Tag Archives: 5 Haziran Dünya Çevre Günü

Bir Yıllık Meslek Hayatım

Üniversiteden mezun olduktan sonra (Ocak 2012), yüksek lisansa başladım sevgili okur. Tam zamanlı olarak okulda bir bilimsel araştırma projesinde görev aldım. Dolayısı ile iş arama olayına hiç girmedim. O yılın şubat ayında hızlandırılmış KPSS kursuna kaydoldum. O yaz KPSS’ye girdim. Sonra puanım belli oldu ve o yıl, 2012 Aralık’ta da atandım. Göreve başlama kağıdımı getiren postacının azizliğine uğrayıp nihayet yılın son günü, 31 Aralık 2012’de Bilecik‘te resmi olarak görevime başladım.

Geçtiğimiz yılbaşı ve aslında bundan sonra hayatımın her yılbaşısı, mesleğimdeki bir yılın daha bittiğini haber verdi ve verecek bana. Tarihin böyle anlamlı denk gelmesi tek tesellim.

Bir yıl, evden ve Eskişehir‘den tamamen olmasa da 5/7 oranında uzak olduğum en uzun süre. Çok kaba bir hesapla 2013 yılında yaklaşık 260 gün Bilecik’te bulunmuşum. Onun dışında sadece iki haftasonu hariç, her hafta sonu Eskişehir’e, eve geldim. O eve gelmediğim haftasonlarından birinde Ocak ayında Bursa‘ya gitmiştim. Bir defa da geçtiğimiz Eylül ayında İstanbul’a gitmiştim.

Bu bir yıllık sürede Bilecik’ten en uzun ayrı kalışlarım ortalama onar günle üç defa oldu: Antalya’da bir biri ardına iki eğitim, bayram tatili ve aday memurluk eğitimi. Bunlardan en güzeli aday memurluk eğitimi idi.

Kurumda çalıştığım süre içerisinde iki şubem oldu. Göreve ilk başladığım zaman amirim olan protokolün hiç biri şu anda Bilecik’te değil. İlk şube müdürüm Cemil Bey‘di. İkinci ve halen şube müdürüm de Metin Bey. İlk şubede yaklaşık 3 ay çalıştıktan sonra iki adet olan şube sayısı tek adede düştü ve ÇED ve Çevre Hizmetleri Şube Müdürlüğü olduk.

5 Haziran

Yıl içerisinde pek çok iş yaptık. Ama şimdi durup düşününce beni en çok strese sokan ama en çok sevdiğim işim de Bilecik 2012 Çevre Durum Raporu oldu. Bunun dışında en hızlı biten ve en eğlenceli olan işlerden biri Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında düzenlediğimiz bisiklet turu oldu. Ve tabi ki organizasyon olarak da 5 Haziran Dünya Çevre Günü etkiniği var.

Bilecik’teki ilk gecemden bugüne kadar istisnasız tek bir çatı altında uyudum: 7 No.lu misafirhane odası. Burayı o kadar çok sevdim ki “ev” demeye başladım. İlk aylarda çok bakımsız yıkılıp dökülen bir yerdi. Ancak özellikle son aylarda eli yüzü düzeldi, süper oldu. Misafirhanede Şemre ile birlikte ilk zamanlar (yaz sonuna kadar) abimiz canımız ciğerimiz bir kişi daha kalıyordu: Onur Abi. Tayini çıktı ve Bursa’ya gitti.

Haftasonlarımı Eskişehir’de geçirmemden dolayı tüketim seviyelerim normal düzeyde kaldı yıl boyunca. Yıl içinde küçücük odada neler yapmadım ki! Ama en güzel zamanlar kendi çapımda eğlendiğim, müzik yaptığım zamanlar oldu. Bu yıl epey de kitap okudum Bilecik’te.

Yemek olayını dışarıdan halletik çoğunlukla. Ama eve de düzenli olarak alışveriş yaptım. Özellikle Şemre ve Gizem‘le birlikte ekip halinde yaptığımız alışverişlerin eğlencesi paha biçilemezdi. Eve yakın olması sebebiyle en çok gittiğim market A101 oldu. Hepimizin favorisi. Şimdi inanmayacaksınız ama ben Bilecik’te taa ilk günden beri yaptığım hiçbir alışverişin fişini atmadım. Evet, şimdi o fişlerdeki toplamı söylemeyeceğim ama şöyle bir şey koyacağım.

