Tag Archives: akif hoca

İlker’in Laboratuvarı

Japon dostum İlker‘in mekanına da gittim bugün sevgili okur. ÖSYM bürosunda işim vardı bugün. Ayıptır söylemesi ÜDS‘ye başvurdum. Başvuru ile ilgili detayları bir başka yazıda anlatacağım.

Saat 12’de Osmangazi Üniversitesi‘ne vardığımda ÖSYM bürosu kapandığından İlker’in yüksek lisansında çalıştığı yer olan Fen Edebiyat Fakültesi F5 bloğuna gittim. Bizimki sağolsun kapıda karşıladı beni. Yediğim iki doz morfinin etkisiyle ağzım yüzüm yamulsa da bir şekilde iletişim kurabildik 🙂 Şaka lan o kadar da yamulmadım. Bizim İlker malum organik kimyacı, kısa ziyaretim boyunca epey miktarda uçucu organik bileşiğe maruz kaldım. Oysa ki canım arkadaşım hergün bunları soluyor!

İlker’in laboratuvarı bir nevi cep laboratuvarı lan. Çok beğendim valla ne yalan söyleyeyim. Büyüklük olarak da Alper bilir, Akif Hoca‘nın mekanından az daha ufak. Tepeleme cam malzeme dolu. İlker’in yanında çalışan lisans öğrencileri de varmış. Onu öğrendim. Sonra da gittik öğle yemeği yedik. Villa diye bir yerde. İlker tabağını bitirdiğinde mesela ben daha yeni yarılamıştım sevgili okur. Performans düşüklüğünü görebiliyorsun demi 🙂

 

Olasılıksız

Neyse oradan gittik işlerimi hallettik. Sonra sağolsun benle birlikte geldi, bir de çıktı aldım oradaki bir yerden. Bir de otuzluk cetvel aldım. Neden yaptım bunu bilmiyorum. Dönerken de ilaçlarımı aldım. En son da dayanamadım oradaki bir kitapçıdan Olasılıksız‘ın çakmasını aldım. Böylelikle aylar önce Seval‘in aldığı bir diğer Adam Fewer eseri olan Empati‘nin yanında kardeşini eklemiş oldum.

Şanslıydım ki İlkerler’in fakültenin hemen arkasındaki duraktan doğruca bizim eve gelen 23 numaralı otobüs geçiyormuş. Sabah ki beklemelerimin acısını çıkarırcasına hemen geldi otobüs. Yaklaşık 1 saatlik bir yolculuktan sonra eve geldim.

Dişim hala sızlıyordu geldiğimde sevgili okur.

Katı Atık Projesi Bitti

Bugün teknik gezi sunumlarımızı yaptık ve bitti.

Fizibilite Raporu CDsi

Neredeyse dönemin başından beri hazırladığımız ve inanılmaz efor sarfettiğimiz “Kentsel Katı Atık Yakma Tesisi Fizibilite Raporu‘muz nihayet bitti. Bugün seminer salonunda yapılan teknik gezi sunumlarıyla da noktayı koyduk.

Projenin sonunda diyebilirim ki yakma tesisi meselesi çok zor mesele arkadaş! Her şey para! Allah’tan biz binaları falan biraz ucuza malettik de, giriş sermayemizi biraz az tutabildik. Üstünü de kredi çekip tamamladık.

Neyse şimdi projenin detaylarından bahsetmeyeceğim. Zaten kaç aydır bunaldım. Özellikle şu son 3 gündür uykunun haram olduğu, lan döner fırın ne kadardır diye düşünmekten kendimi alamadığım; lan cürufu napsak kime satsak diye türlü türlü yer aradığım; acaba ara depolamayı sponsor mu alıp yaptırsak diye işin çakallığına girmeye çalıştığım yetti.

Bugün yaptığımız teknik gezi sunumlarında da hocalarımız sağolsunlar çok beğenmişler. Bizim gruba Anadolu Üniversitesi kupası hediye ettiler. Özellikle yeni bir kupaya ihtiyacı olan Alper, bu tip hediyeleri seven Seval ve elimdeki kupaların sayısı artmaya başladıkça içimden lan acaba bi kupa koleksiyonu mu yapsam diye düşünen ben çok sevindik bu işe.

