Tag Archives: Alper Abi

Hope To Find – Our Story About You (2014)

Gecikmiş albüm değerlendirmelerinin blogu, Proofhead My Resort’e hoş geldiniz! Bu yazımızda da aylar önce çıkan bir albümü inceleyeceğiz.

Hope To Find, yakın takipçilerin hatırlayacağı üzere, blogda sıkça bahsettiğim, yazılarda adı ve şarkıları çokça geçen bir gruptur. En değerli gruplarım listesinde yer alır. Bunda hem grup üyeleriyle olan dostluğum hem de, ve en çok da, çok kaliteli işler yapıyor olmalarının payı çok yüksektir. Özellikle 2009’da yayınladıkları ilk çalışmaları Still Constant’tan sonra gözümüzü kulağımızı gruba çevirip yeni bir şeyler yayımlamaları için beklemeye başladık. O EP’yi aldığım günü hatırlıyorum, Hera Cafe‘de. Albümün digipack baskısı, tasarımı beni çok etkilemişti. O dönemde yaptığımız konserde de Hope To Find harika bir performans sergilemişti. Şansa bakın ki grubun bu EP’deki kadrosuyla vereceği son konseri de organize etmek yine bize kısmet olmuştu.

promo

Still Constant’tan sonra bir dönem grubun gitaristi Zafer abiyle çalışma imkanımız olmuştu Godspel grubunun besteleriyle alakalı olarak. İşte bu yeni albümün ilk seslerini de o vakti duymuştuk. Grupta Still Constant çıktıktan sonra birkaç yıl içinde ciddi değişiklikler olmuştu. Gruba yeni bir vokalist gelmiş, grubun davulcusu ve basçısı gruptan ayrılmıştı. Gruba katılan yeni vokalistin de bir süre gruptan uzakta kalması sebebiyle Hope To Find bir duraksama yaşamıştı. Ancak kısa süre sonra yeni bir davulcu bulundu. Bir süre sonra da yeni bir basçı bulundu ki bu basçı efsane bir adamdı, Koray Ergünay, benim gözümde. Daha önce sahnede izlemiştim.

Okumaya devam et

Episode 13’ün Eski Klavyecisi Bakın Kim!

Episode 13‘ün mükemmel parçası Forlorn… Till Dawn‘ın klibini belki 100 defa izlemişimdir. Ancak geçen gün birşeyin farkına vardım ve şaşkınlıktan dona kaldım!

Klipte klavye çalan kişi, bizim Hope To Find‘dan tanıdığımız Alper abinin ta kendisi! Şimdi durdum düşünüyorum da hayatımda dinlediğim en iyi melodilerden ikisini bizzat bu adam çalıyor. Zaten hayrandım, daha da bir hayranı oldum. Neden bahsettiğimi anlamayanlar Hope To Find’ın Witness Of Happiness isimli parçasının klavyelerine odaklanabilir ve hatta özellikle tam 3.03’te başlayan melodiyi nefesini tutarak dinleyebilir.

Ya da bu yazıyı yazma sebebim olan klibi izleyebilir, parçanın klavyelerinin ne kadar başarılı olduğunu görebilirler. Türk Black Metal parçaları arasında çok az parça bana bu Forlorn’un verdiği tadı verebilmiştir. İtiraf etmek gerekirse parçanın klibi efekleri açısından bakılacak olursa vasat denebilir, ancak yine de ruhu verebilmesi açısından benim düşünceme göre başarılı.

Episode 13’ün o dönemini çok iyi hatırlıyorum. Yani bir gün baktım bir haber, Episode 13, müziğinden klavyeyi çıkartıp gitar müziğine daha çok ağırlık verecekmiş diye. Tarzındaki bu değişim, bu sertleşme o zaman gençlik aklıyla biraz tedirgin etse de beni Pitch Black parçasını dinledikten sonra anlamıştım ki Episode, hala aynı kaliteli Episode.

Alper abi diyordum. Sadece Alper abi değil, gördüğümüz ve duyduğumuz kadarıyla Hope To Find’daki tüm eski ve yeni üyeler zamanında çok ekstrem işler yapmışlar. Ama en iyisini Alper abi yapmış ve çok sevdiğimiz bir grubun çok sevdiğimiz bir parçasının klibinde oynamış. Kendime kızıyorum ki bunu henüz keşfedebildim. Şimdi siz de izleyip 27. saniyede Alper Abi’mizi açıkça görebilirsiniz. Kendisine de saygılarımı iletiyorum buradan.

