Tag Archives: anadolu üniversitesi

Bir YDS Hikayesi

ydsYDS‘ye iki ay önce başvurmuştum. Sürekli erteleye erteleye, nihayet sınava hiç çalışmadan sınav gününü getirdim. Cuma gecesi unutmak istemeyeceğim rüyalar görmüştüm. Cumartesi sabahına, güne ve gerçek hayata başlamanın üzüntüsüyle uyandım. Can sıkıntısıyla Facebook’a baktım. O esnada tarih dikkatimi çekti: 26 Mart. Lan iyi de 27 Mart’ta sınav vardı? Yani ertesi gün! Ahh. O gün hiçbir şey yapmadım. Çünkü annem Kars‘tan gelmişti ve onu görmeliydim.Böylece gün bitmiş oldu.

Cumartesiyi pazara bağlayan gece saatin bir saat ileri alındığına emin oldum. Alarmı hem telefonda hem de çalar saatte kurdum. Ertesi sabah 8’de uyanacak, üstümü başımı hazırlayıp yola çıkacaktım. Sabah tam da planladığım saatte uyandım. Çok dinçtim. Pazar günü erken kalkmama rağmen şaşılacak derecede iyiydim. Üstümü başımı giydim. Sınava giriş belgemi aldım. Sınava bozuk para götürmek yasak olduğu için kağıt para bile aldım yanıma.

Sabahın ayazında düştüm yollara. Lan nasıl soğuk anlatamam. Sağda solda tek tük insanlar, çoğunluğu da  öğrenciler, ya üniversiteye gidiyorlar. Ya da üniversiteden taraf geliyorlar. Okula yaklaştıkça insanların elindeki sınava giriş belgelerini görüyorum. Heh diyorum, sınavın başlama saatine daha var o zaman. Neyse, hızımdan azaltmadan Anadolu Üniversitesi‘ne giriyorum. ÖSS’ye girdiğim fakülte, Hukuk Fakültesi‘ne gidiyorum yine. Kapıda küçük bir kuyruk var. Yanaştım ve  beklemeye başladım.

Bir polis beni işaret etti. Gülümsedim gittim yanına, kolay gelsin, dedim. Sağolun, dedi. Lütfen montunuzun önünü açar mısınız, diye sordu. Açtım. Omuzlarımı, paçalarımı, kemerimi yokladı. Sonra, kolay gelsin, diyerek içeri bıraktı. Arka tarafta bir başka görevli, kimliğinizi görebilir miyim, dedi. Dondum. Şok geçirdim. Elimi alnıma vurdum. Kimliğimi evde unutmuştum. Adama dönüp, saat kaç, diye sordum. Dokuzu on geçiyor, dedi.

Sessizce önümü kapatıp düştüm yola. Geldiğim onca yolu titreye titreye geri döndüm. Kendime ve dalgınlığıma bildiğim her şekilde sövdüm. Eve geldim, telefonu kapattım ve uyudum.

Ücretsiz Depolama Hizmetleri

Personal-Cloud-StorageEv kullanıcılarına tanınan yüksek hızlı internet imkanlarının her geçen yıl artması, yavaş yavaş her mahalleye fiber optik bağlantı imkanlarının gelmesiyle artık film izlemek için sinemaya gitmez olduk 🙂 Şaka bir yana, yüksek hızlı internet bağlantısı, sadece yüksek hızlı indirmeleri mümkün kıldığı için değil, yüksek hızlı yüklemeleri de mümkün kıldığı için çok kıymetlidir. İşini bilen, profesyonel bir kullanıcı için upload hızı çok önemlidir.

Bağlantı hızlarının artmasıyla Tükçe’ye bulut bilişimi olarak çevirebileceğimiz platformlarda çevrim içi dosya depolama ve paylaşımı imkanları had safhaya ulaştı. Hemen hemen tüm mail servisleri (Gmail, Hotmail, Yandex gibi) artık e-postalara eklenebilecek dosya boyutu sınırlamasını “drive” adını verdikleri ek özelliklerle aşmış görünüyorlar.

Bu yazıda sizlerle internetteki popüler dosya depolama uygulamalarını paylaşacağım. Bir zamanlar rapidshare, mediafire, turbobit benzeri pek çok siteden indirirdik albümleri, filmleri. (Ne kadar da ayıp ederdik.) Bu uygulamaların tümü ücretliydi. Ücretsiz sürümlerini kullanmak için şifreler çözmek, dakikalar saymak zorundaydık. Üstelik hız sınırlamaları da vardı. Şimdi torrent sisteminin yaygınlaşmasıyla su sitelerin pabucu dama atıldı.

Benim bahsedeceğim uygulamaların tümü ücretsiz. Tamamının çalışma mantığı işletim sistemi üzerinde sabit diskinizde dosya saklamak üzerine kurulu. Bu yazıyı okuyorsanız sizin de eminim ki şu aşağıdaki uygulamalarından en az birine hali hazırda üyesinizdir.

1. Google Drive: Benim en çok kullandığım ve en sevdiğim uygulama bu. Herhangi bir google hesabı (gmail hesabı) açtığınızda Google Drive’ı da kullanmaya başlayabilirsiniz. Tam 15 GB’lık bir depolama alanına sahipsiniz. Ben, bastıracağım ve bastırdığım tüm grafik tasarımlarımı buraya yedeklerim. Yaptığım tüm sunumları, tüm unutulmaz fotoğraflarımı, hatta üniversite ders notlarımı bile buraya yedekledim. Dosya türü sınırlaması yok. Office dosyalarına -kullandığım bilgisayarda Office programları yüklü olmasa bile- her yerden erişip açabiliyorum. Yüklediğim tüm dosyaları ister tanıyayım ister tanımayayım herkesle paylaşabiliyorum ve bu insanlar da indirme sınırı olmadan indirebiliyorlar. İsterseniz bilgisayarınıza da Drive uygulaması yükleyip internet bağlantısına eriştikçe drive’ınızı güncel tutabilirsiniz.