Sevgili okur çok sıkıntılı oldu. Alperde kalmam gerekti gecelerce. MSN’den yazıştık saatlerce. Belki de milyonlarca kere klavye tuşlarına bastık. Yanlışlar yaptık. Yeniden yazdık. Turgut yanlışlar yaptı, düzeltmek zorunda kaldık. Şebnem sorular sordu, Selma‘nın laptopunun monitörü bozuldu, Emre müdür oldu falan…

Bu proje boyunca setek veren herkese sunumlarda teşekkür edemedim burada teşekkür edeyim. Teknik gezi için bizimle Kocaeli’ye gelen değerli dostlarımız Cem ve Volkan‘a; mimari çizimleri yapan Didem‘e; Alper’le canım sıkıldığında patlat bi Witness diyerek tekrardan gazlanmamızı sağlayan Hope To Find‘a;  İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nden İsmail müdürümüze ve Halil Bey‘e; zırt pırt odasına gidip rahatsız ettiğimiz tüm hocalarımız özellikle de Aysun Hocamız, Ozan Hocamız, Akif Hocamız ve Zerrin Hocamıza ve elbette dersimizin hocasına büyük teşekkür ederiz.

Projedeki firmanın adı MORDOR olsun diye uğraştım olmadı. KATYAK oldu. Ben de bu ekinden bir tohum da olsa barındırsın diye nihai raporları bastığımız cd’nin sticker’ını Yüzüklerin Efendisi filminin bir ekstra dvd’sinin baskısı ile yaptım 🙂 Oh.

Paragöz(!) Organizasyon

Son sınıfın baskısını giderek hissetmeye başlıyorum. Bu sene hiç bitmeyecek gibi geliyor. Nasıl başarılı olacağım diye düşünüyorum.

Bugün Doğa ve Çevre Kulübü‘nün toplantısı vardı. Yeni başkanı seçtik. İyi işler yapabilecek bir arkadaşımıza benziyordu ya zamanla göreceğiz. Toplantıya gelmeden önce de Alper’in bilgisayara yine format attık. Alper bulmuş bir yerden SP3 adapte edilmiş bir cd. Çok iyi oldu valla. Çok da kısa sürdü bu arada. Sonra indik Akif Hoca‘yı dolandırdık, üye kartı sattık 🙂 Sağolsun hep bu tip olaylarımıza destek olmuştur kendisi.

Konser Afişi

Bir de malum yaklaşıyor ayın 18’i. Heyecanımız giderek artıyor. 222 Park‘ta metal müzik dinleyebilecek olmak, üstelik bu etkinliği bir de organize etmek falan epey heyecanla bekliyoruz. Elimizden geldiğince online ortamda tanıtım yapıyoruz. Bir de bu hafta okulda stand açacağız. Uzun süredir Eskişehirli metalseverin istediğini verebileceğiz umarım. Bu arada canımı az önce facebook’tan aldığım bir mesaj sıktı biraz. Dün biraz da espiri amaçlı bir mesaj atmıştık etkinliğe geliyorum ve belki diyenlerle henüz cevap vermeyen kullanıcılara. Ayın 7’sinde öğrenim kredinizi alıp konser için bilet de alın diye. Ancak bir arkadaş bunu yanlış anlayıp bizim paragöz olduğumuzdan falan bahseden bir mesaj yollamış. İşte o an anladım sevgili okur Murat Abi‘nin neden organizasyon işini bıraktığını. Yani bir tarafımıza giren onca maliyetten, onca sıkıntıdan sonra bir de muhtemelen gelmeyi hiç düşünmeyen birinden kalıp böyle bir söz duymak inanılmaz üzdü beni. Yapmaya çalıştığımız şeyi anlayabilmek bu kadar mı zor? Yani biraz bu işlerden anlayanlar özellikle Eskişehir’de metal müziğin para kazandırmak bir yana organizatörünü borca soktuğunu, zarara uğrattığını bilir. Ancak bizim amacımız kendi resmi sitemizde de yazdığı üzere para kazanmak değil, kendi müzisyenlerimize destek olmak. Bugün istisnasız Eskişehir’deki her metal grubunda en az bir arkadaşımız var. Neden bizim şehrimizde kaliteli müzik yapan insanlar diğer büyük şehirlerdekilerle aynı fırsatlara sahip olamasın ki? Üstelik asıl o şehirlerde yapılan işlerin çok büyük bir kısmı kâra odaklı işlerken?

