Tag Archives: Barbaros Ali Kaynak

Sabhankra – Revenge (2016)

revengeNe desem, nereden başlasam bilemiyorum. İşte, 9 yıldır merakla beklediğim Sabhankra albümü nihayet yayımlandı. Mayıs ayının ilk gecesinden beri aralıksız dönüyor kulaklarımda. Albüm Rusya’da yayımlandığı için Türkiye’ye gelmesini de beklemek durumunda kaldık. Geçtiğimiz gün iki kopya olarak elime ulaştı ve birkaç hafta önce yazıp bitirdiğim yazıda son rötuşları da yaparak yayımlıyorum artık.

Sabhankra‘yı ilk defa 2006’da, yayımladıkları ilk albüm Powercraft‘la tanıdım. City Of Tulips‘i ilk defa dinlediğimde “Tamam işte, yapmak istediğim, duymak istediğim müzik bu” demiştim. Üniversitenin hazırlık yılıydı, kampüsün her köşesinde sırf o albümdeki parçaların soundtrack olduğu anılarım saklıdır hala.

Bir yıl sonra Sabhankra, “To Die For A Lie” isimli bir EP yayımladı ve yakın zamanda çıkacak “Cursed Sword” isimli albümün duyurusunu yaptı. O dönem benim evimde internet yok henüz. Volkan’ın evine gittikçe oradan araştırıyorum grubu. Myspace çok popüler o dönemde. Facebook da açmışım nihayet. Tüm grup üyelerini isim isim araştırıp ekledim arkadaş olarak. O ana kadar hayatımda duyduğum en iyi müziği yapan adamları tanımalıydım zira.

00  To Die For A Lie, üç parçadan oluşan bir EP idi ve Powercraft’a göre çok farklı bir soundu vardı. Çok daha iyi kaydedilmişti, vokaller muhteşemdi. Buried In Dust, You Will Die ve To Die For A Lie, o ana kadar duyduğum en sert Sabhankra parçalarıydı. Bu üç parçayı da içerecek albüm “Cursed Sword” nasıl bir albüm olacak acaba diye düşünürken, aradan bir yıl daha geçti. Bu esnada “Cursed Sword” olarak duyurulan albümün adının “Revenge” olarak değiştiği açıklandı ve bir şekilde parça listesi yayımlandı internette. 2008 ve 2009 da bu şekilde geçti. Sabhankra sonrasında konsere geldi Eskişehir’e. Bu konserden sonra grupla olan samimiyetim daha da arttı. Artık herkes beni “Eskişehir Sabhankra Yetkili Bayii” olarak biliyordu. Ancak açık açık da söylüyordum, Türkiye’deki en iddialı Sabhankra fanı bendim. Hala da öyleyim gerçi. 2012’de bir fanın yapabileceği en iyi şeyi yaptım ve arkadaşlarımla birlikte Sabhankra’yı Eskişehir’de ağırladık Eskirock Metal Fest‘te. İşte, en sevdiğim grup kendi organizasyonumuzda sahne alıyordu. O gece bittiğinde yalnızca ben değil, tüm arkadaşlarım Sabhankra’yı dinlemiş olmanın verdiği heyecanı yaşıyordu. Ancak ben onlara kıyasla daha paha biçilemez bir heyecanla doluydum: Savaş Abi‘yle vedalaştıktan sonra, trene binmek üzereyken yapabileceği en büyük jesti yaptı. O ana kadar merak ve heyecanla beklediğim albüm Revenge‘in promo cd’sini elime tutuşturdu. İşte, hayatımın en mutlu anlarından birisi bu andı. Yine aynı albümle alakalı hayatımın bir başka en mutlu anı daha var ama şu an onun sırası değil.

Revenge’in bu 2007’de kaydedilmiş ilk promo cd’si, tüm dünyadan sakladığım bir materyal olarak aylarca gizli kapaklı dinlediğim bir albümdü. Sonra bir gün Alper‘e ve Sercan‘a albümden bir parçayı, Immortal Son‘ı dinlettim. Başka bir gün de Yağız ve Ender‘e de bir başka parça olan Cursed Sword‘u dinlettim. Dördü de albümü onlarla paylaşmam için yalvardılar. Ama vermedim. Aramız bozuldu. Birkaç ay konuşmadık. Sonra vermeyeceğimi kabul ettiler ve barıştık.

