Tag Archives: Blue Jean

Headbang ve Plak Mecmuası

headbangGeçen senenin son aylarında yayımlanan çok önemli iki dergiden bahsedeceğim sevgili okur. Her ne kadar gecikmiş bir yazı olsa da, bahsedeceğim dergilerin formatı ve  yayım sürelerini göz önüne alırsak fazladan bir okuyucuyu bile kazanmak kar olacaktır.

Bahsedeceğim dergilerden ilki zaten yıllardır kesik kesik de olsa yayın hayatına devam eden baş tacı dergimiz Headbang. Blue Jean dergisinin eki olarak yayımlanan dergi, bir süre sonra kendi başına yayımlanmaya devam etti. İki ayda bir yayımlanan bu yepyeni pırıl pırıl formatı çok sevmiştik. Ancak son olarak 2016 yılı Ağustos sayısı yayımlandıktan sonra bir daha yayımlanmadı. Zaman zaman Çağlan Tekil derginin akıbetine ilişkin bilgiler veriyordu sosyal hesaplarından. Nihayet 2017 yılı Kasım ayında dergi yepyeni bir formatta, tam 160 sayfa, kuşe kağıt ve kitap formatında yayımlandı. Hatta öyle ki dergiye sayı verilmedi. Üzerinde yayım periyodu belirtilmedi. Başta D&R olmak üzere pek çok platform bu yeni formatın ne olduğunu anlayamamış olacak ki çizgi roman bölümünde okuyucuya sundular bu yeni formatı. Bookazine denilen bir format bu. Sürekli güncel kalabilecek nitelikte konuları, daha çok makale ve derleme türünde yazılmış. O açıdan çok kıymetli bir iş. Diğer yandan bağımsızlığını ilan eden bir dergi için çok daha özgür bir platform olmuş. Yıllar önce aynı ekibin yayımladığı “The Worst Of Laneth” isimli çalışma gibi bu da tam arşivlik bir iş olmuş. Çağlan Abi’nin ve arkadaşlarının ellerine sağlık. Karakarga Yayınları‘ndan çıkan dergi yakın zamanda 3. baskısını yaptı ve bu alanda bir rekor kırmış oldu. Halen internetteki kitap sitelerinde satışı devam ediyor. Okumaya devam et

2016 Yılımın Özeti

Kan, şiddet, göz yaşı ve umutsuzlukla dolu, lanet olası bir yılı geride bıraktık sevgili okur. Kutuplaşan bir toplum, vahşetin hızla normalleşme sürecine girip insanların haber dinlemekten sıkılıp TV8’e hatta yetmiyormuş gibi 8,5’a koştuğu, aşşağılık yalanların hayatları mahvettiği bir yıl bitti. İyi şeyler de oldu muhakkak. Ancak kötülük o kadar fazlaydı ki geriye baktığımda bir tutam saçtan ve eğrelti birkaç nottan başka bir şey kalmadı aklımda.

My Resort‘un her yıl yeni okuyucuları olduğundan bir kere daha bahsetmekten üşenmiyorum. Şu an okumakta olduğun “Yılımın Özeti” bu blogun geleneksel yazılarından birisi ve hatta en sevilenidir. Her yıl 31 Aralık tarihi, hem yılın son günü hem de benim meslek hayatımın yıl dönümüdür. Geride bıraktığımız 31 Aralıkla birlikte çalışma hayatımın 4. yılı da bitmiş oldu.

Şimdi blogun istatistikleriyle beraber bütün bir yıl boyunca buralarda, hayatımda neler olup bitmiş şöyle bir bakalım. Okumaya devam et

Head Bang Yeni Sayı: Best Of 2015

headbang00Ülkede süreli olarak yayımlanan ve en geniş dağıtım ağına sahip tek metal müzik dergisi Head Bang, 2016’nın ilk sayısında yine güzel bir içerikle karşımıza çıktı.

