Tag Archives: Athena

Yıl Biterken Headbang 5!

hb501Headbang, ülkede yayımlanan metal müzik içerikli tek süreli yayın olması ve öve öve bitiremediğimiz kitap (bookazine) formatıyla, her sayısıyla burada olmayı hak ediyor. Beşinci sayısı da arayı çok açmadan raflarda yerini aldı birkaç ay önce. Yazmak ancak yılın son gününe denk geldi. Hiç yazmamaktan iyidir.

Tıpkı bir önceki sayı gibi bu sayı da 216 dopdolu sayfadan oluşuyor. Kapakta, kısa süre önce kariyerini sonlandıran Slayer‘ın yaşayan efsane vokali Tom Araya yer alıyor. Tüm Headbangler içerisinde bu beşinci sayı, okuma süresi en uzun süren oldu benim için. Okurken ufak notlar aldım buraya yazabilmek için.

hb504

Bu sayıda en çok dikkatimi çeken konular, Athena‘nın O Ses Türkiye‘den de bahseden röportajı, Trashfire grubunun Into The Armageddon albümü, Youtube gitaristleri dosyası (pek çoğunu en az bir kere dinlemişim), Metal müziğin 1986 yılı, Türkçe olarak yazılmış en kapsamlı Slayer kritiği (albüm albüm yazdıkları için grubun geldiği noktayı çok iyi görebiliyorsunuz), geriye dönüp diğer sayıları incelemedim ancak büyük ihtimalle bir albüm için yazılmış en uzun röportaj ve yorumlar (Nekropsi – Mi Kubbesi – toplamda 11 sayfa röportaj ve 10 sayfa yorum) oldu.

 

hb505Farkında bile değilmişim ama 1986 yılı Dünya’da metal müzik için akıl almaz bir yıl olmuş. O yıl yayımlanan albümlerden benim de dinlediğim bazıları: Metallica – Master Of Puppets, Slayer – Reign In Blood, Iron Maiden – Somewhere In Time, Megadeth – Peace Sells… But Who’s Buying?, Europe – Final Countdown, Malmstein – Trilogy (ki bu sonuncu ilk plaklarımdan biridir). Ve o yıl Cliff Burton hayatını kaybediyor. Ne yılmış ama…

Slayer yazısında şöyle bir kısım birkaç defa tekrarlanınca ilgimi çekti: Haunting the Chapel albümü yorumunda grubun ilk defa “çift gros” kullandığından bahsedilmiş. Çift gros? Bir de o dönem Avrupa’da yapılan tüm önemli metal müzik festivallerinden kritikler yer alıyor. In Flames‘in çıktığı her konserde vasat ve altında bir performans sergilemesine ne bileyim içten içe sevindim galiba. Hani sizi terk eden sevgilinizin ayağı taşa takılınca ya da kendine çizdiği yeni yolda sıçıp sıvadığını görünce bir sevinirsiniz ya, In Flames de artık benim için öyle oldu galiba.

hb506

 

Aralarda bir yerde yine ilginç bir bilgi dikkatimi çekti: Flotsam and Jetsam‘in Doomsday For The Deceiver çalışmasına Kerrang! dergisi çok nadiren yaptığı üzere 5 üzerinden 6 veriyor. Öyle sağlam bir çalışmaymış.

hb507Derginin ilk sayfalarında özellikle siyah üzerine beyaz yazılmış sayfalarda çok bariz bir flu baskı hatası var. Tıpkı önceki sayılar gibi bu sayının da son sayfaları, önceki sayıların kapaklarına ayrılmış. Bunlar çerçevelik, çok kaliteli baskılar. Bir de derginin son sayfalarında ülkedeki konserlerin bir takvimi yer alıyor. Ekim ayında yayımlanan bu beşinci sayıdan sonra, altıncı sayı kim bilir ne zaman yayımlanacak. Ancak yayımlandığı zaman yine bu sayfalarda kendine yer bulacak.

2020’de müzik dolu günlerde görüşürüz.

