Tag Archives: barış manço

Yılın İlk Dolunay’ı ve Altın Bir Gün

altinguncover

Çok zaman geçmeden kavuştuk yine. Yılın ilk dolunayında -giderek bir rutin haline gelen- güzel bir cover çalışması yaptık yine. Dinlediğim ilk günden beri düzenlemelerine hayran olduğum, benim için 2019’un en iyi keşiflerinden biri olan Altın Gün grubunun Kolbastı düzenlemesini çaldık. Parçanın orijinal melodisi Arif Sağ‘ın Şu Samsun’un Evleri parçasından, sözleri ise Barış Manço‘nun Dereboyu Kavaklar şarkısından alınmış. Biz sadece girişteki müthiş melodiyi çaldık.

Müzisyen arkadaşlarımızla olan birlikteliklerden keyif alıyoruz. Bu sefer ki konuğumuz da Cem oldu. Cem uzun yıllardır bağlama çalıyor. Hatta okuldayken birlikte sahneye bile çıkmışlığımız var. Pentagram‘ın Gündüz Gece’sini çalmıştık. Bu yeni çalışmayı da inanmayacaksın belki ama yarım saat içerisinde çalıp kaydettik. Yılın ilk haftasında, yılın ilk performansını kaydetmiş olduk. Alper‘le birlikte Cem’e çok teşekkür ederiz.

Facebook ve Instagram’dan paylaşınca sağ olsun eş dost, epey ilgi gösterdiler. Oturup düzenli olarak “Dolunay Coverları” isminde bir şeyler yapabilir miyiz diye düşünmeye başladık. Ancak bu işi böyle bir programa bindirmek de belki uzun vadede işin keyfini kaçırabilir. Neyse.

firstmoon

Dolunay gecesi şansıma gökte tek bir bulut bile yoktu. Doya doya fotoğraf çektim. Hem deneyerek, hem de benzer ekipmanla çekilmiş fotoğrafların öznitelik ayarlarını kullanarak denemeler yaptım. Parçalı ay tutulmasını ise ne yazık ki çok net gözlemleyemedim. Teleskopla ayın üzerinde oluşan değişimi görebiliyorsunuz ancak bu öyle çok net değil. Yani Gök Olayları Yıllığı‘nda parçalı ay tutulması olacağını yazmasa, gözlemlediğiniz şeyin bir ay tutulması olacağından çok da emin olamazsınız. Bu ay astronomik olarak epey hareketli olacak. 13 Ocak günü Ay, Dünya’ya en yakın konumda olacak. Dolayısıyla eğer bulutsuz bir gece olursa yine fotoğraf ve gözlem için müthiş bir fırsat yakalayacağız.

Blogun elini yüzünü toparlıyorum. Üst kısımdaki görseli çok uzun süredir değiştirmiyordum. Bu vesileyle çok sevdiğim bir fotoğrafı ekledim yukarıya. Yine 2020’de arka planı değiştirmek, bazı eski yazıları yeniden düzenlemek, silinen fotoğrafları eklemek gerekecek. Uzun ama keyifli bir süreç olacak. Şimdilik bu kadar sevgili dolunay. Şiir yok.

 

Yaşru – Börübay (2016)

folderSavaş Sungur’un paylaştığı cover videosunu izleyene kadar Yaşru’nun müziğinden haberim yoktu. Ülkemizde daha önce de birkaç şamanik black metal, orta asya folk metali vb. türlerinde gruplar, projeler olmuştu ama ne yalan söyleyeyim pek sevememiştim bu işleri.

Yaşru’nun Rüzgarın Yırları isimli parçasını, parçaya geleneksel enstrümanlarla işlenmiş olan o melodileri duyunca, tıpkı Constantinopolis’i ilk defa dinlediğimde duyduğuma benzer bir heyecan duydum. Birkaç gün boyunca evde dinlediğimiz ve konuştuğumuz ve hatta çalmaya başladığımız parça artık bu olmuştu: Rüzgarın Yırları.

