Category Archives: My Resort Hakkında

Blogumun gelişimi ve tasarımı ile ilgili yazılar bu kategoridedir.

Proofhead.net’e Geçiş Dönemi

proofmoveFark eden okurlar da oldu, sık kullanılanlardan girip farkına varmayan da. Bir süredir bloga proofhead.net adresinden ulaşmayı deneyenler, farklı bir şeyler döndüğünün farkına vardılar. Yıllardır wordpress.com üzerinde ücretsiz olarak barınan My Resort, kendi evine geçme kararı aldı. Bu kararda yine yıllar önce WordPress’e geçmemde etkili olan Volkan etkili oldu. YANIT Hosting firmasının çok hesaplı bir kampanyasıyla My Resort’un arsasını satın aldık ve evi dikmeye başladık. Ancak katlar yükseldikçe bir takım sorunlarla karşılaştık. İşte bu sorunlar blogun, yeni yuvasına tamamen geçmesini biraz geciktirdi ve geciktirecek.

imageshack_01İlk sorun aslında blogdan ya da yeni yuvamızdan kaynaklanmıyor. ImageShack isimli upload sitesinden kaynaklanıyor. İlk çıktığında tamamen ücretsiz olarak hizmet veren bu site, benim de içerisinde binden fazla görsel yükleyerek bloga aktardığım bir siteydi. Neden sonra bu şerefsizler, yemediler, içmediler, tüm ücretsiz üyelikleri iptal ettiler. İptal etmekle kalmayıp yüklenen görselleri de sildiler. Blogun özellikle 2014 öncesinde geriye doğru en az 3 yıllık görselleri şu anda görüntülenemiyor. Ben çaktırmıyorum aslında ama uzun süredir her akşam eski yazıların görsellerini güncelliyorum. Şu an 800 küsür görsel, yeniden yüklenmek için bekliyor. Eveti, bir akıllılık yapıp tüm görsellerimi yedeklemiştim. Şimdi bunları yazıların önem ve kalitesine göre yeniden upload ediyorum. Mesela blogun en güzel yazılarından olan Erzurum yazısını güncelledi bile. Yine plaklarla alakalı yazıları öncelikli olarak güncelliyorum.

Yukarıda bahsettiğim görsel sorunu, benim en temel sorunum. Bu sorunu tamamen çözdükten sonra eski blogun veritabanını eski bloga aktarabilirim. Böylece herhangi bir yazı kaybım olmayacak. Yeni blog yayına devam ederken eskisi de kalmaya devam edecek. Böylece görsellere ve içeriklere, hem yen, hem de eski blogdan ulaşabileceğiz. Böylece hayatımın son 6-7 yılına kestisiz ve renkli olarak erişebileceğim.

Blogu aktarırken veri tabanı aktararak sorunu çözebiliyorum. Ancak yeni blogun temasıyla eskisi arasında bir boyut problemi var. Yeni blogun temel bölümleri daha geniş. Bunu ayarlamak biraz sıkıntı olacak. Geçenlerde yazıların rengini beyaz yapabilmek için Volkan’la epey bir kodlara dalmamız gerekti. Ha bir de evet, yıllar sonra yeniden HTML, CSS olaylarına girmek gerekecek. Eski blogda çoğu şey hazırdı. Şimdi ihtiyacım olan şeyleri yapabilmek için biraz biraz kasmak gerekecek. Ama olsun.

Geçen fark ettiğim bir diğer sıkıntı da Youtube videoları. Eski blogda yani halen okumakta olduğun blogda, yazı içerisine bir Youtube videosu elemek için yalnızca yazmak yeterli oluyordu. Ancak bu şekilde eklediğim videoların hepsi şimdi yeni blogda video olarak çıkmıyor! Bu sorunu çözebilmemin tek yolu elimdeki yedi yıllık veri tabanında ilgili kısımları, ki bu kısımlar binlerce satır demek, toptan değiştirip işlerin yolunda gitmesini ummak.

