Category Archives: Melodik Mevzular

Müziği ve müzikle ilgili herşeyi içeren yazılar bu kategoridedir.

Sonbaharın Dolunayı

Bak işte sonbaharın ilk yazısını yazıyorum bu gece. Uzun bir tatilden sonra nihayet oturabildim bilgisayarın başına. Bu ayın dolunay yazısı, “sihirli aşk mısraları” başlıyor.

Geçen hafta neler oldu neler. Uzun süredir kullandığım Samsung Galaxy Note 2 telefonum bir daha açılmamak üzere kapandı. Teknik servis sorunun anakarttan kaynaklandığını söyledi ve onarım masrafının 600 TL olacağını ekledi. Bu durumda yapılacak tek şey çok uzun süredir gözümün üzerinde olduğu, Samsung Galaxy Note 5‘i almaktı. İlk çıktığı zamana göre fiyatı da ucuzlamıştı. Nihayet, bayramdan hemen önce gittim, bir daha tek bir çöp almamaya yemin ettiğim Teknosa‘dan aldım telefonu. Telefon için başlı başına bir yazı yazacağım. En aşağıdaki görseller yeni cihazla çekildi. Seni görebilmenin en iyi yollarından birisi.

20626564_10210396217567187_7655190690518992723_oBir süredir gözümüz kulağımız Sabhankra‘daydı. Yeni albümden ilk bombayı patlatmasını bekliyorduk  ve o bomba patladı: From The Frozen Mountains. Yüreğimiz cayır cayır yanarken, birden kendimizi buzulların ortasında bulduk. Kalplerimiz dondu ve taş kesildi. Sevgiden, kaderden ve yaşamaktan ümidimizi kesip kederin ve hüznün doğurduğu yepyeni acımasız ve öfke dolu insanlar olup çıktık. İşte, From The Frozen Mountains da bu filmimizin soundtrack’i oldu. Sabhankra, özlediğimiz klavye altyapıları, güçlü screamleri ve epik riffleriyle dopdolu bir parçayla yeni albüm için başlangıcı verdi. Artık gözümüzü geride kalan izlerden ayırıp karlı dağlara çevirdik. Bekliyoruz.

getik11Başka bir güzel haber ise biricik dergimiz Getik Fanzin‘den. Yine uzun bir aradan sonra, 11. sayımızı çıkarttık bu ay. Derginin teması para. Fakat biz temamızdan biraz daha bağımsız olarak, savaş ve tereddüt konusunu işledik. Bu sayıdaki öykümüz Ender‘in bir rüyasıyla başlıyor. Devamında ise direksiyona ben geçiyorum. Aysun, sağ olsun, yine bizi yalnız bırakmadı ve bir tepeye hem de senin resmini çizerek, konduruverdi hikayenin geçtiği hastaneyi. Bu hastaneyi de çocukluğumun geçtiği ilçenin tek hastanesini düşleyerek kurguladım. Öyküdeki her detay, bu hastaneye dair halen aklımda kalanlarla, hatırladıklarımla alakalı. Processed with VSCO

1 Ekim 1943 sabahı öldüğüme inanarak uyandım. Gözlerim bulunduğum odanın içerisindeki parlaklığa bir türlü alışamadı. Etrafımı göremiyordum, fakat o korkunç inlemeleri rahatlıkla duyabiliyordum. Başımı sağa sola çevirsem de kısık gözlerimden görebildiğim görüntü değişmiyordu. Işığın şiddeti her tarafımda aynıydı. Hiçbir şey hissetmiyordum. Duyduklarımdan başka hayat belirtisi yoktu, içeride de dışarıda da. İşte bu da beni daha çok korkutuyordu.

Dolunayım, bugün seni anlattım yine. “Vay be” dedi dost, öyle girdi. Sonra yutkunduk birlikte. Ancak vazgeçemedim ben gökyüzüne bakmaktan. 30 Ağustos’ta dünyamıza girdin. Yeşermeni bekliyorum. Seni bekliyorum.

Reklamlar

Kill Bill I Soundtrack Plağım

killbill100Blogla biraz haşır neşir olmuşsan, Tarantino‘nun meşhur Kill Bill serisini sevdiğimi bilirsin. Filmdeki Uzakdoğu teması ve özellikle de müzikleri beni benden alır. Hiç sıkılmadan açıp açıp izlediğim filmlerin başındadır bu seri. Blogda da filmler hakkında pek çok yazı yazdım yıllar içinde. Şurada, serinin yönetmeni Quentin Tarantino‘yla ilgili güzel bir yazı yazmıştım. Şurada, yakın zamanda, bir arkadaşımın sürpriz hediyesinden bahsetmiştim. Ve nihayet şurada da serinin ikinci filminin soundtack albümünü plak formatında nasıl alabildiğimi anlatmıştım.

