Tag Archives: Ali

Arşiv Tamam: Black Omen – Darkness Is My Essence

blackomen04Black Omen adını ilk defa duyduğum 2004 yılının üzerinden 15 sene geçmiş. Geçen bu sürede grup, bir demo ve dört albüm yayımlayarak ülkemizin diskografisi en kalabalık black metal gruplarından birisi haline geldi. Grup üyeleri ülkenin dört bir yanında (Eskişehir, Ankara, Trabzon, İstanbul) yaşıyor olsa da Black Omen halen Eskişehirli bir grup! Son çalışmaları Darkness Is My Essence ise, hem o derin mavi rengiyle hem ilk defa kaset olarak da basılmasıyla hem de yıllar sonra gelmesine rağmen hayal kırıklığı yaratmayan kalitesiyle başımızın tacı oldu.

Albümü geçen gün hem kaset hem de CD formatında Eskişehir’de tek satış noktası olan Adımlar Kitabevi‘nden aldım. Bu aşamada Serkan abiyi ve Ali‘yi epey darladım, bana kızmasınlar 🙂 Özellikle kaset çok sınırlı sayıda (50 adet) üretildi. Tükendi mi bir daha bulmak imkansız. Kasetler, Khufu Records tarafından basıldı. Adını çok duyuyoruz bu aralar. Okumaya devam et

Black Omen – 30 Nisan Peyote Konseri

bo2Black Omen, bu blogda defalarca okuduğun, Türkiye’de tarzının en iyi gruplarında biri sevgili okur. 2004 yılında Mehmet‘in elime sıkıştırdığı demoları ile tanıyıp takip etmeye başladığım grup, bugün 3 albüm kaydetmiş ve Melodik/Senfonik Black Metal tarzının Türkiye’deki en köklü gruplarından birisi.

Sahnede izlemeyeli çok uzun zaman olmuştu Black Omen’i. 30 Nisan’daki bu konserlerini ilk duyduğumda epey heyecanlandım. Bir etkinliğe gidilebilecek en güzel zaman olan cumartesi gecesine denk gelmesi, konsere katılmayı farz kılıyordu.

bo01Etkinlik akşamında Peyote’de pek çok tanıdık sima gördüm. Eskişehir’de gerçekleşen metal organizasyonlarında gördüğümüz hemen tüm müzikseverler oradaydı. Mekanın kapısında önce Black Omen vokalisti Karahan‘la, daha sonra Serkan abi, Ali ve Tolga‘yla karşılaştık. Kapı açılışının saat 22.00’de olduğunu öğrendik. Ancak bir Peyote klasiği olduğu üzere, konserin gece yarısına doğru başlayacağı konuşuluyordu.

Konser salonuna girdiğimde sahnede yanan iki şamdan karşıladı beni. İnsanlar yavaş yavaş sahne önünde yerlerini alıyordu. Çok uzun beklememize gerek kalmadı ve Black Omen elemanları birer birer sahnedeki yerlerini aldılar. Saat gece yarısına yaklaşmışken konser başladı.

bo4

Grup üç albümde de parçalar çaldı. Konserde, daha önce bir Black Omen konserinde görmediğim üç farklı olay oldu. İlk olarak grubun davulcusu ve yakın arkadaşımız Onur, efsane parça Loki‘den önce bir davul solo gerçekleştirdi. Açıkçası bunu başka konserlerinde de yapıyor mudur bilmiyorum ama insanları şaşırtan ve insanların hızını arttıran bir atraksiyondu bu. Zaten devamında patlayan Loki ile Black Omen, ezmeye başladı. Aşağıdaki videoda o anki performanslarını izleyebilirsiniz.

Black Omen, köklü bir beste grubu olduğundan konserlerinde hiç cover çalmıyordu. İşte ilk defa bu konserde, Dissection‘dan Night’s Blood çaldılar. Bu cover’ı Gülay ve Umut‘la birlikte dinledik. Jon abimizin anısına cehenneme selam çaktık.

