Category Archives: WEB & PC Mevzuları

Blogculuk, internet ve bilgisayar kullanımı hakkındaki yazılarım bu kategoride yer alacaktır.

.remk Virüsü (Korona Değil)

Koronavirüs belası yüzünden sosyal yaşantımızı minimize ettik şu günlerde. Gerçi ben hala işe gidiyorum. Arkadaşlarım içinde de işe giden bir tek ben varım. İş yerindekiler hariç, yakın çevremden hiç kimseyle şu son on gündür görüşmüş değilim. Ev ve iş yolu arasındaki başka bir yere de gitmiş değilim. Bu işin belki de tek güzel yanı, toplu taşıma kullanmamak için bisiklete biniyor oluşum. Bu lanet, bu pislik sona erdiğinde hatırlamak istemediğim bir dönem yaşıyoruz.

Koronavirüs insanlara bulaşmaya devam ederken, ben de bilgisayarımda bir virüs tecrübesi yaşadım. Geçen hafta perşembe günü hayatımda gördüğüm en sinir bozucu virüs yüzünden tüm dosyalarımı kullanılamaz hale geldi. Umberto Arte ile Sanat isimli bir kitabın PDF dosyasını ekşi sözlükten indirdim. Bu dosyayı görüntüledim. Daha sonra bir kere açmaya çalışınca hata verdi, dosya bozulmuş dedi. Bunun üzerine Google’dan “pdf repair” yazıp rastgele çıkan bir iki programı indirdim. Bu programların çalışmadığını görünce de bilgisayardan kaldırdım ve kapattım.

Perşembe günü eve gelip bilgisayarı açtığımda açılan bilgisayar artık benimki değildi. Masaüstünde bir sürü yeni program eklenmiş, Chrome kontrolünü kaybetmiş ve en önemlisi de tüm belgelerimin uzantısı değişerek “.remk” olmuştu. Bu saçma sapan .remk uzantısını değiştirmeme rağmen hiçbir dosyayı açamadığımı görünce bu sefer karşımda çok ciddi bir sorun olduğunu anladım.

Arama kutusuna “.remk” yazınca başımdan aşağıya kaynar sular boşaldı. Yıllardır hep duyduğum bir virüs türü vardı. Gizlice senin bilgisayarına sızıp tüm dosyalarını şifreledikten sonra para istiyorlardı. İşte bu virüsün bir türü de o anda benim bilgisayarıma bulaşmıştı. Bilgisayarımdaki bütün klasörlerin içine “_readme.txt” isminde bir dosya bırakılmıştı. Bu dosyada ise özetle “Dikkat! Üzülme, tüm dosyalarını geri getirebiliriz. Bilgisayarındaki tüm dosyaları çok güçlü bir şifreyle şifreledik. Sana özel şifre kodu ve geri döndürme yazılımıyla bu şifreleri çözebilirsin. Bize güvenmen için herhangi bir şifreli dosyanı bize gönder. Senin için ücretsiz olarak şifresini çözüp geri yollayalım. 72 saat içinde aşağıdaki mail adresinden bizimle iletişim kurarsan 499 dolara, yoksa 980 dolara şifreyi alabilirsin.” yazıyordu.

txtdos

Bu virüs, bilgisayardaki tüm dosyaları çok güçlü bir şekilde şifreliyor. Uygulama dosyalarına bulaşmıyor. Değerli olabilecek resim, metin, ses dosyası gibi dosyalara bulaşıyor. Şifrenin başka yazılımlarla kırılması ise imkansız. Bu noktada yapılacak en önemli şey, tüm dünya başınıza yıkılsa bile kesinlikle ama kesinlikle bilgisayar korsanlarıyla iletişim kurmayın, para göndermeyin, pazarlık yapmayın. Para göndermeyi kabul ederseniz sizden bitcoin olarak göndermenizi istiyorlar. İşin en ciddi tarafı ise size nihai şifreyi vereceklerinin bir garantisi yok! Virüsten korunmak için her ne kadar bilgisayarı yavaşlatsa da bir antivirüs programı kurun ve benim yaptığım gibi, bilmediğiniz kaynaklardan dosya indirmeyin.

Bildiğim tüm küfürleri ettikten sonra birkaç saatim şok içerisinde, ne yapacağımı bilemeden geçti. Sonra kaybettiğim verileri listelemeye başladım. Bunlardan en önemlisi ise devam eden doktora tezimle ilgili olanlardı. Uzunca bir liste yaptıktan sonra birden aklıma doktora tezimi netbook bilgisayarımda da yedeklediğim aklıma geldi. Netbook bilgisayarımı açınca da birkaç ay önce masaüstü bilgisayara geçerken aktardığım verilerin bir kısmının hala orada olduğunu gördüm.

Daha sonra netbook üzerinden tüm flash bellekleri ve harddiskleri kontrol etmeye başladım ve aslında verilerin büyük kısmının elimde olduğunu fark ettim. Üstelik silinen dosyaları da geri getirince veri kaybım çok büyük oranda azalmış oldu. Bunun üzerine masaüstü bilgisayarıma takılı bütün harddiskleri tamamen sildim. Yepyeni, tertemiz bir format attım.

Formattan sonra yedeklerimi toparladım. Tüm bu toparlama işlemleri yaklaşık 3 gün sürdü. Böylece tek kuruş göndermeden, az bir kayıpla bu sorunu çözmüş oldum. Yedeklemek artık benim için daha da sıklaştırmam gereken bir alışkanlık haline geldi. Özellikle çok kıymetli dosyalarımı bulut sürücülere taşıdım bile.

Umarım kısa sürede koronadan kurtuluruz ve hayatımızdaki tek virüsler bilgisayar virüsleri olur. Sevgili okur, arkadaşlarım, dostlarım, sevdiklerim ve sen, lütfen evde kalın. Bunu popüler bir slogan olarak okuyup geçmeyin. Bir mecburiyetiniz yoksa evden çıkmayın.

Nihayet Masaüstü Sistemi Topladım

2015’ten beri özlemini çektiğim bir şeye nihayet kavuştum: Masaüstü bilgisayar. Yıllardır emektar netbook’umla çalışmalarımı yürütüyordum. Hakkını ödeyemem. Hem lisans hem de yüksek lisans tezlerimi o bilgisayarda yazdım. 2013’te beri bloğa yazdığım yazıların neredeyse tamamını o bilgisayarda yazdım. Yaptığım irili ufaklı tüm grafik işlerini o bilgisayarda yaptım. Sağ olsun, bir kere bile üzmedi beni. Ama ben de ona çok iyi baktım. İlk günkü gibi korudum ve sakladım. Onu, ulaşabileceği en yüksek donanımlarla destekledim. Ancak elbette bir noktadan sonra özellikle bazı işlerde elinden geleni yapsa da yetersiz kalmaya başladı. Şu da bir gerçek ki bilgisayar kullanmaya masaüstü bilgisayarda alışıp tabiri caizse “söke taka” bilgisayar kullanmayı öğrenenler için dizüstü sistemleri hep daha mesafelidir.