Derginin okuyucuları arasında yapılan anketler sonucunda 2015 yılının metal müzik adına “enleri” belirlenmiş. Hatırlıyorum, yılın albümü için Slayer‘ın Repentless albümüne oy vermiştim.

Yılın albümü olarak Iron Maiden‘ın The Book Of Souls seçilmiş. 10 albümün yer aldığı sıralamadan yalnızca dört tane albümü dinlemiştim geçen yıl: Iron Maiden – The Book Of Souls, Slayer – Repentless, Lamb Of GodVII: Sturm und Drang ve GhostMeloria. Diğer altı albümü hiç dinlemedim. Bu dördü içinde de en sevdiğim yine Slayer’ın Repentless albümü olmuştu. Meloria da çok iyiydi. Lamb of God’ın da Deftones’tan Chino Moreno ile yaptıkları Embers isimli parça kesinlikle favorimdi. Dinleyip çok ağlamışlığım vardı.

headbang02

Yılın şarkısı olarak Iron Maiden’ın 18 dakikalık Empire of the Clouds parçası seçilmiş. Iron Maiden olunca ıskalamamış metalci güruh 🙂 Yılın grubu da tabii ki Iron Maiden olmuş. Bence Slayer olmalıydı. Belki de en önemli iki elemanının eksikliğine rağmen (üstelik bunlardan biri öldü!) adamlar şahane bir albüm yaptılar. Evet, Iron Maiden da iyi bir albüm yaptı ama Slayer gibi bir sınav vermediler.

Yılın erkek vokali Bruce Dickinson oldu. Şaşırmadık ama Till Lindermann (Rammstein) ve Tom Araya‘yı da unutmayan metalcileri tebrik ediyorum. Yılın gitaristi olarak Adrian Smith (Iron Maiden) seçilmiş ama bence yanlış. Kerry King olmalıydı ve hatta Kerry King’dir o kesin. Iron Maiden’ın aday gösterildiği kategorilerden ödül kazanamadığı tek kategori yılın davulcusu kategorisi olmuş. Eh, burada birinciliği Megadeth’le yepyeni bir albüm kaydetmiş olan (hatta ben bu yazıyı yazarken de dinlediğim Dystopia albümü) Chris Adler‘a vermemek ayıp olurdu.

Yılın en iyi albüm kapakları sırasıyla Repentless ve Meloria olarak seçilmiş. Yılın olayı Bruce Dickinson’ın kanseri yenmesi ve yılın hayal kırıklığı ise Paris’te Bataclan konser salonuna yapılan terör saldırısı olarak  seçilmiş. Ancak dergi editörlerinin notuyla bir husus teyit edilmiş. O da, derginin kapağında da yer alan, Lemmy Kilmister‘ın hayatını kaybetmesi. Bu, kesinlikle yılın hayal kırıklığıydı. Tüm bu seçimler yalnızca isim ve resim konularak yapılmamış. Her seçimin altına bir de güzel özet bilgi bırakılmış.

Bu ay dergideki en dikkat çeken içerikler Ghost’tan bizzat Papa Emeritus III ile yapılan konser öncesi röportaj, Megadeth’in yeni albüm makalesi, elbette ki Lemmy Kilmister dosyası ve Hammer Müzik röportajıydı. Özellikle Hammer Müzik röportajı güzel haberlerle dolu olduğu için okuması epey keyifli oldu.

headbang03

Solda yayımlanan yeni kapak, sağda iptal edilen eski kapak

Bir süre önce yazdığım şu yazıda Blue Jean dergisinin yeni tasarımından bahsetmiştim. Bu yazıda, dikkatli okurlar Head Bang’in Ocak-Şubat 2016 sayısının kapağını da fark etmişlerdi yazının içerisinde kullandığım görsellerden. Ancak dergi o kapakla çıkmadı. Neden? Çünkü o kapak hazırlanıp reklam olarak Blue Jean’de yayımlandıktan sonra, Lemmy Kilmister öldü. Lemmy ölünce de haliyle Head Bang’in bunu görmezden gelmesi imkansızdı. Bir önceki Dave Mustaine’li kapaktan çok daha iyi bir kapakla, Lemmy’nin en karizma pozlarından birisiyle, yayımlandı yeni sayı.