Yeni blogun teması, eski blogun temasının sözde daha geliştirilmiş hali. Ama iki tema bir birinden çok farklı. Bu durum da beni görselleri ayarlama konusunda epey sıkıntıya düşürdü. Ya çok radikal bir karar alıp yeni bloga yepyeni bir tema ile başlayacağım sevdiğim kadını da mutlu edip, ya da ne varsa analogda var deyip direneceğim.

Bu sıkıntılar bazen beni yıldırıyor. Acaba diyorum, oturduğum yerde otursam, proofhead.wordpress.com üzerinden devam mı etsem? Hem böyle olunca proofhead.net’i de yeniden yönlendiririm. Yeni aldığım hosting’e bir de alan adı alır, bambaşka bir proje için sıfırdan yepyeni bir tasarım yaparım. Bak buraya bu şekilde yazınca bu yolu tercih etmek çok da mantıksız gelmedi. Dur ben bir anket yapayım…

Reklamlar

My Resort’un Yeni Arka Planı

Dönem dönem, aklıma estikçe ya da gerçekten hoşuma giden bir görsel gördüğümde My Resort’un arka planını değiştiriyorum sevgili okur. Geçmiş yıllarda pek çok sevgili dostum bu konuda bana yardımcı oldular.

İlk arka planımda sol tarafta bir şövalye duruyordu. Bu aynı zamanda Sabhankra‘nın Our Kingdom Shall Rise EP‘sinin de kapağında yer alan bir figürdü. Çizeri Ramazan Abbasoğlu ile iletişim kurup blogda kullanmıştım. Ramazan Abbasoğlu’nu o zamandan beri takip ederim. Yakın zamanda Instagram hesabında birbirinden güzel işler paylaşmaya başlayınca yeniden ilgimi cezbetti. Bir gün çok çok başarılı bir Kızılderili çizimini görünce kendisine mesaj attım. Blogun yeni arka planı için uzun süredir aradığım görsel buydu işte.

Arkaplan_04

Sağolsun, Ramazan abi pek çoğunun aksine her zaman alçak gönüllü bir insan olmuştur. Kullanmama izin verdi. Instagram hesabına bakınca geçen yıl izlediğim en iyi üç filmden biri olan The Martian‘dan çok iyi bir Mark Watney karakter çizimi gördüm. Tereddütsüz bunu da aldım. Şu anda full hd çözünürlükle görüntülüyorsan beni sağda ve solda görüyorsun Kızılderiliyi ve Mark Watney’i.

Bir süre, uzunca bir süre bu arka planı kullanacağım. Ramazan Abbasoğlu’na emeği için teşekkür ederim. Instagram’dan kendisini muhakkak takip edin, sizin de hoşunuza gidecek en az bir işi mutlaka olacaktır 😉

https://www.instagram.com/rartist01/

Yeni My Resort Banner’ı

Proofhead My Resort’un mottolarından birisi de “Herkes İçin Blog“tur. Bu sloganı, yıllar önce Caner’in My Resort için çizdiği şu görselin ardından belirlenmiştim.

İşte bu adam, aynı adam, Caner Somaklı, yeni bir sürprizle My Resort için yeni bir banner hazırlamış sağolsun. Caner, karikatür çizmeye ilk başladığında sadece kendi yarattığı karakterleri çiziyordu. Ancak daha sonradan gerçek insanları da karikatürize etmeye başladı. Beni de sağolsun, kafamın tüm biçimsizliğiyle, tıpa tıp çizmiş 🙂

pencilmen

Blogumuzun bir süre üst kısmında Caner’in bu güzel çizimini misafir edeceğiz. Ben eminim ki Caner bu seriye yepyeni çizimler de ekleyecektir.

WordPress İki Adımlı Doğrulama Sorunu

Bloga girmek için kullandığım iki adımlı bir giriş sistemi var sevgili okur. Artık pek çok platformda oturum açarken aynı sistem kullanılıyor. Önce siz kullanıcı adınız ve şifrenizi giriyorsunuz, daha sonra bir Authenticator yardımıyla anlık olarak üretilmiş bir kod girerek oturumunuzu açıyorsunuz. Özellikle akıllı telefonunuz varsa bu sistem çok güvenli ve kullanışlı bir sistem.