Bu isteğimi yıllarca yılımın özeti yazılarında bir hedef olarak yazdım durdum: Kendime bir masaüstü sistem toplamak ve bunu olabildiğince ucuza yapmak. Olabildiğince ucuza mı? Hadi bakalım kolay gelsin.

Yaklaşık 17 yıllık bilgisayar maceram boyunca hiçbir zaman “oyuncu” olmadım. Bilgisayarıma oyun kurmadım. Herhangi bir oyunun hayranı olmadım. En basit çok oyunculu oyunlar dahil, hiçbir oyunda becerim yoktur. Buna futbol, yarış, savaş, RPG gibi türlerin tamamı dahil. Ben bilgisayarda daha çok grafik, yazı, çizi işleriyle uğraştım. Son yıllarda bu işlemlerin de artık sosyal medya platformları ve bulut uygulamalar yardımıyla çocuklar tarafından bile kolaylıkla ve -ciddi donanımlar gerektirmeden- yapılmaya başlamasıyla eskiden ihtiyaç duyduğumuz devasa ramli, olağanüstü işlemcili, kamyon genişliğinde ekran kartlı bilgisayarlara en azından kendi adıma ihtiyaç duymuyorum.

ramssdGeçen gün iş yerinden Kerem Bey’e ait eski bir bilgisayar olduğunu öğrendim Lütfi Abi’den. Artık bir işine yaramadığını ve alabileceğimi söyleyince hemen sırtlandım makineyi ve eve getirdim. Sağ olsun Kerem Bey’in verdiği makinede Core 2 Quad 2.33 GHz, dört çekirdekli bir işlemci vardı. Aynı gece sistemi güçlendirmek için iki tane Kingston 2GB 800MHz DDR2 ram ve SanDisk SSD Plus 120GB 530MB-310MB/s Sata 3 katı hal diski siparişi verdim. Hemen ertesi gün Hepsiburada’nın Hepsiexpress teslimatıyla SSD geldi. Hatta hızımızı alamayıp bir tane de Lütfi Abi’ye sipariş ettik. Daha sonraki gün ise ramler geldi.

Artık sistemi tam anlamıyla kurmak için gerekli her şeye sahip olunca akşam oturdum, Windows 7 Ultimate 64 bit sürümüyle sistemimi kurdum. Kurulumun ardından tüm güncellemeleri yüklemeye başladım. İşte bu noktada bir sorun yaşadım. Çünkü hangisi olduğunu anlayamadığım bir güncellemeyi yüklemek, bilgisayarımın tam 6 saatini aldı. Bu güncellemeden sonra ise bilgisayar başlayınca ekranda hiçbir yazı yoktu. Sadece simgeler ve görseller vardı. Hayatımda karşılaştığım en akıl almaz hatalardan biriydi bu. Sadece masaüstü geldiği, herhangi bir şeye tıklanmadığı için ekran görüntüsü de alamadım. Gerçi telefonla çekebilirdim ancak olayın vahametiyle o da gelmedi aklıma.

yenipc01

Anakart üzerinde ramler ve işlemci fanı

Sonra Windows kurulum CD’sini takıp sistem geri yükleme yapmaya çalıştım olmadı. Sonra “Windows Başlangıç Onarma” ekranı geldi şans eseri. Bazı güncelleştirmeler geri alınmaya başladı ve bingo! Bilgisayar düzelerek açıldı. Böylece 48 saatlik bir kaos sona erdi.

ssd2

Kasa içerisinde 2.5 inç harddiskler için yuva olmadığından 3.5 harddisk bölmesine tek vida ile sabitlemek yeterli oldu.

Bilgisayarda sistem derecelendirmesi yapınca, ekran kartsız onboard olarak kullandığım sistemin 2.0 puan aldığını gördüm. Zaten olabilecek en yüksek ram (4 GB) takılı olduğundan performans anlamında verimli olmayacağı görünüyordu. Derken paatt! Bir anda kapanıverdi bilgisayar: İşlemci aşırı ısındığı için bilgisayar kendini kapatmıştı. İşlemcinin sıcaklığını sonradan gördüm ki 99 dereceler civarındaydı.

zotac

Ekran kartı

Böyle olunca önce kendime, Zotac marka 1 GB 128 bit (VGA + DVI) klasik denebilecek türde bir ekran kartı buldum. Buna hiç para vermedim. Daha sonra ise iyi bir termal macun aldım. Son olarak da bilgisayarın üzerinde güç kaynağı 200 Watt’lık çok eski bir donanım olduğu için, eski bilgisayarıma ait ASUS marka 350 Watt’lık güç kaynağını bağladım. İşlemciyi sökünce önceki macun uygulamasının sadece soğutucudaki işlemciye temas eden yüzeye sürüldüğü için işlemci üzerinde büyükçe bir alanın hiç termal macunla kaplanmadığını gördüm.  Şansıma kendi kişisel arşivimde bu tip 775 soket işlemciler için kullanılan daha büyük fanlı bir soğutucu vardı. Bu yeni fanı, işlemcinin tüm yüzeyini macunlayıp tam ortalayacak şekilde monte ettim. Daha sonra ekran kartını da iyice temizleyip anakarta taktım.

Güç düğmesine baktığımda makul bir seste çalışan, yıllar sonra kavuştuğum bir masaüstü sistemim olmuştu bile. Bir önceki puanlamada 2.0 olan “Oyun Grafikleri” puanı, yeni puanlamada 5.9 olmuştu. Ancak sistem puanını belirleyen en düşük puan “Grafik” puanı olarak 4.9 oldu. İşlemci ve bellek puanının 7.1 olduğunu, SSD için ise 6.9 puan verdiğini ekleyeyim.

ilkpuan

Onboard çalışan sistemin derecelendirmesi

ikincipuan

Ekran kartı takıldıktan sonraki sistem derecelendirmesi

Evet, umarım bir süre sorunsuz kullanabilirim bu yeni topladığım sistemi. Yakın zamanda ikinci bir hard disk ekleyeceğim. Ayrıca bulabilirsem bir de 256 bit ekran kartı eklemem gerekecek. Ancak büyük ihtimalle bu durumda da güç kaynağını değiştirmek gerekecek. Şimdilik bana yeterli. O yüzden bu şekilde devam edeceğim gibi görünüyor.