15 Mayıs 2011 – Haggard Konseri

Tek bir şarkısının adını bildiği bir grubun konserinde ne kadar eğlenebilir insan? Bu soruya belkide aklımızda oluşan ilk cevap az eğlenir olacaktır. Ben de öyle düşünüyordum Haggard konserine kadar. 222 Park‘tan Özgür Abi‘mizin mükemmel kıyağıyla bu konsere katılmaya karar verdik.

Aynı günün akşamında konserden birkaç saat önce bir sonraki gün “En Başından Türk Rock Tarihi” isimli paneli gerçekleştirmek üzere İstanbul’dan Türk Rock piyasasının yakından tanıdığı isim Güven Erkin Erkal konuğumuz olarak Eskişehir’e geldi. Kendisini karşıladık ve hemen oteline yerleştirdik. Otelde işlerimizi halettikten sonra Güven Abi’yi Barlar Sokağı‘nda bir arkadaşının yanına bırakıp biz de hazırlıklarımızı yapmak üzere evlerimize döndük.

Konserin kapı açılışına 2 saat varken Volkan, Yunus ve ben mekana gittik. Özgür Abi ile konuştuk bir süre. Sonra yavaş yavaş eş dost gelmeye başladı. Halil de geldi ardından. Halil yalnız bizimle kısa bir süre takılıp eski bir arkadaşının yanına geçip bizi sattı adi herif 🙂

Vokal Gitar Asis

Konseri beklerken Togay‘ın gelemeyeceğini öğrenip hemen Sercan‘ı çağırdık sözümüz vardı. Bekleme aşaması süper geçti sevgili okur. Önce girdik kaçamak bakışlarla soundcheck’i izledik 15 dakika. Sonra biri geldi bizi kovdu 🙂 Dışarıda beklerken kimlerle görüşmedik ki… Hope To Find‘dan dostlarımız abilerimiz ve hala tabları yollamayan Erdem Abi ile eşi; Black Omen’dan Serkan Abi ve Tolga kardeşimiz ve tabiki de Godspel 🙂 Güven Abi de mekana geldikten sonra içeri geçtik ve 23.30’da çıkmasını beklediğimiz grup saat gece yarısını 5 geçe sahneye çıktı.

Yazının başında dediğim gibi Haggard dinlerim evet, ama sadece bir şarkılarını ismen biliyorum. Grubun parçaları çok uzun ve senfoni gibi olduğundan oturup bu parça şuydu falan diye öğrenme gereği duymadım hiç. Ben de olan birkaç albümleri de winamp’tan sırayla çalıyor işte. İsmen bildiğim tek parça “Chapter III: Awaking The Centuries” isimli parçalarıdır yani.Bundan yaklaşık 2 ay önce grubun “Awaking The Gods: Live In Mexico” DVD’sini edinmiştim. DVD’deki performansları süper ötesi sevgili okur. Bu konser bu dvdnin de etkisinde kalarak izleyeceğim bir konser olacaktı benim için.

Grup mükemmel bir başlangıç yaptı. Sahnede tam 12 kişi izledik. Davulcu, iki gitar, bas gitar, klavye, üç keman, bir viyolonsel, bir yan flüt, bir soprano ve bir obua çalan müzisyen vardı sahnede. Bunlardan özellikle yan flüt çalan Catalina’ya salondaki tüm erkekler aşık olacak, hayatımızı, yuvamızı, okulumuzu feda edip yanına göç edecek duruma gelecektik.

Grubun şişman vokalisti ve gitaristi Asis Nasseri cidden mükemmel bir müzisyenmiş sevgili okur. Yani yarattığı tüm o kompozisyonları izleyince üstünü üstlük bir de soprano vokalin insanı alıp götüren danslarına uydurunca gözlerinizi müziğin akışının sizi tahrik ettiğine şahit oluyorsunuz farkında olmadan. Kemancıların ve üflemeli takımının gitaristlerden hiç de aşağıda kalmayan o mükemmel kafa sallama ritüelleri dinlediğiniz melodilerin ardında gizlenen asıl duyguyu her bir şarkıda başka bir şekilde ortaya koyuyordu. Ben bu düşüncelerde grubu izlerken grubun kısa boylu solo gitaristi birden “bluetoothlu” gitarıyla dalıverdi seyircilerin arasına. Ardından da şişman olan ama boyuyla bunu süper kapatan bass gitarist geldi. Bu adamlar geze dolaşa çaldılar o parçayı.