2. Microsoft OneDrive: Microsoft’un sunduğu ücretsiz depolama hizmeti. Hotmail hesabınız varsa siz de bir OneDrive kullanıcısısınız. Eskiden bu uygulama SkyDrive adıyla vardı. Sonradan OneDrive’a terfi etti. Burası da 15 GB’lık bir depolama imkanı sunuyor. Tıpkı Google Drive gibi buraya da yüklediğiniz office dosyalarını açabiliyorsunuz. Eğer hotmail’le e-posta gönderirken mail ekine sığmayacak bir dosya gönderecekseniz direkt One Drive’a yükleyebilirsiniz.

3. Yandex Disk: Bu benim için de yeni bir uygulama. Yandex sadece arama motoruyla değil, mail hizmetiyle de fark yaratmayı amaçlayan bir platform. Şu ana kadar hiçbir e-posta servisinin desteklemediği kadar yüksek boyutlara izin veriyor. Yandex, size 20 GB depolama alanı sunuyor. Bir defada yüklenebilecek en yüksek dosya boyutu 10 GB! Yani Yandex, dosya boyutu konusunda aşmış durumda. Muhakkak bir Yandex hesabı edinmelisiniz. Yandex, diğer uygulamalardan farklı olarak doğrudan ağ sürücüsüne bağlanabilme imkanı sunuyor. (Bunu nasıl yapabileceğinizi şuradan öğrenin.)

4. Dropbox: Şu ana kadar bahsettiğim uygulamaların tümü birer “yan uygulama” idi. Yani örneğin, mail hizmeti veren bir platformun, mail hizmeti yanında depolama hizmeti de vermesi şeklindeydi. Ancak Dropbox, başlı başına bu iş için oluşturulmuş bir platform. Nedendir bilmiyorum, Android cihazlara Dropbox halihazırda kurulu olarak geliyor. Şu da bir gerçek ki yukarıda saydığım üç uygulamadan çok daha fazla kullanıcısı var. Özellikle akıllı telefonlarda çok fazla kullanılıyor. Samsung kullanıcısı olmam sebebiyle şu anda Dropbox hesabımın dosya limiti tam 50 GB! Ancak bu kadar alanı ne kadar süre kullanabilirim bilmiyorum. Ücretsiz üye olunca verdiği alan 2 GB. Akıllı telefonlarla en uyumlu çalışan uygulama Dropbox.

DropBox’a benzer bir uygulamayı Turkcell Akıllı Depo ismiyle oluşturdu. Bunu da takdir edersiniz ki sadece Turkcell aboneleri kullanabiliyor. Ben henüz denemedim. WeTransfer ismindeki uygulama, yüksek boyutlu dosyaların transferi için gayet yeterli bir uygulama. 10 GB’a kadar tek parça dosya gönderip almanızı sağlıyor. Ancak dosyaları, diğerleri kadar uzun süre muhafaza etmiyor. Anadolu Üniversitesi öğrencisiyseniz, AnadoluFTP uygulamasıyla da 1 GB kadar alanın sahibi oluyorsunuz. Üstelik “edu.tr” uzantısına sahip olduğu için FTP klasörünüze yüklediğiniz dosyaları her türlü kurum kuruluşun internet ağından rahatlıkla indirebiliyorsunuz. AnadoluFTP’nin bir diğer avantajı da tıpkı Yandex gibi ağ sürücüsüne bağlanma imkanı sağlıyor oluşu. AnadoluFTP’nin nasıl kullanılacağını yorumlarda sorun bana, cevap veririm.

Bu yazıda adı geçen uygulamaların hepsini denedim, test ettim (Turkcell Akıllı Depo hariç). Favorim ve halen en sık kullandığım Google Drive. Tüm uygulamaların ortak noktası, hem bilgisayarınıza indireceğiniz küçük bir uygulama yardımıyla hem de doğrudan web arayüzüyle dosya indirme/yüklemeye izin veriyor olmalarıdır. Ve tümü de yüklenen dosyaları olası virüslere karşı tarayabiliyor. Denemenizde fayda var. Deneyin.

Master Diplomamı Nihayet Aldım!

diplomat Geçen gün şu yazıyı yazmıştım. Yüksek lisansımın tez sonrası sürecini anlatmıştım. Bu bence faydalı bir yazı oldu. Çünkü pek çok arkadaşım da tıpkı benim gibi yüksek lisansını bitirmek üzere. Bu arkadaşlarım tez sürecinin sonunda diploama işlemlerine başladıklarında yazım onlar için epey işe yarayacak.

Geçtiğimiz çarşamba günü Fen Bilimleri Enstitüsü‘nden diplomamı aldım, öğrenci kimliğimi teslim ettim ve 18 yıllık kesintisiz öğrenim hayatıma son noktayı koydum. Artık Anadolu Üniversitesi öğrencisi değilim. 1994 yılında Sivrihisar’da Hasan Karacalar İlkokulu‘nda başlayan eğitim öğretim hayatım nihayet bitti. Bir daha ne zaman öğrenci olurum bunu da ilerleyen günlerde göreceğiz 😉

diplomat0Lisansı bitirdiğimizde verdikleri diploma çok “iddiasız”, A4 boyutunda 300 gr. mat kuşe kağıttan ibaret bir kağıt idi. Ancak yüksek lisans diplomasını gördüğümde şaştım kaldım! Lan, baya bildiğin iyi tasarlanmış, kendine has  ebatlara sahip, kadife kaplamalı özel sert kapaklı muhafazanın içerisinde bir diploma bu. Önceden çoğu üniversitenin lisans diplomalarını görür, ne yalan söyleyeyim, kıskançlıktan titrerdim. Bizim okulun ne kadar tırt diplomaları var derdim. Nihayet hayatımda ilk defa “kadifeyle bezenmiş bir şey” alabildim 🙂 Ayrıca diplomanın yanında bir Türkçe bir de İngilizce olmak üzere iki tane transkript de verdiler.