Grup hiç ara vermeden sahnede kaldı. “Artık bitti” dediklerinde ise seyirciden inanılmaz bir bağırış çağırış yükseldi. Bir Black Metal konserinde böylesini beklemezdiniz. Bir kısım seyirci Night’s Blood bir kısım ise Black Candle‘ı yeniden çalmalarını istiyordu. Bunun üzerinde bir kere daha Black Candle’ı çalmaya başladılar. Bu da o gecenin unutulmazlarından bir tanesiydi.

bo3

Konser bittiğinde Sertan Hoca‘yla ayak üstü lafladım ve görebildiğim diğer tüm dostlarla vedalaştım. Favori parçalarım Black Candle, Loki, When The Sun Rises ve Curtains Of Imaginary Vortex‘i canlı canlı dinlemenin huzuruyla mekandan çıktım. Gruba ve organizasyona bir kere daha teşekkür ederim. Şimdi yazı biterken sizi şöyle efsane bir girişe sahip olan Loki’yle baş başa bırakıyorum:

Fotoğrafları, grubun Facebook profilinden aldım.

Geçen Haftadan Satır Başları

Türker’İ Askere Uğurlama

turkerEskişehir’deki en eski arkadaşlarımdan birisi İlker‘dir. Bu sevgili Japon dostum, Batuhan‘la birlikte, taa dershane günlerimizden beri arkadaşımdır. Kendisiyle bir süre aynı grupta da çaldık. Eh, işin daha çok başında olduğumuz zamanlardı. Ne kadar güzel zamanlarmış. Daha sonra okuldu, dersten kalmaktı geçmekti, işti güçtü derken biz bu İlker’le çok az görüşür olduk. Sonra İlker askere gitti. Gerçi hala askerde, Ankara’da yedek subay. İlker’in en az kendisi kadar renkli ve yetenekli bir kardeşi var: Türker. Türker’in bloguyla ilgili şu yazıyı yıllar önce yazmıştım. İlker’le görüşemediğimiz dönemlerde Türker’le sürekli muhabbetimiz devam ediyordu. Geçtiğimiz günlerde aradı beni. Abisi gibi o da askere gidiyormuş. Hatta buna da yedek subay çıkmış 🙂 Ancak henüz nereye gideceği belli değilmiş. Hemen Pilot Bar‘da buluştuk. Oturduk sohbet ettik. Yan masayla tatsız bir münakaşa yaşadık hatta. Ancak bu bile keyfimizi kaçırmadı. Abisini askere yolcu edemedim ama Türker’i ettim. Abisi beş ay sonra, Türker de bir sene sonra gelecekler.

Halİl Eskİşehİr’deydİ

hailCan dostumuz Halil geçen hafta Eskişehir’deydi sevgili okur. Uzunca bir süre sonra Halil’le görüşme fırsatım oldu. Geçen hafta içi Pilot Bar’da önce Togay‘la buluştuk. Sonra ardımızdan Volkan ve Halil de geldiler. Eskişehir Rock Topluluğu ekibi uzun bir aradan sonra, tam da ilk zamanlarında olduğu gibi Pilot Bar’da yeniden buluştu. Eskirock Metal Fest 6‘yı yapabilir miyiz diye konuştuk. Sonra telefon, tablet mevzularını tartıştık. Geçenlerde İzmir’de yapılmak istenen ancak ele yüze bulaştırıldığı herkes tarafından açıkça söylenen festival, Alive Fest ile ilgili konuştuk. Bu festivalle ilgili olarak yapılan şu yoruma hepimiz güldük: “Festivallerde aksaklıklar olur eyvallah, ama bu adamlar aksaklık organize edip adını festival koymuşlar…” God Mode ve festivalde sahne alacağı söylenen grupların neredeyse %75’inin sahne almadığı ya da üç dört parça çalıp sahneden indiği bir festival olmuş.

Volkan’ın yâri Kübra’nın KPSS’den “maşallah” gayet güzel bir puan alarak “inşallah” atanmayı beklediğini öğrendik. Amin. Halil’in ve benim tayin planlarımızı konuştuk. Sonra elbette konu benim “efsanevi” davuluma geldi. Ah, canım peram, ahh. Daha sonra Halil’le kucaklaşıp vedalaştık. Uzunca bir süre görüşemeyeceğiz çünkü. Ayrılırken hepimizin ağzından aynı sözcükler dökülüyordu: Hail Satanas, Hail Ceylan.