Victory parçasında Asis, bayan seyircilerden parçanın vokallerine eşlik etmelerini istedi. Ancak hanım kızlarımız bağırmaya çekinince adam parçayı çalmadı. Evet. İki üç parça çaldıktan sonra çaldı.

İşte o melek!

Yan flüt çalan hatun, Catalina, öldürdü bizi sevgili okur. Çok değerli abimiz Güven Abimiz bile bizi onayladı gece sonunda. Sercan bir ara gözlerimin dolduğunu falan söylese de ben inanmıyorum Sercan’a. Çok güzeldi kız sahnede. Volkan’ın çektiği 700’e yakın pozdan temiz 400 tanesinde bu kızı çektiğini söylersem anlarsınız herhalde.

Grup inanılmaz ve bazen de insanı sinir eden bir rahatlıkla çalıyordu sahnede. Viyolonsel çalan sarı saçlı abi, süper karizmasıyla ve elinde enstrümanla gitaristlerin yanına gelişleriyle acayip puan topladı. Gitar vokal Asis de özellikle Sercan’a şişmanların da karizma olabileceğini kanıtladı. Solo gitarist çizgi sakallarıyla bir garipti ama iyiydi. Davulcuları grubun en farklı görüntüye sahip üyesiydi. Ama iyi çaldı herif. Yalnız kick davulun tonunu gökgürültüsü gibi ayarlaması bir noktadan sonra ben de şu fikri uyandırdı: Bu davulla twin atarken ritim kaçırsan da çok belli olmaz. Bassçıyı çok beğendim. Adam acayip sevimli bir tipti, tam Alman’dı. Keman çalan iki hatundan bir tanesi neredeyse topuklarına değecek kadar uzun sarı saçlarıyla bizi aldı götürdü bu diyarlardan. Aklımıza Yüzüklerin Efendisi’ndeki Galadriel geldi lan. Bir acayip olduk. Volkan’ın dediğine göre piyano çalan takkeli amca süper sarhoştu.

Grup son parça olarak benim adını bildiğim o parça Awaking The Centuries’i çaldılar. Süper de çaldılar. Sonra grup sahneden indi gitti. Lan ne oluyo falan dedik önce. Sonra bari dışarıda kaçırmayalım derken gitar seslerini yeniden duymaya başladık. Grup tekrar sahneye çıktı. Vokal “sizi kandırdık ehe” vari bir konuşma yaptı. Çok hareketsiz ve tepkisiz olduğumuzu söyledi. Bir parça daha çaldılar. Bu sefer cidden indiler sahneden ve bu süper konser sona erdi.

Catalina'nın imzası

Konserden sonra bekleyip konserden önce bastırdığım posteri imzalattım elemanlara. Bir mutlu oldum ki sormayın sevgili okur.

Konserden ufak notlar vereyim:
:: Asis, grup üyelerini tanıttı performansın ortalarına doğru. O esnada çaldıkları parça Metallica‘nın Sad But True‘su oldu.
:: Bir yerde neden gaza gelmiyorsunuz gibisinden birşeyler söyleyip Slayer – South Of Heaven‘ın girişini çaldı, söylemeye başladı. Ama “Before you see the light, you must die” diyip bitirdi ve kendi parçalarına geçitler.
:: Bununla da kalmayıp Pantera‘dan da birşeyler çaldılar yine böyle. Onu da yarım kestiler.
:: Güven Erkin Erkal’ın söylediğine göre bu konser İstanbul’dakinden daha iyi olmuş. Hem samimi bir ortam hem de performans olarak.
:: Konserin sonunda kendi adıma yaptırdığım bir posteri imzalattım gördüğüm her elemanına. Süper oldu.
:: Yazı boyunca kullandığım görseller (poster imzası hariç) Volkan Vardar tarafından çekilmiştir.

kişi başına bin 370 kg petrol eşdeğeri birincil enerji tüketimi ile 69’uncu sırada yer alabildi