Şaka bir yana, son birkaç yıldır hayatımın bir köşesinde, bitmeyi bekleyen tezimi yazıp verip nihayet mezun olabildim. Mutluyum. Diplomayı aldıktan sonra aradığım ilk kişi Arzu Hoca oldu. Telefonu açmadı. Sonra Alper’i aradım, belki de bu tezde en çok emeği olan adamı. Alper’le konuşurken Arzu Hoca geri döndü ve tebrik etti. Güzel dileklerde bulunan tüm dostlarıma ve aileme destekleri için teşekkür ederim.

Neyse, artık sokak çapkını değil, yüksek mühendisim! Seviyeli bir muhitin insanıyım. Saygı ve sevgilerimle 🙂

Minimal Bir Bakış Açısıyla İnsan Kesitleri

Geçen gün bizim Doğa ve Çevre Kulübü‘nün internet sitesinin rutin kontrollerini yaptım sevgili okur. Burada oluşturduğumuz bir de iletişim formu var. Cevdet Şener isimli bir vatandaşımız iki mesaj halinde şu aşağıda yazanları iletmiş bize iletişim kutumuzu kullanarak.

Cevdet Amca, içindekileri dökebileceği bir adres aramış. Anadolu Üniversitesi‘ne ait bir kulübün iletişim kanalını görünce de çekinmemiş basmış CAPS LOCK‘a, başlamış yazmaya 🙂 Yalnız Cevdet Amca’nın gündemin biraz gerisinde kaldığı ve bana göre tamamen haksız olduğu noktalar var. Hadi bakalım hep beraber okuyalım.

ANADOLU ÜNİVERSİTESİ PARANIZ O KADAR ÇOKKİ HER YIL MALİYE BAKANLIĞI PARANIZIN YARISINA EL KOYUYOR.MADEM PARANIZ ÇOK ÖĞRENCİ HARÇLARINI DÜŞÜRÜN.DÜNYADA ÖĞRENCİNİN ÖDEDİĞİ PARAYI DEVLETE AKTARAN TEK ÜNİVERSİTE OLARAK SİZİ TEBRİK EDERİM.PARANIZ ÇOKSA:PROJE YAPIN TEKNOLOJİ ÜRETİN.ÖĞRENCİLERE SEMİNER VERİN.BENİM OKULUNUZDA DIŞARDAN OKUYAN OĞLUM VAR.AMAÇ DIŞI VERDİĞİM PARAYI KULLANAN CEHENNEMİN DİBİNİ BOYLASIN.ÜNİVERSİTE PARANIZMI ÇOK:OKUL HARÇLARINI İKİ SEFER DEĞİL TEK SEFERDE ALIN İNDİRİN.BİRİLERİ MİLLETLE HELALLAŞIRKEN PARAYI ZOR BULUP ÇOCUĞUNU YALNIZCA DİPLOMA ALSIN DİYE OKUTAN ÖĞRENCİ AİLESİNİN PARASINA GÖZ DİKENLER BU HELLALLİĞİ ASLA KABUL ETMEYECEKLERDİR.ÜNİVERSİTENİZ EĞİTİM DEĞİL PARA MAKİNASI HALİNE GELDİ.SABAHA KADAR PARA BASSALAR ÜNİVERSİTENİZ GİBİ PARA TOPLAYAMAZ.ARTIK ÖĞRENCİ HARÇLARINI İNDİRİN.DEVLETE ÖDEDİĞİMİZ KDV ÖTV YETER.DEVLETİN SİZDEN ALDIĞI PARAYI NERELERDE KULLANDIĞIMECHUL.DEVLET OKUL AÇMIYOR,SİZİN ÜNİVERSİTENİZİN İŞE YARAMAZ BÖLÜMLERİNE EVLATLARIMIZI SÜRÜKLÜYOR.YTEEEEERRRRRRR ÖĞRENCİ HARÇLARI İNSSSSİİİİİNNNNNNN.MALİYE KAYNAĞINI BAŞKA YERDEN BULLLLSSSSSUUUUN.ÖĞRENCİ VELİSİ YETER YETER YETER HARÇLAR İNNNNSSSSSİİİNNNNN AARRRRTTTTIIIKKKK.