Powercraft’taki City Of Tulips isimli parçayı hayatımda dinlediğim en iyi parça sanıyordum. Ancak Revenge’de yer alan Cursed Sword‘u duyunca hayatın anlamı değişti. Sahip olduklarımı ve olabileceklerimi sorguladım bu dönemde hep. Ben böyle odamda gizli gizli Revenge dinlerken 2014’te Seers Memoir yayımlandı. Eh, dedim Sabhankra nasılsa Revenge’i artık yayımlamaz. Umudumu kaybettim. (Ama umut, kaybettikçe değerlenen bir şeymiş bunu anlamak için iki yıl daha beklemek gerekecekti.)

01

2016’da Savaş Sungur yine bir bomba patlattı ve yeniden kaydettikleri Revenge albümünü 30 Nisan’da yayımlayacaklarını açıkladı. Bu, özellikle haberi okuduğum gün bende müthiş bir doping etkisi yaptı. Oturup albümün yayımlanmasını beklemeye başladım. Bu arada yıllar önce yayımlanan To Die For A Lie parçasına klip geldi. Klibi açıp izlemeye başladığımızda şok geçirdik! Çünkü yıllar önce yayımlanan şarkıyı yıllar sonra bambaşka bir sound’la dinliyorduk. Albümü yeniden kaydetmek, albüme bambaşka bir ruh vermişti. Öyle ya, 2007’deki gibi yaşayan ve düşünen bir grup yoktu artık. Yaşlar büyümüş, düşünceler gelişmiş ve daha müzikal kökler daha da sağlamlaşmıştı.

To Die For A Lie’ı dinleye dinleye Nisan ayını bitirdik. Berbat bir aydı. Nisan’ın son gecesi Utkulara gittik oturmaya. Bir yandan sürekli Facebook’u takip ediyorum, gece yarısı olsun da Sabhankra albümü yayımlasın diye. Gece yarısına birkaç saat kala Savaş Sungur, muhtemelen tacizlere daha fazla dayanamadı ve albümü dinleyebileceğimiz linki paylaşıverdi!

Yazının bu paragrafa kadar olan kısmı bir albüm kritiği için yazdığım en uzun girizgah oldu. Anekdotlarla bezeli anlatımın da hastasıyım. Evet, şimdi bu hastalığımı bir kenara bırakalım ve albümden bahsetmeye başlayalım.

Albümün açılış parçası You Will Die. Bu, parçayı ilk defa 2007’de dinlemiştik. O günden beri de Sabhankra konserlerinin en gaz parçalarından biri olarak dinledik hep. Hatta şuraya tıklayıp bu parçanın Eskişehir’de kaydettiğim performans videosunu izleyebilirsiniz. You Will Die’da ve tüm albümle ilk fark edilen şey klavyelerin nispeten daha geri planda kalması ve gitarların ön plana alınması olmuş. Önceki albümlere göre düzenlemelerde davullar nispeten daha sadeleştirilmiş, vokaller daha çok agresifleşmiş.

One Shall Fall, yeni albümden ilk defa dinlediğimiz bir parça. Harika bir giriş melodisi ve ardından gelen çok daha harika bir giriş solosu var. Sonrasında scream vokal üzerinde kurulmuş kısımlar halinde ilerliyor. Yeri gelmişken söyleyeyim bu albümün, Sabhankra’nın en iyi sololarının olduğu albümü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. One Shall Fall’ın sonundaki melodik soloyu muhakkak bir kenara not edin.

Ve geldik bana göre albümün en iyi parçasına: Cursed Sword. Albüme adını verebilecek kadar efsane bir parça bu. Tüm albümdeki en yoğun klavye kullanımı bu parçada. Muhteşem klavye melodisi biraz gitarlar tarafından ezilmiş ama olsun. Melodinin olağanüstülüğünü yine de örtememiş bu durum. Tüm Sabhankra diskografisinde en sevdiğim beş parçadan biri oldu bu parça. Yavaştan yükselen girişi, sonrasında kesilmeden devam eden twinler ve arka plandaki çok başarılı klavye partisyonuyla albümde kesinlikle ön plana çıkıyor. Savaş Sungur’un hediye ettiği promo diski aldığım günden beri de en çok dinlediğim şarkıdır. Askerdeyken bile Seval’in getirdiği mp3 çalara yükleyip dinliyordum nöbetlerde falan.