Kick pedalı aldım

tama-hp200-32679Geçenlerde şu yazımda aldığım davuldan bahsetmiştim. Bu benim için çok önemli bir gelişme, adete bir milat oldu. Ancak elektronik davul setup’ında bir eksik vardı: O da kick pedal. Standart setup içerisinde kick pedalı çıkmıyor. Ancak Roland‘ın (gerçi kaliteli diğer markaların da) en büyük avantajlarından birisi kick pad’ler sayesinde davulcuya istediği pedalı kullanabilme imkanı veriyor olmasıdır. Ben de biraz araştırıp İzmir’den kendime bir TAMA HP200 pedal buldum. Aslında niyetim single kick pedal almak değildi. Ancak bir süre param kalmadığı için mecburen single’la takılmak zorundayım. İleride kendime Pearl marka bir twin pedal almak niyetindeyim. Neyse şimdilik single da işimi görüyor. Pedalın altında tablasının olması çok önemliydi, altında tabla olmayan pedallar seri olmuyor. Pedalı bulduğum yer şans eseri İzmir’de dayımın çalıştığı yerin çok yakınında bir mağazaymış. Dayım aynı gün alıp kargoladı sağolsun. Pedalda ufak tefek çizikler vardı ancak mekaniğinde en ufak bir problem yoktu. Ufak bir yay ayarıyla mükemmel bir hale geldi.

ECE ve onur’un Düğünü

onrGeçtiğimiz hafta sonu, Cumartesi günü, Onur ve Ece‘nin düğünleri vardı sevgili okur. Osmangazi Üniversitesi yakınlarındaki GAGA isimli mekana gittik. Şimdiye kadar katıldığım en “organizasyonlu” düğünlerden birisiydi. Evlenenler arkadaşımız, sahnede çalanlar arkadaşımız ve masamızdakiler arkadaşlarımız olduğundan eğlenceli bir akşam oldu. Düğünün en güzel yanı da uzun süredir göremediğimiz dostlarla buluşabilme imkanı oldu. Serkan Abi‘yi Trabzon’da olduğu için aylardır görmüyordum. Düğünde bir süre hiç tanımadığım bir grubun arasında kaldık. Tam da o anda Serkan Abi’yle Ali‘yi gördüm. Ali de uzun zamandır tanıdığım, taa Amoral Vuslat zamanlarından bildiğim, kral bir adam. Hemen yanlarına gittim. Metalciler yan yana gelince düğünde bile, muhakkak bir albüm, grup muhabbeti dönüyor. Serkan Abi ayak üstü Cradle Of Filth‘in yeni albümü Hammer Of The Witches‘i tavsiye etti. En son bizim konserdeyken görüştüğümüz Tolga‘dan düğünle ilgili tüyolar aldık. Gelin ve damat, davetliler için bir Kiss şarkısı çalacak ve söyleyeceklermiş. Gelin ve damatların böyle sürprizler yapması davetliler için de heyecan verici oluyor sevgili okur. Heyecan.

7 Mart 2013 – Pentagram Eskişehir Konseri

Eh, uzun zaman olmuştu bir konser yazısı yazmayalı. Elimden geldiğince detaylı olarak yazmaya çalışacağım ki gelmeyenler pişman olsunlar 🙂

Image Hosted by ImageShack.usAynı gün Bilecik‘te akşam 17.00’de işten çıkıp Eskişehir‘e giden ilk arabaya bindim. Eve gelene kadar yaşadıklarımı bir sonraki yazıda anlatacağım. Eve geldikten sonra hızlıca almam gereken eşyaları alıp karnımı da doyurduktan sonra Alper‘e geçtim. Ertesi gün Antalya‘ya gideceğim için valizimi Alper’e bıraktım. Saat 21.00 civarında 222 Park‘a gittik. Burada İzmir‘den Barış Abi, Togay, Volkan ve Halil‘le buluştuk. Barış Abi “Bu Toprağın Metalikacıları” isimli belgesel için bizimle kısa bir çekim yaptı. Burada özellikle yer ayarlama konusunda yardımlarından dolayı Özgür Abi‘ye derin saygılarımı sunarım. Bu çekimden hemen sonra konser için kapılar açıldı.

Image Hosted by ImageShack.usAlper’e beraber kuyruğa girdiğimizde Koray ve Yakup‘u gördük. Bu adamları da uzun süredir görmüyordum. Dördümüz içeri girmek üzere beklemeye başladık. Sıra geldiğinde girdik içeri ve sahne önünde 4. sıraya kadar gelebildik ve demir atıp beklemeye başladık. Ben bilmiyordum, ancak bir de ön grup varmış meğer Pentagram‘dan önce: MEKANİK.

