Category Archives: O An Yaşananlar

Günlük hayatta yaşadığım olaylar ve içerisine girdiğim süreçlerle ilgili yazılar bu kategoride yayınlanacaktır.

2020 Yılımın Özeti

Mad Max: Fury Road filmini ilk kez sinemada izlerken filmin ilk aksiyon sahnesiyle koltuğumdan öne doğru fırlamış, bir daha da geriye yaslanamamıştım. İşte öyle bir yıl oldu 2020.

Blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldiniz. Bu özet yazıları, yıllardır her yılın sonunda yazdığım bir tür hesaplaşma, skor tutma, istatistik verme, racon kesme, kuyruğu kıstırma ve yazılması en uzun süren yazılar oluyor. Haydi, türümüzün son birkaç yüzyıldır yaşadığı en sıkıntılı yıllardan biri ve belki de en sıkıntılısı olan 2020 yılını nasıl geçirmişim hatırlayalım.

Bu yıl önceki yıla göre blogla daha çok ilgilenmeme rağmen, okuyucu sayımız biraz düşmüş. Ancak yazı sayısının önceki yıla göre ciddi oranda da arttığını söylemek lazım. Toplamda 80 yazı yayımlanmış blogda. Blogun son dört ayında WordPress ciddi bir güncelleme alarak “Blok” tasarımına geçti. Bunu okuyucu olarak siz fark etmediniz. Ancak içerik üreticisi olarak ben, ilk aylarda çok ciddi sıkıntı çektim. Ancak sonradan uyum sağlamayı başardım ve yazılar gelmeye devam etti. Tam 10 sene önce yazdığım “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazım bu yılında reyting rekortmeni. Hemen ardından Türkiye’nin belki de ilk ve tek Gillette Blue 3 ve Mach 3 koleksiyoncusu olmamı ispatlar şekilde, “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazım en çok okunan yazım oldu. Ciddi bir sağlık problemi yaşadıktan sonra yazdığım “Bir Reflü Macerası” yazım en çok okunan üçüncü yazı oldu. Buna çok sevindim çünkü internette çok az yerde bulunabilen bir diyet ve yasaklılar listesini yayımladım bu yazıda. Umarım okuyan herkesin işine yaramıştır o liste. Google’a “münazara” yazarak bana ulaşan çok ciddi sayıda okuyucu olması sevindirici. Çünkü ben yıllar önce yazdığım o yazıma ek olarak bir yazı daha yazdım ve ilk yazıyı okuyan okuyucuların bu ikincisini de okumasını görmek iyi. Bloga en çok ziyaretçiyi arama motorları göndermiş. Bunun dışında sırasıyla Facebook, Twitter, Linkedin ve Instagram okuyucu göndermiş. Bu sene birkaç özel yazı için ilk defa reklam vereceğim. Bugüne kadar reklamdan bir kuruş kazanmadım. Ancak yıl içerisinde bazı özel yazılar yazmayı planlıyorum. Bunlar için reklam vereceğim. Bir de yakında My Resort için bir Instagram hesabı açmayı düşünüyorum. Ancak yazılarıma link veremeyeceğim için bunu nasıl yaparım ya da neye yarar, bunu iyice planlamam lazım.

İhsan Oktay Anar‘ın çeşitli dergilerde yayımlanmış küçük öykülerini derlediğim şu iki dosya (İhsan Oktay Anar’ın Minik Öyküleri Derlemesi ve İhsan Oktay Anar Minik Öyküler Derlemesi 2: Rabnûma) bu yıl en çok indirilen içerikler olmuşlar. Bu yıl onun İngilizce basılan tek kitabı olan The Book Of Devices‘ı aldım. Blogda en çok tıklanan görseller yüksek lisans diplomam ve reflü beslenme alışkanlıkları listesi olmuş. Haa bir de Gandalf var tabi. Bu yıl ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Almanya ve can Azerbaycan’dan gelmiş. İngiltere’den yapılan 86 girişin ise en az yarısının bizim Seval olduğundan eminim 🙂

Şimdi gelelim aylık performanslara ve yaşananlara:

Ocak 2020: Yıl içerisindeki en kötü yazım performansı bu ay olmuş sadece 3 yazı! Bunlardan bir tanesi de zaten 2019 yılımın özetiydi.
:: Geçen yılın en büyük müzikal keşiflerinden birisi olan Altın Gün ön plana çıkmış. Bana göre şimdiye dek çektiğimiz en iyi cover videolarından birini çekmişiz ve Altın Gün yorumuyla “Kolbastı” çalmışız. Sağ olsun Cem‘in bağlama da akmış gitmiş valla 🙂
:: Yıllar sonra nihayet blogun arka planını değiştirmişim. Ayrıca Gillette tıraş bıçağı koleksiyonum için de ayrı bir sayfa açmışım.

Ocak 2020’de kullandığım üst resim

Şubat 2020: Toplam 5 yazı. Eh, fena değil. Bu ay yılın hareketlenmeye başladığı, Covid-19‘un duyulmaya başlandığı bir aydı. Başımıza neler geleceğinden habersiz, öylece bekliyorduk.
:: Alper ve Özge nişanlandı. Bu yılın ilk düğün/dernek haberi Alperler’den geldi. Hep birlikte Ankara’ya gittik. Böylece Özge’nin ailesiyle de tanışma imkanımız oldu. Yıl içerisinde de pek çok arkadaşımızın güzel haberlerini almaya devam ettik.
:: Kendime nihayet bir masaüstü bilgisayar toplayabildim. Tabi bu gelişmede en büyük pay Kerem Bey‘in ve Lütfi Abi‘nin. Sağ olsun Kerem Bey’in bir kıyıda kalmış emektar bilgisayarını aldıktan sonra ram ve SSD takviyesi yaparak şu anda da kullandığım bilgisayarı hayata döndürmüş oldum.
:: Yağız ve Alper’le birlikte, şimdiye kadar yaptığımız en prodüksiyonlu videomuzu yaptık. Yıllardır severek dinlediğim büyük üstat Ennio Morricone’yi de andık böylece.
:: Kendime bir 75-300 odak uzunluklu zoom lens aldım. Böylece özellikle dolunaylarda çok daha güzel görüntüler çekebilmeye başladım.

Mart 2020: Bu ay toplam 8 yazı yazdım. Ayrıca çok fazla sayıda eski yazımı da güncelledim. Özellikle eski görsellerin linkleri öldüğü için blogun arka planında epey hummalı bir çalışma devam ediyor. Ülkede de bu aydan itibaren Covid salgını ciddi bir boyuta taşınmıştı. Yakın zamanda iki arkadaşımız HazalUtku ve BetülMustafa yeni evlerine taşındılar. Ayrıca bu ay Antalya’ya bir eğitim çıkmıştı, Yunus Emre‘yle birlikte gidecektik. Ancak Covid nedeniyle iptal edildi.
:: Orta Dünya’ya ait yepyeni kitaplar yayımlandı ve ben hepsini kitaplığıma ekledim. Şu anda birkaç eksik dışında gayet iddialı bir Orta Dünya kitaplığım oldu.
:: Ali Sami Yen‘e bir kere daha, bu sefer de Alperler’le gittim. Orada Özlem ve Ceyhun da ekibe katılınca müthiş bir gün ve müthiş bir maç oldu. Galatasaray’ımızın o yıl seyirciyle oynadığı son maçtı bu. Bir hafta sonra tüm ülkede Covid alarmları çalmaya başladı.

:: Çok uzun süredir arşivime katmak istediğim Daft Punk‘ın Random Access Memories isimli albümünün plağını nihayet alabildim.
:: Yıllardır karşılaştığım en kötü virüs bilgisayarıma bulaştı. Hep duyduğum ama bir şehir efsanesi olarak dinlediğim .remk virüsü bilgisayarıma bulaşıp tüm dosyalarımı şifreledi ve şifre için benden 980 dolar para istediler. Neyse ki (hala şükrediyorum) %99 oranında yedeklerim sayesinde kayıpsız olarak kurtuldum. Ancak bu bana yaklaşık 1 haftaya mal oldu.

Nisan 2020: Pandemi ülkeyi kasıp kavurmaya başladı. Evlere kapandık. İşe dönüşümlü olarak gidiyoruz. Karamsarlığın en üst düzeyde olduğu bir aydı. Arkadaşlarımız bir biri ardına evlilik tarihlerini ertelediler. Bu ay 8 yazı yazmışım.

:: Yıllar sonra arşivden bulunca Hobbit’in orijinal illüstrasyonlarını yayımladım. Eğer gözden kaçıran varsa muhakkak indirip arşivlesin.
:: Ülkemizin rock ve metal müzik kültüründe önemli bir paya ve yere sahip olan Çağlan Tekil bu ay hayatını kaybetti. Geçirdiği beyin kanaması sonucu bir sürede komada yaşam savaşı verdi ancak daha fazla dayanamadı. Bu yazıda “Şimdi ardından Head Bang ne olur, yeni sayı yayımlanır mı, yoksa Baron’la birlikte bu efsane de ölümsüzlüğe doğru yelken açar mı bilmiyorum.” demiştim. Birkaç ay sonra Head Bang son bir sürpriz yapacaktı.
:: Mach3 koleksiyonuma iki önemli parça eklemişim.
:: Bir süredir uğraştığım fotoğraf stoklama işlemini nihayet yapabilmişim. Bu sayede ayın çok daha net fotoğraflarını çekebiliyorum.
:: Halen daha hayatımızın en büyük maceralarından biri olarak nitelendirdiğimiz Gelibolu Maceramıza ait yıllar sonra bir keşif yaptım. Üstelik yıllar önce yazılan yazılardaki görselleri de güncelledim.

2012 Aralık

Mayıs 2020: Pandemi tüm ülkede devam ediyor. Nisan ayına göre biraz daha iyiye gidiyor durum. Bu ay yine 8 yazı yazmışım. “Evde kal“manın en büyük faydalarından birisi bu oldu. Bir de elbette bu yılın bizim için en büyük, en önemli ve en güzel olayı var: Mert Ekin dünyaya geldi.
:: İhsan Oktay Anar’ın daha önce hiç okumadığım bir öyküsünü keşfettim: Rabnûma. Yıllardır üstadın kaleminden yeni şeyler okumuyoruz. Bu öyküsü de 1989 yılında kaleme aldığı bir öykü. Tarzının oturmaya başladığı dönemler. Hoca bu öyküden 5 yıl sonra da Puslu Kıtalar Atlası’nın yayımlayacak.

