Tag Archives: Çağlan Tekil

Head Bang 4’te Neler Var?

headbang4_1.jpgSıkış tepiş masamda oturmuş, belki de haftalar önce yazmam gereken bir yazıyı nihayet yazabilmenin mahcubiyetle karışık mutluluğunu yaşıyorum şu anda. Bir üst rafta duran, şu anda Türkiye’nin en eli yüzü düzgün metal müzik yayını olan Head Bang‘in dört sayısına ve hatta dördüncü son sayısına bakıyorum. Bu sayının diğer sayılara göre çok daha kalın olduğunu (220 sayfalık bir ansiklopedi) hemen en başta söyleyeyim. Çağlan Tekil ve arkadaşları, her geçen sayıda kaliteyi daha da yukarıya taşıyarak devam ediyorlar yola.

En kalın sayı olmasının yanında, ilk defa bir Türk Metal ikonunu kapağına taşıması bakımında da dördüncü sayı Head Bang’in en önemli sayısı oldu bana göre. Bookazine denilen formatta yayımlanan ancak en nihayetinde bir dergi olan Head Bang’in bu sayısında, kapakta Dr. Skull‘un maskotu kuru kafa Vehbi‘nin biraz “makyajlı” bir görüntüsü yer alıyor. Derginin de en iddialı röportajlarından birisi Dr. Skull’la yapılan röportaj şüphesiz. Çok büyük ihtimalle 2019 yılında yerli metal piyasamızdaki en büyük olay Dr. Skull’un yıllar sonra gelen birleşme haberi ve akabinde gelen konser oldu. Dr. Razor ismiyle sahne alan Razor’un müthiş performasına birkaç şarkıda Dr. Skull’un asıl elemanları da eşlik edince tarihi bir gece yaşanmıştı. Velhasıl, o geceye ve grubun en güncel durumuna ilişkin okuyabileceğiniz en kapsamlı röportaj bu sayıda yer alıyor.

headbang4_07 Okumaya devam et

Headbang – Maya – Doğaç Titiz ve Akın Bağcıoğlu

mag01Aslında geç kaldım yazmak için. Ama bu gecikme Plak Mecmuası‘nın da yeni sayısının yayımlanması yüzünden oldu. Headbang‘in 3. sayısının yayımlandığını görünce heyecana kapılıp siparişi verdim. Daha sonra bir de ne göreyim! Meğer Plak Mecmuası’nın da 4. sayısı yeni yayımlanmış. Mecmuayı da sipariş edeyim, ikisini birlikte yazarım diye düşündüm. Ancak erteleye erteleye yalan oldum. Bir de üzerine kredi kartımı iptal ettirmem durumu gelince, dedim ki iyice gecikmeden bu muazzam bookazine‘i, yani Headbang’in yeni sayısını muhakkak yaz.

Bu yeni sayının şimdiye kadar ki en başarılı kapakla çıktığını belirtmeme izin ver öncelikle. Bu sayıda Çağlan Tekil‘in, en sevdiği gruplardan olan Ghost yine kapakta en üstte yazılmış. Ghost, gerçekten metal midir yoksa rock mıdır, yoksa rock bile değil midir? Şu sıralar yerli yabancı tüm platformlarında ve özellikle Youtube’da bu tartışma yapılıyor. Dergideki Ghost’la ilgili olan yazıyı henüz okumadım. Ancak bana göre son albümüyle küllerinden doğan, yıllardır bir benzerini daha bulamadığım, Immortal‘la ilgili olan röportaj müthiş. Çok büyük ihtimalle Türkiye’de, grupla yapılmış en kapsamlı röportajlardan birini yapmış Zeynep Çolakoğlu. Kendisini birkaç yıl önce Eskişehir’deki bir etkinlikte tanımıştım. Hatta “Büyülü Sözlük” isimli bir de kitabı var ki çoğu zaman mitolojik kavramların anlamlarına bakmak için başvurduğum kapsamlı bir kaynak. Muhakkak kitaplığınızda olması gerekiyor.