Mekanik

Bu grubun adını olumlu ve olumsuz pek çok yorumun içinde duyduğum için açıkçası merak ediyordum. Saat 22.00’yi biraz geçe Mekanik sahneye çıktı. Dediğim gibi daha önce hiç dinlememiştim, bana tarz olarak ilk dönem Metallica‘yı fazlasıyla anımsattı. Metallica konusunda benden daha bilgili olan Alper ise grubun tarzını fazlasıyla Metallica ve dönemdaşlarına benzetti. Ancak o da ben de bir konuda hemfikirdik, adamlar güzel yapıyorlar işlerini. Seek And Destroy çaldılar, müthişti. Overkill çaldılar, Yakup epey coştu. Kendi besteleri de fena değildi. Türkçe sözlü olması bilakis bir avantaj olmuş besteleri açısından. Sahne olarak da ben yeterli buldum. Ancak bir talihsizlik yaşadılar ve son şarkılarını çalamadılar, gitaristlerinin amfisi devre dışı kaldı. Mekanik sahneden alkışlarla indi ve saat 23.00’ü beklemeye başladı herkes.

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.usSaat 23.00’e doğru salonu bir akustik Sonsuz dinletisi doldurdu. Tüm salon aynı anda şarkıyı söylemeye başladık. Şarkı bittiğinde Gökalp ve devamında diğer grup üyeleri sahneyi doldurdu ve Pentagram sahneye çıktı.

Her konserde Alper’le girdiğimiz iddiaya bu sefer Koray ve Yakup’u da dahil ettik: Pentagram konsere hangi şarkı ile başlayacak? Evi arabayı satıp tüm paramı “Sand” e yatırdım. Alper, Koray ve Yakup başka başka şarkılar söylediler. Pentagram “Sand”in ilk notalarını çalmaya başladığında artık zengin bir adam olmuştum. Pentagram şöyle bir playlist hazırlamış gece için:

  1. Sand
  2. 1000 In The Eastland
  3. Doğmadan Önce
  4. Unspoken
  5. Wasteland: Burada ses sisteminde bir arıza oldu, şarkının yarısına kadar baslar yoktu.
  6. It’s Down Again
  7. Give Me Something To Kill The Pain
  8. Disturbing The Peace
  9. Geçmişin Yükü
  10. Bu Alemi Gören Sensin: Hakan Utangaç vokale geçti.
  11. Şeytan Bunun Neresinde
  12. Anatolia (Türkçe): Burada da iddiaya girdik İngilizce mi söyler Türkçe mi diye. Yine ben kazandım.
  13. Beyond Insanity
  14. Now and Nevermore
  15. Gündüz Gece
  16. Apokalips
  17. Tigris + Bir

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Konserle ilgili üzüldüğüm bazı şeyler var. İlki Hakan Utangaç‘ın sadece bir şarkı söylemesi oldu. Rotten Dogs söyleseydi mesela çok farklı olurdu herşey. İkinci olarak Alper de ben de This Too Will Pass ile Behind The Veil‘i çalmalarını bekledik. Ama çalmadılar. Çok üzüldük. Bir de 18 şarkıdan 7 tanesi Türkçe idi. Türkçe parçaların ardarda gelmesi biraz üzdü, özellikle This Too Will Pass için çok ümitlenmişken…

Image Hosted by ImageShack.us5 kişilik grubun 3 üyesi hastaydı. Vokal Gökalp Ergen, hastalığını performansına yansıtmamaya çalışsa da sahnede fazla hareket edemedi. Grubun en iyisi hiç şüphesiz Tarkan Gözübüyük idi. Ayrıca Cenk Ünnü‘yü de hiçbir zaman unutmuyoruz. Hakan Utangaç, iki yanında birer LED ampül bulunan komik bir gözlük takıyordu 🙂 Tüm fanlar için onun yeri ayrıdır ve ne olursa olsun Pentagram, Hakan Utangaç’sız olmaz, olamaz.

Konser hiç ara vermeden yaklaşık 2 saat sürdü ve müthiş bir şekilde bitti. Performanstan sonra dışarıda uzun süredir görüşmediğimiz epey bir adamla görüştüm. Serkan Abi, Ali, Serdar bunlardan bir kaçı. Bu şekilde muhabbet ederken kardeşim Murat yanıma geldi ve gruba imzalatmak üzere yanımda taşıdığım albümlerini istedi. Böylece hep beraber 222 Park’ın yan tarafından bekleyen tur otobüsüne gittik.

