Tag Archives: Ahmet Ali

2015 Yılımın Özeti

Yılda bir kere yazdığım, blogdaki en uzun soluklu serilerden, aslında yazmayı da çok sevdiğim bir yazıyla daha karşındayım sevgili okur. 2015 yılı bakalım nasıl bir yılmış, neler yapmışım, hep birlikte okuyalım, gülelim, ibret alalım, bir sonraki yıla hedefler koyalım kendimize.

Geçen yıl yazdığım değerlendirme yazısından hatırladım. 2014 yılı askerlik dolayısıyla blogun yerlerde süründüğü bir yılmış. 2015’te bu durumu biraz kırıp, blogu yeniden ayağa kaldırmak için uğraştım durdum. Bu çaba, reyting kasmaktan ziyade içeriği daha kaliteli ve sürekli hale getirmek içindi. Ama iş yoğunluğundan ve başka projelerden dolayı bloga yine hak ettiği önemi veremedim. Ama blogun görsel olarak daha çok zenginleştiğini söyleyebilirim. Bloga yıl içerisinde 136 tane yazı yazmışım. Blogdaki toplam yazısı sayısı ise 1350 civarına ulaşmış. Yüzlerce paragraf, binlerce sözcük, on binlerce harf…

Ocak 2015: Bu ay 9 yazı yazmışım bloga. Bu ay tek gündemimiz hava soğukluğuydu. Dairede işler yılın ilk ayı olmasına rağmen yoğundu.

Şubat 2015: Bu ay tam 17 tane yazı yazmışım ve tüm yıl boyunca en çok yazı yazdığım ay da Şubat olmuş. Okumaya devam et

Proofhead Mersin’de! – Ahmet’in Düğünü

Cuma günü evde ve hatta Eskişehir’de yalnızdım. Gecenin tadını çıkarttım. Cumartesi sabahı erkenden kalktım. Çünkü Mersin‘e doğru, Ahmet Ali ve Petra‘nın düğününe, yola çıkmak üzereydik! Murat ve Alper, kapımın önüne gelmişlerdi bile. Bir önceki geceden hazırladığım eşyalarımı aldım ve çıktım.

Önce mahalleden bir fırından yeni çıkmış simit ve poğaça aldık. Daha sonra yola çıktık. Eskişehir çıkışındaki Şehr’i Derya Parkı‘nda kahvaltımızı yaptık. Sonra Murat direksiyona geçti ve Ankara’ya kadar kesintisiz bir yolculuk yaptık. Ben yolda Sivrihisar’dan sonra uyumuşum. Gözlerimi Armada AVM‘ye yakın bir yerlerde açtım. Ankara’dan Emre Cesur‘u alacaktık ve bize gecikeceğini söylüyordu. Biz de AVM’nin yemek katına çıktık ve saat 11’i biraz geçene kadar vakit geçirdik, yemek yedik. Bu arada KFC‘ye çok bozuldum. Saat 11’de restoranın hala hizmet vermiyor oluşu nasıl bir durum böyle?

01

Ankara’dan sonra direksiyona Alper geçti ve Konya Yolu’na saptık. Şereflikoçhisar‘da Tuz Gölü‘nün kıyısında bir tesis yapmışlar. İsterseniz gölün üzerinde yürüyebiliyorsunuz. Biz de pek bir heves ettik ve hemen mola verdik. Tuz Gölü, gerçekten ilginç bir göl, ilginç bir doğa yapısı. Ayaklarımızın altında kıtır kıtır tuz parçacıkları, bembeyaz uzanıyor. Dört bir yanınız bembeyaz. elbette burası Türkiye olduğu için bu sonsuzmuş gibi uzanan beyazlığın üzerine dikkatle bakınca sigara izmariti, ayakkabı, çorap, sandalye, tabure ve bilumum çer çöp görüyorsunuz. Millet ne kadar acımasız yahu. Tuzlanın üzerine çıkmadan tesis yetkilileri deneme amaçlı elinize bir kaşık tuz çalıyor. Bununla elinizi ovalıyorsunuz, sonra lavaboda yıkadığınızda avuçlarınızın içerisindeki pürüzlerü dahi hissetmiyorsunuz. Böyle bir şey satılıyor yani.

