Tag Archives: barışma

Bir Barışma Hikayesi

Web

Aynı evin içerisinde günlerdir konuşmuyorduk. O lanet olası kibri beni çileden çıkartınca susmaya yemin etmiştim. Konuşmuyorduk. Konuşmamak bir yana, ikimiz de adeta köşe bucak kaçmaya başlamıştık bir birimizden. Zaten avuç kadar olan evin içerisinde bu da epey zor oluyordu. Böyle yaşamaya, sanki yokmuş gibi davranmaya çalışınca da aklımdan bir saniye olsun çıkmıyordu.

Ben de kendimi başka işlere vermeye çalışıyordum sürekli. Kitap okuyordum mesela. Ve karşıma yine o çıkıyordu. Ya bir sevgili, ya bir imtihan, ya bir dost ya da bir eş olarak. Böyle olunca okumayı bıraktım. Bir film açtım. Ejderhalar uçuyor, devler koşuyor, silahlar oklar vızır vızır. Aklıma gelebileceği son yerdeyim diyorum kendi kendime. Sonra sahneye o çıkıyordu. Boyu posu, saçları, burnu, gözleri, sesindeki titremeler. Tıpa tıp sen. Ya da seni benim gözlerimle gören ben öyle hayal ediyordum.

Böyle yan gelip yatmakla unutulmuyordu hiçbir şey, anlamıştım. Ben de tuttum, koskoca kitaplığı aşağı döktüm. Kitapları türlerine göre ayırdım. Fiziksel bir yorgunluğa da girince yoruldum evet, ama rahatladım. Kitaplar bitince yıllardır topladığım dergilere geldi sıra. Çevre, ekoloji, jeoloji, maden, astronomi vs. derken bunları da ayırmaya başladım.

Bunların aralarından nice mektuplar, notlar, fotoğraflar çıktı. Yutkunmaya başladım ama inat ettim. Açmadım, okumadım ve bakmadım hiç birine. Sonra birden kapı açıldı. O geldi odama. Sanki üç yıldır görüşmüyor, konuşmuyorduk. O kadar özlemişim. İsmine, rengine, kokusuna hasret kalmışım. Tek kelime etmedim, edemedim. “Benim kendime ayırdığım Dünya Klasikleri sende mi?” diye sordu. Cümleye bak! Sessizliğin ardından gelen ilk sözcüklere bak: “Benim kendim…”. Nasıl da kendimizi yok ediyoruz. Bir yüreğimiz var. Sadece bir tane. Nasıl kızdığımı, nasıl üzüldüğümü anlatamam. Yutkundum, “Almadım” dedim sinirle. Gözleri benim üzerimdeydi. Belli ki o da özlemiş diye düşündüm. Öyle olmasını istedim.

Yanıma diz çöktü. Çıplak ayakları yerde duran dergilerin üzerine basıyordu. Her birini incelemeye başladı. Sırtı hafifçe bana dönüktü. Biraz öne doğru hareket edip bacağına dokundum. Hiçbir tepki vermeden, kıpırtısız bir şekilde elinde tuttuğu astronomi dergisine bakıyordu. Neden sonra ağlamaklı bir sesle “Astronomiyle jeoloji maden ne alaka? Ayır bunları başka raflara” dedi ve cümlesini tamamlayamadan ağlayıp bana sarıldı.

Ben hiç ağlamadım. Belki de 15 senedir gözümden tek bir damla yaş düşmedi. Ve işte o an, ağlamaya en yakın olduğum andı. İyice sarıldım. O da ayakları, elleri, kolları ve sahip olabileceğim her şeyiyle sokuldu bana. Ne kadar öylece kaldık bilmiyorum. Sonra ağlamak gülmek karışık bir ses tonuyla, yerde duran bazı dergileri göstererek “Bunları bana versene” dedi. Güldüm bende. “Al hepsini” dedim. Ayağa kalktı elimden tuttu ve çekti kendine.