:: Aylardır beklediğimiz mucize gerçek oldu ve sevgili yavrumuz Mert Ekin dünyaya geldi. Pandeminin ortasında, gözden uzak ve tedirgin geçen birkaç günün ardından yuvasına geldi. Ben bu satırları yazarken Mert’in 8 aylık olmasına birkaç gün kaldı. Buraya da yeni doğan değil de şimdiki halinin bir fotoğrafını ekliyorum. Yılbaşında çektik.
:: Bu yılın en iyi projelerinden birini daha başarıyla tamamladım. Mini vidalama makinesi yaptım. Bu projeyi yaparken bana destek olan Türker, Süha ve Murat‘a bir kere daha teşekkür ederim.
:: Bu yılın en gurur verici çalışmasına imza attık hem de neredeyse tüm arkadaş gurubumuz bir arada! 19 Mayıs’ta “Hoş Gelişler Ola” marşını çaldık hep birlikte ve ortaya yıllar sonra bile keyifle hatırlayacağımız güzel bir video çıktı. Emeği geçen tüm dostlara bir kere daha teşekkür ederim. Bu arada üç kardeş birlikte yer aldığımız ilk müzik videomuz da bu oldu.

:: Murat İlkan‘ın Fanus albümünün hatalı basılan ilk plağını aldım. Hem Murat İlkan’ı çok sevmem hem de koleksiyon değeri olan bir ürün olduğu için hiç kaçırmadım. Plak dinlenebiliyor ancak mastering’i çok yetersiz ve parçalarda çok ciddi hatalar var.
:: Nereden esti bilmiyorum ama daktilo alırken dikkat edilecek konulara ilişkin güzel bir yazı yazmışım. Bu sene çok okunan bir yazı olmadı ama reytinglerinin giderek arttığını görüyorum. Birkaç seneye blogun önemli yazılarından birisi olabilir.

Haziran 2020: Bu ay sadece 4 yazı yazmışım. Rehavet oldu tabi. Bütün ülke de tıpkı benim gibi rehavete kapıldı. 1 Haziran’da pandemi yasakları sona erdi. Covid 19’da tünelin ucunda birazcık ışık görmüşken, vak’a sayılarını nihayet 100’ün altına düşürmüşken ve tam da tedbirlerin korunması gerektiği yaz sezonun açılışıyla tüm tedbirler kalktı. Aylardır kapalı kalan halk bir anda hiç olmayacağı kadar dolaşıma çıktı. Bankalar insanlar tatile gitsin diye kredi verdi. Tatil sezonuyla çakışmasın diye üniversite sınavı ertelendi. Bunun bedelini de elbette birkaç ay sonra çok daha şiddetli bir şekilde ödeyecektik.

:: Mustafa, Massive Agressive isimli iç dekorasyon butiğini açtı. Başlangıçta steampunk esintili objelerde kısa sürede Instagram’da beğenileri toplamayı başardı. Her geçen gün satış ağını da genişletiyor.
:: Alper’le birlikte en sevdiğimiz Türk gruplarından olan Pentagram’ın en sevdiğimiz iki şarkı This Too Will Pass ve Lions In A Cage’i coverladık.
:: Yıllardır istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım bir şeyi yaptım ve kendi el yazımı bir fonta dönüştürdüm.
:: Ülkemizde basınında da yer alan ancak kimsenin tek bir kare fotoğrafını bulamadığı dergiyi Seval sayesinde Almanya’dan buldum. Seval’in Almanya’dan bana yaptığı son iyilik bu olacaktı. Çünkü bir süre sonra İngiltere’ye taşınacaktı.

Temmuz: Bu ay blogda 7 yazı yazmışım. Önceki yıllarda genede tatile falan gittiğimiz için Temmuz pek yoğun geçmezdi ancak bu sene Covid’den dolayı evlerde kaldığımızdan fena bir ortalama değil.

:: Biricik dostum Selçuk Ceylan‘ın yepyeni iki kitabını daha okudum. Selçuk’un yazdığı kitap sayısı 6’ya ulaştı.
:: Yılın en iyi dolunayını yılın en sevdiğim ayında yaşadım. Ender ve Alper’le birlikte Ghost’un Ritual parçasını coverladık.
:: Büyük üstat, çağımızın en büyük müzisyenlerinden Ennio Morricone hayatını kaybetti. Türkiye’de kendisinden ve eserlerinden en çok bahseden bloglardan birisi olan My Resort’ta, olabildiğince güzel bir yazı yazarak uğurladık ustayı.
:: Utku ve Alper’le pizza yeme yarışmasına katıldık. Ben dereceye giremedim ama Alper ikinci, Utku üçüncü oldu.
:: Hayatımın en sessiz sedasız doğum günlerinden birini geçirdim. Aynı dönemde In Flames, Clayman albümüne 20. yıl özel baskı yayımladı. Ben de bu albüm ve Fury filmi için birkaç yeni baskı tasarladım.

:: Okulda bu yıl düzenlenmeye başlayan çevrimiçi Öğrenci-Mezun Buluşmaları etkinliğinde bölümümüz ve mesleğimiz adına bir sunum yaptım. Keyifli bir akşam oldu. Bir kere daha, beni davet eden sevgili hocalarıma ve öğrenci arkadaşlarımıza teşekkür ederim. Blogda bahsetmesem de bu yıl bu şekilde pek çok çevrim içi etkinlik oldu. Covid-19’un hayatımıza kattığı farklı tecrübelerden birisi de bu oldu.
:: Çok kıymetlim ve yıllardır eski baskıları astronomik fiyatlarla satıldığı için alamadığım Nur Yoldaş’ın Sultan-i Yegah albümü yeniden plak olarak basıldı. Üstelik şeffaf, kırmızı renkli ve gatefold olarak. Hemen aldım.

Ağustos 2020: Yaz bütün rehavetiyle devam ediyor. Covid yavaş yavaş ülkeye yeniden yayılmaya devam ediyor. Gerçek rakamların kelime oyunlarıyla gizlendiği yönünde toplumda ciddi bir kuşku ortaya çıktı. Bir süre sonra bu kuşkuların haksız da olmadığı görülecekti. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım. Bu ay hem Koray ve Tuğba‘nın hem de Alper ve Özge’nin düğünleri vardı. Koray ve Tuğba’nın Antalya’daki düğününe gidemedim.

:: Alper tam 14 yıl sonra Eskişehir’den taşındı. Blogda yazdığım en depresif yazılardan birini yazdım. 2020’nin en kötü anlarından birisiydi veda anı. “Fotoğrafların kesilmiş yerlerini saklamayı yıllarca becerdim ama artık sen de yoksan çerçevede çok azımız kalıyor o yıllardan.”
:: Kiracı olarak oturduğum evde büyük bir tadilat yapıldı. Ustaların da temiz çalışmamasından dolayı toparlanmak epey uzun sürdü. Ancak yine de ustaların hakkını yemeyeyim, en azından kısa sürede tamamladılar. Temizlik uğraştırdı biraz.
:: Özge ve Alper’in düğünü oldu. Bursa’ya gittim düğün için. Corona’nın gölgesinde korka korka yaptığımız, çok şükür kimseye de bir şey olmadan tamamladığımız bir düğün oldu.
:: Gillette Blue 3, beni şaşırtarak üç büyükler (Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş) renklerinde tıraş bıçakları çıkardı. Koleksiyona bir anda üç bıçak daha eklenmiş oldu. Ülkenin en iddialı koleksiyonuyum.
:: Bir klasik olan Fahrenheit 451‘i okudum. Kitap başta sarmadı, epey zorladı ancak sonradan çok hoşuma gitti. Filmini izledim ve çizgi romanını sipariş ettim. Bir de Eskişehir’de Fahrenheit 451 isimli bir sahaf keşfettim. Mehmet‘in sayesinde Devran’la tanıştık. İlerleyen günlerde de Devran’dan epey bir kitap alacaktım.

Eylül 2020: Covid’e karşı alınan önlemlerin göstermelik olduğu anlaşıldı. Özellikle Kurban Bayramı’yla birlikte memleketin dört bir yanına dağılan vatandaşlar sayesinde en küçük köylere bile virüs ulaştı. Nisan ayından daha beter bir duruma doğru ülke sürükleniyordu. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım.

:: Grafik tablet aldım. Okulların açılmayacağı ve derslerin uzaktan yapılacağı anlaşılınca bir fırsatçılık ülkesi olan Türkiye’de 300 liralık ortalama grafik tabletler 600-700 liralara fırladı. Milli Eğitim Bakanı’nın eğitim uzatan yapılacaktır diye açıkladığı gece neredeyse %100 zamlandı tüm tabletler.
:: Yağızhan mezun oldu. Sagopa Kajmer, Yunus EP isminde bir albüm çıkardı. Bu albüm benim yıllar sonra dinlediğim ilk yeni Sagopa albümü oldu.
:: Gıda Dedektifi Musa ÖZSOY’un “Ne Yediğinizi Biliyor musunuz?” isimli kitabını okudum. Yalan yok, gıda endüstrisi hakkında daha önce bilmediğim pek çok yeni bilgi öğrendim. Ayrıca gıda tercihlerimi yeniden gözden geçirmemi sağladı.
:: Scooter aldım. Xiaomi M365 marka modelli scooter, bu yıl aldığımız en verimli aletlerden birisi oldu. Özellikle şehir içi ulaşımda büyük bir devrim yarattığını söyleyebilirim.

