Tag Archives: akif hoca

12.12.12’yi Değerlendirmek

Dün yaşadığımız gün yüzyılda bir yaşanan, üç tane 12 sayısının yanyana gelmesiyle göze hoş görünen bir tarihti. 11.11.11 kadar atarlı bir tarih değildi belki ama yine de güzeldi. Malumunuz insanlar böyle tarihleri evlenmek için kullanırlar. Benzer şekilde aylar öncesinden hesabını yapıp, bu tarihte doğurmak üzere çocuk yapanların da sayısı hiç de az değildir diye düşünüyorum (mart’ın başında yapsanız sezeryanla falan tam denk geliyor). Her neyse, tüm bu hesabın kitabın yanında ben de madem böyle güzel bir tarih geliyor, bunu evde kös kös oturarak değil de ilerideki yaşamımda yeri olacak bir olay için harcayayım istedim.

Çarşamba günü, yani 12.12.12’de sabah 8’de Yüksek Hızlı Tren‘e atlayıp Ankara‘ya gittim. Gar’da Merve karşıladı. Oradan Kızılay‘a geçtik ve kuzenim Ferit‘le buluştum. Ferit, hani şu yazımda evlenen kuzenimdir. Ankara’ya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na atama evraklarımı vermek üzere gelmiştim. Bakanlıklar‘da, Başbakanlık binası ile karşı karşıya bulunan ve Kızılay Alışveriş Merkezi‘nden beş dakika yürüme mesafesindeki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Binası’na gittik. Bu binanın 3. katındaki Atama Dairesi Başkanlığı‘na çıktım. Buradaki işim tam olarak 3 dakika sürdü. İstenen tüm belgeleri verip giriş katına geri indim. Onaylanan belgelerimi buradaki Gelen Evraklar Birimi‘ne teslim ettim. 21 Aralık’tan sonra adresime yollanacak olan tebligatı beklemeye başladım ve böylece Bakanlık’taki işim bitmiş oldu.

Pazartesi günü altı yılda sadece 2 kere kesmek zorunda kaldığım sakallarıma artık tamamen veda ettiğimden suratıma alışmam epey zamanımı aldı. Tabi benim bu alışma sürecim başta Alper, Merve, Akif Hoca ve Nesimi abi olmak üzere herkesi epey “neşelendirdi“. Neyse, Bakanlık’taki işim bittikten sonra hemen kahvaltı yapmak üzere Kızılay’a geri indik. Burada taşlaşmış simitle sunulan bir kahvaltı tabağı eşliğinde epey muhabbet ettik. Kahvaltıdan sonra abartıp bir de tatlı yemeye karar verdik ve bu sefer de diğer kuzenimin çalıştığı yere, Özsüt Pastanesi‘ne gittik. Burada çalışan kuzenim, baba tarafından en komik kuzenimdir. Halamın oğlu, Olgun abim, bizi büyük bir misafirperverlikle karşıladı.

Burada yaklaşık yarım saat kaldıktan sonra hepsiyle vedalaşıp Karanfil Sokak‘a geçtik. Ankara’ya her geldiğimde uğradığım bir dükkan var. Oraya uğrayıp yine bir kontrol ettim ve Jules Verne kitaplığıma iki yeni kitap daha aldım.

Sağda solda takıldık epey. Özge Abla ile buluştuk. Belimdeki epey eskidiği için bir de kemer aldım. Böyle böyle akşam saat 18.00 oldu. Ankara’nın en kuytu köşelerinden devam ederek nihayet gara ulaştık ve ben 19.00 treni ile evime döndüm. Şansıma yanıma kimse oturmadı yol boyunca. Yayıldıkça yayıldım, bir garip oldum.

Böyle değerlendirdim işte 12.12.12’yi sevgili okuyucu. Kulübemden dışarı başımı uzattım, iki farklı renk gördüm. Bir tanesi çok yakınımda idi. Bir tanesi ise ben kafamı uzattığımda üzerime bulaştı. Ben bir yandan üzerimdeki renge bulanırken yakınımdaki rengi göremez oldum.

Reklamlar

Mezun Oldum!

İki günlük sevinç gösterisinden sonra nihayet yazabiliyorum. Bu başlığı atabilmeyi tam 4 senedir bekliyordum lan! Evet, 20 ocak 2012 cumartesi günü, Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü‘nden teorik olarak mezun oldum. Diplomamı falan daha almadım ama.

1. Sınıfta ben

Bu yazı sizlere benim normalde 8 dönem yani dört sene ama benim için 9 dönem süren Çevre Mühendisliği eğitimim hakkında bilgi vermek için hazırlanmıştır. İçerisinde çeşitli bilgi ve değerlendirmeler olacaktır. İlk olarak bu 9 dönem ve 4 yaz okulu boyunca aldığım dersleri listeledim aşağıya. Dersin adının önünde yazan kredisidir. Üzeri kırmızı ile çizgiliyse o dönem o dersten kalmışım demektir. Eğer dersin adı koyu ile yazılı ise o dersi AA ya da AB ile geçmişim demektir.

2007-2008 Güz Dönemi

  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): Lanet ders.
  • 3,0    Technical Eng.I (Tek.İng.I): Ozan Hoca ile bu ders sayesinde tanıştım.
  • 6,0    Fizik I: Fizikten zaten nefret ederdim, bu dersle nefretim tavan yaptı.
  • 1,5    Fizik Laboratuvarı I: Resmen bir kabustu. Asistanlar bize pislikmişiz gibi davranıyorlardı.
  • 6,0    General Chemistry I( Genel K.): Eftade Hoca ile tanışma sebebimdir. Kimyayı hep sevmişimdir.
  • 2,0    Kültürel Etkinlikler: Hayatımın en kültürel dönemidir.
  • 4,0    Türk Dili: İhsan Oktay Anar‘ı bu ders sayesinde tanıdım.
  • 2,0   Atatürk İlke. ve İnk. Tar. I: Tarihi hep severdim, yine sevdim. Şaduman Halıcı‘ya hayran oldum.

2007-2008 Bahar Dönemi

  • 3,0 Introduction To Environmental Eng.: Garip bir dersti ama sevmiştim.
  • 6,0    Fizik II: Fizikten tamamen soğumuştum. Lanet etmiştim.
  • 1,5    Fizik Laboratuvarı II: Kabus Part. II idi. Gene aynı davranışlara maruz kalıyorduk.
  • 1,5    General Chemistry Laboratory: Çok sakardım lan ben.
  • 6,0  General Chemistry II(Genel K.): Kimyayı hep sevdim. Bu biraz zordu ama.
  • 4,5  Teknik Resim: Zakir Poyraz hocamın ellerinden öperim. Gayet keyifle geçtim bu dersi.
  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): Ucu ucuna kalmıştım.
  • 2,0   Atatürk İlke. ve İnk. Tar. II: Şaduman Hoca bir efsanedir. Tarih II ise daha keyiflidir.
  • 4,5    Bireylerarası İletişim: Bu dersi AA ile geçmek hiç de zor değildi. Taa ki o talihsiz ana dek.

2007-2008 Yaz Dönemi

  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): Param boşa mı gitti lan diye üzülmüştüm.

2. Sınıfta Alper ben Emre

2008-2009 Güz Dönemi

  • 2,0  Türk Sanat Müziği: Danyal Mantı hocamıza buradan sevgiler. Sağolsun varolsun.
  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): İllallah dedim!
  • 4,5    Fundamental of Infor.Tech: Hehe çok kolaydı lan 🙂
  • 2,0    Technical English II (Tek.İng.: Evet, yavaş yavaş mühendis mi olıuyorum sorusunu sormaya başlamıştım.
  • 3,0  Çevre Kimyası Laboratuvarı I: İşte. İşte benim en sevdiğim derslerden birisi. O raporlar meğer gelecek yılların habercisiymiş.
  • 4,5    Çevre Kimyası I: Çok iyi, çok sıkıntısız geçtim. Savaş Hoca‘ma saygılarımı iletiyorum.
  • 3,0  Economics (Genel İktisat): Mükemmel bir ders daha. Halen aklımdadır hocanın verdiği örnekler.
  • 3,5   Materials Science: Emrah Hoca bu okuldaki en kral hocalardan birisidir.
  • 3,0    Topluma Hizmet Uygulamaları: 100’den değil de 90’dan AA aldığıma üzüldüğüm tek derstir.