Yaşru’nun 2016 yılında çıkan üçüncü albümü Börübay’daki diğer parçaları da dinledikçe albüm bendeki yerini sağlamlaştırdı. Benim metal müzikte hayranı olduğum melodik yapı, Yaşru’nun parçalarında çok ön plandaydı. Üstelik melodinin yarattığı etki, geleneksel enstrümanlarla desteklenerek folk havası daha da perçinlenmiş. Albümde ilk dönem Türk kültürü, inanışları ve geleneklerini anlatılıyor.

Yaşru, Göktürkçe bir sözcük. “Gizem, sır, gizli” anlamlarına geliyor. Grubun şarkılarında da bolca eski Türkçe sözcük kullanılıyor. Örneğin aşığı olduğumuz Rüzgarın Yırları, parçasındaki yır sözcüğü de şarkı, türkü anlamında bir sözcük.

yasru01

Kendi kendime koyduğum satın almadığım albümün yorumunu yazmama kuralını bozmamak için, hemen grubun kurucusu, vokalisti, gitaristi Berk Öner’le irtibata geçtim. Bir gün sonra albüm elimdeydi bile, üstelik imzalı olarak! Berk’ten bahsetmişken hemen ilave edeyim grubun diğer üyesi de bass gitarist Batur Akçura.

Albümde, biri “hidden track” olmak üzere toplam sekiz parça bulunuyor. Kartonette yedi parçanın adı yer alıyor. Ancak yedinci parça bittikten sonra başlayan sekizinci şarkı çok iyi bir sürpriz oluyor yalan yok 🙂 Kartonetin yan kısımlarında günümüz Türkçesi ile yazılmış grup ve albüm ismine karşılık, ön kapaktaki grup ve albüm adı Göktürkçe yazılmış. Sağdan sola okumanız gerekiyor. Albümün parça listesi şu şekilde:

01. 552 AD ( Börü )
02. Börübay
03. Atalara
04. Nazar Eyle
05. Rüzgarìn Yìrlarì
06. Hafis
07. Yaşru

Buradaki bir diğer sürpriz ise Barış Manço’nun Nazar Eyle isimli parçasına yapılan cover. Berk Öner’in bu şarkıyı seçmesinin başlıca sebebinin şarkıda anlatılan hikaye olduğunu düşünüyorum. Hafis isimli parçada ise Aslybek Ensepov’a ait bir Kazak ezgisi kullanılmış. Yine albümden klip çekilen ilk ve şu an için tek parça Atalara isimli parça.

Albüm şu an için yalnızca CD formatında basılmış. Kartonette şarkı sözlerinin yanı sıra, Bilge Kağan’ın kitabesinde yer alan metnin Göktürkçe yazılışı ve okunuşu ile günümüz Türkçesi’yle çevirisi yer alıyor. Albümü WormHoleDeath Records basmış. Albümün kapak ve logo tasarımı basçı Batur ile Erencan Çingir tarafından, albümdeki leziz çizimler ise Ömer Tunç tarafından yapılmış. Ellerine sağlık.

yasru04

yasru02

Alper’le birlikte, albümdeki favori parçamız Rüzgarın Yırları için kısa bir cover video yaptık. Bu yazıya özel olarak 15 dakika içerisinde hazırladığımız bu videoyu buradan başka yerde de yayımlamayız herhalde.

Velhasıl sevgili okur, Yaşru harika melodileri olan, Türkçe sözlü ve dinlemesi keyif veren gruplardan birisi, son dönemde de keşfettiğim en iyi grup. Umarız ki albümden ikinci video Rüzgarın Yırları’na çekilir. Bu yazı, Börübay albümü üzerine olduğu için diskografideki diğer iki albüm hakkında pek bilgi vermiyorum. Onları keşfetmeyi de sana bırakıyorum.

yasru03

En Sert Sabhankra Şarkıları

sabhankra_allBu tespiti geçen gün serviste eve dönerken yaptım. Aslında uzun zamandır parça parça aklımda yer etmiş bir fikirdi ama bir saatlik yolculuk boyunca bu fikri nihayete erdirip, nihayet adam akıllı bir tespite dönüştürdüm: En sert Sabhankra şarkılarında parça ya da vokal hep ani bir scream ile başlıyor. Eve gelince elimdeki listeyi çıkarıp hemen bir video hazırladım. Okumaya devam etmeden önce aşağıdaki videoyu açın. Hatta tıklayın yan sekmede açın.