Bu sistemi toplamamda destek olan Kerem Bey’e ve Lütfi Abi’ye çok selamlar sevgiler.

Tatil Sonrası, Discogs, Planlar

Geride bıraktığımız bayram tatili, son yılların en verimli tatillerinden bir tanesi oldu hiç şüphesiz. Uzun süredir yapmayı planladığım şeyleri yaptım. Ancak akvaryumda meydana gelen beklenmedik gelişme hem zaman kaybına yol açtı, hem de biraz moralimi bozdu.

Bir süredir odamda devam eden bir karışıklık ve kalabalık mevcuttu. Raflara sığmayan kitaplar ve CD’lerden dolayı ortalık epey karışmıştı. Ayrıca yıllardır kullandığım masa da artık ihtiyacımı görmekten çok elime ayağıma dolaşır hale dönüşmüştü. Bunun üzerine kendime şok bir indirim denk getirerek bir bilgisayar masası ve ona bitişik halde satılan bir kitaplık aldım. Çok işlevsel olan kitaplığın yanı sıra, öncekine göre neredeyse iki katı genişliğinde bir masa yüzeyine ve ıvır zıvırı ortadan kolaylıkla kaybetmeye yarayan bir çekmeceye kavuştum. Elbette her güzel şey gibi bu mobilyanın da bir kusuru vardı. Satış sitesinde kitaplık kısmının hem sağa hem de sola monte edilebileceği yazıyordu. Ancak mobilyayı kurunca gördüm ki kitaplık kısmını sadece sol tarafa monte edebiliyordunuz. Aksi halde mobilyanın kaplanmamış, suntaları gözüken kısmına bakmak zorunda kalıyordunuz. Ben bunu göze aldım ve kitaplığı sağ tarafa monte ettim. Üzeri kaplanmadığı için suntası gözüken kısımları ise beyaz renk mobilya kenar bandı alıp ütüyle yapıştırarak hallettim 🙂 Şimdilik ortalık toplandı, CD’ler, kitaplar ve günlük kullandığım çevre donanımları toparlanmış oldu.

masaustu

Şimdilik son durum bu şekilde oldu

discogslogoŞüphesiz tatilin en güzel kısımlarında biri de müzik CD’lerimi arşivleyip, orijinal baskıları discogs.com hesabıma eklemek oldu. CDr olarak bilinen yani grupların kendi imkanlarıyla çoğalttıkları, fabrikasyon üretim olmayan ve çoğu underground albümler olan CD’leri ise not aldım. Bunlar barkodsuz olduğu için sisteme elle eklemek gerekiyor. Yeri gelmişken discogs mobil uygulamasının müthiş bir kolaylığından bahsetmek istiyorum: Barcode Scanner.

Discogs mobil uygulamasında,”barcode scanner” özelliği sayesinde elinizdeki albümün sadece barkodunu kamerayla taratarak discogs hesabınıza ekleyebilirsiniz. Bu size zamandan inanılmaz tasarruf ettiriyor. Mesela aynı şeyi kitaplarım için yapmayı denediğimde, Goodreads mobil uygulamasının çok daha hantal olduğunu gördüm. Discogs’un mobil uygulamasından bu işi nasıl yapacağınıza dair ekran görüntülerini aşağıya bırakıyorum.

discogs

Açıköğretim Fakültesi‘nde okuduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü‘nü nihayet bitirdim. Çok büyük ihtimalle, yarın açıklanacak final sınavı notlarından sonra, mezun olacağım. Bu hafta Perşembe günü mezuniyet töreni var. Bu programdan mezuniyetimle ilgili her şeyi hafta sonu blogda anlatacağım. Güzel bir macera oldu benim için.

Kendi bölümümde devam eden doktora eğitimim için de, bu dönem “Doktora Tez Önerisi Savunması” denilen bir prosedür vardı. Onu da hallettim sayılır. Çok büyük ihtimalle bu hafta onun notunu da alıp dönemi kapatacağım.

hpbox

Yaz için bir birinden farklı tasarım projelerim var. Özellikle yeni bir tür CD kartoneti fikri üzerinde uğraşıyorum. Bir de aylardır orijinallerini aradığım bir Harry Potter Box işi var. Ama en önemlisi, Can Yayınları‘ndan çıkan cep kitaplarının aynısını evde yapmayı denemek olacak. Bunun için gerekli olan tüm malzemeyi temin ettim. Deneme amaçlı bir kitap basacağım. Umarım yamulmam.

bigbang.jpgSon olarak tam 12 yıldır, bıkmadan, sıkılmadan ve açık ara kahkahalarla izlediğim tek dizi olan (Supernatural daha eski ama onda kahkaha atmıyorum) The Big Bang Theory bitti. Evet bitti. Yerini ne doldurur bilmiyorum. Belki Young Sheldon isimli dizi. Ama sanmıyorum. The Big Bang Theory, ilk sezonundan son sezonuna üzmeyen, sıkmayan tek diziydi. Henüz izlemediğim HBO yapımı Chernobyl‘i ve Netflix yapımı Dark‘ın ikinci sezonunu merakla bekliyorum. Belki onlar biraz…

Harddiskler ve Arşiv Yönetimi

Audio CD

Müthiş faydalı, bir o kadar keyifli ve eğlenceli bir yazı olacak bu sevgili okur. Yaklaşık 15 yıldır aktif olarak dijital veri üretiyor, bu verileri arşivliyor; çeşitli türden medyaların arşivini yapıyorum. Bu durum elbette iyi bir altyapı kurarak mümkün oluyor. Aksi durumda biriktirdiğiniz her şey çöp olmaya başlıyor. Hayatımın yaklaşık üçte birinde bu blog vardı. Bu blogtan daha eski olan tek projem de birazdan anlatacağım veri arşivciliği projesi.

On beş yaşından beri bilgisayarım var. O günlerden bu günlere, data teknolojisinde yaşanan devrimlerin başı var sonu yok. Gelişen teknolojiyle birlikte birim veri başına saklama maliyetleri inanılmaz düştü. 2000’li yılların başında CD ve DVD teknolojisi altın çağlarını yaşadı. 1,44 MB’lık disketlerden sonra 700 MB’lık CD’ler ve hemen ardından gelen 4.4 GB’lık DVD diskler kullanıcılar için arşivcilik denen olayı başlattı. Burada Bluray ne yazık ki öncülleri olan medyalar kadar başarılı olamadı. USB bellek teknolojisi ise hiç bir zaman arşivcilik için kalıcı bir çözüm olamadı. Ancak kapasiteleri artan harddiskler, her zaman gözde oldular ve o şekilde de kaldılar.