Topluma Hizmet Uygulamaları dersi için şarkı hazırlarken

2008-2009 Bahar Dönemi

  • 4,5    Çevre Mikrobiyolojisi: Mikrobiyolojiyi seviyorum.
  • 2,5  Çevre Mikrobiyolojisi Lab.: Mikrolaboratuvarını da sevdim. Yalnız bir kere hasta oldum Eşerşiya yiyerek.
  • 4,5   Environmental Chemistry II: Bu dersin kitabını çok severdim garip bir şekilde.
  • 3,0 Environ. Chemistry Lab. II: Laboratuvarları hep sevmişimdir. Bunu da sevdim.
  • 4,5    Ekoloji: Arzu Hoca ile tanışmamı sağlayan ders.
  • 4,5  Statics Strength of Materials: Turgut‘un çok büyük desteği ile geçtim. İlk vizeden sıfır alıp ikincisinden 60 alıp da geçtim.
  • 4,5 Linear Algebra and Numerical Methods: Ucu ucuna tırmalayarak, ite kaka geçtim. Ama geçtim! Erdem Hoca ile bu derste ilk defa tanıştık.

2008-2009 Yaz Dönemi

  • 6,0   Fizik II: Metin Hoca‘nın sayesinde fiziğe yeniden saygı duydum.
  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): Sedat Hoca kraldır.
3. Sınıfta Murat ile girdiğimiz seçim

3. Sınıf Matra Projesi toplantısı

2009-2010 Güz Dönemi

  • 3,5   Computer Program. in Engineering: Matlab‘ı çok sevdim, çok  da rahat geçtim.
  • 6,0  Unit Operations and Proces. I: Çok zor geldi, öyle böyle zor gelmedi yani.
  • 4,0   Su ve Toprak Kirliliği: Serdar Hoca‘yı işte bu derste sevdim.
  • 3,0   Temel İşlemler ve Süreç. Lab.I: Laboratuvarları çok sevdim. Bu laboratuvar epey zorladı ama geçtim.
  • 3,0   Fotoğrafçılık: Güzel bir ders, tavsiye ederim.
  • 4,5  Hidroloji: Malesef bu derste birşey öğrenemedim. Ucu ucuna ancak geçebildim.
  • 6,0 Akışkanlar Mekaniği: Mantığını çözdüğümde final sınavı bitmişti.
  • 4,0    Almanca I: Sertan Gür‘ü bu sayede tanıdım. Ich bin Mesut.

Volkan'la birlikte aldığımız yegane ödül

2009-2010 Bahar Dönemi

  • 4,5    Su Temini ve Atıksu Uzaklaştırma: Yılmaz Muslu ve kitapları.
  • 3,0 Temel İşlem. ve Süreç. Lab. II: Efsane olup zirvede bıraktım, laboratuvar defterini kapattım.
  • 4,5 Air Pollution (Hava Kirliliği): Hava derslerini çok zor anlayabildiğimi keşfettim.
  • 4,5   Çevre Mühendis. Bilişim Tekno.: Serdar Hoca’dan tez almaya bu ders sayesinde karar verdim.
  • 4,5  Enerji Üretiminden Kaynaklanan Çevre Sorunları: Okul hayatım boyunca aldığım en iyi derslerden biriydi. Çok araştırıp çok şey öğrendim.
  • 3,0    İstatistik: Zorlanırım diye korkuyordum ama rahat geçtim.
  • 4,5   Termodinamik: Çok zor oldu ama geçebildim. Tabloların hastası oldum. Ayrıca Yunus Çengel‘in kitabına da hayran oldum.
  • 6,0    Temel İşlemler ve Süreçler II: Çok ağır geldi. Acayip geldi bu ders.

3. Sınıf Yaz Okulu Savaşalp Volkan Seval

2009-2010 Yaz Dönemi

  • 7,5    Calculus II (Genel Mat. II): Yazık oldu. Üzüldüm.

4. Sınıfın en yoğun zamanları

2010-2011 Güz Dönemi

  • 6,0  Unit Operations and Proces. I: Zorlandım ama affetmedim, çaat diye geçtim.
  • 6,0  Akışkanlar Mekaniği: Mantığını anladığımı söylemiştim. Rahat geçtim.
  • 6,0    Katı Atık Yönetimi: İşte en zorlayıcı ama bana en faydalı olan derslerden biri daha. Çok iyi bir deneyim oldu bana.
  • 4,5  Air Pollution Control: Hava derslerini anlayamadığımı keşfettim. Ama suç kitaptaydı ben de değil.
  • 4,0    Su Arıtımı Projesi: Zevkli derslerden birisiydi. Yusuf Hoca‘ya baba demeye başladık.
  • 4,5    Environmental Modelling: İlk vizeden 20 alıp ikinci vizeden 85 aldım. Öyle geçtim.
  • 3,5    Wastewater Engineering: Ben sevdim bu dersi sizi bilemem.
  • 3,0    Çevre Müh. Bitirme Projesi I: Hehe.
  • 3,0  Küçük Ölçekli Atıksu Arıtma Sistemleri: Bir diğer faydalı seçmelilerdendi bu ders de. Herkese tavsiye ederim.

Volkan ve Savaşalp

2010-2011 Bahar Dönemi

  • 4,5  Differential Equations): Tek seferde çaatt diye geçtim. Laplace ve Yılmaz Dereli sağolsun.
  • 6,0    Temel İşlemler ve Süreçler II: Affetmedim bu sefer. Çok onurlu geçtim.
  • 4,0    Atıksu Arıtımı Projesi: Bu ders de iyiydi.
  • 6,0   Çevre Yönetimi: Proje kısmı çok zorladı. Arcgis öğrendik biraz da, o açıdan iyiydi.
  • 3,5  Tehlikeli Atık Yönetimi: Fena değildi. Ama Katı Atık kadar sevemedim.
  • 3,0    Suların Yeniden Kullanımı: Kolay bir dersti. İkili dağıtım sistemi mantığını aklıma soktu.
  • 6,0    Çevre Müh. Bitirme Projesi II: Hahaha.
  • 4,5  Computer Aided Engineering Design: Kesinlikle alınması gereken bir ders. Otoket herkese lazım.
  • 4,5    Çevre Politikaları: Ethem Torunoğlu‘nu tanıma şansını elde ettim.

2010-2011 Yaz Dönemi

  • 7,5    Calculus II (Genel Mat. II): Ölüyordum az daha. havale geçirdim.

2011-2012 Güz Dönemi

  • 7,5    Calculus II (Genel Mat. II): Efsane oldum.

Buradaki tabloya baktığımda en başarılı yılımın son sınıf olduğu görülüyor. Hatta öyle ki son sınıfın ikinci dönemini 3.06 ortalama ile bitirmişim. O yaz Calculus II’den kalmasaymışım Onur Belgesi bile alabiliyormuşum. Her sene yaz okuluna gelmişim ama bir tek ikinci sınıfın yaz okulunun faydasını görmüşüm. Calculus I ve Fizik II derslerini bu yaz vermişim. Ayrıca ilk stajımı da o yaz yapmıştım. Son stajımı da 4. sınıfın yazında yapmıştım. Arkadaşlara tavsiyem stajlarını 2. ve 3. sınıfın yaz aylarında yapmalarıdır. Son senelerini mezuniyet telaşına bıraksınlar.

Bu dört yılda beni zorlayan dersler Calculus I, Calculus II, Temel İşlemler I ve Temel İşlemler II olmuştur. Bu dört ders benim dengemi o dönemlerde altüst etmiştir.

