Tag Archives: arapça

Kafir Namazı

Dün gece hayatımda gördüğüm en garip rüyalardan birini daha gördüm sevgili okur.

Neden nasıl bilmiyorum, bir caminin içerisindeyim. Epey de cemaat var. Kadınlar ve erkekler birlikte aynı yerde namaz kılıyorlar. İmam herhalde, ilerilerden bir ses geliyor ve cemaatten bazıları en arka safa geçiyorlar. Lan geriye dönüyorum bir bakıyorum ki bu safta yer alanların hepsi simsiyah giyinmişler. Ve sırtlarını bize dönmüşler. Yani ters duruyorlar kıbleye. Ben dönüp bakıyorum bu adamlara. Tam ortalarında da ten rengi gri, evet baya baya çimento grisi renkte, olan bir adam oturuyordu. Bu adamın da epey uzun bir sakalı vardı. Sanki bu arka safta ters oturanları bu herif kontrol eder gibiydi. Ben bu adama neden ters oturduklarını sordum korkarak. Cevaplamadı.

Bu esnada yine önlerden namaz başlıyor diye bir ses geldi. Söz de bu namaz da tek rekatlık bir namazmış. Namaza başlamadan önce herkese birer parça kağıt verildi. Bana da yanımdaki çocuk uzattı. Kağıda Arapça tersten Allah yazmamı istediler. Arapça bilmiyorum dedim. Başka biri aldı, bir kömür parçasıyla ters olarak yazdı bir sözcük. Daha sonra kağıdı katlayıp cebime koymamı söylediler. Bu tek rekatlık namaz nasıl oldu bilmiyorum. Zaten ben daha başlamadan, bitti bitti diye bağırmaya başladılar. Bu esnada arka saftakiler de dönmeye başladılar kendi etraflarında. Sonra toplandı herkes.  Önlerden yine bir ses geldi, kağıtları yakın dumanını da yüzünüze üfleyin diye. Bir anda ortalık kağıt yanığı koktu, duman aldı her yeri. Rüyada olmama rağmen bu kokuyu aldım ve korkuyla uyandım. Kalktım baktım, evde yanan bir şey yoktu.

Tam yatağa yattığımda telefonuma bir baktım. Sabaha karşı 1’de hiç ummadığım bir arkadaşım mesaj atmış. Zerre kadar aklımdan geçmezdi üstelik bana mesaj atacağı da. O korkuyla mesajına cevap verip yatağa uzandım. Bir süre uyuyamadım. Gördüğüm rüyayı unutmamak için telefona yazdım bazı sözcükleri. Şimdi de zaten o sözcüklerden toparlayıp yazdım.

Rüyamda gördüklerim, dini görüşümden bağımsız olarak, bilinçaltıma yerleşmiş bir takım ögelerden ibaret anlaşılan. Muhtemelen bir tür büyü yapıyorduk. Arka saftakilerin ters durması, Allah adının ters yazılıp yakılması falan bana bunu anımsatıyor. Ama o gri tenli ve uzun sakallı adamı bir türlü anlayabilmiş değilim. Neyse, öyle bir rüyaydı işte bu da. Aklıma böyle bir şeyi tarif edebilmek için gelen ilk sözcükler oldu başlık da: Kafir Namazı!

Proofhead İtalya’da! – 4. Gün

Cagliari Limanı

Bu sabah 7.30’da lobiden aradılar yine. Mısırlı kız aradı, kahvaltıdan sonra kısa bir sahil turu yapacaklarmış, olur dedim ben de. Hazırlanıp aşağı indim. Kahvaltıyı yaptım. Sonra hemen çıktık. Limana doğru gittik. Biraz dolaşıp fotoğraf çektim. Sonra döndük hemen otele. Yine saat 9.00’da eğitimin verildiği yere geldik. Çok güzel bir konuşmacı vardı, ilgiyle izledim yani dinledim. Bu kadının da aksanını yedim lan: “yuman elta (human health), regulaşon (regulation), aktoli (actually), verşon (version)”

Burada şehir içinde en çok yolcunun olduğu hatlarda çalışan otobüsler elektrikle çalışıyor. Dolayısı ile yoğun otobüs trafiğine rağmen sıfır emisyon var. Otobüsler tıpkı tramvay gibi elektriği tepelerinden kablolarla alıyorlar. Biraz daha uzak yerlere çalışan otobüsler az sayıda olduğundan bunlar normal dizelle çalışıyorlar. Ayrıca smart car dedikleri küçücük ve sadece iki kişinin binebileceği araçları kullanan çok fazla kişi var. Bunlar lüksten vazgeçemeyip, çevresel etkinin boyutlarını azaltmayı tercih edenler işte. Trafikte öncelik yayalara ait, ışık sizin için yanmasa bile tüm arabalar durup geçmenizi bekliyor. Bu adada gördüğüm İtalyan gençlerinin tamamına yakını aşırı yakışıklı, aşırı güzel. Bağırıyor, kahkaha atıyor ve yaşlı İtalyanları rahatsız ediyorlar. Zaten fazla da genç yok. Çoğunluk orta yaş üzerinde.

