Tag Archives: 1. Dünya Savaşı

Muhteşem Dolunayın Etkileri!

owlproofheadCuma gecesi Utku‘nun doğum günüydü, kutladık. Cumartesi gecesi de Dolunay‘ın gecesiydi. Onu da kutladık. Bu işin giderek benden çıkması ve eşe dosta yayılması ne yalan söyleyeyim hoşuma gidiyor. Gözlerini kaldırıp gökyüzünde seni görenlerin aklına ben geliyorum; bir bütün benliğimle, kelimelerimle ve dertli dertli şarkılarımla ben…

dolunayscreen

Dolunay

Ah keşke o yüksek makamlarından bir ayrılsan, burnunu birazcık aşağı eğsen ve o güzide yörüngenden bir çıksan da yanıma gelsen, seni tanıştıracağım öyle güzel bir insan var ki sen bile hayran olacaksın. Bak dün gece, cümle kuşlar uyurken, dağlar, aşlar, ağaçlar sayıklayıp dururken adını, birkaç çift göz yine seni arıyordu göklerde. Kimi ben gibi gafletten, kimi de hasretten o güzel varlığının hissine.

Yine gittim her şeyin başladığı o yere. Kucağında uyudum sandım dalımda dururken. Uykusuz gözlerle bir sağa, bir sola bir de başımı kaldırıp sana baktım. O şefkatin başka hiçbir yüzde yok. Bunu bir tek ben biliyorum.

Geçen hafta salı günü Ankara‘ya gittim Bakanlığa. Bitmiş, ölmüş. Heyecan kalmamış, yeni bir şeyler bekliyor herkes. Sonumuz hayır olsun. Yolculuğun en güzel kısmı sabah Alper‘le yaptığımız kahvaltıydı. Haa bir de Stefan Zweig‘in Satranç isimli öyküsünü okudum. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı bu. satrancHazal‘ın tavsiyesiyle aldım. Güzeldi gerçekten. Olağanüstü değildi evet ama güzeldi. Bu ara kitapyurdu.com isimli siteden alıyorum kitapları. Acayip indirimler yapıyor. Bir de bu Yapı Kredi Yayınları‘nın Modern Klasikler Dizisi‘nde nereden baksan sekiz on tane Zweig kitabı var. En çok satan ilk dört tanesini almıştım. Sırayla okuyacağım. Okudukça yazarım. Sen seversin edebiyat sohbetlerini.

Taa askerde, 1 Nisan 2014’te Seval‘in beni ziyaret ettiği gün getirdiği beyaz renkli Sony kulaklarım bozulmuştu. Bir süredir kardeşim Mustafa ve Savaş Sungur‘un şiddetle tavsiye ettiği Sennheiser‘ın çeşitli modellerini inceliyordum. sennheiserGeçen gün harika bir indirim denk getirip birikmiş bonuslarımın da katkılarıyla CX500 modelli kulaklığı aldım. Bu kulaklık aldığım ilk kulak içi tipteki kulaklık. Alışmam biraz zor oldu ama şu an gayet memnunum. Ses olarak da çok başarılı buluyorum. Basslar az geldi başlarda. Ancak kulaklıkla verilen dört farklı silikon başlıktan bir tanesi tam istediğim kaliteyi yakalamamı sağladı. Kılıfı, sargısı ve toplam kalitesiyle, gayet memnun kaldığım bir alışveriş oldu.

Az önce, YÖKDİL sınavından geldim. Kolaydı. Keşke çalışsaymışım. Çok pişmanım çalışmadığım için. YDS’nin aksine bu sınavda kelime bilgisi çok etkilemedi beni. Yalnız paragraflardan bazıları çok karmaşıktı. Bir de üç dört tane devrik cümle yapısı vardı. Uyanıklar o yapıları da tıpkı soru cümlelerine benzetmişler. Çok kötü gelmez sonuç. Ama çok da iyi bir şey beklemiyorum açıkçası. Sınavdan bahsetmişken, geçen hafta Alper’in tavsiyesiyle bir başvuru yaptım. Ne olduğunu ve nasıl sonuçlandığını “aşılmaz” tabularım yüzünden daha sonra anlatacağım.

miklosMüzik. Evet biraz da müzik. Şu sıralar Miklos Rozsa‘nın El Cid filmi soundtracklerine sarmış durumdayım. Aslında bu müzikleri sen de biliyorsun. Nereden? Cüneyt Arkın‘ın kült filmleri Battalgazi serisinden. Şu senfoni beni benden alıyor, yere göğe sığamıyorum. Nasıl anlatsam sana bilemiyorum. Böylesi bir ruh, böylesi bir destansılık, ahh! Cüneyt Arkın’ın tarihi filmlerinde özellikle de Battalgazi serisinde Miklos Rozsa’nın El Cid ve Ben-Hur filmleri için yaptığı soundtrackler kullanılmış. Bu aslında güzel bir şey. Düşünsene, Avrupa’nın en saygın senfoni orkestrasını dinlemeye annemle gitsek, orkestra Miklos Rozsa çalsa, annem bile dinlediği şeyden etkilenecek, bu müzik ona bir şeyler anımsatacak. Harika!