41sw7fjgvyLEpey bir zaman önce Kill Bill I‘in de soundtrack albümünü plak formatında aldım sevgili okur. Bu serinin film müzikleri, soundtrack kategorisinde dünyanın en çok satan albümleri arasında yer alıyor. Bu sebepten özellikle plak formatında bulmak bir süre önce epey zordu. Ancak herhalde yeni bir baskısı daha yapıldı ve şimdi pek çok dükkanda görebiliyorum. Ben de internetten, Opus3A isimli siteden aldım. Çok hızlı, çok özenli ve çok kaliteli bir alışveriş oldu. Herkese tavsiye ederim.

Bilemiyorum, belki filmin yirminci ya da başka bir yıl dönümünde bu plakları gatefold yani açılır kapak olarak, double plak formatında basarlar. Ancak serinin diğer filminde de olduğu gibi, bu materyal de ne yazık ki tek plaktan oluşuyor. Açılır kapak değil ve tasarım olarak diğerinden biraz daha zayıf. Neyse ki güzel bir inner sleeve’i var.

killbill102

killbill103

Inner sleeve

Plakta bağımsız şarkılar ve filmden skitler olmak üzere toplamda 15 parça var. Ancak dediğim gibi bazı parçaların içerisine filmden bazı sahneler de eklenmiş. Plakta yer alan parçalar şu şekilde:

Sıra Sanatçı Parça
A1 Nancy Sinatra Bang Bang (My Baby Shot Me Down)
A2 Charlie Feathers That Certain Female
A3 Luis Bacalov The Grand Duel (Parte Prima)
A4 Bernard Herrmann Twisted Nerve
A5 Lucy Liu and Julie Dreyfus Queen Of The Crime Council
A6 The RZA Ode To Oren Ishii
A7 Isaac Hayes Run Fay Run
A8 Al Hirt Green Hornet
A9 Tomoyasu Hotei Battle Without Honor Or Humanity
B1a Santa Esmeralda Don’t Let Me Be Misunderstood
B1b Santa Esmeralda Esmeralda Suite
B2 The 5.6.7.8’s Woo Hoo
B3a The RZA Crane
B3b Charles Bernstein White Lightning
B4 Meiko Kaji The Flower Of Carnage
B5 Zamfir The Lonely Shepherd
B6 Uma Thurman, David Carradine and Julie Dreyfus You’re My Wicked Life

Bunlardan Bang Bang ve The Lonely Shepherd herkesçe bilinen, çok popüler parçalardır. Bu arada yazıyı yazarken baktım, plak iki defa 2003’te ve 2015’te basılmış. Benim yeni aldığım bu kopya ise 2003 yılında basılan ilk seriden. Şansa bak 🙂

killbill101

killbill-pack_1800x

Serinin her iki soundtrack plağı

Necrophagist – Epitaph Plağım

necro00Bundan 5 sene önce, henüz boka püsüre bulanmamışken, “Başucu Albümlerim” listesini yapmıştım (şurada ve şurada). Bu listeyi yaptıktan sonra, listede olması gereken bir sürü albümü es geçtiğimi fark ettim. O yüzden bu yıl içerisinde, başucu albümlerimi güncelleyeceğim. İşte, Necrophagist‘in Epitaph albümü, yıllardır satın alıp arşivime katmak istediğim bir albümdü. Yalnızca benim için, yolu extreme metale düşen tüm müzikseverler için listenin en başında yer alan albümlerden birisidir.

Albümü bu denli sevmemin, saygı duymamın ve listenin en üstlerine koymamın bir sebebi de bu olağanüstü işin ardındaki beynin bir Türk’e, Muhammed Suiçmez‘e ait olmasıdır. Bu, gurur verici bir şey! Teknik Death Metal tarzının Dünya’daki en bilinen temsilcilerinden Necrophagist, gurbetçi vatandaşımız Muhammed’in Almanya’da kurduğu bir grup. Almanya çıkışlı olmaları ve kaliteli müzikal yapıları sayesinde Dünya’da çok önemli bir kitleye ulaşmış durumdalar.

Bu yazıya konu olan albüm Epitaph ise grubun kaydettiği iki albümden sonuncusu ve 2004 yılında çıktı. Grup ne yazık ki o tarihten beri herhangi bir yeni materyal yayımlamadı. Ancak halen dağılmamış olmaları, umudumuzu hala canlı tutmamız için yeter de artar bile. Epitaph, barındırdığı hız, teknik, kendine has soundu ve inanılması zor ama evet, “melodileri” ile türün ve extreme metalin en önemli albümlerinden birisi olmayı başarmıştır.

necro02Epitaph, toplamda 8 parçadan oluşuyor ve çalma süresi 30 dakikanın biraz üzerinde. Albüm yukarıda da ifade ettiğim üzere bir başyapıt, bir başucu albümü. Tek bir boş parça bile yok. Hadi biraz daha zorlayayım dersem, Stabwound, Only Ash Remains, Epitaph ve Seven vazgeçilmezlerim. Davul çalmaya çalışan bir kardeşin olarak, Top Class listemin en başında bu albüm yer alıyor. Çünkü bana göre “çok zekice” yazılmış davul partisyonları var. Tüm parçalarda. İşin ilginç yanı, albümün davullarının da çok büyük oranda Muhammed Suiçmez tarafından yazılmış olması. Davulları çalıp kaydeden isim ise Christoph Brandes.