Videoda görüldüğü ve duyulduğu sırayla yazıyorum şimdi en sert parçaları:

Açılış parçası: Cursed Sword. Grubun en sert parçası değil ancak kesinlikle en iyi melodilerinden birisidir. Yayımlanan son albüm Revenge’de yer alıyor.

  1. Tomorrow Never Comes: Powercraft albümünden bir parça. Albümün de en sert parçası diyebiliriz.
  2. Tonight: Our Kingdom Shall Rise EP’sinin en karanlık ve sert parçasıydı. Halen daha diskografinin en sert parçalarından birisidir. Parça ortasında başlayan bir klavye var ki ağlatıyor.
  3. It’s All A Lie: Swords Of The Night EP’den klasik bir Sabhankra gitar parçası. Grup konserlerde bu parçayı genellikle başka parçalara bağlayarak çalıyor.
  4. Fate Is Already Written: Seers Memoir albümünün dinledikçe insanı ürperten parçasıdır. Parça duyduğunuz girişten sonra bir saniye olsun taviz vermiyor. Hep sert, çok sert!
  5.  A Star To Shine: Benim için anlamı çok başka olan, olanca sertliğine, agresifliğine rağmen istisnasız her dinlediğimde beni parça parça eden şarkı. Scream vokalli girişler konusunda ders kitaplarına girebilir. Ayrıca Sabhankra’nın en hızlı davullarının da olduğu parçalardan birisidir bu.
  6. Ne Ola Yar Ola: Cover yapmak, bir şarkıyı aynen alıp aynı melodiler, aynı kalıplar hatta neredeyse aynı vokallerle söylemek olmamalıdır bence. İşte Sabhankra, Barış Manço’nun en karanlık parçalarından birisi olan Ne Ola Yar Ola’yı adeta bir black metal parçasına dönüştürmüş. Bir parçayı alıp böylesine karartabilmek herkesin altından kalkabileceği bir iş değildir.
  7. You Will Die: Son albüm Revenge’in açılış parçası. Daha önce To Die For A Lie EP’de de yayımlanmıştı. Ancak bu düzenleme çok daha sert olmuş. Parçadan klavyeler en fazla oranda çıkartılarak gitarın etkinliği ön plana alınmış.

Tabi şimdi itiraz edebilirsin. Bunlar o kadar da sert parçalar değil diyebilirsin. Bu seçimler elbetteki benim zevkim doğrultusunda yapıldı. Sıralama herhangi bir kıstasa göre yapılmadı. Ha belki albümlerin yayımlanma yıllarına göre diyebiliriz. Güzel bir çalışma oldu ama. Bir buçuk dakika birbirinden kaliteli sekiz Sabhankra parçasına kulak vermiş olacaksınız.

Sabhankra’nın yaşadığı müzikal değişimler, pek çok metal grubunun aksine, her yeni albümün daha da sertleşmesi ve agresifleşmesi şeklinde karşımıza çıkıyor. Bu değişimler, sonuçlarını dinleyince, hiç de pişmanlık vermeyen cinsten.

Çağının Ötesinde İşler

Geçen gün evde otururken aklıma geldi, hemen not aldım sevgili okur. Türkiye’de geçmişte yapılmış, ancak ülkemizin o zamanki sosyal, ekonomik ve kültürel durumlarını düşünecek olursak, çağının çok ötesinde diyebileceğimiz işler var yahu. Elbette bu işlerin hemen hepsinde bir Avrupa etkisi var ama cesaret etme bakımından her biri ayrı ayrı takdire layık işler bunlar. Bundan 40 sene önce yurtdışına gidip, gördüklerinizi gelip bu ülkede aynen kopyalasanız, hiç kimse kalkıp da itiraz edemezdi. Çünkü ne internet vardı ne de Türkiye’nin dış dünyayla çok canlı bağlantıları. İşte bu yüzden Türk sinema sektörü yıllarca telif ödemedi. Örneğin yeşilçam filmlerinde kullanılan filmlerin müziklerinin pek çoğu aynı dönemlerde yurtdışında vizyona giren filmlerin müzikleri. Pek çoğu izin alınmadan kullanılmış. Cüneyt Arkın‘ın başrolünü oynadığı Küçük Kovboy isimli filmin müzikleri baştan sonra Ennio Morricone‘a aittir. Peki kaç para telif ödenmiş? Tek bir kuruş bile ödenmemiş 🙂 Şimdi o gün evde otururken aklıma gelen ve not aldığım “çağının ötesindeki o işlere” bakalım.