Ekim 2020: Blog açısından iyi geçen, 9 yazılık bir ay oldu. Covid’in daha da kötü bir hal aldığı artık kabul edildi ve yeni tedbirler alındı. Bu ayın diğer bir özelliği ise Sertan ve Ayşe‘nin biricik yavrucukları Özüm dünyaya geldi. Mert doğduğunda yaşadığımız heyecanı, bu sefer de Özüm için yaşadık 🙂

:: Şevkiye‘nin teleskobunu ödünç aldım. Aynalı teleskop hiç kullanmamıştım. Ancak kurduktan sonra epey bir keyif verdi.
:: Bir devrin sonu geldi ve Head Bang 6, Çağlan Tekil’in yarım bıraktığı işi tamamlamak için son kez yayımlandı. Head Bang devri sona erdi. Müthiş bir bir veda sayısı olmuştu.
:: Efendi, 2020 yılı içerisinde tam üç tane single yayımladı. Bu yıl umarım yeni albümleri çıkar.
:: Plak koleksiyonumdaki ilk long playlerden biri olan Kamuran Akkor’un Boşver Üzülme plağı için yıllar sonra bir kapak yaptım.

Kasım 2020: Yıl sonu yaklaştıkça doktora teziyle ilgili kaygılarım da tavan yapmış durumdaydı. Covid’in tedavisine dair her kanalda aşı çalışmalarıdan bahsediliyor. Biz de yeni bir dönüşümlü çalışma sistemine geçtik. Bu ay 5 yazı yazabilmişim.

:: Yıllardır kitaplığıma katmayı çok istediğim Harry Potter’ın resimli baskılarını Merve’nin hediyesiyle aldım. Kitaplarım açısından bu yılın şüphesiz en müthiş olayı buydu. Aynı dönemde bir de Buz ve Ateşin Dünyası isimli Game Of Thrones evreni kitabını aldım.
:: Anneannem Kars’ta vefat etti. Yıl boyunca uzak akrabalarımızın, birkaç tanıdığımızın Covid’den dolayı vefat haberini almıştık. Ancak anneannemin vefatı hepimizi yaraladı. Onu bu şekilde kaybetmek tarifsiz. Hala da ne diyeceğimi bilmiyorum. Gidemedik göremedik. Işıklar içinde uyusun, mekanı cennet olsun.

Aralık 2020: Yılın son ayında 8 yazı yazmışım. Bu yıl da böylece bitmiş oldu. Covid’e karşı geliştirilen aşı haberleri büyük bir mucize gibi karşılandı Dünya’da. İnsanlar umut beslemeye başladılar. Çünkü ekonomi çok kötü durumdaydı. Aşı haberleri ve ülkedeki bir takım siyasi gelişmelerden dolayı (Maliye bakanı istifa etti) ekonomide olumlu yönde kıpırdanmalar oldu. Eve kurutma makinesi aldık. Resmen bayram havası yaşanıyor günlerdir 🙂
:: Tam 15 yıldır bıkmadan, sıkılmadan izlediğimiz Supernatural dizisi final yaptı. Hayatımızın yarısına eşlik etmiş abilerim Sam ve Dean Winchester’a veda ettik.
:: Kendime iyi bir tripod aldım. Bu sene 75-300 objektiften sonra fotoğrafçılığa yaptığım son yatırım bu oldu.
:: Avatar’ın “Verilen Söz” isimli çizgi romanı ilk defa Türkçe yayımlandı.

:: Yıllardır kullandığım emektar bendirimi modifiye ederek yeni bir bendir sahibi oldum. Devrim yaratan akort sistemi sayesinde çok başarılı tonlar elde edebiliyorum.
:: Çok sevdiğim Fury filminin Amerika’dan aldığım soundtrack plağına kavuştum.
:: Cidesphere’in Dawn Of A New Epoch albümünün plağını aldım. Bu yılın en iyi metal işlerinden birisiydi bu albüm.

Bu yıl iş yerindeki üçüncü yılımdı. Önceki yıllara göre biraz daha karamsardım bu yıl. Hayal kırıklıklarım çok fazlaydı. Bu yıl vedaların yılı oldu. Geçici süreliğine de olsa Pınar ve Melike gittiler. Lütfi abi ve Şükrü abi gibi değerli abilerimiz emekli oldular. İsmihan abla emekli oldu. Biricik arkadaşımız, en yakın arkadaşımız Caner ise en büyük darbeyi vurdu ve Zonguldak’a tayin olarak gitti. Üç yılın ardından ilk defa bu yıl şubeler arası ufak görev değişiklikleri oldu. Sevgili oda arkadaşım Hülya Hanım diğer şubeye, kıymetli arkadaşım Sanem Hanım da bizim şubeye geçti ve yeni oda arkadaşım oldu. Masam değişti. Gerçi itiraf etmek gerekirse masamın değişmesine çok ama çok sevindim. Bu yıl uzaktan çalışma kavramıyla tanıştık. Bütün bir yıla baktığımızda da yine iş yoğunluğumuzu Sıfır Atık, mahkemeler, yılın ilk dönemlerinde gürültü şikayetleri oluşturdu. Bu yıl ne yazık ki hiç spor etkinliğimiz olmadı. Sadece iş yerinde değil, Covid’in başlangıcı olan Mart ayından itibaren spor salonlarının kapatılması nedeniyle dışarıda da spor yapma imkanım olmadı. Spor salonu ekibiyle dışarıda görüştük. Enes, tam da bu dönemde askerden geldi. Erhan Abi ve Enes’le birkaç defa buluştuk.

Gelelim Instagrama. Bu yıl Instagram’da çok güzel coverlar paylaştık. Ayrıca koleksiyonla alakalı güzel derlemeler yaptım. Hepsini değil ama bir kısmını aşağıda paylaşıyorum.

Bu yılın da en sekmeyen yazıları dolunay yazıları oldu. Hatta bu sene 12 değil, 13 tane dolunay yazısı yazdım. Bu yazıların en güzel özelliği o dönem sahip olduğum ruh halini çok iyi yansıtmaları. Ayrıca müzikal çalışmalarımız da genellikle bu yazıların içerisinde veriyorum.

Youtube’u çok ihmal ettim. Çok ihmal ettim ve sadece 1 video yayımladım. Belki 2021’de daha dolu geçer. Covid pandemisi aslında evde kaldığımız dönemde film ve dizi izlemek için uygun bir zamandı. Ancak hem Merve’nin hamileliğinin son dönemleri olması hem de Mert’in doğmasıyla birlikte hayal ettiğimiz gibi olmadı film izleme olayı. Yine de Netflix‘te epey bir şeyler izledik. Bunların içerisinden beğendiklerimden bazıları Old Guard, Cinayet Süsü, Nice Guys gibi filmler oldu. Bu arada umarım Old Guard’ın devam filmi çekilir. Şunu fark ettim ki eski filmleri izlemeyi daha çok seviyorum. Fury, Yüzüklerin Efendisi, Kapıdaki Düşman, Er Ryan’ı Kurtarmak gibi filmleri senede birkaç kere izliyorum. Mesela How I Met Your Mother‘a başladık yeniden.

Halen izlemekte olduğum İkinci Dünya Savaşı’nın En Önemli Olayları isimli belgesel ise hayatımda izlediğim en derli toplu 2. Dünya Savaşı belgeseli. Bu yıl ayrıca Atiye, Breaking Bad, Spartacus ve La Casa De Papel‘i izledik. Netflix dışında bu yıl Mustafa sayesinde Amazon Prime‘ı da denedim ama burada da birkaç eski film dışında yeni bir şey izlemedim. Bunlardan bağımsız olarak 1917 isimli film muhteşem bir WW1 filmiydi. Ayrıca ilk defa izlediğim Bone Tomahawk da yıllar sonra izlediğim en iyi western filmiydi.

Bu yıl edebiyatla dopdolu geçti. Bunda da en büyük pay Hicri Bilakis Kuşçu‘nundur. Bugüne kadar yıl içerisinde okuduğum, aldığım kitapların sayısını tutmazdım. Ayrıca kitaplara dair yaptığım incelemeleri de yazmazdım. Onun yılbaşından hemen önce verdiği Metis Ajanda 2020 – Ya Kebikeç! sayesinde bu envanteri günden güne tutabildim. Bu ajandanın en güzel yanı, ihtiyacınız olan her şeyi içeriyor olması. Önemli günleri, dolunay takvimi, özel sözler, yazarları eserlerinden alıntıları (ki bunlar bile başlı başına bir okuma kaynağı), küçük bir not bölümü, telefon rehberi ve birkaç faydalı bilgi. Yoğun geçen bir yıl olmasına rağmen baş ucumdan kitabı hiç eksik etmedim. Bu yılın ilk kitabı Borges’in Ficciones: Hayaller ve Hikayeler oldu. Burada yer alan Artificos kısmı müthişti. Bu yıl okuduğum en iyi kitaplar ise Alamut, Malafa ve Sapiens oldu. Bunu Herkes Bilir ve Meteor Avı‘nı yarıda bıraktım. Ayrıca Zaman Makinesi ve Fahrenheit 451‘den çok etkilenip çizgi romanlarını aldım. Bu yıl çeşitli yollarla (satın alarak, hediye olarak, takasla, ücretsiz olarak ve hibe edilerek) elime toplam 93 kitap geçmiş. Bunlardan 30 tanesi Jules Verne kitapları.

Jules Verne demişken, hayatımın Jules Verne’yle dopdolu geçen yıllarından birisiydi. Yılın ortalarında Murat Haser isimli ülkenin en büyük Jules Verne koleksiyoncusuyla tanıştım internetten. Paylaşımları üzerinden epey muhabbet ettik. Bu sayede benim tamamladığımı sandığım bazı serilerin eksik olduklarını görüp tamamladım. Ve İthaki koleksiyonumu sadece son kitap (46 no) eksik olmak üzere tamamladım. ALFA Yayınlarının “Olağanüstü Yolculuklar” serisine başladım. Bu serinin güncel bir seri olması nispeten işimi kolaylaştıracak.