Serdar Hocamızla

Aşağı yukarı her hocamla aram çok iyidir. Her birine burada saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Ancak danışman hocam olması sebebiyle Ülker Hoca‘nın, sonsuz yardımlarından dolayı Ozan Hoca’nın, yapı olarak çok benzediğimizi düşündüğüm için Serdar Hoca’mın yeri bende çok ayrıdır. Müfide Hoca‘nın da kimsenin açıkça dile getirmediği herşeyi üzerine basa basa söylemekten hiç çekinmediği ve mesleğimizi bu kadar savunduğu için yeri ayrıdır. Bölümümüzde

Ozan Hocamızla

istisnasız tüm hocalarımı sever, saygı duyarım. Şu dört senede en az sevdiğim dersler Fizik I, Fizik II, Calculus I, Calculus II, Hidroloji, Bireylerarası İletişim ve Hava Kirliliği Kontrolü dersleridir. Bu dersleri sevemeden geçtim. Kendimi olayın tamamen dışında hissettiğim tek ders ise Diferansiyel Denklemler dersi olmuştur. Zaman zaman Hava Kalitesi Kontrol dersinde de bu şekilde hissettiğim anlar oldu.

Bu dört yılda en keyif alarak geçtiğim dersler bitirme tezi, Katı Atık Yönetimi, Çevre Yönetimi’nin proje kısmı, Temel İşlemler Laboratuvarı II’nin projesi, Fotoğrafçılık, Almanca I, İnkilap Tarihi I ve II, Türk Dili, Teknik Resim, Temel Bilgi Teknolojileri, Türk Sanat Müziği, İktisat, Topluma Hizmet Uygulamaları, Mühendislikte Bilgisayar Uygulamaları, Bilgisayar Destekli Tasarım, Enerji Üretiminden Kaynaklanan Çevre Sorunları dersleri oldu. Unuttuğum bir iki ders olabilir.

Eğitimimi su konuları ağırlıklı olarak aldım. Tezimi de yine su ile çalışarak yaptım. Dolayısı ise sucu oldum. Sucu olmasam belki Katı Atık konularıyla çalışabilirdim.

2009 Bahar Şenliği

Okuldaki 5 senemde de Bahar Şenlikleri‘ne katıldım. Bunların son 3 senesinde çeşitli aksiyonlara girdik. Eğlendik epey. 201120102009 Son yılımızda yaptığımız tramvay halen bölümde durur 🙂

Beş buçuk yıllık üniversite hayatımın en süper zamanı hazırlık zamanıydı. Bir yıl boyunca hiçbir şey yapmadım. Hiçbir şey yapmadım diyorum! En zor ve

2010 Bahar şenliği: Sercan Merve ben

sıkıntılı zamanı da dördüncü sınıf zamanıydı. Çünkü zaten zor olan dördüncü sınıf derslerine ilaveten alttan Temel İşlemler ve Süreçler dersi ile Akışkanlar Mekaniği dersleri alıyordum. Yaz geldiğinde zihnen ve bedenen bitmiş tükenmiş durumdaydım.

2011 Bahar Şenliği Seda Ben Tramvay Alper Ahmet

Ben Akif Hoca Alper Volkan

Asistanlarımızın hepsi ile aram iyi olmuştur. Ancak halen daha Akif Hoca‘nın yeri bende ayrıdır. Hatta Alper’de de ayrıdır. Akif Hoca bizim Akif Abi’mizdir.

Bizim dönemin tek derli toplu fotoğrafı

Dört yıl içinde teknik gezilerimiz de oldu elbette. Bunlar içerisinde en iyileri İzaydaş Teknik Gezisi ile barajlara yaptığımız teknik gezi oldu.

Dört yılda en çok utandığım an Tehlikeli Atık vizesinden 5 aldığım zaman ile Kimya II dersinde Eftade Hoca’nın yerine o derslik Malzeme Mühendisliği’nden gelen bir hocanın bana kızması oldu. Öldüm yerin dibine geçtim.

2011 Mezuniyet Emre Turgut Ben Alper En İyi haber fotoğrafı ödülü.

En mutlu olduğum an ise Alper ve Emre ile birlikte Çevre Yönetimi dersinin sunumunda birinci olduğumuz an oldu. Emre’yi o kadar mutlu ve kontrolden çıkmış olarak görebileceğim bir başka an daha yoktur. Öğrenciliğimizin en mutlu dönemleri Alper, Selma ve Emre ve Turgut’la kantinde langırt oynadığımız zamanlardı. İş yükü olarak en yoğun olduğumuz zaman dördüncü sınıfın ikinci döneminde ilk vizelerden sonraki dönemdi. Benim moral olarak en bitik olduğum zaman dördüncü sınıfın yaz okulu zamanıdır.

2006 Yılı Hazırlık Ergin Ben Mert

Üniversite hayatımın en eski arkadaşları sırasıyla Mert, Ergin ve Volkan’dır. Birinci sınıfta da Alper’le tanıştım. İkinci sınıfta da Sercan’la ve Koray’la tanıştım. Sercan o zaman şişmandı.

Çevre Mühendisliği eğitimi öyle akılsız salakların söylediği “çevrede okusam 5 ortalama yaparım” gibi birşey değilmiş bunu gördüm sevgili okur. Zor yani hakikaten emek istiyor, hata kabul etmiyor. Sürekli çalışman lazım. Boşlasan olmuyor, bir vizeden düşük alsan sıkıntı oluyor, üstelik bizim bölümde devamsızlık da çok ciddi sorun. Adamın gözünün yaşına bakmıyor.

Mezuniyet için 240 kredi gerekiyor. Benim 255 kredim var. Bunu da ekstradan aldığım seçmelilere borçluyum. Evet, ben mezun oldum. Vatana millete hayırlı olsun.

Halkı selamlayarak bitiriyorum.

Yazdığım uzun yazılardan birisi oldu bu farkındayım. Hepsini okuyana da helal olsun 🙂 Yorum olarak hepsini okudum yazan ilk beş kişiye Proofhead My Resort kupası vereceğim. Buraya kadar sıkılmadan okuyan eşe dosta okura sonsuz teşekkürler.

EKLEME: Facebook’tan da sevincime ortak olan herkese teşekkürler.

Herkes sağolsun varolsun

İtalyan Yemekleri Üzerine Bir Yazı – 1

İtalya’ya gelmeden önce başta Akif Hoca olmak üzere pek çok kişiden İtalyan mutfağına dair övgülü sözler duymuştum. Aynı şekilde başta Özlem Hoca olmak üzere az sayıdaki kişiyle de konuşunca tamamen tırt bir mutfak olduğuna dair fikirler edinmiştim. İtalya’da kaldığım sürece yiyip içtiklerimi not tutacağım ve elimden geldiğince sizi fikir sahibi yapmaya çalışacağım.

İlk gün otele yerleştikten sonra açlık epey bastırdı. Dışarı çıktım amacım bir büfe, bir market vs bulmaktı. Önce bir büfe benzeri ama sadece gazete ve su satan bir yerden su aldım. Lan su istedim herif bana asidi kaçmış maden suyu gibi bir su verdi. Yani açınca tısladı falan. Meğer bu sofra suyu ile kaynak suyu ayırımı burada çok ciddi imiş. Her neyse, önce birkaç restoran yazan yerin fiyat tabelalarına baktım. Bunların kalın olacakları belliydi. En azından ilk günden gerek yok dedim. Sonra yemişken iyi bir yerde yerim diyerek buraları pas geçtim. Bir de sıkıntım: Pancet. Yani domuz. Bizdeki ekmek arası döner olayı gibi burada da salam veriyorlar. Adamın birine yaklaştım “Is it pork or kind of it?” dedim. Bana supreno, probobilo gibi bir şeyler söyledi. Sonra “Pancet” dedim. Aahh, si si dedi. Ben de hadi si ordan dedim 🙂 Demedim lan şaka yaptım, ayıp olur.

Bana bunu kim söylemişti bilmiyorum ama birisi bir zamanlar “McDonald’s, Burger King falan olmasa inan Asya’da, Avrupa’da aç kalırsın” demişti. Hakikaten doğruymuş. Sonuç olarak bu hayvandan iğreniyorum.

Her neyse, gittim Mc Donald’s’tan Big King Menü yedim. Fiyatı 6.90 Euro. Yalnız burada bu herifler her şeye para alıyor. Ketçap ve mayonez her biri 0,20 Euro. Tadı da bildiğin Mc Donald’s.