Barış Manço‘nun oynadığı ilk ve tek film olan Baba Bizi Eversene (1975) filminde bir sahnede evin genci ağlayan bebeğin sesini bastırmak için bir parça açıyor. Yıllar önce biraz araştırınca bu parçanın bizzat Barış Manço’ya ait Trip Fairground isimli parça olduğunu keşfetmiştim. Daha sonra bu parçanın da aslında taa 1968’de kaydedilen “Trip” isimli parçanın bir yeniden düzenlemesi olduğunu öğrenmiştim. Dikkat edini, yıl 1968, Barış Manço Türkiye’de böyle bir parça yapıyor 🙂 Bu arada 1968’de bu parçayı Kaygısızlar isimli grupla kaydediyor Manço. Bu grubun kadrosunda kimlerin olduğunu öğrendiğinizde epey şaşıracaksınız 🙂

Yetmişli yıllar beni her zaman şaşırtmıştır sevgili okur. Müziğiyle, filmleriyle ve kitaplarıyla. Yetmişler dünya müziği zaten her tarzında aşmış, coşmuş, çığır açmış, öncü olmuştur. O yıllarda Türkiye’de çığır açtı denilebilecek müzisyen sayısı çok azdı ne yazık ki. İşte Osman İşmen, bu müzik adamlarından biriydi. Devir tek kanallı televizyon, devlet radyolu radyo devri iken Türkiye’de jazz yapmaya çalışan biri vardı, Osman İşmen ve orkestrası. 1978 yılında çıkan Diskomatik Katibim albümü Türkiye’de daha önce yapılmamış bir işti. Her ne kadar bugün bu albüm “oyun havaları” kategorisi altında geçse de kesinlikle bir oyun havası değildi. Biri ekşisözlük’te çok güzel bir yorum yapmış: “Bu albümün neden komedi filmlerin kullandıldığını anlıyorum. O zaman ki ülkeye bakın, tüp yok, gaz yok, bunalım var. İnsanlara böyle eğlenceli bir şey lazımdı.” Bu albüm, Osman İşmen’e o sene yılın aranjörü ödülünü kazandırıyor. Dinleyince anlayacağınız üzere o dönem çekilen pek çok filmde kullanılıyor. Hemen ardından gelen Disko Madımak‘la çıta hiç düşmüyor, çok daha yükseğe çıkıyor. O dönem Türkiye’sinden çok ötede, çağının ötesinde bir iş oluyor özetle.

1974 yılında Erkin Koray, Fesupanallah / Komşu Kızı isimli bir kırkbeşlik yayımladı. Yaylılar ile başlayan bir parça ilk dakikasından itibaren herkesin inanılmaz ilgisini çekti ve şarkı o günden beri nerede çalmaya başlasa teybin sesi biraz daha açıldı. O kırkbeşliğin bir özelliği daha vardı: Kapağındaki Erkin Koray. Türkiye’de ilk defa bir müzisyen, albüm kapağına makyajlı olarak çıkıyordu ve bunun için herhangi bir açıklama yapmak gereği duyuyordu. Aynı dönemde Dünya’da bir Kiss örneği vardı ama Türkiye’de makyaj geleneğinin ilk temsilcisi (tarzında pek çok şeyde olduğu gibi) Erkin Koray olmuştur. Ona boşuna “Türk Rock’ının babası” demiyoruz. Keşke o dönemde insanların bu makyaja ne tepki verebildiğini yaşayıp da öğrenebilseydim.