Kısacası güzel bir sayı olmuş. Hazırlayanların ellerine emeklerine sağlık. Şunu da hemen ekleyeyim. Derginin içeriğinin yalnızca %30’undan bahsettim bu sayıda. Dergiyi aldığınızda göreceksiniz ki burada yazmadığım bir sürü grup ve konu var. Mesela küçücük de olsa, Sabhankra‘nın ilkbaharda yayımlayacağını müjdelediği yeni albümün müjdesi de verilmiş 🙂

Yepyeni Blue Jean

bluejean-kapakYıllar önce Blue Jean okurduk sevgili okur. Lisenin hazırlık sınıfıydı. O zamanlar Sivrihisar‘da internete bağlanmak, internete erişmek, aslında büyük şehirler haricinde tüm ülkede olduğu gibi, çok zordu. İlçedeki internet kafelerde internet yoktu, Counter Strike vardı sadece. Komşunun evinde çift çanak uydu anteni vardı. Onlara gittikçe Viva Polska ve MTV‘yi açardım kaçak göçek. Oradan görüp duyduğum gruplarla yetinmeye çalışırdım. Sonra ilçede haftada bir gün kurulan pazarda korsan cd satan elemanlara gidip gelmeye başladım. Böylece yabancı grupları tanıma fırsatım oluyordu. Ama bu bahsettiğim kaynaklar yine de çok ciddi bir bilgi sağlamıyordu bana. Okulda benden iki üst sınıfta Onur isminde bir arkadaşla tanışmıştım. Bu arkadaş bana “Blue Jean” isimli bir dergiden bahsetti. Düşün, o zaman dergiyi Sivrihisar’da satan bir tane gazete bayi var. O da her ay iki üç tane getirirdi. Muhtemelen birini Onur alırdı. Bir diğerini kim alırdı bilmiyorum, sonuncuyu hep ben alırdım 🙂 Daha sonra Eskişehir’e taşındık. Ben yepyeni bir ortamda buldum kendimi. Blue Jean’i de üniversite yıllarıma kadar aralıksız takip ettim. Geçen bu yıllar içerisinde benim dinlediklerim giderek sertleşmeye, derginin içeriği ise giderek yumuşamaya başlamıştı.

Bu yumuşama, belki de yıllar geçtikçe türeyen pamuk şekeri gruplar, şarkıcıların yüzündendi. Blue Jean üzerine basa basa söylüyordu, biz herhangi bir tarzın değil, tüm müzik tarzlarının dergisiyiz diye. Dergi giderek pembeleşti pembeleşti ve ben artık dergiyi almayı bıraktım.

blue01Yıllar sonra benim gibi sitem eden tüm eski Blue Jean okuyucularını sevindirecek bir haber geldi: Blue Jean, içeriğinde sadece rock ve  metal müzik olan yepyeni bir ekle piyasaya çıkacaktı artık. Head Bang isimli bu ek, bir süre Blue Jean’le birlikte yayımlandı. Aradan yine zaman geçti ve bir gün Head Bang’in artık Blue Jean’den bağımsız olarak yayımlanacağını öğrendik.

Bu blogda bağımsız Head Bang sayılarının tamamıyla ilgili yazılar okudun vakti zamanında. İşte bugün de yine güzel ve gecikmiş bir haberle karşındayım sevgili okur.