Sabahtan akşama kadar facebook’ta black metal videosu paylaşıp, Chuck’a, James’e, Dio’ya ne biliyim envai çeşit metal müzisyenine övgüler düzen, profiline her yerinden metalcilik damlayan görseller koyan o kitlenin, ki bunlara Murat Abi’nin icat ettiği terimle “internet metalcileri” diyorum, Eskişehir’de ya da sadece Eskişehir’de değil Türkiye’nin herhangi bir yerinde bir konser olunca evde oturup tuzlu fıstık yemesi ve bir de utanmadan ertesi gün o konser hakkında “off çok süperdi” diye yorum yazması çok garibime gidiyor. Elbette her konsere, her festivale gidilecek diye bir şey yok ama bana göre “ben metal müzik seviyorum, metal müziği destekliyorum” diyen bir kişinin bu müzik için para harcaması şart. En azından sevdiği grubun albümünü alması, alamıyorsa konserine gitmesi şart. Müziğin yapılış amacı paylaşmaktır. Ancak bu paylaşımı evde bilgisayardan torrent yardımıyla, facebook yardımıyla yapmak hatalıdır. Bu paylaşım konserlerle olur. Merak ediyorum kaç kişide bir tane de olsa herhangi bir Türk grubunun çıkardığı EP, albüm vs vardır da bu ülkede bu müzik için bir kuruş harcamıştır?

Neyse, bu konuyu daha fazla uzatmıyorum. İnanıyorum ki 18 Ekim günü 10 kişi de olsa 100 kişi de olsa 300 kişi de olsa eğleneceğiz, mutlu olacağız.  Yukarıda yazdıklarımdan rahatsız olanlar varsa özür dilerim. Size yanlış gelen kısımları yorumlarda belirtebilirsiniz.

İnternet! En Büyük Nimet

Beş günlük bir zorunlu aranın ardından yine tuşlara dokunabilmek harika gerçekten. Dediğim gibi zorunlu bir ara oldu bu. Modemim arızalanmış. Sağolsun Tayfun ve Saygın eski modemlerini hediye edince bana hemen sorunumu çözdüm. Rahatladım, huzura kavuştum. Şu an kullandığım modem U.S. Robotics marka dört portlu güzel bir modem. Bu arada yeri gelmişken ebedi dostumuz Mert, Saygın ve Tayfun’la çıkıp şimdiye kadar duyduğum en orjinal ev kadrolarından birisini oluşturdu. (Diğer ikisi Volkan-Benan-Sercan ve Savaşalp-Duran-Gil-Aykut-Ayberk)

Uzak kaldığım bu süre içerisinde neler oldu neler! Mesela Calculus II‘den kaldım, ehliyet için trafik sınavına girdim, eskirock.com‘u açtık falan. Epey bir şey birikti doğal olarak.

Aklıma gelmişken artık yavaş yavaş ekim ayında yapacağımız organizasyonumuz için çalışmaya başladık. Görüşmelerimiz devam ediyor. Ortaya güzel şeyler çıkacak gibi. Şu an için grup başvurularımız devam ediyor. Detayları ilerleyen günlerde buradan ve eskirock’tan vereceğim.

İnternetsiz geçen günlerimde uzun bir aradan sonra televizyon izlemeye başladım. Ancak cidden neden televizyon izlemediğimi yeniden keşfettim bu sayede. İyi gündüz vakitleri okuldayım, lan evde olsam ne izleyecektim ben! Ancak internetin kesilmesi Prison Break izlememe engel olmadı. Evet ben bu diziyi henüz yeni izlemeye başladım 🙂 Dün gece CNN Türk‘te Fazıl Say‘ın konuk olduğu BeşN BirK isimli harika programı izledim. Programın sunucusunu gerçekten seviyorum. Fazıl Say’ı da taktir ettim pek çok konuda. Ancak elbette aynı kanıda olmadığım çok konu da olmadı değil.

Bir süre önce Akif Hoca‘dan aldığım Roland marka elektronik davulu geri verdim hocaya. Ahh lan keşke bir iki hafta daha bende kalsaydı. Alet mükemmel çünkü! Param olsa düşünmeden alırım ben cidden. Hassasiyet, tonlar, malzemenin dayanıklılığı falan on numara!