İlk yemeğimi böylece yedikten sonra Luisa’nın gün içerisinde bana o inanılmaz İtalyan aksanlı İngilizcesi ile söylediği saat olan 20.00’de aşağı indim. Dediğim gibi aksandan dolayı sadece saat 20.00 ve lobiyi anlayabildim. Ne olacak acaba, diye aşağı indiğimde katılımcıların bazıları da gelmişti. Hemen mutfağa geçtik ve akşam yemeği faslı başladı. Hâlbuki daha birkaç saat önce hamburger yemiştim ben. Neyse.

Önce pasta diyerekten önümüze bir tür domates soslu makarnayı getirdiler. Masada rendelenmiş peynir duruyordu tıpkı tuz gibiydi. Makarnayı önce bu peyniri dökmeden yedim, tadı güzeldi. Ama peyniri dökünce tadı acayip bozuldu. Doğru dürüst yiyemedim. Makarna faslı bitince bu sefer deniz ürünleri faslı başladı.

Marul ile Arapların “Reyhaaan” dedikleri bir şeyi salata yapıp getirdiler. Ben bir şey diyemeden hemen bir tanesi zeytinyağı ile sirkeyi döktü üzerine. Tadına baktım, fena değildi. Daha sonra sofraya kalamar, bir tür balık (sapsarı), ıstakoz, karides’ten oluşan kocaman bir tabak geldi önümüze. Bunların hiçbirini ne yalan söyleyeyim yememiştim daha önce. Her birinden önce limonsuz, sonra da limonlayarak tattım. Kalamar limonsuz güzeldi. Limonla daha da güzel oldu. O sapsarı balık limonsuz iğrenç tattı. Tadını şöyle tarif edebilirim, nalburdan şu küçük çivilerden, yeni olanlarından, bir avuç alıp ağzınıza atın. Alacağınız metalik tat muhtemelen bu balığınki ile aynı olacaktır. Limon dökünce de aynı tadın limonlusunu alacaksınız. Daha sonra karidesi tattım. Tadı ilk başta kötü gelmedi.  Sonradan bunu da sevemedim. Iskatozdan da bir parça aldım. Bu da sarmadı. Bunun tadı güzeldi gerçi ama yemesi zahmetliydi.

Yanımda Filistinli bir profesör vardı. Adam o az önce bahsettiğim koca tabağın neredeyse tamamını yedi. Bu arada şu ana kadar gördüğüm katılımcıların tamamı Müslüman ülkelerden geliyor. Acayip seçiciler. Sürekli “halal, halal?” diye soruyorlar.

İkinci günün sabahında “kahvaltı” dedikleri olay için aşağı indim otelin salonuna. Yiyim böyle kahvaltıyı sevgili okur. Etimek’i, bildiğimiz Etimek’i alıyorlar, üzerine tereyağı ile reçel sürüp yiyorlar. Aha kahvaltı. Dolayısı ile yalan oldu bu da.

Öğle yemeğinden önce kahve arasında o ana kadar İtalya’da yediğim en lezzetli şeyleri yedim. Bizdeki eklerin karşılığı olan bu küçük pastacıkların üzerine bir şekilde mandalina, limon ve ananas monte etmişler. Çok başarılı idi. Bu arada bu konuyu birkaç sene önce Yusuf Hoca ile konuşmuştuk. Burada adam gibi içme suyu yok lan. Yani suları gazları. Gazsız olanların da tadı bir yumuşak içilemiyor. Bizde sular “natural spring water”, oysa bunlarda “natural mineral water”. Bizdeki sulara sadece fiziksel arıtma yaptığımızı, kimyasal bir şey eklemediğimizi anlattım.

pazartesi öğle yemeği

Öğle yemeğini iple çekiyordum. Önüme şöyle güzel bir İtalyan yemeği koyarlar diye umut ediyordum. Ama yine olmadı. Yani bu İtalyanlar’ın muhtemelen pizza hariç tüm yemekleri kolaylıkla hazırlanabilen, makarnadır, salatadır, balıktır hep o tip şeyler. Neyse, buradaki Coca Cola’lar bizdeki Pepsi’nin tadı ile aynı. Şekerli. Öğlen yemeğinin ana yemeği peynirle pişmiş olan pirinçti. Pirinçler sararmıştı. Patates de vardı ve ikisi de lezzetliydi. Dediğim gibi yine salata vardı. Çeri domates, yeşil ve siyah domates ve küçük turplar vardı sofrada. Çok fazla domates yiyorlar. Domatesleri üç tür: Yeşil, kırmızı ve siyah. Siyah olan bu adanın özel bir ürünüymüş. Tadı da çok iyi. Ve peynir. Bir Karslı olarak peynirsiz sofraya oturmadığımdan bu adamların da peynir olayını çok beğendim. En aşağı 4 çeşit peynirleri var.  Rengi en sarı olan en yağlı ve lezzetli olandı. Bizdeki kaşara benzeyen de çok iyi. Bir de normal beyaz peynir var. Bu öğle yemeğine bir noktadan sonra sadece peynir ile devam ettim.

Pazartesi akşamı yine makarna vardı. Makarnanın içine peynir doldurmuşlar. Hiç sevmedim. İnan hele domates sosuyla falan hiç sevemedim. Salata yedim bol bol.

2. gün öğle yemeği

salı öğle yemeği

Salı günü yediğim öğle yemeği çok başarılıydı. Gerçekten çok iyiydi. Bizdeki midyeyi kabuklarıyla birlikte mercimeğin içinde pişirmişler. Tadı süper. Ama elbette kabukları yemekten ayırmanız lazım. Yumurta, bezelye ve peynir ile baklava şeklinde ama daha ince olarak hazırlanan kek kıvamında atıştırmalıklar vardı. Bunlar mükemmeldi işte. Harikaydılar. Yine bol salata, domates aldık. Çok iyi bir öğle yemeğiydi gerçekten İtalya’ya geldiğimden beri yediğim komple olarak en güzel yemekti bu.

Salı günü akşamında ise bu sefer sebzeli makarna vardı. Heriflerin makarnaya olan bağımlığına deli oluyorum lan. Yedim bunu da. Ama hakkını vereyim çok iyiydi. Galiba bu da şu ana kadar yediğim en güzel makarna oldu. Herkes de aynı şeyi söyledi. Sonra da tavuk budu geldi. Annemin birazcık yaktığı tavuklar gibi tadıyordu. Ama lezzetliydi.

3. gün öğle yemeği

çarşamba öğle yemeği

Çarşamba günü öğle yemeğinde nihayet pizza yedim. Peynirli, domatesli ve İtalyanca adını bilmediğim bir şeyli bu pizza müthiş lezzetliydi. Çok iyiydi, harikaydı. Alper olsa bahse varım en az 10 çeyrek yerdi. Pizzanın yanında bu sefer bir değişiklik (!) yapıp makarna, peynir, salata ve domates vardı. Adamlar peynire bal döküp yiyorlar çok garip. Bir tür garip sebzeli, patatesli ve peynirli olmak üzere üç tür börek vardı. Patatesli hariç hiçbiri beş para etmezdi. Allahtan pizzadan üç dilim aldım da aç kalmadım. Adamlara yazık diyorum cidden. Bildiğin abur cuburla, ıvır zıvırla besleniyorlar. Dört gündür buradayım, bir yudum çorba içemedim lan. Şöyle süper bir kavurma olsa, şehriyeli pilav olsa, ah ulan ah…

Yazının devamı için tıklayınız.

Proofhead İtalya’da! – 3. Gün

Sardinya Bölgesi'nin bayrağı

Birkaç günlük de olsa insan özlüyor lan sevdiklerini. Buraya diğer ülkelerden gelenlere bakıyorum, inceliyorum. Benim de içinde olduğum bir grup sürekli konuşma, paylaşma ve ülkesini anlatma halinde. Ama birkaç kişi de var ki bunlar hep sessiz. Fotoğraf çekmiyorlar ve samimi olmuyorlar. Ama ben bugün hepsinin maskesini indirip özlerine indim sevgili okur. Ermenistanlı ile bile arkadaş oldum, samimi oldum. Bugün Bosnalı kızın biraz Rusça bildiğini öğrendim. Ermenistanlı da biliyordu. Lan böylece ortada başkalarıyla ortak bir konuşamayan bir ben kaldım. Bildiğin başımda anten, popomda kuyruk uzaylı oldum burada. İyi ki İngilizce var. Ermeni ile konuşmayı dedim bugün. Sonra birden kaptırdık. Türkçe’deki ve Ermenice’deki benzer kelimeleri bulmaya çalıştık. Epey samimi olduk adamla. Oranın Enerji Bakanlığı’nda bir tür müdürmüş.