Bana inanmayacaksınız ama burada da ortamın bilgisayarcı çocuğu ben oldum. Şöyle ki bir modeli oluşturmak için bir program kurmak gerekiyordu. İtalyanlar beceremedi. Ben kurdum lan! Vallaha billaha ben kurdum! Dediler ki “you know Italian”, ben de dedim ki “no, I know computer language”. Senin anlayacağın artist bile oldum burada.

Fas’ın İngilizce karşılığı Morocco, Fasça’daki yani Arapça’daki karşılığı ise Magrip. Türkçe’de de kullandığımız Magrip ve Maşruk’un hikayesini dinledim. Magrip, Kuzey Afrika’yı temsil ediyormuş, Maşruk ise Orta Doğu’yu. Güneş Maşruk’ta doğup Magrip’te batarmış, bu iki sevgili asla kavuşamazmış. Tamam, virgülden sonrasını şu anda ben uydurdum.

Dersten sonra önce alışverişe gittik. Hep Çin malı lan! Birkaç güzel İtalyan malı hediyelik aldım. Sonra kurstaki bazı İtalyanlarla buluştuk. Benim arkadaşım olan Massimo gelmemişti. Büyük bir grup olduğumuzdan zor oldu eğlenmek. Sonra zaten bir plan yapıp dağıldık. Daha sonra buluşmaya karar verdik. Otele döndüm ben de. Bir dakikalığına elektrik kesildi otelde ve internet gitti. Elektrik geldi ama internet bir daha da gelmedi. Resepsiyondaki hatuna sordum, yarın gelir dedi. Ben de çıktım yattım.

Proofhead İtalya’da! – 2. Gün

Geçen seneki filmin aynısı oynuyor sevgili okur.

Sabah 7’de lobiden biri arayıp İtalyanca bir şeyler söyledi. Bir şey anlamayıp kapattım. Saat 7.30’da kalkıp aşağı inmek için hazırlandım. Saat 8.00 gibi aşağı indim. Hemen kahvaltıya geçtim. Dün tanıştığım Araplar çoktan yapmıştı kahvaltılarını. Ben de hemen kahvaltı dedikleri şeyi yedim. Sonra lobiye geçip internete girdim. Bugünkü tüm katılımcıları gördüm sevgili okur. Ermenistanlı bir amca ve Bosnalı bir kız haricinde herkes Arapça konuşuyor. Kendi aralarında anlaşabiliyorlar, sonra da benim anlamam için İngilizceye çeviriyor biri. Ben Fas’tan gelenlerle kanka oldum. Mısırlılarla aram iyi, Bosnalı hatunla konuşuyoruz sürekli. İyi yani iletişimim herkesle. Filistinli bir de profesör var. Çok yemek yiyor ve çok komik biri.

Saat 9.30’da Mercedes Vito marka iki araç ile bizi iki grup olarak kursun yapılacağı yere götürdüler. Yolculuk 15 dakika sürdü. Burası bizdeki Halk Eğitim Merkezi türü bir yer. Koridorları tamamen cam, böylelikle dışarıdaki güzel bahçeyi görebiliyorsunuz.

Geçen sene bizi okulda yapılan workshop’tan tanıdık yüzler gördüm. Alper hemen hatırlacaktır Bevelaqua, Zukko ve o karizmatik sesli adamı. Tarzları hep aynı sevgili okur: İnişsiz çıkışsız dümdüz ninni gibi bir ses tonu ve İtalyan aksanlı bir İngilizce. (Örnek sözcükler: in respekto, importante, stoppa, depositov, pozişon, opiynon, posible, espiloreyşın, diskripşone, formeşion, posibo, olzo.) Work-shop’un programını da verdiler. Bu programa göre her gün sabah 9.00 akşam 17.00 buradayız. Hep beraber konuşup bir öğleden sonra bize ekstra zaman vermelerini istemeye karar verdik. Kursu alan 30 kişi var. Bunların 11 tanesi yurtdışından kalanlar İtalyan. Yeri gelmişken yazayım; bir kişi Ermenistan’dan, bir kişi Filistin’den, bir kişi Bosna Hersek’ten, iki kişi Mısır’dan, bir kişi Nijerya’dan, iki kişi Tunus’tan, iki kişi Fas’tan gelmiş. Burada yaşça en küçük benim. Diğerleri hep amca, abi, teyze ve abla. Bu arada Faslılar bizim Akif Hoca’yı sordular. Unutamamışlar.