Bu yazı aslında burada bitiyordu. Ancak bir son saniye kararıyla birkaç cümle daha ekleyeyim istedim. Şu an başucumda Saatleri Ayarlama Enstitüsü isimli baş yapıt duruyor. Günlerdir okuyorum, yavaş yavaş, tane tane, tekrar tekrar okuyorum. Farkettim ki açık ara en iyi Türk yazarı olarak kabul ettiğim İhsan Oktay Anar‘ın üslübuna çok benziyor bu eserin üslübu da. İhsan Hoca, ilk kitabını 1994’te yayımladı. Bu kitap ise 1961’de çıkmış. Ahmet Hamdi Tanpınar, 30 sene önce bu üslubun temelini atmış. İhsan Hoca ise almış, zirveye taşımış.  Tanpınar’ı çağının çok ötesinde bir iş yaptığı için efsaneleştirmekten daha doğal ne olabilir ki?

Sabhankra’dan Bir Barış Manço Coverı

Önceki bayramlarda olduğu gibi geçtiğimiz bayramda da kemik Sabhankra fanlarının gözü kulağı Sabhankra Fan Sayfası ile Zerginhell Youtube profilindeydi. (Zerginhell, Savaş Abi‘nin Youtube’daki profilidir.) Her bayramı kana bulayan, ürettikleriyle bize eski bayramları yaşatan Sabhankra’mız; bu bayram da bizleri mutlu etti ve diskografisinin ilk resmi cover’ını yayınladı: Ne Ol Yar Ola.

İlk resmi coverı diyorum zira grubun bu güne kadar yaptığı ve yayınlanan iki tane coverı var. Bunlardan ilki olan Duydum ki Unutmuşsun (evet evet o bildiğimiz duydum ki unutmuşsun) grup tarafından resmi olarak yayınlanıp duyurulmadı, öğrendiğim kadarıyla sızdırıldı. Dolayısı ile grubun arkasında durduğu bir iş olmadı. Ama tabiki sayısı milyonları bulan biz Sabhankra hayranları bu parçayı hemen elde edip arşivlerimize koyduk.

Yeni Bir Gün

Ne Ola Yar Ola, Barış Manço‘nun 1978 yılında çıkardığı başyapıtı Yeni Bir Gün albümünün saklı incilerinden olan bir parçadır. Aynı albümde yer alan Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Anlıyorsun Değil mi ve Aynalı Kemer şarkılarının çok sevilmesinden, popüler olmasından dolayı Ne Ola Yar Ola, biraz bunların gölgesinde kalmıştır. Açıkçası ben de bu cover’dan önce bu parçayı belki bir kere ancak dinlemişimdir.

Sabhankra’nın neden böyle bir şarkı seçtiğini şüphesiz ki net olarak onların dışında kimse bilmiyor. Ancak şarkının coverlana coverlana dul kalmış popüler Barış Manço parçalarından bir farkı olması çok iyi. Zaten parçanın orjinalinin de gayet karanlık bir şarkı olduğunu farkediyoruz dinledikçe. Belki de bu iki durumdan dolayı seçimleri bu olmuştur.

Wikipedia’da bu parçayla ilgili olarak, albüm çıktığında TRT’de göstermek üzere bir klip çekildiğinden bahsediliyor. Bu klibi aşağıda izleyebilir, dolayısı ile parçanın orjinali hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.

Evet, şimdi gelelim Sabhankra’nın bu cover’ı nasıl yaptığına. Peşin peşin şunu söyleyeyim, gelmiş geçmiş en sert Sabhankra parçası bu cover olmuş. Grubun en sert parçasının bir cover olması da ayrıca güzel. Vokaller albüm ve EP’lerdeki vokallerden çok daha yırtıcı. Melodiklik yoğun olarak klavye ile sağlanmış. Bir de parçanın sonunda yer alan akustik kısım parçanın orjinal havasına bir selam göndermiş.

Eski parçaların extreme gruplar tarafından coverlanması durumunda verilen tepkiler genelde olumsuz olur bilirsiniz. Genelde tepkiler “parçanın içine etmişsiniz” şeklinde olur. Ancak şu da bir gerçektir ki çoğu zaman bu tepkiyi verenler, orjinal parçayı hemen üstteki arama kutusuna yazıp bularak dinleyip öğrenirler. Ayrıca bu extreme coverlar parçaların daha çok tanınıp, gerçek sahiplerinin hakettiği onuru bir nebze olsun alabilmesinin de yolunu açmıştır çoğu zaman.