İtalyanlar çok konuşuyorlar. Tekerleme gibi geliyor söyledikleri. Otelde bir İtalyan teyze var. Tek kelime anlaşamıyoruz ama beni her gördüğünde gülüyor, gözlerini kırpıştırıyor. Faslılar da çok şakacı, sürekli kralları ile ilgili fıkralar anlatıyorlar.

Lavabolarda tıpa var. Halen önce lavaboyu suyla doldurup sonra elini yüzünü yıkayanlar varmış. Klozetlerde musluk yok. Ama yeteri kadar tuvalet kağıdı var. İlle de su isteyenler için klozetin yanında klozete benzer bir şey var bir tür lavabo ama klozet seviyesinde. Artık gerisi hayal gücünüze kalmış. Bizdeki gibi yuvarlak prizler yok. Bizdeki iki bacaklı düz fişlerin üç bacaklısını kullanıyorlar. Ortadaki topraklama için.

Ekspresso adındaki zehiri ve meyve suyu içerek geçiyor kahve araları. Bosnalı kızla muhabbet ediyoruz. Faslı profesörle ve İtalyan Massimo ile konuşuyorum. Dediğim gibi kahve çok acı, dolayısı ile adamı zıplatıyor, uyandırıyor. Zaten küçücük bir bardağa yarısına kadar dolduruyorlar. Bu eğitim merkezinin bahçesi cidden güzel sevgili okur. Şimdi bu bahçe bizim orada olsa mesela Volkan şu bankta oturur sigara içemez, Sercan şu kaydırağa benzeyen şeyden kaymaya çalışır, Merve oradaki çiçeklerin yanında seksek oynar, Alper’le Turgut da şu ağaca çıkmaya çalışırdı. Ben de merdivenin başında mangal yapardım.

Bugün Turgay’la Yağızkaan’ın İzmir’deki konserden fotolarını gördüm. Önder, Hail Ceylan ve Ufuk’u da katarak ve unuttuklarıma da, hepsine selam yolluyorum Cagliari’den. Özellikle Togay’ın Sabhankra tişörtü giydiği fotoğraf çok duygulandırdı.

Araplar bana sık sık Gümüş dizisini soruyorlar. Kıvanç Tatlıtuğ demeye çalışıyorlar. Aksi gibi ben de bu dizi hakkında tek kelime bilmiyorum. Araplar, Türk dizilerini kendilerine daha yakın buluyorlarmış.

Bu arada bugün Antonio Zukka’nın sunumu vardı. Süper geçti. Meğer bizim Zukka, Sardunya’da kendi alanında iyi bilinen biriymiş. Adam sınıfa gelince sınıftaki İtalyanlar bir heyecanlandılar falan. Zukka, diğerleri gibi oturmayı bırakıp ayağa kalktı ve sınıfı dolaştı. Dolayısı ile herkesi ayık tuttu.

Kahve arasında benden kahve falı bakmamı istediler. Ben de bu Türk kahvesi değil, olmaz dedim. Laf aramızda Türk kahvesi olsaydı da bakamazdım zaten.

Dersler bitince yine otele döndük. Hemen hazırlanıp dışarı çıktık. Tunuslu kadın, Mısırlı ve Bosnalı kızlar, ben, Ermenistanlı amca ve Faslı profesörden oluşan bir ekiple önce otobüse binebilmek için bilet aldık. Burada biletler saatlik. Biz iki saatlik bilet için 2 Euro ödedik. Ama gideceğimiz yer 15 dakika uzaklıktaydı. Neyse, yolda epey sıkıntı oldu. Sakat bir yere geldik. Köprü yakınlarında bir yerlerdi ve hayat kadınları bekleşiyordu. Araplar hemen çekindiler falan 🙂 Neyse en nihayetinde gitmeye çalıştığımız süpermarkete gittik.

Sistem, tarz aynı bizim Eskişehir’deki Neo Alışveriş Merkezi. İçeride Carrefour değil ama bir İtalyan süpermarketi var. Dışarıda da mağazalar yer alıyor.

Akif Hoca’ya 2 şişe şarap bir şişe kampari aldım. Bizim çocuklara romlu çikolata aldım. Gene bir tür İtalyan çikolatası aldım. Akif Hoca’nın paradan biraz arttı. Geri vermeyeceğim 🙂 Ona sevindim dönerken de 🙂

Neyse döndük, yine akşam yemeğini yedik ve doğruca odama çıktım bu yazıyı yazabilmek için. İtalyan yemekleri hakkında yazdığım yazının ilk kısmını yarın yayınlıyorum.

Hepinizi seviyorum.

Ciao.

Proofhead İtalya’da! – 2. Gün

Geçen seneki filmin aynısı oynuyor sevgili okur.

Sabah 7’de lobiden biri arayıp İtalyanca bir şeyler söyledi. Bir şey anlamayıp kapattım. Saat 7.30’da kalkıp aşağı inmek için hazırlandım. Saat 8.00 gibi aşağı indim. Hemen kahvaltıya geçtim. Dün tanıştığım Araplar çoktan yapmıştı kahvaltılarını. Ben de hemen kahvaltı dedikleri şeyi yedim. Sonra lobiye geçip internete girdim. Bugünkü tüm katılımcıları gördüm sevgili okur. Ermenistanlı bir amca ve Bosnalı bir kız haricinde herkes Arapça konuşuyor. Kendi aralarında anlaşabiliyorlar, sonra da benim anlamam için İngilizceye çeviriyor biri. Ben Fas’tan gelenlerle kanka oldum. Mısırlılarla aram iyi, Bosnalı hatunla konuşuyoruz sürekli. İyi yani iletişimim herkesle. Filistinli bir de profesör var. Çok yemek yiyor ve çok komik biri.

Saat 9.30’da Mercedes Vito marka iki araç ile bizi iki grup olarak kursun yapılacağı yere götürdüler. Yolculuk 15 dakika sürdü. Burası bizdeki Halk Eğitim Merkezi türü bir yer. Koridorları tamamen cam, böylelikle dışarıdaki güzel bahçeyi görebiliyorsunuz.

Geçen sene bizi okulda yapılan workshop’tan tanıdık yüzler gördüm. Alper hemen hatırlacaktır Bevelaqua, Zukko ve o karizmatik sesli adamı. Tarzları hep aynı sevgili okur: İnişsiz çıkışsız dümdüz ninni gibi bir ses tonu ve İtalyan aksanlı bir İngilizce. (Örnek sözcükler: in respekto, importante, stoppa, depositov, pozişon, opiynon, posible, espiloreyşın, diskripşone, formeşion, posibo, olzo.) Work-shop’un programını da verdiler. Bu programa göre her gün sabah 9.00 akşam 17.00 buradayız. Hep beraber konuşup bir öğleden sonra bize ekstra zaman vermelerini istemeye karar verdik. Kursu alan 30 kişi var. Bunların 11 tanesi yurtdışından kalanlar İtalyan. Yeri gelmişken yazayım; bir kişi Ermenistan’dan, bir kişi Filistin’den, bir kişi Bosna Hersek’ten, iki kişi Mısır’dan, bir kişi Nijerya’dan, iki kişi Tunus’tan, iki kişi Fas’tan gelmiş. Burada yaşça en küçük benim. Diğerleri hep amca, abi, teyze ve abla. Bu arada Faslılar bizim Akif Hoca’yı sordular. Unutamamışlar.

