Category Archives: My Resort Hakkında

Blogumun gelişimi ve tasarımı ile ilgili yazılar bu kategoridedir.

Yılın İlk Dolunayı: My Resort Instagram’da!

28 Ocak günü, Kuzey yarım kürede 2021 yılının ilk dolunayı gözlemlendi sevgili okur. Birkaç gün gecikmeyle de olsa bu ayın dolunayında da anlatacak çok şey birikti elbette.

Yıllardır blogun yazılarını Facebook ve biraz daha az yıldır da Twitter‘da paylaşıyorum. Özellikle Facebook, halen daha en sevdiğim sosyal medya platformu olmasına rağmen, çevremdeki çoğu arkadaşımın benimle aynı fikirde olmadığını da gördüm. Üstelik kardeşimin bile “Abi hala Facebook’ta takılan bir sen kaldın” demesi de cabası! Zira onlar Instagram’cılar. Gerçi bu bakışı şu açıdan seviyorum. Facebook’ta aktif görüştüğüm kişilerin de aşağı yukarı akranlarım olması iyi. O anlamda Facebook’ta doğal bir yaş bariyeri oluşmuş gibi duruyor. Her neyse uzatmadan sadede geleyim: Evet, My Resort artık Instagram‘da!

Instagram’da olmak, Facebook ya da Twitter’ın aksine daha zor bir seçim aslında. Çünkü kullanıcının yazdığınız içeriğe doğrudan erişebilme şansı daha zor. Çünkü doğrulanmış bir hesaba ve 10.000’in üzerinde takipçiye ulaşma şartı var. Dolayısıyla Instagram’da bir yazıyla tanıtıcı bir görsel paylaştığım zaman ilgili kullanıcının önce profilime girmesi, oradan izin verilen tek bir bağlantıya tıklaması ve ancak açılacak sayfadan erişebilmesi gerekiyor. Bu bir dezavantaj. Ancak diğer yandan “böyle bir blog” olduğunu insanlara gösterebilmenin de en pratik yolu. Bu yazıyla birlikte, blogun sayfasından ilk Instagram postunu da paylamış olacağım. Takip etmek isteyenler için bağlantı aşağıda:

https://www.instagram.com/myresortblog/

Yılın ilk ayı cidden çok yoğun ve dolu dolu geçti. Doktora teziyle ilgili olarak varmak istediğim noktanın birazcık gerisinde kaldım ancak bu gecikme olaya biraz da yeni içeriklerin dahil olması sebebiyle oldu. Doktora tezinin dışında bir de Mert faktörü var 🙂 Artık iyiden iyiye hareketlendi ve zapt edilmesi gerekiyor. Eh bir de sen varsın tabi ki. Gerçi tam da o gece gökyüzü bulutlarla kaplanmış haldeydi. Birkaç gün aralıklarla kar yağdı. Geceleri yüzünü görmek, fotoğrafını çekebilmek çok zor.

Asia Minor yeni bir albüm yayımladı. Plağını da aldım üstelik. Bu sıralar onu dinliyorum. Gerçi bunu ayrı bir yazıda yazacağım ama bir önceki albümde olduğu gibi, bu albümde de yine seni buldum satır aralarında. Sebepsiz bir melodi, ustalıkla yazılmış birkaç kelime derken ince ince işlenmiş gibisin.

Önümüzdeki günlerde yine bir birinden ilginç başlıklar olacak blogda. Şubat ayını blog açısından daha renkli geçirmek niyetindeyim. Pek de layıkıyla yaşamayadığımız kışın son ayı başlıyor. Bir sonraki dolunay Şubat’ın son haftası olacak yine. Bakalım bahara girerken bizi neler bekliyor olacak…

2020 Yılımın Özeti

Mad Max: Fury Road filmini ilk kez sinemada izlerken filmin ilk aksiyon sahnesiyle koltuğumdan öne doğru fırlamış, bir daha da geriye yaslanamamıştım. İşte öyle bir yıl oldu 2020.

Blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldiniz. Bu özet yazıları, yıllardır her yılın sonunda yazdığım bir tür hesaplaşma, skor tutma, istatistik verme, racon kesme, kuyruğu kıstırma ve yazılması en uzun süren yazılar oluyor. Haydi, türümüzün son birkaç yüzyıldır yaşadığı en sıkıntılı yıllardan biri ve belki de en sıkıntılısı olan 2020 yılını nasıl geçirmişim hatırlayalım.

Bu yıl önceki yıla göre blogla daha çok ilgilenmeme rağmen, okuyucu sayımız biraz düşmüş. Ancak yazı sayısının önceki yıla göre ciddi oranda da arttığını söylemek lazım. Toplamda 80 yazı yayımlanmış blogda. Blogun son dört ayında WordPress ciddi bir güncelleme alarak “Blok” tasarımına geçti. Bunu okuyucu olarak siz fark etmediniz. Ancak içerik üreticisi olarak ben, ilk aylarda çok ciddi sıkıntı çektim. Ancak sonradan uyum sağlamayı başardım ve yazılar gelmeye devam etti. Tam 10 sene önce yazdığım “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazım bu yılında reyting rekortmeni. Hemen ardından Türkiye’nin belki de ilk ve tek Gillette Blue 3 ve Mach 3 koleksiyoncusu olmamı ispatlar şekilde, “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazım en çok okunan yazım oldu. Ciddi bir sağlık problemi yaşadıktan sonra yazdığım “Bir Reflü Macerası” yazım en çok okunan üçüncü yazı oldu. Buna çok sevindim çünkü internette çok az yerde bulunabilen bir diyet ve yasaklılar listesini yayımladım bu yazıda. Umarım okuyan herkesin işine yaramıştır o liste. Google’a “münazara” yazarak bana ulaşan çok ciddi sayıda okuyucu olması sevindirici. Çünkü ben yıllar önce yazdığım o yazıma ek olarak bir yazı daha yazdım ve ilk yazıyı okuyan okuyucuların bu ikincisini de okumasını görmek iyi. Bloga en çok ziyaretçiyi arama motorları göndermiş. Bunun dışında sırasıyla Facebook, Twitter, Linkedin ve Instagram okuyucu göndermiş. Bu sene birkaç özel yazı için ilk defa reklam vereceğim. Bugüne kadar reklamdan bir kuruş kazanmadım. Ancak yıl içerisinde bazı özel yazılar yazmayı planlıyorum. Bunlar için reklam vereceğim. Bir de yakında My Resort için bir Instagram hesabı açmayı düşünüyorum. Ancak yazılarıma link veremeyeceğim için bunu nasıl yaparım ya da neye yarar, bunu iyice planlamam lazım.

İhsan Oktay Anar‘ın çeşitli dergilerde yayımlanmış küçük öykülerini derlediğim şu iki dosya (İhsan Oktay Anar’ın Minik Öyküleri Derlemesi ve İhsan Oktay Anar Minik Öyküler Derlemesi 2: Rabnûma) bu yıl en çok indirilen içerikler olmuşlar. Bu yıl onun İngilizce basılan tek kitabı olan The Book Of Devices‘ı aldım. Blogda en çok tıklanan görseller yüksek lisans diplomam ve reflü beslenme alışkanlıkları listesi olmuş. Haa bir de Gandalf var tabi. Bu yıl ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Almanya ve can Azerbaycan’dan gelmiş. İngiltere’den yapılan 86 girişin ise en az yarısının bizim Seval olduğundan eminim 🙂

Şimdi gelelim aylık performanslara ve yaşananlara:

Ocak 2020: Yıl içerisindeki en kötü yazım performansı bu ay olmuş sadece 3 yazı! Bunlardan bir tanesi de zaten 2019 yılımın özetiydi.
:: Geçen yılın en büyük müzikal keşiflerinden birisi olan Altın Gün ön plana çıkmış. Bana göre şimdiye dek çektiğimiz en iyi cover videolarından birini çekmişiz ve Altın Gün yorumuyla “Kolbastı” çalmışız. Sağ olsun Cem‘in bağlama da akmış gitmiş valla 🙂
:: Yıllar sonra nihayet blogun arka planını değiştirmişim. Ayrıca Gillette tıraş bıçağı koleksiyonum için de ayrı bir sayfa açmışım.