Hiç bilmeyenler için Sabhankra, bir melodik death metal grubudur ve coverları da o sertlikte ve havadadır. Lafı fazla uzatmıyorum ve sizleri Sabhankra’nın Barış Manço cover’ı Ne Ola Yar Ola ile baş başa bırakıyorum:

Sözler anlaşılmıyor diyenler:

Göklerden daha mavi denizlerden
Daha derin topraktan güzel kokan ne ola
Rüzgardan daha serin başaklardan
Daha nazlı ay ışığından ılık ne ola
Ahu gibi gözleri baktıkça yürek yakan yar ola
Cennet bahçesi kokan göğsünde çiçek açan yar ola

Damla damla yağmurdan boynu bükük
Çiçeklerden daha hüzün verici ne ola
Sonbahar yaprağından hele
Akşam güneşinden daha içimi burkan ne ola
Buğulu gözleriyle yollarımı bekleyen yar ola
Islak dudaklarından bir garip türküsüyle yar ola

Göç eden kuşlar gibi gidip gelir
Umutlarım umudun ötesinde ne ola
Göç eden kuşlar gibi gidip gelir
Umutlarım umudun ötesinde ne ola
Nefesimde yaşayan sıcaklığı paylaşan yar ola
Yaşam denen uykudan uyanmasını bilen yar ola

Benzerlikler & Çakmalıklar: Barış Manço vs Eddie Cochran

Barış Manço Türkiye’de bir benzeri daha gelmeyecek belki de sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek sınırlı sayıdaki sanatçıdan birisidir sevgili okur. Şimdi adını bu başlığın altıdna okuyorsun diye hemen yanlış anlama. Yani Barış Abi’nin muhtemelen yazarken esinlendiği bir parçayı keşfettim bugün. Aslında kendi başıma yapmadım bunu. Bizim kulübün danışman hocası Tarkan hoca sağolsun öyle laf arasında gösterdi. Çok şaşırdım valla 🙂

Eddie Cochran

Efendim bundan aşağı yukarı 60 sene önce Eddie Cochran isminde bir efsane varmış. Elvis‘le dönemdaş ya da Elvis’in hemen ardından popüler olmuş işte. Çok detaylı araştırmadım. Bu adamın “Something Else” diye bir parçası var. 1959 yılında yapmış adam bu parçayı. Sadece bu parçası değil, bir çok parçası farklı gruplarca coverlanıyor bu adamın. En meşur cover’ı da Rolling Stones‘dan Keith Richards‘ın Something Else coverı imiş. Özellikle neden seçtim bu adamın cover’ını zira adamın çaldığı versiyonu, Eddie Cochran’ın orjinal versiyonundan yıl itibariyle yeni olduğu için daha temiz kalitede. Yazının altında bu bahsettiğim tüm versiyonları bulacaksınız.

Darısı Başınıza 1989

Barış Manço’nun da 1989 yılında çıkardığı Darısı Başınıza albümü içerdiği hitlerle aşağı yukarı Türkiye’de yaşayan hemen herkesin en aşağı bir parçasını bildiği bir albümdür. Bu albümün en bilinen parçası da Kara Sevda‘dır. Ve işte inanılmaz benzerlik de burada peydah olmuş. Barış Abi’nin Kara Sevda’sının girişi bu parçadan yaklaşık 30 yıl önce yapılan Something Else’in girişi ile çok benziyor. Barış Abi buradan birazcık esinlenmiş anlaşılan. Şarkıların giriş kısımları birbirine benzediği için videonun tamamen dolmasını beklemenize gerek yok. Her videodan yaklaşık 30 saniye kadar dolduktan sonra indirmeyi durdurabilirsiniz.

Bu videoda Keith Richards’ın Something Else cover’ı var:

Bu videoda Barış Manço Kara Sevda’yı söylüyor:

Bu videoda Eddie Cochran’ın Something Else’inin orjinal hali:

Wikipedia Something Else hakkında bilgi.

Şimdi ben bu yazıyı yazdım diye sakın Barış Manço’yu yerdim, onu kötüledim sanma sevgili okur ayıp edersin zira. Bu yazıdan çıkarabileceğin ders büyük ustaların da esinlenebileceği olmalıdır. Başka da bir şey anlama.

