Tag Archives: Belek

Bu Ülkede Yaşıyorsanız Yapmanız Gerekenler – 1

Yeni bir seriye başlıyoruz. Bu sıralar o kadar çok aksilik başıma geldi ve gelmeye devam ediyor ki bunları anlatmak farz oldu artık. Şimdi sana, son günlerde başıma gelen üç olayı anlatacağım sevgili okur. Tüm bu anektodların ortak noktası ve çıkartılacak ders ise şu olacak: Bu ülkede yaşıyorsan kimsenin işini iyi yapmasına güvenme. Sürekli kendi işini kovala, peşini bırakma, son ana kadar sor ve kontrol et.

PTT KARGO & AÇIK ÖĞRETİM DERS KİTAPLARI

kitaplarİlk maceramız, kalitesi artık karikatürlere konu olmuş PTT Kargo ve Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi işbirliğiyle ilgili. Biliyorsun, Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü’nde okuyorum. Bu sene okul, radikal -ve bir o kadar da anlamsız- bir karar alarak açık öğretim sistemindeki öğrencilere kitap vermeme kararı aldı. Açık Öğretim Sistemi’nin bu ülkeye kazandırdığı en büyük fayda bu sisteme göre tasarlanarak yazılan kitaplarıydı. Farklı alanlarda uzman akademisyenler tarafından kaleme alınan ve yıllar geçtikçe kalitesi artan kitaplar, sırf bu sistemde değil, farklı üniversitelerde örgün programlarda okuyan öğrenciler tarafından bile kullanılabilen kitaplardı. “Öğrencinin yanında bir hoca olmadığı” farkındalığıyla kaleme alanan kitapları mezun olduktan sonra bile saklıyordu insanlar. Okul tuttu, “bu sene kitap vermiyoruz, pdf’den çalışın” dedi. Bu beyan, aslında sistemin ruhuna bir hakarettir bana göre. Neyse. Derse gidip tutulacak notlar da olamayacağı için kitap olmadan ders çalışamam, kusura bakmasınlar. Bu durumda ya sistemden indirilebilen pdf’leri bastıracaktım ya da kitapları ikinci el olarak bulacaktım. Olmadı. Baskı çok pahalıya geldi. Fotoğrafçılık Bölümü kitaplarının ikinci el satışları da hiçbir sahafta yoktu. Alan satmıyor çünkü, başucu kaynağı. Okumaya devam et

Proofhead Aylar Sonra Antalya’da!

Ölü sezon ve Spice Hotel

Buraya, Belek‘e, gelmenin ne kadar sancılı bir iş olabileceğini unutmuşum sevgili okur. Beş günlük bir mesleki eğitim programı için Belek’teki Spice Hotel‘e, şube müdürüm Emrin Bey‘le birlikte geldik. Antalya‘ya aylar önce gelmiştim. Bir yıldan uzun süre önce. Eskişehir’e tayin olduğumdan beri geldiğim ilk Antalya eğitimi bu oldu.

Yolculuk geride bıraktığımız cumartesiyi pazara bağlayan gece başladı. Detaylarını daha sonra anlatacağım ama Nilüfer Turizm firmasının kazığı unutulmaz oldu. Gece 01.00’de son anda Kamil Koç firmasından bulduğumuz biletlerle yola çıktık. Sabaha karşı saat 08.15 civarında Antalya Otogarı‘na ulaştık. Buradan yaklaşık 1 saat 15 dakikalık bir yolculukla Serik‘e, Serik’ten de yaklaşık 20 dakikalık bir yolculukla Belek’e ulaştık. Belek merkezinden otele gelmek de bir başka araçla yaklaşık 10 dakika sürdü. Nihayet saat 10.15’te otele ulaştık.

Spice Hotel, çok çok büyük bir hotel. Sezon dışında olduğumuz için ölü haliyle. Eski tip, abartı dekoratif ögelerle bezeli ama güzel sakin bir otel. Havuzu mavuzu nasıl bilemiyorum. Ama ilk defa otel binasından sahile kadar uzanan bir havuz sistemi gördüm. Burayı yazın da görmek isterdim.

Odaya yerleştikten sonra karnımızı doyurduk ve hemen sahile koştuk. Hayır, denize girmek için değil. Şöyle uzun uzun denize bakabilmek için.