02

Tıklarsanız büyüyor.

Tuz Gölü’nden sonra elimizi ayağımızı yıkayıp Aksaray‘a doğru yola devam ettik. Aksaray’da da Kampüs Dinlenme Tesisleri‘nde mola verdik. Aksaray Üniversitesi‘nin kampüsünün hemen yanında. Dinlenme tesisinde bir de uçak var, replika mıdır, emekli midir bilemedim. Buradan yakıt alıp yine yola devam ettik.

Aksaray’dan sonra direksiyonda Emre vardı. Biraz muhabbet ettik yol devam ederken. Aksaray’ın çoraklığı beni şaşkına çevirdi. Bozkırın ne demek olduğunu anlatıyor yol boyunca sağlı sollu manzara. O ara yine uyumuşum. Gözlerimi açtığımda tepelerin arasından, ağaçların içlerinden geçiyorduk. Mersin’e yaklaşmışız. Emre öyle söyledi. İçimizde bu yolu en iyi bilen oydu, sürekli olarak gidip geliyor işi dolayısıyla.

Saat 17’i biraz geçe Mersin’e geldik. Mersin’in Mezitli ilçesinde olacaktı Ahmet ile Petra’nın düğünü. İlçedeki Jasmin Court Otel isimli mekana gitmeden önce Emre’nin tavsiyesiyle meşhur Mersin tantunisi yemek üzere Göksel Tantuni isimli mekana girdik. Biz mekana girer girmez hemen yer gösterdiler ve hiçbir şey sormadan masaya salata ve ikramları dizdiler. Sonra biz de adam başı ikişer dürüm tantunilerimizi söyledik. Bu arada Mersin’de hemen yerde tantuni lavaşa yapılıyor ve et tantuni. Tavuk tantuniyi ancak çok dandik mekanlar yapıyormuş. Tantuni dediğin etten olurmuş. Eskişehir’de önceden pek yerdik, uzunca bir süredir tantuni yemiyordum ta ki dürümden ilk ısırığı alana kadar. Vay arkadaş dedim! Mükemmel bir tat. Ne oldu ne bitti, iki dürümü de bitirdim. Üstüne Murat ve ben birer, Emre ve Alper de ikişer tane daha söylediler. Öyle yediriyor yani kendini.

Tantuniden sonra çaylar geldi gitti. Sonra biz de yavaştan kalıp bulunduğumuz noktaya ancak beş dakika mesafedeki Jasmin Court Otel’e doğru yola koyulduk. Oğuz’la en son birkaç yıl önce görüşmüştük. Otel’e vardık ve Oğuzların rezerve ettiği odaya gittik. Yıllar sonra Oğuz bizi belinde havluyla karşıladı  🙂 Özlemişiz birbirimizi. Şaka bir yana, sıcaktan epey bunalmış bir halde klimanın sigara kokan serinliğinde üstlerimizi değiştirdik. Henüz alt kata inmeden gömleklerimizin sırt kısımları çoktan tere batmıştı.

Otel deniz kıyısında, eski tip bir ilçe oteliydi. Ama sevimli bir yerdi. Düğünün yapılacağı bahçeye geçip bir masaya yerleştik. Kısa süre sonra Erman, Kostas ve Tuğba da geldiler. Böylece masada Alper, Murat, Emre, Oğuz ve halası, Erkan, Tuğba, Erman, Kostas ve ben olduk. Biz henüz sohbet ederken Petra ve Ahmet Ali alkışlar arasında geldiler. Biz de alkışladık. Ahmet, okuldayken sınıfın en uzunuydu. Petra’nın da huyu huyuna, suyu suyuna, boyu boyuna uyan bir tip olması bizi çok sevindirmişti ve işte nihayet evleniyorlardı.

03

Düğün başladı. Çiftetelli, dans müziği derken sıra halaya geldi. Gömlek terden sırılsıklam olana kadar halay çektik. Lan ne güzel oluyor arkadaş! Ben tam yerime oturmuştum ki kuzenim, Aygün ablam aradı. O da Mersin’de oturuyor. Otele yaklaşık 15 dakika mesafede bir yerde buluşmak için sözleştik. Üstümden ter aka aka yanına gittim. Oğlu Kaan‘ı da getirmişti. Kaan’ın ikizi var bir de, Orhan. O hasta olduğundan gelememiş. Ablam da yarım saat kadar oturduktan sonra vedalaştık ve tekrar düğüne döndüm.

