Tag Archives: Ankara Kalesi

Proofhead Ankara Konservatuvar Düğün Salonları’nda!

Geçtiğimiz pazar günü Ankara‘da halamın oğlu Yavuz abimin düğünü vardı sevgili okur. Uzun yıllar birlikte olduğu sevgilisi Yasemin ile nihayet “dünya evine” giriyorlardı. Tabii bu mutlu günlerinde ben de onları yalnız bırakamazdım.

Pazar sabahı erkenden halamların evinin önüne geldik babam, Ahmet amcam, Kurban amca ve Mert ile. Mert, Yavuz abimin amcasının oğlu olur bu arada. Kendisi Konya’da Çevre Mühendisliği Bölümü okuyacak bir meslektaş adayımız. Her neyse, biz bu kadro ile bir gece önce halamların evinde değil de, Mertler de kaldığımız için sabah da kalkıp erkenden düğün evine geçtik. Yavuz abi, kardeşi Oğuz, Mert, büyük amcaları ve ben önce kalkıp gelin arabası süsletmeye gittik.

Gelin arabası süsleme işi kadar saçma ve bedava para kazanılan bir iş daha görmedim ben sevgili okur. Biz gerçi para vermedik, zira araba süsleme parası, Yavuz abinin ödediği 7 bin liralık düğün paketinin içerisindeymiş. Bu pakete ayrıca düğün fotoğrafları, gelin damat albümü de ilaveymiş. Gerçi düğün esnasında çekilen fotoğrafları çerçevesizler 10 TL, çerçeveliler 20 TL olmak üzere gayet fahiş fiyatlardan sattılar, o nasıl oldu bilmiyorum bak.

Neyse, arabayı süsletip önceki gün giremediğim eve, halamların evine nihayet girdim. Uzun süredir göremediğim bir cümle akrabayı gördükten sonra gelini almak için yaklaşık 45 km uzaklıktaki Çubuk ilçesine gideceğimizi öğrendim. Senede bir gün, o da düğünde falan giydiğim takım elbisemi giydim yine.

O davulcu!

Ondan sonra toplamda beş araba kalktık yola çıktık Çubuk’a doğru. Ben, Ahmet amcamla birlikte Mertlerin arabasına bindim. O sıcakta takım elbise yaktı kavurdu bizi ne yalan söyliyim. Düğün evi beklediğimden biraz daha sönüktü. Bir davulcu ve zurnacı tutmuşlar. Davul zurna ile karşılandık. Davulcu da zurnacı da Ankaralı olduğundan bizim Kars havalarını çalmalarını beklemedik, onlar da çalmadılar zaten. Gelin nihayet kapıda göründüğünde bir alkış koptu. Arabaya bindiler. Klasik gelin arabasını bilirsiniz. Arka koltukta gelin damat ve bir yancı, ön tarafta şoför ve bir – bazen iki – yancı, doluşur giderler. Ama bu sefer öyle olmadı. Arabaya sadece Yavuz abim ve Yasemin bindiler.

Buradan yine Çubuk’un içinde yer alan kuaföre gittik. Gelini buraya bıraktıktan sonra biz yine aynı ekiple 5 araba olarak Ankara’ya, Mamak‘a döndük. Acayip bir sohbet faslı başladı. Zaten babamlar ne zaman buluşsalar hepsi birbirinden komik geçmiş hikayeler anlatılır. Bizlerin de gülmekten karınlarımız ağrır. Yemek falan da yedikten sonra bu sefer yine gelini kuaförden alıp önce fotoğraf çekimine Dikmen Vadisi‘ne, sonra da düğün salonuna götürmek üzere bu sefer Yavuz abim, büyük amcası ve ben yola çıktık yine Çubuk’a doğru. Hemen ardımızdan bir araba ile de Atilla abi, Mert ve fotoğrafçı geldiler. Yine epey bir yol gittikten sonra Çubuk’a vardık. Bu yolculuklarımızda daha önce görmediğim bir teröre şahit oldum sevgili okur: Gelin arabası önü kesme terörü. Lan çoluğun çocuğun korkusu yok! Arabanın önüne, sağına soluna, sileceğine atlıyorlar, manyak gibi camları yumrukluyorlardı. Üstelik düğün sezonu ve hafta sonu olduğu için neredeyse her trafik ışığında bir çete vardı. Bakın çete diyorum, durum o kadar ciddiydi yani.