Blue Jean artık yenilendi! Ocak 2016’dan itibaren dergi, hem içerik, hem boyut olarak çok ciddi bir değişikliğe gitmiş. Son zamanlarda raflarda çoğalmaya başlayan, garip adlara sahip aylık kültür edebiyat dergileri dikkatini çekmiştir muhakkak. Kafa, Kafka Okur, Ot, Fil gibi adlara sahip bu dergiler, karikatür dergisi okumayı marjinallik sanan sikik tayfaya güzel bir alternatif oldular dopdolu içerikleriyle.

blue04İşte Blue Jean’in de yeni tasarımı ve içeriğini oluştururken, bir nebze de olsa bu dergilerden yararlandığını düşünüyorum. Hem içerik, hem boyut bakımından giderek küçülen bir derginin geriye dönüşü ancak böylesine kocaman ve dopdolu olabilirdi! 70 sayfalık bu ilk geri dönüş sayısının konsepti tabiki Star Wars olmuş. Ancak dergide sadece Star Wars değil, diğer pek çok farklı konuda da muhteşem yazılar yer alıyor. 70 sayfada tam 36 yazarın emeği var. İlüstrasyonlar çok çok başarılı olmuş.

Dergide en sevdiğim yazı, Elif Key‘in “Hayaller Rihanna” isimli yazısı oldu. Bu tam da benim birkaç hafta önce İlkan Abi, Gizem ve Zekiye Hanım‘la Bursa’ya giderken arabada konuştuğumuz konudan bahsediyordu: O Ses Türkiye‘deki samimiyetsizlikten. İçeriğinden bahsetmeyeyim ki merak edip dergiyi alın.

Dergi bu sayısında konsept olarak, bu zamana kadar Star Wars hakkında okuduğum en kapsamlı “süreli yayın”. Bunda hiç şüphe yok. Bir sonraki sayıda konsept ne olacak ve yine yazarların yarısından çoğu bu konuda neler yazacak merak ediyorum.

blue03Dergide çok merak ettiğim bir diğer yazı ise Paris’teki Bataclan katliamından sağ kurtulanlar arasındaki tek Türk’ün başına gelenleri anlattığı yazı oldu.

Yeni Blue Jean’de müzik bolca var, sinema var, edebiyat var, eleştiri var, bilgisayar oyunları var, mekan tavsiyesi var… Muhakkak size göre bir içerik var yani. Derginin sevindiren güzel bir yanı Çağlan Tekil‘in blue05hazırladığı Plak köşesi. Bu arada unutmadan dergide yazar olarak yer alan ve ilgimi çeken bazı isimleri yazayım: Çağlan Tekil, Doğu Yücel, Çizenbayan, Feridun Düzağaç, Elif Key, Tuna Kiremitçi, Yekta Kopan, Ahmet San, Kutlukhan Kutlu, Genç Osman Yavaş ve Güven Erkin Erkal.

Blue Jean, bu yepyeni içeriğiyle kesinlikle beni mest etti. Emeği geçen tüm yazarlara bir kere daha teşekkür ederim bir okuyucu olarak. Aylık olarak takip ettiğim dergilere bir yenisini eklemekten mutluluk duyuyorum 🙂

blue02

Soul Sacrifice – Carpe Mortem

İstanbullu Soul Sacrifice‘ın uzun süredir beklenen albümüydü Carpe Mortem. Bir kaç ay önce piyasaya Ada Müzik‘ten çıktı ve takip edebildiğim kadarıyla da güzel satıyor. Zira dediğim gibi beklenen bir albümdü. Grubun bir önceki albümünü 2005 yılında çıkardığını düşünecek olursak 7 yıllık bir süre epey uzun bir süre oldu. Albüm öncesinde grup tarafından yayınlanan parçalar da vasatın çok çok üstünde, beklentileri artırıcı yöndeydiler.

Hiç tanımayanlar için grubun kadrosundan da bahsedeyim. Grubun vokali ve bas gitaristi Özgür ÖZKAN‘ı özellikle Murder King‘ten tanıyoruz. Kendisi aynı zamanda Hayko Cepkin ile de sahne alıyor. Gitaristler aynı zamanda grubun en eski üyeleri de olan Maksim KIRIKOĞLU ve Feyzi OCAK ikilisi. Davulda ise yine pek çok farklı isim ve projeden tanıdığımız Onur AKÇA yer alıyor.