ÜNİVERSİTE ÖRNEK OLMALI:AĞAÇ DOĞA KAMUOYUNDA İŞE YARAMAZ SÖYLEMLER.AĞAÇ VE DOĞADAN BAHSEDEN KAĞIT KULLANIMINI KISMALIDIR.OKULUNUZ HALA BİNLERCE ÖĞRENCİYE KİTAP BASTIRIP SATIYOR VE HER KİTAP YAPRAĞINDA NE KADAR DOĞAYI KATLETTİĞİNİZİ HESAPLAYIN.DOĞAYA SAHİP ÇIKARKEN DOĞANIN TÜM AĞAÇLARINI KESEN KAĞIT ÜRETİMLERİNİ SEMİNERİNİZDE AÇIKLAYIN.ÖRNEK ÜNİVERSİTE TEKNOLOJİYİ KULLANMALIDIR.KİTAPLARINIZI ŞÖYLE YAPINIZ:ÖĞRENCİ KİMLİĞİNE ENTEGRELİ ÇİF TAKIN VE BU ÇİPİN İÇİNE KİTAP BİLGİLERİNİ ATIN.ÇİP TELEFON HAFIZASI GİBİ KİMLİĞE TAKILIP ÇIKARILABİLSİN.ÇİPDEKİ KİTAP BİLGİLERİNİ ŞİFRE İLE AÇILSIN VE PARASINI ÖDEYEN ÖĞRENCİ ŞİFRESİNİ ALSIN BİLGİSAYARINA TAKSIN DERSİNE ÇALIŞSIN.ÜNİVERSİTENİZİN BİR İNTERNET SAYFASI OLSA ŞİFRE İLE ÖĞRENCİLER GİRER DERSİNE ÇALIŞIR.NASILSA MALİYEYE AKTARACAK KADAR PARANIZ ÇOK.BARİ PARANIZI HAYIRLI İŞLERE KULLANIN VE ARTIK AĞAÇLARI TÜKETMEYİN ADINIZA LAYIK BİR YEŞİL ANADOLU BIRAKIN.ÇEVRE DERSİ VERİRKEN ÇEVREYİ YOKEDEN KİTAPLAR BASAN ÜNİVERSİTELER TEKNOLOJİDEN GERİ KALMIŞ EĞİTİM KURUMLARIDIR.BU KİTAPLARA BİR SÜRÜ BOYA KULLANILIYOR VE DOĞA TAMAMEN BİTİYOR.KENDİNİZİ BAŞKALARINA GÜLDÜRMEYİN.

Cevdet Amca bu maili umarım doğrudan gensek@anadolu.edu.tr adresine yani okulun resmi e-posta adresine atabilecek kadar cesurdur. Yoksa bizim kulübün iletişim kutusunda öylece durmasının hiç bir anlamı olmayacak.

Anadolu Habere Tavsiyeler

Anadolu Üniversitesi‘nde öğretime başladığım 2006 yılı Eylül ayından beri okulun gazetesi Anadolu Haber‘i takip eder, biriktiririm. Blogda da bu gazete ile onlarca yazı yazmışlığım vardır. Şu linktenAnadolu Haber” ile ilişkili yazılara hızlıca göz atabilirsiniz.

377. Sayı

Bana göre Anadolu Haber, Anadolu Üniversitesi gibi medya yönü güçlü bir üniversiteye yakışmayan bir okul gazetesidir. Haftalık olarak ve bazı dönemlerde de 15 günde bir olarak yayımlanan gazetede sadece ön ve arka sayfa renkli olarak yayımlanıyor. Bazı özel sayılarda gazetenin sayfa sayısı artsada genel olarak 8 sayfa ve siyah beyaz basılıyor. Bugüne kadar verilen özel sayılar Anadolu Haber 2 ve Mezuniyet Özel sayıları oldu.

Bu yazımda okulumuzun gazetesinde gördüğüm eksikliklerden bahsedeceğim ve gazete için bir takım önerilerde bulunacağım. Bunu belki de bu gazeteyi okulda en ciddiye alan kişi olarak yapacağım kendi çapımda.

629. Sayı

1. Sayfa Sayısı: Bugün süpermarketler bile 16 sayfalık kitapçıklar dağıtabiliyorsalar, üstelik bunların tamamı renkli olabiliyorsa pekala Anadolu Haber de bunu yapabilir. Anadolu Üniversitesi gibi her yıl etkinlik rekorlarının kırıldığı, aynı il içerisinde altı yedi tane farklı kampüs, tesis ve benzeri sosyal ve kültürel alanlara sahip bir üniversite herhalde yazacak haber bulma sıkıntısı yaşamaz. 8 sayfalık bir gazetede insan okulla ilgili bir gazete okuyormuş hissine kapılmıyor. Dolayısı ile Anadolu Haber’in sayfa sayısı arttırılmalıdır.

2. Renkli Baskı: Gazetenin sadece ilk ve son sayfası renkli olarak basılıyor. Diğer sayfalar tamamen siyah beyaz. Renkli baskının maliyeti arttırdığının bir gerçek olduğu ortada. Ancak en azından iç sayfalardan iki tanesi daha renkli olsa ve bu sayfalara da ilk sayfada manşet ya da sürmanşet olarak verilen haberlerle ilgili daha detaylı ve renkli görseller yer alsa çok daha başarılı olur.

3. Manşet Haberleri: Gazetenin ilk sayfasında yer alan manşet haberleri “devamı şu sayfada” diye bitiriliyor. İlgili sayfaya gittiğinizde de saçma sapan bir ya da iki sütunsuz resimsiz siyah beyaz bir haber buluyorsunuz, bu muydu manşet diyorsunuz. Manşette verilen haberler iç sayfalarda daha detaylı anlatılmalı, görsellerle desteklenmelidir.

Gazeteye çıktığım 489. Sayı

4. İç Sayfa Haberleri: İç sayfa haberlerinin çoğu insanın okumak için ilgisini çekmeyecek konum ve dizilimdeler. Halbuki insanların iç sayfa haberlerini de okumaları, pas geçmemeleri esastır. Bununla alakalı olarak Anadolu Haber, iç sayfalarda yer alan haberleri görsellerle desteklemelidir.

5. Öğrencilere Sorduk Kısmı: Gazetenin artık geleneksel hale gelmiş bir kısmı bu. Son sayfada renkli olarak yayımlanıyor. Her hafta farklı bir konuda öğrencilerin görüşleri alınıyor. Bence gazeteyle özdeşleştiği için bu kısım aynen kalmalı ve belki içeriği bir nebze olsun genişletilmelidir.