Sahip olduğum dijital verileri saklamak için dört grup ekipman kullanıyorum: Harddiskler, writerlar, yazılı medyalar ve USB bellekler. Bunlar da kendileri arasında alt başlıklara ayrılıyor. Şimdi bu veri yönetimi ağacını bir inceleyelim. Ardından da tek tek her bir basamak hakkında bilgi vereceğim.

Dahili Harddisklerim: Bunlar halen kullandığım bilgisayarlarda takılı olan diskler. Sürekli elektrik bağlantıları olduğu için de en büyük risk grubu bunlar. Kendi evimde kullandığım bilgisayarımda bir adet SSD takılı. Bunlar, teknoloji olarak çok güvenilir. Ancak kapasitesi daha düşük olduğu için bu diskte herhangi bir arşiv verisi saklamıyorum. Kardeşimin kullandığı masa üstü bilgisayarda ise üç farklı harddisk takılı. Bir tanesi işletim sisteminin kurulu olduğu disk. Diğer bir 150 GB kapasiteli olan disk, sürekli çalışıyor ve torrent verilerini tutuyor. Buraya inen dijital veri, düzenlenerek diğer ortamlara aktarılıyor. Mümkün oldukça bu disk üzerinde önemli veri tutmuyorum. Üçüncü disk ise 1 TB kapasiteli. İki kısma ayırdım bunu da. Video içerikleri bir kısmında; fotoğraf, ses ve belgeleri de diğer kısmında depoluyorum. Buradan da nihai olarak harici kutulu disklere aktarıyorum.

Yukarıda da belirttiğim üzere, bilgisayarın üzerinde çalıştığı için en büyük risk grubu işte bu harddiskler. Dolayısıyla bunların çok iyi gözetilmesi, mümkün oldukça yedeklenmesi gerekiyor. Eskiden harici depolama yöntemleri çok popüler ya da çok ucuz değilken, sürekli bilgisayara yeni harddiskler takmak gerekiyordu. Ancak günümüzde benim tavsiyem, asla ve asla bilgisayar üzerinde büyük miktarda veri depolamamanız. Masaüstü ya da dizüstü fark etmez. BOrtalama kapasiteli bir SSD alın ve bilgisayarınızı daha verimli kullanın. Verilerinizi de periyodik olarak harici ortamlara yedekleyin. Okumaya devam et

USB Ölücüsü: Harddisk, Optik Sürücü

lightning

Lightning

USB arayüzü kim ne derse desin, bilgisayar teknolojisinde kendine yer bulduğundan beri pratikliği ve kullanışlılığı sayesinde en büyük vazgeçilmezlerden birisidir. Aklı başında her ürün tasarımcısı, üreteceği cihaza muhakkak bir USB portu yerleştirir. Bu konuda Apple‘ın Allah belasını verecek sadece. Her ne kadar Mac’lere USB arayüz koysalar da halen daha iPhone‘lara koymamakta direniyorlar. Lightning arayüzü kullanıyor iPhone’lar. Ama bu artistlik kablonun diğer ucunda bitiveriyor. Çünkü bir ucu Apple’a özel Lightning bağlantısına sahip kablonun diğer ucunda babalar gibi standart USB portu bulunuyor.

USB’nin bu denli vazgeçilmez olmasının sebebi, bazı diğer arayüzler gibi sadece veri, ses ya da video aktarımında değil, enerji aktarımında da kullanılabiliyor olmasıdır. Yani telefonumuzu bilgisayara bağlayınca bir yandan da şarj edebiliyoruz örneğin. Ya da bir USB kablosuyla cihazımıza sadece enerji transfer edebiliyoruz.

Bu yazıda, elime geçen eski bir laptopu yavaş yavaş nasıl değerlendirmeye başladığıma dair bildiğiniz, fakat unuttuğunuz bazı ipuçları vereceğim. Bu blogun, ne kadar USB sever bir blog olduğunu hatırlamak için arama kutusuna USB yazıp enter’a basın.

Eski bir notebookta öncelikli olarak harddiski değerlendiriyoruz. Eğer cihazın harddiskle alakalı bir sıkıntısı varsa yeni bir harddisk takarak sorunu çözebiliriz. Ama benim şimdiye kadar gördüğüm arıza yapmış notebookların çok azında harddisk hatası vardı. Notebooklarda arızalar genellikle sıcaklığa bağlı olarak ekran kartında ya da anakartta ortaya çıkıyor. Ancak çarpma ya da düşürmeye bağlı olarak ekran ve harddisk hataları da ortaya çıkabiliyor. Notebooklarla ilgili en güzel şey, arka panellerinde çıkarılabilir birimler için birer kapak bulunması. Yani notebookun ram ve harddiskini kasanın tamamını hdd.jpgsökmeden çıkarabilmenizi sağlayacak iki, hatta bazen fanlar için de bir tane olmak üzere üç kapak bulunur. Biz yavaş ve kendimizden emin bir şekilde üzerinde şu yandaki sembol olan kapağı söküyoruz. Bu işi yapmak için bir yıldız tornavida tutabilmek yeterli. O kadar kolay yani. Laptoplarda 2.5 inçlik harddiskler kullanılıyor. Bu harddiskler, abileri olan 3.5 inçliklerin aksine, harici bir güç kaynağına ihtiyaç olmadan, USB üzerinden sağlanan enerji ile çalışabiliyor. Eğer söktüğünüz notebook eski bir cihaz ise harddiski IDE dediğimiz bağlantı türüne, yeni bir cihaz ise SATA bağlantı türüne sahiptir. Hemen bunların neler olduğunu göstereyim:

SATA Harddisk

SATA Harddisk

IDE Harddisk

IDE Harddisk

Evet, harddiski söktükten sonra giriyoruz bir alışveriş sitesine. Arama kutusuna yazıyoruz: 2.5 inç harddisk kutusu usb 3.0.  Söktüğümüz harddisk sata arayüzüne sahipse bu harddisk için USB 3.0 bir harddisk kutusu alabiliriz. Bunların kargo dahil fiyatı en çok 40 liradır. Montajı da çok kolaydır. Eğer harddiskiniz daha eskiyse bunun bağlantı arayüzü IDE’dir. IDE arayüzü için USB 2.0 desteklenir. IDE harddisk için USB 3.0 kutu almayın, boşuna para verirsiniz. Bir de Çin mallarında şöyle bir sıkıntı var. USB 3.o’ın rengi mavidir. Yani size mavi renkli bir kablo satan Çinlinin muhtelemen sıradan bir kablo satma olasılığı çok daha fazladır.satakutu02

satakutu01

USB 3.0 bağlantı soketi

optikutu03Her neyse, bu anlattığım zaten pek çok orta seviyeli kullanıcı için bilindik, sıradan bir değerlendirme yöntemi. Notebooktan değerlendirebileceğimiz bir diğer parça da var ki bence harddiskten daha kullanışlı bence. O da optik sürücü! Notebooklardan sökülen optik sürücüleri harici olarak kullanabilmek için harici kutular satılıyor. Ben bilmiyordum, fark edince hemen aldım. Notebooktan optik sürücüyü sökmek için klavyeyi söktükten sonra birkaç vida sökmek gerekiyor. Bu vidanın hangisi olduğunu anlamak çok basit aslında. Klavyeyi söktükten sonra optik sürücüyü tutan tek bir vida göreceksiniz. Bu markaya göre değişir gerçi. Ama olsun yapabileceğinizi biliyorum.

optikutu01

Söktükten sonra yine giriyoruz bir alışveriş sitesine. Arama kutusuna yazıyoruz: USB Sata Harici Kutu. Optik sürücüler zaten genellikle SATA oluyor. Ben henüz IDE olanını görmedim. USB ile çalışan tüm aygıtlar gibi SATA kutunun içerisine optik sürücüyü yerleştirmek de çok basit. Bunların fiyatları da kargo dahil en fazla 25 TL. Daha fazla para vermeyin.

Böylece eski notebookumuzun parçalarını kullanarak kendimize bir tane harici harddisk ve harici optik sürücü yaptık. Özellikle benim gibi netbook kullanıyorsanız ve dahili optik sürücünüz yoksa, bu USB cihazlar sizin için çok çok faydalı olacaktır. Çünkü kullandığım netbookta bir adet SSD takılı. Onun da kapasitesi 100 GB olduğu için depolama konusunda sıkıntı yaşıyorum. Böyle harici diskler özellikle büyük boyutlu dosyaların depolanması için harika bir çözüm.

optikutu02

Ücretsiz Depolama Hizmetleri

Personal-Cloud-StorageEv kullanıcılarına tanınan yüksek hızlı internet imkanlarının her geçen yıl artması, yavaş yavaş her mahalleye fiber optik bağlantı imkanlarının gelmesiyle artık film izlemek için sinemaya gitmez olduk 🙂 Şaka bir yana, yüksek hızlı internet bağlantısı, sadece yüksek hızlı indirmeleri mümkün kıldığı için değil, yüksek hızlı yüklemeleri de mümkün kıldığı için çok kıymetlidir. İşini bilen, profesyonel bir kullanıcı için upload hızı çok önemlidir.

Bağlantı hızlarının artmasıyla Tükçe’ye bulut bilişimi olarak çevirebileceğimiz platformlarda çevrim içi dosya depolama ve paylaşımı imkanları had safhaya ulaştı. Hemen hemen tüm mail servisleri (Gmail, Hotmail, Yandex gibi) artık e-postalara eklenebilecek dosya boyutu sınırlamasını “drive” adını verdikleri ek özelliklerle aşmış görünüyorlar.

Bu yazıda sizlerle internetteki popüler dosya depolama uygulamalarını paylaşacağım. Bir zamanlar rapidshare, mediafire, turbobit benzeri pek çok siteden indirirdik albümleri, filmleri. (Ne kadar da ayıp ederdik.) Bu uygulamaların tümü ücretliydi. Ücretsiz sürümlerini kullanmak için şifreler çözmek, dakikalar saymak zorundaydık. Üstelik hız sınırlamaları da vardı. Şimdi torrent sisteminin yaygınlaşmasıyla su sitelerin pabucu dama atıldı.

Benim bahsedeceğim uygulamaların tümü ücretsiz. Tamamının çalışma mantığı işletim sistemi üzerinde sabit diskinizde dosya saklamak üzerine kurulu. Bu yazıyı okuyorsanız sizin de eminim ki şu aşağıdaki uygulamalarından en az birine hali hazırda üyesinizdir.

1. Google Drive: Benim en çok kullandığım ve en sevdiğim uygulama bu. Herhangi bir google hesabı (gmail hesabı) açtığınızda Google Drive’ı da kullanmaya başlayabilirsiniz. Tam 15 GB’lık bir depolama alanına sahipsiniz. Ben, bastıracağım ve bastırdığım tüm grafik tasarımlarımı buraya yedeklerim. Yaptığım tüm sunumları, tüm unutulmaz fotoğraflarımı, hatta üniversite ders notlarımı bile buraya yedekledim. Dosya türü sınırlaması yok. Office dosyalarına -kullandığım bilgisayarda Office programları yüklü olmasa bile- her yerden erişip açabiliyorum. Yüklediğim tüm dosyaları ister tanıyayım ister tanımayayım herkesle paylaşabiliyorum ve bu insanlar da indirme sınırı olmadan indirebiliyorlar. İsterseniz bilgisayarınıza da Drive uygulaması yükleyip internet bağlantısına eriştikçe drive’ınızı güncel tutabilirsiniz.

2. Microsoft OneDrive: Microsoft’un sunduğu ücretsiz depolama hizmeti. Hotmail hesabınız varsa siz de bir OneDrive kullanıcısısınız. Eskiden bu uygulama SkyDrive adıyla vardı. Sonradan OneDrive’a terfi etti. Burası da 15 GB’lık bir depolama imkanı sunuyor. Tıpkı Google Drive gibi buraya da yüklediğiniz office dosyalarını açabiliyorsunuz. Eğer hotmail’le e-posta gönderirken mail ekine sığmayacak bir dosya gönderecekseniz direkt One Drive’a yükleyebilirsiniz.

3. Yandex Disk: Bu benim için de yeni bir uygulama. Yandex sadece arama motoruyla değil, mail hizmetiyle de fark yaratmayı amaçlayan bir platform. Şu ana kadar hiçbir e-posta servisinin desteklemediği kadar yüksek boyutlara izin veriyor. Yandex, size 20 GB depolama alanı sunuyor. Bir defada yüklenebilecek en yüksek dosya boyutu 10 GB! Yani Yandex, dosya boyutu konusunda aşmış durumda. Muhakkak bir Yandex hesabı edinmelisiniz. Yandex, diğer uygulamalardan farklı olarak doğrudan ağ sürücüsüne bağlanabilme imkanı sunuyor. (Bunu nasıl yapabileceğinizi şuradan öğrenin.)