Çekime hazırlanırken

Neyse, gelini Çubuk’tan alıp bu sefer fotoğraf çektirmek için Dikmen Vadisi denen o süper yere doğru yola çıktık. Lan ne güzel mekanmış! Son günlerin en moda düğün fotoğrafı çektirme mekanıymış üstelik onu öğrendik. Bizden hariç en az 6 tane daha yeni çift fotoğraf çektiriyorlardı. Çimlerde yatan, fıskiyeye bakan, havaya atlayan, merdivende oturan… Buradaki işimiz de yaklaşık 1 saat sürdü. Saat 19.30’da başlayacak düğüne geç kalmamız söz konusu olabilirdi artık. Yola iki araç olarak yine devam ettik. Ben öndeki araçta Atilla abi ve Seyfettin amca ile birlikteydim.

Bahsettiğim mahalle

Yolda giderken ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum, diğer arabadan Yavuz abi aradı ve dedesinin de elini öpmek istediklerini söyledi. Biz tamam dedik ama dedenin oturduğu ev, Ankara’nın en kötü yerindeydi. Ulucanlar Cezaevi ile Ankara Kalesi arasındaki mahallede oturuyorlardı. Bu mahalleye çekine çekine gittik. Zira az önce bahsettiğim gelin arabası teröristlerinin kaynağı zaten bu mahalleymiş 🙂 Arabayı sessizce mahalleye soktuk. Cezaevinin duvarlarının yanına yanaştık. Gelin ve damat dedelerinin evine doğru giderken Mert’le ben de ürkek bakışlarla arabanın yanında bekledik. Bir süre sonra geri döndüklerinde hemen tam gaz Ankara trafiğine daldık. Burada da yine yer yer tacizlere uğrayıp nihayet düğün salonuna ulaşabildik. Derin bir oh çektikten sonra ben salona girdim. Bütün sülalem düğündeydi adeta. Yanımda babam da olduğundan benim tanımadığım onlarca insan, Aytekin’in oğlu diye benle de tanıştılar.

Ortalıkta dolaşan şöyle bir tosun vardı.

Düğün biraz da gecikmeyle saat 20.00’ye doğru başladı. Önce Ankara havaları çaldı epey bir süre. Sonra bizim halay havaları başladı. Burada da yine bizim halaylarla gaza gelen Ankaralıların “zılgıtları” ile şaşkına döndük. Kısa bir süre sonra sahneye bir hanım çıktı. Sima olarak acayip sevdiğim bir insana benzettim kendisini. Bu hanım da epey bir Ankara havası söyledi. Sonra türkülerle devam etti. Bu hanım sahneden indikten sonra pasta kesildi. Bir süre disko müziğine dönüldü. Mr. Saxobeat bile çaldılar! Galiba ondan sonra da takı töreni oldu.

Sahneye son çıkan eleman ise yine önce Ankara havaları ile başladı. “Performansı” esnasında aralarda söylediği komiklikler, şakalar ile seyirciyi kendisinde tutmayı daima başardı. Birkaç parça Ankara havası söyledikten sonra herif 180 derece döndü ve önce Azeri havalarıyla, ardından da bizim sözsüz

Böyle bir bakış yakaladım

Terekeme halaylarıyla adeta bayram havası estirdi. Düğün yeni başlıyordu sanki. Halayla süper hızla döndü. Sarhoşlar vardı ortamda bir iki tane. Onlarda epey dolandıktan sonra ortadan kayboldular. Pist 4 kuzenime kaldı. Bunlar da yine çılgınlar gibi halay çektiler, Azeri oynadılar. Lan hepsine helal olsun!

Ben Cansu Ferit

Düğün bittiğinde bir süre karışıklık oldu, kim nereye gidecek bilemedik falan, sonra yine aynı düzen kalktık Mamak’a Yavuz abinin yeni evine geldik. Gelini burada evine uğurladıktan sonra herkes uyuyacağı eve doğru yola çıktı. Biz de yine Mertler de kaldık.

Düğün güzeldi kısacası. Ömür boyu mutluluklar diliyorum Yavuz abime ve Yasemin’e 🙂

Ankara Kalesi Gezisi ve Ankara Mimarisi İncelemeleri

Ankara Kalesi Gezisi ve Ankara
Mimarisi İncelemeleri






Kale Girişi Kiriş Sağlamlaştırması
Duvar Taşları
Dar Sokaklar Armalar vs.