04

O esnada gökyüzünde o kadar muhteşem bir ay vardı ki anlatamam. Ahmet Ali, ne kadar muhteşem bir zamanda evleniyorsun! Karanlığın içinden yalnız başıma yürüyerek otele geldim bir gözüm gökyüzünde. Ay, denizin üzerine vurdukça heyecanım giderek arttı. Nihayet otele ulaştım ve heyecanım da kayboldu gitti.

Düğün devam ediyordu elbette. Ben çılgınlar gibi halay çekerken diğerleri masada oturmayı tercih ettiler. Ama yine de epey eğlenceli oldu. Saat 23 sularında biz (Murat, Alper, Emre, Erkan ve ben) kalktık. Çünkü gece tekrar yola çıkacak ve Eskişehir’e dönecektik. Ahmet’le vedalaştık ve yavaştan yola koyulduk.

Gece yol boyunca uyudum. O yüzden pek akılda kalan bir şey olmadı. Şimdi unutmadan düğünden, Mersin’den ve yolculuktan bazı notları aktarayım:

  • Bilmeyenlerin dikkatini çekmiştir, Petra. Evet, kendisi Çek Cumhuriyeti’nden. Ben diyeyim 5, siz deyin 6 dil biliyor. Ahmet, Erasmus’ta tanışmıştı. Sonra Türkiye’ye geldi. Şimdi de İstanbul’da özel bir üniversitede yabancı dil öğretmenliği yapıyor. Müthiş Türkçe konuşuyor ve inanılmaz cana yakın bir kişiliğe sahip.
  • Düğüne kız tarafından yaklaşık 10 kişilik bir aile topluluğu geldi. Gelinin ailesi. En az bizim kadar çok oynadılar çiftetelliyi.
  • Düğün, gayet uluslararası katılımlı bir düğün oldu. Sayabildiğim kadarıyla Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs, Çin, Japonya, Çek Cumhuriyeti’nden misafiler vardı. Unuttuğum bile olabilir, çok ciddiyim.
  • Mersin’e giderseniz Göksel Tantuni’yi deneyebilirsiniz.
  • Yolda dönerken Sivrihisar yakınlarında Muhteşem Dinlenme Tesisleri’ne girdik. 3 tane ballı gözleme yedik. 45 lira ödedik.
  • Bizim evin önünden Otel’e kadar toplamda 686 kilometre yol gittik. Bir o kadar da geri döndük. Canımız ciğerimiz kardeşimiz Ahmet Ali ve sevgili Petra yengemiz için toplamda 1372 kilometre yol yaptık. Toplamda 24 saat harcadık. Bunun yaklaşık 5 saatinde Mersin’de ve düğündeydik. Ahmet Ali’ye feda olsun.
  • Yol boyunca arabayı Murat, Alper ve Emre kullandı. Ama en çok Emre kullandı. Özellikle Mersin’den Ankara’ya dönüşte, sağolsun, ışınladı bizi. Kazasız belasız gittik geldik.
05

Detaylı

Yazı burada bitiyor. Buraya kadar okuduysan ya Ahmet Ali’sindir ya da Petra. Her ikisine de sonsuz mutluluklar dilerim. Yok, ikisi de değilsen, okuduğun için sağol sevgili okur.

ahmetpetra

Petra & Ahmet Ali

EKLEME: Ahmet Ali’den bir düzeltme geldi. Düğünde ayrıca Amerikalı, Slovak ve Portekizli misafirler de varmış.

DÇK Çevre Şenliği 2012 – 1. Kısım

afis

Bundan 3 yıl öncesinde o zamanki dönem arkadaşlarım Murat, Oğuz, Seda, Elif ve şimdi adını hatırlayamadığım aşağı yukarı 10 kişilik bir ekiple 1. Çevre Şenliği‘ni düzenlemiştik sevgili okur. Pek bir heyecanlı, pek bir meraklıydık 🙂 Hatta yaptığımız işin geleceğinden o kadar emindik ki etkinliğin adını “1. Geleneksel Çevre Şenliği” koymuştuk.