Ben geçen sen Google hesabımı ve WordPress hesabımı Google Authenticator kullanarak açabilmek için ayarlamıştım. Yani önce kullanıcı adımı ve şifremi giriyordum, daha sonra akıllı telefonumla anlık olarak üretilen bir kodu da girip oturum açıyordum. Daha sonra akıllı telefonum elimden çıktığında artık kod üretebilecek bir Authenticator’um olmadığı için, bu platformlar tarafından bir alternatif olarak sunulan “SMS kodu” sistemini kullanıyordum. Yani akıllı telefonun üreteceği kodu sistem SMS olarak kayıtlı numarama gönderiyordu.

Google Authenticator

Yaklaşık bir haftadır WordPress’e giriş yapamıyordum. Kullanıcı adımı ve şifremi giriyordum, daha sonra doğrulama kodumu SMS ile talep ediyordum. Ancak o kod asla gelmiyordu telefonuma. Ben de önceki gece şu adresteki formu kullanarak sorunumu kısaca anlattım. Bir gün sonra WordPress’in “Mutluluk Mühendisleri” dediği ekibinden bir kişi bana geri dönüş yaptı.

Oturum açabilmem için, tek kullanımlık bir kod verdi. Ben de bu kodu kullanıp oturum açtım ve hemen iki adımlı oturum açma ya da two-step-authentication sistemini iptal ettim. Blog biraz daha güvensiz hale geldi, ancak bir akıllı telefon alana kadar sorunsuzca girebileceğim artık.

Bu girememe yüzünden elbette pek çok yazı da birikmiş oldu. Bunlardan ilki olan ve Teknosa ile yaşadığım problemi anlatan şu yazıyı hemen yayımladım.

Türk kullanıcılar için two-step-authentication problemine yönelik pek bir çözüm bulamadım. Umarım bu yazı kullanıcılar için yol gösterir.

Çok kısa olarak wordpress.com kullanıcılarına tavsiyelerde bulunacağım. Eğer iki adımlı doğrulama sistemi kullanacaksanız, sistemi, aktif ettiğinizde verilecek 10 adet geçici kodu çok iyi saklayın. Ben kaybettiğim için bu sorunu yaşadım.

Hiç Bitmiyor Başladığı Gibi Günler

Galiba hayatımın en güzel melodilerini hep Sabhankra‘dan dinledim sevgili okur. Bir haftadır Seers Memoir‘in notalarında bunu duydum. Yakında albüm çıkacak ve yine bu sayfalarda çok kapsamlı bir inceleme okuyacaksınız. Bakın buraya not düşüyorum efsane bir şakının adını: Time Of War.

Malum, 9 günlük resmi bir tatile girdik. İşe başladığımdan beri bu kadar uzun süre evde kalmadım hiç. O yüzden pek bir mutluyum. Bu haftanın tamamı koşturmaca ile geçtiği için açıkçası biraz da heyecanla bekledim bu tatili. Evde yapılacak onlarca iş, izlenecek saatlerce film ve dizi vardı. Kendime söz verdim, bu dokuz günün en az üçte ikisini evde geçireceğim diye. O yüzden çok az dışarı çıkacağım.

Dün mesela çıktım. Apayrı bir gündü sevgili okur. Kendime aldığım altılı priz, kerpeten ve tornavidaları saymazsak, galiba dünün en kayda değer anlarından birisi dışarıda bir yerde, hayatımın en “doyuran” kahvaltısını yapmış olmamdı. Hayatımın en kötü soda limonlarından birini içmeme rağmen, buna hiç aldırmadım. Ve Irish Coffee‘de alkol olduğu gerçeğini bir an olsun akıldan çıkarmamak gerektiğini öğrendim. Katlı otoparklardan Eskişehir trafiğinin göbeğine uzanan bir hikaye yaşadım. Ara sokaklardan trafık nasıl atlatılır herkese gösterdim. D&R‘da hayatımın en güzel Stormtrooper‘ını gördüm. Al evine koy, o kadar! Adamlar üşenmemiş, Japonya’dan almış getirmişler. Helal olsun!

