Tag Archives: Antalya Otogarı

Antalya – Bilecik – Özgür’ün Düğünü

Geçen hafta, belki de çok uzun süredir peş peşe gelen bir yoğunluğun ardından, küçük bir mola verebilmek için elime geçen en iyi fırsattı sevgili okur. Hizmet içi eğitimlerin değişmez adresinde, Antalya‘daydım. Hafta bitene kadar da orada kaldım.

Atıksu arıtma tesislerinin nihai çıkış noktaları olan, arıtılmış atıksuların deşarj noktalarına SAİS adı verilen, sürekli izleme sistemleri kurulması gerekiyor. Bununla ilgili bir mevzuat, bu süreçle ilgili bilinmesi gereken bazı teknik meseleler var. Yapılan eğitim bunlara yönelikti. 22 Nisan’ı 23 Nisan’a bağlayan gece yola çıktım. Antalya’ya gece gitmek kadar keyifli bir şey yok. Özellikle yola çıkacağım gün, akşam üzeri ayranları içmeye başlıyorum. Böylece gece yarısı bindiğim otobüste koltuğa oturunca uykuya dalabiliyorum. O gece de öyle oldu. Gece 00.30’da bindim otobüse. Sabah 07.00 civarı gözümü Antalya Otogarı‘nda açtım. Hemen karşıdaki Kamil Koç şehir içi servisine bindim. Lara‘ya giden servisin son durağı olan Güzeloba‘da inip taksiye bindim. Böylece saat 08.30 civarı kalacağımız otele geldim.

antalya0419

Bu otele yıllar önce, başka bir eğitim kapsamında da gelmiştim. Aradan geçen yıllarda otel fiziksel olarak epey yıpranmış, eskimişti. Ben sabah erken saatte otele geldiğimde, çalıştığım kurumdan henüz kimse gelmemişti. Sağ olsunlar, resepsiyondan bana odamı verdiler hemen. Eşyalarımı bırakıp kahvaltıya geçtim. Öğleden sonra da Bilecik‘ten oda arkadaşım Olgun geldi. Olgun’la beraber yıllardır hiç yapmadığım bir şey yaptım  ve denize gittim! Bizi görmeliydin 🙂 Koşarak denize girdik, sonra hiç bozuntuya vermeyip koşarak denizden çıktık. Buz gibiydi su! Dayanamadık yüzmeye. Günün geri kalan kısmı, nispeten boş olan otelin havuzunda geçti. Eğitim ertesi gün başlayacağı için asıl yoğunluk akşam saatlerinde oluyordu. İnsanlar o saatlerde geliyorlardı.

Eğitimin ilk günü sabah 08.00’de kalktık. Eğitim, sonra yemek ve sonra tekrar eğitimden oluşan bir programdan sonra ilk gün bitti. Biz de vaktimizi yine otelin imkanlarından ki bu sefer çok daha kalabalık bir şekilde, faydalanarak geçirdik. Eskişehir’den birlikte geldiğimiz Hülya Hanım‘la birlikte vakit geçirdik. Sonra Olgun bizi otelin etkinliğine çağırdı. Etkinlikten sonra da gün bitti zaten.

İkinci gün bir teknik gezi vardı. Sabahtan Hülya Hanım, öğleden sonra da Olgun ve ben katıldık bu geziye. Akşam hiçbir şey yapmadan, Galatasaray maçını izledik. Sonra da uyudum. Cuma günü eğitimin son günüydü, sınav vardı. Sınavdan sonra otogar için transferi bekledik. Transfer hareket saatine bir saat kalaydı. Başta bir tereddüt ettik acaba yetişecek miyiz diye. Ancak çok rahat bir şekilde yetiştik. Bu arada haberiniz olsun, Antalya’da otellerden kalkan transfer araçları Otogarın içine giremiyor. Yasak.

pacificrimSaat 13.00’te yine Kamil Koç’un Bursa otobüsüne bindik. Gündüz yapılan uzun yolculuklar inanılmaz sıkıcı oluyor malum. Harry Potter ve Melez Prens ile Pacific Rim isimli filmleri izledim. Bu arada, otobüsün lastiklerine bir şeyler oldu. Bir yarım saat tamiratla gitti. Bir de kırk beş dakikalık mola verdik. Yetmedi bir de Seyitgazi ilçesinin Kırka Mahallesi’nde 15 dakikalık bir ihtiyaç molası verdik. Böyle dura dura saat 20.00 civarında Eskişehir’e ulaştık. Dönüş yolunu saymazsak, otelde geçirdiğim zamana göre galiba hayatımın en keyifli Antalya iki Antalya eğitiminden birisiydi. (Diğeri çok daha unutulmazdı.)