Ocak 2020’de kullandığım üst resim

Şubat 2020: Toplam 5 yazı. Eh, fena değil. Bu ay yılın hareketlenmeye başladığı, Covid-19‘un duyulmaya başlandığı bir aydı. Başımıza neler geleceğinden habersiz, öylece bekliyorduk.
:: Alper ve Özge nişanlandı. Bu yılın ilk düğün/dernek haberi Alperler’den geldi. Hep birlikte Ankara’ya gittik. Böylece Özge’nin ailesiyle de tanışma imkanımız oldu. Yıl içerisinde de pek çok arkadaşımızın güzel haberlerini almaya devam ettik.
:: Kendime nihayet bir masaüstü bilgisayar toplayabildim. Tabi bu gelişmede en büyük pay Kerem Bey‘in ve Lütfi Abi‘nin. Sağ olsun Kerem Bey’in bir kıyıda kalmış emektar bilgisayarını aldıktan sonra ram ve SSD takviyesi yaparak şu anda da kullandığım bilgisayarı hayata döndürmüş oldum.
:: Yağız ve Alper’le birlikte, şimdiye kadar yaptığımız en prodüksiyonlu videomuzu yaptık. Yıllardır severek dinlediğim büyük üstat Ennio Morricone’yi de andık böylece.
:: Kendime bir 75-300 odak uzunluklu zoom lens aldım. Böylece özellikle dolunaylarda çok daha güzel görüntüler çekebilmeye başladım.

Mart 2020: Bu ay toplam 8 yazı yazdım. Ayrıca çok fazla sayıda eski yazımı da güncelledim. Özellikle eski görsellerin linkleri öldüğü için blogun arka planında epey hummalı bir çalışma devam ediyor. Ülkede de bu aydan itibaren Covid salgını ciddi bir boyuta taşınmıştı. Yakın zamanda iki arkadaşımız HazalUtku ve BetülMustafa yeni evlerine taşındılar. Ayrıca bu ay Antalya’ya bir eğitim çıkmıştı, Yunus Emre‘yle birlikte gidecektik. Ancak Covid nedeniyle iptal edildi.
:: Orta Dünya’ya ait yepyeni kitaplar yayımlandı ve ben hepsini kitaplığıma ekledim. Şu anda birkaç eksik dışında gayet iddialı bir Orta Dünya kitaplığım oldu.
:: Ali Sami Yen‘e bir kere daha, bu sefer de Alperler’le gittim. Orada Özlem ve Ceyhun da ekibe katılınca müthiş bir gün ve müthiş bir maç oldu. Galatasaray’ımızın o yıl seyirciyle oynadığı son maçtı bu. Bir hafta sonra tüm ülkede Covid alarmları çalmaya başladı.

:: Çok uzun süredir arşivime katmak istediğim Daft Punk‘ın Random Access Memories isimli albümünün plağını nihayet alabildim.
:: Yıllardır karşılaştığım en kötü virüs bilgisayarıma bulaştı. Hep duyduğum ama bir şehir efsanesi olarak dinlediğim .remk virüsü bilgisayarıma bulaşıp tüm dosyalarımı şifreledi ve şifre için benden 980 dolar para istediler. Neyse ki (hala şükrediyorum) %99 oranında yedeklerim sayesinde kayıpsız olarak kurtuldum. Ancak bu bana yaklaşık 1 haftaya mal oldu.

Nisan 2020: Pandemi ülkeyi kasıp kavurmaya başladı. Evlere kapandık. İşe dönüşümlü olarak gidiyoruz. Karamsarlığın en üst düzeyde olduğu bir aydı. Arkadaşlarımız bir biri ardına evlilik tarihlerini ertelediler. Bu ay 8 yazı yazmışım.

:: Yıllar sonra arşivden bulunca Hobbit’in orijinal illüstrasyonlarını yayımladım. Eğer gözden kaçıran varsa muhakkak indirip arşivlesin.
:: Ülkemizin rock ve metal müzik kültüründe önemli bir paya ve yere sahip olan Çağlan Tekil bu ay hayatını kaybetti. Geçirdiği beyin kanaması sonucu bir sürede komada yaşam savaşı verdi ancak daha fazla dayanamadı. Bu yazıda “Şimdi ardından Head Bang ne olur, yeni sayı yayımlanır mı, yoksa Baron’la birlikte bu efsane de ölümsüzlüğe doğru yelken açar mı bilmiyorum.” demiştim. Birkaç ay sonra Head Bang son bir sürpriz yapacaktı.
:: Mach3 koleksiyonuma iki önemli parça eklemişim.
:: Bir süredir uğraştığım fotoğraf stoklama işlemini nihayet yapabilmişim. Bu sayede ayın çok daha net fotoğraflarını çekebiliyorum.
:: Halen daha hayatımızın en büyük maceralarından biri olarak nitelendirdiğimiz Gelibolu Maceramıza ait yıllar sonra bir keşif yaptım. Üstelik yıllar önce yazılan yazılardaki görselleri de güncelledim.

2012 Aralık

Mayıs 2020: Pandemi tüm ülkede devam ediyor. Nisan ayına göre biraz daha iyiye gidiyor durum. Bu ay yine 8 yazı yazmışım. “Evde kal“manın en büyük faydalarından birisi bu oldu. Bir de elbette bu yılın bizim için en büyük, en önemli ve en güzel olayı var: Mert Ekin dünyaya geldi.
:: İhsan Oktay Anar’ın daha önce hiç okumadığım bir öyküsünü keşfettim: Rabnûma. Yıllardır üstadın kaleminden yeni şeyler okumuyoruz. Bu öyküsü de 1989 yılında kaleme aldığı bir öykü. Tarzının oturmaya başladığı dönemler. Hoca bu öyküden 5 yıl sonra da Puslu Kıtalar Atlası’nın yayımlayacak.

:: Aylardır beklediğimiz mucize gerçek oldu ve sevgili yavrumuz Mert Ekin dünyaya geldi. Pandeminin ortasında, gözden uzak ve tedirgin geçen birkaç günün ardından yuvasına geldi. Ben bu satırları yazarken Mert’in 8 aylık olmasına birkaç gün kaldı. Buraya da yeni doğan değil de şimdiki halinin bir fotoğrafını ekliyorum. Yılbaşında çektik.
:: Bu yılın en iyi projelerinden birini daha başarıyla tamamladım. Mini vidalama makinesi yaptım. Bu projeyi yaparken bana destek olan Türker, Süha ve Murat‘a bir kere daha teşekkür ederim.
:: Bu yılın en gurur verici çalışmasına imza attık hem de neredeyse tüm arkadaş gurubumuz bir arada! 19 Mayıs’ta “Hoş Gelişler Ola” marşını çaldık hep birlikte ve ortaya yıllar sonra bile keyifle hatırlayacağımız güzel bir video çıktı. Emeği geçen tüm dostlara bir kere daha teşekkür ederim. Bu arada üç kardeş birlikte yer aldığımız ilk müzik videomuz da bu oldu.

:: Murat İlkan‘ın Fanus albümünün hatalı basılan ilk plağını aldım. Hem Murat İlkan’ı çok sevmem hem de koleksiyon değeri olan bir ürün olduğu için hiç kaçırmadım. Plak dinlenebiliyor ancak mastering’i çok yetersiz ve parçalarda çok ciddi hatalar var.
:: Nereden esti bilmiyorum ama daktilo alırken dikkat edilecek konulara ilişkin güzel bir yazı yazmışım. Bu sene çok okunan bir yazı olmadı ama reytinglerinin giderek arttığını görüyorum. Birkaç seneye blogun önemli yazılarından birisi olabilir.