Bak, yazının bu kısmında Time Of War’ın sonlarına doğru başlayan o klavyeli kısım başladı. Savaş Sungur’un clean vokalde yapabileceklerinin manifestosu bu. Bir şaheser!

Hani şehrin belirli noktaları aklınıza belirli anılarla kazınır ya, mesela ilk kez öpüştüğünüz sinema salonu, sınava geç kaldığınız otobüs durağı, ayağınızın takılıp düştüğünüz o cadde başı gibi. Dün bu kataloga iki yer daha ekledim sevgili okur. Böyle keşiflerin kendiliğinden ortaya çıkması, bunları çok daha unutulmaz yapıyor, bu kesin. Ancak geceyi bu güzel anlarla bitirmek mümkün oldu mu? Hayır. Bu noktada büyük üstad Celal Şengör‘den bir alıntı yapayım:

“Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Verne‘in Arzın Merkezine Seyahat kitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ‘ı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, ‘Adam olmak demek, Jules Verne’in tarif ettiği gibi olmak demektir’ diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi…” “Gülerek bakan gözlere yaş düşüyorsa, ölüm peşim sıra geziyor demektir.”

Büyük adam bu Celal Şengör. Ben, Jules Verne seven herkesi severim. Dün gece de oturup Jules Verne okudum. Canım sıkıldığında bazen bunu yapıyorum sevgili okur. Yaşlı gözlere bakıp kendimi lanetliyorum. O kitapta bir kısım var hani. Ha bir de ara ara şu parçayı bile dinledim:

1398356_720609704633479_576234348_o.jpgBugün kılıçlarımı biledik kuzenim Orbay‘la birlikte. Sırf bu iş için BİM’den bileme makinesi aldım. Gayet tatminkar sonuçlar alıyorum. Yakın zamanda bir kaç video ile paylaşacağım. Onun hemen ardından Orbay’ın verdiği fikir ile yeni bir mobilya işine giriştim. Eski bilgisayar masamdan söktüğüm çekmeceyi yeni masama takacağım. Zor iş ama, yapacağım 🙂

Bayramın ilk günü çalışıyorum sevgili okur. Denetimler olacak. Diğer günlerde evde işlerim olacak. Bizimkilerden bir haber bekliyorum. Eğer bir aksilik olmazsa iki gün kaybolacağım. Aksilik olursa kaybolmayacağım.

Hardisklerime bakım yapmam gerekiyor. Bu bayram bu işi de halledeyim artık diyorum hazır evdeyken. Blogda geçen hafta aksama oldu. Özür dilerim. Tatil boyunca günlük olarak yazacağım. Ümitliyim. Şimdilik yazmayı planladığım başlıklar şu şekilde:

  • Turkcell ve iş ortaklarından müthiş kazık!
  • Askere gidiyorum
  • Dizi sezonu başladı!

Elbette bu başlıkların sayısı artacak. Olayı biraz zamana bırakmak lazım. Muhtemelen yeni sezonları başlayan dizilerle ilgili bir sezon başı değerlendirmesi yazarım. Geçen senelerde de yaptığımı hatırlıyorum.

Herkese süper tatiller dilerim. Bol paralı geçer umarım. Ne bileyim mesela, gökten 1000 lira düşsün önünüze… Epey bir şey yapabilirsiniz o parayla.

Yakın Zamanda Bloga Eklenecek Başlıklar

Image Hosted by ImageShack.us

Aykut Aydoğdu’nun portfoliosundan bir çalışma

Eh, tembellik yaptığımın farkındayım. Ama işler yoğun bu ara sevgili okur. Kafam da pek dalgın. Her gün hayatım daha da bir garip marip oluyor. Şaşırıyorum. Blogu zaten okuyorsanız bu “Yakın Zamanda Bloga Eklenecek Başlıklar” yazısına da aşinasınızdır. İlk defa okuyan biri için belki blog yeni açıldı da hani bir hevesle yazıyormuş havası yaratabilir. Hayır. Bu hem bir liste, hem de kendime ve sizlere verdiğim bir söz gibi oluyor. Ona göre ayarlıyorum kendimi.