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Şansımıza Gökalp Ergen otobüsün kapısındaydı ve hiç sıkıntı yaratmadan uzattığım MMXII albümünü imzaladı. Sonrasında sırasıyla Cenk Ünnü, Hakan Utangaç ve Tarkan Gözübüyük de geldiler ve albümü imzaladılar. Alper de efsane Bir albümünü yaratıcılarına imzalattı. Burada epey bir fotoğraf çektirdik. Eklediğim fotoğraflarn bir tanesini ben çektim. Gerisi Metin Ünlü‘ye ve Kağan Kılıç‘a aittir.

Sonuç olarak güzel bir konser oldu. Pentagram seven sevmeyen tüm metalci kitlenin de orada olması ayrıca güzeldi. Bu konuda en güzel cümleyi de Serkan Abi söyledi herhalde: “Biz çocukken adamlar metal müzik yapıyorlardı.

İmzalı MMXII Albümüm (Metin Türkcan hariç)

Pentagram’a saygı duymak gerek. Merak edenler için benim kameramdan Pentagram 7 Mart 2013 Eskişehir konseri: (Bu bir Proofhead.net hizmetidir.)

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

Mitsubishi Road Trip ’12 Macerası – 1. Gün

https://i1.wp.com/imageshack.us/a/img195/4463/16341662.jpg19 Kasım Pazartesi gününden beri sevinçten kendimize gelemediğimiz için yazmak bugüne kaldı sevgili okur. Evet, Mitsubishi Road Trip 12‘yi biz kazandık. Biz kimiz? Ben, Alper, Sercan ve Volkan.

Haftalar önce Sercan’ın kurduğu takıma son olarak ben girdim. Yakın çevremdeysen zaten muhakkak karşına çıkmışızdır bizi destekle diye 🙂 Yarışmada tam da tahmin ettiğimiz ve beklediğimiz düzeyde gitti puanlarımız. Ancak açıkçası kazanır mıydık bilmiyorduk. Elimizdeki tüm sosyal kanalları kullanıp insanların desteğini almayı başardık, bundan şüphemiz yoktu ama işte rakiplerimiz ne yapıyordu, kaç puandaydılar onu bir türlü kestiremiyorduk.

Nihayet geçen pazartesi sabahı aldığımız bir maille yarışmadaki durumumuzu öğrenmiş olduk. Hemen iletişime geçip detayları da öğrendikten sonra ufak çaplı bir kutlama hazırlığı yaptık. Aynı gün öğleden sonra resmi siteden kazandığımızın açıklandığını gördüğümüzde ise… Gördüğümüzde ise… Kazandığımızı görünce…

Çıldırdık! Alper kendini kaybetti, gözleri doldu ağladı. Ben, 25 yaşındaki ben, laboratuvarın ortasında parendeler atmaya başladım. Alper sevinçten önüne çıkana sarılıyordu. Volkan’a ve Sercan’a da hemen durumu mesajla bildirdik. Volkan dersteydi o esnada. Fazla duramadığından olacak beş dakika sonra koşa koşa geldi. Sarılıp halay çektik!

Böyle bir mutluluğu en son dördüncü sınıfta Çevre Yönetimi dersinin sunumunu kazandığımızda yaşamıştık Emre, Alper ve ben. Şimdi Emre belki çok uzağımızdaydı ama Alper’le birlikte yine aynı sevinci yaşadık.

Şimdi tam olarak kazandığımız ödül şu:

Yarışmada birinci olan ekip 1-2 Aralık 2012 tarihlerinde 1.500 kilometre uzunluğunda keyifli bir yol macerasına 3 Mitsubishi otomobil ile çıkacak. Takım mensupları Mitsubishi Motors’un binek segmentindeki güçlü temsilcisi Lancer Sport Sedan, crossover segmentindeki iddialı aracı ASX ve Dakar “efsanesi” Pajero‘yu hem kullanma hem de yakından tanıma fırsatı bulacak. Bu keyifli yolculukta kazanan takım; efsanelerin yazıldığı Çanakkale Şehitliği, 400 yıllık geçmişe sahip Gelibolu Mevlevihanesi ve Namık Kemal’in mezarı gibi önemli tarihi mekanları da gezme fırsatı yakalayacak.