Immortal Son, albümdeki çok iyi parçalardan bir başkası. Cursed Sword’la birlikte klavyenin en çok iş yaptığı şarkı. Şarkı özellikle nakarat öncesi kısımdaki yüksek tempolu davul atakları ve peşinden gelen gitar melodisiyle akılda kalıyor. Grubun ilk basçısı Sinan Erez tarafından çalınan solo ise Sabhankra’nın en melodik ve en iyi sololarından birisi olarak parçayı zenginleştirmiş. Bu soloyu da bir kenara not edin. Immortal Son, yapısı itibariyle Sabhankra’nın müziğinin çok iyi bir özeti niteliğinde. 2007’de yazılmış olsa da, bugün dahi grubun giderek sertleşen müziğini çok iyi karşılıyor.

Albüme adını veren parça Revenge, albümdeki beşinci parça. Yaklaşık yedi buçuk dakikalık süresiyle de albümün en uzun parçası. İlk bir buçuk dakika boyunca klavye eşliğinde yürüyen parça, bu andan itibaren klasik Sabhankra tarzı melodilerle koşmaya başlıyor. Uzun bir parça yapınca aralara küçük şakalar ve küçük sürprizler koymayınca olmuyor tabi ki. Bunu da ara ara giren belli belirsiz klavye melodileriyle seziyoruz. Parçanın ortasından itibaren tam da sevdiğim şekilde klavye giriyor ve parçayı kapattığınızda dahi aklınızda kalacak olan melodileri icra ediyor. Ama asıl sürpriz parçanın sonundaki clean vokalle geliyor: Savaş Sungur’un hüznü sesine öyle güzel yansıyor ki “o kısmı bir daha açsana” diyor sağımızda solumuzdaki herkes.

Eternal Rage, albümdeki en sert şarkılardan biri. Çok fazla dur kalk trafiği olan bir şarkı olduğundan ilk etapta çok dikkati çekmiyor. Ama bu şarkıda da bir hazine gizli. Üçüncü dakikanın sonunda başlayan melodi albümdeki gizli hazinelerden biri. Bu kadar kısa ve hüzünlü olması yüzünden, ben bu melodiye “mutlu günlerimin ızdırabı” diyorum.

Hate, albümde en az sevdiğim parça oldu ne yazık ki. Kötü mü? Değil. Harika bir gitar parçası. Hatta sound olarak Powercraft albümüne yakın bir parça.

Şimdi burada derin bir nefes alıyoruz. Yazının buraya kadar olan kısmında parçaları tanıtırken “şöyle güzel”, “böyle efsane” diye yazdım. Şimdi bahsedeceğim parça, öyle bir parça ki ilk duyduğumda kulaklarıma inanamamıştım. Albümdeki en hüzünlü parça, dinleyince “bunu yazan adam ne hissetti de böyle bir melodi çıktı?” diye kendi kendime defalarca sorduğum parça: I Will Die With Your LoveAşkınla Öleceğim. Albümdeki en iyi parçalardan biri olmanın yanında, albümdeki en özel parça. Kimin için? Benim için. Alper için. Ortada bir gerçek var: Sabhankra yapmış. Ve adı da “Aşkınla Öleceğim“. Melodinin hüzünle boğuştuğu, ancak sert kalmaktan da taviz vermeyen bir parça. Her şey fazlasıyla içimizi parçalarken bir de dördüncü dakikanın ortalarına doğru başlayan “albümdeki en iyi clean performansı” sayesinde bu şarkı da unutulmaz Sabhankra şarkılarından biri olmaya aday.