Burada hep yağdığı söylenen yağmurla bugün tanıştık. Öğle arasında çılgınlar gibi yağmur yağdı. Muhtemelen bu adadaki en iyi İngilizce konuşan adamla tanıştım bugün kursta. Adam da beni İtalyan sandı. İtalyanca bir şey sordu. Öyle başladık konuşmaya. Lan bildiğin samimi olduk, mis gibi sohbet ettik. Adı da Massimo. Bir bu adam ve lobideki hatunun söyledikleri kusursuz geliyor. Gerisi hep İtalyan aksanı. Massimo ile ülkesindeki durumu konuştuk. Çevre cezaları durumu Türkiye ile aynı. Bunların yaklaşımı da “iyi bir adam”, “çocukları var okuyor yazıktır”, “şimdi buraya ceza yazsak insanlar işsiz kalacak” şeklindeymiş. Bu sebepten dolayı olması gereken sistemin cezaların düşük ama kati suretle yazıldığı şeklinde olması gerektiğini söyledi. Bu arada bizim okula helal olsun. Bizim bölüme helal olsun. Valla çok iyi öğrenmişiz BREF, BAT, EIA gibi terimleri. İtalyanların bir kısmı ile Araplar konuya çok uzak. Adam bir ders çevresel etki değerlendirmesini anlattı.

Mısırlılar demiştim. Bir tanesiyle konuştuk epey. Adam Arapça gibi konuşuyor. Mesela “thirty”i garibim “terrdie” diye telaffuz ediyor. Dolayıs ile adama hep evet hayır soruları sordum. Bu arada Mısırlılar Fatih Sultan Mehmet’e “Muhammad Fetih” diyorlar. Filistinli bana Tayyip Erdoğan’ın ülkelerinde çok sevildiğini söylediler. “He is kind of a model” dedi. Ben de “what kind of model?” dedim.

Bu arada Ermenistanlı kimse ile konuşmuyor. Öğlen yemeği civarında hemen herkesle samimi oldum sayılır bu herif hariç. Ve şunu da fark ettim ki burada bir günlük kirli sakal çok moda.

Öğle yemeğini detaylı anlatmıyorum zira başlı başına İtalyan yemekleri ile ilgili bir yazı yazacağım.

Bevilaqua, bu kursun final sınavını İtalyan stili değil, uluslar arası stilde yapacağını söyleyince İtalyan öğrenciler çok üzüldü. İtalyan stilinde tek tip soru kağıdı oluyormuş ve kopya çekmek serbestmiş. Ama uluslar arası stilde kopya yasak ve birkaç tip soru grubu varmış. Bizdeki sistem yani.

Akşam saat 18.00 gibi dersler bitti ve bizi yine otele getirdiler. Dünden farklı olarak bu sefer organize olup yemeğe kadar olan vaktimizi gezerek geçirdik. Çok fazla yere gittik lan. Çok fotoğraf çektim. Video çektim deli gibi. Tüm pazar yerlerini gözümde işaretledim.

Bu adada çok fazla zenci var. Hepsi Afrikalı ve hiçbiri sağlam ayakkabı gibi durmuyor. Her yerde bu adamlar. Dönercideler (evet Hindistanlılar döner satıyor), pizzacıdalar, tezgahtarlar, her yerdeler.

Arkadamki kalenin giriş yapısı

Burada bir de çok iyi korunmuş bir kale yapısı var. Zenginler bunun içindeki sokaklarda yaşıyorlar. Eski bir kilisede bir de ayin gördük. Ayin mi desem, dans mı desem artık bilemedim. Epey gezdik içinde. İtalyan gençleri aynı bizim gençler. Aşırı yakışıklı ve aşırı güzel hepsi. Cep telefonundan şarkı dinliyorlar.

Otele geri dönüp akşam yemeğini yedik. Ve sonra lobide sağolsunlar beni seven eş dostla görüştüm facebook’tan. Şimdi odamdayım ve yatacağım. İkinci günüm de böylece bitti.

DÜZELTME: Dünkü yazımda unuttuğum birkaç kısım var. İlki Atatürk havaalanında son noktada iken annemle ve Merve ile görüştüm ve Sercan da aradı onunla da görüştüm. İtalya’dayken de herkesi aradım ama önce kimseye ulaşamadım. Sonra yine Merve’yi aradım ve ulaştım. Daha sonra annemleri arayabildim.

NOT: Burada internet çok yavaş olduğundan işlerimi hızlıca yapmak zorundayım. Dolayısı ile çok fotoğraf ekleyemiyorum yazılarıma. Türkiye’ye gelince hepsini yeniden düzenleyip çektiğim tüm videoları da yayınlayacağım.

Proofhead İtalya’da! – 1. Gün

İtalya yolculuğumun ilk kısmı Türkiye’den evimden ayrılıp Roma’ya kadar geçen kısımdan oluşuyor.

Geçtiğimiz cuma günü saat sabah 11.00’de İsmail Ayaz ile yola çıktım. Sözde VIP koltuk olduğu için 38 liralık evlat acısı bir bilet parası ödedim. Yolda can sıkıntısı ve tam beş buçuk saat süren yolculuktan dolayı 4 film izledim. Kimisinin ortasında kapandı, kimisini dönüşümlü izledim falan. Ama Oxford Murders ve Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı filmi çok iyiydi.

Otobüste başıma bir de ilginç bir olay geldi. İzmit’ten otobüse orta yaşlı bir adam bindi. Adam bana o kadar tanıdık geldi ki ama bir türlü çıkaramadım kim olduğunu. Sonradan aklıma biri geldi ama emin olamadım. Otobüsten inince dayanamadım sordum ve haklı çıktım. Adam yani Ertunç dayı, aslında annemin öz dayısı çıktı 🙂

Esenler’de bir süre bekledim ve halamın eşi Nurettin Amcam beni almaya geldi. Halamlara geçtik. Burada o gece ve cumartesi gecesi kalıp dinledim. Pazar sabahı saat 06.30’da evden çıktık. Saat 07.00 gibi havaalanına geldik. Burada havaalanında çalışan bir akrabamız ile içeri girdim. Ne yapacağımı bilmiyordum açıkçası. Önce sorup soruşturup THY’de check-in denen işlemi yaptım. Burada valizimi verdim ve Cagliari’ye bağlantılı uçuşum işlendi valizin üzerine. Adam bana artık valizle uğraşmama gerek kalmadığını söyledi.

Bu işlemde internet biletimi yazdırdım. Daha sonra yurtdışına çıkarken ödenen 15 liralık harç parasını ödedim. Daha sonra artık kapılara giden gidişe yaklaşırken birden müthiş bir şey fark ettim! Biletin üzerinde kalkış saati olarak 07.20 yazıyordu ama saat 07.40 civarındaydı. O an başımdan aşağıya kaynar sular döküldü uçağı kaçırdım diye. Sonra orada gişedeki memura sorunca “Hayır, o saat gittiğiniz yerin saatine göre, bu uçak 08.20’de kalkacak” dedi. Lan nasıl rahatladım anlatamam. Neyse epey bir yürüyüp çıkış yapacağım kapının önüne gelince acayip bir kuyruk gördüm. Neyse üstümüzü başımızı çıkardık, aradılar falan. Daha sonra dış kapıya geldim. Tam bileti verdim dışarı çıkacakken bizi uçağa götürecek olan otobüs dolduğu için ikinci otobüsü beklemem gerektiğini söyledi görevli. Neyse bir süre sonra otobüs geldi bindim ve uçağın yanına gittik. Uçağa bindim. Bir de baktım ki tüm uçak Japon! Lan nasıl iş anlamadım. Koltuğum koridor tarafındaydı.

En nihayetinde uçak süper bir kalkış yaparak havalandı sevgili okur. Yolculuğum çok sessiz geçti. Kimse ile konuşmadım. Hostesle biraz konuştuk sadece. Bu arada buradan tüm THY aşçılarına özellikle de arkadaşım Sevinç’e bir selam yollayayım, uçakta kahvaltı olarak verdikleri menü süper sevgili okur. Lan habire yedim içtim. Bir mantarlı yumurta vardı öff süperdi 🙂

Uçak artık Roma’ya geldiğinde kemerimizi falan bağladık inişe başladık. İndik indik indik en son yere konduk. Sonra en az (bak yemin ediyorum en az) 10 dakika pilot uçağı yerde sürdü. Gittik gittik gittik ve nihayet durduk bir yerde.