Güzel Bir Doğum Günü Daha :)

Geçen sene yazdığım şu yazımı tekrar okudum az önce. Duygulandım 🙂 Malumunuz 19 Temmuz günleri benim için 21 senedir doğum günü adı altında özel bir statüye sahiptir. Bu sene de güzel bir doğum günü geçirdim. Ayrıca bu seneki doğum günüm, kutlanma rekoru kırdı. Birazdan üşenmeyip herkesin adını yazacağım teşekkür etmek için. Muhtemelen çok mubarek bir kişiliğe sahibim ki doğum günüm Miraç Kandili gibi bir güne denk geldi. Ayrıca nasıl kötü bir şanstır ki her sene 19 Temmuz’u Fenerbahçeliler Günü (19 Temmuz = 19 07) olarak kutluyorlar. Bir Galatasaraylı olarak kendimden utanıyorum lan. Ayrıca 20 Temmuz 1969‘da Ay’a ilk defa ayak basıldığını düşünürsek doğum günüm böyle süper bir günün arefesi olarak daha az süper bir gün oluyor. Şaşılacak şekilde Temmuz 19, yılın tam 200. günü 🙂 Süper bak, küsüratı sevmem zaten. Ve belki de bugünün en süper yanı bugün tüm kapalı mekânlarda sigara yasağı başladı, he he he 🙂 Neyse sağolsun pek çok eş dost aradı. Bazı ekonomik durumu iyi olanlar ise paraya kıydı ve beni sevindirdiler. Bu hediyeler arasında, dediğime bakmayın 4 tane, iki tane CD var. Birisi Sagopa Kajmer‘in Şarkı Koleksiyoncusu toplaması. Diğeri ise gördüğümde acayip sevindiğim Barış Manço‘nun 1966’da Fransa’da çıkardığı Kızılcıklar Oldu mu? (Bien fait pour toi) plağının CD’ye basılmış hali. Tam koleksiyonluk, 4 parça içeren bir CD bu. Diğer hediyem ise son günlerde takip edenlerin hatırlayacağı üzere fanı olduğum yazar İhsan Oktay Anar‘ın Amat isimli romanı. Ve son hediyem ise bana acayip bir mutluluk yaşatan mini baterim 🙂

Üstten görünüş

Üstten görünüş

Önden Görünüş

Önden görünüş

Şimdi yazımı doğum günümü kutlayan herkesin adını yazarak bitireyim. Neden isim yazıyorum, zira bunu istatiksel bir olay olarak düşünün. Yazının başında verdiğim linkten de görebileceğiniz üzere, hedefim her sene doğum günümü kutlayan insan sayısını arttırmak. Hadi bakalım. Kutlayan tüm eş dost;

Merve, Cansu, Burcu, Sercan, Ayşe Mutlu, Seval, Didem, Deniz (merve), Emre, Serkan Abi, Murat Abi, Aygün, Özgür, Mert, İlker, Türker, Özgün, Volkan, Ergin (çevre), Özgür (karakedi), Onur, Ergin, Erman, Ahmet, Nuray, Ali Emre, Pelin, Alper, Tuğba, Yakup, Key B, Oğuz, Burak, Rabike, Erdal, Hasan, Özden, Deniz, Tuğçe, Sevinç, Koray, Cihan.

Renkler sadece tanışıklığımızın kaynağı ile ilgilidir. Lütfen fazla önemsemeyiniz. Bunu bilhassa ileride bu yazıyı okuduğumda işimi kolaylaştırmak için yaptım. Şunu farkettim ki liste uzadıkça keyfim yerine geliyor, neşem artıyor 🙂 Belki unuttuğum birileri vardır. Lütfen bağışlasınlar beni. Doğum günü pastası olarak Peki‘nin hazır pastasındaki tek bir mumu üfledim. Olsun be, canım sağolsun 🙂