O akşam evde, yorgunluktan bayılmış bir halde geçti. Öylece oturduk. Ertesi sabah yine erkenden, bu sefer de Bilecik’e gitmek için yola çıktım. Çünkü canımız İsmail Abimizin  biricik oğlu, Özgür kardeşimizin düğünü vardı! Ve bu, neredeyse bir buçuk yıldır görmediğim Bilecikli dostları görmek için harika bir fırsattı. Eskişehir Otogar’da, Bilecik’e ekspres olarak giden minibüsler var. Saat 09.00’da hareket edecek olan araca, Bahri ve kendim için bilet aldım. Bilecik’e birlikte gitme planını haftalar öncesinden Bahri’yle yapmıştık. Planımız tıkır tıkır işledi ve saat 10.15 civarında, Bilecik’te can dostum Şemre bizi karşıladı. Herifi aylardır görmemenin verdiği özlemle epey bir kucaklaştık. Sonra kahvaltıya gittik.

bilecik0419

Bilecik nasıl? Bilecik aynı. Ufak tefek değişen yerler var. Ama aynı. Zaten bir buçuk yılda ne kadar değişebilir? Kahvaltıdan sonra lojmana gittik. Kurumun bahçesindeydi lojmanlar. Orada Yasin, Hamdullah Abi ve Ramazan‘la karşılaştık. Yakın arkadaşların zillerine bastım. Şanssızlığıma evde yoktular. Evde olan Talat Bey‘le görüştük.

Sonra düğüne geçtik. Düğünde birkaç kişi hariç, dairedeki tüm arkadaşlar katılmışlardı. Gerçekten, herkesi bir arada iş stresinden uzakta görmenin en iyi yolu buydu sanırım: Düğünler. Bir türlü tanışma fırsatı bulamadığım İl Müdürüyle de tanıştım. Yeşim Hanım tanıştırdı bizi. Sonrasında Özgür’le ve gelin hanımla selamlaştık takı merasiminde 🙂

ozgurdugun

Şansımıza Muhsin de aynı gün Eskişehir’e dönecekmiş. Düğünde biraz daha vakit geçirdik. Çıkmadan önce Özgür ve Sinem‘in yanına gidip biraz sohbet ettim. Fotoğraf çekindik. Mehmet de oradaydı. Onunla da konuştuk. Daha sonra mutluluklar dileyip Muhsin, Bahri ve ben birlikte Eskişehir’e doğru yola çıktık. Sağ olsun Muhsin bizi çabucak getirdi. İtiraf ediyorum, Bilecik’te geçirdiğim birkaç saat yetmedi bana. Galiba ben de özlemişim şehri biraz. Aylardır bir türlü görüşemediğim Emre kardeşimle yine doyamadık sohbetlere…

Bilecik’teki dostlara buradan selamlar, değerli kardeşim Özgür’e de ömür boyu mutluluklar dilerim.

Antalya’da Bir Asa – Dönüş Yolu

89-12434238

Sinem’in kaz tüyü montla dolaştığı sahilde denize giren Almanlar vardı

İnsan gittiği bir yerden aynı düşüncelerle dönemeyebiliyor. Giderken aklınızı meşgul eden şeyler, konuştuğunuz şeyler dönüş yolunda upuzun bir sessizliğe dönüşebiliyor. İşte benim Antalya‘daki dönüş yolculuğumda öyle oldu.