Evet, fişleri yan yana dizince şöyle bir yol oluyor. Zorunlu ihtiyaçlardan devam ediyoruz yine. Dediğim gibi haftasonları Eskişehir’de, gün içerisinde de mesaide olduğum için evin içinde pek bir vakit geçiremiyordum uyku hariç. Bilecik’e geldiğim 3. gün Erikli Su‘ya abone olmuştum. Yıl içinde içtiğim hiç bir damacanın da kapağını atmadım ve toplam 9 damacana su içmişim. Tabiki bu miktar gün içerisinde içtiğim miktarlardan ayrı olarak sadece geceleri ve sabahları içtiğim su miktarı. Dokuz damanaca kapağından ufak bir demlik altlığı yaptım. Banyo için 4 kalıp Hacı Şakir sabun harcamışım. Beşinci kalıp ise yarıda şu anda. 4 şişe Colgate ağız gargarası bitirdim ki bu miktar yaklaşık 6 aylık miktar. Ondan önce başka bir ürün kullanıyordum. 1.5 kutu şampuan harcamışım yıl içinde. Şampuanı abartı miktarda kullanmayı hayatım boyunca sevmedim zaten. 12 ayda 5 rulo tuvaet kağıdı kullanmışım. Hiç unutmam bir rulo da temizlik yaparken tamamen ıslanmıştı da atmıştım. Temizlik biz de İran’dan geldiği için çok titiz davranırız. Yıl içinde iki bidon çamaşır suyu ve bir bidon Porçöz kullanmışım. Bulaşık çok olmuyordu ama yine de 3 bulaşık süngeri eskittim. Özellikle toz almak için ıslak mendilleri çok kullandım. İki tane 120’li paket ıslak mendil harcamışım. 3 rulo kağıt havlu bitirdim. 4 tüm oda spreyim bitti. 36 dakika da bir pıs şeklinde ayarlamıştım.

İş yerinde çok şükür kimseyle ciddi kavga dövüşüm olmadı. Sadece 10 günlük bir ızdırap dönemim oldu.

Şemre’yle Çorum’dayız

En çok sinir olduğum anlar mesleğimin, devam eden eğitimimin ve yapabileceklerimin küçümsendiği anlar oldu. Buna da kim olsa sinir olurdu herhalde. Bir defasında da bir kurum yemeğinde birlikte göreve gittiğim arkadaşlarımla neden yan yana oturup yemek yediğim soruldu. Epey bir kişi kahkahalarla eşlik etse de güldükleri şey kendi acizlikleri oldu.

Hani şu yazının sondan ikinci paragrafında yazmıştım sen de okumuştun. Bu sene Bilecik’in bana en büyük hediyesi küçük arkadaş grubumuz oldu. Şemre, Gizem, Sinem. Herkesi sevdim, ama bunları bir başka sevdim. Birlikte güzel zamanlar geçirdik. Gittiğim en iyi iki eğitim Şemre ve Sinem’le gittiğim Aday Memur Eğitimi (Çorum) ve Bülent Abi ve Gizem’le (o başka bir eğitim için) gittiğim Hava Kalitesi İzleme İstasyonu Eğitimi (Antalya) oldu.

Bülent Abi’yle Antalya’dayız

12 ay içerisinde tam dört ofis değiştirdim. Kısa bir süreliğine Sinem’le oda arkadaşı olduktan sonra, Bülent Abi’yle uzun süreli bir oda arkadaşlığımız oldu. Daha sonra da Adnan Beylerin odasına geçtim, halen de onlarla oturuyorum.

Bir yıl geçti gitti. Yakında askere gidiyorum. Asker dönüşü neler olur, neler değişir hep birlikte göreceğiz sevgili okur. Mesleğimdeki 1. yılımı aldığı küçük hediyeyle taçlandıran tavşancığa ayrıca teşekkür ederim.

Yaşasın çevre mühendisliği!

Bu Dönem Boşluklar Vardı

Şu an bu yazıyı odamda, koşudan geldikten hemen sonra yazıyorum. Son noktayı koyup yayımladıktan sonra duşa gireceğim. Duştan sonra da bir şeyler atıştırırım belki. Gerçi pek iştahım da yok. Öğlen herhalde güzel yedim yemeği. Ekmeği azaltınca ve hatta yemeyince doyamıyorum bir türlü. Ancak anladım ki zaten olayın özü de asla doyarak kalkmamakmış.

Emre’yle aşağı yukarı şöyle görünüyoruz

Şemre yoktu bugün. Öğlen konuşmuştuk akşam buluşuruz diye. Ama herifi aradığımda telefonu İnegöl‘den açtı 😀 Neyse, hazırlandım. Ama geçen haftalarda yaptığım enayiliği yapmadım bu sefer. Siyah spor ayakkabılarımı giymedim. Neden peki? Çünkü ayakkabının üzeri süet gibi bir malzemeden yapıldığı için, güneşli günlerde koştuğum piste serilmiş kırmızı toz (tuğla tozu) ayakkabının adeta rengini değiştiriyordu. Hadi yağmur yağdı, tozlar yatıştı diyelim. O zaman da ayakkabının üzerine bulaşması halinde temizlemesi mümkün olmuyordu. O yüzden halı saha kramponlarımı giydim. Hem temizlemesi daha kolay, hem de daha hafifler.