Yolda giderken

Yolda giderken

Bu sabah bizim evde kahvaltımızı yaptıktan sonra yola çıktık sevgili okurlar. Bir önceki gece Alper İstanbul’a otobüs bileti bulmuştu. Ancak sonradan bilet fiyatının kişi başı 45 lira gidiş olduğunu öğrenince yuh dedik. Dört kişi gidiş dönüş toplamda 360 lira tutacaktı. Alper, hareket saatine bir saat kala biletleri iptal ettirdi. Çünkü arabayla gidersek daha ucuza mal olacağını hesaplamıştı. Biz de bunun üzerine perşembe gecesi yerine ertesi gün yola çıkmaya karar verdik ve bu sabah saat 10.30’da yola çıktık. Tahmin ettiğimizden çok daha keyifli bir yolculuktan sonra nihayet saat 15.15’te İstanbul’a ulaştık. Buluşacağımız adam yarışmayı yöneten reklam ajansından Arda Bey idi. Alper’in arabası Flash’ı nereye park edeceğiz diye kara kara düşünüyorduk. Arda Bey imdamıza yetişti ve arabayı girip Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı‘nın altındaki otoparka bıraktık. Burası hem çok güvenli hem de çok ucuz bir park yeri.

Kısa bir bocalamadan sonra Bahariye‘de Barlar Sokağı denen yere gittik. Buradaki Arkaoda isimli mekanda nihayet Arda Bey’le buluştuk. Bu bar, kapısında adı yazmayan garip bir yerdi ama ortamı çok iyiydi. Burada Mitsubishi’de çalışan çok hoş bir hanımla, Nilpar, ile tanıştık. Hemen ardından konvoy liderimiz Buğra Bey geldiler. Burada her türlü imza ve kağıt işlerini halledip koyu bir sohbete başladık.

https://i0.wp.com/img827.imageshack.us/img827/4225/ekranalntsiku.pngO esnada KPSS yerleştirme sonuçlarının açıklandığını öğrendik. Hemen baktık ve mutlu sonucu öğrendik: Bilecik İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü‘ne yerleştirildim. Artık bir devlet memuru oldum. Bununla ilgili detaylı bir yazı da yazacağım.

Sercan - Volkan - Arda - Nilpare - ben - Alper - Buğra

Sercan – Volkan – Arda – Nilpare – ben – Alper – Buğra

Saat 18.00 civarında bardan kalkıp hemen karşısındaki bir dürümcüye girdik. Burada çok lezzetli bir işkembe çorbasıyla ortalama bir dürüm yedikten sonra geriye, stadyumun altındaki otoparka geldik.

Gece kalacağımız yer Göztepe tarafındaydı. Yolda giderken Marmara Üniversitesi yakınlarında kuzenim Cihan‘la görüştüm. Sonra yola devam edip nihayet kalacağımız yere, Alper’in liseden arkadaşı Ali‘nin evine geldik. Şu an Ali’nin salonundan yazıyorum bunları.

Yarın sabah erken saatte başlıyor yolculuk. Bugün konuştuklarımızdan çıkardığımıza göre bizi çok eğlenceli iki gün bekliyor. Proofhead My Resort’u takip ederek sen de bu macerada bizlere eşlik edebilirsin. Desteğin için teşekkür ederim 🙂
https://i2.wp.com/img31.imageshack.us/img31/2823/70616310151281122738938.jpg

Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları Sempozyumu – ODTÜ

Bakalım bu üç günü nasıl özetleyeceğim buraya. İstanbul‘da trende gözlerini kapatan açtığımda kendimi Ankara‘da buldum ve inmemize yaklaşık on dakika falan vardı. Evet başarmıştım ve yolu uykuya yedirmiştim. Sabah tren garına indik. ODTÜ‘den bir arkadaş bizi karşılamaya geldi. Diğer ekibimizin gelmesini beklerken garda ODTÜ’den gelen arkadaşımıza dedik ki ya biz çok yorgunuz, ölüyoruz eğer kalacağımız yer belliyse gidelim bir eşyalarımızı koyup öyle gelelim. Onlarda daha hazır değil diyince bizde yapacak birşey yok diyip bekledik. Diğer ekibimiz de gelince hep beraber ODTÜ’ye gittik. hayatımda ilk defa ODTÜ’ye gitmiştim. Ormanlık, ağaçlık bir yer 🙂