Bu sene o ekipten sadece Elif ve ben kalmıştık. Ancak yanımızda yepyeni bir ekip vardı. Bu ekiple yeni bir çevre şenliği düzenlemek için yaklaşık 2 ay öncesinden çalışmalara başlamıştık. 28 Nisan’ı büyük bir heyecan ve gerginlikle bekliyorduk 🙂 Sayılı gün çabuk geldi geçti ve 27 Nisan gecesi konuklarımızdan ilki olan EKOIQ dergisi editörü Duygu Yazıcıoğlu‘nu karşılayarak resmi olarak başlamış olduk Çevşen 2012‘ye 🙂

Etkinlikten önceki gün ana sponsorumuzla çok ciddi bir sıkıntı yaşamıştık. Hepimizde bunun stresi vardı. Ayrıca birkaç gün önce de diğer üniversitelerden gelen arkadaşlarımızın kalacak yerleri ile alakalı bir sıkıntı baş göstermişti. O kadar derde tasaya rağmen etkinlik günü tüm bu dertler mucizevi gelişmelerle çözülecek ve bize sıkıntı veremeyecekti artık.

27 Nisan gecesi Alper ve Levent, değerli konuğumuz Duygu Yazıcıoğlu’nu karşılayıp Odunpazarı‘nda Abacı Butik Otel‘e yerleştirdiler. 28 Nisan sabahı Levent ile birlikte diğer üniversitelerden gelen arkadaşlarımızı karşıladık kampüsün önünde. Dokuz Eylül, Bahçeşehir ve Yıldız Teknik Üniversitesi‘nden üçer kişilik ekipler gelmişti. Daha sonra Levent, arkadaşlarımızı kahvaltıya götürürken ben de Alper’e geçip üstümü başımı değiştirip yine Alper’le okula, etkinliğin yapılacağı Salon 2009‘a geçtim. Salon’da gerekli hazırlıkları yaptık. Salon’a ilk gelen Elif olmuştu bu arada 🙂 (İki tane Elif vardı ekibimizde, bu da küçük olan Elif idi.)

Salonda hazırlıkları yoluna koyup, Alper’le birlikte önce Duygu Hanım’ı kaldığı otelden aldık; oradan da otogara geçtik. Zira diğer bir konuğumuz Prof. Dr. İrfan Erdoğan gelecekti. İrfan Hoca’yı da karşıladıktan sonra hızla etkinlik alanına doğru yola çıktık. Alper İrfan Hoca ile konuştu yol boyunca. Ben de Duygu Hanım’a sorular sordum. Salona geldiğimizde tek eksiğin biz olduğunu gördük. Sağolsunlar dekanımız Prof. Dr. Tuncay Döğeroğlu ile bölüm başkanımız Prof. Dr. Erdem Albek bizleri yalnız bırakmamışlardı. Etkinliği başlatmak üzere derhal salona geçtik. Kısa bir süre sonra kulüp danışmanımız Doç. Dr. Müfide Banar da gelip bizleri mutlu etti 🙂

04 29O günün sunucularını Ahmet Ali ve Şerare olarak belirlemiştik sevgili okur. Sağolsunlar, program boyunca sunuculuğu üstlendiler. Dışarıdaki kayıt masasında ise değişmeli olarak neredeyse herkes görev yaptı. Katılımcılar için epey bir malzeme hazırlamıştık. Bunları dağıttılar. Fakültemizin en alakasız ve pasif bölümü olduğumuzu bir kere daha kanıtladık, ona çok üzüldüm. Kendi bölümümüzden katılım çok azdı. Şikayet etmeyi seven ama icraatten pek hoşlanmayan arkadaşlarımız etkinliğe çok az ilgi gösterdiler. Ancak gelen arkadaşlarımızın da hakkını yemeyeyim, hepsine çok teşekkür ederim kendi adıma.