Evet, başlıkta da belirttiğim üzere yakın zamanda bloga aşağıdaki konularda yazılar ekleyeceğim. Geçtiğimiz hafta İstanbul’a gitmem ve bu ara hayatımın acayip garipleşmesi bu başlıkların ortaya çıkmasında çok etkili oldu.

  1. In Flames – Subterranean Özel Baskı Albüm
  2. Ghost B.C. – Infestissumam Plağım
  3. Hammer Müzik‘le Bir Alışveriş Deneyimi
  4. Yeni Elime Geçen Kitaplar
  5. Dokunmatik Telefonlar İçin Harika Bir Keşif
  6. Bu Aralar Yaşam Alanım ve Ben
  7. Grafik Sanatçısı Aykut Aydoğdu
  8. “I Die With Your Love” Üzerine
  9. Solacide – Waves Of Hate EP

Yazmayı düşündüğüm yazılar bunlar. Yarın akşamdan itibaren kıçımı kırıp, yazacağım artık. Bitsin, aklımdan silinmeden buraya aktarabilmiş olayım. İçimden geldi söyleyeyim, telefonumu çok seviyorum yav. Valla bak. Sırf bu sevgim için bir şiir bile yazarım.

Ha, geçenlerde yazdığım ama artık elimde olmayan bir şiircik var. Onu da bulursam araya bir yere sıkıştırırım. Sevgiyle kalın.

Blogdaki Gecikmeler Hakkında

Yine gel, ol ne olursan, gel

Özellikle nisan ortasından itibaren farkedebileceğiniz üzere yazılarda bir seyrelme mevcut. Bunun pek çok kemik okuru üzdüğünü ve “acaba yazmayı bırakıyor mu?” sorularını beraberinde getirdiğini çok sık duyar oldum. Hayır, yazmayı bırakmıyorum sevgili okur. Ancak tahminimce bu seyrelme mayıs ayı sonuna kadar bu şekilde devam edecek.

Malum, Bilecik‘te çalışma hayatım devam ediyor. Ancak Eskişehir‘de de okul hayatım halen devam ediyor. Yüksek lisansla ilgili bir durumdan dolayı açıkçası epey kafam karışmış durumda. Dolayısı ile verimli olamıyorum. Bu sürecin mayıs sonu gibi tamamen bitmesini umuyorum. Yani bir şeyler yazamama sebebim hiç bir şey olmaması değil, bilakis bu ara çok yoğun olmamdır.

Ancak şöyle bir oturup neler oldu diye düşündüm geçen zamanda ve bloga eklenecek başlıklar olarak şu listeyi oluşturdum:

  1. Bolu Yedigöller‘de Piknik Macerası
  2. Üç Günlük Çileye İki Kelimelik Çare
  3. Sana Dokunduğum Zaman
  4. Wintersun Time I (albüm yorumu)
  5. Amorphis Circle (albüm yorumu)
  6. Glass harmonica
  7. Atatürk’le okumak

Muhtemelen bu gece bu yedi başlıktan birisini yazıp yayımlamış olurum.

Yukarıda da bahsettiğim gibi seyrelmelerin sebebi tamamen okul kaynaklıdır. Bilecik’te vakit, beklediğimin aksine, güzel geçiyor. Pek bir aktivite olmuyor gerçi, ama kendi sesimle eğleniyorum geceleri 🙂 İş yerinde de durumlar fena değil. Ama işte şu okul acayip kafamı karıştırıyor. Bu arada Galatasarayımız şampiyon oldu. Çok mutluyuz! Seneye de 4. yıldızımızı takıyoruz!

