Tag Archives: anakart

Geçen Haftasonu İşleri

Bu perşembe yüksek lisans tezi sunumum ve sınavım var sevgili okur. Bu ayın ortasından beri bir yandan tezi hazırlayıp bir yandan da sunum için hazırlanıyorum. Bu hafta sonumu da bu tez için ayırdım ama elbette araya bambaşka işler de girdi, güzel oldu.

whiskyŞu yazımda anlatmıştım bit pazarından epey bir kaset topladığımı. O kasetlerden bir tanesi, çok da değerli bir tanesi, Whisky‘nin Güneşin Tahtı albümü, kırıktı. Şansıma kasetin bantı sağlamdı bu yüzden kutuyu değiştirmek yeterli olacaktı.

Çocukken kasetlerle pek uğraşırdık sevgili okur. Açar döker, sokaktan bulduğumuz bantların içerisinde ne olduğuu keşfetmeye çalışırdık. Böyle taka çıkara epey bir el pratiği kazandım. İşin özellikle bant sarma kısmı epey bir dikkat istiyordu. Bunu da kendi kendime öğrendim. Eskiden kasetler vidalı olurdu. Bunların içerisindeki bantı atıp yerine yeni bir bant takmak mümkün olurdu. Babam polis olduğundan yol kenarlarında çok fazla bantı koptuğu için atılmış kaset bulurdu. Ben oturur, bu bantları yeniden sarar, yapıştırır ve elimdeki boş kutulardan birine monte ederdim. Bu şekilde epey bir kasete can verdim. Devir zaten çekme kaset devri olduğundan, elimdeki azıcık parayla da gider boş kaset alırdım. Onur diye bir arkadaşımdan kaset çektirirdim. Ne günlerdi be.

kasetNeyse, dediğim gibi Whisky’nin bantı sağlamdı. Sadece kasetin kutusu parçalanmıştı ve keçesi kayıptı. Şans eseri geçen gün okula gittiğimde Ahmet‘in benim için ayırdığı bir kaç tane kaset almıştım. Bunlar poşeti dahi açılmamış ıvır zıvır kasetlerdi.

Cumartesi sabahı kalktım. Önce evi süpürdüm, toparladım. Sonra Whisky’nin kırık kutusunu çıkardım. Daha sonra da Ahmet’in verdiği kasetin sağlam kutusunu çıkardım. Dikkatlice Whisky’nin bantını sardım ve sağlam kutuya aktardım. Burada kasetin üst kısmında küçük bir keçe parçası var. Bunun püf noktası bu keçeyi fazlaca elleyip sıkmamak. O yüzden kenarlarından tutmak gerekiyor. Neyse, uzatmayayım daha fazla, sağlam bantı sağlam kutuya aktardım. Vidalarını sıktım ve yıllar önce Serhat‘ın verdiği Walkman’e taktım. Sonuç? Bingo! Çalışıyor 🙂

Ben tam kaseti bitirmek üzereyken Alper ve kardeşi Cener geldiler. Kaset işini bitirdik ve sıra Alper’in neredeyse iki ay önce bana bıraktığı bilgisayar kasasına geldi. Bu kasada da problem ekrana görüntü vermemesiydi. Ben elimdeki yedek parçalarla deneyerek sorunun anakartta olduğunu saptadım. Alper’le birlikte internetten uyumlu anakartlara baktık. Daha sonra da Eskişehir’de bilgisayar parçası arayan, takan, çıkaran herkesin uğrak noktası olan Esnaf Sarayı‘na gittik. Burada pek çok parçacı gezdikten sonra nihayet anakartı tamir edebilecek bir yer bulduk.

kasa

Anakart arızalarının çok büyük bir kısmı anakart üzerinde her biri farklı bir birimle ilgili olan kondansatörlerin şişmesi sonucu oluşuyor. Eğer dikkatli bir şekilde bu kondansatörler değiştirilirse anakartın devre kartında bir hasar yoksa, anakart çalışmaya devam eder. Yalnız lehimin çok dikkatli yapılması gerekiyor. Alper’in anakartında da işlemci yuvasının yanında bulunan 3 adet kondansatör şişmişti. Tamirci bu kondansatörleri değiştireceğini, çalışırsa 30 lira, çalışmazsa da 5 lira alacağını söyledi. Hemen kabul ettik tabiki 🙂 Tamirciden saat 19’da güzel haber aldık, anakart tamir olmuştu.

Hemen hep birlikte eve geçtik. Evde hemen kasayı toparlamaya başladım. İşlemciyi yerleştirip fanı taktık. Sonra da diğer bağlantıları yaptık. Bilgisayarı fişe taktım ancak kasaya elektrik gelmiyordu bu sefer de. Ulan aksiliğe bak! Sonradan anladık ki sorun benim evden getirdiğim güç kablosundaymış. Alper’in adeta ışınlanarak bir arka sokakta oturan arkadaşından alıp getirdiği güç kabalosuyla kasayı çalıştırdık ve ivedilikle format işlemine başladık.