Haziran 2020: Bu ay sadece 4 yazı yazmışım. Rehavet oldu tabi. Bütün ülke de tıpkı benim gibi rehavete kapıldı. 1 Haziran’da pandemi yasakları sona erdi. Covid 19’da tünelin ucunda birazcık ışık görmüşken, vak’a sayılarını nihayet 100’ün altına düşürmüşken ve tam da tedbirlerin korunması gerektiği yaz sezonun açılışıyla tüm tedbirler kalktı. Aylardır kapalı kalan halk bir anda hiç olmayacağı kadar dolaşıma çıktı. Bankalar insanlar tatile gitsin diye kredi verdi. Tatil sezonuyla çakışmasın diye üniversite sınavı ertelendi. Bunun bedelini de elbette birkaç ay sonra çok daha şiddetli bir şekilde ödeyecektik.

:: Mustafa, Massive Agressive isimli iç dekorasyon butiğini açtı. Başlangıçta steampunk esintili objelerde kısa sürede Instagram’da beğenileri toplamayı başardı. Her geçen gün satış ağını da genişletiyor.
:: Alper’le birlikte en sevdiğimiz Türk gruplarından olan Pentagram’ın en sevdiğimiz iki şarkı This Too Will Pass ve Lions In A Cage’i coverladık.
:: Yıllardır istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım bir şeyi yaptım ve kendi el yazımı bir fonta dönüştürdüm.
:: Ülkemizde basınında da yer alan ancak kimsenin tek bir kare fotoğrafını bulamadığı dergiyi Seval sayesinde Almanya’dan buldum. Seval’in Almanya’dan bana yaptığı son iyilik bu olacaktı. Çünkü bir süre sonra İngiltere’ye taşınacaktı.

Temmuz: Bu ay blogda 7 yazı yazmışım. Önceki yıllarda genede tatile falan gittiğimiz için Temmuz pek yoğun geçmezdi ancak bu sene Covid’den dolayı evlerde kaldığımızdan fena bir ortalama değil.

:: Biricik dostum Selçuk Ceylan‘ın yepyeni iki kitabını daha okudum. Selçuk’un yazdığı kitap sayısı 6’ya ulaştı.
:: Yılın en iyi dolunayını yılın en sevdiğim ayında yaşadım. Ender ve Alper’le birlikte Ghost’un Ritual parçasını coverladık.
:: Büyük üstat, çağımızın en büyük müzisyenlerinden Ennio Morricone hayatını kaybetti. Türkiye’de kendisinden ve eserlerinden en çok bahseden bloglardan birisi olan My Resort’ta, olabildiğince güzel bir yazı yazarak uğurladık ustayı.
:: Utku ve Alper’le pizza yeme yarışmasına katıldık. Ben dereceye giremedim ama Alper ikinci, Utku üçüncü oldu.
:: Hayatımın en sessiz sedasız doğum günlerinden birini geçirdim. Aynı dönemde In Flames, Clayman albümüne 20. yıl özel baskı yayımladı. Ben de bu albüm ve Fury filmi için birkaç yeni baskı tasarladım.

:: Okulda bu yıl düzenlenmeye başlayan çevrimiçi Öğrenci-Mezun Buluşmaları etkinliğinde bölümümüz ve mesleğimiz adına bir sunum yaptım. Keyifli bir akşam oldu. Bir kere daha, beni davet eden sevgili hocalarıma ve öğrenci arkadaşlarımıza teşekkür ederim. Blogda bahsetmesem de bu yıl bu şekilde pek çok çevrim içi etkinlik oldu. Covid-19’un hayatımıza kattığı farklı tecrübelerden birisi de bu oldu.
:: Çok kıymetlim ve yıllardır eski baskıları astronomik fiyatlarla satıldığı için alamadığım Nur Yoldaş’ın Sultan-i Yegah albümü yeniden plak olarak basıldı. Üstelik şeffaf, kırmızı renkli ve gatefold olarak. Hemen aldım.

Ağustos 2020: Yaz bütün rehavetiyle devam ediyor. Covid yavaş yavaş ülkeye yeniden yayılmaya devam ediyor. Gerçek rakamların kelime oyunlarıyla gizlendiği yönünde toplumda ciddi bir kuşku ortaya çıktı. Bir süre sonra bu kuşkuların haksız da olmadığı görülecekti. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım. Bu ay hem Koray ve Tuğba‘nın hem de Alper ve Özge’nin düğünleri vardı. Koray ve Tuğba’nın Antalya’daki düğününe gidemedim.

:: Alper tam 14 yıl sonra Eskişehir’den taşındı. Blogda yazdığım en depresif yazılardan birini yazdım. 2020’nin en kötü anlarından birisiydi veda anı. “Fotoğrafların kesilmiş yerlerini saklamayı yıllarca becerdim ama artık sen de yoksan çerçevede çok azımız kalıyor o yıllardan.”
:: Kiracı olarak oturduğum evde büyük bir tadilat yapıldı. Ustaların da temiz çalışmamasından dolayı toparlanmak epey uzun sürdü. Ancak yine de ustaların hakkını yemeyeyim, en azından kısa sürede tamamladılar. Temizlik uğraştırdı biraz.
:: Özge ve Alper’in düğünü oldu. Bursa’ya gittim düğün için. Corona’nın gölgesinde korka korka yaptığımız, çok şükür kimseye de bir şey olmadan tamamladığımız bir düğün oldu.
:: Gillette Blue 3, beni şaşırtarak üç büyükler (Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş) renklerinde tıraş bıçakları çıkardı. Koleksiyona bir anda üç bıçak daha eklenmiş oldu. Ülkenin en iddialı koleksiyonuyum.
:: Bir klasik olan Fahrenheit 451‘i okudum. Kitap başta sarmadı, epey zorladı ancak sonradan çok hoşuma gitti. Filmini izledim ve çizgi romanını sipariş ettim. Bir de Eskişehir’de Fahrenheit 451 isimli bir sahaf keşfettim. Mehmet‘in sayesinde Devran’la tanıştık. İlerleyen günlerde de Devran’dan epey bir kitap alacaktım.

Eylül 2020: Covid’e karşı alınan önlemlerin göstermelik olduğu anlaşıldı. Özellikle Kurban Bayramı’yla birlikte memleketin dört bir yanına dağılan vatandaşlar sayesinde en küçük köylere bile virüs ulaştı. Nisan ayından daha beter bir duruma doğru ülke sürükleniyordu. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım.

:: Grafik tablet aldım. Okulların açılmayacağı ve derslerin uzaktan yapılacağı anlaşılınca bir fırsatçılık ülkesi olan Türkiye’de 300 liralık ortalama grafik tabletler 600-700 liralara fırladı. Milli Eğitim Bakanı’nın eğitim uzatan yapılacaktır diye açıkladığı gece neredeyse %100 zamlandı tüm tabletler.
:: Yağızhan mezun oldu. Sagopa Kajmer, Yunus EP isminde bir albüm çıkardı. Bu albüm benim yıllar sonra dinlediğim ilk yeni Sagopa albümü oldu.
:: Gıda Dedektifi Musa ÖZSOY’un “Ne Yediğinizi Biliyor musunuz?” isimli kitabını okudum. Yalan yok, gıda endüstrisi hakkında daha önce bilmediğim pek çok yeni bilgi öğrendim. Ayrıca gıda tercihlerimi yeniden gözden geçirmemi sağladı.
:: Scooter aldım. Xiaomi M365 marka modelli scooter, bu yıl aldığımız en verimli aletlerden birisi oldu. Özellikle şehir içi ulaşımda büyük bir devrim yarattığını söyleyebilirim.

Ekim 2020: Blog açısından iyi geçen, 9 yazılık bir ay oldu. Covid’in daha da kötü bir hal aldığı artık kabul edildi ve yeni tedbirler alındı. Bu ayın diğer bir özelliği ise Sertan ve Ayşe‘nin biricik yavrucukları Özüm dünyaya geldi. Mert doğduğunda yaşadığımız heyecanı, bu sefer de Özüm için yaşadık 🙂

:: Şevkiye‘nin teleskobunu ödünç aldım. Aynalı teleskop hiç kullanmamıştım. Ancak kurduktan sonra epey bir keyif verdi.
:: Bir devrin sonu geldi ve Head Bang 6, Çağlan Tekil’in yarım bıraktığı işi tamamlamak için son kez yayımlandı. Head Bang devri sona erdi. Müthiş bir bir veda sayısı olmuştu.
:: Efendi, 2020 yılı içerisinde tam üç tane single yayımladı. Bu yıl umarım yeni albümleri çıkar.
:: Plak koleksiyonumdaki ilk long playlerden biri olan Kamuran Akkor’un Boşver Üzülme plağı için yıllar sonra bir kapak yaptım.