Antikacı Vitrini
Çeşme Yapısı





Sökülüp Yeniden Kullanılanlar





Serkan
Sökülüp Yeniden Kullanılanlar
Sökülüp Yeniden Kullanılanlar
Sökülüp Yeniden Kullanılanlar
Sökülüp Yeniden Kullanılanlar





Sökülüp Yeniden Kullanılanlar
İç Kale Girişi
Cami Sütunları
Cami Sütunları





Ankara Genel
Kale Görüntüsü
Çin Çin Mahallesi





Çin Çin Mahallesi
Çin Çin Mahallesi
Serkan – M.K. – Serkan – Tuğba
Saat Kulesi





Traktör
Rahmi Koç Müzesi
İnsan ve Hobbit Girişleri
Çift Camlı Konak!





Ankara’nın Taşına Bak!
Halı Kilim Turistik Gezi
Antika Gramafoncu
Antika Gramafoncu





Antika Gramafoncu
M.K.’nın Kamera Tripodu 🙂
Ekibimiz





Serkan – Ben – Tuğba





Dikili Taş
2. Meclis Binası
2. Meclis Binası

Ankara Kalesi Gezisi ve Ankara Mimarisi İncelemeleri

Tablet Pozu

Tablet Pozu

Bu yazıyı yazmak inanın zor olacak. Zira Yeşim Hoca mekanlar hakkında bilgiler verirken biz de kameraya kaydettik. Ancak o kamera kayıtları henüz elime ulaşmadı. O yüzden bende bu gezi ile ilgili bir albüm oluşturdum.

“Ankara Kalesi Gezisi” albümüne bakmak için buraya tıklayın!

:: Türk Milleti olarak “ziyan etmeme” politikasını cidden çok seviyormuşuz 🙂 Bu ziyan etmeme olayından kastım şu: Kalede bir kaç tane cami var. Zamanın Türk ustaları tutmuş, artık kiliseden mi neredense bütün heykelleri, tabletleri sök, caminin duvarında kullan 🙂 (Örnekler 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7)

:: Kaleden çıktıktan sonra aşağıya bir yerlere gözleme yemeye gittik. Orada hayatımın en iyi gözlemelerinden birisini yedim. Buranın bir güzel yanıda benim için bir cennet olması! Zira pek çok koleksiyoncu ve plakçı vardı bu enterasan yerde 🙂 (Örnekler 1, 2, 3)

İçerisinde olduğum tek kare!

İçerisinde olduğum tek kare!

:: Dikilitaş özellikle ilgimi çekti. Üzerinde bir leylek yuvasının bulunması ve yapılış amacı süper 🙂 Bu kentte epey Roma kalıntıları var. Bir de yol var Romalılar döneminden kalan. Peki biz ne yapmışız? Üzerine alışveriş merkezi yapmışız, yaa 🙂 (Örnek 1, 2)

:: İlk Meclis Binası hiç beklediğim gibi çıkmadı lan. Ne biliyim insan bir düşünüyor, sonuçta Cumhuriyet’in ilk meclisi falan. Adam en azından sağında solunda askerler falan bekliyor bakınca ama yok. Hatta demeseler burası da ilk meclis diye, hayatta farketmezdim.

:: Ama İkinci Meclis Binası ilkine göre on numara! Cidden süper duruyor, böyle şaaşaalı şaaşaalı 🙂 (Örnekler 1, 2)

:: Ankara’da konak yokmuş arkadaşlar. Bugün bilmem ne oğlu konağı, ne ağa konağı diye gösterdiklerinin hepsi çakma! Evet, Ankara’da konak türü mesken yokmuş.

:: Bu Ankara Kalesi’nde ne kadar çok çingene var lan! Sonradan Çin Çin Mahallesi‘ninde olay yerine yakın olduğunu görünce anladım durumu. Kısa bir süre kendimi Hindistan’da hissettim.

:: Ankara Kalesi’nde hediyelik eşyalar acayip pahalı. Haberiniz olsun.