Sonrasında tüm gün hiçbir şey yapmadık. Ohh, mis. Spora gittim gerçi biraz. Sonrasında akşam yemeği bitti ve İhsan Bey’le oturduk biraz. Bu esnada otelin sinema salonunda Beşiktaş-Galatasaray maçına gittik. Klasik olduğu üzere, herkese VAR bize yok oldu. Kaybettik. Maç esnasında Murat Abi aradı, yerimi söyleyip çağırdım. Aylar sonra karşılaşınca pek bir sevindim. Maç bitince de gece boyunca onunla muhabbet ettik. Sonrasında odaya çıkıp uyudum. O yorgunlukla bayılmışım adeta.

Eğitimin ilk günü erken kalktık. Kahvaltıdan sonra programın bir saat kadar aksadığını öğrendik. O arada ne yapacağımızı bilmez halde oturduk. Sonra dersler başladı. Çok yoğun olmayan bir program vardı aslında. O yüzden çok sıkılmadan dinledim. Akşam da saat 17.15’te bitti. Otelde Polonyalı bir turistle tanıştım. Ulan Polonya’yla ilgili ne konuşabiliriz diye birbirimizin yüzüne baktık. Sonra ben Behemoth ve Nergal’den konuyu açtım. Herif inanılmaz şaşırdı. “Aaahhh, Nergalaaa” dedi. Yanındaki kadına da bir şeyler söyledi. Kadın bana döndü ve yüzünü buruşturup elleriyle horn yaptı. Şaşırdım, güldüm.

Murat Abi’yle epey goygoy oluyor. Farklı illerden uzun süredir görmediğim arkadaşlar da var. Onlar da sağolsun aralarda muhabbete geliyorlar. Bu hafta bu şekilde burada geçecek. Tabletten yazıyorum şu anda bu yazıyı. Klavye bağladım 🙂 Umarım bu hafta rahat rahat yazabilirim. Saygılar sevgiler.

İtalya diyor

Antalya Günlükleri – Son Eğitim, Teknik Gezi ve Kapanış

Eğitimin ilk günü yine erken saatte uyandık. Bu sefer diğer otelden farklı olarak hafif şeyler yemeye ve daha yemeye karar verdim. İlk kahvaltıda da bunu uyguladım. Kahvaltıdan sonra tüm donanımlarımızı kuşanıp eğitimin yapılacağı salona gittik. Bu salonu bir önceki gece Hikmet Abi ile görmüştük. Önceki günlük yazısına yazmayı unutmuşum. Her neyse, salonda tüm illerden, yani bakanlığın taşra teşkilatından, en az bir temsilci vardı. Ayrıca bakanlığın merkez teşkilatından da eğiticiler ve katılımcılar vardı. Bu da bizi yaklaşık 100 kişilik bir kalabalık yapıyordu.

Önceki çalıştayda gerilerde kalmayı tercih eden ben bu sefer Hikmet Abi’nin de gazı ile gidip en öne oturdum. Böylece eğitim başladı. Günlüklerin en başında belirttiğim üzere toplantı içeriklerini paylaşamıyorum.

Öğle yemeği ve sonrasında yine sunumlarla gün devam etti ve saat 17.00’de ilk gün eğitimleri bitti. Ertesi gün saat 09.30’da yağmurlu bir Antalya gününe rağmen teknik geziye gidecektik. Hedefimiz Lara’da bulunan Atıksu Arıtma Tesisi’ydi. Burasını tipik bir arıtma tesisinden ayıran belki de en göze çarpan unsur estetik olarak üst sınıf bir yer olmasıydı.

Bütün bir Antalya otellerinden akan pislik buraya gelmesine rağmen tesiste hissedilir bir koku yoktu. Tüm havuzların tasarıma uyan çadırlarla kapatılmıştı. Ayrıca uzun havalandırma havuzunun üst kısmında ise bir antrenman sahası vardı! Tesis şehre gelen futbol takımlarına bu sahaları kiralıyordu göründüğü kadarıyla. Arıtma tesislerinde çok büyük yer işgal eden havuzların bu şekilde de olsa değerlendirilip gelire dönüştürülmesi bence gayet akıllı bir tercih olmuş.

Eğitim için gelenlerin yaklaşık dörtte üçü çevre mühendisi olduğu için arıtma tesisi gezisinde diğer meslek dallarından özellikle yeni arkadaşlar, bir nebze de olsa sıkıntı yaşadılar tüm süreci anlamakta. Burunlarını tıkayanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu yine de. Aklıma bizim öğrenciyken yaptığımız teknik geziler geldi 🙂

Öğleden sonra, ikinci bir arıtma tesisine gidecektik ancak bir plan değişikliği ile otelde kalmaya karar verdik. O gün öğleden sonra Hikmet abiyle epey derinliği olan konular konuştuk. Bana göre otelin en güzel köşesini keşfedip neredeyse akşama kadar aynı kanepenin üzerinde pinekledik. İşte ben o saatlerde hep bu yazıyı yazmayı düşünüyordum lan. Ekmek çarpsın!