 

Üç gün süren Tıbbi Atık Eğitimi bittikten, onlarca yeni insanla ve meslektaşımla tanıştıktan sonra nihayet dönüş için hazırlanmaya başladım. Antalya’ya Sinem‘le beraber, epey komik, bol sohbetli bir yolculukla gelmiştik. Antalya Otogarı’na indikten sonra iki araca daha binmiş ve otele öyle gelebilmiştik. Dönüşte yalnız olacaktım ve açıkçası dolmuşla falan uğraşmak istemiyordum. Bu yüzden transfer listesine adımı yazdırdım. Otelden saat 13.30’da hareket edecek, 15.30’da Otogar’dan çıkan Eskişehir otobüsüne yetişebilecektim.

Antalya’daki üçüncü eğitimimdi, ancak herhalde çok fazla yalnız olmadığımdan, en farklı eğitimimdi. Özellikle ikinci günün akşamında yaşanan gelişmeler tüm dengelerimi altüst etmişti. Geri dönüş yolunda yaşayacağım 7 saatlik yalnızlık bu karışıklığa çok iyi gelecekti.

Transfer tam saatinde otelden hareket etti. Arabada giderken Şanlıurfa’dan bir arkadaş ile tanıştık. Yol boyu sohbet ettik. Saat 14.15’te Antalya Otogarı‘na inmiştim. Otobüs saatine kadar, oturdum. Hiç konuşmadan. Müzik bile dinlemedim. Otobüs saati de gelince kalktım, en öne 1 numaralı koltuğa oturdum. Yanıma yaşlı bir amca geldi, selamlaştık ve uyudu. Zaten Isparta’da da indi otobüsten.

Kamil Koç‘un galiba seyahat politikasında ciddi değişiklikler yapılmaya başladı. Eskiden seyahat firmaları arasında “en hızlı” şekilde götürmek ön plandaydı. Ancak şimdi öyle değil anlaşılan. Antalya’dan Eskişehir’e gelene kadar en az 7 mola verdi, yolcu aldı, benzin aldı. Durdu, gecikti. Saat 15.30’da Antalya’dan hareket eden otobüs saat 23.00’de 18-27822683varabildi Eskişehir’e. Yolda bir defa tuvalete gitmek haricinde hiç kalkmadım yerimden. Koltuklardaki tv sistemi tam bir rezaletti. Yol boyunca kapalıydı bu yüzden ekran. Yol boyunca düşündüm, planlar yaptım. Bozdum, boşverdim. Unuttum, yeniden hatırladım. Değişmeyen tek bir şey vardı, o da kulaklarımdaki Sabhankra. Bir insanın bir gruba bu kadar bağlanması acaba psikolojik bir rahatsızlığın işareti midir yoksa kalite ve markaya olan ilgi midir anlayamıyorum.

Biraz da otelden bahsedeyim. Limak Limra Hotel‘de kaldım. Daha önce birkaç kere kaldığım 5 yıldızlı oteller içerisinde en kötüsü galiba bu oteldi. Yemeği, içmeyi bir kenara bıraktım, temiz değildi bir kere. Günlük olarak değişmesi gerekenler değişmiyordu. Yerlerde bariz ayakkabı izleri vardı. Ayrıca bulaşıklar yıkanmıyordu. Açık büfede çok ciddi bir bulaşık sorunu vardı. Bardaklarda, tabaklarda ve kaşıklarda yemek artıkları vardı. Ciddi bir sorun bu bence.

705-33393446

Evet, Antalya böyledi. Her şeye rağmen güzeldi. Denizde taş sektirebiliyorum artık. Zaten derslerden arta kalan zamanlarda hep sahildeydim. Yüzlerce taş attım lan denize. Sonra kumsala “Alaattin” yazıp durdum. Son gün, otelden ayrılmadan birkaç saat önce son defa gittim kumsala. Ve nihayet, büyücü olduğumun farkına vardığım şu son 15 yıldır beklediğim şey nihayet gerçekleşti: Asama kavuştum…

Tıbbi Atık Mevzuatı Eğiticileri Eğitimindeyim

Tıkla büyüsün, kocaman olsun

Bu hafta da yine 3 gün süre ile Antalya’da olacağım sevgili okur. Tıbbi Atık Mevzuatı Kapsamında Eğiticilerin Eğitimi isimli bir görev dâhilinde buraya geldim. Geçen seferden farklı olarak bu sefer Sinem bana eşlik etti.