:: Kalenin dışında Rahmi Koç Müzesi var ama nedense gezmedik yav. Orada kapının önünde tamamı demirden yapılma bir traktör var, süper. Abi ne varsa eskide var zaten 🙂 (Örnekler 1, 2, 3)

:: Kentin içine indikçe pek çok yerde halen daha eski mimarinin özelliklerini taşıyan binalarla karşılaştık. Yanlış hatırlamıyorsam Erzurum Otel’i diye bir yer vardı. Şekli falan çok iyi ama maalesef kötü yola düşmüş…

:: Pek çok yerde pek çok başarısız restorasyon çalışması gördüm. Bir tanesinde pencerelere çift cam takmışlar 🙂 (Örnek 1)

:: Keşke bizim apartmanda da şöyle bir kapı olsa be! (Örnek 1)

:: Kale girişinin hemen üstündeki bu kirişte yapılan sağlamlaştırma beni ürküttü, bir an üstüme düşse ne olur diye düşündüm. (Örnek 1, 2)

:: Ankara Kalesi, fantastik bir film çevirmek için fena bir yer değil 🙂 Ayrıca acayip bir Hint Mahallesi havası var.

Konur Sokak Yaz Okulu Değerlendirmesi

Bu yazıyı en güzel fotoğraflarıma bezeyeceğim :)

Bu yazıyı en güzel fotoğraflarıma bezeyeceğim 🙂

Geç de olsa yazmasam ayıp olurdu bu değerlendirmeyi. Burada sadece proje ile ilgili değil, benimle ilgili bir değerlendirme de yer alıyor.

:: Bu yaz okulu öncelikle bana mimarlık disiplini hakkında bilmediğim pek çok şey öğretti.

:: Bu yaz okulunda bol bol Photoshop alıştırması yaptım 🙂

:: Uzun süre sonra bilgisayar başında sabahlamanın verdiği o hazzı duydum 🙂

:: Nedense o bir haftalık süre boyunca şu iki şarkıyı defalarca dinledim; Dream Theater – Forsaken ve Dream Theater – These Walls

:: Kızılay‘ı artık epey biliyorum yav 🙂

:: Ankara dönerinin meşhurluğundan umudu kestim, tırt! Bir daha şu Aba Piknik, Hosta Piknik tarzı yerlere gitmeyeceğim. Ayrıca Ankara çok pahalı bir şehir kardeşim.

:: Şu bir haftada dinlemediğim ve görmediğim kadar devrimci gördüm, dinledim.Yeni şeyler öğrendim. Bildiğim şeylerin bazılarının da şüpheli olduğunu farkettim.

:: Ülkemizdeki diğer Çevre Mühendisliği bölümlerinin içeriği hakkında bilgi sahibi oldum. Ayrıca TMMOB Çevre Mühendisleri Odası ile acayip içli dışlı oldum.

:: Uzun süre sonra ilk kez canlı canlı türkü dinledim. İyi oldu bak bu.

:: Türkiye’de bürokrasinin nasıl lanet bir şey olduğuna tekrar tekrar kanaat getirdim. Herkesin yanlışın ne olduğunu görüp de neden birşey yapmadığına canlı canlı tanık oldum.

Vallaha gerçek!

Vallaha gerçek!

:: Yaptığımız projeye destek olan belediyenin asıl amacı neydi sorusunu sormaya başladım şu günlerde.

:: Hep merak ettiğim meşhur “Çin Çin Mahallesi“ni gördüm, ama onlar beni görmedi:)

:: Ankara Kalesi‘nde acayip film çekileceği kanısına vardım.

:: Kendini dinletmek istiyorsan bağırman gerektiğini anladım sunum yaptığımız gün.

:: Projenin sunumunu yaptığımız gün ortaya somut bir şeyler koyamadığımız için çok üzüldüm. Sonradan belediyenin bizim yaptıklarımızdan yararlanıp bunu yapacağını öğrenince biraz üzüntüm azaldı. Emeğimiz boşa gitmeyecek en azından, değil mi?

:: Halen daha keşke o bir hafta içerisinde en azından kaldırım işgalleri için elle tutulur birşey yapabilseydik diye hayıflanıyorum.

:: Şu soru çok hoşuma gitti: “Acaba Konur Sokak, solcuların kendini tatmin ettiği bir korunmuş bölge midir?” Öyle değildir diyorum ama sormadan da edemiyorum neden başka sokaklarda da aynı şeyler olmuyor? İnsanların kendilerini demokratik ve medeni bir biçimde ifade etmeleri, gördükleri eksiklikleri dile getirmeleri çok güzel ama bundan herhangi bir şekilde masum insanların canının yanmasını kabullenemiyorum yav.