O Ses Türkiye Bilmeze Yatmaları

o-ses-tc3bcrkiye-logoKasım ayının ortalarında, halen TV8’de yayımlanmakta olan “O Ses Türkiye” isimli yarışma programında yarışan bir yarışmacı hakkında bir haber gördüm: “Yarışmacının Çıkardığı Sesler Jüriyi şok etti!” Lan dedim ne yapmış adam? Videoyu izleyince Deyiş Devran Kılıç isimli yarışmacının, Türkiye’de yıllardır Hayko Cepkin‘in yaptığı gibi, bir rock parçasının içerisine kısım kısım brutal vokaller (ki brutal vokali ağa babalarından dinlemiş biri olarak brutal bile demek zor) ekleyerek, parçayı biraz daha deyis-devran-kilic-bir-derdim-var-7882764_x_oilgi çekici ve ekstrem hale getirdiğini izledim. Mor ve Ötesi’nin Bir Derdim Var Parçası‘nı bilirsin. Deyiş Devran, parçada üç ya da dört yerde ufak brutal çıkışlar yapıyor. Hayko Cepkin’in yaptığının aynısı. Bu videoyu Youtube’da bir yarışma programı olarak değil, normal bir kayıt olarak izlesen şaşırmazsın yani. Hadi bizim basının distortionu biraz fazla Rock müziği, Metal müziği hala “şaşırılacak, alışılagelmişin dışında bir tür” olarak nitelemesine alıştık. Ama bir ses yarışmasının jürilerinin şaşırması?

Programın videosunu izleyelim önce.

Murat Boz‘un yüzündeki o şaşırmış ifade dikkatini çekti değil mi sevgili okur? Neden? Neye şaşırıyor? Bunun neyin ilk defa duymuşluk şaşkınlığı? En az kendisi kadar ünlü bir isim olan Hayko Cepkin’i hiç mi duymamış? Ülkenin müzik piyasasını hiç mi takip etmiyor? Hadi duymamış diyelim. Konservatuvar mezunu birinin, bir ses yarışmasında jüri olan birinin, hayatında hiç brutal vokal duymamış olmaması nasıl bir durumdur?

nergal

Nergal

O Ses Türkiye formatı, The Voice‘un Dünya’daki çeşitli ülkelerde yayımlanan bölümlerinde, yarışmacılar metal de dahil onlarca farklı tarzda söylüyorlar. Polonya’da yayımlanan yarışmanın birkaç sezon önce jüri üyelerinden birisi, Dünya metal sahnesinin en ekstrem metal gruplarından birisi olan Behemoth‘un vokali Nergal idi. Bu açıdan bakınca bizde yayımlanan yarışmada galiba en donanımlı ve en seçilebilir jüri Athena oluyor, yani Hakan ve Gökhan kardeşler. Dört jüri içerisinde yurt dışında albüm yapan, yurt dışında bunlar kadar çalışmış ve hemen her tarz hakkında fikri olan bir başkası daha yok. Belki Hadise diyeceksin. Yanlış. Tek avantajı zamanında babasının işçi olarak Belçika’ya göçmüş olması. Beyaz Show‘a ilk çıktığı programı bulup izle. Şimdi olduğundan daha fazlası değil.

Neyi eleştiriyorum? Bizdeki yarışmanın, üstelik kaç sezondur yayımlanıyor, halen daha yapmacıklığını atamamasını eleştiriyorum. Yarışmacıların neredeyse ön elemeden yarışmaya çıkarıldığına inanıyorum

cengiz.jpg

Cengiz Tural

bazen. Arada çok iyi söyleyenler çıktığında ise jürinin yaptığı alakasız yorumlar çileden çıkartıyor. Metal müziğin hala şaşırılacak bir şey olarak algılanmasını eleştiriyorum. Lan ekmek çarpsın ki “uyuyan yılanı uyandırdın” diye şarkı söyleyen Gülşen‘i duyduğumda ben daha çok şaşırıyorum. Ancak hiç mi iyi yanı yok O Ses Türkiye’nin? Var abicim: Orkestrası. Yurt dışındaki benzerlerini izliyoruz sürekli ama bizdeki kadar iyi bir orkestra yok sevgili okur. Bizdeki orkestrada ise herkesin gözdesi, davulcu Cengiz TURAL. Hususi olarak oturup drumcam videolarını izliyoruz. Helal olsun.

Neyse, uzun süre sonra ilk defa bir kritik yaptım. Yazıya konu olan Deyiş Devran isimli yarışmaya başarılar dileyerek bu yazıyı bitiriyorum.