Müzik. Bütün yıl boyunca dinledim. Hastanede doğum için kontrole gidince de dinledim, sabahları işe giderken de dinledim. Kulaklığım bozuldu ve aylardır servisten gelmedi. Dışarıdayken idare ediyorum başka kulaklıklarla. Bir gün Ender’le buluşmuştuk. Arabada radyoda bir şarkı duydum. Giriş melodisi acayip hoşuma gitti. Yıl boyunca da dinleyip durdum: Kahraman DenizUzak Gelecek. Oluyor böyle takıyorum bazı şarkılara. Mesela hiç tarzım olmamasına rağmen Kül, Dünya’dan Uzak ve Kentsel Dönüşümler isimli şarkıları da çok beğendim. Sagopa Kajmer’in de girişteki strachleri çok hoşuma gittiği için Pankart isimli yeni şarkısını beğendim. Bir de keşif yaptım ki keşfettikten sonra defalarca dinledim. İstanbul Şarkıcıları isimli oluşumun Köroğlu Dağları isimli şarkısı. 1980 yılında yayımlanmış. Müthiş bir şarkı. Bir de bahsetmezsem olmaz, Ouzo Bazooka‘nın Space Camel isimli şarkısı var ki klibiyle falan muazzam. Mert’i kucağıma alınca bunu açıp dans ediyoruz. Gerçek saykodelik budur!

Metal müzik dünyasında ise epey gelişmeler yayımlandı. In Flames, Clayman albümünün 20. yılına özel bir EP yayımladı. Eski şarkıların yeni düzenlemelerini içeriyordu. Yeni düzenlemelerin hiçbirini beğenmedim. Ancak albümün remastered halini beğendim. Deftones, Ohms isimli albümünü yayımladı. Albüm aklımı başımdan almadı ama kötü de değildi. Önceki albümden çok daha iyiydi. Deftones ayrıca başyapıtları White Pony’nin 20. yılına özel bir Anniversary Edition yayımladı. White Pony x Black Stallion isimli bu double albümde ilk albümün remastered şarkıları ve remiksleri yer aldı. Remikslerin bazıları resmen bambaşka şarkılar olmuşlar. Çok beğenmedim. Katatonia, City Burials isimli yeni albümünü yayımladı ancak olmadı, yaprak kımıldamadı bende. Yine bir başka grup Linkin Park da Hybrid Theory albümlerinin 20. yılına özel bir albüm yayımladılar. İçerik olarak çok zengindi ancak çok da pahalı olduğu için almak mümkün değildi. Yine de eski videolarını yeniden düzenleyip renkleri ve çözünürlüğü olağanüstü hale getirdiler. Sırf bu bile yetti de arttı. Yıllar sonra oturup Linkin Park dinledim. Hatta şu anda da In The End çalıyor.

Ülkemizde de müzik piyasası covid’e rağmen üretkendi. Konserler olmadı ama gruplar evlerinde üretti. Grupların bir dönem evlerinden yaptığı cover ve akustik çalışmaları beğeniyle izledim. Bu yılın en yeni yepyeni grubu benim için Bipolar Architecture oldu. Heretic Soul‘dayken de çok beğendiğim Sarp‘ın yeni grubu. Depresif melodilerin üzerine yaptığı vokali özellikle beğendim. Şu anda grubun üç şarkılık bir EP’si ve bir de single çalışması var. Bu yıl umarım onların adına daha iyi geçer. Canımız ciğerimiz Pentagram‘ımız yeni bir albüm çıkarır diye bekliyorduk ancak “Bu Düzen Yıkılsın” isimli bir single yayımladı. Bir de video çekti. Beğenmedim. Ancak şu açıdan mutlu oldum ki Pentagram yola sekiz kişi olarak devam edecek gibi görünüyor. Cidesphere, bu yılın en iyi albümlerinden birini çıkardı: Dawn Of A New Epoch. Yılın son aylarına denk gelmesine rağmen Spotify’ım da ilk üçe girdi albüm. Özellikle Sacred Patronage bu yıl favori metal şarkım oldu. Sabhankra bu yıl yeni bir materyal üretmedi, konserler verdi. Ancak 2021’de yeni bir albüm yayımlayacaklar. Yani aslında bu dönemi onlar da üretmek için kullandılar. Bu yıl onlarca albüm çıktı elbette ancak belki de bunları ben de ilerleyen yıllarda keşfedeceğim için buraya fazla detay yazmıyorum. Son olarak baş tacım Black Omen‘in ilk demosu kaset formatında yayımlandı. Bununla ilgili ayrı bir yazı yazacağım için detay vermiyorum.

2020’nin ilk aylarında verdiğim bir yedek parça siparişi vardı. Aralık ayının ilk haftası geldi ve yanlış geldi. Yeniden sipariş oluşturdum bekliyorum. Ayrıca Pioneer servisinden hala kulaklığımı bekliyorum. Umarım bunlar bu yıl gelir. Koray’ın istediği Mor ve Ötesi – Deli parçasının davul videosunu hala çekemedim. Onu bitireceğim. Sercan’la bu yıl üç kere görüştük. Ocak ayında Eskişehir’e geldiğinde ve Alper’in düğününde. Volkan’la ise görüşemedik hiç. Sercan‘a doğum gününde güzel bir kolaj video yaptık. Beğenmedi 🙂 Bursa’dan isimsiz bir mektup geldi. İçerisinde uzunca bir plak listesi vardı. Beni nereden buldu, ismime ve adresime nasıl ulaştı bilmiyorum. Ama iç içe de sevinmedim değil. Zaman zaman açıp okuyorum.

Yazmayı yukarıda unuttum ama kardeşim Mustafa, Kocaeli Üniversitesi’nden Osmangazi Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Dolayısıyla iki yıldır süren çilemiz nihayet bitti. Nihayet yeniden Eskişehir’de toplandık. Bu yılın güzel gelişmelerinden bir tanesiydi bu. Tabi ki bir diğer Mustafamız da nihayet gitti Trabzon’da nişanlandı Kübra’yla. Mustafa şüphesiz son yıllarda hayatımıza giren en değerli adamlardan. Ama Kübra da o kadar müthiş bir insan ki bazen diyorum acaba Mustafa’yı mı daha çok seviyoruz Kübra’yı mı 🙂

Bu yıl Ferit sağ olsun bana bir sürpriz yaparak hazırladığı exlibrisi göndermiş. Ben de mektuplarımda kullanıyorum bunu. Kendisi yıllar sonra Kütahya’dan ayrıldı. İzmir’e tayini çıktı. Elbette Kütahya demişken bir diğer sevgili kardeşimiz Gürcan‘dan da bahsetmezem olmaz. O da bir kere Eskişehir’de beni ziyaret etmişti. Pandeminin hızlanmaya başladığı günlerdi. Sonrasında iade-i ziyaret fırsatım olmadı. Ama 2021’de şartlar düzelirse Gürcan’ı Kütahya’da ziyaret etmeyi planlıyorum.

Evet, yılın özeti yazılarımın olmazsa olmazı olan Hedefler bölümüne geliyoruz. Bakalım geçen sene kendimize hangi hedefleri koymuşum, neleri başarmış, neleri yapamamışım. En önemlisi de, önümüzdeki yıl neler yapmak istiyorum? 2020 yılı için hedeflerim şunlardı:

  • Elektronik davuluma bir ilave crash zili almak (Olmadı, alamadım. Ancak bozuk bir aksamını tamir ettirdim)
  • Kendime yeni bir bilgisayar toparlamak ve bunu olabildiğince ucuza yapmak. (Harika! Bunu başardım!)
  • Bir şarkıyı baştan sona düzenleyip cover olarak yayımlamak. (Bunu da yaptım sayıyorum, çünkü birkaç şarkıyı baştan sona olmasa da coverladık ve düzenleme yaptım)
  • Konsept bir fotoğraf çalışması yapmak. (Başarısız sayıyorum. Gerçi Alper’in düğününde epey bir çektim ama olsun, bu hedefi yazarken hayal ettiğim şeyi yapamadım)
  • Tank maketimi bitirmek. (Olmadı, yapamadım)
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak. (Olmadı, alamadım)

Evet, hedefler açısından çok da parlak geçmemiş anlaşılan. Moral bozmayalım ve kendimize 2021 için yeni hedefler koyalım. Önceki senelere kıyasla daha minimal hedefler koyuyorum çünkü Covid-19’un ne zaman biteceğini kestiremiyorum. Buyurun:

  • Elektronik davuluma ilave bir crash zili almak
  • Tank maketimi bir diorama ile bitirmek
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak
  • Doktoramı bitirmek
  • Eğer covid-19 nihayet tüm ülkede sona ererse iki farklı zamanda tatile gitmek
  • Alper’in isimsizini bitirmek

Bir önceki yıl şöyle yazmışım: “Umarım 2020 pozitif şeylerle dolu bir yıl olur. Hayatımızın belki kökten değişeceği, belki dibe vuracağımız, belki de göklere çıkacağımız bir yıl olacak. Hazırlıklı olmakta fayda var.” Hazırlıklı olamadık açıkçası. Yıl boyunca çok fazla şey kaybettik. Sevdiğimiz insanları, yakınlarımızı kaybettik. Afetler ve hastalıklar yüzünden çok insan öldü. Ama pek çok yavru da bu yıl gözlerini açtı hayata. Mert Ekin, bizim için bu yılın tek güzel şeyi oldu. Her şeyden habersiz, üç beş kişilik dünyasında yaşamaya devam ediyor 🙂 Ben bu yıl da buralarda olacağım sevgili okur. Bu yazıda unuttuğum bir şeyler muhakkak vardır. Lütfen bana yazın, hatırlatın. Umarım 2021 yılı her birimiz için daha farklı ve daha güzel olur. Unutma, gökte dolunay olduğu sürece Dünya’dan bir çift göz ona bakacak.

Huzursuz Bir Dolunay Akşamı

Anneannemin vefatının üzerinden tam bir hafta geçti. Önce bir kare fotoğrafını koyayım dedim. Sonra vazgeçtim. İfade edilmesi güç bir ruh halindeyim. Sorumlu olduğum onca şey üzerime gelmeye devam ediyor. Bu akşam Dolunay‘a bakarken şöyle bir vicdan muhasebesi yaptım. Hesaplar bir birini tutmuyor. Yazmaya devam etmekten başka bir çarem kalmıyor. Kameramı gökyüzüne doğrulttum ve çekebildiğim en net kareyi çektim.