01 47İlk önce dekanımız Tuncay Hoca konuştu. Konuşmasına bir haber ile başladı. Önümüzdeki dönemde Mühendislik Mimarlık Fakültemiz, Mimarlık Bölümü‘nün ayrılması ile sadece Mühendislik Fakültesi‘ne dönüşecekmiş! (Bununla ilgili detaylı bir araştırma yapıp bloga bir yazı yazacağım.) Tuncay Hoca ve Erdem Hoca konuşmalarını kısa tutup sözü ilk konuğumuz olan Prof. Dr. İrfan Erdoğan’a verdiler. Konuğumuzun adını duyup sunum yapmaktan çekinen birkaç bağlantımız olduğundan açıkçası merakla bekliyorduk neler olacağını. Erdoğan sunumuna başladığında ben bir sıkıntıyı çözmek üzere dışarı çıkmak zorunda kaldım. Ancak kahve arasına çıkanlardan farklı ve etkileyici bir sunum yaptığını öğrendim. Konuklarımıza da sorduğumda da genelde olumlu dönüşler aldım. Bu arada son stajımı birlikte yaptığım İTÜ‘den İbrahim de süpriz yapıp gelmişti.

Kısa bir aradan sonra etkinliğimizin panel kısmı başladı. Bu sefer Duygu Yazıcıoğlu ve bizden her zaman desteğini esirgemeyen hocamız Yard. Doç. Dr. Ozan Devrim Yay panelistler olarak sahneye çıktılar. Panel yöneticisi de Ahmet Ali oldu. Gayet keyifli bir 1.5 saatten sonra öğle yemeği faslına geçtik. Biz Duygu Hanım’ı ve Prof. Dr. Erdoğan’ı Eskişehir’imizin meşhur Balaban Kebabı‘ndan yemek üzere Alper’le birlikte önceden anlaştığımız bir yere bıraktık. Sonra salona geri geldik. Arada bir iletişim kopukluğu yaşandığından ikinci yarı birazcık geç başladı.

İkinci yarının hemen başında son sözü söylemek üzere sahneye çıktım. Burada 3 arkadaşımıza “bir yıllık EKOIQ dergisi aboneliği” hediye ettik çekilişle. Ayrıca katılan tüm kulüplerimizi de EKOIQ dağıtım listesine eklettirdik. Böylece küçük de olsa bir teşekkür etme fırsatı yakaladık. Ayrıca bu fırsatı bize sunan Duygu Hanım’a da ne kadar teşekkür etsek azdır hani 🙂

Diğer üniversitelerden gelen arkadaşlarımız birer temsilci seçip yine çok kısa olarak düşüncelerini paylaştılar bizlerle sağolsunlar. Daha sonra toplu fotoğraf çektirip atölye çalışmalarına başladık.

Başladık dedim ama Alper, Volkan ve ben toplanma hazırlıklarını başlattık. Salonu, eşyalarımızı falan toplarladık. Böylelikle tahminimizden de yarım saat geç olacak şekilde atölyeler bitti. Akşam için misafirlerimizin kalacak yerlerini ayarlayıp organizasyonu yaptıktan sonra Duygu Hanım’ı ve İrfan Hoca’yı Alper’le yine otogara bıraktık. Burada vedalaştık. Sağ olsunlar bizi hiç yormadılar ve iyi ki çağırmışız dedik 🙂

Levent, salondaki işleri halledip Mustafa ve Volkan ile birlikte misafirleri evlerine dağıtırken Alper ve ben de geri gelip bir gün sonraki piknik için alışveriş yaptık sevgili okur.

02 4405 24Alışverişten sonra hemen bizim eve geldik. Volkan da arkamızdan yetişti geldi. Önce bir yemek yedik, maç izledik. Sonra ertesi gün için köfte hazırlamaya başladık. O gece tam 260 tane köfte hazırladık sevgili okur! Volkan, Alper, annem ve ben tam 260 tane köfte hazırladık! En sevdiğim eşofmanımı yırttım o esnada.

Köfte faslı bittikten sonra bir dışarı çıktık. Ama biz çıktığımızda diğer ekip yorulup evlerine dağılmıştı. Hayatımda gördüğüm en kalabalık cumartesiydi sevgili okur. O hafta sonu Eskişehir’de çok fazla etkinlik vardı. En önemlisi de ralli vardı. Otellerde yer yoktu. Barlar Sokağı taşıyordu! 222 Park’ta ayakta durmaya yer yoktu. Öyle bir gündü işte.