İnternet başlıklı bir yazı yazınca biraz daha internetten bahsetmek gerekir diye düşünüyorum sevgili okur. Bakın buraya da yazıyorum yaşadığım yere TTNET’e alternatif olabilecek bir sistem gelsin ne bileyim kablonet ya da superonline’ın fiber optik bağlantısı gibi, direkt olarak ona geçiyorum ve Telekom’un sümüğünü çekmesini beklemiyorum artık. Harika!

Bu arada bir gelişme daha var ki pek çoğunuzun güleceğini biliyorum. Artık kelim! Yani saçlarımı sıfıra vurdum. Bir süredir aklımda vardı, iyi oldu kanımca. Rahatladı biraz beynim. Oh.

Volkan Vardar’a Asistan Oldum

Volkan Vardar Photography

Volkan Vardar dediysem bizim Volkan yani. Bugün Serdarların grubuna promo fotoğraf çekimi yaptık. Serdar, Mert, Uğur ve Mehmet’ten oluşan grup (ex-Karathorn, yeni adını unuttum) bir süredir çıkacakları EP için çalışıyorlar. Malum bu iş için bir de fotoğraf falan lazım. Bizim Volkan da yavaştan yavaştan sanatını konuşturmaya başlamışken sağolsun rica ettiler, kırmadı bizimki de 🙂 Gittik acayip ücra, izbe fakat bir o kadar da mükemmel bir mekanda çektik elimizden geldiğince. Ben de asistanlık yaptım şişmana. Işık falan ayarladı benim üstümde. Çok acayip lan bu Volkan. Bu başlığı da bir hatıra olsun diye kendime açtım.

Her türden profesyonel fotoğraf çekimini yapıyor Volkan. Dost sayfalarda en üstte verdiğim bannerdan portfolyosuna ulaşabilirsiniz.

Bu arada hazır başlık açmışken kendimden de bir takım gelişmeler vereyim merak edenlere. Laboratuvarda çalışmaya başladım bugün. İşi de sevdim ne yalan söyleyeyim lan 🙂 Akif Hoca‘dan yakın zamanda aldığı davulunu ödünç alıcam birkaç günlüğüne söz verdi. Verdi yani.

Calculus II‘nin vize notu açıklandı. Allah belasını versin bu dersin. Finalde bir mucizeyi gerçekleştirmem gerekecek. Amin.

Matra Proje Sonuçlarını Değerlendirme Toplantısı

Matra Projesi Değerlendirme Toplantısı 2010

Volkan, Savaşalp ve ben katılacaktık. Ancak 6 kişilik bir kontenjan olunca ve Volkan da fotoğrafçı kontenjanından girince Savaşalp’imizi alamadık yanımıza. Onun üzüntüsü ile başladık organizasyona.

Cumartesi günü Volkan’la birlikte okula gidip pazartesi günü yapılacak toplantıda dağılatacak hediyeleri ve yaka kartlarını hazırladık. Yorucu fakat komik bir gün oldu. Pazar gecesi, ertesi gün okula erken gidebileyim diye Sercanlarda kaldım. Pazartesi Volkan’la 8’e çeyrek kala okula gidip son hazırlıklarımıza başladık. Üzerimize biraz dar olan tişörtlerimizi giydik. Özellikle Volkan’ın ve Orbay’ın göğüz uçlarını belli edecek kadar dardı tişörtler. Sonradan açıldılar tabi 🙂

Planlanandan bi 20 dakika sonra başlayabildik. Kayıt masasında bir ara çok sıkışsak da günü geri kalanı neredeyse boş geçti masada. Bu sebepten biz de masayla sınırlı kalmadık, salon içinde ve dışında elimizden geleni yaptık. Toplam katılımcı sayısı 70 civarıydı. Toplantı üç oturum şeklinde düzenlendi. İyi de oldu. Ancak oturumlar esnasında bazı sunumların uzaması sonucu uyuklayan birkaç yüz görmedim de değil 🙂 Program akışını yanda verdim. İncelediğinizde ne kadar yoğun olduğunu görebilirsiniz. Elimden geldiğince her sunumu dinlemeye çalıştım. Aynı zamanda da dışarıda koşturup durdum.