Hammer Müzik‘e plak olarak geldiğini öğrendiğim andan itibaren İstanbul’a gitmeyi iple çeker oldum. Zaten gidince de yaptığım ilk iş vapura atlayıp Hammer’a gitmek oldu. Evet, şimdi biraz plaktan bahsedeyim. Albüm ne yazık ki gatefold değil. Güzel bir inner sleeve hazırlamışlar. Bana öyle mi denk geldi bilmiyorum ama plak jelatinli de değildi. Bazen olabiliyor bu şekilde. Baskı çok kaliteli. Özellikle inner sleeve cidden çok iyi. Ancak işte gatefold olmaması biraz üzdü.

necro03

Plağın her yüzünde sırasıyla dörder parça yer alıyor. Bu açıdan bakınca plağın B yüzü biraz daha fazla favorim 🙂

A1. Stabwound :48
A2. The Stillborn One 4:24
A3. Ignominious and Pale 4:01
A4. Diminished to B 4:59
B1. Epitaph 4:15
B2. Only Ash Remains 4:11
B3. Seven 3:44
B4. Symbiotic in Theory 4:35

Bu plağı Türkiye’ye Hammer Müzik getirdi. Benim gibi arşivciler de alıp arşivlerine koydular. Bilemeyiz, belki de Necrophagist yeni bir albüm daha yayımlamayacak. Ya da Epitaph gibi bir albüm bir daha yapamayacaklar. O yüzden bu başyapıta sahip olmak çok önemli ve değerli bir durum.

necro01

Pentagram – Akustik Plağım

akustik00

akustikcoverUzun zaman oldu yeni plak yazısı yazmayalı sevgili okur. Bu yazı da aslında epey gecikmiş bir yazı ama ancak zaman bulabildim. Evet, şu yazımda anlattığım İstanbul ziyaretimin en harika getirisi tüm grup üyelerinden imzalı bir Pentagram plağı ile Necrophagist‘in kült albümü Epitaph‘ın plağı oldu. Bu yazı Pentagram’ın kısa süre önce çıkardığı Akustik albümünün plak versiyonu için olacak.

Cihan‘la birlikte, plağı alıp köşeyi döndükten kısa süre sonra karşıma Mephisto Kitabevi çıktı. Birkaç kız ellerinde Pentagram Akustik albümünün CD’siyle birlikte konuşuyorlardı: “Çok bekledik ama beklediğimize değdi, tüm grup üyelerine imzalattık.” Konuşmalarına kulak kabartınca dayanamayıp sordum: “Burada bir etkinlik mi var?” Kız hiç duraksamadan devam etti: “Evet, Pentagram’ın imza günü var en üst katta.” Mephisto Kitabevi, üç katlı bir mekan sevgili okur. En üst katı kafe şeklinde kullanılıyormuş ve istan00grup üyeleri de buradaydı. Orta kata çıktığımda upuzun devam eden ve bir üst kata çıkan bir sıra gördüm. Cihan’la konuştuk, planımızı yaptık ve o ayrılıp başka bir mekana geçti. Ben de elimde plak olduğu halde beklemeye başladım. Aşağı yukarı bir saat kadar bekledikten sonra nihayet en üst kata çıktım. Nihayet elemanları görebildim. O an iyi ki beklemişim dedim. Çünkü, Eskişehir konserine katılamayan Demir Demirkan da oradaydı. Nihayet, grubun bu ortak çalışmasına yönelik en değerli materyali olan plağı, çalışmada yer alan müzisyenlerin tamamına imzalatabilecektim. Kısa bir süre sonra isteğime nihayet kavuşmuş ekibin ağa babaları Hakan Utangaç, Demir Demirkan ve Murat İlkan‘la ortak bir karede buluşmuştum.

istan99

Plağı anlatmadan önce, albümü müzikal olarak kısaca değerlendireyim önce. Pentagram’ın Mart ayında çıkardığı albüm, daha önce yayımlanan altı albümde yer alan en iyi parçaların (aslında en iyilerin tamamının değil) akustik yorumlarını içeriyor. Albümü bu denli kıymetli yapan şey ise eski grup elemanlarının da albüme ilk elden katkı vermiş olmalarıdır. Grubun şu anki vokali Gökalp‘in yanı sıra efsane Murat İlkan ve Ogün Sanlısoy‘un vokallerde; Demir Demirkan’ın ise gitarıyla gruba eşlik ediyor. Ayrıca ilk defa bir kadın vokal, Şebnem Ferah‘ın da Anatolia‘yı yorumlamasına şaşırıyoruz.

akustik01

Albümde toplam 11 parça bulunuyor. Çıkış parçası, klibi de çekilen Sonsuz oldu. Bu parça diskografideki akustik parçalardan birisiydi. Eski ve yeni grup elemanlarının katılımıyla yeniden yorumlanması, Demir Demirkan’ın soloyu atması ve söze Murat İlkan başladığında tüylerin diken diken olması sayesinde albümün tanıtımı çok başarılı oldu bence. TRT FM’de bile dinledim. Plaklara göre parça listesi şu şekilde:

A1          Apokalips 5:40
A2          Geçmişin Yükü 5:08
A3          Uzakta 4:48

B1           No One Wins The Fight 4:30
B2           Fly Forever 5:18
B3           Gündüz Gece 4:33

C1           Anatolia 4:36
C2           In Esîr Like An Eagle 5:43
C3           For The One Unchanging 5:31

D1          Give Me Something To Kill The Pain 5:04
D2          Sonsuz 5:44

Yukarıda da bahsettiğim üzere, albüm çıkalı üç ay oldu. Muhtemelen dinlediniz, duydunuz bir yerlerde. O yüzden parçaları tek tek değerlendirmeyeceğim. Favorilerim, akustik konseptine uyumlu olarak, In Esir Like An Eagle ve Sonsuz parçaları oldu. Albümde grup üyesi olmayan, ancak hemen her şarkıya yaptığı katkılarla teşekkürün belki de en büyüğünü hak eden adam, Ozan Tügen‘e buradan saygılar ve sevgiler.

akustik02

Evet, işin hikaye kısmı böyleydi. Şimdi gelelim plağın incelemesine. Pentagram’ın daha önce yayımladığı ve aynı zamanda ilk plağı da olan MMXII‘da yapılan hataların hiç biri bu üründe yapılmamış. Albümdeki hiç bir parça çıkartılmadan, çift plak olarak basılmış. MMXII’da üç parçanın çıkartıldığını fark edince başımıza kaynar sular dökülmüştü. Grup bu sefer bu hataya düşmemiş. Çift plak, doğal olarak bize gatefold yani açılır kapak akustik03olarak dönmüş ki bu da apayrı bir güzellik sevgili okur. Plak dediğin, tek plak olsa bile gatefold olmalı ve hatta bir de inner sleeve içermelidir. Bu albümde sleeve yok, ancak plakların zarfları var 🙂

Plaklar yurt dışında basıldığı için Türkiye’ye gelirken ambalajlanmış olarak geliyor. Dolayısıyla bandrol de bu ambalajın üzerinde oluyor. Benim tavsiyem plağın ambalajını açarken ceplerin olduğu taraftan hafifçe keserek açın böylece üzerinde bandrol ve bazen çeşitli etiketlerin de olduğu ambalajı atmadan katlayıp saklayabilirsiniz. Zira bandrol önemlidir. Şu an plaklarda korsan diye bir durum yok. Henüz o kadar popülerleşmedi. Ancak bu işin piyasasını fark edenler belki de yakın zamanda korsanına da girerler 😀

Albüm Sony Müzik‘ten çıkmış. İstanbul’daki meşhur Babajım Studios‘ta kaydedilip mikslenmiş. Albümdeki akustik havaya aldanmayın, konserde daha sertler. Açıkçası işimize gelen de bu zaten 🙂 Albüm için içimizde kalan tek ukde, konserde çalıp albüme koymadıkları This Too Will Pass. Ahh.

Sabhankra – Live At Headbangers’ Weekend 2017

Artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Türkiye’nin en çok üreten metal grubu Sabhankra‘dır, sevgili okur. Sabhankra adıyla albüm çıkardığı 2006 yılından beri hemen hemen her yıl grup ya yeni bir albüm ya yeni bir EP ya da konser videosu yayımladı. 2016’nın son aylarında şu yazımda bahsettiğim Live At Roxy konseri DVD’sinden sonra grup hiç hız kesmeden ve hatta vites yükselterek yepyeni bir çalışma daha yayımladı: Live At Headbangers’ Weekend 2017. Bu 22 dakikalık konser videosu, grubun şu ana kadar yayımladığı en iyi prodüksiyonlu iş, bunda hiç şüphe yok.

Yine yukarıdakine benzer bir ifade kullanarak belirtmekte bir sakınca görmüyorum, Türkiye’de bu kalitede kaydedilmiş ve üretilmiş başka bir metal konseri videosu yok. Varsa lütfen yorumlarda belirtin ben de düzeltme olarak ekleyeyim.

01Elimizdeki materyal çok kıymetli. Zira grubun davulcusu Rıdvan‘la kaydedilmiş ve yayımlanmış ilk materyal olma özelliği taşıyor. Grubun çok uzun süre bekletmeden videoyu yayımladıktan çok kısa bir süre sonra konser kaydını kaset olarak yayımlaması da mutluluğumuzu zirveye çıkardı. Tıpkı Live at Roxy albümü gibi bu albüm de sınırlı sayıda, Dead Generation Records tarafından kaset formatında yayımlandı. 2 ve 3 numaralı kasetleri sipariş edip aldım hemen.