Tıkla büyüsün!

Akşam yemeğinde çok yüklenmeyeyim desem de yine tutamadım kendimi ve yemeği fazla kaçırdım. Akşam boyunca soda içip durdum. Yemek faslından sonra yine otelde kamp yapan Çekli futbolcularla beraber Barcelona’nın maçını izledik. Valencia’yı tuttu hepsi heriflerin. Otelde bir tane Rus Rugby takımı kamp yapıyordu. Bunların antrenmanlarını da izledim. Sonra sahile indik Hikmet abiyle. Denize çırılçıplak giren futbolcunun videosunu çektim gizlice. Otele döndük.

Oteldeki takımlardan bahsetmişken bir futbol takımı daha vardı otelde. Güney Koreli “Deagu FC” takımı. Biraz araştırınca adamların ülkelerinin en iddialı takımlarından birisi olduğunu öğrendim. Adamların hızlı ve atak oynamaları sayesinde özel olarak geliştirdikleri futbol stili bile varmış: Mermi futbolu! Süper de bir takım logoları var. Anlayacağınız otelde her yanım Tsubasalarla, Wakabayaşilerle doluydu. Tek fark; bunlar Koreliydiler.

Aynı gece “Ah Bir Ataş Ver” türküsünü düşündüm. Yine Alcatraz’dan bir bölüm izleyip uyudum. Bu arada haziranda İtalya’ya gidiyoruz yine sevgili okur.

Pozlama süresini uzun tutunca deniz böyle oluyor.

   

Eğitimin son günü, otelde son kez uyandığım gün oldu haliyle. Kahvaltı detayını halledip eğitime gittik. Flash belleği olan sahneye koşup sunumları almak için çabaladığı için eğitim planlanandan 20 dakika geç başladı. Saat 11’e doğru sunumlar bitti ve değerlendirme testi başladı.

Anlatılanlarla ilgili olarak hazırlanan 10 soruluk bir kısa sınavdı bu. Son sorusu ise sunumlarda anlatılmayan, ancak su ile uğraşan profesyonellerin bileceği bir soru idi. Sınavdan sonra son sürat otelden ayrıldık ve Serik Otogarı’na doğru yola çıktık.

Planlarımız mükemmel işledi ve saat 11.30’da Serik’ten hareket eden otobüse bindik. Bu otobüs Antalya’ya saat 12.30’da geldi. Belek’teyken iş yerinden arkadaşlarım Gizem ve Elif’e ulaşmaya çalışmıştım. Zira onlarda Belek’te eğitimdeydiler, ancak aksilikler olmuştu ve ulaşamamıştım. Antalya Otogarı’nda onlara kıyıda bir bankın üzerine yüzleri güneşe dönük olarak rastladım. Bu karşılaşma evrendeki tüm dengelerin rastlantısal olup olmadığını sorgulamama yol açtı. İkisiyle biraz lafladıktan sonra Hikmet abinin yanına döndüm ve saat 13.00 Eskişehir’e doğru hareket ettik. Yolculuk çok sancılı geçmedi. Ancak hiç uyuyamadığım için acayip sıkıldım.

Yolculukta olan ufak tefek tüm olaylardan sonra nihayet 19.00’da Eskişehir’de indim otobüsten. Sonrasında olanlar bu yazı dizisinin konusunu oluşturmadığı için anlatmıyorum.

Toplamda 7 gün süren bir Antalya gezisiydi kısacası. Pek çok insanla tanışıp, bol bol insan gözlemi yaptım yine. Beynimin kataloglarını doldurdum. Davranış ve konuşma üsluplarını dikkatlice inceleyip notlar aldım. Eğitim süresince tuttuğum notları raporlaştırdım kendim için.

Ve hayat böylece devam etti sevgili okur. Sercan Eskişehir’den sonsuza kadar ayrıldı. Alper’in yıllardır vücudundan atamadığı o son damla o gece atıldı gitti. Mustafa, kendi içinde aradığı cevaplara nihayet mantıklı bir açıklama bulabildi. Bunu Ahmet’le paylaştığında Ahmet “ben seni sonra arayım moruk” dedi. Volkan ve Burak tamamen birbirlerinden habersiz ve tanışmamış olarak o gece uyudukları yatağın sol tarafına yüklendiler.