mag02

Headbang, bu sayıda ilk defa diğer iki kapaktan farklı olarak mor renkte yayımlandı. Bir de kitap ayracı vermişler. Keşke bir sonraki sayılarında, ilk iki sayı için de birer ayraç hediye etseler. Bu tip nesneler, koleksiyon değeri olan nesneler zira. Yazı çok geciktiğinden bir de bookazine’in tamamını okumak için beklemedim. O yüzden içeriklere dair yorum yapamıyorum. Ancak bir sonraki Headbang yayımlanana kadar bu sayıyı da bitirmeden bırakmayacağım gibi geliyor.

mag03

maya.jpgAylar önce pasifagresif, Mabel Matiz‘in Maya isimli albümü için bir kritik yayımlandığında sitenin takipçileri arasında acayip bir tartışma çıktı. Yazar, bu tartışmaları önceden kestirebilmiş olacaktı ki albüm kritiği yazısında pek çok defa albüme neden kritik yazılması gerektiğini yinelemişti: Çünkü albüm çok kaliteliydi. Sen ne düşünüyorsun bilemem ama bana göre Mabel’in “Öyle Kolaysa” parçası, yılın en iyi pop şarkısı. Çok açık ve net. Benim tanıdığım pop müzik dinlemeyen, hatta gayet ekstrem türleri dinleyen pek çok kişi ve arkadaşlarım, müzisyenler bile parçanın kalitesi konusunda olumsuz bir eleştiri yapmadılar. Maya albümünden çıkan sırasıyla “Ya Bu İşler Ne?“, “Öyle Kolaysa”, “Sarmaşık” ve “A Canım” isimli parçaların her biri gerek sözleri, gerek altyapıları ve gerekse de başarılı klipleriyle bu yıl ülkemizin pop müzik piyasasına şüphesiz altın harflerle kazındılar.

Müzik arşivciliği yapmak çok zor bir olay sevgili okur. Sevdiğin, özellikle takip ettiğin sanatçıların, grupların albümlerini almak zaten farz iken, bir de o yıla, o türe damga mag06vurmuş, zamanla kalitesi anlaşılan albümleri de toparlamak gerekiyor. Örneğin Levent Yüksel‘in “Med Cezir” albümü. Albüm biriktiriyorum, müzik tarihine ilgiliyim diyen birinin arşivinde muhakkak olması gereken bir albümdür bence. Ya da Tarkan‘ın “Aacayipsin” albümü. Hiçbir zaman Tarkan dinleyicisi olmadım ancak bu albümün, pop müzik tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu kimse inkar edemez. İşte Mabel Matiz’in Maya albümü de böyle sevgili okur. Çok büyük ihtimalle Mabel Matiz’in kendisi bile bir daha böyle bir albüm yapamayacak. Ülkede de en azından üç dört sene böylesine her parçası hit olan bir albüm çıkmayacak. Albümün yalnızca müzikal başarısı da değil söz konusu olan. Tüm albümün kliplerinden, sözlerinden ve melodilerinden, Mabel’in sahne kıyafetlerine kadar bir tema, bir bütünlük taşıyor olmasından bahsediyoruz. Ellerine sağlık, Barış Manço ve Erkin Koray‘ın ülke müziğinde bir dönemi başlattığı “Anadolu” teması, bence hiç bu kadar iyi işlenmemişti bugüne kadar. Eh, Barış Abi ve Erkin Baba’nın ucundan kulağından aşırdığı ufak tefek melodileri hoş görüyoruz elbette. Mabel’in hayatının bir noktasından itibaren uğradığı ya da en azından bize yansıttığı o “ötekileştirilmeye çalışılmaktan, insanların hadsiz hesapsız acımasızlığından kaçışının muazzam bir manifestosu Maya. Ellerine sağlık.