Pentagram Geçmişin Yükü Klibinde Gördüklerimiz

grup

Birkaç gün önce şu yazımda sizlere grubun çıkarmış olduğu yeni albüm MMXII‘yi yorumlamıştım.

Bu yazımda da albüme çekilen ilk klip olan Geçmişin Yükü‘ne dair bir takım bilgiler vereceğim.

Klipte bariz bir hikaye anlatılmıyor. Pentagram’a yakın olan ve pek çoğunu da popüler medya ve internet aracılığıyla tanıdığımız simaları görüyoruz klipte. Bu simaların hepsi çok farklı alanlardan seçilmiş üstelik. Klibin yönetmenliğini Hakan Ketche yapmış. Ketche, özellikle geçmişte Pentagram’a ve Türk metal müziğine çok destek vermiş bir kişi olarak anlatılıyor internette. Gruba olan yakın duruşu sadece klibi çekmekle değil, Pentagram’ın birkaç albümünde brutal back vokal olarak katılmakla da alakalıymış. Sadece klip değil, reklam ve film de çekiyor (Romantik Komedi).

hakan

Hakan Utangaç

Şarkının klibi Osmanlı döneminden kalma eski bir yapıda, İstanbul Balat’ta yaklaşık 12 saatte çekilmiş. Görüntü yönetmeni Soykut Turan, Fransız editor Fred Boudet ve Sinefekt’in de katkısıyla bir haftada montajlanmış. Grup üyelerinin hepsi açık açık görülüyor klipte. Yalnız ben en çok Hatan Utangaç‘ı beğendim duruş ve poz olarak. Şimdi klibi alt kısımdan açalım ve belirme sırasına göre tanıdığım ve bulabildiğim ünlü simaların kimler olduğuna bakalım.

kiskender1

kiskender2

Küçük İskender

ogun

Ogün Sanlısoy

vlcsnap-2012-06-04-20h40m43s201

Nejat İşler

vlcsnap-2012-06-04-20h40m53s45

Nejat İşler

vlcsnap-2012-06-04-20h42m39s89

Nikki Wild

vlcsnap-2012-06-04-20h42m57s17

Nikki Wild

vlcsnap-2012-06-04-20h48m47s176

Athena

vlcsnap-2012-06-04-20h43m25s10

Athena

vlcsnap-2012-06-04-20h45m05s17

Şebnem Ferah

vlcsnap-2012-06-04-20h45m59s211

Oky

vlcsnap-2012-06-04-20h46m14s183

Gözde Kansu

vlcsnap-2012-06-04-20h46m40s186

Mor ve Ötesi

vlcsnap-2012-06-04-20h49m45s255

Janset

vlcsnap-2012-06-04-20h49m48s34

Janset

vlcsnap-2012-06-04-20h49m01s63
Murat Garibağaoğlu

Evet, buraya kadar gördüğünüz isimler kesin olarak ya da çok az tereddütle saptayabildiğim isimler. Aşağıdaki iki kişinin kim olduklarını ise bilmiyor ancak çok merak ediyorum. Bu iki kişi dışındakilerin de tamamı grubun yakın çevresindeki fanlarıdır. Arada yine kaçırdığım isimler olabilir. Olur da onlardan birisi bir gün bu yazıya denk gelirse kaçıncı saniyede göründüğünü yorum olarak bırakabilir.

vlcsnap-2012-06-04-20h50m39s16

Tanımadığım Kişi 1

vlcsnap-2012-06-04-20h48m08s46

Tanımadığım Kişi 2

Evet sevgili okur, peki son olarak bana göre kimler olmalıydı bu klipte? Ben böyle bir klip çeksem, ya da böyle bir klibim çekilse veya Pentagram olsam Demir Demirkan ile Hayko Cepkin‘i de mutlaka bu videoda görmek isterdim.

Klipte oynayanlar: Athena, Şebnem Ferah, Janset, Küçük İskender, Murat Garibağaoğlu, Nejat İşler, Mor ve Ötesi, Nikki Wild (Punk Levent), Ogün Sanlısoy, Gözde Kansu, Oky.