Antalya Günlükleri 1. Gün – Papillon Ayscha Hotel

31718891Önümüzdeki hafta Pazartesi gününe kadar Antalya‘da olacağım sevgili okur. Bu bir haftalık sürecin tamamını da seninle paylaşacağım. Burada bulunma sebebim biri Orman ve Su İşleri Bakanlığı, diğeri de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenen iki eğitim. Bu eğitimler atıksu mevzuatı ve su kalitesi izleme ile ilgili durumlar. Burada kaldığım süre içerisinde çok fazla teknik detaya girmeyeceğim. Onun yerine değerlendirmelerde bulunacağım.

İlk eğitimi Belek‘te Papilion Ayscha Hotel‘de Orman ve Su İşleri Bakanlığı 29-31 Ocak 2013 tarihleri arasında düzenliyor. Bu yazımda yolculuğumun ilk gününü ve otelde neler yaptığımı anlatacağım. 28 Ocak gecesi Sercan, Volkan ve Koray‘la birlikte Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü önüne çıktık. Saat gece 01.00 idi. Sağolsunlar üçü de beni uğurlamaya gelmişlerdi. Saat 01.00’de otogardan kalkan Kamil Koç Antalya arabasına almıştım biletimi. Kampüsün önünde beklerken ufak bir tedirginlik yaşadım, acaba beni almadan gitti mi diye. Sonradan otobüs çıktı geldi. O sırada köpeklerin saldırısından kaçınan bizler de rahat bir nefes aldık ve bizimkiler beni uğurlayıp gittiler. (Bu buluşmamız Sercan’ı hayatımda uzun yıllar boyunca son görüşüm olacaktı. Sercan’la bir sonraki karşılaşmamız kabuğunu kırmaya çalışan bir Anadolu şehrinin yeni açılmış bir süpermarketinde, yıllar sonra olacaktı. Önce bir birimizi tanımayacak, sonra benim kucağımdaki tosun oğlanı Sercan bana benzeteceği için beni de zincirleme olarak tanıyacaktı. Bu da onunla son defa görüşmemiz olacaktı.)

Otobüse saat 01.20 civarında bindim. Zaten uyumayı dört gözle beklediğim için herhalde bir yarım saat içinde uyudum. Gözümü açtığımda Afyon’da Kolaylı Tesisleri‘nde yarım saat mola vermiştik. Yine uyurum diyordum ki bir teyze epey yüksek sesle şikayetlerde bulundu. Uyutmadı beni. Neyse ki mola bittiğinde ben de yine uyumaya başladım. Sonrası da yok zaten. Gözümü açtığımda saat sabah 8 olmuştu. Ben sabah 7 civarında inerim diye planlarken saat 8 olmuştu ve halen yarım saatlik yolumuz vardı. Saat tam 08.35’de Antalya Otogarı‘na indim. Buraya en son şu yazımı yazdığım gün gelmiştik konsere. Hiç bir şey yapmadan bir 10 dakika bekledim. Yavaş yavaş kendime geldikten, elimin ayağımın uyuşukluğu geçtikten sonra ilçeler terminaline girdim. Gideceğim otel Belek’te olduğu için, önce Serik ilçesine, oradan da Belek beldesine geçmem gerekiyordu. Ben de öyle yaptım. Serik’e giden otobüse tam hareket edecekken saat 09.00’da bindim. Yolculuğun ne kadar süreceğini bilmiyordum. O yolculuk tam 1 saat sürdü ve saat 10.05’te bir yol kenarında indik iki kişi. Belek’e giden arabalar buradan geçiyormuş zira. Bu adamla tanıştık. Kendisinin de benimle aynı otele aynı sebepten gittiğini öğrendim. Daha sonra aynı otele farklı bir toplantı için giden iki kişiyle daha tanıştım ve dört kişilik bir grup olarak bindik Belek arabasına. 10.45 diye not almışım, işte o saatte indik minibüsten. Burada epey yağmur yağmış olacak ki yerlerde göletler vardı. Nihayet otele saat tam 11.00’de girdik.