6. Bahar Şenliği Sayısı: Bahar Şenliği gibi mükemmel bir dönemde Anadolu Haber Bahar Şenliği’ne özel, tamamı renkli bir sayı çıkarmalıdır. Ayrıca her bahar şenliğinde sanki bahar şenliğini sadece Güzel Sanatlar Fakültesi kutluyormuş gibi davranıp sadece orada okuyan öğrencilerin fotoğraflarını yayımlamamalıdır.

475. Sayı – Tanıtım Özel Sayısı

7. Yılın İlk Sayısı: Bu sayı da yine cıvıl cıvıl koleksiyon değeri olan bir sayı olarak hazırlanmalıdır. Okula yeni gelen öğrenci eline aldığında “vay be ne okula gelmişim” demelidir.

8. Daha Fazla Öğrenci Katılımı: Öğrenciler gazete için makale, araştırma ve inceleme içerikleri hazırlayabilirler. Bunları Anadolu Haber editörlerine yollayarak yayımlanmasını sağlayabilirler. Bunlar, hem gazete için çok geniş bir içerik arşivi oluşturur hem de çok farklı konularda olacakları için gazetenin kültürel değeri artar.

9. Röportajlar: Ben öğrenci olarak diğer öğrenci arkadaşlarımın yaşamlarını merak ederim. Eskiden Anadolu Haber’de okulumuzda eğitime devam eden ve çeşitlli yönleriyle ön plana çıkan öğrenci arkadaşlarımızla yapılmış röportajlar olurdu. Bence bu çok başarılı bir uygulamaydı. Yeniden yapılmalıdır. Ben öğrencilerin ünlü simalardan çok, kendileriyle aynı şartlarda yaşayan, eğitim gören arkadaşlarını daha fazla ilham kaynağı olarak göreceklerinden eminim.

2008 Yılı Mezuniyet Özel Sayısı

10. Dağıtım: Anadolu Haber’in belki de en çok üzerinde durması gereken konu gazetenin dağıtımı olmalı sevgili okur. Gazete ne kadar iyi olursa olsun, eğer okuyucu ona ulaşamıyorsa ya da o okuyucuya ulaşamıyorsa hiçbir anlamı kalmıyor. Okulda Anadolu Haber için şimdiye kadar uygulanandan farklı dağıtım yöntemleri uygulanmalıdır. Kantinlere, fakültelerde koridorlara vs. mutlaka düzenli olarak koyulmalı, takibi iyi yapılmalıdır.

Okul gazetesi ilk bakışta çok küçümsense bile bence okul içerisindeki kitlenin iletişimi için en güçlü araçtır. Gazete sadece bir tabakanın diğerlerine bilgi verdiği bir iletişim aracı olmamalı, kitleleler arasında, aynı tabakalar, farklı tabakalar arasında da bir iletişim, organizasyon aracı olarak kullanılmalıdır.

Nacizane olarak yukarıya yazdığım 10 maddeye dikkat edilir ve uygulanırsa inanıyorum ki Anadolu Haber daha güzel bir gazete olacaktır.

Kim Kimdir: Toros Can

Bir süre önce (başta Eskişehir yerel basını olmak üzere) basına yansıyan bir haberin kahramanıdır Doç. Dr. Toros Can.

Toros Can

Anadolu Üniversitesi, verdiği bir öğretim elemanı alım ilanında muhtemelen bir işgüzarlığa kurban gitmiş, ilanda normalde sadece kadro ve alınacak kişi sayısı verilecekken, alınacak kişinin de adı yazılmıştı. Elbette ki okulumuzun son dönem ki tüm icraatlerini, akılsız harcamalarını ve yolsuzluk iddialarını da düşününce bu haber bazı kesimlerce abartılmış, kocaman yapılmıştır.

Evet, durum yanlıştı, Yani bu ilanların ve kadroların tamamen tarafsız ve herkesin özgürce başvurabileceği şekilde verilmesi esastır. Ancak söz konusu kadrolar için atanacak isimler çoğu zamanbellidir ve yıllarca bunun için çalışmış ve haketmiş hocalardır. Her neyse, yazının konusu bu değil. Dolayısı ile uzatmayacağım.

Toros Can Etudes

Doç. Toros Can, araştırıp gördüğüm kadarıyla ülkemizin yetiştirdiği en büyük piyano sanatçılarından birisi ve Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı‘nda görevli. Kendisi ayrıca Uludağ Üniversitesi‘nde de dersler vermekteymiş. Kendisinin dinletilerini adeta bir ders niteliğinde olarak tanımlamış takipçileri. Yayımlanan ve hatta amazon.com‘da bile satışa bile sunulan CD’leri var.

Mekanik piyano (altında alan bir mekanik sistem var)

Bunlardan özellikle Macar besteci György Sándor Ligeti‘nin ETÜTLER adını verdiğini eserlerini yorumladığı CD’si bizzat Ligeti tarafından bile takdir almış. Ligeti ki çalamıyorlar diye bazı parçalarının çalınmasını bazı piyanistlere yasaklamış kadar özgüvenli ve diva bir piyano sanatçıdır. Eserleri artık kültleşmiş Kubrick filmlerinde soundtrack olarak kullanılmıştır. (Bunları ben de bilmiyordum, bu yazı için araştırma yaparken öğredim.) Bu etütleri Ligeti “mekanik piyano” için yazmış, çalınamayacak aranjmanlar oluşturmak istemiştir. Şu aşağıdaki 1.5 dakikalık meşhur Etüt 14a (Coloana Infinita) videosunu izleyin önce. Burada parça mekanik piyano ile çalınıyor.