Başucu Albümlerim – Part 2

90912705Demonaz – March Of The Norse (2011): Serkan Abi‘nin deyişiyle “epik” bir albüm bu. Immortal‘ın söz yazarı Demonaz’ın albümü, salt black metal olmamakla birlikte teması ve müzikal kalitesi ile henüz bir yıllık bir albümken bile efsane olmuştur gözümde. Bu güzide çalışma sınırlı sayıda Picture Disk formatında basıldı. Eğer şanslıysam bu picture disklerden birisi de yakın zamanda benim olacak sevgili okur. Biz de Dağlar Dağlar diyince akla Barış Manço gelir, Norveç’te de Demonaz.

67462478.jpgAt The Gates – Slaughter Of The Soul (1994) (Remastered 2002): At The Gates’in dağılmadan önce çıkardığı son albümdür. İsveç Death Metali‘nin en önemli dört albümünden bir diğeridir. Tipik bir melodik death metal albümüdür. Yine kendi tabirimle akışkan bir albümdür. Özellikle Cold parçası olmak üzere her parçanın ayrı bir havası vardır. Bu albümün 2002 yılında çıkarılan bir Remastered versiyonu vardır ki orjinal albüm parçaları haricinde içerdiği bonus tracklerle de albüme yeni bir tat katmıştır. Melodik Death Metal dinliyorum diyen metalseverlerin muhakkak dinlemesi gereken bir albümdür SOTS.

22563668Atheist – Elements (1993): Bu listeye koyup koymamakta çok kararsız kaldığım bir albümdür bu. Dinlediğim ilk anı hatırlıyorum. Volkan‘ın 2+1 evindeydik. Volkan uyuyordu. Ben albümü indirip ilk şarkı Green ile başlamıştım dinlemeye. O an bana nasıl inanılmaz gelmişti o parça! Yıllardır halen aynı tadı verir bana. Teknik Death Metal‘in çok önemli bir albümü olduğunu sonraları araştırıp öğrendiğim bu albüm’den tam 18 sonra grup yeniden toplanıp bir albüm kaydetti, Jüpiter. Atheist grubunun üyelerinin görüntülerine baksanız aklınıza hayatta gelmez bu adamların bu müziği icra edebilecekleri:)

Yazının bundan sonraki kısmında metalin dışında yer alan ama benim için yine önemli olan albümlerden bahsedeceğim.

45042398.jpgLinkin Park – Meteora (2003): Dinlediğim ilk Linkin Park albümüdür. Sivrihisar‘da MTV‘yi bırak Kral TV bile olmadığı için müziğe anında erişimimiz kolay değildi. Bu albümü bir çarşamba günü Sivrihisar Halk Pazarı‘nda korsan cd satan bir adamdan almıştım. Albümün ilk şarkısı Don’t Stay‘i o kadar çok sevmiştim ki winamp‘ta repeat track‘de çalıyordum. Bence Linkin Park’ın en başarılı albümüdür. Sertliği ayarındadır, rapliği ayarındadır, tam Linkin Park’tır. Bir önceki albüm Hybrid Theory‘i tekrar etmektedir gerçi ama olsun. Albümün orjinal CD’sini de yıllar sonra Eskişehir’e taşındığımızda şans eseri bulmuş ve neredeyse iki haftalık paramı verip almıştım. Meteora, benim her zaman sevip dinleyeceğim bir albüm olmuştur.

86873087.jpgAthena – Herşey Yolunda (2001): Athena’yı tanıdığım ve büyük kitlelerce de tanınmasını sağlayan albümdür. Üflemelilerin aşıp coştuğu, gerçek Athena havasını ilk kez dinleyiciye sunan albümdür bence. Çocukluğumdan beri dinlerim, tüm Türkiye dinler. Her şarkısı bilinir, her şarkısı dinlenir bir albümdür. Kaset formatından hemen her Türk gencinin elinden geçmiştir. Yeşil renktedir kaseti de.

11678155.jpgKurban – İnsanlar (2005): Lise 2’deyken çıkmıştı bu albüm ve önceki albümlerinin aksine Kurban’ı ben doğru dürüst olarak bu albümle keşfetmişimdir. Dolayısı ile benim Kurban anlayışımla ilk albümlerinden beri onları dinleyenler arasında fikir ayrılığı vardır (Bkz İlker Erdoğan vs ben). Albüm tamamı hit olacak şekilde hazırlanmıştır bana göre. Bir baş ucu albümüdür benim için zira içerisinde davul merakımın başladığı yıllarda çalmaya çalıştığım parçalar barındırır. Bence gerçek bir Rock albümüdür.