Yılın son ayı başlamak üzere, saatler kaldı. Tüm bu ağırlığıyla ve kasvetiyle 2020’yi geride bırakıp, gezegen olarak yeni ve nispeten daha huzurlu bir yıl geçirmeyi ümit ediyoruz. Yaşanan bu salgın, türümüzün son birkaç yüzyılda karşılaştığı küresel anlamdaki en büyük düşman oldu şüphesiz. Aşı çalışmaları umarım olabilecek en kısa sürede nihayete ulaşıp olayın en azından salgın boyutu önlenmiş olur.

Burada oturmuş seninle Covid pandemisi üzerine konuşacak değilim. Ciddi bir konu üzerinde konuşurken sanki bambaşka birisi oluyordun hatırlıyorum. Beni şaşırtan çıkışlar yapıyor, yaptığın tespitlerle kendine hayran bırakıyordun. Vicdanlı olabildiğini görmek ise her şeye bedeldi benim için. Artık o günler geride kaldı elbet. Umarım göklerde her şey senin için yolundadır.

Dolunay vakti gelince eş dost kameralara sarılıyor ve benimle paylaşıyorlar. Dayanamadım birisine yazdım yolladım bende:

Sonra şöyle geriye doğru çekilip, ağaçların biraz ötesinde gördüm seni. Anlata anlata bitiremediğin kuzenin olmalıydı o anda sana eşlik eden. İnce bir sigara tütüyordu parmaklarında onun. Sen ise tam karşımdaydın. Bir anda göz göze geldiğimizde yüzünde rahatsız bir ifade bekledim. Aksine kısık bir tebessümle yerinden kalktın ve onunla yer değiştirdin. Tabi kız da döndü baktı bana. Sonra o balkonda öylece konuşmaya devam ettiniz. Sanki ben yokmuşum gibi. Yabancıydım tüm bu şehre ve artık sen de beni görmüyordun.

Dayanamadım. Sitenin kapısından girip hemen en öndeki apartmana daldım size belli etmeden. En fazla üç kat çıkacak ve zile basacaktım. Binanın gösterişli girişinde yan yana duran iki asansörden en yakında olana bindim. O anda fark ettim ki bu asansör bozuk! Ben 3’e basmışken istemsizce 13. kat ışığı yandı ve yukarı doğru çıkarken kabin giderek küçülmeye başladı. Son kata geldiğimde neredeyse çömelmiş bir halde bir kapağı ittim ve dışarı çıktım. Karşımda çok eski bir dairenin ardına kadar açık kapısı duruyordu. Yıllar önce gittiğim kurs binası gibi kokuyordu. Kuş pisliği ve nem… Merdivenlerden inerek aşağıya, kapına gelmeyi düşündüm. Sonra baktım ki merdivenler demir bir parmaklıkla kilitlenmiş. Aşağıya inilmiyor. Asansöre tekrar binmeyi akıl ettim ama korktum da. Sonra birden anladım ne yapmam gerektiğini. Apartmanın terk edilmiş gibi duran koridorunun sonuna doğru koşup açık camdan dışarı bıraktım kendimi. Sarsılarak uyandım. Karanlık. Saatleri geriye alamıyoruz. Merhaba Kasım ayının son günü. Acele et, hazırlanıp çıkmam lazım.

Anneannem Vefat Etti

Blogun yine en acı yazılarından birisi olacak bu. Hayatımın özetinde, beni en yaralayan satır başlarından birisini kaleme alıyorum. Şu yazımda bahsetmiştim. Çok yakın akrabalarım Covid-19 tedavisi görüyor diye. Anneannem onlardan birisi, en kıymetlisiydi. Ama olmadı. Covid-19 tedavisi tamamlanmasına, virüs etkisini yitirmesine rağmen, ilaçların ve virüsün bedenine verdiği hasarı kaldıramadı.

Yirmi günden uzun süredir Kars’ta hastanede yatıyordu. Geçtiğimiz salı günü, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde öğlen vakti vefat haberini aldık. Eskiden 24 Kasım’da en önce dayımı arardım kutlamak için. Şimdi anneannemin vefatıyla artık her öğretmenler gününde yüreğimiz biraz daha acıyacak. Kutlu olsun demek yerine “başın sağ olsun” demeye cesaret bile edemedim.

Böyle uzaktan uzağa veda etmeyi sindiremedik. Kızıyoruz, biraz isyan ediyoruz bu duruma, bu lanet Covid-19’a. Ama toplum olarak her birimizin de bu pandeminin kontrolden çıkmasında muhakkak payı olduğunu düşünüyorum. En büyük paya sahip olan ise belli, besbelli.

Canım nenem, mekanın cennet olsun. Huzur içinde uyu. Allah rahmet eylesin. Bizlere de sabır versin.

Durağan Geçen Günler

Su sıralar biraz blogdan uzakta kaldım. Doktora teziyle uğraşıyorum. Uğraşmadığım zamanlarda da “neden şu anda tezle ilgili bir şeyler yapmıyorum?” diye vicdan azabı çekiyorum.

Yakın birkaç dostumda ve akrabalarımda korona virüs çıktı. Dolayısıyla aklımın bir köşesinde de hep bu sorular ve endişeler var. Önceki gün iş yerinde Caner‘le vedalaştık. Tayini çıktı ve Zonguldak’a gitti. Bir eksiğiz. Caner’in gidişiyle yaklaşık üç yıldır devam eden sistemde bazı değişimlerin olmasını bekliyoruz. Haliyle bu değişimin beklentisi de bir diğer stres kaynağım.

Güzel şeyler de olmuyor değil. Yıllardır peşinde koştuğum, kovaladığım Resimli Özel Baskı Harry Potter kitaplarına kavuştum. Üstelik hediye olarak! Yedi kitaplık serinin şu anda ilk dört kitabı resimli olarak Jim Kay‘in çizgileriyle yayımlanmış durumda. Geçen ay dördüncü kitap Ateş Kadehi yayımlandı. İlerleyen yıllarda tüm serinin yayımlanacağı aşikar. Hediyenin fiyatı söylenmez ama bu büyük bir avantaj olduğu için My Resort okurlarıyla paylaşmam lazım. Şu anda İlknokta.com sitesinde dörtlü set fiyatı 292 Lira! Instagram’daki ve Nadirkitap.com‘daki satıcıların bazı kitaplara tek başına 100-150 ve hatta 250 lira isteyenler olduğu için bu kampanya kaçmaz. Üstelik şaka gibi, bu seti kargo bedava sipariş ettikten sonra bir de Sabahattin Ali Üçlemesi hediye etti. Böylelikle bu hediyeye ekstra hediyelerle sahip oldum 🙂

Kitaplardan yana şansım döndü. Geçen gün İnsancıl Kitabevi‘nden yine acayip bir fiyata Buz ve Ateşin Dünyası isimli Game of Thrones serisine ait resimli baskıyı aldım. Bu kitap, Westeros ve Taht Oyunları‘na ait anlatılmamış, dizide gösterilmemiş ve seride değinilmemiş detayları içeren muazzam bir rehber. İkinci el ve ufak bir defosu olduğu için çok ama çok uygun bir fiyata aldım.

Geçen hafta iki dostuma iki mektup yazdım. Önümüzdeki günlerde de tüm diğer eşe dosta mektup yazmaya karar verdim. Elimdeki dolma kalemleri döküp toparladım ve çalışır duruma getirdim. Sen de biliyorsun ki yazmayı çok seviyorum. Uzaklardayken yazmak ise hüzünle birlikte bir heyecan veriyor. Sanki kendimden bir parça gönderiyormuşum gibi.

Şunu anladım ki kitaplarım, filmlerim ve müziklerimle mutluyum. Tombik oğluma bunların hepsini sevdiremezsem diye korkuyorum. Kendimi motive ediyorum: Şu doktora bitsin, hepsi senin olacak diye 🙂 Daha fazla müzik, daha fazla fotoğraf ve daha çok yazmak!

İmrendiğim ve aslında etkilendiğim bir kaç resim gördüm biyolog arkadaşım Menekşe‘den. Bir süredir yağlı boya tablolar yapıyor. Uzun süre sessizce takip ettikten sonra giderek kendine has çizgiler üretmeye başladığını görünce de beğenimi dile getirdim. Şu iki resmi gerçekten çok hoşuma gitti. Yıllar önce yazdığım sonuçsuz bir hikaye vardı. Sonunu yazmadan, aşırı ısrar sonucu okutmuştum. Sonra gördüğüm yüz buruşması, hevesimi epey kırmıştı ve öylece bırakmıştım. Şimdi hayal meyal hatırlıyorum. Yazı burada sona eriyor. Günler böyle gelip geçiyor. Görüşmek üzere.

Özge ve Alper’in Düğünü!

Blogun en mutlu yazılarından birisi başlıyor!

En sevdiğimiz arkadaşlarımız, biricik dostlarımız ve kardeşlerimiz hayatlarını birleştirmeye devam ediyor. Geçen hafta sonu Antalya’da Koray ve Tuğba’yı evlendirdik. Gerçi üzerime bir pay almayayım çünkü düğüne gidemedim. Covid 19 belasının bu döneme rastlaması elbette onların suçu değil. Bu bela, muhakkak hepimizde telafi edilemez eksikliklere yol açıyor işte böyle.

Alper’le Özge’nin düğünü ise zaten bir kere ertelenmişti ve biz bir ikincisi daha olmasın diye dua ediyorduk. Koray’ın düğünün olduğu haftada Bursa’daki Covid tedbirleri daha bir sıkılaştırılınca artık pamuk ipliğine bağlıydı her şey. Düğüne birkaç gün kalmasına rağmen ne tedirginliğimiz azaldı ne de o “acaba” korkusu.

Cuma sabahı Merve ve Mert’le vedalaşıp çıktım. Öğlen Mustafa’yla buluştuk. Ertesi gün Bursa’daki düğünde çalacak olan Poly Tuner grubunun davulu ile diğer ekipmanları almak için önce grubun trompetçisi Göktuğ ile buluştuk. Daha sonra da davulcuları Hakan’la buluştuk. Hakan’la buluşmamız iyi de oldu aslında. Çünkü “Splash” isimli müzik stüdyosunu bu sayede keşfetmiş oldum.