Windows 7 Ultimate 32 bit kurduk. Alper ve kardeşini uğurladık 🙂

Az önce mutlu bir haber aldım. Deftones, yeni albüm kaydetmek için stüdyoya giriyormuş. Sabhankra yeni albüm çıkardı malum. O yüzden bu sene, çok büyük bir sürpriz yapmazlarsa yeni albüm çıkarmayacaklar. In Flames desen zaten ümidi keseli çok oldu. Geriye bir Deftones kaldı yaşama sevincim. Umarım iyi şeyler duyarız. Söz Deftones’tan açılmışken güzel bir aşk şarkısı ve çok daha güzel bir kliple veda ediyorum.

Perşembe günü görüşürüz sevgili okur.

NOT: Pazar sabahı bir sphagetti western klasiği olan Navajo Joe‘yu izledim TRT 1’de. Yazmayı unuttum. 1966 yapımı bu klasiğin, sphagetti western olması yanında bir diğer özelliği de müziklerinin Ennio Morricone tarafından yapılmış olması. Sergio Corbucci‘nin yönettiği filmde tipik spagetti özelliklerini aynen görüyoruz. Ancak benim takıldığım nokta bu filmin soundtrack albümünde bir Ennio Morricone klasiği olan A Silhouette Of Doom‘un yer alması. Bu parça Kill Bill’de de kullanılmıştı.

Yağızhan’a Bilgisayar Topladık – 2

Bir önceki yazıda bilgisayarımızın donanımlarını seçmiş ve satın almıştık. Parçalar kargoyla gelmiş ve çekyatın üzerinde duruyordu. Bu yazımızda da bu parçaları kasanın içine monte edeceğiz.

Bir önceki yazıda bahsettiğim üzere bu işi doğrudan fotoğraflar üzerinden yapmak istiyorum. Dolayısı ile fotoğrafları tam çözünürlükte görebilmek için üzerine tıklayabilirsiniz şekerler.

Okumaya devam et

Şu Saçmalıkları Yaptım Ben :)

Yine düşman sevindiren başlıklardan birisi olacak bu. Aslında bu yaptıklarımın hepsi masum şeyler. Ama insan aradan zaman geçince dönüp bakıyor ve gülüyor kendine.

1. Pijamaları ters giyerdim: Küçükken ve aslında halen daha pijamalarımı ters giyerim. Önü arkaya gelirdi. İçi dışına gelirdi. Bir de Eğer alttaki tersse üsttekini de aynı şekilde ters duruma getirirdim. Kumaşın iç kısmına göre dış kısmı bana hep daha yumuşak ve rahat geliyor. Öyle bir terslik işte bendeki.

2. Bilgisayar Güç Düğmesi: Eskiden şimşek çıktığında bilgisayarın fişini çeker, hatta kasanın arkasındaki o güç düğmeciğini de kapatırdım. Bu korku bende çevirmeli bağlantıyla bağlandığım zamanlardan beri var. Ahmet‘le birlikte ucunu açıkta bıraktığımız telefon hattımız şimşekleri üzerine çekip benim faks modem kartımı yakmıştı. Ağladığımı hatırlıyorum. Bu anımı nasıl hatırladım? Geçen gün de aynısı oldu hava kötüydü. Bende pcyi arkadan da kapattım yine. Ertesi gün açmaya çalıştım ama açılmadı. Lan dedim n’oluyor? Neredeyse anakartı sökecektim. Tabi aklıma arkadaki küçük düğmeyi kapattığım geldi. Evet, salağım.

Dünya’nın Merkezine Yolculuk

3. Dünya’nın Merkezine Yolculuk kitap kapağı: Bu bloga yazdığım ilk yazılardan birisi hastası olduğum Jules Verne ile ilgiliydi. Aşağı yukarı her kitabını okumuşumdur onun. Küçükken de böyleydi tabiki. Neyse, bunun bende Dünya’nın Merkezine Yolculuk diye bir kitabı vardı. Bu kitaba ilkokul 4’e giderken kendimce bir kapak yapmışım. Onu yayınlıyorum ki o zamanlarda kardeşinizin grafik tasarım yeteneğini siz de görün.

Beko Tam Donanımlı Bilgi İşlem Merkezi

4. Bana bu bilgisayarı alsınlar istedim: O zamanlar çocukluk hevesi işte, çarşıda dolaşır, bilgisayar broşürleri toplardık. Ben onları halen daha koleksiyonumda saklarım. Ama bir tanesi benim için çok değerlidir. Çünkü o bilgisayarı bana alsınlar diye çok uğraşmıştım. Ama almadılar 😦 İnsan yıllar sonra karşısında görünce eskiden hayallerinde olan bilgisayarı içinde acayip bir duygu oluyor. İşte o bilgisayarın özellikleri:

Pentium III 733 Mhz
133 Mhz System Bus
256 KB ODFS L2 Cache
64 MB SDRam
20 GB IDE HDD
INTEL 810E Graphics 4 MB VGA
50X IDE UDMA CDROM
1,44 MB 3,5″ FDD
Mikrofon, Speaker, 15″ monitör, windows 98, yazıcı, tarayıcı, joystick ve web kamera hediye!