Toros Can

Toros Hoca, bu ve buna benzeyen diğer etütleri yaklaşık bir yılda çıkarmış. Bu süreçte yüz felci bile geçirmiş! Şuraya tıkladıktan sonra parça adına tıklayıp Toros Can nasıl çalmış dinleyebilirsiniz. Sadece 14a etüdünü İdil Biret bile günde 12 saat çalışıp 1.5 ay da çıkarmış. İşte böylesine yetenekli ve farklı bir piyanist Toros Can. Eskişehir de yaşıyor ve okulumuzun bir hocası. İlk fırsatta kendisini izlemek herhalde çok büyük bir şans olsa gerek.

Toros Can, aynı zamanda fotoğrafa da meraklı. Kendisine ait bir deviantart hesabı var. Buraya tıklayıp bazı fotoğraflarını görebilirsiniz. Toros Can’ın kişisel web sitesi:

www.toroscan.com

MacBook Pro’ya Windows 7 Kurmak

Anadolu Üniversitesi, yeni döneme hocalarına yaptığı süper bir kıyakla başlıyor sevgili okur. Okuldaki tüm hocaların bilgisayarları MacBook Pro ile değiştirildi, sadece MacBook Pro değil, bunları bağlayabilecekleri ve ofislerinde çalışırken kullanabilecekleri Apple Led Cinema Display 27 inch monitörler de verildi.

MacBook Pro

Geçen gün hocamızın bilgisayarı da geldi ve kurmaya başladık. Büyük bir hevesle tüm kutuları açıp, kabloları bağladık ve açma düğmesine başladık. Lan! Windows 7 başlamasın mı! İnanılmaz bir hayal kırıklığına uğradık sevgili okur. Monitörü de çalıştırmadık. Zira Türk mantığı, aletin içine Windows 7 kurmuş ama Amerikan prizini Türk prizine dönüştürücü koymamış.

i7 işlemcili bu MacBook Pro’ların piyasada en ucuzu zaten 4500 lira civarında. Sen bu kadar para ver, git bir de 27 inch monitör al, sonra gel içine Windows 7 kur. Olacak iş mi yahu!

Şimdi aklıma takılan sorular var elbette. Madem böyle bir şey yapılacaktı, neden MacBook Pro ayrı, monitör ayrı alındı? Station şeklinde olanlardan alınsa daha hesaplı olmaz mıydı? Şimdi burada belki de hedef akşam olduğunda insanların cihazları eve götürüp belki işlerine orada da devam edebilmesi ve veri güvenliğinin sağlanmasıdır. Ama madem Windows 7 kurulacaktı, neden Apple alındı? Yani çok daha ucuz bir fiyata aynı özelliklerde bir pc alınamaz mıydı? Yani burada neden en pahalı tercih edilmiş?

İnşallah hocalardan toplanan bilgisayarlar iyi değerlendirilip okullara falan bağışlanır da en azından faydalı bir hareket olur.

MacBook Pro zaten bildiğimiz bir şeydi de bu devasa monitör çok daha acayip bir şey sevgili okur. Üzerinde dahili kamerası, arkasında USB portları ki MacBook’u monitöre bağlayınca buralara da mouse ve klavyesini bağlıyoruz, inanılmaz renk kalitesi ve ekran çözünürlüğü insanı mest ediyor. Ekranın çözünürlüğü 2560 x 1440 piksel. Bir gece hocamdan izin alıp okulda kalarak bu ekranda 1080p Bluray The Lord Of The Rings izlemeyi planlıyorum. Windows’tan printscreen aldığımda çözünürlük 72 piksel/inch oluyor. Ancak Mac’ten aldığınız ekran alıntısının çözünürlüğü 96 piksel/inch! İşte görüntüdeki o yoğunluk ve kalite de buradan kaynaklanıyor.

Bu yeni windows kurulu Mac’ler tabiki taban tabana uyumsuz olduklarından hatalar veriyor, performanslarının çok altında çalışıyorlar bence. Bu noktada bir tek Serdar Hoca’m Windows’u kaldırtıp yeniden Mac OS yükletmiş, iyi de yapmış.

Tüm hocalarımıza hayırlı uğurlu olsun.

MacBook Pro’ya Windows 7’nin verdiği performans puanı 5.7 olmuş.

Ve aletten aldığım ekran görüntüsü. Tıklayarak büyütebilrsiniz.

ESOGU MobilogrenG I-Phone Uygulaması

Sevgili okur, yakın arkadaşım Ergin Karadağ mobil yazılımlar üreten bir firmada bilgisayar mühendisi olarak çalışıyor. Ergin’in uzmanlık alanı Apple yazılımlarıdır. Bitirme tezinde bu programlama diliyle çalıştı ve mezuniyetinden kısa süre sonra şimdi çalışmakta olduğu firmaya girdi.

Erginlerin, mobil yazılımlar üzerinde, daha ziyade akıllı telefon yazılımları üzerinde çalıştığını biliyordum. Üç beş aydır çalışıyordu bu firmada. Ve nihayet bugün Apple Store‘a giren bir yazılımının müjdesini verdi Ergin bana. Uygulamanın adı MobilogrenG. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi öğrencilerinin okul durumlarını kontrol edebilmelerini sağlıyor.

Bu yazılımın IPhone ile alakalı kısmını Ergin yazmış. Kendime ait bir Apple cihazım olmadığından bu yazılımı deneme şansım yok. Eğer herhangi bir Apple ürününe sahipsen ve Osmangazi Üniversitesi’nde okuyorsan sen deneyebilirsin sevgili okur. Yazılımın dağıtımı ücretsiz. IPhone, IPad ve IPod Touch‘larda kullanılabiliyor.