Organizasyon işini Petek Organizasyon isimli bir firmaya vermişler. İyi de etmişler. Kuru pastaları harikaydı! Akşama kadar Volkan + ben + Akif Hoca iki üç kilo yemişiz ve adam başı 10-15 bardak sıvı tüketmişizdir. O şekilde yani.  Kuru Kahveci Mehmet Efendi standında bekleyen bayan arkadaşlara da buradan selam ederim 🙂 (kızma)

Kısa süre önce ciddi bir rahatsızlık geçiren ancak şükür ki kolaylıkla atlatan Ozan Hocamı da uzun süre sonra gördüm acayip mutlu oldum. Konuşması esnasında toplanma telaşı başladığından konuşmasının çok küçük bir kısmını dinleyebildim. Ancak her zaman ki tarzıyla satır aralarını yine boş bırakmayıp güzel şeyler söyledi.

Toplantı esnasında çevre mühendisi olduğunu bildiğim ya da en azından çevreyle ilgili işler yapan bazı insanların anlatılan konulara sanki hayatlarında ilk kez karşılaşıyormuş gibi tepki vermelerine şaşırdım. Bu arada kimin sunumundaydı hatırlamıyorum, kısa süre önce bizim de çalışmamızda üzerinden geçtiğimiz “10 Numara Yağ” isimli saçmalıktan da bahsedildi.

Program

Öğle yemeği başarılı sayılırdı. Ancak biz yemeği sağolsun Serdar, Aysun ve Semra hocalarımızın katkılarıyla tıka basa yediğimizden tatlılardan pek yiyemedik. Zaten dondurmadaki aşırı tereyağı tadına hala anlam verebilmiş değilim. Ancak olsun, şükretmek lazım. Bunu bulamayan da var değil mi? Yemek esnasında bizim Çevre Şenliği‘ne de çağırdığımız Tepebaşı Belediyesi‘nin Ekoşov ekibi sahne aldı. Türk Marşı’na daha çok çalışmaları lazım.

Akşam tüm sunumlar bitince şehir dışından gelen konuklarımız ve Hollanda’dan gelen iki konuğumuz için (bu arada Alper ve Selma‘ya selam söylediler) bir Eskişehir turuna başladık. Belediye sağolsun en güzelinden bir rehber yollamış. Bu bayan da bize Eskişehir’imizin hızlandırılmış bir turunu attırdı, memnun etti bizi. Kentpark, Sazova Parkı (yalnız burayı hiç gezdirmedi) ve Cam Sanatları Müzesi’ne gittik. Cam Sanatları Müzesi’nde Hollanda ekibinin şirin üyesi olan bayanın tam bir kertenkele tutkunu olduğunu öğrendim ben kendim şahsen yani. Yanımda kimse yoktu, Nesimi hoca da yoktu.

Bu geziden sonra kapanışı Açık Öğretim Fakültesi’nin yeni binasının karşısındaki bir mekanda çifte düğün arasında çiğ börek yiyerek yaptık. 7 tane yedim. Çok doydum. O şekilde de bitti gece. Buradan tüm hocalarıma ve  Akif, Gülçin, Özlem, Hicran, Ömer, Nesimi hocalarıma en derin sevgi ve saygılarımı sunarım.

Sahne, Beste, Eurovizyon, Finaller

Okuyucu, umarım böyle iki üç konuyu birleştirip yazdığım yazılardan sıkılmıyorsundur. Az daha dişimizi sıkalım şu finaller bir geçsin, ondan sonra yine ağzımızın tadıyla yazarız be 🙂

The Wolfman

Eh madem final dedik, finallerle devam edelim. Geldi dayandı yine o iki haftalık azap! Dua etmekten ki kefereyseniz öyle bir şansınız da olmuyor, ve ders çalışmaktan başka yapacak bir şeyinizin olmadığı bu zamanlar insanın hayatından teknik olarak 75 gün götürüyormuş! (kaynak: İsviçreli bilim adamları) Benim genelde sınav zamanı baş gösteren şu entellektüel yanım sayesinde cumadan beri bir kitap bitirdim ve iki film izledim. Hıyarım ben! Kitap, hepinizin bildiği gibi hayatımın yazarlarından olan İhsan Oktay Anar‘ın Kitab-ül Hiyel isimli romanıydı. Mükemmelden daha mükemmel bir eser! Okuyun, okutun. Filmlerden de ilki uzun süredir beklediğim ve nihayet bir şekilde izlediğim (ne şekilde olduğunu sormayın) “The Wolfman – Kurt Adam” filmiydi. Malum vampir – kurtadam efsanelerinin hastası olan bendeniz için harika bir film oldu. Bu filmde vampirler yok ama kurtadamlar var. Çok da kral oyuncular var. Anthony baba ve Elrond rolünde oynayan Hugo Weaving var bir kere. İzleyin kesin yani. Diğer film, aslında bu üç bölümlük bir mini dizi, Comanche Moon. Bunda da yine LOTR’dan bildiğimiz Eomer‘i oynayan Karl Urban var başrolde. Ama ben hiç sevmedim bu western’i. Hem de hiç! Ne amacı belli, ne başı belli. Bir kitaptan uyarlanmış. Demek ki kitap da işe yaramazmış.