03 37Gece geç saatte Saim kardeşimizin yanına gidip birer çay içtik. Sonra Alper’e geçip öyle bir uyumuşuz ki öyle yani!

Böylelikle etkinliğin ilk günü bitmiş oldu sevgili okur. İkinci günü piknikte olanları da bir sonraki yazıda bulacaksın.

Etkinliğin ilk günü ile ilgili Anadolu Üniversitesi e-gazete’de çıkan haber.

Alper’den Süper Keşif – 2

Galiba geçen seneydi. Bir gün kantinden bölüme doğru gelirken iki tane Erasmus’la gelen öğrenci önüme çıkmış İngilizce biliyor muyum diye sorduktan sonra birilerinin ofisini sormuşlardı bana. Ellerinde bir de kamera vardı. O an artık acelem olduğundan çok da umursamamış, sordukları ofisi gösterip devam etmiştim.

Bu olaydan aşağı yukarı bir ay sonra da bu elemanların videosunu İnşaat Mühendisliği Bölümü’nün bir etkinliğinde göstermişler. Bizim Ahmet Ali de izlemiş ve bana videoda göründüğümü söylemişti. Üzerinden epey zaman geçti ve ben o videoyu unutmuştum.

Geçen gün Alper yine o keşiflerinden birini yapıp Merve ile birlikte bu söz konusu videoyu bulmuşlar. Alper bunu facebook profilimde paylaşmış. İzleyince gördüm ki hakikaten benim. Öyle çok değil aşağı yukarı 15-20 saniye görünüyorum 🙂

Elemanların çektikleri video buraya bir kaykay pisti yaptırabilmekle alakalı yaşadıkları bürokratik engellerle ilgili. Gerçi engel mengel yok izleyince görüyorsunuz. Bizim hocalar klasik Türk mantığı ile belki bir Türk öğrenci istese sallayacakları bu projeyi Erasmuslu bu iki arkadaş istediği için canla başla çalışıp yerine getiriyorlar. Yani bürokratik bir sorunla karşılaşmıyorlar. Eleman Finlandiyalı imiş. Videoyu siz de izleyin. Özellikle 2 Eylül Kampüsü’nde iseniz muhakkak izleyin. Bir noktadan sonra sinirleriniz bozulacak.

Alper’e bu keşfi için teşekkür ederim 🙂

Anadolu Üniversitesi 2011 Mezuniyet Töreni – 1. Kısım –

Bu sene mezun oluyorum sevgili okur. Mezuniyet töreni ile igili yazı çok uzun olduğundan iki kısma ayırdım. Kısım kısım okursunuz diye.

Bizim okulun mezuniyet törenleri de çok meşhurdur laf aramızda. Geçen sene yeni rektör mezuniyet törenini bizim kampüsteki stadyumda yaptırmak istemiş. Hatta mezuniyet töreni yapılmış da. Ancak tam anlamıyla bir rezalet olmuş. İnsanlar ezilmişler, kimse mutlu olamamış. Biz şanslıyız galiba bu sene yine stadyumda yapmaya karar verilmiş.

4 Haziran günü törenin provası için Eskişehirspor‘un da standyumu olan Atatürk Stadyumu‘na gittik. Üç aşağı beş yukarı bir sonraki gün ne yapacağımızı anlattılar.

5 Haziran sabahı erkenden kalktım. Saat 11 gibi annemleri alıp fakültemizin arka bahçesinde düzenlenecek olan mezunlar buluşmasına gittik. Mezun olacak öğrenciler, aileleri ve hocalar hep gelmişti. Burada nihayet ailem Alper‘in ailesi ile tanıştı. Ayrıca Emre‘nin de annesi ve halasıyla tanışmış oldum. Burada yine konuşmalar yapıldı, herkes birbirine sarıldı, pastalar yenildi. Sonra yıllık için anlaştığımız Burak Dijital mezuniyet için milletin sağa sola yukarı aşağı ya da çapraz bakarak çektirdiği pozları çerçeveletmiş halde getirdi. Bunlardan almak isteyenler aldılar. Bölüm birincilerine, ikincilerine ve üçüncülerine ödülleri verildi. Bu sene biz de birinci Ahmet Ali olmuş. Ancak çift anadal yaptığı için İnşaat’tan halen dersleri olduğu ve mezun olamayacağı için birincilik Murat‘a geçmiş. Yanılmıyorsam ikinci Seda ve üçüncü de Meltem oldu. Hepsini tebrik ederim.