Daha sonra grubun vokalisti Armağan’la buluşup son parça ekipmanları da alıp Mustafa’yla Bursa’ya doğru yola çıktık. Bu kadar zamandır arkadaş olmamıza rağmen Mustafa’yla ilk defa yolculuk edecektik. Başından sonuna keyifli bir yolculuktu peşinen yazmak gerekirse. Hem güldük, hem doyduk hem de yeri geldi birlikte sövdük 🙂

Bursa’ya vardığımızda önce Caner’in evine gittik. Tüm malzemeleri buraya bıraktık. Daha sonra Alperler’in eve geçtik. Burada da biraz oyalanıp dinlendikten sonra Caner ve Mustafa’yla birlikte ufak bir Bursa turuna çıktık. Ertesi gün için gerekli bazı malzemeler aldık. Daha sonra çok sevdiğim Sönmez İş Merkezi’ne, birkaç sahaf gezmek için gittik. Zaman olsa belki de bir tam gün boyunca yorulmadan, sıkılmadan gezebilirsiniz burayı. Bursa’da gitmeyi en çok sevdiğim yer burası olabilir.

Neyse burada da işlerimizi halledip eve geçtik. Evde yemek yedikten sonra gelecek misafiri beklemeye başladık. Misafir geldikten sonra ben izin istedim ve dayımların evine geçtim.

Burada gece kaldıktan sonra sabah Öner Abimle tekrar dışarı çıktık. Onun hastanede bir işi vardı. Caner ve Mustafa da beni hastaneden aldılar. Akşam düğünden sonra Caner’in evinde küçük bir parti olacaktı. Buraya çok az sayıda kişi katılacaktı. O yüzden hazırlıklara başladık. Aydınlatmaları ayarladık. Daha sonra alışverişe çıktık. Alışverişten sonra hızlıca eve döndük. Sahnede kullanılacak ekipmanları alıp salona götürdük. Ardından hemen kuaföre geçtik. Düğün işlerinizi yaparken bu kuaför sürecini çok iyi planlamanız gerekiyor. Düğün günü, diğer tüm süreçler hep bu kuaför faslının durumuna göre şekilleniyor.

Biz üzerimizi değiştirip kuaföre geldiğimizde Alper’in şortla geldiğini görünce koptuk tabi. Sonrasında gelinin çıkışını beklemeden tekrar eve geçtik. Bu arada iki gün boyunca Mustafa bir dakika durmadı. Arabayla hemen her yere koşturdu. Biz eve geçtiğimizde apartmanın kapısını Özge’nin açtığını görüp şok olduk. Meğer Alper, gelin hanımı kuaförden alıp bize yetişmiş bizim önümüze bile geçmiş.

Bir sonraki işimiz fotoğraf çekimiydi. Günler öncesinden çekim için planladığımız yere gitmek epey vakit alacağı için eve çok yakın olan Kültür Park’ı tercih ettik. Çekim önceki Finansbank ATM’si aramakla epey vakit kaybetsek de gazladık ve diğer ekibe yetiştik.

Parkta fotoğrafları çektik. Biz buradayken Ülkü ve Sercan da geldiler. Sercan’ı çok uzun zamandır görmüyordum ve epey özlemişim aslında.

Fotoğraf çekimi işi belki ayrı bir yazının konusu olabilir. Keyifliydi. Umarım sonuçlar da güzel olur. Ayrıca Sercan’ın drone çekimi de gerçekten iyiydi.

Çekimden sonra artık düğüne geçme zamanı gelmişti. Yola koyulduk. Buzz Park isimli salona yaklaşınca konvoy geleneği olarak kornalara bastık. Gelin ve damadı salona aldık. Biz gelinceye kadar salon da ufak ufak dolmaya başlamıştı. İlk olarak Merve, Ahmet, Aysun Abla ve eşini gördüm. Onlarla biraz sohbet ettikten sonra Ersan ve Emre geldiler. Bu arada Poly Tuner ekibiyle biraz muhabbet ettim. Covid-19 tedbirleri kapsamında salonda masalar mesafeli yerleştirilmişti. Düğün sahipleri de davetlilerin seçiminden etkinliğe katılımına kadar çok titiz davranmışlardı. Riski en aza indirmek amacıyla gereken tüm tedbirler alınmıştı. Her masaya dezenfektan bıraktık. Girişte ateşler ölçüldü. Gelen davetlilerden risk grubunda olanlar zaten Valilik kararıyla katılamadılar.

Düğüne Poly Tuner grubu sahne alarak başladı. Davetliler yavaş yavaş salonu doldurmaya devam ediyordu. Bu sırada, Utku ve Hazal ile Koray ve Tuğba da geldiler. Aynı masayı paylaştık. Hemen yanımızda ise Özlemler, Özgürler ve biricik kardeşimiz Sercan ile Ülkü oturdular. Nihayet saat geldiğinde Özge ve Alper salona girdiler alkışlarla. Normalde olması gereken kalabalık belki de bunun üç dört katıydı. Ancak pandemi ve bunun yarattığı endişe davetli listesini olabildiğince kısmıştı.

Pandemi kısıtlamaları nedeniyle gelin ve damat haricinde dans olmadı, halay vb. oyunlar olmadı. Zaten Poly Tuner’in seçtiği şarkılar çok iyiydi ve salonda hemen herkes mesafeli danslarıyla eşlik etti. Neredeyse hiç çocuk olmadığı için öyle pek bağırış çağırış da olmadı.

Alper, arkadaş grubumuzda hemen hepimizin düğünü için elinden gelenin fazlasını yapmıştır. Pek çoğumuzun düğününde ilk dans parçamızı çalmış, hatta sahne almış, düğün öncesi, sonrası git gel işlerinde, getir götür işlerinde kimseye sormadan çoğu işi halletmiştir. O yüzden Alper’e olan borcumuzu birazcık olsun ödeyebilmek, kardeşlik görevimizi yapmak için onun düğünü içim neler neler hayal ediyorduk. Alper’in düğününde hep birlikte sahnede olacaktık. Olmadı. Kahrolası pandemi bizi öyle vurdu ki yoğurdu üfleyerek yedik.

Nikahta pandemi kısıtlamaları nedeniyle yalnızca birer şahit kabul ettiler. Ancak yine de ben de sahnede, çiftin yanında durma imkanı yakaladım. Böylece Alper’le birbirimize şahit olmuş olduk. Alper “Evet” derken şöyle bir göz göze gelmeye çalıştım. Yıllardır beni trollediği “Ben cevabı biliyorum” esprisini belki yapar diye. Ama o da heyecanlıydı belli ki. Nikahlar böyledir. Kendinizden emin olunca hatırlaması da keyifli oluyor.

Nikah sonrasında etkinlik tamamen müzikle devam etti. Poly Tuner, Eskişehir’de çeşitli mekanlarda sahne almasının yanı sıra, esasında düğün ve diğer müzikli organizasyonlarda da çoğunlukla sahne alan bir grup. Hatta sadece Eskişehir’de değil, Alper’in düğününde olduğu gibi şehir dışında da pandemi öncesi dönemde sahne alıyorlardı. Pek çoğu arkadaşımız olmasının yanında büyük ihtimalle Eskişehir’deki en büyük grup elemanı ağına sahipler. Talep edilmesi halinde karşınıza 4-5 kişilik mütevazi bir ekip olarak da 10 kişilik koskoca bir orkestra olarak çıkabiliyorlar. Çalma listeleri ise hem pop, hem rock’n roll hem de hareketli türküler ve halk şarkılarından oluşuyor.

Düğünün sonlarına doğru Şevkiye ve Mesut ile Betül ve Tacettin de uğradılar sağ olsunlar. Saatler geçtikçe misafirler ayrılmaya başladılar. Nihayet düğünün sonunda davetlileri salondan uğurladık. Gelin ve damadımız biraz dinlendiler. O sırada biz de Mustafa’yla onları bekledik. Sabahtan beri neredeyse hiç oturmadığımızdan ikimiz de acı çekiyorduk aslında. O son içtiğimiz çay bize ilaç gibi geldi. Çaydan sonra Ankara’dan gelen misafirleri (Özge’nin akrabaları) yolcu ettik. Alper’le konuşup ayrıldık.

Caner’in evinde buluşan arkadaşları daha fazla bekletmemek için Mustafa’yla birlikte yine düştük yollara ve saat gece yarısı 🙂 Caner’in evine geldiğimizde tıpkı her ramazan yayımlanan Coca Cola reklamlarındaki gibi kalabalık ve şen şakrak bir masa bizi karşıladı. Gündüz yaptığımız aydınlatmalar o kadar hoştu ki kısa sürede yorgunluğumuzu unutup bizi bekleyen dostların arasına karıştık. Zaten bizden kısa süre sonra da Alper’le Özge geldiler. Onlar da gelince bu küçük, izole grubumuzla eğlence başladı.

Gece saat 3’ü geçiyordu ki bekçiler gelip kibarca uyardılar bizi. Bunun üzerine Mustafa sağ olsun duruma el koydu ve yavaş yavaş misafirleri yolcu etmeye başladık. Sercanlar, Özlemler, Caner’in şeker arkadaşı Betül, Emre, Utkular, Mustafa’nın “Roketçi” dediği Özge’nin arkadaşları (kızlar meteoroloji mühendisiydi bu arada), Alper’in Bursa’dan avukat arkadaşı ve iş yerinden arkadaşları falan derken giderek ortalık sessizleşti. Kadere bak ki en son yıllar önce yine bir düğünde (benim düğünde) birlikte kaldığımız Koray’la yine bu düğünde birlikte kalacaktık. Böylece Koray ve Tuğba, evliliklerinin ilk şehir dışı yatılı misafirliklerini Caner’in evinde tecrübe ettiler. Bu ikisi, Mustafa ve ben Caner’in evde alt katta kaldık.

Sabaha kahkahalarla uyandım. Geceden yanına yedek kıyafet almayan Koray’ı, altında kumaş pantolonla arka bahçenin kilitli parmaklık kapısına dayanmış halde yakaladım. Sigara içiyordu. Bu haliyle hapishanedeki mahkumlara benziyordu. Orada bir kahkaha atınca bir daha da uyumadım zaten. Saat 9’u geçiyordu hepimiz uyandık.