The Nightmare, albümde en az sevebildiğim bir diğer parça. Albümdeki teknik parçalardan birisi bana göre. Bunun dışında pek dikkatimi çekemedi şimdilik. Hemen ardından başlayan To Die For A Lie ise aşina olduğumuz bir diğer parça. Çünkü 2007 yılında yayımlanan aynı adlı EP’de yer alan üç parçadan birisiydi. Şansa bakın ki Revenge’in de çıkış parçası olarak To Die For A Lie seçildi ve bu parçaya klip çekildi. 2007’de dinlediğimiz versiyonda parçanın başlamasıyla birlikte tüylerimizi diken diken eden iki nota vardı klavyede. Yalnızca bu parçada değil, tüm albümde birkaç istisna dışında, klavyeler arka plana çekildiğinden bu şarkıdaki o efsane çıkışlar da ne yazık ki yeni düzenlemelerde yer almıyor. Ancak altyapıdan tamamen çıkarılmamış. Şarkının ruhu kaybolmamış.

Son parça Abandoned By The Gods, albümdeki en iyi girişlerden birine sahip. Klavyedeki ton muhteşem. Parça sürekli olarak yüksek tempoda ilerliyor. Yer yer black metal dinliyor hissine kapılıyorum bu şarkı çalarken. Ben bu şarkıyı, bu albüme kapanış şarkısı olarak tercih etmezdim. Çünkü sonlara kalıp keşfedilmeme riski çok yüksek.

Evet, albümdeki son parça Abandoned By The Gods dedik. Ancak CD’de üç tane de bonus track var. Bunlar 2007’de yayımlanan To Die For A Lie isimli EP’de yer alan üç parça: You Will Die, To Die For A Lie ve Buried In Dust. You Will Die ve To Die For A Lie’ın her iki versiyonunu da dinleyerek kendinizce yorum yapabilirsiniz. Buried In Dust ise Sabhankra’nın klip çekilen ilk parçası olması bakımından önemli.

02

Albümün kayıtlarında gitar ve vokallerde Savaş Sungur, gitarda Süha Kozbey, bass gitarda Gürkan Yücel ve davulda Mehmet Engin yer alıyor. Albüm yayımlanmadan çok kısa bir süre önce grupta eleman değişikliği yaşandı. Grubun yeni davulcusu Rıdvan Başoğlu olarak duyuruldu. Bu ismi Baht grubundan hatırlıyoruz.

Albümün kapağı, bir önceki albüm olan Seers Memoir’in de çizeri olan Marta Sokolowska tarafından çizildi. Kartonet tasarımı ise Tunay Komut tarafından yapıldı. Albümün miks ve mastering işlemleri de aşina olduğumuz bir isim, Barbaros Ali Kaynak tarafından yapılmış. Albüm, tıpkı bir önceki albümde olduğu gibi Rus Haarbn Productions tarafından basıldı ve ülkemize sınırlı sayıda gönderildi. Satın almak için grubun sosyal profillerine göz atmanız yeterli.

Kısaca özetlemek gerekirse Revenge, Sabhankra’nın 2006’da yayımlandığı Powercraft’tan beri yayımlanan ve en iyi albümü. İçerdiği çok iyi parça sayısı ve albümün bağlantılı temalı şarkılarıyla bu yıl içerisinde şu ana kadar yayımlanan en iyi Türk metal albümlerinden de birisi. Bir fan olarak yazı boyunca yer yer objektifliğimi kaybetmiş olabilirim, anlayışla karşılayacağından eminim. Çünkü bu albüm dile kolay, tam 9 yıldır yayımlanmasını beklediğimiz bir albümdü. Son bir not, albümün teşekkürler kısmında bana da bir selam çakan gruba ben de sevgi ve saygılarımı buradan iletiyorum. Bundan değerli bir şey olamaz.

03

Kısa süre sonra blogda yeni bir yazıda, elimdeki tüm Sabhankra materyallerini yayımlayacağım. Böylece Türkiye’deki en büyük Sabhankra fanı olduğumu bir kere daha cümle aleme ispatlamış olacağım.

Albümü grubun Bandcamp sayfasından dinleyebilirsiniz.

Facebook sayfası: http://www.facebook.com/SabhankraBand

 

Sabhankra – Seers Memoir (2014)

Ve aradan çok uzun zaman geçtikten sonra Sabhankra‘mız nihayet yepyeni albümü ile karşımızda sevgili okur!