4. Dropbox: Şu ana kadar bahsettiğim uygulamaların tümü birer “yan uygulama” idi. Yani örneğin, mail hizmeti veren bir platformun, mail hizmeti yanında depolama hizmeti de vermesi şeklindeydi. Ancak Dropbox, başlı başına bu iş için oluşturulmuş bir platform. Nedendir bilmiyorum, Android cihazlara Dropbox halihazırda kurulu olarak geliyor. Şu da bir gerçek ki yukarıda saydığım üç uygulamadan çok daha fazla kullanıcısı var. Özellikle akıllı telefonlarda çok fazla kullanılıyor. Samsung kullanıcısı olmam sebebiyle şu anda Dropbox hesabımın dosya limiti tam 50 GB! Ancak bu kadar alanı ne kadar süre kullanabilirim bilmiyorum. Ücretsiz üye olunca verdiği alan 2 GB. Akıllı telefonlarla en uyumlu çalışan uygulama Dropbox.

DropBox’a benzer bir uygulamayı Turkcell Akıllı Depo ismiyle oluşturdu. Bunu da takdir edersiniz ki sadece Turkcell aboneleri kullanabiliyor. Ben henüz denemedim. WeTransfer ismindeki uygulama, yüksek boyutlu dosyaların transferi için gayet yeterli bir uygulama. 10 GB’a kadar tek parça dosya gönderip almanızı sağlıyor. Ancak dosyaları, diğerleri kadar uzun süre muhafaza etmiyor. Anadolu Üniversitesi öğrencisiyseniz, AnadoluFTP uygulamasıyla da 1 GB kadar alanın sahibi oluyorsunuz. Üstelik “edu.tr” uzantısına sahip olduğu için FTP klasörünüze yüklediğiniz dosyaları her türlü kurum kuruluşun internet ağından rahatlıkla indirebiliyorsunuz. AnadoluFTP’nin bir diğer avantajı da tıpkı Yandex gibi ağ sürücüsüne bağlanma imkanı sağlıyor oluşu. AnadoluFTP’nin nasıl kullanılacağını yorumlarda sorun bana, cevap veririm.

Bu yazıda adı geçen uygulamaların hepsini denedim, test ettim (Turkcell Akıllı Depo hariç). Favorim ve halen en sık kullandığım Google Drive. Tüm uygulamaların ortak noktası, hem bilgisayarınıza indireceğiniz küçük bir uygulama yardımıyla hem de doğrudan web arayüzüyle dosya indirme/yüklemeye izin veriyor olmalarıdır. Ve tümü de yüklenen dosyaları olası virüslere karşı tarayabiliyor. Denemenizde fayda var. Deneyin.

Aysun’un Harikulade Örgü Blogu

Geçenlerde, bölümden bir arkadaşım olan Aysun‘un blogunu keşfettim. “My Craft My Stuff” sloganıyla yayınlanan bir örgü blogu! Bir süre önce kendi blogumda şu yazıda annemin müthiş örgü yeteneğine atıfta bulunmuştum. Benzer bir yeteneği de sizlere sunmaktan gurur duyuyorum:

https://aysunaktuna.wordpress.com/

Aysun’un blogunda örgü ve örgü tekniklerine ilişkin onlarca yazı var. Blogun bir diğer güzelliği ise bu yazıların hem Türkçe hem de İngilizce olması. Bu sayede blog sadece Türk kullanıcılara değil, tüm dünyaya açılmış. Aysun’u tebrik ediyorum.

Örgü, geleneksel bir el sanatıdır. Güzel bir hobi, bir yetenektir. “Bana bir çift şiş ve bir yumak ip ver, seni mutlu edeyim.” Siz de örgüyle ilgileniyorsanız, üstelik cinsiyet farketmeksizin, Aysun’ıun blogunu takip listenize eklemenizde fayda olacaktır. Zira epey ilham verici şeyler bulacaksınız.

Netmahal ve Portalsepeti Sorunu

Birkaç gün önce bilgisayarı açtığımda çok can sıkıcı bir şey fark ettim. Bilgisayardaki tüm tarayıcılar açıldığında başlangıç sayfası olarak Netmahal.com isimli salakça bir site açılıyordu. Internet  Explorer, Google Chrome ve Mozilla Firefox‘ta aynı sıkıntı vardı. Kardeşlerim benden korktukları için bir şey yapmadıklarını söylüyor, bir de üstüne yemin ediyorlardı. Sinirledim falan ama yapacak da bir şey yoktu. Başladım çalışmaya.

En önce tarayıcıların ayarlar menüsüne girip başlangıç sayfası olarak benim önceden ayarladığım http://www.google.com adresinin ayarlı olduğundan emin oldum. Daha sonra tarayıcıların masaüstündeki ve başlat çubuğundaki kısayollarına sağ tıklayıp Özellikler sekmesinden Hedef satırını seçtim. Evet, tam da düşündüğüm gibi bu satırda tarayıcının adından sonra bu saçma sapan sitelerin adresleri yazıyordu başlangıçta açılmaları için. Şöyle ki:

firefox.exe”‘den sonra yer alan http://www.netmahal.com…. şeklinde uzayıp giden satırı siliyoruz.

iexplore.exe”‘den sonra yer alan http://www.netmahal.com…. şeklinde uzayıp giden satırı siliyoruz.

Evet, Hedef satırında yalnızca programın kaynağı ve adı görünmelidir. Bu kısmı temizledikten sonra şimdi sıra çok daha riskli bir operasyona geldi. İşlemin buraya kadar ki kısmı orta seviyeli kullanıcılar tarafından rahatlıkla yapılabilir. Ancak bundan sonraki kısımda orta seviyeli kullanıcılar belki yardım almayı düşünebilir ya da çok dikkatli bir şekilde çalışmalıdırlar. Kayıt Defteri‘nde çalışacağız ve burada yaptığımız yanlışlıklar ciddi hatalara sebep olabiliyor. Dolayısı ile ben bu noktadan sonra olur da bir sorun çıkarsa mesuliyet kabul etmeyeceğim.

Ctrl + Alt + Del tuşlarına basarak Görev Yöneticisini çalıştırıyoruz. Burada İşlemler sekmesinde ntsvc.exe isimli programı buluyoruz ve İşlem Ağacını Sonlandır diyoruz.

Başlat çubuğuna “regedit” yazıyoruz. Daha sonra yukarıdaki Düzen menüsünden ya da Ctrl + F yaparak arama kutusunu açıyoruz. Sırasıyla bazı anahtar sözcükler gireceğiz ve bunların çıktığı satırları düzeltecek, anahtarları sileceğiz. Aman dikkat.