Pazartesi gecesi saat 23.00’te Bilecik’ten Kamil Koç otobüsüne bindik birlikte. Normalde bu otobüsün 22.30’da gelmesi gerekiyordu ancak yarım saat gecikmişti. O yüzden otogara girdikten sonra aşağı yukarı 5 dakika içerisinde yolcusunu alıp hemen yoluna devam etti. Oturduğumuz koltukta ufak bir sıkıntı yaşadım başta. İnanılmaz rahatsız bir koltuktu. Öndeki koltuk neredeyse sonuna kadar yatırılmıştı, bir türlü dik pozisyona getiremedim. Kendi koltuğumu da yatıramadım.

Otobüsle yarım saat yol gitmiştik ki Bozüyük’teki Kamil Koç dinlenme tesislerinde yarım saatlik bir molaya girdik. Bu molada koltuk sorununu çözdüm. Ancak yarım saat çok uzun geldi. Sinem’le birlikte biraz oyalandık. Sonra yine yola devam etti otobüs.

Bu sefer de yaklaşık bir saat geçmemişti ki Kütahya’da mola verdi otobüs saat 00.40’da. Ancak muavin “molamız 00.30’da bitecektir” deyip araçtan indi. Muhtemelen saate bakmadan söylemişti bunu. Neyse, burada da 20 dakika oyalandık ve yine yola devam ettik. Yol boyunca kulaklıklardan gelen sesler, ekranların ışıkları vs. sebebiyle bir türlü uyuyamadım. Tam uykuya daldım ki otobüsümüz sanki az mola vermiş gibi bu sefer de Afyon’da bir tesiste yarım saat mola verdik. Bulduğu her delikte mola veren Kamil Koç, artık bıktırmış oldu bizi.

Image Hosted by ImageShack.usMoladan sonra galiba biraz uyuyabildim. Sabah saat 7’de Antalya Otogarı’na indik. Hiç vakit kaybetmeden ilçeler terminalinden Kemer’e giden minibüse bindik. Yaklaşık bir saat on beş dakika sonra Kemer’de bir yerde indik. Buradan da bizi nihayet otele, Limak Limra Otel, götürecek dolmuşa bindik. Nihayet saat 9’da otele giriş yaptık. Oda arkadaşım Bitlis’ten gelecek olan Ali abi idi. Henüz gelmemişti ama. Sinem’i odasına bırakıp kendi odama geçtim. Hemen eşyamızı bırakıp kahvaltıya geçtik. Ortalama bir kahvaltıdan sonra yine odalarımıza çekildik. Ben bir duş aldıktan sonra uyumuşum. Taa ki Sinem arayıp Image Hosted by ImageShack.usbeni uyandırana kadar. Saat 12’de öğle yemeğine geçtik. Yemekten sonra da sahile indik. Elbette ki yaz kadar değildi ama denize giren bir sürü Alman turist vardı yine. Sahilde biraz yürüdükten sonra lobiye geçtik. Lobide akşama kadar oyalandık. İnternete falan girdik. Giremedik hatta sıkıntı vardı internette. Sonra bu sefer fotoğraf makinesini alıp yine sahile indik. Güneş batarken sahilde herhalde 1 saatten fazla oturmuşuzdur.

Akşam yemeğinde bu sefer yanımızda oda arkadaşım Ali abi de vardı. Akşam yemeğinden sonra Gizem aradı Bilecik’ten, çok mutlu etti bizi. Sonra yine sahile indik. Biraz yürüdükten sonra nihayet odalarımıza çekildik. Şu anda odamda yalnızım. Ali abi yok. Az önce Oğuz, Cemil Bey ve annem aradı. Şu anda ise arayan yok yine. Erkenden yatmayı düşünüyorum. Dün yaptığım yolculuğun yorgunluğunu atamadım zira halen.