05Konser, “Abandoned By The Gods” parçasının efsanevi klavye introsuyla başlıyor. Çok hızlı ve sert bir girişin ardından grup tempoyu düşürüyor ve en uzun Sabhankra parçalarından olan kişisel favorilerimden “We March” başlıyor. Özellikle Gürkan‘ın bu şarkı boyunca pozları çok başarılı. We March’ın olanca gazıyla bitiyor. Seyirciye küçük bir laf atmadan sonra Alper’in favori parçalarından “The Hunt” başlıyor. Parçanın girişindeki scream’le birlikte olayın rengi epey değişiyor. The Hunt, Sabhankra’nın en hızlı ve en iyi soloya sahip parçalarından birisi. Bu konserde soloyu Savaş Sungur atıyor ve daha da bir devleşiyor. The Hunt bittikten sonra Savaş tüm seyirciyi “metaaaalll metaalll” diye bağırtıyor. Sonrasında da “Our Kingdom Shall Rise” başlıyor. Kameranın açısı seyirciye döndüğünde anlıyoruz ki ortalık epey karışmış.

Bakın bu konserin olduğu festivalde, aynı günde tam 9 grup sahne aldı. Bunlardan son ikisi, headliner olanlar, Kalmah ve Eluveitie gruplarıydı. Konser sonrasında okuduğum yorumlarda herkes bizim Türk gruplarının başarısından ve diğer iki grubun tırt performansından bahsediyordu. Özellikle Kalmah çok büyük bir hayal kırıklığı olmuş. İşte bu konserin performansıyla parlayan yıldızı da Sabhankra olmuş. Dolayısıyla grubun böyle güzel organizasyonların sahne olanaklarını iyi kullanıp kaliteli işler üretme çabasını takdir etmek gerekiyor.

Neyse, Our Kingdom Shall Rise son parça olarak anons edildiği için grup bunu normal çalma süresinden daha kısa çalarak “The Moonlight“a bağlıyor. Ahh Moonlight. Canım, kalbim, bir tanem Moonlight. Sen ne hüzünlü, ne öfkeli bir parçasın öyle… Moonlight bitince Sabhankra, “bizden bu kadar” diyor ve sahneden iniyor. “Metaaaallll

03

Gelelim videonun prodüksiyonuna. Sırf davul için üç ayrı kamera kullanılmış. Davulcunun arkasından sahne önünü gören kamera ile sahne önünden Savaş Sungur’u çeken kameraların açıları çok başarılı. Live at Roxy’nin aksine, seyircinin coşkusuna da bu videoda fazlasıyla şahit olabiliyoruz. Video çekimleri Semih Yüksel, Can Ceyhan, Oğuzhan Ardahan, Raffi Etyemez, Garo Vram Babayan ve Levan Uzbay gardaşım tarafından yapılmış. Videonun prodüksiyon işlemlerini ise Semih Yüksel yapmış. Konserin kaydı (sesler cidden çok başarılı) Ali Sak tarafından yapılmış. Hepsinin eline emeğine sağlık.

02Şimdilik bu videonun, bir önceki Live At Roxy konseri videosuyla birlikte DVD olarak basılmasını bekliyorum. Ben kendim, MCA Productions and Distro olarak, Live At Roxy Konser DVD’sini basmıştım. Ama bizzat grubun onayını almadığım için dağıtmıyorum, bekliyorum. Gel gelelim kasede. Yalnızca 50 adet basıldı kaset. Baskı olarak bir önceki kaseti daha çok beğenmiştim ancak bu kasetin de kartonetinin tasarımı çok başarılı. Şimdi bu albümde şöyle bir detay var. Albümün kasede basılan kapağı ile grubun dijital platformlarda yayımlanan kapağı birbirinden farklı. Kasette Süha‘nın fotoğrafı var. Dijital platformlarda ise benim çok sevdiğim o “davulcu arkasından seyirci” açısı var.

Sabhankra, yine çok kaliteli bir iş, kaliteli bir albümle karşımızda. Yerli metal gruplarına destek verin. Bak yapmayın etmeyin, konserlerin giderek azaldığı, tırtladığı bu dönemde hiç olmazsa kendi gruplarımız, yerli gruplarımız üretmeye, kaydetmeye devam edebilsinler. Seni çok seviyoruz Sabhankra. Sen de bizi sev ve artık yeni bir albüm yap!

04

MCA Productions Sunar: Sabhankra DVD’si!

denemeEvet sevgili okur, mütevazı distromuz bugün yeni bir ürün daha yayımlamış olmanın heyecanını yaşıyor: Sabhankra Live At Roxy DVD

Kısa süre önce Dead Generations tarafından kaset olarak yayımlanan albümü, tamamen koleksiyon amaçlı olarak DVD formatında düzenledik, grubun daha önce yayımladığı iki müzik videosunu da ekstra materyal olarak içerisine dahil ettik. Tıpkı daha önce yayımladığımız A Star To Shine EP‘si gibi, bu materyal de sınırlı sayıda üretildi. Yine ekleyelimi, bu materyal ticari ya da kâr amaçlı üretilmedi. Satışı olmayacak. Tabi bu kararı vermemizde, Sabhankra’nın halen bağlı bulunduğu Haarbn Records firması tarafından Live At Roxy DVD’sinin yayımlanma olasılığı bulunması etkili oldu. Olur ya, Ruslar eğer DVD olarak basmazsa, biz de ürettiğimiz sınırlı sayıda DVD’yi yeniden ve daha çok sayıda yayımlayabiliriz.