:: Bir insanın nasıl,

hem ciddi bir mevki sahibi hem çok tatlı hem de çok samimi olabileceğini (Burçak Abla),

ilk bakışta insanın çekindiği ama perdeler kalkınca sımsıcak biri olabileceğini (Yeşim Hoca),

yıllarca hoca olarak görülürken bir anda sıkı bir arkadaşa, dosta dönüştüğünü (Ozan Hoca),

bütün meslektaşları ile aynı tutulmayacağına (mimarlık okuyan tüm arkadaşlar),

gerçekten içinden geldiği gibi, kasmadan davranabileceğine (Mustafa Kemal)

şahit oldum. Bunu daha da uzatabilirdim ama başka şeyler de yazayım.

:: Yaptığımız projenin sonunda aklıma gelen birkaç “şık ve ucuz fikirler”den birkaçı;

  • Sokakta var olan çöp kutusu problemi (sokakta çöp kutusu yok, daha doğrusu Kızılay’da hiç bir yerde yok) Eskişehir’de uygulanan geri dönüşüm torbası modeli ile çözülebilir. Böylelikle bu gayet ucuz ve içi çöp dolu çöp torbalarını kimse çalar diye ya da içine bomba koyar diye endişelenmeye de gerek kalmaz. Bu dediğim yöntem çok basit metal çerçevelerin içine yırtılması zor çöp poşetlerini tutturmaktan ibaret. Bunlar da belediye görevlilerince belli saatlerde toplanır.
  • Konur Sokak’ta hatta Kızılay’ın hiç bir yerinde engelli vatandaşlar için kolaylıklar yok. Özellikle Eskişehir’i bildiğim için bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Konur Sokak’ta ki neredeyse hiçbir dükkana engellilerin yardım almadan girmesi mümkün değil. Ancak Mülkiyeliler Lokali, sadece bahçe girişindeki basamağı iptal edip rampa yaptırsa Konur Sokak’ta engellilerin engelsizce girip çıkabildiği yegane mekân olurdu.
Dua edenler: Tuğba ve Mustafa Kemal -------- Dua edilen: İmparator Jüstinyen anısına dikilen dikili taş!

Dua edenler: Tuğba ve Mustafa Kemal Dua edilen: İmparator Jüstinyen anısına dikilen dikili taş!

:: Projeye neden İnşaat Mühendisliği ve Şehir Bölge Planlamacılığı disiplinlerinden öğrencilerin katılmadığını o gün bu gündür hala düşünmekteyim.

:: Bu bir haftalık süre içerisinde Ankara’da iyi para harcadım. Ama aldıklarım belki size ıvır zıvır olarak gelebilir. Annem öyle dedi zira 🙂 4 tane 45’lik, bir tane de 33’lük plak aldım. 2 tane kitap (İhsan Oktay Anar‘ın kitapları) aldım. Haa, bir de imzalı kitabım oldu (Ötekilerin ‘Çevre’si).  3 tane de kaset aldım. Aklıma gelmeyen birçok şey var ama yazamıyorum.

:: Meşhur Hayri Plak‘a gittim ama birşey almadım.

:: Bu bir haftalık süre içerisinde 3 kilo aldım! Yuh bana.

:: Uzun süredir düşündüm, şimdi cevap veriyorum: Evet, işporta Konur’dan çıkartılmalı.

:: Konuştuğumuz, sokağın eski sakinlerinin düşüncesinin aksine Konur’u eski haline getirmek için bence halen geç değil.

:: Belediye bu sokak işgallerinin yasal olmadığını biliyor da neden yaptırım gücünü kullanmıyor?

:: Yaz okulu boyunca bence hepsi çok faydalı birçok sunum dinledik. Ama nedense ben halen daha Erdal Kurttaş‘ın yaptığı o sunumun etkisinden kurtulamadım. Neden acaba?

:: Bence faydalı mıydı bu yaz okulu? Evet öyleydi. Yine olsa gider miydim? Evet giderdim 🙂

Yeniden Konur Sokak 7. Gün

Son gün oluyor bu gün. Sabah 10’da buluştuk Mimarlar Odası‘nda. Bugün sabah programımızda Ankara Kalesi gezisi, orada bir yerde gözleme yeme, oradan da şehrin modern mimarisine ufak bir yolculuk vardı.

Kızılay’dan taksiler ile kalenin önüne geldik. Şimdi sevgili okurum, başka zaman olsa bu geziyi sana tüm detayları ile anlatırdım. Lakin bunu burada yapmayayım. Başka bir başlıkta anlatırım. Yeminle.