Barış Manço

Bu aralar kafayı takmış durumdayım rahmetliye. Lan hatta, epey bir takmış durumdayım. Harika ötesi bir insanın yaptığı harika ötesi şarkılar 🙂 Herşey Volkan’ın bana dinlettiği “Trip (Fairground)” şarkısı ile başladı.Daha sonra “Little Darlin” isimli şarkıyı keşfettim. Yani Barış Abi’nin bu çok az bilinen yabancı şarkılarının gerçekten yapıldığı dönemin ötesinde izler taşıdığını gördüm. Diğer şarkı da “Gamzedeyim” şarkısı. O şarkıyı da rahmetliye iyice kafayı taktıktan sonra hayatı boyunca çevirdiği tek filmi “Baba Bizi Eversene” filmini indirdikten sonra keşfettim. Bu şarkıyı biliyordum ama Barış abinin şarkısı olduğunu unutmuştum. Neyse, hemen filmden kesip çıkardım o sahneyi. Ama ne şarkı! Bu üç şarkı ve daha fazlası günlerdir çalıyor Winamp’ta 🙂 Hemen tüm eski şarkılarını indirdim. Albümlerine baktım pek çoğu artık satılmıyor. Ama ne yapıp yapıp, kaset maset muhakkak bulacağım. Vee, güzel haber; Barış Abi’nin “İşte Hendek İşte Deve” plağı bende mevcut 🙂 Lan nasıl mutlu oldum 🙂 Filmi izleyenler hatırlar rahmetli daha o dönemlerde bile tarzından hiç ödün vermemiş. Lan  bu ne şekil; bu ne karizma! Hele grup arkadaşları süperler. Şimdi sizi de mutlu edecek bir haber: Yukarıda adı geçen üç parçayı ve bu parçalardan Little Darlin ile Gamzedeyim parçasının kliplerini indirebilirsiniz. Hem de kendi uploadımdan. Yani link öldü; aman silinmiş derdi olmadan 🙂 Bu kliplerden Gamzedeyim’im videosunu filmden kendim kestim. Belli olsun diye başında “Hadi İçelim” diyor adam. Yani sağda solda görürseniz o videoyu ben kestim. Kalitesi mükemmeldir. Şarkıların sözleri de mevcut. Ayrıca Little Darlin ile Trip Fairground parçalarının çok az bilinen parçalar olduğunu unutmayın 🙂

BURAYA TIKLAYIN

Paket İçeriği:
1. Gamzedeyim mp3
2. Trip (Fairground) mp3
3. Little Darlin’ mp3
4. Little Darlin’ Video (Youtube’tan İndirme; bayanlardan birisi Lale Manço)
5. Gamzedeyim (Yüksek kalite; kendim kestim)

Plak Koleksiyonum

Malumunuz koleksiyoncu bir kişiliğe sahibim. Aşağı yukarı 8 senedir de plak koleksiyonu yapıyorum. Hem 45’lik hem de 33’lük plaklar bunlar. Tabii bulmak zor oluyor. Yani işe yarar, ve adam akıllı fiyatlarda. Eskişehir’de iki yerde bulabildim. Zeki Müren plakları çıktı, hemen aldım. İstanbul’dan da aldım. Sağolsun İlker bir tane 33’lük verdi. Aslında plaklardan çıkan analog ses, gerçekten kasetten çıkan sese göre daha doyurucu geliyor bana. Ayrıca o cızırtının verdiği keyfi anlatamam. Başlarda kulağınızı tırmalıyor ama sonrdan alışıyorsunuz. Elimde 15 tane 45’lik (küçük), 1 tane de 33’lük plak var. Bunların 3 tanesi çok nadide. Müzeyyen Senar ile Zeki Müren plakları bunlar tabi. 6 tanesi yabancı. En sevdiğim ise Daliah Lavi’nin El Condor Pasa’sı ile MCA Records Rick Nelson’un Legacy’si. Bu arada harbiden firmanın adı MCA Records 🙂 Erol Büyükburç, Barış Manço, Orhan Gencebay, Ajda Pekkan, Gülden Karaböcek, Mahsun-i Şerif Türk sanatçıların bir kısmı 🙂 Toplamaya devam edeceğim gibi görünüyor, çünkü gerçekten seviyorum lan plakları. Bu şey değil, öyle duvara asmak; dekor oluşturmak falan. Gerçekten dinleyebileceğim, dinlenebilecek durumdaki plakları topluyorum. Koleksiyonlarım içinde en sevdiğim koleksiyonumdur laf aramızda 🙂

EDIT: Şu anda tarih 23 Eylül 2010 ve bu yazıdan sonra elime onlarca plak geçti. Yani koleksiyonum burada yazandan kat kat fazla şu anda.