Annemleri okuldan alıp akşam ki mezuniyet törenine daha çok vakit olduğu için eve geçtim. Akşam vakit gelince evden arabayla çıktık. Çarşıya gelince yaptığımız hatayı anladık. Hem biraz geç çıkmıştık hem de arabayla inanılmaz bir trafiğin içine düşmüştük. Zincirleme kazalar, anlayışsız sürücüler falan ne ararsan var yani. Zor bela stadyuma geldik. Arabayı hemen epey gerilerde bir yere parkettik. Trafikte neredeyse her araçta bir kepli öğrenci vardı bu arada çok komikti. Annemlerden ayrıldım ve fakültemizin beklediği yere gittim. Şimdi bu bekleme sistemini de şu şekilde anlatayım sevgili okur. Alfabetik olarak

Seval ben Turgut

okuldaki fakültelere numaralar vermişler. Bizim fakülte 24 numara! Ve bu 33 vagonluk trenin ilk vagonu yani ilk fakülte kapıda, diğer fakülteler de onun ardında dizilerek Savaş Caddesi boyunca sıralandık. Bu şekilde yaklaşık 4500 kişi tepemizde kep üstümüzde cüppe yarım saatten biraz fazla bekledik. Canımız sıkılınca yoldan geçen tramvaylara sardık falan. Sonra bu insan treni hareket etti. O ana kadar keyfim yerindeydi. Lan stadın kapısına yaklaşırken bir de ne göreyim! Annemler içeri girememiş! Kapıları kapatmışlar ve davetiyeleri olduğu halde bizimkiler girememişler. Acayip moralim bozuldu, canım sıkıldı.

Stada nihayet girip tiribünlere el sallarken salakça bir hise kapıldım. Kime el sallıyordum? Niye el sallıyordum? Buradaki kaç tane insanı tanıyordum ve kaç tanesi benim mezuniyetimle gurur duyuyordu ki? İndirdim elimi.

Tiribünler (tıkla büyüsün, gönlünce yürüsün!)

Wecihi ve çetesi

Önceden kararlaştırdığımız üzere hocalarımızın bulunduğu kapalı tiribünün önünden geçerken önce hocalarımız ellerindeki konfetileri patlattılar, sonra sırayla Alper, Burcu ve ben patlattık. Hoş bir andı. Tam bu anda annem aradı. Stada girebilmişler ve sonunun da olsa geçişimize yetişmişler. Bu biraz gönlümü ferahlattı. Geçişten sonra yerimizi aldık çimenlerdeki.

Okulun sitesindeki kenarlardan bastırılmış mezuniyet sevinci

Bu sene Türkiye’de ilk defa olmak üzere bir üniversitenin mezuniyet töreni ulusal bir kanalda canlı yayınlandı. Biz bunu başta bir lütuf, süper bir avantaj sandık. Evet, avantajlı yanları vardı. Örneğin hasta olan, yaşlı olan tanıdıklarımız bu sayede televizyondan izlediler torunlarının mezuniyetini, bu açıdan mükemmeldi. Ancak statdaki program akışını da canlı yayın akışına göre ayarlayınca herşey karıştı. Mezuniyeti canlı yayınlayan TRT OKUL reklama girdikçe biz de reklama girdik adeta statda. Bu araları BAS Üçlüsü doldurdu. Bu üçlüyü daha iyi bir ses sistemiyle dinlersem beğeneceğime eminim. Evet, ses sisteminden bahsedeyim biraz da. TIRT sözcüğü size neyi anımsatıyorsa işte ses sistemi de öyleydi. Çok kötüydü, konuşmaları duyamadık. Sahneyi neredeyse hiç anlayamadık. İstiklal marşımızı acayip coşkuyla okudum lan yalnız onu bi yazayım unutmadan.