Akif hocamız, abimiz, canımız

Kültür sanat aktivitelerim bunlar. Şimdi de müzik 🙂 Geçen hafta sahneye çıktık uzun süre sonra. Tabi buna sahneye çıkmak denirse 🙂 Bizim okulda uzun zamandan beri planladığımız Çevre Şenliği‘ni yaptık. Katılım görevli 30 kişi haricinde çok azdı ama olsun. En azından gelecek seneler için fikir vermiş oldu. Katılan herkese (sadece kantinin önünde otururlarken arka tarafa şemsiye taşımak için çağırdığımda ’30 kişi var görevli ödül alırken almasını biliyosunuz’ diyip yardım etmeyen ve yemek dağıtılırken gidip en önce alan o üç dört kişiyi dahil etmiyorum ki bir tanesini de epey severdim) teşekkür ederim. Doğan‘a, Levent‘e, Doğancan‘a, Melih‘e ve  Sefa‘ya ayrıca teşekkür ederim. Melih sağolsun elimizdeki amfi kısa devre yapınca hemen yenisini ayarladı. Doğancan’da sağolsun ekipmanlarıyla destek oldu. Teşekkür ederim tekrardan.

Sahne için 12 parça hazırlamıştık. Ama işte aksilikler falan olunca 5 tane çalıp indik. Bizden sonra Cadı Katı çıktı. Onları izlemeye kimse kalmadı. Gelin diye çağırılan grubu kimse dinlemedi. Biz de en son 5-6 kişi kalmıştık. O şekilde dinledik, eğlendik. Burada bir öz eleştiri. Belki de yaptığımız organizasyondaki en büyük hata: Organizasyondan arda kalanları toplamak için kimsenin ortada olmayışıydı. Ertesi gün temizlendi heralde. Ama dediğim gibi müzik sistemi hariç aksaklık olmadı. Bir sonraki sene için güzel bir tecrübe oldu. Açık havada çalmak çok zevkliymiş onu farkettim. Sonra bizim Akif Hoca‘yla Ömer Hoca‘nın gençlik yıllarında birer headbanger olduğunu keşfettik. O da güzel oldu valla.

Aha da biz

Müzikle ilgili bir küçük gelişme de İzmir’e Serkan‘a yolladığım beste oldu. Melodisini Serkan’ın yaptığı bir melodiye söz yazıp beste yapmıştım. Geçen gün istedi ve sağolsun geri aradı beğenmiş, kullanacakmış. Hadi bakalım ne çıkar ortaya. İnsan seviniyor tabi. Müzik bir ruhsa sözcükler de buna giydirilen beden oluyor. Bakalım ikimizin yaratacağı bu varlık neye benzeyecek 🙂 (çarpılma garantili) Buradan hareketle Volkan‘la birlikte kaydettiğimiz pikipov‘a geri döndüm. Galiba bu yaz ona da birşeyler yapacağım. Hem artık Halil‘de kankamız olduğuna göre işimiz daha kolay.

Şu geçenlerde çektiğimiz daha doğrusu adam gibi çekemediğimiz kısa film bana yeni bir cesaret verdi, fikrimi Volkan’a anlatana kadar bekleyin.

Bu yaz yine arkadaşlarımın taşınma göçünme yazı olacak. Volkan, ev arkadaşları ayrıldığı için eve çıkacak galiba. Koray‘la ev arkadaşı da evi genişletecekler. Ve nihayet Sercan da eve çıkabilmek için son kozlarını oynayacak. Bu arada Sercan’a 30 lira borcum var. Bugün yarın icracılarla dayanır kapıma.

Yazın langırt masası yapıyoruz Sercan’la. Maddi manevi yardım bekleriz. Autocad bilen bir arkadaş elimdeki şu planları çizer mi? Ya da bana hızlandırılmış bir kursla Autocad öğretecek biri var mı? İhtiyacım olan şey istediğim uzunlukta bir çizgi çizebilmek, istediğim çapta bir daire çizebilmek, çizdiklerimi silebilmek, taşıyabilmek. Bu kadar işte. Lan mimarlıktan okuyan varsa bunu lütfen bana bir yardım edin.