Gitmek için Utku ve Hazal’la haberleştik. Bu sırada Alper ve Özge geldiler bizi uğurlamak için. Onlarla da kısacık vakit geçirip Hazal’ın evine çok yakın olan sıra dışı kahvaltıcıya gittik. Burada biraz öğle yemeğinden hallice kahvaltımızı yaptıktan sonra nihayet saat 13’e doğru yola çıktık. Yolda Koray’ın tespitlerine gülmekten İnegöl’e kadar nasıl geldik hatırlamıyorum bile. Bizim grupta ben oyuncuyumdur ama en az benim kadar oyuncu biri daha varsa o da Koray’dır bana göre. Espriyi oynayarak yapar, o anı yaşatır sana. Her şakası bir başka karakterdir. İnegöl civarında özellikle Mustafa epey yorgun olduğu için kısa bir mola verip yola devam ettik.

Saat 15’i geçe Eskişehir’e girdiğimizde, ardımızda Bozcaada’ya doğru yola çıkmış çiçeği burnunda bir çift bıraktık. Onca özlem, onca hasret ve onca mutluluktan sonra her birimizin yüreğinin bir köşesi pır pır ediyordu. Yapabildiklerimizi ve yapamadıklarımızı düşündüm yol boyunca. 2008’den bir önceki gece sabaha karşı 3’e kadar yaşadıklarımız, anlattıklarımız, diğer insanlar, yıllardır anlattığım masallar, büründüğüm kimlikler, Alper’in değeri ve önemi…

Sevgili Alper ve Özge, biricik kardeşlerim ve ailem, sizlere ömür boyu mutluluklar diliyorum. Hep birlikte yaşayacağımız nice güzel ve mutlu günlerimiz olsun.

NOT: Anlattıklarımın eksiği var, fazlası yok. Unuttuğum varsa kırılmasın, küsmesin, yorum bıraksın, yazıyı hemen güncellerim.

Eskişehir’de Antika Nostalji Günleri

antika00Geçen hafta sonu Kütahya’dan Gürcan geldi ziyarete. Güzel bir kahvaltıdan ve muhabbetten sonra uğurladım onu. Sonra eve dönerken Mehmet’le konuştuk. Meğer o hafta sonu Eskişehir’de Espark AVM’nin yan kısmında ilk defa bir “Antika Nostalji Günleri ve Pazarı” açılacakmış. Hemen geri dönüp Mehmet’i evden aldım ve doğruca etkinlik alanına gittik. İrili ufaklı yaklaşık otuz tane stant vardı.

Antikanın ve efemeranın her türlüsü o gün oradaydı sevgili okur. Plaklar, kasetler, gazeteler, dergiler, gazoz kapakları, rozetler, eski elektronik eşyalar, kıyafetler, enstrümanlar ve daha yüzlercesi…

Bir tezgahta çok güzel bir ahşap alto flüt gördüm. Fiyatını sordum. Satıcı önce yüzüme baktı “Yüz elli” dedi. “Yüz elli lira mı?” dedim. Güldü, “Dolar” dedi. “Avrupa’nın çok iyi markası bu” dedi. Tezgâhta bir köşede atılmış gibi duran alet için “Sıfır, burada açtım” dedi. “İyi o zaman hayırlı işler” dedim. Ben daha arkamı dönmemiştim ki adam ayağa kalktı ve yanındaki adam dönerek “Abi bir çılgınlık yapayım mı? Hadi o zaman, bu güne özel 250 lira” dedi. Ben de bu sefer daha bir gülerek “Hayırlı işler abi” dedim. Mehmet’le gün boyu buna güldük durduk.

antika01

antika02

antika07

antika04

Sadece bu satıcıda değil elbette, etkinliğin tamamındaki stantlarda fiyatlar epey yüksekti. Almanya’da kiloyla satılan plakları tanesi 25 liradan satanlar, Sovyetler Birliği’nin nüfusu kadar basılan rozetleri iki yüz liradan satanlar, üç gazoz kapağına yüz elli lira isteyenler… (Gazoz kapağı meselesinde kapak var kapak var diyebilirsiniz ama inanın seçtiğimiz kapaklar o para etmezler.)

antika03

Ultra nadir: 750 TL

Velhasıl hiçbir şey almadan çıktık. Ama olsun, Eskişehir’de böyle bir etkinliğin yapılması bile gerçekten müthiş bir olay. Koleksiyonerler için bulunmaz bir nimet. Ben ilerleyen günlerde koronavirüs riskinin azalmasıyla birlikte bu pazarların sürekli hale geleceğini düşünüyor ve bekliyorum.

antika05

antika06

Evde Tadilat İşleri

Şu anda oturduğumuz ev gibi, otuz yaşından büyük bir evde oturuyorsanız artık ihtiyarlayan bu dört duvarın, her an size tahmin edebileceğinizden daha fazla sorun

fayans00

Her şey böyle başladı

çıkaracağından ve tadilat müptelası olacağınızdan emin olabilirsiniz.

Bu yıl Mart ayında, evdeki koridorun tam ortasındaki fayansların kabarmaya başladığını fark ettik. Zamanla bu kabartı kırıklara dönüştü ve koridorun ortasında bir inşaat alanı oluştu. Yerde döşeli eski tip 15×7 cm’lik fayansları bulmak artık imkansızdı. İlk korkumuz, demir borulardan oluşan tesisatın bir şekilde içten aşınarak patlamasıydı. Ancak biraz bakınca, çok şükür herhangi bir kaçak olmadığını gördük. Otuz yıldan daha eski olan tesisat, sıcak soğuk değişimine bağlı olarak genleşip üzerindeki beton kısmı da genleştirmiş ve fayansları çatlatmıştı. Komşularla konuşunca hemen herkesin de benzer sorunları yaşadığını öğrendik. Aradan zaman geçtikçe evdeki çatlaklar büyüdü durdu. Artık bir şeyler yapmak gerekiyordu.

Böylece bu yıl ilk defa yıllık izin aldım bayramdan sonraki hafta için. Salı günü erken saatte geldi iki tane arkadaş. Koridorda evin tüm odalarına açılan kapıları kapatıp, kapı eşiklerini de eski havlu ve bezlerle sıkıca tıkadım. Yaklaşık on metre uzunluğundaki ve bir buçuk metre genişliğindeki koridoru iki kişi sabah dokuzdan öğleden sonra üçe kadar ancak kırıp bitirdiler.

fayans01

fayans02

Bunlar gibi yaklaşık altmış çuval

Bu kadar alandan üçte biri doldurulmuş altmış çuval hafriyat malzemesi çıktı. Kendileri de şaşırdı kaldılar. Ev otuz yaşından daha büyük olduğu için söktükleri malzemedeki çimento artık yok gibiydi. Temizleyip boşalttıkları zeminde eski tesisat da ortaya çıktı böylece. Akşam altıdan sonra bir diğer usta gelip eski demir borulardan oluşan tesisatı söktü ve plastik borular yerleştirdi. Ancak bir sorun vardı. Özellikle sıcak su musluklarından su ya hiç gelmiyordu ya da çok çok az geliyordu. Bunun nedeni ise otuz yıldır boruların içinde biriken kirin ve pasın titreşimle hareket edip muslukları tıkamasıydı. Saat iyice geç olduğu için her şeyi olduğu gibi bırakıp evi kapattık. Tüm gün kırma işinin içinde olduğum için üstüm başım toz toprak içindeydi ve o halde annemlere gittim.

Ertesi gün yine çok erken saatte uyanıp eve geldim. Ustalar birer ikişer geldiler. Önce, bir önceki akşam apartmanda büyük sorun olan hafriyat çuvallarını indirdiler aşağıya. Daha sonra da evin içine atılacak beton için kum ve çimento çıktı yukarıya. Bir önceki günden yarım kalan tesisat işini tamamladıktan sonra ustalar önce betonu karıştırıp sonra koridora sermeye başladılar. Her ne kadar su terazisiyle çalışılsa da anladım ki cidden bu iş ustalık işi. Şöyle düşün ki çalışan üç ustadan birisi sadece tesviye yaparken diğer ikisi onun emirlerine göre malzeme hazırladılar. Usta bir şey istediği anda ben de dahil hemen herkes istediği şeyi temin etmeye çalışıyoruz, usta daha bir kral oluyor gözümüzün önünde, bir sigara yakıyor, yakabilir miyim diye sormuyor, altı yıldır ilk defa biri bizim evin içinde koridorda sigara içiyor, sigara bitince de hiç tereddütsüz az önce attığı betonun içine sokuşturuyor izmariti. Yani sırf bu izlemenin keyfinden sustum bakalım neler yapacak diye ses etmedim. Yanındakiler şaka yaptığında hafifçe gülümsüyor, onun şakalarına ise sözleşmiş gibi hepimiz kahkahalarla gülüyoruz. Çünkü o usta ve usta olmak bunu gerektirir.

fayans03

Neyse, şaka bir yana cidden adamlar çok iyi çalışıp o gün koridora hem beton atıp hem de üzerine fayansları döşediler. Ertesi güne sadece derzleri doldurmak kaldı. Akşam fayans04olunca yine ustalarla birlikte evden çıkıp annemlere yollandım.

Üçüncü gün sabahtan yine erken saatte geldiler. Hemen derz işini ve süpürgelikleri halledip öğlen olmadan çıktılar gittiler. Bana da bir gün geçmeden hiçbir şey yapmamamı tembihlemeyi unutmadılar. Dördüncü gün yani iznimin son günü, diğer günlerin aksine saat dokuzda kalktım. Annemlere kahvaltı hazırladım. Öğlene doğru da eve gelip temizliğe başladım. Öğleden sonra Mustafa geldi yardıma. Ona kapıları devredip kendimi banyoya kapattım. Banyo, ustalar sürekli girip çıktığı ve duş bölümündeki fayanslar da yenilendiği için leş gibiydi. O meşhur karikatürdeki gibi banyodaki her şeyi boşaltıp tamamen hortumla yıkadım.