Papillion Ayscha Hotel, müthiş bir otel sevgili okur. Görüntü, iç tasarım, tasarımdaki detaylar, hizmetleri ve personeli on numara, beş yıldız! Odamı tek kişilik istemiştim. Şansıma gayet güzel bir oda denk geldi. Odaya yerleşmeden önce tek tek tüm detaylarını fotoğrafladım. Bu işi neden yaptığımı Alper, Volkan ve Sercan biliyorlar. Daha sonra odaya yerleştim.

Saat 12.30’da yemek vakti geldi. Hemen koşarak gittim. Koştum yani. Yemekten sonra bir ağırlık çökmedi. Şaşırdım nasıl çökmedi diye. Bilakis uykum açıldı, kendime geldim. Biraz odada uyurum belki diye çıktım. Fakat tam o anda bir şey oldu. Sabahtan beri kapkara olan gökyüzü bir güneş açtı ki aklım almadı! Önce bir duş alayım dedim, sonra canım sıkıldı. Oturdum klip izlemeye başladım bilgisayardan. Saat biraz ilerledikten sonra Facebook’ta Ergin, Gamze ve Savaş Abi ile sohbete başladık. Savaş Abi bana inanılması güç bir jest yaptı.
Gözlerim doldu. Ağlamaklı oldum ve o ruh haliyle akşam yemeği için aşağıya indim.

Hayatımda yediğim en güzel çoban kavurmayı yedim yemekte. Gerisi önemli değil. Bu arada tüm restorant personeline 10 puan verdim, özellikle de adı Hüseyin olan personele samimiyeti için ayrıca 5 puan daha verdim. Yemekten sonra lobiye geçtim. Sabahtan beri içimi kemiren şeyi nihayet dile getirip rahatladım: Bu koskoca otelde yapayalnızdım. Bu duyguyla yukarı çıktım. İnternete girmeye çalıştım, sıkıntı yaratınca aşağıya geri indim.

Şu anda lobideyim ve bu satırları yazıyorum. Lobi, tahmini 40 metre uzunluğunda ve 15 metre genişliğinde ferah bir yer. Parlak ışıkları söndürdüler. Loş bir aydınlık var. Malarda mumlar yanıyor. Piyano çalan hoş bir hanım var. Gayet neşeli şeyler çalıyor. Ama kaç kişi dinliyor bilmiyorum. Otelde 3 tane futbol takımı var, kamp yapıyorlarmış. Bunlar Hırvat, Kazak ve Azeri futbol takımları. Her bir sporcu da takımlarına ait renklerde eşofmanları ile dolaşıyor ortalıkta. Bizimkinden farklı olarak iki bakanlığın daha eğitim ve toplantısı varmış otelde. Her yer küçük çocukla dolu. Dolayısı ile arada bir tamamen uyumsuzca çocuk çığlıkları yükseliyor. Ardından bir anne ya da baba “aaa çok ayıp” diyerek çocuğuna bakıyor, sonra dönüp muhabbetine devam ediyor. Oturma gruplarının dizilişleri biraz alakasız olsa da muhtemelen önceki etkinliklerden birbirlerini tanıdıkları için olacak, genel anlamda lobide bir kaynaşma var. Şu ana kadar kulağıma 5 farklı dil geldi: Türkçe, Angaralı Türhçesi, Azerice, Hırvatça ve Rusça. Kazaklar belki Kazakça da konuşuyorlardır. Ama Rusça bazı sözcükleri yakaladığım için Rusça yazdım. Azeriler ile Kazaklar anlaşabiliyorlar Rusça sayesinde. Otelde de genel olarak Türkçe dışında üç dil kullanılmış: İngilizce, Almanca ve Rusça.

Futbolcu gençlerin istisnasız hepsi ya “ayfonlarıyla” takılıyor ya da tabletleriyle. Arka masada Hırvatlar bir tür kağıt oyunu oynuyorlar. Duvarlarda garip seramik süslemeler var. Geldiğimden beri National Geographic WILD kanalı açık. Yalnızlığım aslında büyük bir avantaja dönüştü. İnanılmaz gözlem yapmaya başladım. Herkese eşit uzaklıkta sayılabilecek bir yerde, Kazak futbolcuların yanında oturuyorum. Buradan lobinin dörtte üçünü görebiliyorum.

Muhtemelen birazdan çıkıp uyurum. Yarın sabah eğitim başlıyor. sevgili okur. Yarından itibaren fotoğraf da ekleyeceğim. Bu seferlik idare et. Şimdilik bu kadar.

Kaldığık otelin web sayfası: http://www.papillon.com.tr/hotels.asp?hotelID=2&hotel=PAPILLON-AYSCHA—Belek