Bu sene programın sunuculuğunu TRT’de Stadyum programını sunan Erdoğan Arıkan ve Fulin Arıkan yaptılar. Tören boyunca epey bir atraksiyona girdik sevgili okur. Ama en güzeli bayrak faslıydı. Stadın sağında ve solunda iki küme halinde bekliyorduk. Kapalı tiribüne yüzünüzü döndüğünüzde biz sol tarafta ve ortada kalıyorduk. Bizim tarafın en başından Anadolu Üniversitesi bayrağı, diğer taraftan ise Türk Bayrağı açıldı ve yavaş yavaş herkesin üzerini kapladı harika bir andı. Bir diğer atraksiyonumuz da okulumuzdan 16 sene önce mezun olan ve şu anda ATV Ana Haber Bülteni‘ni sunan  Cem Öğretir‘in geleneksel “Merhaba çağrısı” oldu. Bu da iyi bir andı. Cem Öğretir’in konuşmasının tamamı için buraya tıklayın.

Cem Öğretir

Etrafımda binlerce yeni mezun vardı sevgili okur. 50 yaşın üzerinde bir sürü Açıköğretim mezunu da gördüm 🙂 Hatta yıllar önce Sivrihisar’daki lisemden ayrılırken hazırlıkta okuduğunu bildiğim Cansu’yu bile gördüm yıllar sonra. Daha doğrusu kızı gördüm, tanıdım ama nerden tanıdığımı çıkaramadım. Sağolsun o yardım etti 🙂 Mutlu oldum lan ne yalan söyleyeyim. O da okul öncesi öğretmenliği’nden mezun olmuş bu sene. Hayat ne garip değil mi lan sevgili okur. Çok acayip.

(devam edecek)

Yazının ikinci kısmı için tıklayın.

Olan Bitenlerden Kısa Kısa

:: Bu seneki Bölüm Öğrenci Temsilcisi Seçimleri yapıldı. Geçen sene Murat ve benim aday olduğumuz seçimler bu sene Halil İbrahim ve Ahmet Ali arasında yapıldı. Ahmet Ali 2. turda oy çokluğu ile kazanmasına rağmen katılım sağlanamadığı için olay 3. tura uzadı. Ancak tıpkı Murat’ın ve benim yaptığımız gibi Ahmet ve İbo anlaştıkları için 3. tur seçimi olmayacak, İbrahim çekilecekmiş. Yeni temsilcimiz Ahmet Ali oldu yani. Hayırlı olsun 🙂 Bu arada İbo’ya atılan tam 4 oy geçersiz sayıldı. Oy verenler kağıda ciddi bir iş yaptıklarını unutup Halil İbo, Halil İbrahim (İbo) vs yazdıkları için gitti bu oylar. Buna dikkat edin arkadaşlar. Ahmet Ali’ye görevi süresince başarılar dilerim kendi adıma.

:: Bugün derste taa 1. sınıftayken Bireyler Arası İletişim dersini veren hocanın dediği bir şeye canlı şahit oldum. Farkettiğim bu küçük detay da beni zaten sevdiğim hocama karşı daha da ısındırdı. Katı Atık Kontrol dersi uygulamasında hocamız soruları çözüp anlatıyor sonra da “Anlatabildim mi arkadaşlar?” diyor. Bak şimdi! Bireyler Arası İletişim dersini alırken dersi veren doçent şöyle bir şey demişti; “İyi bir anlatıcı, iyi bir söz kullanıcı, asla ‘anladınız mı’ diye sormaz, ‘anlatabildim mi?diye sorar“. Adamın bu fikrine o zaman da şaşırmıştım. Bugün de farkettim ki evet hocamızın böyle sorması çok küçük ama çok başarılı bir detaydı. Helal olsun 🙂

:: 2010 yılının Aralık ayı çok garip bir ay olacak. Pek çok tanıdığım insan, arkadaşlarımız ve dostumuz askere gidiyor bu dönemde. Aklıma gelenler Sedat Telçeken Hocam (yanılmıyorsam eğer), Sabhankra’dan Gürkan, Black Omen’dan Türkiye’nin en iyi 2 davulcusundan biri Onur,  bir diğer davulcu Taçsız kral Onur, Eskirock destekçisi arkadaşımız Şafak (Ki Gürkan’la aynı yerdeler), stajdan arkadaşım İlker. Hepsine hayırlı tezkereler diliyorum. Sağ salim gidip dönerler inşallah. Seneye de bir aksilik olmazsa ben giderim kesin askere.