Müzik dinleyerek koşuyorum lan akşamları. Stadyumun etrafında üç beş tur atıyorum. En fazla da beş tur atabiliyorum koşarak. Bir iki tur da tempolu yürüyorum. Yürüyüşlerde epey gülüyoruz Şemre’yle. Yıllardır üzerime yapışan, göbek kısmında biriken hantallık sanki yavaş yavaş kalkıyor üzerimden sevgili okur. Pazartesi akşamıydı herhalde, yıllar sonra ilk defa basket oynadık hemen dibimizdeki saha da. Ha, bir de halı saha turnuvası olayına girdik kurum olarak. Hayatımda ilk defa adım yazılı bir formam oldu lan 😀 (Forma numarası 5!)

Erman

Bu hafta, 5 Haziran Dünya “Çevre” Günü kutlamaları vardı. Çarşamba günümü tamamen bu işe ayırdım. Herhangi bir aksaklık olmadan bitmesine sevindim. Sabah 9’dan öğleden sonra 3’e kadar aralıksız ayakta durarak kendime ait olan rekoru geliştirdim. Üstelik üzerimde siyah renk takım elbise vardı! “Çevre” günü kutlamaları olunca konu, ne bileyim kafam karıştı. Her neyse. Bu arada Eskişehir’deki direnişte bizim Erman’ı, Erman Dolmacı kardeşimi de gözaltına almışlar. Konu ile ilgili haber şurada. Eylemler esnasında kuzenim Orbay da ciddi derecede biber gazından etkilendi. İlk gece patlak veren olayları ilk ağızdan onun sayesinde öğrenebildim.

Haftanın en iyi montesi! (Koffing)

Geçen haftasonu olaylar daha yeni başlamışken bir de Dragon Yarışı olayı vardı. Cumartesi günü gece olanlardan habersiz ya da tam olarak ne olduğunu bilmeden yarış elemelerine gittik. Elemelerde kendi serimizde ikinci olduk. Ancak direniş sebebiyle şehirdeki tüm duyarlı etkinlikler iptal edildiğinden final yarışları da iptal edildi ve bu seneki Dragon macerası da bu kadar sürdü.

Sekiz senedir beklediğimiz anne aha bu işte

Bilecik’te günler garip geçiyor sevgili okur. Yazmak, çizmek hadi bir yana da bazen müzik dinleyecek vakit bile bulamıyorum. Ama aralara sıkıştırıp Supernatural ve How I Met Your Mother‘da sezon finallerini yaptım. Supernatural’da diğer sezonlara nispeten daha tırt bir sezon finali oldu. How I Met Your Mother’da da sekiz yıldır beklediğimiz anneyi gördük, minik minyon bir şey çıktı. Lily ile aynı segmentmiş hatun. Ben nispeten daha Robin‘e benzer diyordum. The Big Bang Theory‘de iki bölüm kaldı. Game Of Thrones‘da ise epey bir bölüm var 😀 Mutluyum, çünkü hepsini tek bir günde, çıldırmışçasına izlemek istiyorum. Bunun için halen biraz beklemem gerekecek. MEKTUPLAR isimli bir “edebi” çalışmaya başladım. Başladım, devam ediyor. Bakalım, içime siniyor.

Sabahları süt içiyorum lan. Çok pis alıştım. İçmediğim gün işim rast gitmiyor. Ha, bir de yıllardır adını koyamıyordum artık koydum: En sevdiğim kuruyemiş ceviz lan benim. Net: Ceviz. Geçen doktora gittim, alerji ilacı almak için. Bana yepyeni bir ilaç, daha doğrusu sprey verdi. Sıkınca genzinden kayıp ağzına tadı geliyor ama süper güçlü. Böyle bir rahatlık yok arkadaş. Dönem dönem alerjik rinitle ilgili yazılar yazıyorum. Hastalıkla ilgili son gelişmeleri anlatıyorum. Yakın zamanda üşenmezsem bir tane daha böyle yazı yazabilirim.

Çok yakında akıllı telefon piyasasına çok hzılı bir giriş yapıyorum oğlum. Beni takip edin. Çekinin, ürkün benden ve akıllı telefon hırsımdan 🙂 Telefon, melefon iyi de okulla ilgili çok ciddi sıkıntılar var. Ne yapacağımı bilmiyorum sevgili okur.

Birkaç plak aldım denk geldi de. Onlarla ilgili yazılar var. Epeydir yazamadım. Daha doğrusu yazmak istemedim. Şimdi o yazıları birer ikişer yazmak niyetindeyim. Hayatta beni hiç yalnız bırakmayan tek şey var: Müzik. En kötü zamanımda da en iyi zamanımda da müziksiz kalamadım. O yüzden bu yakın dostumla bu gece uyuyacağım. Şu an bunları yazarken Sabhankra çalıyor, Moonlight. Tüm gece uykusuzlarına, uykusu kaçanlara, gözleri şişenlere çalsın Sabhankra. Dinledikçe gözleri dolanlar, tüyleri diken diken olanlar, sizleri çok seviyorum.