Grup, 2011 yılında Swords Of The Night isimli dört parçalık EP’sini yayımladığından beri müthiş bir özlemle yeni parçaların ve yeni bir albümün haberini bekliyorduk. Aradan geçen 3 yıllık süreçte grup sadece 3 tane cover parça yayımladı. 2007 yılında kaydedilen ancak bir türlü dinleyiciyle buluşamayan albüm Revenge‘in tam da bu dönemde çıkacağına kesin gözüyle bakıyordum. Ancak olmadı. Sabhankra, çok daha iyi bir sürpriz yaparak yepyeni 10 şarkıdan oluşan müthiş bir albüm yayımladı: Seers Memoir!

Albümün yayımlanma süreci yaklaşık iki yıl sürdü. İlk parçalar yazılmaya başladığında çok kısa sampleları dinleme şansım olmuştu ve tutulmuştum adeta. Albüm kapağı da da yayımlandıktan sonra geri sayıma başlamıştım. Albüm ilk etapta yine bir EP olarak yayımlanacaktı ancak sonradan albüm olarak yayımlanmasına karar verildi ve  2014’ün son aylarında albüm nihayet yayımlandı, hem de Rus bir firma Haarbn Productions tarafından.

1546169_10152785289374871_1168176377985885292_nAlbümle ilgili değerlendirmelere geçmeden önce grubun güncel kadrosundan bahsetmekte fayda var. Grubun 2012-2013 yılları arasındaki durgunluğunun sebebi Savaş‘ın askerde oluşuydu. Nihayet bu süreç bitti ve grup hem konserlerine hem de kayıt çalışmalarına süratle devam etti. Askerlik sonrası dönemde grubun soundu giderek sertleşti hatta bazı parçalarında black metal havasına girdi. Ben bu süreçte o çok sevdiğim klavye melodilerinin azalacağını düşüyordum ancak yanıldım, yanıldığıma da çok sevindim. 2013 yılı içerisinde grup çok sevgili klavyecisi Elif ile ayrıldı ve yola dört kişiyle devam etme kararı aldı. Seers Memoir, Sabhankra’nın dört kişilik kadrosuyla kaydettiği ilk albüm oldu. Grubun bu albümü kaydeden kadrosu; Savaş (gitar-vokal), Süha (gitar), Gürkan (bass) ve Mehmet (davul) şeklinde. Ayrıca eski grup elemanlarından ve hemen hemen tüm albümlerde halen gruba destek veren Sinan da iki parçada solo gitar olarak konuk edilmiş.

On parçalık albümün açılış parçası en iyi Sabhankra introsu olan Pyron. Albüm yayımlanmadan çok önce, albümden dinlediğim ilk parça. Sert gitar riffleriyle desteklenen, mükemmel klavye melodileri. Bir Sabhankra klasiği, dinledikçe sarmalayan bir melodi. Hiç Sabhankra dinlemeyen, metal müzik bile dinlemeyen insanlara dinlettiğimde istisnasız “harika bir melodi” yorumu aldığım bir parça. Albümün genel havasına uygun bir intro parçası olmuş.

İkinci parça Against The False Gods, albümün çıkış parçası olarak seçildi ve klip çekildi. Çok gaz bir girişle başlıyor, aynı gazla devam ediyor. Albümde vokal olarak en başarılı parça bu. Melodikliğe yine laf yok. Klip çekilmiş olması bu parçayı çok daha dikkat çekici hale getirmiş. Sabhankra yıllardır klip de çekmiyordu. Özlediğimiz dostlarımızı yeniden görmenin mutluluğunu da yaşamış olduk bu videoyla. Şarkının hissettirdiği en yoğun duygu öfke. Klipte de bu öfkeyi görebiliyoruz. Albümdeki en iyi sololardan birini duyuyoruz yine. Parçada klavye etkisi çok az. Aslında klavyeli bir grubun çıkış parçası olarak salt gitar parçası seçmesi beni biraz düşündürdü başlarda, ancak melodiklik zaten fazlasıyla ön planda olduğu için gayet güzel bir seçim olduğu kanısına vardım.

