Category Archives: Melodik Mevzular

Müziği ve müzikle ilgili herşeyi içeren yazılar bu kategoridedir.

Pharrell Williams – G I R L Plağım

Bir süre önce blogdaki “PLAKLARIM” sayfasını güncellerken elimde olan ancak buraya yazmayı unuttuğum, aslında çok da eğlenceli bir plağı fark ettim: Pharrell WilliamsGIRL. 2014 yılında çıkan eğlenceli bir albüm bu.

Bu albümü aslında tüm Dünya, tamamen acapella (vokal koro) altyapısı, eğlenceli trafiği ve akılda kalan ritmi sayesinde ilk seferde dikkat çekmeyi başaran Happy isimli parçası sayesinde biliyoruz. Single olarak yayımlandığı 2013 yılında, motion picture olarak da yer aldığı Despicable Me 2 filmi sayesinde çok kısa sürede küresel bir hit haline geldi parça. Şu anda resmi viedosu Youtube’da bir milyar izlenmeyi geçen şarkılardan birisi. Aynı yıl “En İyi Özgün Şarkı” kategorisinde Oscar’a aday oldu ancak kazanamadı. 2015 yılında ise Grammy kazandı.

Bu şarkıya çekile klip Dünya’nın ilk 24 saatlik klibi olarak yayımlandı. Günün her saati için ayrı bir klip şeklinde yayımlandı. Şurada dört saatini görebilirsiniz.

Merve sağ olsun bu albümü bana doğum günü hediyesi olarak almıştı ve arşivimin en kıymetli plaklarından bir tanesi şu anda. Eh, bu şarkıdan başka bir şarkı da ilgimi çekmedi ne yalan söyleyeyim.

Plak ne yazık ki gatefold değil ancak güzel bir sleeve çıkıyor içerisinden. Bir de bandrolün jelatin üzerinde olması nedeniyle jelatini de saklamak zorunda kalıyorum. Albümün şarkı listesi şu şekilde:

No. Başlık Süre
1. Marilyn Monroe 05:51
2. Brand New 04:31
3. Hunter 04:00
4. Gush 03:54
5. Happy 03:53
6. Come Get It Bae 03:21
7. Gust of Wind 04:45
8. Lost Queen 07:56
9. Know Who You Are 03:56
10. It Girl 04:47

Sultan-ı Yegah Plağım

yegah00

Çok uzun süredir piyasadan bulmaya çalıştığım, ancak fahiş fiyatları nedeniyle bir türlü alamadığım bir plaktı bu. Çok uzun yıllardır ayıla bayıla dinlediğim, Türk müzik yegah04tarihinde gerçek anlamda bir kilometre taşı sayılan bu albüm, nihayet yeniden plak formatında basıldı, analog bant kayıtları kullanılarak titizlikle yapılan bir mastering çalışması ile Avrupa’nın en iyi fabrikasında üretildi. Bana göre 2020 yılının yerli müzik piyasası açısından en iyi haberlerinden birisi bu oldu. Ben de görür görmez, Hammer Müzik sayesinde ön siparişle aldım.

İlk olarak 1981 yılında Nur Yoldaş ve Ergüder Yoldaş ikilisinin tüm ülkede epey ses getiren ve albüme de ismini veren “Sultan-ı Yegah” isimli parçası sayesinde, albüm çıktığı dönemde epey satış yapıyor. Ergüder Yoldaş, Atilla İlhan‘ın dizeleri üzerine bestelediği bu eserle o güne kadar alışılagelen müzikal anlayışı epey bir değiştiriyor ya da bu yönde ilk adımı atıyor. Çok iyi bir pop, çok iyi bir alaturka ve çok iyi bir enstrüman parçası yaratıyorlar birlikte.