mag05

Bu albümü de yayımlanan en klas versiyonuyla, Deluxe Edition Digipack ile satın aldım. Aslında plak formatında da bekliyordum ancak onun yayımlanmasına dair herhangi bir haber yok henüz. Digipack formatındaki albüm 2 CD’den oluşuyor. İlginçtir ki tüm hit parçalar ilk CD’de yer alıyor. Dört bölmeli digipack’te ortaki iki kısımda CD’ler, sağ ve sol ceplerde ise şarkı sözlerinin yer aldığı kitapçık ile arka yüzünde İngilizce şarkı sözlerinin yer aldığı Mabel Matiz posteri ve bir adet sticker yer alıyor. ŞArkı sözü çevirileri çok çok başarılı. “Öyle Kolaysa”nın çevirisini aşağıya ekledim. Kısacası, bu yılın bana göre en başarılı pop albümü buydu sevgili okur. Mabel, çıtayı öyle bir yere koydu ki şimdi kendisi bile düşünüyordur bunu nasıl aşabileceği diye 🙂

mag04

mag07

Aralık ayı, yıllardır Eskişehir’de gördüğüm en müzikal ay oldu diyebilirim. Daha geçen gün Cengiz Tural‘ın davul workshop‘ını yazmıştım hatırlarsan. Bundan çok kısa bir süre sonra da ülkenin en celebrity davulcularından olan Doğaç Titiz ile Akın Bağcıoğlu‘nun davul workshopları duyuruldu. Bu ikili, geçmişte de birlikte workshoplar yapmışlar. Bu açıdan Eskişehir’e gelmeleri, ikisini bir arada izlemek bakımından çok iyi oldu.

Etkinlik yaklaşık 45 dakikalık bir gecikmeyle başladı. Sahne çıktıklarında bu durum için özür dilediler. Mekan, çok eskiden Ermeni Kilisesi, daha sonraları Asri Sinema ve nihayet de Zübeyde Hanım Kültür Merkezi ismiyle kullanılan binaydaydı. Dolayısıyla kilise zamanından kalan kubbe yapısı, buradaki davul sahnesi için büyük bir sorun oluşturmuş. Davullardaki mikrofonları fark ettim. Kimileri normal, kimileri ise dinamikti. İlk olarak da bu hususu sordum. Ancak anlaşıldı ki kurulan mikrofonların hiçbiri çalışmıyordu. Yani duyduğumuz sesler doğrudan davulun ham ve tonlanmış sesleriydi. Belki sahneye çok yakın olduğumdan, çok leziz geldi bu sound bana. Ancak genel olarak değerlendirmek gerekirse, Cengiz Tural’ın workshop’ındaki altyapı ve ses düzeni çok çok daha iyiydi. Çünkü bu sıkıntıdan dolayı Titiz ve Bağcıoğlu ne yazık ki hiç parça çalamadılar. Çok isterdim.

mag09

Cengiz Tural, biraz daha kitaba bağlı bir müzisyendi. Ancak (en azından benim konuşmalarından çıkardığım kadarıyla) Doğaç Titiz ve özellikle de Akın Bağcıoğlu, biraz daha serbestler bu konuda. Her workshopta aynı soruları soran çocuk, bu workshopta da yine aynı soruları sordu. Orada davul metotlarıyla ilgili yaptıkları değerlendirmeleri çok beğendim.

mag08Cengiz Tural, metal ve rock müzik kökenli bir müzisyendi. Doğaç Titiz’i de hep öyle sanardım. Ancak değilmiş, hatta sevmiyormuş bile. Sahnede mevcut kapasitelerinin sadece %5’ine ihtiyaç duyduklarını söylediler. Pop müzikle ilgili söyledikleri ve yaptıkları tespit ise muazzamdı. Merak eden olursa mesaj atıp sorabilir. Bir de Doğaç Titiz’in, her gece sabahlara kadar Youtube’da davulcu videoları izlediğini öğrenmek beni şaşırttı doğrusu. Hala kendini yeterli görmeyip Dünya’daki diğer insanların neler yaptığını da sürekli araştırıyormuş. Helal olsun.

Teknik olarak bu workshop’ın bana en büyük faydası ghost note olayına dair fikir edinmemi ve estetik duruş/oturuş konusunda rehber olmasıydı. Gerçekten de Doğaç Titiz, ülkedeki en doğru ve ergonomik duruşa sahip. Bunu önceki workshopta Cengiz Tural söylemişti. Gerçekten hak verdim.

