Tag Archives: Aşkın Mapushane

Sen, Ben ve Bizler

İlk kez bu dolunayda, pencerem sensiz kaldı. Uzun uzun baktım sana. Olduğunu hissettiğim yere. Belki şu bulut birazcık daha çekilir de yüzün gülümser bana diye. Olmadı. Eskiden gündüzlerim hep böyle olurdu. Birazcık çekilin de, şöyle azıcık uzaklaşın şuradan da ciğerlerim kokusuyla dolsun derdim. Soluduğum hava bile mutlu ederdi o anlarda. Şimdi gündüzlerim hep bulutlu sisli de, ay da bir kere yüzünü görebilecekken gecelerim niye böyle?

Sen, hala anlayamadığım bir kansersin. İçimde büyüyen, anlam veremediğim, korktuğum ve beni yiyip bitiren. Korkum ölmek değil ama anlayamadan ölmek seni.

Ben, ayda bir yüzü gülen, belki gerçekten mutlu olan bir dertli. Bazen dönüp anlatıyorum sana, hiç duyamayacağın bir sesle, anlayamayacağın bir dilde. Kime neyi anlatıyorum? Uzaklara giden bir dostum, bir kardeşim var. Ona “Sen uzaktasın, al şu sırlarımı, al şu düşüncelerimi de oraların dağlarına haykır” diyorum. Gülüyor telefonda duyuyorum ve ekliyor, Oğlum ben zaten kaçıp gelmişim buraya, ölümden kılpayı kurtulmuşum. Bırak artık sende öldürmeyi kendini.

Bizler zavallıyız. Elimizdekileri hor görüyoruz. Kıymetini bilmiyoruz. Yüzsüzleşiyoruz. Daha da yüzsüz olmak için omzu kuşlulara sığınıyoruz. Onların elinden tutup getiriyoruz. Bilmezsiniz siz şerefsiz ağanın hikayesini. Bir köyde bir zalim ağa varmış. Emek hırsızı, arsız ve utanmazmış. Bir gün yine böyle arsızlığa, hırsızlığa devam ederken daha da ileri gitmiş. Bir mazlumun, emeği alnından damlayan birinin canını yakmış. Adam sırtını doğrultmuş. Havadaki güneşe bakmış, bir de alnından akan tere. Şerefsiz ağaya bağırmış: Yiyeme inşallah. Ağa yemiş, yemiş, “senin bedduandan n’olur” diye dalga geçmiş. Kötülük bu ya, lüks bir kazada şerefsiz ağanın tek çocuğu sakat kalmış. Yemiş, yemeye de devam etmiş ama yediği her lokma gözünün önünde eriyen sakat çocuğu gördükçe boğazına dizilmiş. Zihninin o en karanlık köşesinden bir ses sürekli ona fısıldıyormuş, “Yiyemiyorsun değil mi 🙂

Sen adına ilahi adalet de, ben de tesadüf. Dünya böyledir dolunayım. Berrak yüzünü bu ay sakladın benden. Özlüyorum. Dolunay severler adına çok güzel bir gelişme oldu bu arada. Moonlight filmi, en iyi film oscar‘ını kazandı. Konusunun senle ya da benle ilgisi yok ama adında Moonlight görünce aklıma sen geldin. Film 2016 yapımı ancak oscar’a aday gösterilince, işte o zaman dikkatleri üzerine çekti. Biz yıllarca ay ışığının, dolunayın peşinden koştuk oysa ki 🙂

Bu ayın en büyük aksiliği şu aşağıdaki Haluk Levent CD’si oldu sevgili okur. Haluk Levent’in sevdiğim tek albümüdür Kral Çıplak. Ben orta okuldayken çıkmıştı bu albüm. Haluk Levent’in şüphesiz en büyük hit parçası olan “Aşkın Mapushane” de bu albümde yer alıyor. Gözlerimi kapatıp çok davul çalmışlığım var (hayalimde) bu şarkıyla. Benim için böylesine önemli bir albümün orijinal ilk basım cd’sini bulup almak benim için süper bir olaydı. CD’yi elime aldığımda biraz çizik olduğunu gördüm ve işimi sağlama almak için elimde iki yanından tutup silmek istedim. Lan çaaatt diye kırılmasın mı? Tam ortadan! Ağlamaklı olmanın sözlük karşılığı bu sevgili okur. Üyesi olduğum Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘dan Hamdi Abi, sağ olsun elindeki kopyadan bana da bir kopya yayıp gönderdi. Ama hala şu fotoğrafa bakıp hayıflanıyorum.

Bu ayın en büyük aksiliği bu oldu dedim. Yalan söyledim. Başka bir aksilik daha var. Ama onu zamanı gelince anlatırım. Bu dolunaylık bu kadar, haydi şimdi biraz “Aşkın Mapushane” dinleyelim.