Grubun 29 Ocak 2016’da İstanbul Roxy’de TYR grubuyla birlikte verdiği konserin videosu, grubun kendi prodüksiyonuyla çekildi. DVD’de ayrıca bonus materyal olarak da Against The False Gods ve To Die For A Lie müzik videoları yer alıyor. DVD menü tasarımı ve kurgu aşamasında çok büyük yardımları olan Türker kardeşime çok teşekkür ederim. MCA Productions olarak yayımladığımız ilk dvd olması sebebiyle biraz heyecanlıyız. Toplamda 25 dakika süren performansa ait çalma listesi şu şekilde:

1- We March (Seers Memoir, 2014)
2- The Hunt (Powercraft, 2006)
3- Buried In Dust (Revenge, 2016)
4- Our Kingdom Shall Rise (Aynı adlı EP, 2010)
5- The Moonlight (Swords Of The Night EP, 2011)

Konserin Youtube videosu aşağıda yer alıyor.

MCA Productions ve Distro olarak yakında yepyeni albümler yayımlayacağız sevgili okur. Eğer senin de bir grubun varsa albümünü yayımlamak istiyorsan görüşelim 🙂

deneme2

Deck Kasetçalar ve MCA Distro

deck00

Yıllar önce kurduğum bir distrom var sevgili okur. İlk olarak Godspel‘in albümünü, daha sonra Garmadh‘ın EP’sini, daha da sonra Godspel’in Limited EP’sini basmıştım. Birkaç yıl sonra bu sefer Sabhankra‘ya yine limited bir EP yapmıştım (A Star To Shine EP) ve bu EP, grup üyeleri için bile bir sürpriz olmuştu.

Tabii geçen bu zamanda, özellikle Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda, pek çok distro sahibi arkadaşım oldu. Bu arkadaşların yaptıkları işler takdire layık işlerdi. Özellikle kaset basan Merdumgriz ve Dead Generations, bana kaset fikrini aşılayan adamlar oldular. Öyle ya, ben de kaset formatında albüm basabilirdim. CD basmak kolay ama kaset artık zor.

Kaset basabilmenin iki yolu var: Bir tanesi çok kaliteli bir müzik setine sahip olmak. Hatırlarsın, kaset çalarlı, cd çalarlı, radyolu müzik setleri vardı. Çocukken bizde de vardı ama kıymetini bilmemişim 😦 Artık bu tip setler üretilmiyor. İkinci el satan dükkanlardan da temiz bulmak çok zor. Kaset basmanın bir diğer yolu da deck kasetçalar denen cihazlar. Bunları çocukluğumuzda mahallemizin kasetçilerinde görürdük çoğunlukla. Çünkü çalma ve kaydetme sistemleri ev tipi kasetçalarlara göre daha kaliteli oluyor bunların. Kasetçiler de o dönem parayı çekme kasetten kazandıkları için böyle cihazlar daha makul oluyordu onlara. O yüzden ben de bir deck kasetçalar alma yoluna yöneldim. Ancak decklerin, özellikle de çok iyi olanların, fiyatları da çok iyi. Kaset teknolojisinin en ileri seviye cihazları genellikle deck kasetçalarlardır. Bu aletlerin üzerinde ses açma/kısma düğmeleri olmuyor çoğunlukla. Neden? Çünkü bunlar ses çıkışı için bir amfiye ya da miksere bağlanıyor.

Bundan herhalde bir buçuk ay kadar önce bir gün, yine internette bakınırken İstanbul’dan bir cihaz buldum. Hemen Cihan‘ı aradım. Satılan dükkanı tarif ettim. Ona yakınmış. Dükkan sahibini de aradım. Akşam kuzenim gelip alacak diye tembihledim. Ve heyecanla akşam olmasını beklemeye başladım. Saat 18.00 civarında Cihan aradı hüzünlü bir sesle. Cihaz satılmış! Lan nasıl olur, dedim. Moruk bir de sen ara, dedi. Cihan bana hep moruk der. Aradım adamı. Dedim kuzenim geldi almaya, adam dedi ki ben o cihazı sattım, sen kesin bir şey demeyince, ben de sattım.

O esnada servisteydim. Eskişehir’e gelene kadar sövdüm içimden. Cihan’ı boşu boşuna uğraştırdığım için üzüldüm ve epey hevesim kırıldı. Hayal kırıklığından dolayı bir süreliğine kasetçalar alma fikrini rafa kaldırdım. Ancak bir hafta sonra, şans bana gülecekti.

Bir hafta sonra, hiç aklımda yokken yine kendimi deck kasetçalar ararken buldum. Aynı gün içerisinde Eskişehir’den verilmiş bir ilan gördüm. Cihaza baktım. Temiz görünüyordu. Satıcıyı aradım. Dedim ki, ben de Eskişehir’deyim akşam görüşelim. Akşamı heyecanla bekleyip adamın verdiği adrese gittim. Burası eski evime çok yakın bir yerdeydi. Adamı görünce biraz şaşırdım ne yalan söyleyeyim. Uzun kır saçlı, yaşına rağmen dimdik yürüyen ve ancak bir gençten bekleyebileceğin incelikte ses tonuyla konuşan biri geldi yanıma. Tanıştık, cihazı teslim aldım. Elektrik olmadığından kontrol edemedim. Adam dedi, ben evde ettim, bir sıkıntı yok. Pekala dedim ve koşar adım eve geldim.