Yakın Zamanda Bloga Eklenecek Başlıklar

Quentin Tarantino

Zaman zaman böyle yazılar da yazıyorum. Bunlar hem okuyucuyu ileride nelerle karşılaşabileceği konusunda aydınlatıyor hem de böyle alenen açıklayınca bende yazma isteği uyandırıyor. Bu ara farkındayım, yazılar biraz seyreldi, eskisi gibi değil. Ancak hayatım da eskisi gibi değil artık biliyorsun sevgili okur. Yazı yazma işini öylesine yapmak istemiyorum, bu iş için zaman ayırmak istiyorum. Dolayısı ile uygun zamanı yaratmak özellikle bu sıralar biraz zor oluyor. Ancak yine de blog yazmayı bırakamam.

Önümüzdeki dönemde şiire ve didaktik yazılara yeniden başlamayı planlıyorum. Elbette ki en çok ilgi gören kategori “O An Yaşananlar”a da yazılar yazacağım. Yakın zamanda blogda şu yazıları okuyacaksınız:

  1. Quentin Tarantino‘yu neden severim?
  2. Karanlık Bahçe‘de Toplantı
  3. Tehlikeli Ejderhaların Kontrolü Yönetmeliği
  4. Kim Hangi Cikcikli Sözü Söyledi?
  5. Cüce Dilinde Günün Sözcükleri
  6. Yüzüklerin Efendisi Karakter Çizimleri

Takipte kalın, mutlu olun. Proofhead My Resort, toplum sağlığını önemseyen bir müessesedir. Yazıyı bitirecektim ama içimden yazmak geldiği için devam ediyorum.

Nihayet atandıktan neredeyse iki ay sonra kendi ofisimize geçebildik. Yavaş yavaş işlerimizin yoğunluğu da artmaya başladı. İşe daha bir hevesle gider oldum sevgili okur. Akşamları yalnız geçiyor tabiki. Yemek konusunda bir türlü istediğim ayarı tutturamıyorum. Onu da zamanla hallederim gibime geliyor. Neyse, birazdan maça gideceğim halı sahaya. Geçen hafta sağ elimi; ondan önceki hafta da sağ bacağımı sakatlamıştım. Bu hafta sağlam dönmeyi ümit ediyorum.

Proofhead My Resort 1000. Yazıyı Yazdı!

1000Evet sevgili okur, yaklaşık 5 yılı geride bıraktıktan sonra bir de baktım ki 1000. yazıyı da postlamışım! Evet, tam bin yazı yazdım bu bloga beş yılda. Kimileri çok kısa oldu, kimileri ise ciddi anlamda uzun oldular. Ama bu blogun takipçisi olanlar daima okudular, geri dönüş yaptılar. Helal olsun her birine.

Bugüne kadar, yazdığım hiç bir yazıyı silmedim. Hatırlıyorum, sadece iki ya da üç yazımı birleştirmiştim zamanında. Ancak hiç bir yazımı silmedim. Bazı yazılarımda silmem doğrultusunda defalarca uyarı almama rağmen geri atmadım. (Bu yazı ve bu yazı gibi.)

Bildiğiniz üzere yazılarımı farklı kategoriler içerisinde yazıyorum. Şu an için bu kategoriler ihtiyaçlarımı tamamıyla karşılıyor. Yani başıma gelen bir olayı hangi kategoriye sokacağım diye düşündüğüm hiç olmadı. Elbette ki bu kategorilerden en çok yazıya sahip olanı 252 yazı ile “O An Yaşananlar” kategorisi oldu. Her kategori için yazdığım yazı sayısı ise şöyle:

Topladığımızda tabiki 1000 etmiyor, zira bazı yazıları iki farklı kategoride değerlendirmek mümkün olabiliyor. “Kategorisiz, Öylesine” kısmıdaki yazılar gerçekten de öylesine yazılmış yazılardır. Ancak bazen bunların içinden de ciddi anlamda ilgi çeken yazılar çıkabiliyor. Örneğin şu yazı gibi. (Cansu‘ya ne kadar teşekkür etsem azdır.)