Her iki büyük müzisyene de saygı ve sevgiler. Geldikleri için teşekkürler.

Akın Bağcıoğlu’nun Instagram hesabından aldım

GÜNCELLEME: 26.12.2018. Yazıyı ilk yazdığımda en alta, workshop’ta kendi çektiğim bir videoyu, Doğaç Titiz’in performansından birkaç dakikayı koymuştum. Ancak aynı akşam, Doğaç Abi bir mesajla ulaşarak videoyu kaldırmamı rica etti. Zira kendisi de o akşam pek çok kamerayla çekmişti. Şimdi montajlanıyormuş hatta o videolar. Ben Youtube’a yüklediğim videoyu sildim. O da kendi instagram hesabından benim çektiğim videodan bir kısım yayımlamış sağ olsun. Aşağıya onu ekliyorum:

View this post on Instagram

Workshop mode on @pearl_drums #pearlmasterworks ✌️🥁 Özel davul dersi için dm atın #pearl davullarini @zuhalmuzik te bulabilirsiniz @evansdrumheads @a_tune_ears @promarkbydaddario @istanbulagop 🔥💥👍👏🥁@4cmusic @erhanbeyaz @pearl_drums @pearldrumseurope @@evansdrumheads @promarkbydaddario #playdrums @erhanbeyaz @istanbulagop #evans #speed #drums #drumset #drumsforlife #drumfill #drummerlife #drummeroftheday #drummerworld #drummerboy #drummerlife #drummer #stickcontrol #drumporn #drumset #druming #drumpractice @drumsdaily @drumcommunity #drummerlife #drummerworld #drumset #druming #drumpractice #stickcontrol @drumset.up @yaseminenginsoy #drumsolo #drumbreaks #drumfill #bateria #drumeo @professional_drummers #fastandfurious #fasthands #gospelchops #baterista #bateristas #drumsticks #speed #cymbals #musically @instagroove_ @drums_inc @drummersilike @drumsoutlet

A post shared by Dogac Titiz (@dogactitiz) on

Mecmua İşleri – Anket Sonucu

Bu yazıyı, rutin olarak takip ettiğim dergilerden bahsetmek için kaleme alıyorum. Gerçi bu dergilerin bir kısmına blogun çeşitli yazılarında bahsettim. Ancak şöyle derli toplu bir yazı yazmayalı epey zaman oldu.

Nisan ayında senden bir konuda yardım istemiştim sevgili okur. Şu yazımda bir de anket sunmuştum. “Kafa” ile “OT” dergileri arasında bir seçim yapmanı istemiştim. Anket sonuçları Kafa dergisi lehine çıktı. 8 okuyucu Kafa dergisini seçerken yalnızca 2 okur OT dergisini seçmiş. OT dergisi geçen ay ki sayısında, hiç yapmadıkları bir şeyi yaptı. Üstüne bir de bu sayılarında da İhsan Oktay Anar‘ı göremeyince, OT dergisi almayı bıraktım. Evet, artık OT dergisi almıyorum.

mecm01

Kafa, halen takip ettiğim en eski süreli yayın. Eskiden poster ve ayraç verirdi. Şimdilerde, son birkaç aydır, poster ve sticker veriyor. Dergi formatını, baskısını, tasarımını hiç değiştirmedi. Yazarları, pek çok diğerinde olduğu gibi, genellikle çok tanınan yazarlar, televizyon simaları ve popüler şahsiyetlerden oluşuyor. Dolayısıyla okuyacağınız içeriklerden pek çoğu aslında “öylesine” yazılmış yazılar. Ancak kapak konuları, özel dosyaları, grafik içerikleri bakımından gerçekten emsalsiz bir mecmua. Solcuymuş gibi yapıyor ancak hiç de öyle değil. Aylar önce çok lüks ve magazin programlarına bile konu olan bir törenle “yazar buluşması” yaptılar. Ben dergiyi seviyorum yalan yok, takip de ediyorum. Bir falsoları olmazsa, takip etmeye de devam edeceğim.