Bir Antalya klasiği

Bu eğitimle ilgili günlük yazmayacağım. Muhtemelen bir sonraki yazımı eve döndüğümde yazacağım. O yüzden bunu devamlı seriler kategorisinde yayımlamıyorum.

Antalya Günlükleri – Son Eğitim, Teknik Gezi ve Kapanış

Eğitimin ilk günü yine erken saatte uyandık. Bu sefer diğer otelden farklı olarak hafif şeyler yemeye ve daha yemeye karar verdim. İlk kahvaltıda da bunu uyguladım. Kahvaltıdan sonra tüm donanımlarımızı kuşanıp eğitimin yapılacağı salona gittik. Bu salonu bir önceki gece Hikmet Abi ile görmüştük. Önceki günlük yazısına yazmayı unutmuşum. Her neyse, salonda tüm illerden, yani bakanlığın taşra teşkilatından, en az bir temsilci vardı. Ayrıca bakanlığın merkez teşkilatından da eğiticiler ve katılımcılar vardı. Bu da bizi yaklaşık 100 kişilik bir kalabalık yapıyordu.

Önceki çalıştayda gerilerde kalmayı tercih eden ben bu sefer Hikmet Abi’nin de gazı ile gidip en öne oturdum. Böylece eğitim başladı. Günlüklerin en başında belirttiğim üzere toplantı içeriklerini paylaşamıyorum.

Öğle yemeği ve sonrasında yine sunumlarla gün devam etti ve saat 17.00’de ilk gün eğitimleri bitti. Ertesi gün saat 09.30’da yağmurlu bir Antalya gününe rağmen teknik geziye gidecektik. Hedefimiz Lara’da bulunan Atıksu Arıtma Tesisi’ydi. Burasını tipik bir arıtma tesisinden ayıran belki de en göze çarpan unsur estetik olarak üst sınıf bir yer olmasıydı.

Bütün bir Antalya otellerinden akan pislik buraya gelmesine rağmen tesiste hissedilir bir koku yoktu. Tüm havuzların tasarıma uyan çadırlarla kapatılmıştı. Ayrıca uzun havalandırma havuzunun üst kısmında ise bir antrenman sahası vardı! Tesis şehre gelen futbol takımlarına bu sahaları kiralıyordu göründüğü kadarıyla. Arıtma tesislerinde çok büyük yer işgal eden havuzların bu şekilde de olsa değerlendirilip gelire dönüştürülmesi bence gayet akıllı bir tercih olmuş.

Eğitim için gelenlerin yaklaşık dörtte üçü çevre mühendisi olduğu için arıtma tesisi gezisinde diğer meslek dallarından özellikle yeni arkadaşlar, bir nebze de olsa sıkıntı yaşadılar tüm süreci anlamakta. Burunlarını tıkayanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu yine de. Aklıma bizim öğrenciyken yaptığımız teknik geziler geldi 🙂

Öğleden sonra, ikinci bir arıtma tesisine gidecektik ancak bir plan değişikliği ile otelde kalmaya karar verdik. O gün öğleden sonra Hikmet abiyle epey derinliği olan konular konuştuk. Bana göre otelin en güzel köşesini keşfedip neredeyse akşama kadar aynı kanepenin üzerinde pinekledik. İşte ben o saatlerde hep bu yazıyı yazmayı düşünüyordum lan. Ekmek çarpsın!

Tıkla büyüsün!

Akşam yemeğinde çok yüklenmeyeyim desem de yine tutamadım kendimi ve yemeği fazla kaçırdım. Akşam boyunca soda içip durdum. Yemek faslından sonra yine otelde kamp yapan Çekli futbolcularla beraber Barcelona’nın maçını izledik. Valencia’yı tuttu hepsi heriflerin. Otelde bir tane Rus Rugby takımı kamp yapıyordu. Bunların antrenmanlarını da izledim. Sonra sahile indik Hikmet abiyle. Denize çırılçıplak giren futbolcunun videosunu çektim gizlice. Otele döndük.