Albümü birkaç hafta önce aldım. Şimdi de elimden geldiğince sizler için değerlendirme çaışacağım. Ayrıca birkaç arkadaşımın da albüme yönelik görüşlerini sizlerle paylaşacağım.

Albüm Ağıt isimli parça ile başlıyor. Bu parça enstrümental bir parça. Arka planda ezan sesleri ile mikslenmiş. Çok uzun süre önce Ezanlı Metal diye bir yazı yazmıştım. Galiba bu parçayı da o listeye dahil ediyorum. Parça sonuna doğru bir sonraki parça Bullet Proof başlıyor, hemen ardarda mikslendiği için geçişi farketmiyorsunuz. Bullet Proof, birazdan albümün tamamına hakim olacak bir girişle başlıyor. Parça iyi bir melodik death metal parçası bana göre. Özgür Özkan türü vokal hakkında fikir sahibi olmak için bu parça dinlenebilir. Zira clean ve brutal vokal yine iç içe serpiştirilmiş. Parçanın sonuna doğru klavye ile desteklenen bir kısım başlıyor ve davamında da çok gaz bir kısım başlıyor ki parçanın kalitesi burada anlaşılıyor.

Bir sonraki parça belki de albümün şu an için en çok konuşulan parçası: Comatose. Klibi olsun, akıllara ziyan girişi olsun ve özellikle özellikle 22. saniyeden itibaren başlayan ve çok da alışık olmadığımız o efektli melodisi olsun toptan 10 numara bir parça bana göre. Vokalleri yine çok çok iyi. Bu parçada yeri gelmişken belirteyim albümün kayıt kalitesi de çok iyi olmuş. Bu kalitede şüphesiz ki mastering ve miksajı yapan İsveç Unisound‘dan Dan Swanö‘nün payı çok büyük. Comatose başladığı gibi gaz bitiyor. Konserlerde bu parça nasıl olur, diye kendime sormadan edemiyorum ben de.

O.L.B. albümdeki 4. parça sevgili okurlar. Şimdi nedir bu, neyin kısaltmasıdır diye soranlarınız olabilir. Şarkı sözlerinden çıkarabildiğim kadarıyla One Lost Breath‘in kısaltması olma ihtimali çok yüksek. Parça nakarata yakışacak bir solo/melodi ile başlıyor. Sonrasında albümün tamamında şahit olacağımız bir akış ile devam ediyor: Brutal sonrası clean vokal atakları, gitarlardaki melodik riffler falan… Genel olarak ortalama bir parça olduğunu söyleyebilirim.

Vee hemen ardından albümdeki favori parçam Keşke başlıyor. Albümdeki bonus track Çocuk Bahçesi‘ni saymazsak tek Türkçe parça. Maksim tarafından yapılmış bu parça. Sözleri kime yazdın diye sorduğumda aldığım cevap “Aklına kim geliyorsa ona yazdım.” oldu. Parça albümdeki en güzel melodilerden birisi ile başlıyor. Hemen ardından Özgür Özkan’ın enfes vokali başlıyor. Nakarata geldiğimizde ardımıza yaslanıp başımızı avuçlarımızın arasına alıyoruz.

“Keşke diyorum, bir sen olsaydın yanımda, keşke diyorum bir tek sen… “

Albümde davullarını en beğendiğim ikinci parça Keşke oldu. Parça ara atakları ve soloları ile daha ilk dinlemede yakalıyor insanı. Özellikle 3. dakikanın başında vokalin aynı nakaratı farklı bir tondan girmesi ve parçayı haykırarak bitirmesi yolda yürürken koşma isteğine kapılmanıza sebep oluyor.