Hemen atladım doğru pasaport geçişine gittim. Adam yeşil pasaportumu aldı, suratıma baktı. Mührü bastı geçti. Daha sonra sıra biletimi almaya gelmişti. Alitalia isimli hava yolu şirketinin yeşil amblemini nerede görsem gittim yardım istedim lan. Ama kimse doğru dürüst İngilizce bilmiyor. En son bir kız buldum hem çok güzel hem de çok iyi İngilizce konuşuyor. Onun yardımıyla gittim Terminal 1’i ve gişeyi buldum, yazdırdım bileti. Burada bana sordu memur “cam mı koridor mu abi” diye. Dedim “Cam ver güzelim.

O güzel kız da sağolsun cam kenarı verdi. Daha sonra hızla kontrolden geçip uçağın kalkacağı kapıya gidip yine 2 saat bekledim. Bu esnada tanıdık gelen tek şey bir büfede çalan Sad But True oldu. İki saat sonra kapıyı açtılar ve yavaş yavaş almaya başladılar bizi. Lan şansıma yine tam bana geldi kadın “prego, mrego, osso, üsso” bişeyler dedi. Ben de “English please” dedim. O da “Please wait” dedi. Yani yine beklemeye başladım. Bir 10 dakika kadar bekledim ve otobüs yine geldi. Bu anda bendeki “küçük kızların bana kitlenerek bakması” özelliğimin uluslar arası olduğunu gördüm. Üzüldüm kendime.

Bu arada Roma’da cep telefonumu açınca Turkcell’den mesaj geldi. Ücretsiz arayın açalım yurtdışı aramalara diye. Aradım ben de. Açtırdım. Tarife çok basit. Eğer Türkiye’yi ararsan dakikası 1 lira. Seni Türkiye’den ararsalar arayana dakikası 1 lira yazıyor, sana da arama başına 1 lira yazıyor. Ama olsun, annemi aradım. Dayım da beni aradı. Görüştüm süper oldu.

İtalya’da Roma’dan kalkıp Cagliari’ye gelen uçakta yerim arkalardaydı sevgili okur. Cam kenarı olması süper oldu. Tam kalkış anında video çektim. Süper fotoğraflar çektim.

Bu uçakta inerken basınç kötü etkiledi ve sol kulağım ağrıdı. Halen ufak ufak ağrıyor. Bu arada iki uçak yolculuğum boyunca da aralıksız Sabhankra dinledim.

Uçak nihayet Cagliari’ye indi. Ama uçağın kapısını açmadılar. Bir süre bekledik. Önce İtalyanca sonra da İngilizce olduğunu iddia ettikleri bir dilde bir şeyler dediler. Lan İngilizceyi çok hızlı ve çok bozuk konuşuyorlar, bir halt anlamadım. Tam o anda arkamdan “hay ulan lan hadi be” diye bir ses duyunca hemen döndüm. Baktım adama, Abi Türk müsün, diye sordum. Evet kardeşim, dedi. Sonra uçağın kapısı açılana kadar konuştuk. Bunlar iki arkadaş, başka bir için gelmişler. Neyse vedalaştık. Havaalanına girdim. Baktım valizler geliyor. Bekledim, bekledim benim ki gelmedi. Sonradan dank etti, o iki Türk’ten biri dedi, senin uçuşun uluslar arası olduğu için git o bölümden bak diye. Neyse o bölüme gittim. Oradaki yine İngilizce bilmeyen adam İstanbul dedim. Haa, Stanbule, Stanbule dedi ve bir düğmeye bastı. Benim valiz çıktı geldi önüme.

Hemen aldım valizi, doğru dışarı çıktım. Orada elinde “Forgea International” yazan bir adam, Mr. Cario, beni bekliyordu. Kısaca selamlaştık. Hemen arabaya gittik. Bindim arabaya. Hareket ettik. Yolda çok az konuştuk. Otelin önüne geldik, hemen ayrıldı.

Otel burası

Otele girdim, resepsiyona yaklaştım. Dedim ben misafiriyim Forgea’nın. Orada duran sarışın mükemmel hatun, güldü falan sonra çıkardı 210 numaralı odayı verdi.

Odaya çıktım, oda sade ama güzel döşenmiş. Tek kişi kalacağım odada çift kişilik bir yatak, kitaplık, çalışma masası, uydu alıcı, dolap, bol bol çekmece falan var. Fena değil yani.

Oda da biraz durduktan sonra Luisa ki kendisi bu sistemin organizatörüdür, o aradı aşağı lobiden. İndim aşağı. Tuncay Hoca’mın hediyesini ilettim. Aldı, açtı baktı. İtalyanca bir şeyler konuştular resepsiyondaki hatunla. Beğendi galiba. Sonra facebook’a girip Alperler’le konuştum. Özledim hepsini.

Daha sonra dışarı çıktım. Cagliari’yi hızlıca üstünkörü olarak dolaştım ve buranın Akif Hoca’nın ben giderken tarif ettiği yer olmadığını gördüm. Her şey çok pahalıydı lan.

Yani şaraplar falan pahalı, market göremedim hiç. Pizzacıları gözüm kesmedi ilk etapta ben de kalktım Mc Donald’s’a gideyim dedim bari ilk günlük. Lan McKing menü aldım 7 Euro!

Bu arada burada çok fazla zenci var. Yani her yerde var. Garip.

Bu faslı da halledip az önce otele döndüm. Oturup bu yazıyı yazdım. Şu an lobideyim. Mümkün olduğunca her günü bu şekilde anlatacağım. Çektiğim fotoları da yazıya eklemek sıkıntı olabileceğinden şimdilik facebook hesabıma yükleyeceğim. Eve dönünce sadece video ve fotoğraftan oluşan bir post daha hazırlayacağım.

Hepinizi seviyorum. Bu arada poofhead.net yazınca İtalya’da açılıyor lan 🙂

İtalya’ya Gidiyorum!

İtalya - Cagliari

Pek çok yakın arkadaşımın bir süredir bildiği üzere önümüzdeki pazar günü İtalya‘ya gidiyorum sevgili okur.

Geçtiğimiz yaz Volkan, Alper ve benim başvurduğumuz bir eğitim vardı İtalya’da. Daha önce bizim okulda 3 günlük bir eğitim veren Forgea International isimli kuruluşun düzenlediği bir eğitimdi bu. Katı Atık Yönetimi konusunda çeşitli başlıkları içeriyor eğitim. Şans mı dersin, yazdan beri yolunda gitmeyen işlerimin karşılığında bir ödül mü dersin ne dersin bilemem, bu eğitime ben seçilmişim.

Detaylar kesinleşinceye kadar kimseye bahsetmedim. Ama işte nihayet herşey tamamıyla belli olunca ben de yazayım dedim. Daha biletim iki gün önce geldi. Yani inan son dakikaya kadar ne olacağını ben de kestiremiyordum.

Eğitim çok uzun değil, bir hafta sürecek. İtalya’nın Sardinya Özerk Bölgesi‘nin başkenti Cagliari‘de küçük bir kasabada olacak. Şansıma aynı yere daha önce bizim Akif Hoca ile Özlem Hoca da gitmişler. Onlardan epey tavsiye aldım.

Yeşil olan yer Cagliari

Yeşil olan yer Cagliari

Pazar günü THY ile Roma‘ya gidiyorum. Oradan da aktarma ile Cagliari’de ilginç bir şekilde adı Elmas olan havaalanına iniyorum. Bu gittiğim bölgede İngilizce bilen insan sayısı azmış diyor Akif Hoca. Dolayısı ile ben de bir Pratik İtalyanca Konuşma Klavuzu aldım.

Gerginim biraz ne yalan söyleyeyim. İlk defa yurtdışına çıkıyor olmamın gerginliği bu elbette. Öyle görünüyor ki bir sonraki yazımı İtalya’dan yazacağım sevgili okur.

Gideceğim yer olan Cagliari hakkında elbette biraz araştırma yaptım. Şu aşağıdaki iki link epey faydalı oldu.