Öncelikle “portalsepeti” yazıp aratıyoruz. Bu arama işlemi çok uzun sürecek ve yaklaşık 15-20 dakika uğraştıracak bizi. İçerisinde portalsepeti geçen bir internet adresi gördük diyelim, buldu çıkardı karşımıza. Üzerine tıklayıp değer verisi kısmında portalsepeti ile alakalı adresin tamamını silip yerine http://www.google.com adresini yazıyoruz. Arama yaptıkça fark edeceksiniz, bulduğumuz tüm sonuçlar Google, Firefox ve Internet Explorer klasörleriyla alakalı olacak. Çünkü bu lanet şey tarayıcılara bulaşıyor.

Tıklayıp kocaman görün, yanlış yapmayın.

Tıklayıp kocaman görün.

Google ayarlarına bulaşmış mesela. Bu şekilde düzeltiyoruz adresi. Tıklayın büyükçe görün.

Eğer arama sonucunda bulunan değer bu şekilde bir internet adresi değil de aşağıdaki gibi bir klasör ise bunu siliyoruz.

Bu klasörü siliyoruz.

Arama sonuçlarına örnekler

Arama kutusunda “portalsepeti“, “netmahal” anahtar sözcüklerini yazıp aynı işlemleri tekrarlıyoruz. En sonunda son bir arama yapıp geride atladığımız hiç bir değer kalmadığından emin oluyoruz. Daha sonra da  “explorerEx64.dll (32 bit için explorerEx.dll)” ve “RtMenu64.dll (32 bit için RtMenu.dll)” anahtar sözcüklerini yazıp aratıyoruz ve çıkan herşeyi siliyoruz.

Ad-Aware

Bilgisayarı yeniden başlatıp Ad-Aware isimli muhteşem antispyware’ı kuruyoruz. Bu program kendini güncelleyip tarama yapacak. İşletim sisteminizde kalan son dosyaları da bu şekilde temizledikten sonra sorunu çözmüş olacağız.

İnternette bu virüsle ilgili olarak sürekli güncellenen bir adres var. Buraya tıklayarak bu sorunun çözümü ile ilgili çok daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Buradaki anlatım biraz daha detaylı ve orta seviyeli kullanıcılara yönelik. Özetle, regedit, bilgisayarda bu tip sorunları çözmek için mükemmel bir kaynak.

Netmahal, Google Chrome’daki New Tab isimli saçma bir eklenti ile bilgisayara bulaşıyor. Sizden başka kişiler de bilgisayarınızı kullanıyorsa onları bu tip eklentiler indirmek konusunda uyarmakta fayda var.

USB Bağlantılar İle Yaşanabilecek Olası Sorunlar

Bu yazı aslında başlı başına bir USB rehberi olacaktı. Yani A’dan Z’ye dair USB teknolojisi hakkında ne biliyorsam yazacaktım. Ancak ne yalan söyleyeyim biraz düşününce bu işin bir ucu olmadığını gördüm. Belki ileride bunu 3-4 yazılık bir seri halinde yayımlayabilirim.

Şimdi USB arayüzü ile yaşanabilecek en temel birkaç sorunu, nedenini ve varsa çözümünü sizlerle paylaşmak istiyorum.

USB (Hub) Çoklayıcılar:

USB çoklayamayan bir USB Çoklayıcı görünümlü hub

Masaüstü bir USB yuvasu

Hani çoğunlukla dışarıda görürüz, 5 liraya, 10 liraya USB çoklayıcılar vardır. İnsan şeklinde, ayı şeklinde, ne bileyim ıvır zıvır şekillerde olurlar. Mantık basittir, bir USB yuvasını çoğaltıp 3 ve daha fazla yuva şeklinde kullanabilmek. Ancak bir süre sonra farkedersiniz ki çoklayıcınız çoklamıyordur. Yani atıyorum, dört yuvalı çoklayıcının bir yuvasına usb belleğinizi taktınız. Bilgisayarda çalışmaya başladınız. Çoklayıcı üzerinde farklı bir yuvaya başka bir usb bellek takınca ilk taktığınız devre dışı kalır. İkincisi çalışmaya başlar. Ya da yine aynı çoklayıcıda ilk yuvaya bir printer bağladınız. İkinci yuvaya da farenizin dongle’ını taktınız. Ancak yazıcıyı açınca mouse çalışmamaya başlıyordur. İşte bu durumda sıkıntı çoklayıcıdadır. Zaten envai çeşidi bulunan bu donanımların neredeyse tamamı Çin Malı’dır. Zeki Çinliler çoğunlukla ucuz olsun diye işin makyaj kısmına önem verip asıl iş yapan devreyi ucuza mâl etmenin yoluna bakarlar. Yani siz USB çoklayıcı değil, bir usb uzatma kablosu almış olursunuz. Gerçek anlamda kayıpsız bir USB çoklayıcının fiyatı da teknolojisi de bu oyuncak tipli çoklayıcılardan farklı ve pahalıdır. Gerçek bir çoklayıcı da bütün portlardaki cihazlar tam ve kusursuz olarak işlevlerini yerine getirebilirler. USB çoklayıcıların kullanımıyla ilgili bir tavsiye isterseniz şöyle bir tavsiyem olabilir. USB üzerinden kullanacağınız donanım elektrik ihtiyacını kendi harici güç kablosu ile sağlıyorsa bunları USB çoklayıcı ile kullanmayı tercih edebilirsiniz. Ancak sürekli olarak kullanılan ve sürekli açık kalan donanımları (mouse gibi) bence doğrudan PC’nizin arka ya da ön kısmındaki yuvaları kullanarak bağlayın. Enerjisini usb arayüzünden sağlayan donanımları da bence çoklayıcı ile değil de doğrudan usb yuvaları ile bağlayın. Ben bunun için kasanın arkasındaki sabit bir USB yuvasına bir uzatma kablosu taktım, bunu da bilgisayar masasının üzerinde sabit bir standa uzattım. Her türlü usb belleği sadece bu yuvadan bağlıyorum. Böylece tak çıkar yaparak anakart üzerindeki usb yuvalarında fiziksel bozulmaları engelliyorum. Olan hepi topu 3 liralık kabloya oluyor.