Koridoru dört beş defa paspaslayıp avizeleri de temizledikten sonra temizlik işi bitti diye kovadaki suyu tuvalete döktük. Ama o da ne? Tuvalet tıkanmış. İşler devam ederken fayansları hep tuvalette kesmişlerdi. Küçük parçalar tuvaleti tıkamasın diye deliği kapatmıştım. Korktum küçük parçalar kaçıp tesisatı tıkadı diye. Lavabo çözücü falan döktük nafile. Sonra bir baktım ki bir ıslak mendil çıktı! Böylece tıkanıklık meselesini de çözdük.

fayans05

Derzler ve süpürgelikler yapılmadan önce

Apartmanın içini, merdiven kolçaklarını ve komşumun kapısını da sildikten sonra temizlik işi cidden bitti. Evin içinde otururken bu tür tadilatları yapmak büyük zulüm oluyor sevgili okur. Böyle bir iş yaptıracaksan kolaylıklar dilerim.

Alper’in Vedası: Hayat İşte!

2008 yılıydı ve okulun ilk günü. Ne oldu, nasıl oldu hatırlamıyorum Alper’le tanıştık bir müzik muhabbeti üzerine. Aradan 12 yıl geçti ve Alper önceki gün Eskişehir’den gitti. Birbirimizle konuşmadığımız, yazışmadığımız, görüşmediğimiz neredeyse tek bir gün bile olmayan dopdolu 12 yıl. Birlikte yaptığımız onlarca iş, başarılarımız, hayal kırıklıklarımız… Ah ulan ah! Kimler geldi ve geçti hayatlarımızdan. Onca kahkaha, onca müzik, onca şakalar, onca goygoy, sırlar, gizemler, çözemediklerimiz ve geride kalan her şey… Şimdi her şey yarım kaldı Alper gidince.

Alper yoksa Mesut da yoktur zaten” diyen hocalarımızı hatırlıyorum. Müzikle dolu cumartesilerimizi zaten hiç unutamıyorum. Okuldaki en güzel anlarımızı paylamış olmamız ve sonrasındaki en korkunç dönemde yanımda duruşun hiç bir zaman unutulmayacak.

Yazamıyorum bile. İnan ne yazacağımı da bilemiyorum. Yepyeni bir hayatın olacak artık. Zaten bir süredir provasını yapıyordun. Artık yaşamaya başlayacaksın yeni kaderini. Bu büyük kopuş umarım ki senin için yepyeni ufuklar yaratır. Uzak limanlarda sonsuzluğa erişirsin.

Yıllar geçiyor ve herkes birer ikişer kopuyor bu şehirden, bu büyük ağacın dallarından. Seval, Sercan, Volkan, Togay ve sen… Ulan bir gün gidecektiniz elbet biliyordum da yüzleşmeye korkuyordum. Şakasını da yaptık ama gerçek bu: geride kalana zor her şey. Yokluğunda bir tek Mert‘le avunabilirim. Kucağında büyümesini isterdik ne yalan söyleyeyim. Artık kalanlara seni anlatacağım. Fotoğrafların kesilmiş yerlerini saklamayı yıllarca becerdim ama artık sen de yoksan çerçevede çok azımız kalıyor o yıllardan.

Sercan’la konuştuk. “Alper de gidiyor, çok kötü oldum” dedim. “Hayat işte” dedi. Merve şöyle bir baktı bana, “Epey üzüldün” dedi. Üzüldüm haklısın. “Eee hayat işte” dedi. Ben “Alper de gitti” diyorum. “Hayat işte” diyorlar. Ne de çok duydum bunu.

Birkaç hafta sonra düğününde görüşeceğiz. Blogun en hüzünlü yazılarından biri daha bitiyor. Veda fotoğrafı yok. Son bir şarkı var:

Dünya Proofhead Günü: Doğum Günü, 32, İhsan Oktay, Özel Tasarımlar

Her yılın 19 Temmuz günü, Eskişehir’de birkaç evde coşkuyla kutlanır. Dünya Proofhead Günü olarak da bilinen bu tarihte ben doğdum. Şimdilik kutlamalar birkaç evde üç beş arkadaşımla sınırla olsa da ileride daha fazla yaygınlaşacağını düşünüyorum.

Yılın en güzel ayı; doğduğum, yürüdüğüm, ilk görüşte vurulduğum, sırılsıklam aşık olduğum ve bir milim bile oynamadan sevdiğim ay Temmuz. Aylar önce almayı ihsanoktay0720bıraktığım OT Dergisi‘nin bu ay ki sayısında kapakta uzun süre sonra İhsan Oktay Anar‘ı görünce sessiz bir sevinç çığlığı attım. Dergi poşette olmasaydı hemen açıp bakacaktım ne yazmış diye. Öyle ya, büyük usta aylar sonra dergiye dönmüş. Hatta ismini en öne, yaşayan efsane Türkan Şoray‘ın ve ülkenin en meşhur adamı Cem Yılmaz‘ın önüne, ilk sıraya yazmışlar. O hevesle dergiyi aldım. Eve gelip sayfaları heyecanla çevirip İhsan Oktay’ın yazdığı tek sayfayı buldum. İnanılmaz bir hayal kırıklığı yaşadım o an! Koskoca sayfada toplam beş fotoğraf, kediler hakkında kısacık iki paragraf yazı ve güya komik olması beklenen birkaç resim altı yazısı. Böyle vasat bir dönüş beklemiyordum açıkçası. Kötü değil evet ama kesinlikle bir dönüş yazısı da değil. Umarım ilerleyen sayılarda daha eli yüzü düzgün bir şeyler okuyabiliriz.

19temmuz01

Hayatımdaki en sessiz sedasız doğum günlerinden birisiydi. Gece yarısını bir geçe Mustafa‘yla Betül aradılar. Sonra İskender Pala‘nın İtiraf romanından birkaç sayfa okuyup uyudum. Doğum günü sabahına, Mert bey kucağıma oturmuşken uyandım. Tüm gün evde geçti. Alperler önceki gün Bilecik’e kamp yapmaya gitmişti ve öğlen gibi döneceklerini planlıyordum.  Akşam üzeri çocuğu biraz dolaştıralım dedik, böylece gece daha iyi uyur diye. Eve yakın bulvara gittik. Sessiz bir köşeye geçip oturduk Merve‘yle. Tam o arada Alper aradı. Hiç kontak kapatmadan yanımıza gelmesini söyledim. Onlar da gelince bir saat daha oturup kalktık. Doğum günü bitti 🙂

Bir süredir yapmaya fırsat bulamadığım fan ürünleri tasarımlarına geri döndüm şu sıralar. Nedense izlediğim günden beri çok fazla sevdiğim film FURY için bir Super Jewel Box tasarımı yaptım. Alper’in Ankara’dan getirdiği kutular çok işime yarıyor. Bir de In Flames‘in geçen aylarda çıkardığı ancak dinledikçe şarkıdan soğutan CLAYMAN 2020 düzenlemesi için fan made bir single tasarımı yaptım.

clayman2020

fury

furyost

Bugün yeni ay var. Sana en uzak olduğum gündeyim. Bunun bir izahı da yok, iflahı da. Otuz iki yaşındayım ve hala elde etmenin çok uzağındayım. Bir doğum günü klasiğiyle bitiriyorum:

Pizza Yeme Yarışmasına Katıldık

Geçen hafta Alper, Burak‘ın ona haber verdiği bir yarışmadan bahsetti: Pizza Yeme Yarışması. Daha önce de pek çok kere gittiğimiz Pizza Il Forno isimli mekanın düzenlediği ve katılımın yalnızca 15 kişiyle sınırlı tutulduğu bir etkinlikti bu.

Alper aracılığıyla kaydımızı yaptırdık ve cumartesiyi beklemeye başladık. Cumartesi günü hangi akla hizmetse kahvaltıdan çok geç kalktım ve kısa bir süre sonra da Utku ve Hazal‘la buluşup yarışmanın yapılacağı Cassaba Modern isimli AVM’ye gittik.

pizza03

Fotoyu Burak çekti

Burada Alper, Caner ve Burak bizi bekliyordu. Yarışmanın nasıl olacağı konusunda en ufak bir fikrimiz yoktu. Pizza yeme yarışması iki şekilde yapılabilirdi: Ya belli bir miktardaki -örneğin bir büyük pizzayı- en hızlı yiyen ya da belli bir sürede en çok miktarda pizza yiyen şeklinde. Nedense biz en başından beri ilk seçeneğe odaklandık.

Aradan zaman geçtikçe ve yarışma saati yaklaştıkça ne yalan söyleyeyim tatlı bir heyecan sardı beni ve hepimizi. Nihayet mekana gittik ve kısa bir bekleyişin ardından yarışma masasına aldılar bizi. Alper, Utku ve ben yarışacaktık. Koray ve Koray’ın beni tanımayan ancak benim çok iyi tanıdığım arkadaşı Melih, isimlerini yazdırmalarına rağmen gelemeyeceklerini söylediler. Koray’ın devam eden boya badana işleri var şu sıralar.

pizza02

Masaya oturduk. Diğer yarışmacılar da gelmişlerdi. Bir yetkili önce kuralları açıkladı. Toplam 10 dakika içerisinde en fazla pizzayı yiyen kazanacaktı. Kendi adıma hiç beklemediğim bir durumdu. Hala tok sayılan biri için pek şansım yoktu. Daha sonra zil çaldı ve yarışma başladı. Büyük boy pizzalar herkesin önünde duruyordu. İçecek olarak da su ikram ediliyordu.

pizza04Aradan geçen her dakika lokmaların ağzımda büyümesi anlamına geliyordu. Bu arada Alper ve Utku ise maşallah yardırarak devam ediyorlardı. Alper iki büyük pizzayı bitirdi ve üçüncü pizzadan da bir dilim aldı. Utkunun ise ikinci pizzasından bir ya da iki dilim kalmışken yarışma bitti.

Birinci olan arkadaş, Alper’den sadece bir dilim fazla yemişti. Hemen ardından Alper ikinci oldu ve Utku ise üçüncü oldu 🙂 Böylece üç kişi katıldığımız yarışmadan iki dereceyle ayrılmış olduk. Alper’e 150 TL, Utku’ya da 100 TL’lik hediye çeki verdiler. Çok uzun süre sonra, ekipçe katıldığımız ilk yarışma olmasının yanında, cidden keyifliydi. Seneye takip edip belki de daha çok kişiyle katılmak gerek 🙂

pizza01