Cagliari’de şu otelde kalacağım. Küçük sevimli bir yere benziyor. Orada günlük olarak yaptıklarımı yazacağım. İnternet bağlantısı bulabileceğimi düşünüyorum. Hepinizi öpüyorum 🙂

Okulun İlk Günü

24 yaşında bir adam olarak hala böyle bir başlık atıp böyle bir yazı yazabildiğime inanamıyorum. Evet, bugün okuldaki uzatmalı dönemimin ilk günüydü sevgili okur. Sabah erkenden kalkıp Yunusemre Kampüsü‘ne Fen Bilimleri Enstitüsüne gittim Özel Öğrencilik başvurusu için. Şartları falan öğrendim. Yarın gidip başvurumu tamamlayacağım. Enstitüden sonra Erdem Hoca ile Orkun Hoca‘nın mekanına uğradım. Erdem Hocam vardı bir tek. Onunla lafladık ayak üstü. Sonra ayrıldım.

Serkan'ın paint çalışması

Oradan da İki Eylül Kampüsü‘ne Alper‘in yanına geçtim. Serdar Hoca‘ya borcum olan 20 lirayı verdim. Kendisine yine Çin’den bir takım IPOD ıvır zıvırı sipariş ettirmiştim. Daha sonra gidip yıllığımı aldım. Ancak yıllığın üzerinde resmim basılı plaketin yamuk yumuk olduğunu gördüm. Saat zaten öğlene yakın olduğu için kısa bir süre sonra yemeğe çıktık. Yemekte çıtır mezgit vardı da pek iştahla yiyemedim doğrusu. Yemekten sonra Arzu Hoca‘yı bulmak üzere bölüme döndüm. Bu esnada tüm hocalarımla hasret giderdim iyi oldu.

Arzu Hoca ile de konuştum. Yarın ders programımı götüreceğim böylelikle çalışma saatlerimi ayarlayacağız.

Akşam saat 17.30’a kadar öğrenci işlerinden öğrenci belgesi alabilmek için bekledim sevgili okur.  Bu sürenin bir kısmında bana Volkan eşlik etti. Yalnız kaldığım zamanda da oturup staj raporumu yazmaya devam ettim. Bu arada öğrenci kimliğime 5. bandrolümü de yapıştırdım bugün.

Bugünün belki de en rahatlatıcı anları okuldayken Akif Hoca‘nın odasında yaptığımız muhabbet oldu. Okuldan ayrıldıktan sonra Japon, Halil ve Volkan’la buluştum.

Eskişehir’in geceleri soğumaya başladı sevgili okur. Bu arada bu soğuk Eskişehir akşamlarında yürürken artık yeni bir eğlencem var: Çekirdek çitlemek! En az müzik dinlemek kadar keyif veriyor tavsiye ederim.

Eskiden okulun ilk günlerinde daha heyecanlı, daha coşkulu olurdum sevgili okur. Ancak bu sefer kendimi daha çok karamsar gördüm. Üzüldüm kendime. Bu arada kayıt sistemi arap saçına dönmüş, bugün mağdur olan bir sürü arkadaşımı gördüm. Üzüldüm.

Doğum Günü Süprizleri

Bu doğum günüm diğer doğum günlerime göre güzel geçti sevgili okur. Sağolsun tüm eş dost doğum günümü kutladı. Hepsine teker teker teşekkür ettim.

Doğum günümden bir gün önce Özgün‘le yaptığımız çalışmadan bir video veriyorum öncelikle. Bu henüz deneme aşamasında bir iş olduğu için çok iyi olmadığının farkındayım. Bize biraz zaman verin 🙂 Özgün’e buradan çok teşekkür ederim. Bu çalışmamızda Ağlatan Kafe üzerinde durduk biraz. Akordeonda Özgün, vurmalıda ben ve kamerada Aslan Abi, buyrun:

Bu güzel günümde Seval‘in beni çılgına çeviren armağanı In Flames‘in Come Clarity albümünün Limited Edition‘ı oldu. Zira bu albüm aynı zamanda bir bonus DVD hediyeli ve o DVD’de de grup tüm albümü baştan çalıyor. Mükemmel!

Come Clarity

Şüphesiz doğum günümün en inanılmazı da Akif Hoca‘mın değerli katkılarıyla edindiğim Pink Floyd – Dark Side Of The Moon 30th Year Anniversary Edition Vinyl‘i oldu. Pink Floyd’un en iyi albümünün plak olarak elimde olmasına halen inanamıyorum. İnanılmaz mutluyum sevgili okur. Üstelik özel bir basım olduğu için içerisinde bonus materyalleri de var. Aşağıda eklediğim fotoğrafın üzerine tıklayıp doya dya bakabilirsiniz kocaman haline 🙂

Dark Side Of The Moon Plak

Ve bugünün en güzel kısmı da Seval, Hatice, Özge, Ersil ve Aslan Abi’nin yaptığı süpriz doğum günü pastası oldu. Ulan acayip mutlu oldum sevgili okur. Bu kadar mutlu olacağımı ben hayatta düşünmezdim. Ama o kadar mutlu oldum yani. Sevallerde yedikten sonra şekerlemelerimizi, Aslan ve Ersil’le ayrıldık. Sonra gece oğlanlar laf maf atarlar diye durağa kadar bıraktılar sağolsunlar.

Bu doğum günüm de böylece bitti. Pink Floyd çok çok iyi oldu. Pink Floyd’a olan bu ilgimi hayatta iki kişiye borçluyum: Volkan Vardar ve Furkan Aktakka. Var olsun ikisi de. In Flames için de Serkan Afşar‘a selamlarımı iletiyorum. O anlar beni 🙂

Bundan önceki son 3 doğum günüm için yazdığım yazılar:
1. 2010 yılı yazısı
2. 2009 yılı yazısı
3. 2008 yılı yazısı (yayın tarihine bakmayın. Diğer blogdan aktardığım için öyle görünüyor)

Geçen Hafta Olan Bitenler

Hope To Find’la Stüdyo’ya Girdik!

İlerleyen yazılarda detaylı olarak anlatacağım AÜ Rock Konserleri Vol. I etkinliğini gerçekleştirdik pazar gecesi. Bundan da bir gece önce Hope To Find ile stüdyoya girdik. Sağolsun Erdem Hocamız davet etti. Muhtemelen hayatımızda en eğlendiğimiz stüdyolardan birisi olmuştur Volkan, Sercan ve benim için. City Soul ve Witness Of Happiness‘ı kaydedip kişisel arşivime koydum sevgili okur. Çok daha ünlü olduklarında muhakkak ki bir DVD çıkaracaklar ve stüdyo görüntülerini de koymak isteyecekler. İşte o zaman da ben çok acayip fiyatlardan vericem bu görüntüleri. Aynı şekilde albümlerini de imzalattım saklıyorum.

İş Görüşmesine Gittim

Aslında iş görüşmesi demek yanlış olur sevgili okur. Tanışmak diyelim hadi biz buna. Karşılıklı olarak çok olumlu bir görüşme oldu. ESÇEV isimli yeni bir çevre danışmanlık firmasını kuran ve ikisi bizim okuldan mezun 3 çevre mühendisi ile tanıştım. Bunlardan Tahir Bey, Akif Hoca‘nın yakın arkadaşıymış. Yasemin Hanım da Serdar Hoca‘mın dönem arkadaşıymış. Diğer çevre mühendisi Emre Beyi ise okulda yaptığımız etkinliklerden tanıyordum zaten. Dediğim gibi iş görüşmesinden ziyade bir sohbet tadında geçti bu görüşmemiz. Sağolsunlar ileriye dönük olarak bana çok fazla fikir ve tavisyelerde bulundular. Yakın zaman da yine gideceğim yanlarına.

Volkan’ın Bisikleti Çalındı!

Konserden bir önceki gece Hope To Find’ın stüdyosundan dönerken oldu bu olay. Sercanla ikisi eve döndüklerinde kilitin parçalanıp bisikletin çalındığını görmüşler. Polis çağırmışlar hemen. İfadeleri alınmış falan. Bisiklet Bianchi‘nin iyi modellerindendi ve emektar bir bisikletti. Polis Volkan’a bisikletin faturasını sormuş. Volkan da eski bisiklete, çok süre geçtiği için fatura yok demiş. Polisler de “o zaman bulsak da alamazsın” diyerek müjdeyi vermişler. Buradan sıradan bir vatandaş olarak eğer bir gün hırsızlık yaparsam eski görünen ve faturası olmayan malları çalmam gerektiğini de çıkarmış oldum.