Şimdi bu projeyi nasıl ve ne şartlarda yaptılar bir fikrim yok. Ancak bence Osmangazi Üniversitesi yerine Anadolu Üniversitesi tercih edilebilirdi. Osmangazi Üniversitesi’nin öğrenci sayısı ortada. Dolayısı ile programın reytingi ne olur şüpheli. Ama aynı programı Açık Öğretim Fakülteleri ile birlikte neredeyse 1.5 milyon öğrencisi olan bir üniversite için yapabildiğinizi düşünsenize!

Her neyse, ilgili onlanlar şu linke tıklayıp uygulamayı Apple Store’da inceleyebilir. Aşağıda da bazı ekran alıntıları yer alıyor.

http://itunes.apple.com/tr/app/esogu-mobilogreng/id491311443?mt=8

Blog Görselleri Görünmüyor Diyenler

Bu başlığı blogda kullandığım görselleri görememekten şikayet eden okuyucularım için yazıyorum.

Bildiğiniz gibi bu blogu kendime ait bir hosting’de barındırmıyorum. Dolayısı ile fotoğraf, resim ve buna benzer içerikleri çeşitli sitelerde barındırıp bloga link ile ekliyorum. Yazılarda kullandığım görseller de buna en güzel örnekler. Blogun temasından yazılarına, kullandığım görselleri tam beş farklı görsel barındırma sitesinde ve kaynağında tutuyorum. Peki neler bu kaynaklar?

İlk olarak Anadolu Üniversitesi‘nin verdiği kişisel alanda blogun temasında yer alan sağda ve solda gördüğünüz butonlar yer alıyor. Anadolu Üniversitesi’nin ana server’ı çökmedikçe blogda bu resimler görülebiliyor. Ayrıca okulun içerisindeki internet ağından neredeyse tüm görsel saklama sitelerine giriş yapılamadığı için blogun okuldan da düzgün olarak görülebilmesi için böyle yapmaktan başka çarem yoktu. Yani sözün özü buraya yüklediğim görselleri herkes her şekilde görebilir. Çünkü kaynak .edu, yani üniversitenin alanı.

İkinci alanım da wordpress’in vermiş olduğu upload alanı. Bu alana hiç güvenmiyorum. Neden derseniz çünkü bir kere geçmişte blogum kapatılmıştı. Şimdi yine bir şey olur, kapatılır diye buraya birşey yüklemiyorum. Burada sadece blogun arka planı ve üstteki banner yer alıyor. O da açılışta hızlı yüklensin diye. Yine bu görselleri de mutlaka görebilirsiniz. Zaten eğer görseller çıkmıyorsa sayfa da çıkmıyor demektir.

Yazılarda kullandığım görselleri ilk başlarda servimg.com adresine yüklerdim. Burası kullanışı basit, az kullanıcısı olduğu için de hızlı bir sunucuydu. Ancak daha sonra okuyucular yazılarda resimler çıkmıyor diye mesajlar atmaya başlayınca ben de imageshack.us‘a geçtim. Bu ikisinin haricinde bir de imagebam.com var. Burayı da çok sayıda fotoğraf yüklerken kullanıyordum. Mesela konser fotoğrafları gibi. Ancak sonradan imageshack.us ile bunu da yapabildiğimi görünce tamamen terkettim burayı.

Şimdi gelelim fotoğrafların neden görünmediğine. Aslında fotoğraflar gayet güzel görünüyorlar. Eğer sevgili okuyucu, sen göremiyorsan bu yazıdaki görselleri, muhtemelen bilgisayarında DNS ayarı yoktur. Zira nedendir bilmiyorum, bu görsel yükleme sitelerinin hepsi engelli olduğundan eğer DNS ayarı kullanmıyorsan bunlara yüklenen fotoğraf ve resimleri göremiyorsun. Yani mesela bak bu paragrafın altında üç tane logo var. Eğer hiçbirini göremiyorsan DNS ayarın yok demektir. Sadece bu sitelere değil, yasaklı diğer sitelere de ulaşamıyorsun demektir.

Servimg.com
Imagebam.com
Imageshack.us

Peki ne olacak? Bunun çözümü yok mu? Var elbette. Bunun çözümü DNS ayarlarını değiştirip tüm bu sıkıntı ve engellerden kurtulmak. Bunu yapmayı muhtemelen biliyorsun. Bilmiyorsan çok basit. Şu aşağıdaki görsele tıklayıp büyüterek adım adım hareket ederek dns ayarını değiştirebilirsin.

DNS ayarı nasıl yapılır (tıkla büyüsün)

Şu an için benim kullandığım dns adresleri;

8.8.8.8
8.8.4.4

Mesela bak, bu görseli herkes sorunsuz görebilsin diye Anadolu Üniversitesi’nin sunucusuna yüklüyorum şimdi. Umarım bundan böyle sorunun ortadan kalkar.

Proofhead TRT’de! – 1. Bölüm

Yüksel Aydın

Geçtiğimiz pazartesi günü Alper, Volkan, Merve, Sercan ve ben İstanbul‘a gittik sevgili okur. TRT OKUL kanalında pazartesi akşamları yayınlanan Demokrasi Platformu isimli tartışma programının bu sene yeni sezon açılışında Anadolu Üniversitesi konuk okul olarak seçilmiş. Programda iki grup bir konu üzerinde tartışıyorlar. Seyirciler de oylayarak gruplardan hangisinin daha başarılı olduğunu belirliyor. Tartışma konusu ise “Modern yaşam koşulları kültürel değerlerimizi olumsuz yönde mi etkiliyor?” idi.