Kasım 2020: Yıl sonu yaklaştıkça doktora teziyle ilgili kaygılarım da tavan yapmış durumdaydı. Covid’in tedavisine dair her kanalda aşı çalışmalarıdan bahsediliyor. Biz de yeni bir dönüşümlü çalışma sistemine geçtik. Bu ay 5 yazı yazabilmişim.

:: Yıllardır kitaplığıma katmayı çok istediğim Harry Potter’ın resimli baskılarını Merve’nin hediyesiyle aldım. Kitaplarım açısından bu yılın şüphesiz en müthiş olayı buydu. Aynı dönemde bir de Buz ve Ateşin Dünyası isimli Game Of Thrones evreni kitabını aldım.
:: Anneannem Kars’ta vefat etti. Yıl boyunca uzak akrabalarımızın, birkaç tanıdığımızın Covid’den dolayı vefat haberini almıştık. Ancak anneannemin vefatı hepimizi yaraladı. Onu bu şekilde kaybetmek tarifsiz. Hala da ne diyeceğimi bilmiyorum. Gidemedik göremedik. Işıklar içinde uyusun, mekanı cennet olsun.

Aralık 2020: Yılın son ayında 8 yazı yazmışım. Bu yıl da böylece bitmiş oldu. Covid’e karşı geliştirilen aşı haberleri büyük bir mucize gibi karşılandı Dünya’da. İnsanlar umut beslemeye başladılar. Çünkü ekonomi çok kötü durumdaydı. Aşı haberleri ve ülkedeki bir takım siyasi gelişmelerden dolayı (Maliye bakanı istifa etti) ekonomide olumlu yönde kıpırdanmalar oldu. Eve kurutma makinesi aldık. Resmen bayram havası yaşanıyor günlerdir 🙂
:: Tam 15 yıldır bıkmadan, sıkılmadan izlediğimiz Supernatural dizisi final yaptı. Hayatımızın yarısına eşlik etmiş abilerim Sam ve Dean Winchester’a veda ettik.
:: Kendime iyi bir tripod aldım. Bu sene 75-300 objektiften sonra fotoğrafçılığa yaptığım son yatırım bu oldu.
:: Avatar’ın “Verilen Söz” isimli çizgi romanı ilk defa Türkçe yayımlandı.

:: Yıllardır kullandığım emektar bendirimi modifiye ederek yeni bir bendir sahibi oldum. Devrim yaratan akort sistemi sayesinde çok başarılı tonlar elde edebiliyorum.
:: Çok sevdiğim Fury filminin Amerika’dan aldığım soundtrack plağına kavuştum.
:: Cidesphere’in Dawn Of A New Epoch albümünün plağını aldım. Bu yılın en iyi metal işlerinden birisiydi bu albüm.

Bu yıl iş yerindeki üçüncü yılımdı. Önceki yıllara göre biraz daha karamsardım bu yıl. Hayal kırıklıklarım çok fazlaydı. Bu yıl vedaların yılı oldu. Geçici süreliğine de olsa Pınar ve Melike gittiler. Lütfi abi ve Şükrü abi gibi değerli abilerimiz emekli oldular. İsmihan abla emekli oldu. Biricik arkadaşımız, en yakın arkadaşımız Caner ise en büyük darbeyi vurdu ve Zonguldak’a tayin olarak gitti. Üç yılın ardından ilk defa bu yıl şubeler arası ufak görev değişiklikleri oldu. Sevgili oda arkadaşım Hülya Hanım diğer şubeye, kıymetli arkadaşım Sanem Hanım da bizim şubeye geçti ve yeni oda arkadaşım oldu. Masam değişti. Gerçi itiraf etmek gerekirse masamın değişmesine çok ama çok sevindim. Bu yıl uzaktan çalışma kavramıyla tanıştık. Bütün bir yıla baktığımızda da yine iş yoğunluğumuzu Sıfır Atık, mahkemeler, yılın ilk dönemlerinde gürültü şikayetleri oluşturdu. Bu yıl ne yazık ki hiç spor etkinliğimiz olmadı. Sadece iş yerinde değil, Covid’in başlangıcı olan Mart ayından itibaren spor salonlarının kapatılması nedeniyle dışarıda da spor yapma imkanım olmadı. Spor salonu ekibiyle dışarıda görüştük. Enes, tam da bu dönemde askerden geldi. Erhan Abi ve Enes’le birkaç defa buluştuk.

Gelelim Instagrama. Bu yıl Instagram’da çok güzel coverlar paylaştık. Ayrıca koleksiyonla alakalı güzel derlemeler yaptım. Hepsini değil ama bir kısmını aşağıda paylaşıyorum.

Bu yılın da en sekmeyen yazıları dolunay yazıları oldu. Hatta bu sene 12 değil, 13 tane dolunay yazısı yazdım. Bu yazıların en güzel özelliği o dönem sahip olduğum ruh halini çok iyi yansıtmaları. Ayrıca müzikal çalışmalarımız da genellikle bu yazıların içerisinde veriyorum.

Youtube’u çok ihmal ettim. Çok ihmal ettim ve sadece 1 video yayımladım. Belki 2021’de daha dolu geçer. Covid pandemisi aslında evde kaldığımız dönemde film ve dizi izlemek için uygun bir zamandı. Ancak hem Merve’nin hamileliğinin son dönemleri olması hem de Mert’in doğmasıyla birlikte hayal ettiğimiz gibi olmadı film izleme olayı. Yine de Netflix‘te epey bir şeyler izledik. Bunların içerisinden beğendiklerimden bazıları Old Guard, Cinayet Süsü, Nice Guys gibi filmler oldu. Bu arada umarım Old Guard’ın devam filmi çekilir. Şunu fark ettim ki eski filmleri izlemeyi daha çok seviyorum. Fury, Yüzüklerin Efendisi, Kapıdaki Düşman, Er Ryan’ı Kurtarmak gibi filmleri senede birkaç kere izliyorum. Mesela How I Met Your Mother‘a başladık yeniden.

Halen izlemekte olduğum İkinci Dünya Savaşı’nın En Önemli Olayları isimli belgesel ise hayatımda izlediğim en derli toplu 2. Dünya Savaşı belgeseli. Bu yıl ayrıca Atiye, Breaking Bad, Spartacus ve La Casa De Papel‘i izledik. Netflix dışında bu yıl Mustafa sayesinde Amazon Prime‘ı da denedim ama burada da birkaç eski film dışında yeni bir şey izlemedim. Bunlardan bağımsız olarak 1917 isimli film muhteşem bir WW1 filmiydi. Ayrıca ilk defa izlediğim Bone Tomahawk da yıllar sonra izlediğim en iyi western filmiydi.

Bu yıl edebiyatla dopdolu geçti. Bunda da en büyük pay Hicri Bilakis Kuşçu‘nundur. Bugüne kadar yıl içerisinde okuduğum, aldığım kitapların sayısını tutmazdım. Ayrıca kitaplara dair yaptığım incelemeleri de yazmazdım. Onun yılbaşından hemen önce verdiği Metis Ajanda 2020 – Ya Kebikeç! sayesinde bu envanteri günden güne tutabildim. Bu ajandanın en güzel yanı, ihtiyacınız olan her şeyi içeriyor olması. Önemli günleri, dolunay takvimi, özel sözler, yazarları eserlerinden alıntıları (ki bunlar bile başlı başına bir okuma kaynağı), küçük bir not bölümü, telefon rehberi ve birkaç faydalı bilgi. Yoğun geçen bir yıl olmasına rağmen baş ucumdan kitabı hiç eksik etmedim. Bu yılın ilk kitabı Borges’in Ficciones: Hayaller ve Hikayeler oldu. Burada yer alan Artificos kısmı müthişti. Bu yıl okuduğum en iyi kitaplar ise Alamut, Malafa ve Sapiens oldu. Bunu Herkes Bilir ve Meteor Avı‘nı yarıda bıraktım. Ayrıca Zaman Makinesi ve Fahrenheit 451‘den çok etkilenip çizgi romanlarını aldım. Bu yıl çeşitli yollarla (satın alarak, hediye olarak, takasla, ücretsiz olarak ve hibe edilerek) elime toplam 93 kitap geçmiş. Bunlardan 30 tanesi Jules Verne kitapları.