Mekana gittik, kaydımızı yaptırdık. Sunumların başlamasını bekledik, bekledik ama o yorgunluk bizi yendi. Biz de ne yapalım ne edelim derken kulüp başkanımız Elif, dümene geçti ve belki de hayatının sevap grafiğindeki en büyük sıçramayı yaptı. Konum itibariyle ODTÜ, Ankara’nın biraz dışında kalıyordu. Elif’in evi de Sincan‘da idi. Elif bizi aldı kendi evine götürdü. Yol, yorgunluğun etkisiyle epey acıklı ve ızdıraplı geçti. Ama eve vardığımızda arka bahçemden benzin çıkmış gibi (bakın petrol değil, direk işlenmişi benzin!) sevindim. Sırayla tuvalete ve banyoya girdik. Gerçi tuvalete sadece Oğuz‘la ben girdik. Lan nasıl mükemmel oldu varya off. Banyonun ardından yeniden espiri yapabildiğimi farkettim, ne biliyim birisi komik bir şeyler diyince gülebildiğimi falan farkettim.

Çevre Politikaları Atölyesi

Hemen ardından evden çıkıp doğru ODTÜ’ye yollandık. İlk oturumu kaçırmıştık ama ikinci ve benim de merak ettiğim Çevre ve Felsefe oturumuna yetişmiştik. Bu sunumlardan bir tek Ekofeminizm ilgimi çekti. Ancak sonradan onun da saçma bir temele oturtulduğu kanısına vardım kendimce. (Ekofeminizm, kadın ve doğa ilişkisini anlatan ve bu ikisinin çifte sömürüsünü dile getiren terim. ) Sunumlardan sonra çimlere oturduk ve Çevre Politikaları Atölyesi başladı. Güzel bir atölye, bir önce gittiğimiz Exitcom‘da çalışan bir çevre mühendisi olan Özlem’le tanıştım bu atölyede.

İlk günün akşamı kalacak yer problemi yaşandı ufak çaplı. Sonradan bazı tarafımızca ve onların tarafınca bazı gereksiz hareketler oldu. Bunlara girmeyeceğim, karşılıklı iki taraf da üzüldü. Ancak sonradan bunları hallettik. Sabahtan beri birşey yemediğimiz için artık açlığımız son haddindeydi. Saat gece 10 gibi yemeğe gidebildik. Yukarıda sözünü ettiğim arkadaş Özlem’le Hosta‘da karşılaştık. Birlikte yedik. Bu arada sevgili okur, Ankara’nın Eskişehir’e göre nasıl da pahalı olduğunu unutmuşum lan. Neyse yemekten sonra ben bizim ekibin diğer yarısına yanımdaki 1. sınıftan arkadaşları götürdüm. Sonra da Kızılay’da bir yerde bir kaç saat birlikte oturup bir durum değerlendirmesi yaptık.

Bahsetmezsem ayıp olur. Sempozyumun birinci günü Ali isiminde 10 numara bir arkadaşla tanıştık. Kendisi coğrafya bölümünde okuyormuş. Sağolsun gittiği güne kadar bizimle takıldı. O gece de yanımızdaydı. Neyse mekandan çıkıp yorgun beyinlerimizle kaldığımız yere döndük. Afyonluların Konukevi. Konum olarak da şansıma Ankara’nın tek bildiğim yerindeymiş, Özge Abla‘ların evin hemen yanında 😀 O gece Ali, ben ve Mustafa Kemal birlikte kaldık. Yorgunluktan hiçbir şeye dikkat etmedim valla. Yalnız klozetin sifonu çalışmıyordu. İhtiyacımı Ermanların odadan giderdim ertesi gün. (Böyle işe yaramaz bir detayı neden verdim ki?)