We March, albümdeki uzun parçalardan biri. Yaklaşık yedi buçuk dakika. Tam ad parçanın adına yaraşır bir şekilde yürüyüşe geçmiş bir ordunun ayak sesleriyle başlıyor, bu yürüyüş yaklaşık bir dakika sürdükten sonra gerçekten Sabhankra’ya ait olan, o tanıdık melodileri duymaya başlıyoruz. Sonra 4.34’te en iyi, en gaz Sabhankra melodilerinden biri başlıyor. Daha önce samplelarda dinlediğim ve sonunu çok merak ettiğim o melodi. Meğer sonu, başından daha efsaneymiş! Parçanın başında yürüyüşe geçen ordu, parçanın burasında savaş düzeni alıyor. Düşünsenize bu parçayı dinliyor, kendinizi o askerlerin arasında hissediyor ve olayların akışını melodiye göre kafanızda hayal ediyorsunuz. Ve tam 6.19’da hücuma kalkıyorsunuz! We March, tam bir konser şarkısı sevgili okur. Umarım konserde dinleme fırsatını da sizlerle paylaşacağım günler gelecek.

Albüme adını veren parça Seers Memoir, albümdeki en iyi girişe sahip şarkı. Parçadaki en harika melodiyi parçanın en başına koyarak dinleyiciyi kitleme fikri hangisinden çıktı bilmiyorum ama harika bir fikirmiş 🙂 Evet, ilk defa clean back vokalleri duyuyoruz, “people rise and ruler dies” çığlığyla da Savaş Sungur’un özlediğimiz o vokaline kavuşuyoruz. Scream vokal, bu şekilde clean vokalle desteklendiğinde acayip hoşuma gidiyor. Albümün en iyi ikinci solosu Seers Memoir’in solosu bence. Hemen ardından gitarlar biraz geri plana çekiliyor ve az önce tadımlık duyduğumuz Savaş Sungur çığlıkları ve klavye ön plana çıkıyorlar. Parça bitebileceği en güzel şekilde, böylece bitiyor.

The Windshaper‘ı ilk dinlediğim anı hatırlıyorum, Bilecik’ten Eskişehir’e içimde büyük bir öfkeyle dönüyordum. (Gerçi sonradan o öfkeyi aldılar içimden, pamuk gibi oldum) The Windshaper, albümdeki en ilginç parça bana göre. Soundunda mı formülünde mi kaydında mı bilmiyorum, diğer parçalardan çok farklı geliyor bana. Çok sert, tam bir gitar parçası, en farklı Sabhankra sololarından birini içeriyor, melodik değil bence daha çok teknik bir parça.

Time Of War, albümün en uzun ve en sevdiğim iki parçasından biri! İçerdiği tüm ögeleriyle tam bir Sabhankra parçası. Taa, şurada yazmıştım efsane olacağını. Albümdeki en hızlı parçalardan, davul performansı en harika parça, melodikliği tavan yapan parça! Çok sert bir vokal girişiyle başlıyor ve çok uzun süre devam eden bir blastla devam ediyor. We March’la birlikte, bu albümün konser parçalarından. Yaklaşık dokuz dakikalık sürenin ilk dört buçuk dakikası büyük bir öfke gösterisine sahne oluyor ve hemen ardından, albümdeki en uzun solo başlıyor. Solo bitiyor, altıncı dakikayla birlikte, bugüne kadar duyduğumuz en harika ve en huzur verici Sabhankra melodilerinden birisi başlıyor Savaş Sungur’un clean vokaliyle birlikte. Ve sonrasında film kopuyor, ne zaman dinlesem gözlerimi kapatıp çok uzaklarda olduğumu düşündüren o kısım başlıyor. Sabhankra’yı sevme nedenimiz olan mükemmel klavye melodileri. Şu anda bu yazıyı yazarken üçüncü defa o kısmı yeniden başlatıyorum. “Blood on my hands, blood on my chest, blood in my eyes, it gets dark” Savaşçı, böylece yere düşüyor ve gözleri kararıyor. Herşey tam da Sabhankra’nın kurguladığı gibi oluyor.

Dancing With Death, bu albümle birlikte iyice yerleşmeye başlayan hızlı girişler ve blastlar formülüne göre yapılmış bir şarkı. Sabhankra şarkılarını dinlerken, değerlendirirken kendimce böyle formüller üretiyorum sevgili okur. Bir şarkılarını anlatırken bu şekilde tarif ediyorum. Bazı parçalarda ağırlık gitarlarda, bazılarında klavyede, bazılarında vokallerde veya davullarda oluyor. Dancing With Death, Mehmet’in canına okuyan parçalardan biri olmalı çünkü albümdeki en hızlı parçalardan 🙂 Melodik değil, en azından diğer parçalar kadar değil. Solosu gayet güzel.