Jules Verne demişken, hayatımın Jules Verne’yle dopdolu geçen yıllarından birisiydi. Yılın ortalarında Murat Haser isimli ülkenin en büyük Jules Verne koleksiyoncusuyla tanıştım internetten. Paylaşımları üzerinden epey muhabbet ettik. Bu sayede benim tamamladığımı sandığım bazı serilerin eksik olduklarını görüp tamamladım. Ve İthaki koleksiyonumu sadece son kitap (46 no) eksik olmak üzere tamamladım. ALFA Yayınlarının “Olağanüstü Yolculuklar” serisine başladım. Bu serinin güncel bir seri olması nispeten işimi kolaylaştıracak.

Müzik. Bütün yıl boyunca dinledim. Hastanede doğum için kontrole gidince de dinledim, sabahları işe giderken de dinledim. Kulaklığım bozuldu ve aylardır servisten gelmedi. Dışarıdayken idare ediyorum başka kulaklıklarla. Bir gün Ender’le buluşmuştuk. Arabada radyoda bir şarkı duydum. Giriş melodisi acayip hoşuma gitti. Yıl boyunca da dinleyip durdum: Kahraman DenizUzak Gelecek. Oluyor böyle takıyorum bazı şarkılara. Mesela hiç tarzım olmamasına rağmen Kül, Dünya’dan Uzak ve Kentsel Dönüşümler isimli şarkıları da çok beğendim. Sagopa Kajmer’in de girişteki strachleri çok hoşuma gittiği için Pankart isimli yeni şarkısını beğendim. Bir de keşif yaptım ki keşfettikten sonra defalarca dinledim. İstanbul Şarkıcıları isimli oluşumun Köroğlu Dağları isimli şarkısı. 1980 yılında yayımlanmış. Müthiş bir şarkı. Bir de bahsetmezsem olmaz, Ouzo Bazooka‘nın Space Camel isimli şarkısı var ki klibiyle falan muazzam. Mert’i kucağıma alınca bunu açıp dans ediyoruz. Gerçek saykodelik budur!

Metal müzik dünyasında ise epey gelişmeler yayımlandı. In Flames, Clayman albümünün 20. yılına özel bir EP yayımladı. Eski şarkıların yeni düzenlemelerini içeriyordu. Yeni düzenlemelerin hiçbirini beğenmedim. Ancak albümün remastered halini beğendim. Deftones, Ohms isimli albümünü yayımladı. Albüm aklımı başımdan almadı ama kötü de değildi. Önceki albümden çok daha iyiydi. Deftones ayrıca başyapıtları White Pony’nin 20. yılına özel bir Anniversary Edition yayımladı. White Pony x Black Stallion isimli bu double albümde ilk albümün remastered şarkıları ve remiksleri yer aldı. Remikslerin bazıları resmen bambaşka şarkılar olmuşlar. Çok beğenmedim. Katatonia, City Burials isimli yeni albümünü yayımladı ancak olmadı, yaprak kımıldamadı bende. Yine bir başka grup Linkin Park da Hybrid Theory albümlerinin 20. yılına özel bir albüm yayımladılar. İçerik olarak çok zengindi ancak çok da pahalı olduğu için almak mümkün değildi. Yine de eski videolarını yeniden düzenleyip renkleri ve çözünürlüğü olağanüstü hale getirdiler. Sırf bu bile yetti de arttı. Yıllar sonra oturup Linkin Park dinledim. Hatta şu anda da In The End çalıyor.

Ülkemizde de müzik piyasası covid’e rağmen üretkendi. Konserler olmadı ama gruplar evlerinde üretti. Grupların bir dönem evlerinden yaptığı cover ve akustik çalışmaları beğeniyle izledim. Bu yılın en yeni yepyeni grubu benim için Bipolar Architecture oldu. Heretic Soul‘dayken de çok beğendiğim Sarp‘ın yeni grubu. Depresif melodilerin üzerine yaptığı vokali özellikle beğendim. Şu anda grubun üç şarkılık bir EP’si ve bir de single çalışması var. Bu yıl umarım onların adına daha iyi geçer. Canımız ciğerimiz Pentagram‘ımız yeni bir albüm çıkarır diye bekliyorduk ancak “Bu Düzen Yıkılsın” isimli bir single yayımladı. Bir de video çekti. Beğenmedim. Ancak şu açıdan mutlu oldum ki Pentagram yola sekiz kişi olarak devam edecek gibi görünüyor. Cidesphere, bu yılın en iyi albümlerinden birini çıkardı: Dawn Of A New Epoch. Yılın son aylarına denk gelmesine rağmen Spotify’ım da ilk üçe girdi albüm. Özellikle Sacred Patronage bu yıl favori metal şarkım oldu. Sabhankra bu yıl yeni bir materyal üretmedi, konserler verdi. Ancak 2021’de yeni bir albüm yayımlayacaklar. Yani aslında bu dönemi onlar da üretmek için kullandılar. Bu yıl onlarca albüm çıktı elbette ancak belki de bunları ben de ilerleyen yıllarda keşfedeceğim için buraya fazla detay yazmıyorum. Son olarak baş tacım Black Omen‘in ilk demosu kaset formatında yayımlandı. Bununla ilgili ayrı bir yazı yazacağım için detay vermiyorum.

2020’nin ilk aylarında verdiğim bir yedek parça siparişi vardı. Aralık ayının ilk haftası geldi ve yanlış geldi. Yeniden sipariş oluşturdum bekliyorum. Ayrıca Pioneer servisinden hala kulaklığımı bekliyorum. Umarım bunlar bu yıl gelir. Koray’ın istediği Mor ve Ötesi – Deli parçasının davul videosunu hala çekemedim. Onu bitireceğim. Sercan’la bu yıl üç kere görüştük. Ocak ayında Eskişehir’e geldiğinde ve Alper’in düğününde. Volkan’la ise görüşemedik hiç. Sercan‘a doğum gününde güzel bir kolaj video yaptık. Beğenmedi 🙂 Bursa’dan isimsiz bir mektup geldi. İçerisinde uzunca bir plak listesi vardı. Beni nereden buldu, ismime ve adresime nasıl ulaştı bilmiyorum. Ama iç içe de sevinmedim değil. Zaman zaman açıp okuyorum.

Yazmayı yukarıda unuttum ama kardeşim Mustafa, Kocaeli Üniversitesi’nden Osmangazi Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Dolayısıyla iki yıldır süren çilemiz nihayet bitti. Nihayet yeniden Eskişehir’de toplandık. Bu yılın güzel gelişmelerinden bir tanesiydi bu. Tabi ki bir diğer Mustafamız da nihayet gitti Trabzon’da nişanlandı Kübra’yla. Mustafa şüphesiz son yıllarda hayatımıza giren en değerli adamlardan. Ama Kübra da o kadar müthiş bir insan ki bazen diyorum acaba Mustafa’yı mı daha çok seviyoruz Kübra’yı mı 🙂

Bu yıl Ferit sağ olsun bana bir sürpriz yaparak hazırladığı exlibrisi göndermiş. Ben de mektuplarımda kullanıyorum bunu. Kendisi yıllar sonra Kütahya’dan ayrıldı. İzmir’e tayini çıktı. Elbette Kütahya demişken bir diğer sevgili kardeşimiz Gürcan‘dan da bahsetmezem olmaz. O da bir kere Eskişehir’de beni ziyaret etmişti. Pandeminin hızlanmaya başladığı günlerdi. Sonrasında iade-i ziyaret fırsatım olmadı. Ama 2021’de şartlar düzelirse Gürcan’ı Kütahya’da ziyaret etmeyi planlıyorum.