Oteldeki takımlardan bahsetmişken bir futbol takımı daha vardı otelde. Güney Koreli “Deagu FC” takımı. Biraz araştırınca adamların ülkelerinin en iddialı takımlarından birisi olduğunu öğrendim. Adamların hızlı ve atak oynamaları sayesinde özel olarak geliştirdikleri futbol stili bile varmış: Mermi futbolu! Süper de bir takım logoları var. Anlayacağınız otelde her yanım Tsubasalarla, Wakabayaşilerle doluydu. Tek fark; bunlar Koreliydiler.

Aynı gece “Ah Bir Ataş Ver” türküsünü düşündüm. Yine Alcatraz’dan bir bölüm izleyip uyudum. Bu arada haziranda İtalya’ya gidiyoruz yine sevgili okur.

Pozlama süresini uzun tutunca deniz böyle oluyor.

   

Eğitimin son günü, otelde son kez uyandığım gün oldu haliyle. Kahvaltı detayını halledip eğitime gittik. Flash belleği olan sahneye koşup sunumları almak için çabaladığı için eğitim planlanandan 20 dakika geç başladı. Saat 11’e doğru sunumlar bitti ve değerlendirme testi başladı.

Anlatılanlarla ilgili olarak hazırlanan 10 soruluk bir kısa sınavdı bu. Son sorusu ise sunumlarda anlatılmayan, ancak su ile uğraşan profesyonellerin bileceği bir soru idi. Sınavdan sonra son sürat otelden ayrıldık ve Serik Otogarı’na doğru yola çıktık.

Planlarımız mükemmel işledi ve saat 11.30’da Serik’ten hareket eden otobüse bindik. Bu otobüs Antalya’ya saat 12.30’da geldi. Belek’teyken iş yerinden arkadaşlarım Gizem ve Elif’e ulaşmaya çalışmıştım. Zira onlarda Belek’te eğitimdeydiler, ancak aksilikler olmuştu ve ulaşamamıştım. Antalya Otogarı’nda onlara kıyıda bir bankın üzerine yüzleri güneşe dönük olarak rastladım. Bu karşılaşma evrendeki tüm dengelerin rastlantısal olup olmadığını sorgulamama yol açtı. İkisiyle biraz lafladıktan sonra Hikmet abinin yanına döndüm ve saat 13.00 Eskişehir’e doğru hareket ettik. Yolculuk çok sancılı geçmedi. Ancak hiç uyuyamadığım için acayip sıkıldım.

Yolculukta olan ufak tefek tüm olaylardan sonra nihayet 19.00’da Eskişehir’de indim otobüsten. Sonrasında olanlar bu yazı dizisinin konusunu oluşturmadığı için anlatmıyorum.

Toplamda 7 gün süren bir Antalya gezisiydi kısacası. Pek çok insanla tanışıp, bol bol insan gözlemi yaptım yine. Beynimin kataloglarını doldurdum. Davranış ve konuşma üsluplarını dikkatlice inceleyip notlar aldım. Eğitim süresince tuttuğum notları raporlaştırdım kendim için.

Ve hayat böylece devam etti sevgili okur. Sercan Eskişehir’den sonsuza kadar ayrıldı. Alper’in yıllardır vücudundan atamadığı o son damla o gece atıldı gitti. Mustafa, kendi içinde aradığı cevaplara nihayet mantıklı bir açıklama bulabildi. Bunu Ahmet’le paylaştığında Ahmet “ben seni sonra arayım moruk” dedi. Volkan ve Burak tamamen birbirlerinden habersiz ve tanışmamış olarak o gece uyudukları yatağın sol tarafına yüklendiler.

Antalya Günlükleri 1. Gün – Papillon Ayscha Hotel

31718891Önümüzdeki hafta Pazartesi gününe kadar Antalya‘da olacağım sevgili okur. Bu bir haftalık sürecin tamamını da seninle paylaşacağım. Burada bulunma sebebim biri Orman ve Su İşleri Bakanlığı, diğeri de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenen iki eğitim. Bu eğitimler atıksu mevzuatı ve su kalitesi izleme ile ilgili durumlar. Burada kaldığım süre içerisinde çok fazla teknik detaya girmeyeceğim. Onun yerine değerlendirmelerde bulunacağım.