mecm09

45’lik Dergi, bu ay 5. sayısı yayımlanan mükemmel bir dergi. Bu dergi kimlere hitap ediyor? Müzikseverlere, sinemaseverlere, özellikle Yeşilçam hayranlarına, geçmişe özlem duyanlara, plak koleksiyoncularına ve arşivcilere. Plaklar konusunda çok fazla teknik bilgi içermiyor. Ancak kesinlikle birbirinden ilgi çekici başlıklara sahip. Bu yönüyle Kafa dergisinden çok daha iyi. Okumaya devam et

Headbang ve Plak Mecmuası

headbangGeçen senenin son aylarında yayımlanan çok önemli iki dergiden bahsedeceğim sevgili okur. Her ne kadar gecikmiş bir yazı olsa da, bahsedeceğim dergilerin formatı ve  yayım sürelerini göz önüne alırsak fazladan bir okuyucuyu bile kazanmak kar olacaktır.

Bahsedeceğim dergilerden ilki zaten yıllardır kesik kesik de olsa yayın hayatına devam eden baş tacı dergimiz Headbang. Blue Jean dergisinin eki olarak yayımlanan dergi, bir süre sonra kendi başına yayımlanmaya devam etti. İki ayda bir yayımlanan bu yepyeni pırıl pırıl formatı çok sevmiştik. Ancak son olarak 2016 yılı Ağustos sayısı yayımlandıktan sonra bir daha yayımlanmadı. Zaman zaman Çağlan Tekil derginin akıbetine ilişkin bilgiler veriyordu sosyal hesaplarından. Nihayet 2017 yılı Kasım ayında dergi yepyeni bir formatta, tam 160 sayfa, kuşe kağıt ve kitap formatında yayımlandı. Hatta öyle ki dergiye sayı verilmedi. Üzerinde yayım periyodu belirtilmedi. Başta D&R olmak üzere pek çok platform bu yeni formatın ne olduğunu anlayamamış olacak ki çizgi roman bölümünde okuyucuya sundular bu yeni formatı. Bookazine denilen bir format bu. Sürekli güncel kalabilecek nitelikte konuları, daha çok makale ve derleme türünde yazılmış. O açıdan çok kıymetli bir iş. Diğer yandan bağımsızlığını ilan eden bir dergi için çok daha özgür bir platform olmuş. Yıllar önce aynı ekibin yayımladığı “The Worst Of Laneth” isimli çalışma gibi bu da tam arşivlik bir iş olmuş. Çağlan Abi’nin ve arkadaşlarının ellerine sağlık. Karakarga Yayınları‘ndan çıkan dergi yakın zamanda 3. baskısını yaptı ve bu alanda bir rekor kırmış oldu. Halen internetteki kitap sitelerinde satışı devam ediyor. Okumaya devam et

Dark Tranquillity The Gallery Plağım!

darktranqPerşembe ve cuma günü yaptığım İstanbul seyahatindeki ganimetlerden en değerlisi Dark Tranquillity’nin The Gallery plağı oldu şüphesiz. Yazının taa en başında Çağlan Tekil‘e teşekkür ederim.

The Gallery, İsveç Death Metal efsanesi Dark Tranquillity’nin 1995 yılında (ben o zaman ilkokul 2’deydim, hayat bilgisi dersimiz vardı) çıkardığı ve İsveç Melodik Death Metali‘nin bugün en kült kabul edilen üç dört albümünden birisi olan bir albümdür. Albümü, elinde bulundurmak zaten death metal dinleyicisi için farzdır. Hele ki plağını bulabilmek ise çok başka bir ayrıcalıktır. İşte bu ayrıcalığa, Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘ndan ulaştığım Çağlan Tekil sayesinde eriştim. Çağlan Tekil’in adını Google’a yazınca karşısınıza Blue Jean ve Head Bang dergileri çıkacaktır. Böylesi güvenilir bir satıcı çok komik bir fiyata bu plağı satılığa çıkardığında gördüğüm saniye mesaj attım kendisine. Cevap olarak, benden de önce davranıp ayırtan biri olduğunu söyleyince Çağlan Abi, epey bir hayal kırıklığına uğradım.