Harbi Lena bu işte

Son olarak da bu yazıyı Eurovizyon hakkında yazarak bitireyim. Azerbaycan‘la aramızda yıllardır diğer ülkelerde görüp sövdüğümüz o puan dostluğunu görmek mutlu etti 🙂 Almanya‘daki hatunun adının Lena olması içimde bir yerleri kıpırdaştırdı ama Almanya’nın karı meraklısı ülkelerce birinci yapıldığı da gün gibi ortada değil mi 🙂 Yani ne bileyim İzlanda‘nın parçası iyiydi mesela. Ama yarım tonluk bir bayan söyleyince tabi aynı espirisi kalmıyor. Bizi temsil eden ve 2. olan maNga‘ya da tebrikler. Almanya’nın – kadın güzelliği – sayesinde elde ettiği yarışmanın pek çok kişiye göre birincisi oldular. Yalnız bu emo imajı ne lan? Allah aşkına o ne iş? Sevgili okur yavaş yavaş bitiyor Eurovizyon’da artık kimin kime oy vereceği belli resmen. Aklıma takılan bir nokta da, ulan bizden her sene Rusya’ya, Ermenistan’a, Yunanistan’a kim oy veriyor ya? Akrabalık falan mı var? Akrabalık varsa bize niye oy çıkmıyor? Her neyse, uzun bir yazı olmasın. Öpüyorum alayınızı 🙂

Nasıl Bir Laboratuvar Oldu Bu?

Lan bu gün belki de hayatımın en enteresan laboratuvarına girdim: Çevre Kimyası 2 Laboratuvarı. Yani dersin geneli için konuşmuyorum. Sadece bugün yaptığımız deneyde olanları düşünerek yazdım bu cümleleri. Deney asistanı Akif Hoca, yeni Araştırma Görevlisi olmuş. Valla benim gördüğüm kadarıyla süper birisine benziyor ama tabi şu andan kesin konuşmak istemiyorum. Ama yanılmayacağım gibi geliyor, neyse.

Abi her şey güzel başladı aslında.  Ama ne zaman ki quiz kağıdı geldi önüme, aha dedim Mesut bittiğin andır. Hakikaten de 3 sorundan sadece 1 tanesini ki “What is  heavy metal? Give four examples” gibisinden bir soruydu, yaptım verdim. Moralim haliyle öpüştü yerlerle. Sonra deneye başladık. Lan ne güzel; tarttık,  ölçtük, biçtik koyduk materyali fırına. Şimdi deneyin ne deneyi olduğundan falan bahsetmeyeceğim. Neyse, abi sen tak! Elektrik kesil… Ee, hocam ne olacak falan, hocamız dedi ki, sabah yapan grubun numunelerini inceleyin artık. Biz tuttuk tüm tüpleri yıkadık. Hoca yanımıza geldi ve “bir buçuk saat sonra gider, inceleriz makinede” dedi. Tam o esnada elektrik geldi.  Biz de dedik hocam madem vaktimiz var, hazırlayalım yeniden. Neyse abi, başladık hazırlamaya. Fırına koyduk. 15 dakika 175 C’de pişirdik 🙂 Neyse, 5 dakikalık bir soğuma süresi başladı. Lan fırının ekranında şöyle yazdı: “Press Any Key!” Şimdi ben dedim lan bak 2 dakikadır soğuyor hala 175 derece. Bence bir herhangi bir tuşa basalım abi. Neyse biraz daha geçti 1 dakika kaldı, ben dayanamadım “5” numaralı tuşa bastım. Lan alet durdu! Tabi bizim grupta bir bağrışma bir çağrışma. Lan n’oluyo be 🙂 Görsen okurum, laboratuvarda asistanlar dahil herkes bana böyle nasıl bakıyor! Hele bir de yan gruptan laf maf söylediler acayip canım sıkıldı. Neyse, hocayı çağırdık. Hafif fırça attı bize. Sonra durdurdu falan. Tüpleri aldık içinden. Bekledik saat 17:00’de bitmesi gereken laboratuvardan 17:43’te çıktık. Geberdim yorgunluktan. Hele hele bu deneyin raporunu düşündükçe…