Evet, yılın özeti yazılarımın olmazsa olmazı olan Hedefler bölümüne geliyoruz. Bakalım geçen sene kendimize hangi hedefleri koymuşum, neleri başarmış, neleri yapamamışım. En önemlisi de, önümüzdeki yıl neler yapmak istiyorum? 2020 yılı için hedeflerim şunlardı:

  • Elektronik davuluma bir ilave crash zili almak (Olmadı, alamadım. Ancak bozuk bir aksamını tamir ettirdim)
  • Kendime yeni bir bilgisayar toparlamak ve bunu olabildiğince ucuza yapmak. (Harika! Bunu başardım!)
  • Bir şarkıyı baştan sona düzenleyip cover olarak yayımlamak. (Bunu da yaptım sayıyorum, çünkü birkaç şarkıyı baştan sona olmasa da coverladık ve düzenleme yaptım)
  • Konsept bir fotoğraf çalışması yapmak. (Başarısız sayıyorum. Gerçi Alper’in düğününde epey bir çektim ama olsun, bu hedefi yazarken hayal ettiğim şeyi yapamadım)
  • Tank maketimi bitirmek. (Olmadı, yapamadım)
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak. (Olmadı, alamadım)

Evet, hedefler açısından çok da parlak geçmemiş anlaşılan. Moral bozmayalım ve kendimize 2021 için yeni hedefler koyalım. Önceki senelere kıyasla daha minimal hedefler koyuyorum çünkü Covid-19’un ne zaman biteceğini kestiremiyorum. Buyurun:

  • Elektronik davuluma ilave bir crash zili almak
  • Tank maketimi bir diorama ile bitirmek
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak
  • Doktoramı bitirmek
  • Eğer covid-19 nihayet tüm ülkede sona ererse iki farklı zamanda tatile gitmek
  • Alper’in isimsizini bitirmek

Bir önceki yıl şöyle yazmışım: “Umarım 2020 pozitif şeylerle dolu bir yıl olur. Hayatımızın belki kökten değişeceği, belki dibe vuracağımız, belki de göklere çıkacağımız bir yıl olacak. Hazırlıklı olmakta fayda var.” Hazırlıklı olamadık açıkçası. Yıl boyunca çok fazla şey kaybettik. Sevdiğimiz insanları, yakınlarımızı kaybettik. Afetler ve hastalıklar yüzünden çok insan öldü. Ama pek çok yavru da bu yıl gözlerini açtı hayata. Mert Ekin, bizim için bu yılın tek güzel şeyi oldu. Her şeyden habersiz, üç beş kişilik dünyasında yaşamaya devam ediyor 🙂 Ben bu yıl da buralarda olacağım sevgili okur. Bu yazıda unuttuğum bir şeyler muhakkak vardır. Lütfen bana yazın, hatırlatın. Umarım 2021 yılı her birimiz için daha farklı ve daha güzel olur. Unutma, gökte dolunay olduğu sürece Dünya’dan bir çift göz ona bakacak.

Blogda Kış Değişimi

Çok uzun süredir kullandığım arka planı nihayet değiştirdim. Sanki hayata yeni bir laresabaşlangıç yapmış gibiyim. Belki biraz abarttım ama inanın bir yenilenme hissettim. Arka planları “tam da o dönemde aklım nelerle meşgulse” o şekilde kurguluyorum. Bu sefer blogun sağ tarafında Spagetti Western filmlerinin unutulmaz aktörü Lee Van Cleef yer alıyor. Belki de Clint Eastwood‘dan sonra bu türün en meşhur, en unutulmaz yüzü. Buradaki pozu ise The Big Gundown (ülkemizde Kolorado ismiyle gösterildi) isimli kült filmin afişiyle aynı. Sol tarafta ise anonim bir fotoğrafın üzerine montajladığım ve bizzat benim tarafından fotoğraflanan bir dolunay yer alıyor. Tabi ki bu görseli eksiksiz görüntüleyebilmek için full hd çözünürlükte (1920*1080) çalışıyor olmanız lazım.

arkaplan05

Üst kısımdaki banner, yine kendi çektiğim bir fotoğrafa orange-teal uygulayarak elde ettiğim bir görüntü. Ağva‘daki meşhur deniz feneri. Days, Nights and Lights mottosu ise bana ait. Günler, geceler boyunca ışıklar içinde seni arıyor olmamın bir metaforu.

tealsea

Dikkatliysen fark etmişsindir. Sayfada en üstte yer alan menü de ise yeni bir kısım var: Gillette. Biliyorsun, blogta zaman zaman Blue 3 ve Mach 3 tıraş bıçakları koleksiyonumla ilgili yazılar yazıyorum. 2020 yılına geldiğimizde her iki koleksiyonum da zirvede. Türkiye’de üretilmiş tüm modellerine sahibim. Bunu böyle parça parça bloga yazmak yerine, apayrı bir sayfa yaparak diğer koleksiyonlar gibi sergilemenin daha güzel olacağını düşünüyorum.

gillettesonmach3son

Galiba son iki yıldır bir türlü gerçekleştiremediğim bir hedefim birkaç gün içinde gerçek olacak. Bu olursa blog ve diğer içerik üretim süreçlerim de ciddi anlamda gelişip güzelleşecektir. Kış değişiminin ardından belki bir de bahar temizliği yapıp 10 yıl önce yazdığım ufak tefek yazıları silebilirim. Bakalım.

Takipçilerin Güzel Katkısı: Pikap İğnesi

Blogun yayın hayatının başından beri, pek çok düzenli okuyucuya, arama motorları sayesinde bulup gelen kişilere ve şans eseri tanıştığımız arkadaşlara farklı konularda yardımcı oldum sevgili okur. Özellikle blog kanalıyla bana ulaşan herkese istisnasız yardım ettim elimden geldiğince.

Geçen aylarda Google’dan arama yaparak bana ulaşan birkaç kişiye Tolkien Mirası ile Grimm Kardeşlerin Masal Sandığı projelerinde kullandığım görselleri gönderdim mesela. Geçmişte, özellikle blogda yazdığım bazı elektroniklerle ilgili olarak fikir soran takipçilerle mailleştik karşılıklı olarak.

Geçtiğimiz günlerde de yine blogun iletişim bölümünü  kullanarak bana ulaşan Emre Türkay isimli okuyucum, elinde bulunan Philips FP9300 marka modelli pikap için yardımcı olmamı istedi. Araştırınca ben de fark ettim ki, bu modelle ilgili olarak yazılan tek Türkçe inceleme (ikinci el satış siteleri hariç) My Resort’te yer alıyor. Arkadaşımız, pikabın iğnesiyle ilgili bir sorun yaşadığını ve değiştirmek istediğini ancak uygun modele karar veremediğini söyledi. Benden yardım istedi.

Ben de açıkçası bu pikabın iğnesini daha önce hiç değiştirmedim. Emre’den böyle bir mesaj alınca elimdeki cihazın iğnesini inceledim. İğne universal diye tabir edilen bir iğneydi. Hemen kendisine mesaj attım. İğnenin nasıl değiştirileceğini de tarif ettikten sonra belki de sorunun belt drive olması nedeniyle kayışlardan kaynaklanabileceğini söyledim.

emreturkay

Bir süre sonra Emre’den yeni bir mail geldi. Sorun düzelmiş 🙂 İğneyi çıkarıp geri takınca sorun düzelmiş, ses almaya başlamış. Tam Türk mantığı bir iş olmuş ama işe de yaramış. Sağ olsun pikabın iğnesinin de fotoğraflarını göndermiş. Umarım bir gün başka birileri de bu yazıya ulaşır ve faydalanır.

Emre’ye ve etkileşimde olduğumuz tüm diğer takipçilere teşekkürler.

Okuyucu Geri Dönüşü: Merve ve Tolkien Mirası

Geçtiğimiz günlerde blogda yazdığım şu yazımın altına Merve ismindeki bir okuyucumdan yorum geldi:

merveyardim.JPG

Aynı okuyucu, blog üzerindeki bağlantıyı kullanarak Instagram profilime de ulaşıp oradan da yardım istedi. Ben de kendisine yardım edeceğimi söyledim ve daha önceki çalışmada hazırladığım görseli gönderdim. Nasıl bastıracaklarını da tarif eden bir e-postanın ekinde gönderdim. Merve’den, işin sonunda yaptıkları kutunun fotoğraflarını benimle de paylaşmalarını istedim.