88309533.jpgPink Floyd – Dark Side Of The Moon (1973): Benim için çok geç bir keşiftir. Yıllardır Volkan dinlerdi, ben de ha iyi parçalarmış der geçerdim. Ancak ciddi anlamda ilgi duymam belki birkaç senedir söz konusu bu albüme ve Pink Floyd’a. Bu durumun benim için bir avantajı şu oldu: Albümün tadına bilinçli olarak varabildim, keşfettim çünkü. Ve tabi hemen bu gazla albümün long play’ini buldum aldım. Pink Floyd’un baş yapıtıdır. (Ancak kimileri de gerçek başyapıt olarak The Wall albümünü gösterir, evet The Wall çok iyi bir albümdür. Ancak bence her parçası hit değildir.)

49732763Kill Bill II – Original Sound Track (2004): Filme özgü bir parça yoktur içerisinde. Tarantino‘nun efsane fimlerden, bestecilerden toplarladığı parçaları içermektedir. Ancak öyle bir toplamadır ki bu filmin etkisiyle dinlediğinizde film yeniden oynamaya başlar kafanızda. L Arena, Goodnight Moon, Can’t Hardly Stand It gibi harika parçalar içerir. Bu albüm long play olarak arşivimde gelecek kuşaklara aktarılmayı beklemektedir.

Geleceği Söylemek

Athena

Dün yazdığım yazıyı okuyanlar muhtemelen bugün beni termik santrale gitti zannediyor. Olmadı. Yirmi iki senelik makus tarihim yine tekerrür etti ve birşeyi yapmadan “aa yarın da bunu yapacam, oo çok eğlenecem” diye önceden yazdığım için o şeyi yapamadım.

Hocamızın ne kadar süredir uğraşıp ayarladığı teknik geziye yine hocamızın işi çıktığı için gidemedik. Son dakikada gezinin iptal olduğunu öğrendik. Allahım nasıl yıkıldım, nasıl üzüldüm anlatamam 😦 Bunun neden böyle olduğunu yıllardır çözememişimdir. Bu nokta farkına varamadığım metafizik bir tür olay mı dönüyor lan etrafımda? Ne iş? Yalan söylemiyorum, dün o yazıyı yazarken de biraz biraz tereddüt ettim. Bak işte yine oldu. Hayır bu korkudan dolayı çok önemli bir iş içerisine girince haber de veremiyorum. Evet artık resmi olarak adını koyuyorum. Ben “geleceği söyleyince” o gelecek gelmiyor birader. Ara sıra bunu çakallık yapmak için kullanıyorum. Olmasını istemediğim birşey için söylüyorum mesela.

Önerme: Yarın Temel İşlemler sınavı çok kolay olacak.
Sonuç: Doğru!

Ee ne oldu? Hani işe yarıyordun?

Neyse sevgili okur, kara bahtlı olmanın şahsıma getirdiği bir takım sıkıntıların detaylarıyla boğmak istemiyorum seni. Yalnız şunun altını çiziyorum. Şansın seninle birlikte olmasını istiyorsan beni yanına alma. Önceki gün Bursa’ya gittiğimde olan olaylar: Yağmur yağdı, müthiş bir lodos patladı, dışarı çıkamadık, lodos biraz dinince dışarı çıktık ve 60 liralık nefis bir trafik cezası yedik 🙂 Yok böyle bir talih.

İşte bu ahval ve şerait mütevelliyetiyle yarın yapacağım şeyi anlatamıyorum ki bir aksaklık olmasın. Yalnız Volkan dört senelik arkadaşlığımız boyunca ilk defa beni sabah 9 da bir yere çağırdı. Çok şaşırdım, gözlerim doldu.

Kardeşim - Alican Tezer

Dün gece yazmadım ama şimdi yazayım. Birazcık da Sercan’ın hatrına okuldaki Athena konserine gittim. Güzeldi, maşallah iyi çalıyorlar. Yeni davulcularına bakıyorum şimdi internetten. Alican Tezer. Herifin 10 parmağında 10 marifet neredeyse 11. parmağı da takacak. O kadar! Takip ettiğim birkaç grupla olan ilgisini de görünce daha da bir sevdim kendisini.