Son olarak, Wonder Woman‘ı izledik. Allah’ım gülüşü aynı sen! Bilerek o ön iki dişini gösterecek şekilde bırakılan bir ağız, duru bir güzellik ve enteresan bir çekim gücü (astronomik espri yaptım). Velhasıl, DC’nin yaptığı en iyi film galiba bu olmuş. İşin içine bir de çok sevdiğim 1. Dünya Savaşı‘ atmosferini serpiştirmişler. Osmanlının falan adı geçiyor. Sümerler’in de adı geçiyor ama ne alaka çözemedim. Gerçi başka bir yerde  de saçmalayıp Nazi falan dediler, şaşırdık. Bir daha izlemek şart. Merve, Mustafa  ve Hafize açıkça söylemediler ama pek beğenmediler filmi. ne yalan söyleyeyim ben de iki buçuk saat sürecek bir film beklemiyordum. Film, antik bir havada başlıyor. Bu kısımlarda epey sıkıldım. Ancak ne zaman ki savaşın içerisine dahil oldular, koltuğumda daha bir kuruldum. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarına ilişkin filmlere bayılıyorum sevgili okur. Özellikle ikinci dünya savaşı teması, bu yöndeki kitaplar, filmler ve belgeseller her zaman ilgimi cezbetmiştir ki bunu sana da anlatmıştım, bir Umur‘a bir de sana.

Evet, bu aylık bu kadar. Kendine iyi bak. İzimden ayrılma.

WONDER WOMAN

Bütün filmin hikayesi bu fotoğrafla başlıyor

Reklamlar

San Marino İle Olan Savaşımız Son Bulsun!

 

San Marino Bayrağı

1. Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti‘nin de aralarında bulunduğu İttifak Devletleri‘ni mağlup edip, çok ağır şartlar içeren antlaşmalar imzalattılar. Mondros Ateşkes Antlaşması‘nı takiben yapılan Sevr Antlaşması ile Osmanlı Devleti, Versay Antlaşması ile Almanya, Nöyyi Antlaşması ile Bulgaristan ve Triyanon Antlaşması ile Avusturya Macaristan devletleri İtilaf Devletleri’ne teslim oldular. Bu saydığım antlaşmaları ezberden yazdım, belki yanlışlık olabilir.

Bu antlaşmalardan bir tek Sevr Antlaşması yürürlüğe girememiş, Türk Milleti Milli Mücadelesi ile kendine yepyeni bir ülke yaratmış, İtilaf Devletleri’nin uluslararası hukuka aykırı bu antlaşmasını tarihe gömmüştür.

Versay Antlaşması, dallanıp budaklanıp Almanya’nın II. Dünya Savaşı’nı çıkarmasına sebep olmuştur.

İtilaf Devletleri, genel kanının aksine sadece İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya‘dan oluşmuyordu. İtilaf Devletleri içerisinde Sırbistan, Belçika, Britanya İmparatorluğu‘nun tamamı (Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda ve Hindistan dahil), Karadağ, Japonya, Portekiz, Romanya, Ermenistan, Çekoslavakya, ABD, Yunanistan gibi ülkeler de yer alıyordu. Ve hatta Liberya, San Marino, Çin Cumhuriyeti, Küba, Panama, Kostarika, Peru, Uruguay, Ekvador, Guatemala, Haiti,  Andorra, Jamaika, Dominik Cumhuriyeti gibi kel alaka devletler bile yer alıyordu.

San Marino Şatosu

Savaş bittiğinde bu devletlerle Mondros, Sevr ve Lozan Antlaşmaları esnasında ateşkes ve barış ilan edilip imzalanmıştı. Ancak bu görüşmelere İtalya sınırları içerisinde yer alan küçücük bir ülke olan ve savaşa da 80 tane gönüllü askeri ile destek veren San Marino katılmadı. İtalya da San Marino adına imza atmayı unuttu. Böylece San Marino ile o zamanki İttifak Devletleri hiç barış yapmamış, ateşkes ilan etmemiş oldu. Yıllar sonra 1934’te Almanya, 1937’de Macaristan ve Bulgaristan, 1986’da da Avusturya ile Barış Antlaşmaları imzalayan San Marino halen Türkiye ile antlaşma imzalamadı!

Yapmayın etmeyin, gelin bu savaşa bir son verelim artık 🙂 Onur, sağolsun geçen gün bana şu linki yolladı, daha sonra ben de araştırdım bu olayı. Şimdi, 61.2 kilometre karelik yüzölçümü, tam (!) 32 bin kişilik nüfusu ve 224 kişilik ordusu ile San Marino ülkemize saldırsa ya da biz oraya bi tükürme yapsak, hiç bir uluslararası kuruluş söz sahibi olamaz bu savaşta!

Savaşa bir son verelim artık. İki ülke de bu savaştan çok şey çekti 🙂

NOT: Şu link bu olayı desteklerken, şu link yalanlıyor.