2. günün sabahı dinlenmiş olarak uyanıp tekrar ODTÜ’ye geldik. Sunumlar yapıldı yine. Bizim Murat’lar da sunum yaptılar. Helal olsun kendilerine. Bir de bugün yapılan bir tohum sunumu vardı. O çok kral olmuştu. Bir de Food, Inc. diye bir filmcik izledik. Hakikaten güzeldi, torrente attım hatta. Bugün de 2 farklı atölyeye katıldım. İlk atölye Organik Tarım mı? Endüstriyel Tarım mı? atölyesi oldu. Güzel şeyler öğrendim. Diğer atölye de Kentleşme ve Çevre atölyesiydi. Bu da güzel oldu kanımca. İkinci günün sonunda bu sefer organizasyona katılanlardan ayrı takılmak istemedik. Zira adımız kapris üniversitesine çıkmıştı 🙂 Kaprisliyiz lan biz. Neyse, Telwe denen bir yere gittik. Buranın bir alt katı var. Mükemmel bir yer. Zaten girdiğimizde sahnedeki herifler Street Spirit çalıyorlardı, Oğuz’la kendimizden geçtik. Sonra gittim istedim bir de Turn The Page çaldılar. Yuh dedim kendimce.

Fırfırsız 10 El Kazanan Adam!

Sonra dabtışakıstıs başladı. O ara ben de bir langırt masası gördüm. Bizimkilerle langırta başladık. O kadar ateşle ve zevkle oynadık ki sağdan soldan oyun teklifleri aldık. Hepsini de yendik. Yetkin’e buradan selamlar. Diskodan sonra sıra bir diğer canlı gruba geldi. Bu adamlarda piyasada dönen rock ne varsa çaldılar. Zıpladık atladık bildiğin. Erzurum, Mersin, Eskişehir ve Ankara durmadık yerimizde. Bu zıplamaların acısı ertesi gün ve hatta bugün de halen devam ediyor. Diyeceğim gece epey bir eğlendik. Sonra ekibimizi toplayıp ayrıldık. Kaldığımız yere dönüp Oğuzların mükemmel oyunu Köylü-Vampir-Büyücü isimli oyunu oynadık. Saat 4 gibi bitti. Yenildik vampilere. Sonra ben bizim birinci sınıflarla birlikte kaldım. Şunu da öğrendim: Uykusuzluk öldürür!

Sunum yaparken kaptırdığım bir an

Son gün nispeten daha bir yorgun uyandım. Ancak son gün olmasının verdiği dirençle kalkıp hazırlandık. Sonra işte gittik yine ODTÜ’ye. Candan‘la birlikte sunum yapmaktan vazgeçmiştik ancak tamamen hazırlıksız olarak Serbest Kürsü‘de yapalım madem dedik. Ancak dediğim gibi bu bir sunum olmadı. Etik üzerine yaptığımız çalışmadan ve tam da o esnada dağıtılan Çevre Denetim Yönetmeliği’nden konuştuk. Güzel oldu. Hoş oldu.

Bizden sonra bir arkadaş çıkıp ordumuzun güneydoğu ve doğuda byolojik silah kullandığına dair bazı iddialar ortaya attı. Bu beni çok rahatsız etti. Son olarak da bir sonraki ÇSOY Forumu’nun nerede yapılacağına karar verip ayrıldık ODTÜ’den. Zira vaktimiz yaklaşıyordu. Kızılay’da Anadolu Üniversitesi Konukevi‘ne (çok sağolsunlar) eşyalarımızı bırakıp çok yakında bulunan Burger King‘de yemek yedik. İşte o yemekten sonra benim bacağım ağrımaya başladı. Halen de ağrıyor.

Sonra Kızılay’da gezdik. 5 tane Jules Verne kitabı aldım. Sonra İhsan Oktay Anar‘ın Kitab-ül Hiyel‘ini de aldım nihayet. 5 liraya 3 tane plak aldım ve birisinden orjinal ispanyolca Çilli Bom çıktı 🙂 Flamenko tarzında, Ergin‘e dinleteceğim. Oğuz’a kitap alırken aşırı yakışıklı bir tiple karşılaştık. Herif, Zar Adam isimli kitabı şu cümlelerle özetledi: “Abi bi adam var. İki tene zar atıyo. Üç iki geliyo. Üçüncü binanın ikinci katına çıkıyo. Karıya tecavüz ediyo sonra öldürüyo.” Herifin aklında kalanlara bakar mısın 😀

Aldık verdik, gezdik tozduk. Sonra da soluğu garda aldık. Son kontrollerimizi yaptık. Aldığımız kitapları imzaladık birbirimize. Hızlı trene bindik ve döndük evimize 6 gün sonra nihayet. Tren garında Sercan karşıladı sağolsun. Minibüse binene kadar Sercan’la bir durum değerlendirmesi yaptım. Sonra eve geldim. Uyudum. Oh mis.