Yer Değiştirince Çalışmayan Donanımlar:

Hani hep olur, kasanızı bir yerden bir yere taşırsınız da yazıcınız çalışmamaya başlar. Ya da kasayı sağdan sola taşırsınız, kamera çalışmaz. İşte bunun iki türlü sebebi vardır. Ya söz konusu donanım kasanın ilk konumundayken bağlı olduğu USB yuvasına bağlı değildir ya da kasanın yeni konumundan dolayı arada bir USB uzatma kablosu kullanmışsınızdır. Şimdi ilk olarak ikinci durumla başlayalım. Sonuç olarak tüm bu saydığımız şeyler, her biri elektronik zevatlardır.Yani bilgisayar ile donanım arasında bir tür elektrik alışverişi olması gerekir. Kullandığımız usb kabloları da bu elektrik alışverişinin yegane yollarıdır. Hepsi değil ama bazı donanımların belli mesafenin üzerindeki uzatma kablolarıyla çalışması mümkün değildir. Çünkü bu tip cihazlardan çıkan elektrik sinyalleri çok güçlü değildir. Çok uzun kablolarda ya da kalitesiz malzeme ile üretilmiş ve iletkenliği de kalitesiz olan kablolarda bu sinyaller bir süre sonra kaybolur ya da bilgisayarın çözümleyemeyeceği düzeye indirgenir. Atıyorum 10 metrelik bir usb uzatma kablosuyla çalışmak söz gelimi çok mantıksızdır. Bunun yerine yazıcıyı ağ kablosu ile bağlamayı tercih etmek gerekir. Yani bilgisayarı yeni yerine taşıdığınızda eskiden tek kabloyla bağladığınız donanım bu sefer belki daha uzakta kalacağı için iki kabloyla bağlandı. O yüzden bu sorun yaşanabilir. Uzatma kablolarından başka bir diğer sıkıntı ise taktığınız donanımın yeni USB yuvasını beğenmemesi (!) ihtimalidir. Kasayı tamamen söküp başka bir yere alınca arkasındaki hangi yuvada ne bağlıydı diye hatırlamak biraz güç bir iştir malum. Yine bazı donanımlar, özellikle USB klavye ve kameralar, hangi usb yuvasına takıldılarsa ilk alındıklarında, bilgisayara sadece o yuva üzerinden tanıtılabiliyorlar. O yuvadan sökülüp başka bir yuvaya takılınca yeniden sürücülerini yüklemek gerekebiliyor. Şahsen benim web kameram aynen o şekilde. O yüzden genelde şaşırırız, lan bu kamera dün çalışıyordu şimdi niye çalışmıyor diye. Sürücüsünü yeniden yükleyin abisi. Çalışacaktır.

USB 3.0 PCI Express Kartları:

Çok açık söylüyorum, piyasada satılanların %90’ı sahte. Yani aslında normal USB kartlar. Bu konuda işiniz artık şansa kalmış. Şimdi çakal Çinliler, yaptıkları her yeni icata USB 3.0 arayüzü destekliyor görüntüsü vermek için kablolarını ve bağlantı yuvalarının içindeki malzemeyi mavi renk yapıyorlar 🙂 Bir de bağlantı kablosunun ucunu USB 3.0 bağlantı arayüzü olan iki boğumlu soket olarak yapıyorlar. işte size USB 3.0 görünümlü ama aslında USB 2.0 olan cihazımız 🙂

USB 3.0 görünümlü ama aslında USB 2.0 olan bir harddisk

Bu USB 3.0 kartlarının da çoğu aynı. PCI Express üzerinden bağlanabiliyorlar ve sözüm ona eski model anakartınıza USB 3.0 desteği getiriyorlar. Dediğim gibi % 90 palavra. Buradaki çakallığın çıkış noktası USB 3.0 teknolojisinin USB 2.0’a destek veriyor olması. Yani siz bu usb 3.0 kartlardan birini bilgisayarınıza taktığınızda çalışır. Ama 3.0 hızında çalışmaz. Bunu anlamanın en iyi bu kart üzerinden bir USB 3.0 harici disk takıp kopyalama yapmaktır. Buradaki veri aktarım hızının USB 2.0 bir diskle neredeyse aynı olduğunu göreceksiniz. Dolayısı ile benim tavsiyem sırf daha hızlı kopyalama yapayım diye sakın USB 3.0 PCI Express kartı almayın. İşinize % 90 ihtimalle yaramayacak, bilgisayarınıza sadece fazladan 3-4 tane yeni usb yuvası eklemiş olacaksınız. Bunun yerine doğrudan USB 3.0 destekleyen bir kart almak daha akıllıca, daha yenilikçi (fakat pahalı) bir yaklaşım olacaktır.

Galaxy Note 2’yi PC Olarak Kullanmak

Perşembe günü blogdan bir özel mesaj aldım. Bir arkadaş, uzun süredir aradığını, ancak Note 2‘ye klavye ve mouse bağlanıp kullanıldığına dair herhangi bir yazı göremediğini söylemiş. Ben de bu yazıda bu işlemi nasıl yapabileceğimizi anlatacağım.

Her şeyden önce ihtiyacımız olan şey şu yanda gördüğünüz Multimedia Dock. Bu aletle ilgili olarak şu yazıya hızlıca bir göz atabilirsiniz. Bu dock’un haricinde usb ile çalışan kablolu ya da kablosuz bir klavye ile mouse ve HDMi kabloya ihtiyaç duyacağız.

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

İlk olarak Multimedia Dock’un adaptörünü fişe takıyoruz ve telefonumuzu yuvaya oturtuyoruz. Telefon’da yuvaya bağlantı şeklinde bir ibare çıkıyor. Dock üzerinde 3 adet USB yuvası, bir  adet 3.5 mm ses çıkışı, bir adet HDMi çıkışı ve adaptör girişi yuvlar yer alıyor. Dock üzerindeki herhangi bir USB yuvasından klavyemizi bağlıyoruz. Klavye bağlandı yazısı çıkıyor hemen. Diğer bir boş yuvaya da mouse’un usb dongle’ını takıyoruz. Evet, şu anda klavye ve mouse’u telefona bağladık. Bize bir monitör lazım. Monitör olarak da 42 inch’lik bir Samsung LED TV herhalde işimizi görecektir. HDMi kablo ile LED TV’ye de bağlandıktan sonra işte bilgisayarımız hazır. Ses çıkışı olarak HDMi kablo üzerinden hali hazırda televizyonu kullanabiliriz. Ancak, dock üzerindeki 3.5 mm’lik ses girişi ile kulaklık veya hoparlör de bağlayabiliriz. Dock üzerinde bir USB yuvası halen boş. Buraya da bir flash disk ya da harici disk taktığımızda işte Note 2 bilgisayarımız tamamlanmış oldu 🙂

Image Hosted by ImageShack.us

Kablosuz bir klavye ile kablosuz bir mouse kullanırsanız, evinizde uzaktan kullanabilirsiniz bu bilgisayarı. Ya da klavye olarak bir bluetooth klavye kullanıp, dock üzerinden de kablosuz mouse kullanabilirsiniz.

Image Hosted by ImageShack.us