Bir sonraki parça Pentagram‘ın Trail Blazer albümünde yer alan ve 1993 yılında Siirt’te şehit düşen, grubun gitaristi Ümit Yılbar için yazılan Fly Forever isimli parça. Ülke gündemimizin de bu aralar şehit haberleri ile dopdolu olmasına bir tepki göstermek için mi, nedendir bilmiyorum, grup bu şarkıyı coverlamayı tercih etmiş. Böylelikle kahramanlarımızı hatırlamamamızı sağlamış. Parçanın başında duyduğumuz Demir Demirkan‘ın efsane solusu ve parça esnasında sürekli duyduğumuz sololar yok. Ogün Sanlısoy‘un o sakin vokali de yok. Ancak onun yerine çok daha sert bir giriş, çok daha yırtıcı bir vokal var. Orjinal parçadaki nakarat melodisi bu cover düzenlemesinde ana melodi olarak kullanılmış. Davullar gayet iyi olmuş. Albümdeki diğer parçalara nazaran daha uzun bir solosu var bu parçanın.

Killing For Society, albümün diğer önemli parçalarından birisi olup İzmir’den dostum Serkan‘ın da favori parçası. Killing For Society bir konser parçası sevgili okur. Nakaratlardaki davullar bunu ispatlıyor 🙂 Parçanın sonuna doğru, solodan önce neden bilmiyorum, sevemediğim bir kısım var. Parçanın tek kötü yanı bence bu kısım zaten.

Killing For Society’den sonra yine albümdeki en favori parçalarımdan birisi , Torture My Soul başlıyor. Klavye ile desteklenen altyapısı daha parçanın başında dikkati çekiyor. Özellikle klavye ile beslenen nakarat kısımlarındaki vokaller için cidden Özgür Özkan’ı tebriketmek lazım. Parçanın klavye altyapısı da Maksim tarafından hazırlanmış. Albümde davullarını en beğendiğim parça bu oldu. Alışıldığın dışında bir kısım başlıyor tam 2.30’da. İşte o kısımdan sonra parçada solo başlıyor. Solo diğer parçalara göre nispeten daha kısa olmuş. Paragrafın başında belirttiğim üzere albümün en favori, öne çıkan parçalarından birisi bu parça. Harika bir şekilde de bitiyor: Torture My Soooull!

Albüme adını veren Carpe Mortem, albümün 9. parçası. Albümde Ağıt’tan sonraki ikinci enstrümental parça üstelik. Carpe Mortem’i “Ölümün Tadını Çıkarmak” diye çevirebiliriz belki kelime anlamı olarak. Albümdeki iki enstrümental parçada da klavyeleri Özgür Özkan hazırlamış. Yaklaşık iki buçuk dakikalık süresine rağmen öyle çok iddialı bir parça olmamış bana göre. Albüme adını veren parça olmasına da şaşırdım ayrıca. Ancak hemen ardından başlayan Sarcastic Existence gayet sert bir biçimde geliyor kulaklarımıza. Diğer parçalardan farklı olarak clean bir vokalle başlayıp devam ediyor. Ağırlıklı olarak da clean vokal kullanılmış. 2. dakikanın sonuna doğru gayet hüzünlü bir keman taksimi başlıyor, ve bir darbuka eşlik ediyor. Albümde alternatif enstrüman kullanılan tek parça da bu zaten. Yeri gelmişken yazayım Keman Ömer Birol, Darbuka Samuel Serkek tarafından çalınmış. Hatta yine yeri gelmişken Özgür Özkan’ın düzenlemelerini yaptığı parçalar haricinde albümdeki klavyelerin tamamını, yer yer Maksim’le birlikte, Utku Okutan düzenlemiş, çalmış.

Exile, albümün son parçası. Hızlı bir riff ile başlayıp, klavyenin çok belirgin olduğu bir akışla devam ediyor. Nakarat kısmı epey gaz olmuş bu parçanın da. Parça girişinde duyduğumuz melodi, yine aralara serpiştirilmiş. Açıkçası benim çok dikkatimi çeken bir parça olmadı bu. Beş buçuk dakikalık süresi ile de albümün en uzun parçası bu arada.