Bu kadar 🙂

NOT: Herifi gökte ararken yerde buldum. Meğer dün kardeşimle fotoğraf çektirmişler. Aha bu da fotoğrafı. Adamın internette fotoğrafı yok. Alın bakalım 🙂 ( Sercan lan 🙂 )

Bu Aralar Şunları Aldım

:: Perşembe günü Temel İşlemler quizinden sıfır aldım. Gerçi sonuçlar henüz açıklanmadı ama ben şimdiden sipariş ettim.

:: Deri mont aldım: Deri diyorum siz inanmayın ama. Zira etiket fiyatı 140 liraydı, adam dükkanı kapatağı için 70 liraya verdi. O durumda bile adamın kâr ettiğini düşünürsek montun içerik olarak kalitesini anlayabiliriz. Gerçi ben çok temiz giyerim onu. 2-3 sene gider inşallah. Gerçi göbeğimde her geçen gün biraz daha irileşiyor, yakında sığmayabilirim.

Logitech NX80

:: Logitech mouse aldım: Aldım, evet. A4 Tech marka mouse’um bozulunca bende değişiklik olsun dedim ve Logitech NX 80 marka kablosuz mouse’ı aldım. Laptop mouse’u imiş. Lakin öyle çok ufak olanlardan değil. Teknosa‘dan 39 liraya aldım. Üzülmüyorum, eğer almasaydım pc yi bu gece mouse’suz kullanmak çok zor olurdu. Yalnız eski mouse’umun ağırlığına alıştım, bu çok hafif geliyor bakalım alışırım heralde buna da. Bu arada alakayı anlamadım, mouse kutusundan acayip ciks bir kılıf çıktı. Bir de Duracell marka iki tane kalem pil 🙂 Mouse’un roll’u sağa sola da hareket edebiliyor. Ancak bunu yapabilmem için internetten sürücüsünü indirmem gerekiyor.

Kaybolmuş Masumiyet

:: 3 liraya 3 kaset aldım: Bu hesaba göre tanesinin 1 lira ettiğini hesaplayabilmişsinizdir umarım. Her ne kadar 1 liraya kaset satılmasını doğru bulmasam da güzel albümleri bu fiyata bulunca bir süreliğine safımı değiştirebiliyorum. “Şimdi kaset mi kaldı birader?” diye sormayın. Bugün nasıl plak arıyorsam ileride de kaset arayacağımı biliyorum 🙂 Ayrıca seviyorum kasetleri. Koleksiyonum azar azar da olsa genişliyor böylelikle. Aldığım albümler şunlar:

  • Şebnem Ferah – Kadın: Güzel albümdür. 96 yılında çıkardı Şebo bunu. İlk albümü. Albümde çalan müzisyenleri de söyleyeyim; gitarlarda Demir Demirkan, bassta Tarkan Gözübüyük ve davul’da İskender Paydaş. Hiç bir şeyi bilmeyen bile Şebnem Ferah’ın Yağmurlar‘ını biliyordur. İşte o parça da bu albümde.
  • Athena – Herşey Yolunda: Bunu da kardeşim Murat için aldım. Bu albümde Öpücük, Beyoğlu gibi az sayıda sevdiğim Athena parçaları var. Olsun.
  • Asafated – Kaybolmuş Masumiyet: Yıl 1995. Ben henüz ilkokul 2. sınıftayım. Hesap edin daha ilköğretim bile birleştirilmemiş, okulda hala siyah önlük giyenler var. Bu adamlar bu albümü çıkarmışlar. Yıl 2009. Asafated dağılalı yıllar olmuş, vokalisti Tanju Can, UÇK Grind isimli grubuyla Eskişehir’e konsere gelmiş, bende “Human Race Must Be Destroyed” diye bağırıyorum. Yıl 2010. 95’te çıkan bu albümü 1 liraya buluyorum. Albümün içini açıyorum ve şöyle yazıyor: “Bu albüm kimyasal ve çeşitli savaşlar sonucu ölmüş bütün insanlara adanmıştır.”