Aradan birkaç gün geçtikten sonra, o da kendi kitapları için bu kutudan yapmış ve benimle de paylaştı 🙂 İşte, değerli takipçim Merve’nin yaptığı Tolkien Mirası kutusu!

Daha önce de yazmıştım. Bu blogta yer alan her başlık için, her proje için çekinmeden yardım isteyebilirsiniz. Yazıların altına bırakılan yorumlardan anında haberim oluyor. Ayrıca, sosyal medya profillerim üzerinden ulaşabilir, sadece projeler için değil, yazıların içeriği hakkında fikilerinizi iletebilirsiniz.

İlgin için teşekkür ederim Merve 🙂

Proofhead.net’e Geçiş Dönemi

proofmoveFark eden okurlar da oldu, sık kullanılanlardan girip farkına varmayan da. Bir süredir bloga proofhead.net adresinden ulaşmayı deneyenler, farklı bir şeyler döndüğünün farkına vardılar. Yıllardır wordpress.com üzerinde ücretsiz olarak barınan My Resort, kendi evine geçme kararı aldı. Bu kararda yine yıllar önce WordPress’e geçmemde etkili olan Volkan etkili oldu. YANIT Hosting firmasının çok hesaplı bir kampanyasıyla My Resort’un arsasını satın aldık ve evi dikmeye başladık. Ancak katlar yükseldikçe bir takım sorunlarla karşılaştık. İşte bu sorunlar blogun, yeni yuvasına tamamen geçmesini biraz geciktirdi ve geciktirecek.

imageshack_01İlk sorun aslında blogdan ya da yeni yuvamızdan kaynaklanmıyor. ImageShack isimli upload sitesinden kaynaklanıyor. İlk çıktığında tamamen ücretsiz olarak hizmet veren bu site, benim de içerisinde binden fazla görsel yükleyerek bloga aktardığım bir siteydi. Neden sonra bu şerefsizler, yemediler, içmediler, tüm ücretsiz üyelikleri iptal ettiler. İptal etmekle kalmayıp yüklenen görselleri de sildiler. Blogun özellikle 2014 öncesinde geriye doğru en az 3 yıllık görselleri şu anda görüntülenemiyor. Ben çaktırmıyorum aslında ama uzun süredir her akşam eski yazıların görsellerini güncelliyorum. Şu an 800 küsür görsel, yeniden yüklenmek için bekliyor. Eveti, bir akıllılık yapıp tüm görsellerimi yedeklemiştim. Şimdi bunları yazıların önem ve kalitesine göre yeniden upload ediyorum. Mesela blogun en güzel yazılarından olan Erzurum yazısını güncelledi bile. Yine plaklarla alakalı yazıları öncelikli olarak güncelliyorum.

Yukarıda bahsettiğim görsel sorunu, benim en temel sorunum. Bu sorunu tamamen çözdükten sonra eski blogun veritabanını eski bloga aktarabilirim. Böylece herhangi bir yazı kaybım olmayacak. Yeni blog yayına devam ederken eskisi de kalmaya devam edecek. Böylece görsellere ve içeriklere, hem yen, hem de eski blogdan ulaşabileceğiz. Böylece hayatımın son 6-7 yılına kestisiz ve renkli olarak erişebileceğim.

Blogu aktarırken veri tabanı aktararak sorunu çözebiliyorum. Ancak yeni blogun temasıyla eskisi arasında bir boyut problemi var. Yeni blogun temel bölümleri daha geniş. Bunu ayarlamak biraz sıkıntı olacak. Geçenlerde yazıların rengini beyaz yapabilmek için Volkan’la epey bir kodlara dalmamız gerekti. Ha bir de evet, yıllar sonra yeniden HTML, CSS olaylarına girmek gerekecek. Eski blogda çoğu şey hazırdı. Şimdi ihtiyacım olan şeyleri yapabilmek için biraz biraz kasmak gerekecek. Ama olsun.

Geçen fark ettiğim bir diğer sıkıntı da Youtube videoları. Eski blogda yani halen okumakta olduğun blogda, yazı içerisine bir Youtube videosu elemek için yalnızca yazmak yeterli oluyordu. Ancak bu şekilde eklediğim videoların hepsi şimdi yeni blogda video olarak çıkmıyor! Bu sorunu çözebilmemin tek yolu elimdeki yedi yıllık veri tabanında ilgili kısımları, ki bu kısımlar binlerce satır demek, toptan değiştirip işlerin yolunda gitmesini ummak.

Yeni blogun teması, eski blogun temasının sözde daha geliştirilmiş hali. Ama iki tema bir birinden çok farklı. Bu durum da beni görselleri ayarlama konusunda epey sıkıntıya düşürdü. Ya çok radikal bir karar alıp yeni bloga yepyeni bir tema ile başlayacağım sevdiğim kadını da mutlu edip, ya da ne varsa analogda var deyip direneceğim.

Bu sıkıntılar bazen beni yıldırıyor. Acaba diyorum, oturduğum yerde otursam, proofhead.wordpress.com üzerinden devam mı etsem? Hem böyle olunca proofhead.net’i de yeniden yönlendiririm. Yeni aldığım hosting’e bir de alan adı alır, bambaşka bir proje için sıfırdan yepyeni bir tasarım yaparım. Bak buraya bu şekilde yazınca bu yolu tercih etmek çok da mantıksız gelmedi. Dur ben bir anket yapayım…

My Resort’un Yeni Arka Planı

Dönem dönem, aklıma estikçe ya da gerçekten hoşuma giden bir görsel gördüğümde My Resort’un arka planını değiştiriyorum sevgili okur. Geçmiş yıllarda pek çok sevgili dostum bu konuda bana yardımcı oldular.

İlk arka planımda sol tarafta bir şövalye duruyordu. Bu aynı zamanda Sabhankra‘nın Our Kingdom Shall Rise EP‘sinin de kapağında yer alan bir figürdü. Çizeri Ramazan Abbasoğlu ile iletişim kurup blogda kullanmıştım. Ramazan Abbasoğlu’nu o zamandan beri takip ederim. Yakın zamanda Instagram hesabında birbirinden güzel işler paylaşmaya başlayınca yeniden ilgimi cezbetti. Bir gün çok çok başarılı bir Kızılderili çizimini görünce kendisine mesaj attım. Blogun yeni arka planı için uzun süredir aradığım görsel buydu işte.

Arkaplan_04

Sağolsun, Ramazan abi pek çoğunun aksine her zaman alçak gönüllü bir insan olmuştur. Kullanmama izin verdi. Instagram hesabına bakınca geçen yıl izlediğim en iyi üç filmden biri olan The Martian‘dan çok iyi bir Mark Watney karakter çizimi gördüm. Tereddütsüz bunu da aldım. Şu anda full hd çözünürlükle görüntülüyorsan beni sağda ve solda görüyorsun Kızılderiliyi ve Mark Watney’i.

Bir süre, uzunca bir süre bu arka planı kullanacağım. Ramazan Abbasoğlu’na emeği için teşekkür ederim. Instagram’dan kendisini muhakkak takip edin, sizin de hoşunuza gidecek en az bir işi mutlaka olacaktır 😉

https://www.instagram.com/rartist01/

Yeni My Resort Banner’ı

Proofhead My Resort’un mottolarından birisi de “Herkes İçin Blog“tur. Bu sloganı, yıllar önce Caner’in My Resort için çizdiği şu görselin ardından belirlenmiştim.

İşte bu adam, aynı adam, Caner Somaklı, yeni bir sürprizle My Resort için yeni bir banner hazırlamış sağolsun. Caner, karikatür çizmeye ilk başladığında sadece kendi yarattığı karakterleri çiziyordu. Ancak daha sonradan gerçek insanları da karikatürize etmeye başladı. Beni de sağolsun, kafamın tüm biçimsizliğiyle, tıpa tıp çizmiş 🙂

pencilmen

Blogumuzun bir süre üst kısmında Caner’in bu güzel çizimini misafir edeceğiz. Ben eminim ki Caner bu seriye yepyeni çizimler de ekleyecektir.