Albümün bonus track’i ise 2005’te yayınlandığı zaman epey dikkat çeken Stranded Hate albümünün hit parçası Çocuk Bahçesi‘nin Extended Versiyonu. Parçanın özellikle yeni kaydedilen vokalleri gayet mükemmel olmuş. Bu parçayı yıllar önce Blue Jean dergisinin verdiği bir CD’de keşfetmiştim. O zaman daha lisedeydim. Şimdi bu yeni halini dinliyorum ve parçanın orjinal güzelliğini bozmadıkları için gruba teşekkür ediyorum.

Şimdi bir kez daha albümün parça listesine bakalım:

1. Ağıt (Enst.)
2. Bullet prof
3. Comatose
4. O.L.B.
5. Keşke
6. Fly Forever (Pentagram Cover)
7. Killing For Society
8. Torture My Soul
9. Carpe Mortem (Enst.)
10. Sarcastic Existence
11. Exile
12. Çocuk Bahçesi (Extended Cut, Bonus Track)

At The Gates tişörtü ile Maksim, bir kez daha gönlümüzü kazanıyor.

Albümün mastering ve miksajları UniSound stüdyolarında, İsveç’te Dan Swanö tarafından yapılmış yukarıda da belirttiğim üzere. Davullar Bomonti Music‘te Hasan Umut Önder tarafından kaydedilmiş. Gitarlar Jingle Jungle‘da Arın Baykurt tarafından kaydedilmiş. Vokaller Onur Akça tarafından Z17‘de kaydedilmiş. Grubun fotoğrafı Okan Bayülgen tarafından çekilmiş. Kapak tasarımı ise Hakan Işık‘a ait. O.L.B., Keşke, Torture My Soul ve Sarcastic Existence parçalarının sözlerini Maksim yazmış. Diğer tüm parçaların sözleri de Özgür Özkan’a ait.

Albümden çıkan ilk klip İsveç’li yönetmen Daniel Larsson tarafından Comatose parçasına çekildi. Klipteki performans sahneleri Dorock Bar‘da, diğer sahneler ise bir belediye garajında çekilmiş. Klip şu an Youtube’da bir tanesi Müyap profili olmak üzere 5 farklı profilden yüksek kalitede izlenebiliyor. Albümden çıkacak ikinci video ise Comatose’la eş zamanlı olarak Exile parçasına çekildi. Muhtemelen bu sonbaharda o klibi de izleyeceğiz. (O klipte de grup bir havuz içerisinde olacakmış.)

Albümde yer alan tüm parçaların sözlerine ve albüm hakkında çeşitli bilgilere şu adresten ulaşabilirisniz. Aynı adresten albümü de dinleyebilirsiniz. Unutmadan ilave edeyim, ülkemizde albümün dağıtımını Ada Müzik yaparken, Dünya’da Massacre Records yapıyor. Albüm ülkemizde aşağı yukarı tüm büyük müzik marketlerde kolaylıkla bulunabiliyor. Ayrıca internetten de farklı sitelerden satın alınabiliyor. Bu sitelerin hepsine birden grubun web sayfası üzerinden ulaşabilirsiniz.

Tıklayınca büyüyor, dev gibi oluyor!

Grubun turne programı Head Bang Dergisi‘nin son sayısında yanda görünen haber ile verilmiş. 29 Ekim’de Eskirock Metal Fest. Vol V‘te biz de kendierini misafir edecek, albümdeki parçaları canlı olarak da dinleme fırsatı bulacağız. Grubun çok uzun bir süreden sonra Eskişehir’de ilk defa sahne alacağını da eklemiş olayım.

Şimdi albümü dinleyen birkaç dostumun da albümle ilgili görüşlerini sizlerle paylaşacağım. Böylelikle yazı bitmiş olacak. Grupla ilgili her türlü detayı, son gelişmeyi aşağıdaki sayfalar aracılığıyla takip edebilirsiniz.