Sanyo RD400 marka ve modelli deckte tek bir kasetçalar bölme bulunuyor. Dahili hoparlör yok. Ancak stereo bir ses çıkışı ve kulaklık çıkışı var. Vee işin en güzel kısmı da stereo bir line in girişi olması! Bu şu anlama geliyor ki harici bir kaynaktan aldığımız sesleri doğrudan kasede basabiliyoruz! Wuuhuu! Giriş için line in kablosu haricinde bir diğer alternatif de yine stereo (sağ ve sol) mikrofon girişleri. Cihazdaki bir diğer güzellik tape counter denen mekanik sayaca sahip olması. Bu mekanik sayacın güzelliği çaldığınız kasetteki spesifik noktaları sayaçtaki sayıyı okuyarak denk getirebiliyor olmamız 🙂

deck04

deck03Böylesi bir alete sahip olunca ilk iş gidip üç beş tane boş kaset aldım. Önce uzun süredir yapmayı planladığım bir şeyi yaptım ve Dissection‘ın Reinkaos albümünü CD’den kasede çektim! Şimdi de planım Alper‘le birlikte, Efendi‘nin Hangi Rüya albümünü yalnızca kendimiz için kasede basmak. Ticari amaçlı olmayacak elbette.

Evet sevgili okur, özetle kardeşin MCA Productions & Distro adıyla olaya yavaştan giriyor. Yeşilçam tabiriyle “kaset yapacağım”. Eğer underground grubunuz için yayımlamayı düşündüğünüz bir albümünüz varsa muhakkak görüşelim 😉

Yaşru – Börübay (2016)

folderSavaş Sungur’un paylaştığı cover videosunu izleyene kadar Yaşru’nun müziğinden haberim yoktu. Ülkemizde daha önce de birkaç şamanik black metal, orta asya folk metali vb. türlerinde gruplar, projeler olmuştu ama ne yalan söyleyeyim pek sevememiştim bu işleri.

Yaşru’nun Rüzgarın Yırları isimli parçasını, parçaya geleneksel enstrümanlarla işlenmiş olan o melodileri duyunca, tıpkı Constantinopolis’i ilk defa dinlediğimde duyduğuma benzer bir heyecan duydum. Birkaç gün boyunca evde dinlediğimiz ve konuştuğumuz ve hatta çalmaya başladığımız parça artık bu olmuştu: Rüzgarın Yırları.

Yaşru’nun 2016 yılında çıkan üçüncü albümü Börübay’daki diğer parçaları da dinledikçe albüm bendeki yerini sağlamlaştırdı. Benim metal müzikte hayranı olduğum melodik yapı, Yaşru’nun parçalarında çok ön plandaydı. Üstelik melodinin yarattığı etki, geleneksel enstrümanlarla desteklenerek folk havası daha da perçinlenmiş. Albümde ilk dönem Türk kültürü, inanışları ve geleneklerini anlatılıyor.

Yaşru, Göktürkçe bir sözcük. “Gizem, sır, gizli” anlamlarına geliyor. Grubun şarkılarında da bolca eski Türkçe sözcük kullanılıyor. Örneğin aşığı olduğumuz Rüzgarın Yırları, parçasındaki yır sözcüğü de şarkı, türkü anlamında bir sözcük.

yasru01

Kendi kendime koyduğum satın almadığım albümün yorumunu yazmama kuralını bozmamak için, hemen grubun kurucusu, vokalisti, gitaristi Berk Öner’le irtibata geçtim. Bir gün sonra albüm elimdeydi bile, üstelik imzalı olarak! Berk’ten bahsetmişken hemen ilave edeyim grubun diğer üyesi de bass gitarist Batur Akçura.

Albümde, biri “hidden track” olmak üzere toplam sekiz parça bulunuyor. Kartonette yedi parçanın adı yer alıyor. Ancak yedinci parça bittikten sonra başlayan sekizinci şarkı çok iyi bir sürpriz oluyor yalan yok 🙂 Kartonetin yan kısımlarında günümüz Türkçesi ile yazılmış grup ve albüm ismine karşılık, ön kapaktaki grup ve albüm adı Göktürkçe yazılmış. Sağdan sola okumanız gerekiyor. Albümün parça listesi şu şekilde:

01. 552 AD ( Börü )
02. Börübay
03. Atalara
04. Nazar Eyle
05. Rüzgarìn Yìrlarì
06. Hafis
07. Yaşru

Buradaki bir diğer sürpriz ise Barış Manço’nun Nazar Eyle isimli parçasına yapılan cover. Berk Öner’in bu şarkıyı seçmesinin başlıca sebebinin şarkıda anlatılan hikaye olduğunu düşünüyorum. Hafis isimli parçada ise Aslybek Ensepov’a ait bir Kazak ezgisi kullanılmış. Yine albümden klip çekilen ilk ve şu an için tek parça Atalara isimli parça.