WordPress İki Adımlı Doğrulama Sorunu

Bloga girmek için kullandığım iki adımlı bir giriş sistemi var sevgili okur. Artık pek çok platformda oturum açarken aynı sistem kullanılıyor. Önce siz kullanıcı adınız ve şifrenizi giriyorsunuz, daha sonra bir Authenticator yardımıyla anlık olarak üretilmiş bir kod girerek oturumunuzu açıyorsunuz. Özellikle akıllı telefonunuz varsa bu sistem çok güvenli ve kullanışlı bir sistem.

Ben geçen sen Google hesabımı ve WordPress hesabımı Google Authenticator kullanarak açabilmek için ayarlamıştım. Yani önce kullanıcı adımı ve şifremi giriyordum, daha sonra akıllı telefonumla anlık olarak üretilen bir kodu da girip oturum açıyordum. Daha sonra akıllı telefonum elimden çıktığında artık kod üretebilecek bir Authenticator’um olmadığı için, bu platformlar tarafından bir alternatif olarak sunulan “SMS kodu” sistemini kullanıyordum. Yani akıllı telefonun üreteceği kodu sistem SMS olarak kayıtlı numarama gönderiyordu.

Google Authenticator

Yaklaşık bir haftadır WordPress’e giriş yapamıyordum. Kullanıcı adımı ve şifremi giriyordum, daha sonra doğrulama kodumu SMS ile talep ediyordum. Ancak o kod asla gelmiyordu telefonuma. Ben de önceki gece şu adresteki formu kullanarak sorunumu kısaca anlattım. Bir gün sonra WordPress’in “Mutluluk Mühendisleri” dediği ekibinden bir kişi bana geri dönüş yaptı.

Oturum açabilmem için, tek kullanımlık bir kod verdi. Ben de bu kodu kullanıp oturum açtım ve hemen iki adımlı oturum açma ya da two-step-authentication sistemini iptal ettim. Blog biraz daha güvensiz hale geldi, ancak bir akıllı telefon alana kadar sorunsuzca girebileceğim artık.

Bu girememe yüzünden elbette pek çok yazı da birikmiş oldu. Bunlardan ilki olan ve Teknosa ile yaşadığım problemi anlatan şu yazıyı hemen yayımladım.

Türk kullanıcılar için two-step-authentication problemine yönelik pek bir çözüm bulamadım. Umarım bu yazı kullanıcılar için yol gösterir.

Çok kısa olarak wordpress.com kullanıcılarına tavsiyelerde bulunacağım. Eğer iki adımlı doğrulama sistemi kullanacaksanız, sistemi, aktif ettiğinizde verilecek 10 adet geçici kodu çok iyi saklayın. Ben kaybettiğim için bu sorunu yaşadım.

Hiç Bitmiyor Başladığı Gibi Günler

Galiba hayatımın en güzel melodilerini hep Sabhankra‘dan dinledim sevgili okur. Bir haftadır Seers Memoir‘in notalarında bunu duydum. Yakında albüm çıkacak ve yine bu sayfalarda çok kapsamlı bir inceleme okuyacaksınız. Bakın buraya not düşüyorum efsane bir şakının adını: Time Of War.

Malum, 9 günlük resmi bir tatile girdik. İşe başladığımdan beri bu kadar uzun süre evde kalmadım hiç. O yüzden pek bir mutluyum. Bu haftanın tamamı koşturmaca ile geçtiği için açıkçası biraz da heyecanla bekledim bu tatili. Evde yapılacak onlarca iş, izlenecek saatlerce film ve dizi vardı. Kendime söz verdim, bu dokuz günün en az üçte ikisini evde geçireceğim diye. O yüzden çok az dışarı çıkacağım.

Dün mesela çıktım. Apayrı bir gündü sevgili okur. Kendime aldığım altılı priz, kerpeten ve tornavidaları saymazsak, galiba dünün en kayda değer anlarından birisi dışarıda bir yerde, hayatımın en “doyuran” kahvaltısını yapmış olmamdı. Hayatımın en kötü soda limonlarından birini içmeme rağmen, buna hiç aldırmadım. Ve Irish Coffee‘de alkol olduğu gerçeğini bir an olsun akıldan çıkarmamak gerektiğini öğrendim. Katlı otoparklardan Eskişehir trafiğinin göbeğine uzanan bir hikaye yaşadım. Ara sokaklardan trafık nasıl atlatılır herkese gösterdim. D&R‘da hayatımın en güzel Stormtrooper‘ını gördüm. Al evine koy, o kadar! Adamlar üşenmemiş, Japonya’dan almış getirmişler. Helal olsun!

Bak, yazının bu kısmında Time Of War’ın sonlarına doğru başlayan o klavyeli kısım başladı. Savaş Sungur’un clean vokalde yapabileceklerinin manifestosu bu. Bir şaheser!

Hani şehrin belirli noktaları aklınıza belirli anılarla kazınır ya, mesela ilk kez öpüştüğünüz sinema salonu, sınava geç kaldığınız otobüs durağı, ayağınızın takılıp düştüğünüz o cadde başı gibi. Dün bu kataloga iki yer daha ekledim sevgili okur. Böyle keşiflerin kendiliğinden ortaya çıkması, bunları çok daha unutulmaz yapıyor, bu kesin. Ancak geceyi bu güzel anlarla bitirmek mümkün oldu mu? Hayır. Bu noktada büyük üstad Celal Şengör‘den bir alıntı yapayım:

“Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Verne‘in Arzın Merkezine Seyahat kitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ‘ı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, ‘Adam olmak demek, Jules Verne’in tarif ettiği gibi olmak demektir’ diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi…” “Gülerek bakan gözlere yaş düşüyorsa, ölüm peşim sıra geziyor demektir.”

Büyük adam bu Celal Şengör. Ben, Jules Verne seven herkesi severim. Dün gece de oturup Jules Verne okudum. Canım sıkıldığında bazen bunu yapıyorum sevgili okur. Yaşlı gözlere bakıp kendimi lanetliyorum. O kitapta bir kısım var hani. Ha bir de ara ara şu parçayı bile dinledim:

1398356_720609704633479_576234348_o.jpgBugün kılıçlarımı biledik kuzenim Orbay‘la birlikte. Sırf bu iş için BİM’den bileme makinesi aldım. Gayet tatminkar sonuçlar alıyorum. Yakın zamanda bir kaç video ile paylaşacağım. Onun hemen ardından Orbay’ın verdiği fikir ile yeni bir mobilya işine giriştim. Eski bilgisayar masamdan söktüğüm çekmeceyi yeni masama takacağım. Zor iş ama, yapacağım 🙂

Bayramın ilk günü çalışıyorum sevgili okur. Denetimler olacak. Diğer günlerde evde işlerim olacak. Bizimkilerden bir haber bekliyorum. Eğer bir aksilik olmazsa iki gün kaybolacağım. Aksilik olursa kaybolmayacağım.

Hardisklerime bakım yapmam gerekiyor. Bu bayram bu işi de halledeyim artık diyorum hazır evdeyken. Blogda geçen hafta aksama oldu. Özür dilerim. Tatil boyunca günlük olarak yazacağım. Ümitliyim. Şimdilik yazmayı planladığım başlıklar şu şekilde:

  • Turkcell ve iş ortaklarından müthiş kazık!
  • Askere gidiyorum
  • Dizi sezonu başladı!

Elbette bu başlıkların sayısı artacak. Olayı biraz zamana bırakmak lazım. Muhtemelen yeni sezonları başlayan dizilerle ilgili bir sezon başı değerlendirmesi yazarım. Geçen senelerde de yaptığımı hatırlıyorum.

Herkese süper tatiller dilerim. Bol paralı geçer umarım. Ne bileyim mesela, gökten 1000 lira düşsün önünüze… Epey bir şey yapabilirsiniz o parayla.