İlk eğitimi Belek‘te Papilion Ayscha Hotel‘de Orman ve Su İşleri Bakanlığı 29-31 Ocak 2013 tarihleri arasında düzenliyor. Bu yazımda yolculuğumun ilk gününü ve otelde neler yaptığımı anlatacağım. 28 Ocak gecesi Sercan, Volkan ve Koray‘la birlikte Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü önüne çıktık. Saat gece 01.00 idi. Sağolsunlar üçü de beni uğurlamaya gelmişlerdi. Saat 01.00’de otogardan kalkan Kamil Koç Antalya arabasına almıştım biletimi. Kampüsün önünde beklerken ufak bir tedirginlik yaşadım, acaba beni almadan gitti mi diye. Sonradan otobüs çıktı geldi. O sırada köpeklerin saldırısından kaçınan bizler de rahat bir nefes aldık ve bizimkiler beni uğurlayıp gittiler. (Bu buluşmamız Sercan’ı hayatımda uzun yıllar boyunca son görüşüm olacaktı. Sercan’la bir sonraki karşılaşmamız kabuğunu kırmaya çalışan bir Anadolu şehrinin yeni açılmış bir süpermarketinde, yıllar sonra olacaktı. Önce bir birimizi tanımayacak, sonra benim kucağımdaki tosun oğlanı Sercan bana benzeteceği için beni de zincirleme olarak tanıyacaktı. Bu da onunla son defa görüşmemiz olacaktı.)

Otobüse saat 01.20 civarında bindim. Zaten uyumayı dört gözle beklediğim için herhalde bir yarım saat içinde uyudum. Gözümü açtığımda Afyon’da Kolaylı Tesisleri‘nde yarım saat mola vermiştik. Yine uyurum diyordum ki bir teyze epey yüksek sesle şikayetlerde bulundu. Uyutmadı beni. Neyse ki mola bittiğinde ben de yine uyumaya başladım. Sonrası da yok zaten. Gözümü açtığımda saat sabah 8 olmuştu. Ben sabah 7 civarında inerim diye planlarken saat 8 olmuştu ve halen yarım saatlik yolumuz vardı. Saat tam 08.35’de Antalya Otogarı‘na indim. Buraya en son şu yazımı yazdığım gün gelmiştik konsere. Hiç bir şey yapmadan bir 10 dakika bekledim. Yavaş yavaş kendime geldikten, elimin ayağımın uyuşukluğu geçtikten sonra ilçeler terminaline girdim. Gideceğim otel Belek’te olduğu için, önce Serik ilçesine, oradan da Belek beldesine geçmem gerekiyordu. Ben de öyle yaptım. Serik’e giden otobüse tam hareket edecekken saat 09.00’da bindim. Yolculuğun ne kadar süreceğini bilmiyordum. O yolculuk tam 1 saat sürdü ve saat 10.05’te bir yol kenarında indik iki kişi. Belek’e giden arabalar buradan geçiyormuş zira. Bu adamla tanıştık. Kendisinin de benimle aynı otele aynı sebepten gittiğini öğrendim. Daha sonra aynı otele farklı bir toplantı için giden iki kişiyle daha tanıştım ve dört kişilik bir grup olarak bindik Belek arabasına. 10.45 diye not almışım, işte o saatte indik minibüsten. Burada epey yağmur yağmış olacak ki yerlerde göletler vardı. Nihayet otele saat tam 11.00’de girdik.

Papillion Ayscha Hotel, müthiş bir otel sevgili okur. Görüntü, iç tasarım, tasarımdaki detaylar, hizmetleri ve personeli on numara, beş yıldız! Odamı tek kişilik istemiştim. Şansıma gayet güzel bir oda denk geldi. Odaya yerleşmeden önce tek tek tüm detaylarını fotoğrafladım. Bu işi neden yaptığımı Alper, Volkan ve Sercan biliyorlar. Daha sonra odaya yerleştim.