Geziden saat 14:00’te döndük. Saat 15:00’teki basın açıklaması için hazırlanmamız gerekiyordu. Ancak içime bir kurt düştü. Gittim biletimi erteletip otelime gittim. İyiki gitmişim. Meğer biz rezervasyonumuz pazartesi bitiyor diye hesaplarken herifler bizim hesabı pazardan kesmişler. Gittiğimizde görevli, çıkış yapmaya mı geldiniz, diye sordu. Sonradan işleri yoluna koydum. Kadına akşam saat 6’da ya gelip rezervasyonumuzu uzatacağımızı ya da eşyalarımızı alacağımızı söyledim. Onlarda sağolsun önceden beri Çevre Mühendisleri Odası ile çalıştıklarından sorun yapmadılar.

Oradan Mimarlar Odası’na döndüm. Bu arada Mustafa Kemal’de benimle idi. Son dakikada bir basın açıklaması hazırladık. Daha doğrusu Mustafa’nın bir önceki gün hazırladığı açıklama üzerinde biraz oynadık.

Hocalarımız

Hocalarımız

Saat geldi ve biz Konur Sokak’ta bir haftalık emeğimizin sunuşunu yaptık. Yeşim Hoca önden bir konuşma yaptı. Ardından öğrenciler adına konuşmayı da ben yaptım. Sağolsun bizimkiler Mesut yapsın dediler. Bende yaptım.

Ne yazık ki belediğimiz kadar kalabalık olmadı. Ama bence bunda en büyük suç, destekleyen kurumların desteklerinin sadece lafta kalması oldu. Sertifika töreni inanılmaz sönük geçti. Ben şimdi diyorum, orada bir belediye başkanı olsa idi öyle mi olurdu?

Paftanın içinde fotoğrafım

Paftanın içinde fotoğrafım

Madem belediye bu sokağın bu kadar problemli olduğunu, düzelmesi gerektiğini söylüyor, neden bu sokak için yapılan bir olaya yalnızca belediye başkan yardımcısını yolluyor? Çok ayıp ettiler. Ayrıca Mülkiyeliler Birliği, sertifika almaya bir kişi bile yollamadı. Sonradan bir kiş geldi aldı. Adamların kapılarının önünde yapıyoruz, ben tüm mülkiyeliler destek vermeye gelir diye düşündüm. Ama nerde…

Paftanın içinde adım

Paftanın içinde adım

Neyse törenden sonra, Mülkiyeliler Birliği’ne çay içmeye gittik. O esnada Cemil’le otele gidip eşyalarımızı aldık. Zira otelden çıkınca sağolsun Burçak Abla onda kalmamızı teklif etti. Kendi adıma biraz utana sıkıla da olsa kabul ettim.

Sonra hocalardan bağımsız yalnızca biz öğrenciler bir değerlendirme toplantısı yaptık. Ortaya çıkan sonuç, her hangi bir elle tutulur proje üretemediğimiz yönünde oldu. Özellikle mimar arkadaşlar, sokağın özgürlükçü havasını korumak adına nedne birşey yapmadığımızı sorguladılar. Ben ise teknik anlamda birşey yapmadığımız için üzgündüm. Kendi adıma ben mimarların olaya neden biz mühendislerden daha fazla estetik açıdan bakmadığına şaşırdım. Yani biz mimarlardan daha çok üzüldük sokağa estetik açıdan elle tutulur birşey yapmadığımıza. Açıkçası şaşırdım bu duruma. Gerçi sonradan onlarda bu projenin sokağın özgürlükçü havasını korumaya yönelik bir proje olarak başladığını söylediler. Tam olarak böyle söylemeselerde buna benzer birşey dediler. Onlara da hak verdim, onlar bu amaçla girmişler olaya.

Toplantıdan erken çıkmak zorunda kaldım. Arkadaşlarımla buluştum. Orta Dünya Kafe diye bir yere gittik. Kocatepe Cami‘nin hemen yanında. Fena bir yer değil. Aragorn diye bir sandviçleri var 🙂

Oradan Beğendik isminde bir alışveriş merkezine gittim. Kendime 5 liraya bir tef (evet baya bildiğin zilli olandan), 3 tane kaset (P.O.D, Rage Against The Machine ve Rammstein) ve 1 adet de kartvizitlik aldım. İyi oldu bu ufak alışveriş.

Oradanda Burçak Abla’nın evine gittim. Böylelikle 7. günüm de son bulmuş oldu.