Albüm şu an için yalnızca CD formatında basılmış. Kartonette şarkı sözlerinin yanı sıra, Bilge Kağan’ın kitabesinde yer alan metnin Göktürkçe yazılışı ve okunuşu ile günümüz Türkçesi’yle çevirisi yer alıyor. Albümü WormHoleDeath Records basmış. Albümün kapak ve logo tasarımı basçı Batur ile Erencan Çingir tarafından, albümdeki leziz çizimler ise Ömer Tunç tarafından yapılmış. Ellerine sağlık.

yasru04

yasru02

Alper’le birlikte, albümdeki favori parçamız Rüzgarın Yırları için kısa bir cover video yaptık. Bu yazıya özel olarak 15 dakika içerisinde hazırladığımız bu videoyu buradan başka yerde de yayımlamayız herhalde.

Velhasıl sevgili okur, Yaşru harika melodileri olan, Türkçe sözlü ve dinlemesi keyif veren gruplardan birisi, son dönemde de keşfettiğim en iyi grup. Umarız ki albümden ikinci video Rüzgarın Yırları’na çekilir. Bu yazı, Börübay albümü üzerine olduğu için diskografideki diğer iki albüm hakkında pek bilgi vermiyorum. Onları keşfetmeyi de sana bırakıyorum.

yasru03

Sabhankra – Live at Roxy Kaseti

roxy01Sabhankra, kaydetmeye ve üretmeye devam ediyor sevgili okur. Bir ay kadar önce şu yazımda, Sabhankra‘nın yayımladığı Roxy Konseri DVD’sinin, ayrıca kaset formatında da yayımlanacağını duyurmuştum. Bir takım kimseler de bana inanmamıştı. Kaset mi kaldı lan artık, diyen güruha inat, grup son çalışmasını kaset formatında yayımladı.

fb_img_1479750247074Sabhankra, diskografisinin ilk kasedi: Live at Roxy. Albüm, underground distrolarımızdan birinden, Kadıköy’den Dead Generation Records‘tan çıktı. Sınırlı sayıda (yalnızca 50 adet) ve kaset formatında yayımlanan bu albümden çıkar çıkmaz hemen iki adet sipariş verdim. Distronun sahibi Semih Şimşek tarafından, şimdiye kadar teslim aldığım en iyi paketin içerisinde geldi kasetler. Distro’da basıldıktan sonra muhtemelen Türkiye’de ilk alan kişi de ben oldum. Zira elimdeki kasetlerin baskı numaraları 3 ve 4.

Albümde beş parça yer alıyor. Bunlar :

1- We March (Seers Memoir, 2014)
2- The Hunt (Powercraft, 2006)
3- Buried In Dust (Revenge, 2016)
4- Our Kingdom Shall Rise (Aynı adlı EP, 2010)
5- The Moonlight (Swords Of The Night EP, 2011)

Kasetin kartonetin gerçekten çok şık ve kartonette yer alan fotoğraflar neden bu konserin albüm olarak yayımlanması gerektiğini özetler nitelikte. Kim çekmiş bu fotoğrafları? Levan Uzbay kardeşim çekmiş. Kartonet tasarımı ise bizzat Savaş Sungur tarafından yapılmış. Live albüm olmasına rağmen kartonette şarkı sözlerinin yer alması bir artı.

roxy03

Bu albüm, grubun eski davulcusu Mehmet‘in çaldığı son albüm olması, Sabhankra diskografisinin ise ilk kaset albümü olması bakımından çok önemli. Albüm halen Spotify üzerinden dinlenilebiliyor. Şunu unutmamakta fayda var sevgili okur. Underground piyasası hem gruplarıyla hem distrolarıyla hem de basınıyla güçlü olan bir ülkenin metal piyasası da çok güçlü oluyor. Müzik yapan gruplar bu sayede tutunabiliyor. O yüzden tüm bu oluşumlara maddi destek vermek çok önemli. Facebook’ta paylaşıp destek olma devri bitti artık. Albümün konser videosunu hala izlememiş olan varsa buyursun:

roxy02

Dissection – Reinkaos Plağım

rein01
Bu yazı, bu yıl içerisinde yazacağım son yazı olacak sevgili okur. Geleneksel hale gelmiş “Yılımın Özeti” yazısını saymıyorum elbette. 

Ankaralı metalci dostlarla buluşmamızı anlatmıştım şu yazıda. Bu yazıyı da, o gün tanıştığım ve yıllar sonra nihayet Dissection‘ın Reinkaos albümünü, elde edilebilecek en iyi formatta, Limited Picture Disk ve CD olarak edinmemi sağlayan kişiye ithaf ediyorum: Nehri‘ye, Türkiye’nin en büyük Dissection fanı ve ülkedeki muhtemelen en geniş Dissection koleksiyonuna  sahip olan kişiye.

Nehri’ye “Abi ben de Dissection’ı çok seviyorum” dediğimde suratıma baktı ve öylesine bir gülümsedi. Ben bu gülümseyişi biliyordum. Çünkü birileri de bana “Abi ben Sabhankra’yı çok seviyorum” dediğinde, aynen böyle gülüyordum.

Okumaya devam et