Şamdanları donanınca
Eski zaman sevdalarının
Başlar ay doğarken saltanatı
Sultanı yegahın, sultanı yegahın
Tende nemli, yumuşaklığı
Denizden gelen ahın
Gizemli kanatları
Ruhta ölüm karanlığının
Başlar ay doğarken saltanatı
Sultanı yegahın, sultanı yegahın

yegah03

LaLuna isimli firma tarafından dağıtımı yapılan albüm, muhteşem bir gatefold (açılır kapak) tasarıma sahip. Albüm sınırlı sayıda, 180 gram kırmızı renkli baskıya sahip. Bir de bu baskıya özel bir insert eklenmiş. Murat Menteş‘in albümle ilgili yazdığı uzun bir inceleme yer alıyor üzerinde.

yegah01

Yıllardır bu şarkıyı, plaktan dinleyebilmek istiyordum. Bu fırsatı bana ve diğer tüm müzikseverlere verdiği için Hammer Müzik’e teşekkür ederim. Tarz gözetmeksizin, plak koleksiyonu yapan herkesin arşivinde muhakkak olması gerektiğini düşündüğüm bir albüm bu.

yegah02

Yaza Merhaba: Dolunay, Kendi Fontum

Dün Mert Ekin bir aylık oldu. Doğum gününe denk gelmedi ama o güne denk geldi Dolunay. Parçalı tutulmayı iyi bir teleskoba sahip olanlar gözlemleyebildi ancak. Ben de birkaç fotoğrafını çektim. Stoklama ve biraz da Lightroom dokunuşlarıyla güzel görseller çıktı bu ay.

FINAL copy

IMG_6862_-2_1000px

Eskişehir – Bademlik Üzeri Dolunay
(135mm / f/4.5 / 1/15sn / ISO1600 / 10stacked / Lightroom & Photoshop / EOS550 / EF75-300)

Geride kalan dönemde müzik yapmaya hiç ara vermedik. Hayatımızdaki en değerli gruplardan olan Pentagram‘ın en sevdiğimiz iki şarkısını coverladık Alper‘le birlikte. Yetişmediği için Türker ve Cem‘le yapacağımız iki cover’ı daha ilerleyen günlerde yayımlarız.

This Too Will Pass ve Lions In A Cage, Pentagram’ın  şarkıları olmalarının yanında, kendi adıma benim hayattaki en sevdiğim şarkılar arasındadır kesinlikle. O yüzden bu cover işini yaparken büyük keyif aldım. Lions In A Cage’te de biz eşlik eden Serkan Yıldırım‘a kattığı şeyler için ne kadar teşekkür etsek azdır.

mcaelyazisi

www.calligraphr.com adresinden de siz de kendi fontlarınızı oluşturabilirsiniz. Kendi el yazımdan oluşan fontu, yakın zamanda yaptığım bir afişte de kullandım. Aldığım tepkiler çok iyi oldu. Kaligrafi üzerine biraz daha çalışıp bundan sonraki tasarımların çoğunda kendi ürettiğim fontları kullanabilirim.

afisfont

Bu ay hiç beklenmedik şekilde normale döndük ve çok hızlı başladık. İş yerinde bir yoğunluk var. Evde yoğunluk var. Diğer işlerimde biraz hareketlilik var. Bir sonraki Dolunay’a dek kendine dikkat et sevgili okur. Görüşmek dileğiyle.

Murat İlkan – Fanus (Hatalı Basılan Plak)

fanus_plakMerhaba sevgili okur. Geçtiğimiz günlerde, koleksiyonum için değerli bir plak daha eline geçti. Bu yazıda bahsedeceğim plak, sevgili Murat İlkan‘ın Fanus isimli ilk solo albümü için basılan, bende de imzalı olarak bulunan plağının mispress (hatalı basım) denilen “ilk baskısı“.

Erdem Abi‘nin Facebook grubunda konusu açılınca hemen talip oldum. Murat İlkan’ı çok severim çünkü. Hatta yeri gelmişken Pentagram, içerisinde Murat İlkan’ın da olduğu üç vokalistinin kayıt yaparken çekilmiş bir fotoğrafını yayınladı. Umarım eski şarkıların değil de, yepyeni bir parçanın düzenlemesi ve kaydı için uğraşıyorlardır.

vokalkayit

Gelelim bu özel plağın hikayesine… Dediğim gibi Murat İlkan, albümün yayımlanmasından bir süre sonra Eskişehir’e geldiğinde ben de hemen albümün plağını da alarak konserine koşmuş ve imzalatabilmiştim. Büyük bir mutluluktu bu. Ancak bu basılan plak, albümün ilk baskısı değildi. 2013 yılında çıkan albüme aslında 2014 yılında bir plak basılmıştı. Üstelik gatefold yani açılır kapak olarak basılmıştı. Fakat Sony firması, artık nasıl bir hata sonucu olduysa parçaların mastering yapılmamış ya da en azından plağa göre ayarlanmamış olan sürümlerini basmıştı. Böylece CD’den dinlenen albüm plaktan dinlenmeye başlayınca bazı yerlerde seviyelerin karıştığı, vokallerin absürd bir şekilde daha önde olduğu bir şey ortaya çıkmış. Durum böyle olunca ilk çıkan plağı imza gününde alan kişileri saymazsak, hatanın fark edilmesiyle piyasaya sürülen tüm plaklar toplatılmış. Çünkü birkaçı değil, hepsi hatalıymış.

miplak_04

Solda delik hatalı ilk baskı; sağda imzalı ikinci baskı

Benim de almış olduğum ikinci baskı ise 2016 yılında, ne yazık ki tek kapaklı (gatefold değil) ve detaylardan mahrum olarak basıldı. Ses kalitesi konusunda da hiçbir sıkıntı yoktu. Aradan geçen yıllarda koleksiyon değeri olduğu için de bu hatalı basılan ilk plakları alan az sayıda kişiden biri belki satar diye bekledim durdum.

miplak_02

İmzalı olan hatasız ikinci baskı, açık gatefold ise hatalı birinci baskı

Erdem Abi sayesinde, Sony tarafından piyasadan toplatılarak “delinen” plaklardan bir tanesini elde ettim nihayet. Plağı tek bir noktadan delmişler ancak ambalajını bile açmamışlardı. Ambalajı açıp şöyle bir hasar kontrol yapınca her iki yüzde de birinci parçanın ortasına gelecek şekilde plakların ve kartonetin delindiğini, ancak bu haliyle bile dinlenebilir olduğunu gördüm. Evet ses kalitesi kötüydü ancak yine de örneğin Yaramaz Çocuk parçasını atlama yapmadan dinleyebiliyordum.

miplak_01

Delik okla gösteriliyor

miplak_03

Soldaki ilk baskıda delik görülüyor, sağdaki ikinci baskı

miplak_05

Kalın ve beyaz renkli sırt ilk baskı. Gatefold olduğu için haliyle daha kalın

Böylesi özel ve nadir bir parçayı koleksiyonumla buluşturduğu için Erdem Abi’ye teşekkür ederim. Her plakla çektirdiğim klasik pozumu zaten yazının başında gördünüz. Yıllar sonra fark ettim ki bu plağı ilk aldığımda bu pozu çekmemişim. Eh, dört yıl sonra da olsa adet yerini bulsun istedim. Albümün en iyi parçasıyla yazı sona eriyor:

Vladimir Cosma ve Kemal Sunal

cosmaBöyle bir başlık attığım için kendime kızıyorum. Dünya’nın en meşhur film müziği bestecilerinden biri olan Vladimir Cosma bir yana, ülkenin en unutulmaz oyuncularından biri olan Kemal Sunal bir yana. Ancak bu iki üstadı buluşturan bir nokta var:  Natuk Bayhan‘ın kendine absürt üslubuyla çektiği, 1978 yapımı Avanak Apti filmi.

Vladimir Cosma, Dünya’ya pek çok ünlü müzisyen hediye etmiş Romanya’da doğmuş ve sonrasında Fransa’da yaşamaya başlamış ve halen hayatta olan bir müzisyendir. Romanya kökenli olmasının etkisi muhakkak olacak ki Dünya’nın yaşayan en önemli pan flüt sanatçısı Ghegorghe Zamfir ile pek çok müzikal ortaklığa imza atmışlar. Bunlardan şüphesiz en önemli ikisi 1972 yapımı Siyah Ayakkabılı Uzun Sarışın Adam (Le Grand Blond Avec Une Chaussure Noire) filmi için yaptığı Sirba ve 1974 yapımı Uzun Sarışın Adamın Geri Dönüşü (Le Retour du Grand Blond) filmi için yaptığı Nai Nai Nai. Hatta bu ikinci filmin soundtrack albümündeki Allo Samba da Cosma’nın en meşhur parçalarından biri oluverdi.

aptiBu üç parça, yaklaşık 4 yıl sonra çekilen Avanak Apti filminde ve daha pek çok Yeşilçam filminde sıkça kullanıldı. Yeşilçam’ın o dönemdeki uslanmaz soundtrack araklamaları sayesinde, Türk izleyiciler bu müthiş eserlerle tanışabildiler. Yeşilçam’da o yıllarda kısıtlı imkanlarla Avrupa’ya giden yapımcılar, dönüşte muhakkak Avrupa’da çıkan dönem filmlerinin soundtrack albümleriyle dönüyorlardı. Nasıl oluyordu bilmiyorum ama artık bir hukuki boşluktan herhalde, telif falan da soran eden olmuyordu. O dönemde çıkan meşhur bir filmin soundtrack albümünü dinlediğinizde, muhakkak birkaç yıl sonra çekilen bir Yeşilçam filminden kulağınıza tanıdık sesler, tanıdık melodiler geliyor 🙂

Vladimir Cosma’nın yolu Türkiye’ye sadece bu şekilde kesişmiyor. 1992’de vizyona giren ve Altın Portakal’da pek çok ödül alan Sarı Mercedes filminin müziklerini de Cosma yapıyor. Tabii filmin Türk-Fransız-Alman ortak yapımı olmasının şüphesiz bunda payı çok yüksek. O sene Altın Portakal’da kendisine bir de “En İyi Film Müziği” ödülü veriliyor. Yıllarca Fransız filmleri için yaptığı müziklerin kullanıldığı ülke, ona bir ödül vererek teşekkür etmeyi de biliyor yani 🙂 Halen daha “Avanak Apti” film müziği olarak aratılan müziklerin ardında bu büyük müzik insanı var işte.

Daft Punk – R.A.M. Plağım

dpram00

Bazı albümler vardır, dinlediğiniz hiç bir albüme benzemez, genel tarzınızın dışındadır. Bazen gizli gizli dinler, bazen de hiç umulmadık bir anda açıp etrafınızdakileri şaşırtırsınız. İşte Daft Punk‘ın Random Access Memories albümü, dinlerken sürekli olarak “Aaa sen ne alaka bu tarzla?” sorusunu bana sorduran bir albümdür.

dpram01İlk kez 2013 yılında, yanılmıyorsam Bilecik’te çalışmaya başladığım ilk aylarda duymuştum bu albümden çıkan ilk single olan Get Lucky‘i. İtiraf etmek gerekirse o güne kadar Daft Punk grubunun isminden başka hiçbir şeyini bilmiyordum. Get Lucky dinlenmeye, sevilmeye başlandıkça hemen her ortamda da sıkça duyulmaya başlandı. Albümün ismini çok sevmiştim. Random Access Memories: RAM. Bilgisayar jargonunda RAM isimli donanım, Rastgele Erişilebilir Bellek (Random Access Memory) olarak isimlendiriliyor. Grup küçük bir kelime oyunuyla aslında sonradan “Amerikan Müziğine Saygı Duruşu” olarak açıkladıkları albümlerini ismini “Rastgele Erişilebilir Hatıralar” olarak koymuş.

Albümü ufak ufak dinlemeye başladıkça, aslında en az Get Lucky kadar başarılı pek çok parça içerdiğini keşfettim. Özellikle Alper ve Caner sayesinde farkına vardığım “Giorgio by Moroder” isimli parça 9 dakikalık süresi içerisinde funk, elektronik, jazz, klasik ve rock müzik elementlerini bir biri ardına sunması bakımından bana göre albümün incisi denilebilecek parçadır.

dpram04

Albümde, Get Lucky ve Giorgio by Moroder’dan başka Instant Crush ve Lose Yourself to Dance gibi ciddi anlamda başarılı pek çok parça yer alıyor.

No. Başlık Süre
1. Give Life Back to Music 04:34
2. The Game of Love 05:21
3. Giorgio by Moroder 09:04
4. Within 03:48
5. Instant Crush (Julian Casablancas) 05:37
6. Lose Yourself to Dance (Pharrell Williams) 05:53
7. Touch (Paul Williams) 08:18
8. Get Lucky (Pharrell Williams) 06:08
9. Beyond 04:50
10. Motherboard 05:41
11. Fragments of Time (Todd Edwards) 04:39
12. Doin’ It Right (Panda Bear) 04:11
13. Contact 06:21

Random Access Memories, bana göre içerdiği zenginlik ve aradan geçen 7 yılda halen dinlenilen bir albüm olması nedeniyle modern müzik tarihinde apayrı bir yere sahip. Böyle albümlerin muhakkak arşive katılması gerektiğini düşünüyorum. Bu sebepten ve albümün analog esintilerinden dolayı R.A.M.’in plağını bulmayı kafaya koymuştum.

Elbette bu süreçte pek çok siteyi, mağazayı dolaştım ancak tamamında ürün tükenmişti. Ürünün tükenmesi bir yana, muhtemelen albümün yeni baskısı olmaması sebebiyle özellikle ikinci el satış yapan sitelerde plağın fiyatları uçmuş durumdaydı. Durumlar böyle olunca “Gelince Haber Ver” seçeneği sunan her yere haber bıraktım.

dpram03

Geçen gün spam klasörümü temizlerken şans eseri o beklediğim haberi gördüm: Bir sitede plak stoğa girmişti. Yeni mi basıldı, yoksa sürpriz bir şekilde stoktan mı çıkardılar bilmiyorum, plak satışta görünüyordu. Vakit kaybetmeden, saniyeler içerisinde siteye girdim ve aldım. İşlem tamamlandığında ben bile şaşırmıştım. İçinden bir ses sürekli olarak “Olmadı, bir hata var” diyordu. Birazdan telefon çalacak ya da bir mail alacaksın, “Yanlışlıkla stokta görünüyordu, kusura bakmayın aslında bu plaktan kalmadı” diyecekler diye korktum. Bu korkum, birkaç gün sonra kargocuyu görene kadar da devam etti. Neyse ki plağım sapasağlam bir şekilde elime ulaştı.

Telefondan, Youtube’dan falan dinlerken, “Ulan bu şarkıyı plaktan dinlemek ne acayip olur?” diye düşündüğüm Giorgio parçasını açtım hemen. Şimdi bu satırları da yine aynı şarkı Youtube’dan açıkken yazıyorum.

Albüm, en sevdiğim şekilde, çift plak ve gatefold olarak basılmış. İçerisinden sleeve boyutunda çok güzel bir de kitapçık çıkıyor. Diğer versiyonlarda nasıl bilmiyorum ama bendeki plakta iç kapaktaki synthesizer’ın ters olarak basılmış. Yani albümü açınca ters duran bir synth görüyorsunuz. Belki baskı hatasıdır, belki bilerek yapılmış bir şeydir, bilmiyorum.

dpram02

Güzel bir albüme plak formatında sahip olmanın verdiği keyif bambaşkadır. Umarım sen de bu keyfi zaman zaman yaşayabiliyorsundur sevgili okur. Mutlu ve sağlıklı günler 🙂

Şubat Dolunayı – Batının Güneşi

subatmoon20

08.02.2020 Eskişehir’de dolunay

Günlerdir kapalı, günlerdir tipiyle boğulmuş gündüzlerin; bulutların esiri olmuş akşamların ardından nihayet gösterdin yüzünü. Aslında güzel bir kış manzarası çekmek için çıkmıştım pencereme. Ancak hiç umudum yokken birden dağılıverdi bulutlar ve sen peyda oldun dünyama.

Artık bir gelenek haline geldi. Her ay yeni bir parça çalıyoruz. Belki ufak prodüksiyonlar ama başlangıcından bitişine epey bir emek istiyor. Parça seçimleri için belli bir kuralımız yok. Bazen çok popüler olan ve gerçekten kaliteli bulduğumuz şarkıları seçiyoruz. Bazen de yıllardır aklımızın bir kıyısında olan parçaları. Bu ay işte böyle bir parça seçtik. Ennio Morricone‘nin çoğu zaman filminin ötesine geçen harika bir eseri olan Wild Horde‘yi çaldık. Bu parça, My Name Is Nobody filminin soundtrack’leri arasında benim en çok sevdiğim parça. Her şeyiyle dört dörtlük bir western klasiği. Vahşi Batı’nın insanı yakan o güneşini hissettiriyor her dinlediğinizde.

Bu videoda, ritm gitarlar Yağızhan, elektrogitar solosu ise Alper tarafından çaldı. Flüt ve perküsyonu ise ben çaldım. Koro sesleri ise üçümüze ait. Video boyunca duyduğunuz tüm sesleri de yine Yağızhan kaydetti ve miksledi sağ olsun. Videonun kurgusunu ise ben yaptım. Kurgudaki birkaç hata bu yüzden zaten 🙂 Bu videoyla ilgili tek eksiklik belki de orijinalinde olan “ıslık” bölümünün olmayışıydı.

Bana seni hatırlatan o kadar çok ses var ki… Ne zaman Göksel çalsa mesela sen gelirsin aklıma. Ne zaman Mabel Matiz‘in ilk dönemini duysam aklıma astrolojik seyahatlerimiz gelir. Bazen de Melankoli çalar bir nostalji radyosunda ve hayatımın en garip döneminde yaptığım bir konuşmayı hatırlarım, canım geçer. Seni hatırlatan günler, aylar ve yıllar var. Tüm bunlar belki de bir ömür dolusu geliyor, tüm bir hayata değer. Notalar, kelimeler, renkler ve sayfalar dolusu sen varsın. Anlatabilmek için usulca doğmanı bekliyorum.

subatmoon21

Bu ay dolunayı erken bir saatte karşılayınca, etrafa şöyle bir göz gezdirmek için de zaman kaldı. Makinede takılı 75-300 mm objektifle epey bir çekim yaptım. Elbette böyle bir donanımla çalışmanın en büyük dezavantajı muhakkak bir tripoda ihtiyaç duyuyor olması. Bir de odak uzaklığı arttıkça –ki Ay çekimi için olabildiğinin en açığı– netlemeyle ilgili olarak gözünüze güvenmeniz gerekiyor zira otomatik netleme pek işe yaramıyor.

Bir sonraki buluşmamız artık baharda olacak. Kış bitiyor, bu ay nasıl geçer bilmiyorum. Belki de gerçek kışı bu ay bitene kadar yaşarız. Karanlığı, soğuğu, çaresizliği. Ancak elbette ilk cemre gönüllere düşecek ve baharın müjdecisi olacak.

Yılın İlk Dolunay’ı ve Altın Bir Gün

altinguncover

Çok zaman geçmeden kavuştuk yine. Yılın ilk dolunayında -giderek bir rutin haline gelen- güzel bir cover çalışması yaptık yine. Dinlediğim ilk günden beri düzenlemelerine hayran olduğum, benim için 2019’un en iyi keşiflerinden biri olan Altın Gün grubunun Kolbastı düzenlemesini çaldık. Parçanın orijinal melodisi Arif Sağ‘ın Şu Samsun’un Evleri parçasından, sözleri ise Barış Manço‘nun Dereboyu Kavaklar şarkısından alınmış. Biz sadece girişteki müthiş melodiyi çaldık.

Müzisyen arkadaşlarımızla olan birlikteliklerden keyif alıyoruz. Bu sefer ki konuğumuz da Cem oldu. Cem uzun yıllardır bağlama çalıyor. Hatta okuldayken birlikte sahneye bile çıkmışlığımız var. Pentagram‘ın Gündüz Gece’sini çalmıştık. Bu yeni çalışmayı da inanmayacaksın belki ama yarım saat içerisinde çalıp kaydettik. Yılın ilk haftasında, yılın ilk performansını kaydetmiş olduk. Alper‘le birlikte Cem’e çok teşekkür ederiz.

Facebook ve Instagram’dan paylaşınca sağ olsun eş dost, epey ilgi gösterdiler. Oturup düzenli olarak “Dolunay Coverları” isminde bir şeyler yapabilir miyiz diye düşünmeye başladık. Ancak bu işi böyle bir programa bindirmek de belki uzun vadede işin keyfini kaçırabilir. Neyse.

firstmoon

Dolunay gecesi şansıma gökte tek bir bulut bile yoktu. Doya doya fotoğraf çektim. Hem deneyerek, hem de benzer ekipmanla çekilmiş fotoğrafların öznitelik ayarlarını kullanarak denemeler yaptım. Parçalı ay tutulmasını ise ne yazık ki çok net gözlemleyemedim. Teleskopla ayın üzerinde oluşan değişimi görebiliyorsunuz ancak bu öyle çok net değil. Yani Gök Olayları Yıllığı‘nda parçalı ay tutulması olacağını yazmasa, gözlemlediğiniz şeyin bir ay tutulması olacağından çok da emin olamazsınız. Bu ay astronomik olarak epey hareketli olacak. 13 Ocak günü Ay, Dünya’ya en yakın konumda olacak. Dolayısıyla eğer bulutsuz bir gece olursa yine fotoğraf ve gözlem için müthiş bir fırsat yakalayacağız.

Blogun elini yüzünü toparlıyorum. Üst kısımdaki görseli çok uzun süredir değiştirmiyordum. Bu vesileyle çok sevdiğim bir fotoğrafı ekledim yukarıya. Yine 2020’de arka planı değiştirmek, bazı eski yazıları yeniden düzenlemek, silinen fotoğrafları eklemek gerekecek. Uzun ama keyifli bir süreç olacak. Şimdilik bu kadar sevgili dolunay. Şiir yok.

 

2019 Yılımın Özeti

Koskoca bir yıl geride kaldı. Olanlar bitenler ve yaşananlar hep hatıralarda kaldı. Blogun en geleneksel yazısı olan “2019 Yılımın Özeti” yazısına kavuştuk nihayet. Eh bu yazının yazılması elbette birazcık zaman alıyor. Haydi o zaman başlayalım.

2019 yılı, önceki yıla göre blogun yine aktif kaldığı bir yıl oldu. Bir önceki sene ulaştığı okuyucu ve tekil ziyaretçi sayısı -çok küçük bir farkla- neredeyse aynı. Bu yılın da en çok okunan yazısı tıpkı geçen sene olduğu gibi “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazı oldu. Daha sonra “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazı ve tam sekiz yıl önce yazdığım “Diski Kullanabilmeniz İçin Önce Biçimlendirmeniz Gerekiyor Hatası Çözümü” isimli yazılar giriyor sıralamaya. Bu sene Gillette tıraş bıçakları için yeni bir yazı daha yazmayı düşünüyorum. Böylece eski yazıyı da güncellemiş olacağım. 2019 yılında yazdığım ve en çok okunan yazım ise Şef Musa Göçmen‘in muhteşem bir gece yaşattığı “Senforock Eskişehir – Şef Musa Göçmen” isimli yazım oldu. Özellikle Musa Hoca’nın da takdirini aldığım için çok mutlu olmuştum. Bloga ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Çin ve Almanya’dan gelmiş. Blogun en çok tıklanan görseli müthiş alerji ilacım Levmont’un kutusu, Keşan’daki acemi birliğimin fotoğrafı ve Legolas’ın posteri olmuş. Bloga Google’dan sonra en çok ziyaretçiyi sırasıyla Facebook, Twitter, LinkedIn ve Instagram göndermiş.

Geride bıraktığımız yıl içerisinde bloga toplamda 68 tane yazı yazmışım. Bu sayı bir önceki yıla göre daha fazla. Yazılar belki ay ortalaması olarak az olabilir ancak önceki senelere göre içerikler kesinlikle daha dolu ve zengin. Yazılar biraz daha uzun ancak bir konu üzerine en kapsamlı olacak şekilde yazdım. Şimdi ay ay neler yaptığıma bakalım.

Ocak 2019:

ezgif-5-1424cc83d984

Hayatımda yaptığım en güzel .gif

senforock-2019115172424Bu ay toplam 4 yazı yazmışım. Bunlardan ilk bir önceki yılın özet yazısı olmuş. Onu geçiyorum. Bu ayın en önemli olayı doktora yeterlik sınavını vermem oldu. Yıla müthiş bir başlangıç oldu. Gerçi sizi bilmem ama benim için nedense yıllardır Ocak ayı hep Aralık ayının gölgesinde kalır. Yıl sanki Şubat’la başlıyor gibi gelir.

senforock04

Şubat 2019:

labklar02Tam 7 yazı yazarak güzel ve verimli bir ay geçirmişim. Siyatik ağrılarıyla tanıştığım (ve halen de zaman zaman yaşadığım) bir aydı. Kışın ardından bahar çok güzel geldi.

dreamiskaset

Mart 2019:

Okumaya devam et

Yıl Biterken Headbang 5!

hb501Headbang, ülkede yayımlanan metal müzik içerikli tek süreli yayın olması ve öve öve bitiremediğimiz kitap (bookazine) formatıyla, her sayısıyla burada olmayı hak ediyor. Beşinci sayısı da arayı çok açmadan raflarda yerini aldı birkaç ay önce. Yazmak ancak yılın son gününe denk geldi. Hiç yazmamaktan iyidir.

Tıpkı bir önceki sayı gibi bu sayı da 216 dopdolu sayfadan oluşuyor. Kapakta, kısa süre önce kariyerini sonlandıran Slayer‘ın yaşayan efsane vokali Tom Araya yer alıyor. Tüm Headbangler içerisinde bu beşinci sayı, okuma süresi en uzun süren oldu benim için. Okurken ufak notlar aldım buraya yazabilmek için.

hb504

Bu sayıda en çok dikkatimi çeken konular, Athena‘nın O Ses Türkiye‘den de bahseden röportajı, Trashfire grubunun Into The Armageddon albümü, Youtube gitaristleri dosyası (pek çoğunu en az bir kere dinlemişim), Metal müziğin 1986 yılı, Türkçe olarak yazılmış en kapsamlı Slayer kritiği (albüm albüm yazdıkları için grubun geldiği noktayı çok iyi görebiliyorsunuz), geriye dönüp diğer sayıları incelemedim ancak büyük ihtimalle bir albüm için yazılmış en uzun röportaj ve yorumlar (Nekropsi – Mi Kubbesi – toplamda 11 sayfa röportaj ve 10 sayfa yorum) oldu.

 

hb505Farkında bile değilmişim ama 1986 yılı Dünya’da metal müzik için akıl almaz bir yıl olmuş. O yıl yayımlanan albümlerden benim de dinlediğim bazıları: Metallica – Master Of Puppets, Slayer – Reign In Blood, Iron Maiden – Somewhere In Time, Megadeth – Peace Sells… But Who’s Buying?, Europe – Final Countdown, Malmstein – Trilogy (ki bu sonuncu ilk plaklarımdan biridir). Ve o yıl Cliff Burton hayatını kaybediyor. Ne yılmış ama…

Slayer yazısında şöyle bir kısım birkaç defa tekrarlanınca ilgimi çekti: Haunting the Chapel albümü yorumunda grubun ilk defa “çift gros” kullandığından bahsedilmiş. Çift gros? Bir de o dönem Avrupa’da yapılan tüm önemli metal müzik festivallerinden kritikler yer alıyor. In Flames‘in çıktığı her konserde vasat ve altında bir performans sergilemesine ne bileyim içten içe sevindim galiba. Hani sizi terk eden sevgilinizin ayağı taşa takılınca ya da kendine çizdiği yeni yolda sıçıp sıvadığını görünce bir sevinirsiniz ya, In Flames de artık benim için öyle oldu galiba.

hb506

 

Aralarda bir yerde yine ilginç bir bilgi dikkatimi çekti: Flotsam and Jetsam‘in Doomsday For The Deceiver çalışmasına Kerrang! dergisi çok nadiren yaptığı üzere 5 üzerinden 6 veriyor. Öyle sağlam bir çalışmaymış.

hb507Derginin ilk sayfalarında özellikle siyah üzerine beyaz yazılmış sayfalarda çok bariz bir flu baskı hatası var. Tıpkı önceki sayılar gibi bu sayının da son sayfaları, önceki sayıların kapaklarına ayrılmış. Bunlar çerçevelik, çok kaliteli baskılar. Bir de derginin son sayfalarında ülkedeki konserlerin bir takvimi yer alıyor. Ekim ayında yayımlanan bu beşinci sayıdan sonra, altıncı sayı kim bilir ne zaman yayımlanacak. Ancak yayımlandığı zaman yine bu sayfalarda kendine yer bulacak.

2020’de müzik dolu günlerde görüşürüz.