Deli Dumrul

Pazartesi sabah 10.00’da Öğrenci Merkezi‘nin önünden iki otobüs halinde hareket ettik. Sayımız 70 civarındaydı. Yolculuk çok güzel başladı. Şoför geçen sene bizi Bursa’ya götüren şofördü. Selamlaştık. O berbat dönüş yolculuğundan bahsettik falan. Neyse, şoför televizyona hemen bir film koydu: DELİ DUMRUL. İnan sevgili okur, beklediğimizin çok çok üstünde çıktı film. Konusu falan çok ortalamaydı. Ancak çok güldük. Herkesin şair olması dışında filmde sıkıcı bir yer yoktu. Deli Dumrul’un söylediği komik şiirler Volkan’ı, Alper’i, beni kopardı. Epey eğlendik. Filmi muhakkak izleyin. Gayet cesur sahneler de var. Aklınızda olsun.

Neyse, ikinci molamızda okulumuzun bizim için hazırladığı kumanyalar dağıtıldı. Bizim okul çok bozsa da halen çok iyi bir okul sevgili okur. Öğrencisine değer veriyor. Merve hayatında ilk defa ton balığı yemeye karar verdi. Ancak şansına balık bozuk çıktı. Bildiğin içerisine tiner dökülmüş gibiydi. Kızcağızın midesi bulandı. Burada öküz gibi ısırdığım domates üzerime fışkırdı acayip oldum.

Volkan

Volkan

Bu ikinci moladan kısa bir süre sonra saat 15.00 gibi İstanbul’da İstanbul Modern’in otoparkında indik. Grup olarak Taksim‘e gitmek istediğimizden geriye doğru yürümeye başladık. Sahilde birkaç poz fotoğraf çektirdik. Bu arada acayip sıkışmıştım. Biraz yürüyüp bir benzin istasyonunu geçtik. İleride bir caminin yanında müftülük binası vardı. Altında da tuvalet. Hayatımda 1 lira karşılığında bu kadar rahatladığımı hiç hatırlamıyorum.

Islak Hamburger

Tuvaletten çıkıp topluca bir parkın içinden geçerek Taksim’e doğru türlü türlü rampayı tırmanıp, bir sürü konsolosluğun önünden geçtik. Nihayet Taksim’e ulaşabildik. Ancak epey acıktığımızdan yolun başından beri konuştuğumuz şu ıslak hamburger olayını denemeye karar verdik. Çok meşhur olduğu söylenen Bambi Cafe‘ye gittik. Adam başı 3’er ıslak söyledik. Yanına da limonata aldım. Islak hamburger güzel

Ferhat Güzel ve biz!

falan ama öyle abartıldığı gibi bir olay da değilmiş hani. Ha çok ucuz orası güzel ayrıca. Neyse yemek faslından hemen sonra Savaş Abi‘ye mesaj atmıştım. Ona yanıt geldi. İstiklal Caddesi‘ne girdik. Olgunlaşma Enstitüsü müydü neydi öyle bir yerin önünde durup Savaş Abi’yi beklerken kimi gördük! Ferhat Güzel! Çok güzel adam 🙂 Hemen fotoğraf çektirdik. Begüm’ün albümü çıkıyor, dedi bize.

Şişmanlar

Ferhat Güzel’den hemen sonra Savaş Abi geldi. Epey yorgundu anlaşılan. Neyse sağolsun bize İstiklal Caddesi boyunca eşlik ettik. Oradan Tünel‘e gittik. Tünel’e gittik de sadece vitrin baktık. Hatırlıyorum eskiden burada plak falan satanlar olurdu, o dükkanlar komple başka dükkanlara dönüştürülmüş. Bu esnada ramazan boyunca sürekli teraviye giden, hiç bir cumayı kaçırmayan Alper, Volkan ve Sercan oradaki bir kilisenin içini görmek istediler. Hatta Sercan içine girip 3+1 yapmak istedi. Kilisenin sıralarına oturup ne yaptılar bilmiyorum. İçeride bir zenci arkadaş “no video please” dedi bana. Ben de kapattım kamerayı.

Tünel’den, kiliseden sonra Galatasaray Lisesi‘nin önüne geri dönüp Sabhankra‘nın ilk kadrosunda yer alan Sinan‘la buluşmaya gittik. Sinan, 24 Ekim’deki Eskirock Metal Fest Vol. III‘te de gelecek. Neyse, Sinan da uykulu gözlerle geldi yanımıza. Kısa bir yürüyüşten sonra yemek yemek üzere Savaş abi ve Sinan yanımızdan ayrıldılar. Savaş abi ile yemek sonra görüşmeyi planladık ama acil işi çıkmış. Görüşemedik.

Happy Hours

Biz de ne yapalım ne yapalım derken önce Dorock‘a geçtik. Daha sonra da Leman Kültür‘e geçtik. Eskişehir’deki Leman Kültür, abartılı bir şekilde lüks, zengin ve havalı dekore edilmiştir ve o şekilde işletilmektedir. Fiyatları da ona göredir. Ancak İstanbul’daki onun tam aksine daha salaş, daha rahat, insanı huzurlu kılıyor. Fiyatları da çok hoş. Bence gerçek Leman Kültür, İstanbul’daki gibi olmalıdır. Leman’dan sonra zaten artık

Sercan

toplanma vakti geldiğinden ancak bir midye tava yiyebilecek kadar vaktimiz kaldı. Galatasaray Lisesi’nin önünde toplanıp bir daha gerisin geriye İstiklal’in diğer ucuna yürümeye başladık. Kısa bir yürüyüşten sonra da TRT OKUL programının yapılacağı binaya ulaştık.

Yarım saat sonra meşhur olacağımdan inanın haberim yoktu…

(Yazının devamı gelecek)