Burada hep yağdığı söylenen yağmurla bugün tanıştık. Öğle arasında çılgınlar gibi yağmur yağdı. Muhtemelen bu adadaki en iyi İngilizce konuşan adamla tanıştım bugün kursta. Adam da beni İtalyan sandı. İtalyanca bir şey sordu. Öyle başladık konuşmaya. Lan bildiğin samimi olduk, mis gibi sohbet ettik. Adı da Massimo. Bir bu adam ve lobideki hatunun söyledikleri kusursuz geliyor. Gerisi hep İtalyan aksanı. Massimo ile ülkesindeki durumu konuştuk. Çevre cezaları durumu Türkiye ile aynı. Bunların yaklaşımı da “iyi bir adam”, “çocukları var okuyor yazıktır”, “şimdi buraya ceza yazsak insanlar işsiz kalacak” şeklindeymiş. Bu sebepten dolayı olması gereken sistemin cezaların düşük ama kati suretle yazıldığı şeklinde olması gerektiğini söyledi. Bu arada bizim okula helal olsun. Bizim bölüme helal olsun. Valla çok iyi öğrenmişiz BREF, BAT, EIA gibi terimleri. İtalyanların bir kısmı ile Araplar konuya çok uzak. Adam bir ders çevresel etki değerlendirmesini anlattı.

Mısırlılar demiştim. Bir tanesiyle konuştuk epey. Adam Arapça gibi konuşuyor. Mesela “thirty”i garibim “terrdie” diye telaffuz ediyor. Dolayıs ile adama hep evet hayır soruları sordum. Bu arada Mısırlılar Fatih Sultan Mehmet’e “Muhammad Fetih” diyorlar. Filistinli bana Tayyip Erdoğan’ın ülkelerinde çok sevildiğini söylediler. “He is kind of a model” dedi. Ben de “what kind of model?” dedim.

Bu arada Ermenistanlı kimse ile konuşmuyor. Öğlen yemeği civarında hemen herkesle samimi oldum sayılır bu herif hariç. Ve şunu da fark ettim ki burada bir günlük kirli sakal çok moda.

Öğle yemeğini detaylı anlatmıyorum zira başlı başına İtalyan yemekleri ile ilgili bir yazı yazacağım.

Bevilaqua, bu kursun final sınavını İtalyan stili değil, uluslar arası stilde yapacağını söyleyince İtalyan öğrenciler çok üzüldü. İtalyan stilinde tek tip soru kağıdı oluyormuş ve kopya çekmek serbestmiş. Ama uluslar arası stilde kopya yasak ve birkaç tip soru grubu varmış. Bizdeki sistem yani.

Akşam saat 18.00 gibi dersler bitti ve bizi yine otele getirdiler. Dünden farklı olarak bu sefer organize olup yemeğe kadar olan vaktimizi gezerek geçirdik. Çok fazla yere gittik lan. Çok fotoğraf çektim. Video çektim deli gibi. Tüm pazar yerlerini gözümde işaretledim.

Bu adada çok fazla zenci var. Hepsi Afrikalı ve hiçbiri sağlam ayakkabı gibi durmuyor. Her yerde bu adamlar. Dönercideler (evet Hindistanlılar döner satıyor), pizzacıdalar, tezgahtarlar, her yerdeler.

Arkadamki kalenin giriş yapısı

Burada bir de çok iyi korunmuş bir kale yapısı var. Zenginler bunun içindeki sokaklarda yaşıyorlar. Eski bir kilisede bir de ayin gördük. Ayin mi desem, dans mı desem artık bilemedim. Epey gezdik içinde. İtalyan gençleri aynı bizim gençler. Aşırı yakışıklı ve aşırı güzel hepsi. Cep telefonundan şarkı dinliyorlar.

Otele geri dönüp akşam yemeğini yedik. Ve sonra lobide sağolsunlar beni seven eş dostla görüştüm facebook’tan. Şimdi odamdayım ve yatacağım. İkinci günüm de böylece bitti.

DÜZELTME: Dünkü yazımda unuttuğum birkaç kısım var. İlki Atatürk havaalanında son noktada iken annemle ve Merve ile görüştüm ve Sercan da aradı onunla da görüştüm. İtalya’dayken de herkesi aradım ama önce kimseye ulaşamadım. Sonra yine Merve’yi aradım ve ulaştım. Daha sonra annemleri arayabildim.

NOT: Burada internet çok yavaş olduğundan işlerimi hızlıca yapmak zorundayım. Dolayısı ile çok fotoğraf ekleyemiyorum yazılarıma. Türkiye’ye gelince hepsini yeniden düzenleyip çektiğim tüm videoları da yayınlayacağım.