1000. yazı içerisinde dört tane ölüm haberi verdim ki bunlar halen daha hatırladıkça içimi sızlatır. Dolayısı ile bunlara “Kara Yazı“lar diyorum. Ayrıyeten yazdığım onlarca doğum haberi ve evlilik haberi de var blogda. Ancak oturup saymaya üşendim.

En çok okunan 5 yazım aşağıda gördükleriniz. Bunların aslında iki tanesini öylesine yazmıştım. Ancak epey ilgi gördüler, anlam veremedim. Bir diğer durum da bu yazılardan ilk sırada olanı hariç, kalan diğerlerinin eski yazılar olması.

  1. https://proofhead.wordpress.com/2012/06/02/hepimiz-hackeriz-windows-7-0xc004f200-hatasini-cozdum/
  2. https://proofhead.wordpress.com/2009/03/07/ayakkabi-aldim/
  3. https://proofhead.wordpress.com/2009/09/18/msn-guncelleme-sorunu-yasayanlar/
  4. https://proofhead.wordpress.com/2010/02/08/donas-neden-tirttir/
  5. https://proofhead.wordpress.com/2009/05/06/zavalli-gamze-bilgic/

Gelelim düzenli olarak yorum bırakanlara. Blogu mail yoluyla ve RSS yoluyla yaklaşık 50 kişi takip ediyor, bunlar düzenli okuyucular. Onun dışında Facebook üzerinden çok dalgalı bir takipçi kitlesi var.

En çok yorumu 126 yorumla Sercan kardeşim bırakmış, desteği için teşekkür ederim. (Bu sayı aynı mail adresini girerek yorum bırakan kullanıcıları baz alıyor.) Yazılarımın içinde en çok etiketlediğim isim ise Alper ve ardından Volkan olmuş. Onlara da teşekkür ederim. 43 defa da Sabhankra‘yı tag’lemişim.

Bu arada, bu okuduğunuz yazı, blogun 1000. yazısı değil. 1000. yazıyı Bilecik’te, iş yerinde boş bir anımda yazdım. Ve o yazı şu yazı oldu.

Nice 1000 yazılara diyip kendimi teşvik ediyor, okuyan destekleyen herkese de teşekkür ediyorum.

Proofhead.

My Resort Arka Planı Değişti

My Resort Arka Planı (Kasım 2012 – ? )

Birkaç gündür belki farkettiniz, belki de farketmediniz ama blogun arka planını değiştirdim sevgili okurlar.

My Resort Arka Planı (Ekim 2010-Kasım 2012)

Ekim 2010’dan beri kullandığım arka plan görselini değiştirmeyi zaten uzun süredir istiyordum. Ancak bir türlü vakit bulamıyordum, bir de hoşuma giden ilüstrasyonlar bulamıyordum.

Geçen gün deviantart‘da gezinirken çok harika bir Sauron tasviri buldum. Hemen çizen sanatçıyla iletişime geçip izin aldım. Bir de uzun süredir elimde bulunan bir çalışma vardı Ayberk‘e ait. Onu da bu iş için beğenmiştim ve hazırda tutuyordum. Geçen gece oturup birkaç saat uğraştıktan sonra nihayet yeni arka planımı hazırladım.

Yeni arka planımda sol tarafta görünen Viking, grafik ve animasyon sanatçısı Ayberk Kaba‘nın bir eseridir. Sağ tarafta görünen Sauron ise Godbo6 isimli sanatçıya ait. Kenarlıkları google‘dan anonim olarak buldum. Sağ üst köşedeki o mavi şimşekleri ise eski arka plandan aynen aldım, hiç bozmadım. Hoşuma gidiyorlar zira.

Grafik tasarım konusunda profesyonel değilim. Ancak bu hazırladığım yeni arka plan beni çok mutu etti, içime sindi 🙂 Diğer arka plan gibi bu arka planımı da Full HD çözünürlükte, yani 1920*1080 boyutlarında hazırladım. Ekran çözünürlüğü daha düşük olanlar malesef bu sebepten dolayı izleyemeyecekler.