevmesin herkes, muhakkak bu albüme bir kulak verecekti çünkü. Türkiye’nin ismi en çok duyulan metal müzik grubu olmanın herhalde en büyük avantajı da budur.

Albümle ilgili çok kapsamlı bir incelemeyi 2012 yılının Mayıs ayında yazmışım. Kendim yazdım diye demiyorum, daha kapsamlısını da bu zamana kadar okumadım. Bu albüm, ilk önce CD formatında yayımlandı. Daha sonra CD ve DVD formatında yayımlandı. Taa o zamandan beri istediğimiz bir şey vardı: Plak olarak da yayımlanması. Albümün plak formatında basıldığını ve dr.com.tr‘de satışa çıktığını gördüğüm gün sepete eklemiştim. Gel zaman git zaman, nedendir bilmiyorum, bir türlü satın almadım bu albümü. En az on tane daha başka albümle birlikte satın alınacaklar arasında bekleyip durdu.

pent05

İşte bu bekleme süresi Betül ve Şevkiye sayesinde bitti 🙂 Canım arkadaşlarım, blogun “Plaklarım” kısmına girip sahip olduklarıma bakmışlar. (Bakmışlardır kesin) Daha sonra Betül, albümün çıktığı sene olan 2012’de, birlikte laboratuvarda çalışırken dinlediğimiz şarkıları hatırlayıp bu albümü almalarını sağlamış.

pent02

Pentagram’ın Brezilya’da basılan korsan “Popçular Dışarı” albümünü saymazsak, bu plak Türkiye’de basılan ilk resmi Pentagram albümüdür. Dolayısıyla Türk Metal müzik tarihinde de önemli bir yeri vardır. Gatefold yani açılır kapak olarak basılması çok iyi olmuş. CD’nin kartonetinde yer alan tüm bilgiler, şarkı sözleri ve konsept fotoğrafların tamamı plak kartonetinde de yer alıyor.

pent03

Albümü alıp eve geldikten sonra Alper‘i de davet ettiğim bir akşam, Alper o ana kadar fark etmediğim çok önemli bir detayı fark etti: Plakta iki şarkı eksikti. Doğru ya! Albümde 3 tanesi Türkçe olmak üzere toplam 10 tane şarkı varken, plakta 1 tanesi Türkçe olan toplam 8 tane şarkı yer alıyordu. Pentagram, yayımladığı ilk resmi plağına Doğmadan Önce ve Uzakta isimli şarkılarını koymamıştı. Doğmadan Önce, albümdeki en iyi şarkılardan birisiydi bana göre. Koyamamaları çok büyük bir hata olmuş. Ayrıca bu durum, Alper için büyük hayal kırıklığı oldu.

pent04

Yazıyı, plağa koyulmayan güzelim şarkı Doğmadan Önce ile bitiyorum: