Category Archives: Melodik Mevzular

Müziği ve müzikle ilgili herşeyi içeren yazılar bu kategoridedir.

Deftones – White Pony Plağım!

deft000deft003Geciken yazıları yazmaya başlıyoruz yine sevgili okur. Şubat ayında İstanbul‘a gitmiştik hatırlarsan. Uzun süredir almak istediğim ve o gün nihayet alabildiğim bir albüm, bir başucu albümü, Deftones‘un efsane albümü White Pony hakkında olacak bu yazı.

Dünya’da 2000’li yıllarda yükselmeye başlayan numetal ve alternatif rock türlerinin ders kitabı sayılabilecek albüm, tam da bu yılların en başında, 2000 yılında yayımlandı. Bu yönüyle, yolu açan albümlerden birisi demek hiç de yanlış olmayacaktır. White Pony, grubun ilk iki albümünde ortaya koyduğu tarzı iyice benimseyen, sözleri ve özellikle Okumaya devam et

Reklamlar

Bloodbath – Unblessing The Purity 10″

blood000

blood001Plak arşivimin ilk 10″ (inç) plağıyla tanışmaya hazır ol sevgili okur. Karşında BloodbathUnblessing The Purity! Dört parçadan ve aslında dört hit parçadan oluşan bir maksi single. Plağın her bir yüzeyinde ikişer parça kayıt edilmiş.

Superband” olarak adlandırılan Bloodbath grubunun, 2008 yılında çıkardığı ikinci single albümü olmakla birlikte grubun dördüncü yayımlanan çalışması da olan Unblessing The Purity’nin en önemli özelliği, grubun sürekli değişen kadrosunda, bana göre en efsane vokalisti olan Mikael Åkerfeldt (Opeth) ile yayımlanan ilk albüm olması. Uzun ve karışık bir cümle oldu farkındayım. İzah edeyim. Bilmeyenler için Bloodbath, grup üyelerinin tamamının başka ve çok daha popüler projelerde yer aldığı bir keyif projesi. Bu tüp gruplara superband deniyor. Grubun birkaç üyesi hariç diğer tüm üyeleri albümden albüme ya da zamanla değişiyor. Örneğin Bloodbath bugüne kadar toplam üç vokalist, dört gitarist ve iki farklı davulcuyla çalışmış. Grubun değişmeyen üyeleri ise Katatonia grubundan Anders “Blakkheim” Nyström ile Jonas Renkse. İlginçtir Jonas, Katatonia’da vokalde ilahlaşmışken, Bloodbath kadrosunda bass gitar çalıyor.

Her neyse, gelelim Unblessing The Purity’e… Okumaya devam et

Sabhankra – From The Frozen Mountains (2018)

Artık şunu herkes biliyor sevgili okur: Söz konusu Sabhankra ise, Proofhead My Resort bu grup hakkındaki en kapsamlı bilgiyi bulabileceğin yegane ortamdır. İşte yine Sabhankra’nın yeni albümü “From The Frozen Mountains” hakkında yazılmış en kapsamlı incelemeyle karşındayım. Şimdi şu aşağıdaki videodan, albümü dinlemeye ve yazıyı yavaş yavaş okumaya başla.

20626564_10210396217567187_7655190690518992723_oTürkiye’nin şüphesiz en üretken ve diskografisinde en çok şarkıyı barındıran gruplarından biri olan Sabhankra, bu yıl da yepyeni bir albümle bizlerin şu küçücük dünyalarını aydınlattı. Ben bu tamlamayı (Türkiye’nin en üretken ve diskografisi en kalabalık metal gruplarından bir tanesi) geçen yıl yazdığımda herifin biri yorum olarak bana “sen daha lastik don giyerken bilmem kim grubu albüm yayımlamıştı” yazmıştı. Mail adresini falan çok araştırdım da bulamadım kim olduğunu. Benim demek istediğimi anlamamak bir yana, ortaya sürdüğüm gerçek, nedense onu çok üzmüştü.

Durum ortada. Her sene yeni parçalar üreten, albüm yapan, konser veren bir metal grubu var: Sabhankra. Henüz bu yılın başında yepyeni albümlerini yayımladılar ve -bazılarının iddiasının aksine- pek çok dinleyici/yorumcu tarafından çok başarılı bulundular. PasifAgresif, albümü Sabhankra’nın her açıdan en iyi albümü olarak değerlendirdi. Dost sitelerimizden olan ZeroSixExtreme ise albümü “en hızlı, en sert ve en vurucu Sabhankra albümü” olarak nitelendirdi. 

Albüm, 2017’nin son aylarında duyuruldu. Önce albümün kapağı, hemen ardından da albüme adını veren parça “From The Frozen Mountains” yayımlandı. Bu dönem hayatımın karmakarışık dönemlerinden bir tanesine denk geldiği için şarkıya epey tutundum. Heyecanla albümün gelmesini bekledim. Bundan önceki iki albümde Rusya’yla çalışan Sabhankra, bu albümde de rotayı Rusya’ya çevirmişti. Dolayısıyla ipler Rusların elindeydi. Albümün gelmesini bekliyorduk. Bu esnada albümü basan firma Metalism Records albümü Youtube’a yüklemişti. Hatta pek çok sitede kritikler bile yayımlanmaya başlamıştı. Geç oldu ama nihayet geçen hafta CD olarak elime geçti yeni albüm. Elbette Yurtiçi Kargo, kalitesini göstermiş ve sipariş ettiğim iki CD’nin de kutuları paramparça olmuş, kartonetleri delinmiş halde elime ulaşmıştı. Ama olsun, en azından CD’lere bir zarar gelmemişti ve şükretmem gerekiyordu.

frozen001

Evet, albümde 6 parça yer alıyor. Aslında parça sayısı olarak bakıldığında EP olarak değerlendirilebilir. Ancak çalma süresi yaklaşık 41 dakika olan bir EP olamayacağı için, Sabhankra diskografisinin 4. full-lenght albümü oluyor. Albümün açılış parçası “Crushed Under The Fists Of The New Reign“. Parçanın en başında scream bir giriş olduğu için anlıyoruz ki “bu sert bir Sabhankra şarkısı” olacak. (Albüm bu açıdan ikiye ayrılıyor. Üç parça çok sert ve agresifken, üç parça ise daha hüzünlü ve vurucu.) Albümün süre olarak en kısa parçası. Ben özellikle vokal altı melodisini çok beğeniyorum ve parçadan aklımda kalan melodi de bu oluyor. Davulun trafiği bir dakika olsun yavaşlamıyor, blastlar ve peşine seri ataklar ve twinlerin üzerine kurulmuş bir yapıyı dinliyoruz. Grubun davulcusu Rıdvan Başoğlu, teknik olarak bunun da üzerinde bir davulcu olduğu için konserlerde epey olay çıkacağa benziyor bu parçada.

Bir sonraki parça da yine screamle başlama geleneğini bozmuyor: They Are Everywhere. “Kim onlar?” diye sordum defalarca Savaş Sungur‘a. Cevap vermedi. İşte cevabı şarkının sözlerinde:

This nightmare I had found myself in – Kendimi içerisinde bulduğum bu kabus,
Won’t let me be myself again – Yeninden “ben” olmama izin vermeyecek,
It pings inside my head – Kafamın içerisinde dönüp duruyor,
How to get rid of my visions? – Bu rüyalardan (sanrılardan) nasıl kurtulurum?
They are everywhere! – Her yerdeler!

Yazmış, helal olsun. Parça böyle böyle giderken üçüncü dakikadan itibaren bir klavye melodisi giriyor ki off off. Anlatamam sevgili okur. Klavyecisi olmayan, konserlerde alt yapı kullanan bir grup için fazlasıyla cesur, cesaret isteyen ve parçayı sırtlayan bir melodi bu. İşte Sabhankra, bu sebepten çok kaliteli bir grup. İşte Sabhankra bu sebepten Türkiye’nin en iyi metal gruplarından bir tanesi. Melodiyle birlikte başlayan davul atakları da en az melodinin kendisi kadar yükseğe taşıyor parçayı. Parça boyunca aynı frekansta ve seste devam eden tek bir nota var. Bir dokunuş. Parça bitiyor ve hala kulaklarımızdan kaybolmuyor. Yıllar önce To Die For A Lie’da bir benzeri vardı. İşte bu ses, şarkıda anlatılan ve “kafamızın içerisinde sürekli dönen” o ses!

Üçüncü parça: My Thirst For Blood. Klavyenin olabildiğine sakin tonuna karşılık oldukça yırtıcı bir vokal eşlik ediyor parçaya. Savaşmak ve öldürmek için yol alan askerlerin havadaki korkuyu hissetmeleri ancak bu şekilde anlatılabilir. Fazlaca bir aksiyona girmeden, bu formülle bitiyor parça. Bu açıdan bakıldığında albümün en zayıf parçası diyebilirim.

Vee hemen ardından albümün açık ara en iyi parçası, en unutulmaz melodisi başlıyor: It Burns! Aman yarabbim! Ne kadar çok özlemişiz Sabhankra’nın gitar melodilerini. Ne kadar çok özlemişiz Powercraft‘takine benzer, ilk saniyede beyne işleyen o melodileri. It Burns, özellikle gitarlardaki muazzam numaralarıyla ön plana çıkıyor. Çok az kişinin bildiği bir detayı hemen aktarayım. Bu şarkı, The Game Of Thrones‘un (içimin yağlarını da eriten sahnelerinden biri olan) 7. sezonundaki o meşhur ejderhayla savaş sahnesini, Daenerys Targaryen‘in ejderhasıyla Lannister ordusunu kavurduğu o sahneyi anlatıyor. Albümün kapağındaki ejderhayı hatırladınız değil mi? Beşinci dakikadan itibaren ejderhanın alevi kavuruyor, yakıp yıkıyor ortalığı. “Köleler yok, efendiler yok, zincirleri sonsuza dek parçalarım, yeni bir düzen geliyor ve ben bunu koruyacağım!” Şarkının son kısmının özellikle savaş alanındaki seslerle birlikte mikslenmiş olması, parçayı benim gözümde bir başyapıt seviyesine taşıdı. Bu parçada emeği olan herkesi özellikle tebrik etmek gerekiyor. Şimdi o sahneyi hatırlayabilirsiniz…

Evet, Sabhankra diskografisinin ilk featuring şarkısı var beşinci sırada: The Last To Stand. Klavyenin yine “naifliğiyle” bizi bizden aldığı, vokalin Yaşru grubundan Berk Öner tarafından yapıldığı albümün en slow parçası. Ayakta kalan son adamın öyküsü. Brutal vokalin altında eğer “Berk Öner” ismi yazmasa, pekala bu sesi Savaş Sungur’a benzetebilirsiniz. Yaşru ve Sabhankra birbirlerine çok yakın dost olan gruplar ve daha önce de sahnelerini paylaşmışlıkları vardır. Altıncı dakikanın sonlarına doğru parça bitiyor, sonrasında duyduklarımız ise yutkunduktan sonra aklımıza gelen her şey. Pişmanlıklar, eskimiş mutluluklar, keşkeler ve birazcık da öfke. Ahh.

frozen002

Albümün kapanış parçası albüme adını veren “From The Frozen Mountains”. Bana göre albümün ikinci en iyi parçası. Olabildiğine sert ve soğuk. İskandinav stilinin çok başarılı bir uyarlaması. Özellikle nakarat üstü giren ve parçayı o donmuş dağların zirvelerine taşıyan klavyeler ilk duyduğum günden beri M-Audio midi klavyemde çalmaya çalıştığım kısımlar oldu. Vokalin scream ve hızlı üslubu, grubun özellikle Powercraft albümünden sonra çıkardığı 2010 dönemindeki parçalarındakinin aynısı. Üçüncü dakikadan itibaren parçanın akışı değişmeye başlıyor ve burada çok yerinde bir soloyla bunu yapıyorlar. Gitaristlerin hangisi hangi kısmı çalıyor o anda bilemiyorum ancak burada ilk defa parçayı gitaristler sırtlanıyor. Ancak tekrar yazıyorum, albümde ne zaman parça, yükselse bunun altından klavye ve davulun işbirliği çıkıyor. Parçanın son kısmı, muhtemelen son parça olması ve kapanışın etkisini çok daha iyi verebilmek için karın içerisinde yürüyerek uzaklaşan kahramanımızın ayak sesleriyle bitiyor. Arka planda ise bize Our Kingdom Shall Rise’dan hatırladığımız o meşhur “snare roll” partisyonu eşlik ediyor. Diyorum ya, çok özlemişiz.

Albümün kapağı son iki albümün kapaklarını çizen Martha Sokolowska‘dan farklı olarak bu sefer Jereme Peabody tarafından çizilmiş. Donmuş karlı tepelerden süzülerek inen kızıl bir ejderha. Sade, beyazın ve grinin hakim olduğu ancak ejderhanın bir anda tüm dikkati kendi üzerinde topladığı çok başarılı bir görsel olmuş. Bunun plağı ne biçim olurdu be…

Albümün mix ve mastering işlemleri Ali Sak tarafından gerçekleştirilmiş. Bundan önceki albümlerin tamamında Barbaros Ali Kaynak imzası vardı. Ali Sak da en az onun kadar başarılı bir iş çıkarmış. Keşke basslar birazcık daha belirgin olsaydı diyebilirim belki. Emeğine sağlık. Kartonette yer alan grup fotolarını Levan Uzbay gardaşım çekmiş. Eline sağlık onun da. Bir fan olarak en mutlu olduğum an da tabii ki teşekkür listesinde kendi adımı gördüğüm an oldu 🙂

frozen003

Geçen seneki konser albümlerini saymazsak, davulcu Rıdvan Başoğlu’nun Sabhankra’daki ilk albümü bu. Sevgili misterimiz Süha Kozbey (gitar) ve muhteşem dostumuz Gürkan Yücel (bass),  grubun diğer emektarları. Vokal ve gitarda ise olmazsa olmaz, “Yeterince metal mi?” sorusunu dillere pelesenk eden Savaş Sungur yer alıyor.

Yukarıda da bahsettiğim üzere, Albüm Rusya’da Metalism Records tarafından basıldı. Diğer iki albümü basan firma Haarbn Productions tarafından da dağıtımı yapılıyor. Türkiye’de Hammer Müzik ve bizzat grup tarafından satışı yapılıyor.

Bu yıl maceramız donmuş dağlarda, buzul tepelerinde geçiyor. Sabhankra üretmeye devam ediyor. Beğenenler destek oluyor, albüm satın alıyor, konserlere geliyor, merchandise alıyor, başkalarını dinlemek için teşvik ediyorlar. Türkiye’de metal müziğin ihtiyacı olan şeyi yapıyorlar yani. Öpüyorum.

 

Yeni Yıl Seninle Başladı!

Seneler sürer her günüm, 
Yalnız gitmekten yorgunum, 
Zannetme sana dargınım, 
Ben gene sana vurgunum…

Sabahattin Ali yazmış. Ali Kocatepe bestelemiş. En sevdiğim şiirlerden bir tanesidir. Yeniden başlamayı, ayaklarının ucunda kıvrılmaya ne kadar da isterdim. Olmadı, bizi bıraktın yine. Ve yeni yıl seninle başladı. Dünya başımıza yıkılmışken bile gözlerim seni aradı durdu. Ah Dolunayım!

ocakdolu02

ocakdolu03

ocakdolu01Her yılın ilk yazısı Özet yazısı olduğundan dolunay yazım birazcık gecikti. Aksi gibi yılın ilk iki gecesinde gökyüzünde nasıl devasa bir dolunay vardı anlatamam. Türker, odasının camından fark edince aklına ben gelmişim. “Abi senin şu bitmeyen öykülerinin hali ne olacak?” diye sordu. Güldüm.

Zannetme unuttum adını, zannetme unuttum ışığını, zannetme kör oldum. Ben hep oradayım. En gizli mabedinde. Her an fırlayıp odana girebilecek, merdivenlerde sürünen bir gölge, park yerine vuracak bir beyaz ışık. Ama her zaman orada, oralarda olacağım. Çünkü biliyorum, benim göğümde ve göğsümde tek ilah sensin.

Çok sonraları fark ettim. Şu film, özellikle şu görsellerdeki sahneleriyle Ahu Tuğba‘nın oynayıp oynayabileceği en muhteşem, en iç titreten filmmiş. Şaşkınım ve üzgünüm. O yerden kalkan bakışları nasıl da daha önce fark edemedim!

Madem böyle başladı, böyle bitsin.

2017 Yılımın Özeti

owl-illustration.jpgDaha başlarken katliama sahne olan, yıl boyunca göz yaşının, ölümlerin, vedaların eksik olmadığı, bir önceki yıldan hiç de arta kalmayan, toplumun artık geri dönülemez şekilde ayarlarının bozulduğu, müzikten başka hiçbir şeyin tat vermediği bir yılı, 2017’yi de geride bıraktık sevgili okur. Bu yıl çok fazla sağlık sorunu ve hastane problemleriyle uğraştım. Yıldım. Ama nihayet bitti ve blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldin. Uzun bir yazı olacak ama keyifli bir yazı olması için de elimden geleni yapacağımdan şüphen olmasın.

31 Aralık tarihleri yılın son günü olmasının yanında benim için meslek hayatımın başlangıcının yıl dönümüdür. Bu yıl mesleğimde beşinci yılımı doldurdum. Şüphesiz yılın en önemli olaylarından birisi, uzun süredir beklediğim bir şey gerçekleşti ve Eskişehir’e tayin oldum. Kadere bak ki sevgili okur, Eskişehir’de de tıpkı Bilecik gibi, yılın son iş gününde, 29 Aralık tarihinde iş başı yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle böyle oldu. Zaten bu sağlık sorunları da yılın son iki ayında bize bir türlü huzur vermedi. O açıdan 2017 bir an önce bitmesini istediğimiz bir yıla dönüştü.

Bu yıl, blogta reytingler önceki yıla göre ciddi bir artış gösterdi. Özellikle yeni okurlara teşekkür ederim. Eski okurun ise gönlümde tahtı altındandır! Ancak yazıların en çok geciktiği yıl galiba bu yıldı. Olaylar olup bittikten sonra yazma fırsatı bulabildim çoğunlukla. Bunun bir sebebi malum, yıl boyunca Bilecik’e yaptığım git gel durumu idi. Diğer sebebi de bu yıl kayıt olduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü ile halen devam eden Doktora derslerimdi. Olsun lan, okumak güzel şey.

Evet, haydi bakalım bu yıl blogta neler oldu neler bitti. Aylara göre önemli olaylar nelerdi? Okumaya devam et

Delinin Yıldızı & Benim Dolunayım

ekimdolunayİşte yine bir gökyüzü şenliği! Kaldır başını ve göğe bak. Bu ayın dolunayında kendimize ve içimizde sönmeyen şu öfkemize yepyeni bir marş buldum. Kulağıma her çarptığında saçların yüzüme vurmuş gibi hissediyorum. 

vega-delinin-yildizi-ile-geri-donuyor-10014839_1788_oEvet sevgili okur, muhtemelen geçen ayın en önemli müzik gündemlerinden bir tanesi de Vega‘nın yepyeni albümü “Delinin Yıldızı“, tam 12 yıl sonra yayımlandı. En son 2005’te yayımladıkları başyapıt “Hafif Müzik“ten sonra, 2000’lerde rock yapan pek çok grup gibi sessizliğe bürünmüştü. Biz aradan geçen 12 yıla rağmen hala “Ver mendilin varsa yanında…” diye bağıra çağıra şarkılar söylerken Vega, öyle bir dönüş yaptı ki seni bilmem ama beni olduğum yere çiviledi.

Delinin Yıldızı, toplam 10 parçadan oluşan ve pek çok bakımdan bir önceki albüm Hafif Müzik’i anımsatan bir albüm olmuş. Bu yeni albümde davulları biraz tek düze bulduğumuzu söyleyebilirim. Gerçi programlanmış olmasına rağmen gayet gerçekçi geliyor onu da itiraf edeyim. Hafif Müzik’teki davul partisyonları çok daha yaratıcı ve çeşitliydi. Deniz Abla‘nın sesi bizi bizden alırken, aslında arkada davulcu inanılmaz şeyler yapıyordu.

vega1703

Albümdü yaklaşık on gündür dinliyorum. İki gün önce de iki adet elime geçti. Bu satırları yazarken albüme adını veren ve aynı zamanda açılış parçası da olan “Delinin Yıldızı” çalıyor. Albümde en sevdiğim parça çok net bir biçimde bu. Çünkü sözleri öldürdü, yüreğimi parçaladı. Youtube’da salağın biri “kurtulamadınız ergen sözlerden” diye yorum yazmış. O salak bilmiyor ki bu albüm neden yazılmış? Deniz Özbey‘in şu satırlarının ardında neler gizli? İtiraf ediyorum bu yazı aslında tam da bu parçaya dikkat çekmek için yazıldı. O güzel dizeleri şöyle alalım:

Bir rüyanın içindeyim, bileklerim sade bir suda
Yılları var şarapların sallanırken şu sofrada
Kadehin ağzımda bir ay yarısı bulutlarla firar

Yukarıyı hayal ettim bir aşk acısı koynumda
Bir sevgilim vardı kolları şimdi kimin boynunda?

Düşmüş delinin yıldızı yüzüyor ayağımın ucunda
Rüyamın en garip yerindeyim
Düşmüş aşkların en haksızı, yanıyor kalbimin ucunda
Ve ben hala onun elindeyim

vega1704

Albümün ilk klibi de bu parçaya çekilirse büyük sürpriz olmayacak. Yakın zaman da bir de plak müjdesi verdiler. Bakalım Eskişehir konserine yetişir umarım.

Albümdeki bir diğer favorim ise vasat sözlerine ve son kısımdaki gereksiz atraksiyona rağmen, yine de kendini çok sevdiren Dünyacım. Çok iyi parça. Bir diğer iyi parça ise özellikle vokalin yarattığı o gizemli havadan dolayı Sevgilim. Özellikle nakaratlarla konserlerde çok patlayacağını düşünüyorum bu parçanın da. Albümün genelinde ister istemez, bir önceki albümle bir kıyaslama yapıyorum. Üç aşağı beş yukarı diğer albümde denk düşen parçalar oluyor. Ancak bu benzerlik rahatsızlık vermek şöyle dursun bilakis bizim özlediğimiz bir durumdu. “Seni mutsuz edicem biraz” müziğinden kurtulup şöyle dokunaklı şeyler dinlemeyi özlemişim. Albümün parça listesi şu şekilde:

1. Delinin Yıldızı
2. İsim-Şehir
3. Arzuhal
4. Sevgilim
5. Dertler İri Kıyım
6. Komşu Işıklar
7. Dünyacım
8. Sonunu Söyleme Bana
9. Man-yak-lar
10. Ve Tekrar

Albümün kapağındaki güzellik, Deniz Özbey ve Tuğrul Akyüz‘ün kızları. Bu albümün belki de 12 yıl sonra çıkmasının sebebi de bu küçük güzelliğin ta kendisi. Anneciği onu büyütmekle meşgulmüş. Kartonette şöyle bir not yer alıyor: “Bu albüm kendi gücüyle ayakta durmaya çalışan kız çocuklarına, onlara bunun için yol gösterenlere ve güzeller güzeli annemiz Güler Özbey’e adanmıştır.”

vega1705

Albümü yayımlayan Gergedan Müzik Prodüksiyon, Youtube kanalında tüm şarkıları yayımladı. Dinleyin. Ama özellikle Delinin Yıldızı’nı dinleyin. İlk dinlemede sizi sarmazsa ısrarcı olun, birkaç kere daha dinleyin. Bir bakmışsınız ki sarıp sarmalanmışsınız. Unutamadığınız o sıcaklık tüm vücudunuza yayılmış.

vega1702

Tek bir öykü yazamadım sana. Ellerim gitmiyor kağıdın üzerine. Korkuyorum bir harf döner, bir nokta kayar da sen olur diye. Bu, muhtemelen seni açık seçik görebildiğim bu yılın son dolunayıydı. Umarım öyle olmaz.

Düşmüş delinin yıldızı yüzüyor ayağının ucunda.

Sonbaharın Dolunayı

Bak işte sonbaharın ilk yazısını yazıyorum bu gece. Uzun bir tatilden sonra nihayet oturabildim bilgisayarın başına. Bu ayın dolunay yazısı, “sihirli aşk mısraları” başlıyor.

Geçen hafta neler oldu neler. Uzun süredir kullandığım Samsung Galaxy Note 2 telefonum bir daha açılmamak üzere kapandı. Teknik servis sorunun anakarttan kaynaklandığını söyledi ve onarım masrafının 600 TL olacağını ekledi. Bu durumda yapılacak tek şey çok uzun süredir gözümün üzerinde olduğu, Samsung Galaxy Note 5‘i almaktı. İlk çıktığı zamana göre fiyatı da ucuzlamıştı. Nihayet, bayramdan hemen önce gittim, bir daha tek bir çöp almamaya yemin ettiğim Teknosa‘dan aldım telefonu. Telefon için başlı başına bir yazı yazacağım. En aşağıdaki görseller yeni cihazla çekildi. Seni görebilmenin en iyi yollarından birisi.

20626564_10210396217567187_7655190690518992723_oBir süredir gözümüz kulağımız Sabhankra‘daydı. Yeni albümden ilk bombayı patlatmasını bekliyorduk  ve o bomba patladı: From The Frozen Mountains. Yüreğimiz cayır cayır yanarken, birden kendimizi buzulların ortasında bulduk. Kalplerimiz dondu ve taş kesildi. Sevgiden, kaderden ve yaşamaktan ümidimizi kesip kederin ve hüznün doğurduğu yepyeni acımasız ve öfke dolu insanlar olup çıktık. İşte, From The Frozen Mountains da bu filmimizin soundtrack’i oldu. Sabhankra, özlediğimiz klavye altyapıları, güçlü screamleri ve epik riffleriyle dopdolu bir parçayla yeni albüm için başlangıcı verdi. Artık gözümüzü geride kalan izlerden ayırıp karlı dağlara çevirdik. Bekliyoruz.

getik11Başka bir güzel haber ise biricik dergimiz Getik Fanzin‘den. Yine uzun bir aradan sonra, 11. sayımızı çıkarttık bu ay. Derginin teması para. Fakat biz temamızdan biraz daha bağımsız olarak, savaş ve tereddüt konusunu işledik. Bu sayıdaki öykümüz Ender‘in bir rüyasıyla başlıyor. Devamında ise direksiyona ben geçiyorum. Aysun, sağ olsun, yine bizi yalnız bırakmadı ve bir tepeye hem de senin resmini çizerek, konduruverdi hikayenin geçtiği hastaneyi. Bu hastaneyi de çocukluğumun geçtiği ilçenin tek hastanesini düşleyerek kurguladım. Öyküdeki her detay, bu hastaneye dair halen aklımda kalanlarla, hatırladıklarımla alakalı. Processed with VSCO

1 Ekim 1943 sabahı öldüğüme inanarak uyandım. Gözlerim bulunduğum odanın içerisindeki parlaklığa bir türlü alışamadı. Etrafımı göremiyordum, fakat o korkunç inlemeleri rahatlıkla duyabiliyordum. Başımı sağa sola çevirsem de kısık gözlerimden görebildiğim görüntü değişmiyordu. Işığın şiddeti her tarafımda aynıydı. Hiçbir şey hissetmiyordum. Duyduklarımdan başka hayat belirtisi yoktu, içeride de dışarıda da. İşte bu da beni daha çok korkutuyordu.

Dolunayım, bugün seni anlattım yine. “Vay be” dedi dost, öyle girdi. Sonra yutkunduk birlikte. Ancak vazgeçemedim ben gökyüzüne bakmaktan. 30 Ağustos’ta dünyamıza girdin. Yeşermeni bekliyorum. Seni bekliyorum.

Kill Bill I Soundtrack Plağım

killbill100Blogla biraz haşır neşir olmuşsan, Tarantino‘nun meşhur Kill Bill serisini sevdiğimi bilirsin. Filmdeki Uzakdoğu teması ve özellikle de müzikleri beni benden alır. Hiç sıkılmadan açıp açıp izlediğim filmlerin başındadır bu seri. Blogda da filmler hakkında pek çok yazı yazdım yıllar içinde. Şurada, serinin yönetmeni Quentin Tarantino‘yla ilgili güzel bir yazı yazmıştım. Şurada, yakın zamanda, bir arkadaşımın sürpriz hediyesinden bahsetmiştim. Ve nihayet şurada da serinin ikinci filminin soundtack albümünü plak formatında nasıl alabildiğimi anlatmıştım.

41sw7fjgvyLEpey bir zaman önce Kill Bill I‘in de soundtrack albümünü plak formatında aldım sevgili okur. Bu serinin film müzikleri, soundtrack kategorisinde dünyanın en çok satan albümleri arasında yer alıyor. Bu sebepten özellikle plak formatında bulmak bir süre önce epey zordu. Ancak herhalde yeni bir baskısı daha yapıldı ve şimdi pek çok dükkanda görebiliyorum. Ben de internetten, Opus3A isimli siteden aldım. Çok hızlı, çok özenli ve çok kaliteli bir alışveriş oldu. Herkese tavsiye ederim.

Bilemiyorum, belki filmin yirminci ya da başka bir yıl dönümünde bu plakları gatefold yani açılır kapak olarak, double plak formatında basarlar. Ancak serinin diğer filminde de olduğu gibi, bu materyal de ne yazık ki tek plaktan oluşuyor. Açılır kapak değil ve tasarım olarak diğerinden biraz daha zayıf. Neyse ki güzel bir inner sleeve’i var.

killbill102

killbill103

Inner sleeve

Plakta bağımsız şarkılar ve filmden skitler olmak üzere toplamda 15 parça var. Ancak dediğim gibi bazı parçaların içerisine filmden bazı sahneler de eklenmiş. Plakta yer alan parçalar şu şekilde:

Sıra Sanatçı Parça
A1 Nancy Sinatra Bang Bang (My Baby Shot Me Down)
A2 Charlie Feathers That Certain Female
A3 Luis Bacalov The Grand Duel (Parte Prima)
A4 Bernard Herrmann Twisted Nerve
A5 Lucy Liu and Julie Dreyfus Queen Of The Crime Council
A6 The RZA Ode To Oren Ishii
A7 Isaac Hayes Run Fay Run
A8 Al Hirt Green Hornet
A9 Tomoyasu Hotei Battle Without Honor Or Humanity
B1a Santa Esmeralda Don’t Let Me Be Misunderstood
B1b Santa Esmeralda Esmeralda Suite
B2 The 5.6.7.8’s Woo Hoo
B3a The RZA Crane
B3b Charles Bernstein White Lightning
B4 Meiko Kaji The Flower Of Carnage
B5 Zamfir The Lonely Shepherd
B6 Uma Thurman, David Carradine and Julie Dreyfus You’re My Wicked Life

Bunlardan Bang Bang ve The Lonely Shepherd herkesçe bilinen, çok popüler parçalardır. Bu arada yazıyı yazarken baktım, plak iki defa 2003’te ve 2015’te basılmış. Benim yeni aldığım bu kopya ise 2003 yılında basılan ilk seriden. Şansa bak 🙂

killbill101

killbill-pack_1800x

Serinin her iki soundtrack plağı

Necrophagist – Epitaph Plağım

necro00Bundan 5 sene önce, henüz boka püsüre bulanmamışken, “Başucu Albümlerim” listesini yapmıştım (şurada ve şurada). Bu listeyi yaptıktan sonra, listede olması gereken bir sürü albümü es geçtiğimi fark ettim. O yüzden bu yıl içerisinde, başucu albümlerimi güncelleyeceğim. İşte, Necrophagist‘in Epitaph albümü, yıllardır satın alıp arşivime katmak istediğim bir albümdü. Yalnızca benim için, yolu extreme metale düşen tüm müzikseverler için listenin en başında yer alan albümlerden birisidir.

Albümü bu denli sevmemin, saygı duymamın ve listenin en üstlerine koymamın bir sebebi de bu olağanüstü işin ardındaki beynin bir Türk’e, Muhammed Suiçmez‘e ait olmasıdır. Bu, gurur verici bir şey! Teknik Death Metal tarzının Dünya’daki en bilinen temsilcilerinden Necrophagist, gurbetçi vatandaşımız Muhammed’in Almanya’da kurduğu bir grup. Almanya çıkışlı olmaları ve kaliteli müzikal yapıları sayesinde Dünya’da çok önemli bir kitleye ulaşmış durumdalar.

Bu yazıya konu olan albüm Epitaph ise grubun kaydettiği iki albümden sonuncusu ve 2004 yılında çıktı. Grup ne yazık ki o tarihten beri herhangi bir yeni materyal yayımlamadı. Ancak halen dağılmamış olmaları, umudumuzu hala canlı tutmamız için yeter de artar bile. Epitaph, barındırdığı hız, teknik, kendine has soundu ve inanılması zor ama evet, “melodileri” ile türün ve extreme metalin en önemli albümlerinden birisi olmayı başarmıştır.

necro02Epitaph, toplamda 8 parçadan oluşuyor ve çalma süresi 30 dakikanın biraz üzerinde. Albüm yukarıda da ifade ettiğim üzere bir başyapıt, bir başucu albümü. Tek bir boş parça bile yok. Hadi biraz daha zorlayayım dersem, Stabwound, Only Ash Remains, Epitaph ve Seven vazgeçilmezlerim. Davul çalmaya çalışan bir kardeşin olarak, Top Class listemin en başında bu albüm yer alıyor. Çünkü bana göre “çok zekice” yazılmış davul partisyonları var. Tüm parçalarda. İşin ilginç yanı, albümün davullarının da çok büyük oranda Muhammed Suiçmez tarafından yazılmış olması. Davulları çalıp kaydeden isim ise Christoph Brandes.

Hammer Müzik‘e plak olarak geldiğini öğrendiğim andan itibaren İstanbul’a gitmeyi iple çeker oldum. Zaten gidince de yaptığım ilk iş vapura atlayıp Hammer’a gitmek oldu. Evet, şimdi biraz plaktan bahsedeyim. Albüm ne yazık ki gatefold değil. Güzel bir inner sleeve hazırlamışlar. Bana öyle mi denk geldi bilmiyorum ama plak jelatinli de değildi. Bazen olabiliyor bu şekilde. Baskı çok kaliteli. Özellikle inner sleeve cidden çok iyi. Ancak işte gatefold olmaması biraz üzdü.

necro03

Plağın her yüzünde sırasıyla dörder parça yer alıyor. Bu açıdan bakınca plağın B yüzü biraz daha fazla favorim 🙂

A1. Stabwound :48
A2. The Stillborn One 4:24
A3. Ignominious and Pale 4:01
A4. Diminished to B 4:59
B1. Epitaph 4:15
B2. Only Ash Remains 4:11
B3. Seven 3:44
B4. Symbiotic in Theory 4:35

Bu plağı Türkiye’ye Hammer Müzik getirdi. Benim gibi arşivciler de alıp arşivlerine koydular. Bilemeyiz, belki de Necrophagist yeni bir albüm daha yayımlamayacak. Ya da Epitaph gibi bir albüm bir daha yapamayacaklar. O yüzden bu başyapıta sahip olmak çok önemli ve değerli bir durum.

necro01

Pentagram – Akustik Plağım

akustik00

akustikcoverUzun zaman oldu yeni plak yazısı yazmayalı sevgili okur. Bu yazı da aslında epey gecikmiş bir yazı ama ancak zaman bulabildim. Evet, şu yazımda anlattığım İstanbul ziyaretimin en harika getirisi tüm grup üyelerinden imzalı bir Pentagram plağı ile Necrophagist‘in kült albümü Epitaph‘ın plağı oldu. Bu yazı Pentagram’ın kısa süre önce çıkardığı Akustik albümünün plak versiyonu için olacak.

Cihan‘la birlikte, plağı alıp köşeyi döndükten kısa süre sonra karşıma Mephisto Kitabevi çıktı. Birkaç kız ellerinde Pentagram Akustik albümünün CD’siyle birlikte konuşuyorlardı: “Çok bekledik ama beklediğimize değdi, tüm grup üyelerine imzalattık.” Konuşmalarına kulak kabartınca dayanamayıp sordum: “Burada bir etkinlik mi var?” Kız hiç duraksamadan devam etti: “Evet, Pentagram’ın imza günü var en üst katta.” Mephisto Kitabevi, üç katlı bir mekan sevgili okur. En üst katı kafe şeklinde kullanılıyormuş ve istan00grup üyeleri de buradaydı. Orta kata çıktığımda upuzun devam eden ve bir üst kata çıkan bir sıra gördüm. Cihan’la konuştuk, planımızı yaptık ve o ayrılıp başka bir mekana geçti. Ben de elimde plak olduğu halde beklemeye başladım. Aşağı yukarı bir saat kadar bekledikten sonra nihayet en üst kata çıktım. Nihayet elemanları görebildim. O an iyi ki beklemişim dedim. Çünkü, Eskişehir konserine katılamayan Demir Demirkan da oradaydı. Nihayet, grubun bu ortak çalışmasına yönelik en değerli materyali olan plağı, çalışmada yer alan müzisyenlerin tamamına imzalatabilecektim. Kısa bir süre sonra isteğime nihayet kavuşmuş ekibin ağa babaları Hakan Utangaç, Demir Demirkan ve Murat İlkan‘la ortak bir karede buluşmuştum.

istan99

Plağı anlatmadan önce, albümü müzikal olarak kısaca değerlendireyim önce. Pentagram’ın Mart ayında çıkardığı albüm, daha önce yayımlanan altı albümde yer alan en iyi parçaların (aslında en iyilerin tamamının değil) akustik yorumlarını içeriyor. Albümü bu denli kıymetli yapan şey ise eski grup elemanlarının da albüme ilk elden katkı vermiş olmalarıdır. Grubun şu anki vokali Gökalp‘in yanı sıra efsane Murat İlkan ve Ogün Sanlısoy‘un vokallerde; Demir Demirkan’ın ise gitarıyla gruba eşlik ediyor. Ayrıca ilk defa bir kadın vokal, Şebnem Ferah‘ın da Anatolia‘yı yorumlamasına şaşırıyoruz.

akustik01

Albümde toplam 11 parça bulunuyor. Çıkış parçası, klibi de çekilen Sonsuz oldu. Bu parça diskografideki akustik parçalardan birisiydi. Eski ve yeni grup elemanlarının katılımıyla yeniden yorumlanması, Demir Demirkan’ın soloyu atması ve söze Murat İlkan başladığında tüylerin diken diken olması sayesinde albümün tanıtımı çok başarılı oldu bence. TRT FM’de bile dinledim. Plaklara göre parça listesi şu şekilde:

A1          Apokalips 5:40
A2          Geçmişin Yükü 5:08
A3          Uzakta 4:48

B1           No One Wins The Fight 4:30
B2           Fly Forever 5:18
B3           Gündüz Gece 4:33

C1           Anatolia 4:36
C2           In Esîr Like An Eagle 5:43
C3           For The One Unchanging 5:31

D1          Give Me Something To Kill The Pain 5:04
D2          Sonsuz 5:44

Yukarıda da bahsettiğim üzere, albüm çıkalı üç ay oldu. Muhtemelen dinlediniz, duydunuz bir yerlerde. O yüzden parçaları tek tek değerlendirmeyeceğim. Favorilerim, akustik konseptine uyumlu olarak, In Esir Like An Eagle ve Sonsuz parçaları oldu. Albümde grup üyesi olmayan, ancak hemen her şarkıya yaptığı katkılarla teşekkürün belki de en büyüğünü hak eden adam, Ozan Tügen‘e buradan saygılar ve sevgiler.

akustik02

Evet, işin hikaye kısmı böyleydi. Şimdi gelelim plağın incelemesine. Pentagram’ın daha önce yayımladığı ve aynı zamanda ilk plağı da olan MMXII‘da yapılan hataların hiç biri bu üründe yapılmamış. Albümdeki hiç bir parça çıkartılmadan, çift plak olarak basılmış. MMXII’da üç parçanın çıkartıldığını fark edince başımıza kaynar sular dökülmüştü. Grup bu sefer bu hataya düşmemiş. Çift plak, doğal olarak bize gatefold yani açılır kapak akustik03olarak dönmüş ki bu da apayrı bir güzellik sevgili okur. Plak dediğin, tek plak olsa bile gatefold olmalı ve hatta bir de inner sleeve içermelidir. Bu albümde sleeve yok, ancak plakların zarfları var 🙂

Plaklar yurt dışında basıldığı için Türkiye’ye gelirken ambalajlanmış olarak geliyor. Dolayısıyla bandrol de bu ambalajın üzerinde oluyor. Benim tavsiyem plağın ambalajını açarken ceplerin olduğu taraftan hafifçe keserek açın böylece üzerinde bandrol ve bazen çeşitli etiketlerin de olduğu ambalajı atmadan katlayıp saklayabilirsiniz. Zira bandrol önemlidir. Şu an plaklarda korsan diye bir durum yok. Henüz o kadar popülerleşmedi. Ancak bu işin piyasasını fark edenler belki de yakın zamanda korsanına da girerler 😀

Albüm Sony Müzik‘ten çıkmış. İstanbul’daki meşhur Babajım Studios‘ta kaydedilip mikslenmiş. Albümdeki akustik havaya aldanmayın, konserde daha sertler. Açıkçası işimize gelen de bu zaten 🙂 Albüm için içimizde kalan tek ukde, konserde çalıp albüme koymadıkları This Too Will Pass. Ahh.