Saat 12.30’da yemek vakti geldi. Hemen koşarak gittim. Koştum yani. Yemekten sonra bir ağırlık çökmedi. Şaşırdım nasıl çökmedi diye. Bilakis uykum açıldı, kendime geldim. Biraz odada uyurum belki diye çıktım. Fakat tam o anda bir şey oldu. Sabahtan beri kapkara olan gökyüzü bir güneş açtı ki aklım almadı! Önce bir duş alayım dedim, sonra canım sıkıldı. Oturdum klip izlemeye başladım bilgisayardan. Saat biraz ilerledikten sonra Facebook’ta Ergin, Gamze ve Savaş Abi ile sohbete başladık. Savaş Abi bana inanılması güç bir jest yaptı.
Gözlerim doldu. Ağlamaklı oldum ve o ruh haliyle akşam yemeği için aşağıya indim.

Hayatımda yediğim en güzel çoban kavurmayı yedim yemekte. Gerisi önemli değil. Bu arada tüm restorant personeline 10 puan verdim, özellikle de adı Hüseyin olan personele samimiyeti için ayrıca 5 puan daha verdim. Yemekten sonra lobiye geçtim. Sabahtan beri içimi kemiren şeyi nihayet dile getirip rahatladım: Bu koskoca otelde yapayalnızdım. Bu duyguyla yukarı çıktım. İnternete girmeye çalıştım, sıkıntı yaratınca aşağıya geri indim.

Şu anda lobideyim ve bu satırları yazıyorum. Lobi, tahmini 40 metre uzunluğunda ve 15 metre genişliğinde ferah bir yer. Parlak ışıkları söndürdüler. Loş bir aydınlık var. Malarda mumlar yanıyor. Piyano çalan hoş bir hanım var. Gayet neşeli şeyler çalıyor. Ama kaç kişi dinliyor bilmiyorum. Otelde 3 tane futbol takımı var, kamp yapıyorlarmış. Bunlar Hırvat, Kazak ve Azeri futbol takımları. Her bir sporcu da takımlarına ait renklerde eşofmanları ile dolaşıyor ortalıkta. Bizimkinden farklı olarak iki bakanlığın daha eğitim ve toplantısı varmış otelde. Her yer küçük çocukla dolu. Dolayısı ile arada bir tamamen uyumsuzca çocuk çığlıkları yükseliyor. Ardından bir anne ya da baba “aaa çok ayıp” diyerek çocuğuna bakıyor, sonra dönüp muhabbetine devam ediyor. Oturma gruplarının dizilişleri biraz alakasız olsa da muhtemelen önceki etkinliklerden birbirlerini tanıdıkları için olacak, genel anlamda lobide bir kaynaşma var. Şu ana kadar kulağıma 5 farklı dil geldi: Türkçe, Angaralı Türhçesi, Azerice, Hırvatça ve Rusça. Kazaklar belki Kazakça da konuşuyorlardır. Ama Rusça bazı sözcükleri yakaladığım için Rusça yazdım. Azeriler ile Kazaklar anlaşabiliyorlar Rusça sayesinde. Otelde de genel olarak Türkçe dışında üç dil kullanılmış: İngilizce, Almanca ve Rusça.

Futbolcu gençlerin istisnasız hepsi ya “ayfonlarıyla” takılıyor ya da tabletleriyle. Arka masada Hırvatlar bir tür kağıt oyunu oynuyorlar. Duvarlarda garip seramik süslemeler var. Geldiğimden beri National Geographic WILD kanalı açık. Yalnızlığım aslında büyük bir avantaja dönüştü. İnanılmaz gözlem yapmaya başladım. Herkese eşit uzaklıkta sayılabilecek bir yerde, Kazak futbolcuların yanında oturuyorum. Buradan lobinin dörtte üçünü görebiliyorum.

Muhtemelen birazdan çıkıp uyurum. Yarın sabah eğitim başlıyor. sevgili okur. Yarından itibaren fotoğraf da ekleyeceğim. Bu seferlik idare et. Şimdilik bu kadar.

Kaldığık otelin web sayfası: http://www.papillon.com.tr/hotels.asp?hotelID=2&hotel=PAPILLON-AYSCHA—Belek