100_9857 copyFate Is Already Written, girişiyle değil, hemen ardından gelen screamle vuruyor. Bunu görebiliyorum, yazının başında grubun bazı parçalarının black metal havasında olduğunu söylemiştim. İşte bu giriş de aynen bana İskandinav bir black metal grubunu dinliyormuş hissi yaşatıyor. Sinan’ın attığı solo başladığında ben bu hisse iyice kapılıyorum. Evet, bu albümdeki en kuzey parça bu bence 🙂 Gürkan’la başka bir albümle ilgili konuşurken bana bu benzetmeyi yapmıştı, “çok kuzey” bir parça demişti. İşte Fate Is Already Written da çok kuzey bir parça sevgili okur. Şunu da ilave edeyim, Sabhankra farkında mıdır bilmiyorum ama çok sert parçaları normalden daha uzun kayıt sürelerine sahip.

A Star To Shine, albümün en iyi parçası ve aşkımın şarkısı. Sabhankra’nın ağlatan şarkılarından. Albümdeki istisnasız en sert parça. Albümdeki en karanlık parça. Albümdeki en iyi nakarata sahip parça bu. “And now she is a star to shine, embracing me and she lightens my night”. Vokaller detah metal parçalarından alışık olduğumuz screamlerden biraz daha farklı olarak daha çok black metal parçalarının vokalleri ayarında. Bu parçayı albüm yayımlanmadan çok önce dinliyordum. O günden bugüne bir kere bile sıkılmadan, parça bitmeden dinlemeyi bırakmadım. Albümde süre olarak en uzun parça. Beşinci dakikadan itibaren slow bir kısım başlıyor, burada clean vokalle Savaş Sungur, Tanrılara acısını hafifletmeleri içi yalvarıyor, bakıyor olacak gibi değil, içimizi yakan bir umutsuzlukla parçayı bitiriyor. A Star To Shine, sadece bu albümün değil, Sabhankra diskografisinin de en iyi şarkılarından birisi. Bir sonraki klibin çekileceği şarkı da kesinlikle bu olmalı. Hatta ben kendi adıma bu olur diye düşünüyordum. Çok merak ettiniz değil mi? Şuraya tıklayıp dinleyin.

Ve albümün kapanış parçası, outro’su, Easing The Pain, savaşan, yaralanan, yorgun düşen, sevdiğini kaybeden, umudunu kaybeden herkese yazılmış adeta. Huzur verici bir solo ve klavye altyapısı. Çok kısa süren bir solonun ardından yine aynı dinginlik. Sabhankra, kimbilir ne kadar süre sonra çıkaracağı bir sonraki albümünden önce daha güzel veda edemezdi herhalde.

Albüm, bir Rus firması olan Haarbn Productions tarafından basıldı. Türkiye’ye ilk etapta sınırlı sayıda getirildi. Biz de Eskişehirli Sabhankra dostları olarak kendi imzalı kopyalarımızı edindik tabiki 🙂 Albüm kapağı Marta Sokolowska tarafından yapılmış. Albümün mix ve masteringi Barbaros Ali Kaynak tarafından ki kendisine hemen her Sabhankra albümünde rastalarız, yapılmış. Albümün kartonet tasarımı Tunay Komut tarafından hazırlanmış ve fotoğraflar da dostumuz Doğukan Binici ve Mustafa Serbes tarafından çekilmiş.

Albüm uzun süredir beklediğim bir albüm olduğundan benim için çok değerli. Albümü çok değerli yapan bir diğer şey ise Teşekkürler kısmında adımın yer alması oldu! Grup Mesut ‘Proofhead’ Çiftçi‘ye, ülkedeki en büyük hayranlarına, teşekkür etmiş 🙂 Seers Memoir, hayatımın en önemli albümlerinden oldu bile.

100_9862 copy

Albümü grubun sosyal profilleri üzerinden, şu adresten, sabhankra@gmail.com adresini kullanarak ya da benimle iletişim kurarak sipariş edebilirsiniz.

https://www.facebook.com/SabhankraBand
http://sabhankra.bandcamp.com/
http://www.sabhankra.net/
http://www.myspace.com/sabhankra   0004208291_10