Güzel haberin gelmesi için iki gün daha bekledim ve İstanbul’a gideceğim günün öncesinde Çağlan Abi güzel haberi verdi. Plak onu almam için Taksim‘de beni bekliyordu. Perşembe akşamı, İstanbul’a ulaşıp otele yerleştikten sonra ürkünç bir macera atlatıp Taksim’e ulaştım. Cihan‘la ve Serhat‘la buluştum. Gidip heyecanla The Gallery’i aldım. Sonra bir pasajın derinliklerine  daldık. Burada plak, pikap ve müzik üzerine özlediğim bir muhabbet döndü.

gal03

gal02Biraz da The Gallery’den bahsedeyim. En sevdiğim formatta, açılır kapak yani gatefold olarak basılmış. Çift plak ve özel üretim kum rengi. Plaklardan birisinda A ve B yüz olarak The Gallery basılmış. Diğer plakta ise, hayatımda ilk defa gördüm, tek yüz basım halinde albüm bonusu olarak cover parçalar yer alıyor. Diğer yüzünde albümün logosu basılmış. Muhteşem bir görsellik  ne yalan söyleyeyim.

gal04

Fark ettiğim tek sıkıtı, galiba üretildiği malzemeden olsa gerek, parçalarda dip cızırtısı hissedilir seviyede. Ancak, elimdeki diğer plaklarla kontrol ettim, plağın kalınlığı da fazla. 180 gr.dan daha ağır gibi.

Albümün parça listesi şu şekilde:

A1 – Punish My Heaven
A2 – Silence, And The Firmament Withdrew
A3 – Edenspring
A4 – The Dividing Line
A5 – The Gallery
A6 – The One Brooding Warning
B1 – Midway Through Infinity
B2 – Lethe
B3 – The Emptiness From Which I Fed
B4 – Mine Is The Grandeur…
B5 – …Of Melancholy Burning
C1 – Bringer Of Torture (Kreator Cover-Version)
C2 – Sacred Reich (Sacred Reich Cover-Version)
C3 – My Friend Of Misery (Metallica Cover-Version)
C4 – Lady In Black (Mercyful Cover-Version)
C5 – 22, Accacia Avenue (Iron Maiden Cover-Version)

Yani ikinci plak, tamamen bonus bir plak olmuş. Baskısı, malzemesi, açılır kapağı ve her şeyiyle mükemmel bir ürün. Yukarıdaki fotoğraftaki mutluluğum bu yüzden 🙂 Bir de, senin için klişe olacağından, sormaya cesaret edemediğin parçayı kaydettim sevgili okur.

gal01

Bu üçlüye ilave edilecek bir albüm daha kaldı. Çok yakında…

Yepyeni Blue Jean

bluejean-kapakYıllar önce Blue Jean okurduk sevgili okur. Lisenin hazırlık sınıfıydı. O zamanlar Sivrihisar‘da internete bağlanmak, internete erişmek, aslında büyük şehirler haricinde tüm ülkede olduğu gibi, çok zordu. İlçedeki internet kafelerde internet yoktu, Counter Strike vardı sadece. Komşunun evinde çift çanak uydu anteni vardı. Onlara gittikçe Viva Polska ve MTV‘yi açardım kaçak göçek. Oradan görüp duyduğum gruplarla yetinmeye çalışırdım. Sonra ilçede haftada bir gün kurulan pazarda korsan cd satan elemanlara gidip gelmeye başladım. Böylece yabancı grupları tanıma fırsatım oluyordu. Ama bu bahsettiğim kaynaklar yine de çok ciddi bir bilgi sağlamıyordu bana. Okulda benden iki üst sınıfta Onur isminde bir arkadaşla tanışmıştım. Bu arkadaş bana “Blue Jean” isimli bir dergiden bahsetti. Düşün, o zaman dergiyi Sivrihisar’da satan bir tane gazete bayi var. O da her ay iki üç tane getirirdi. Muhtemelen birini Onur alırdı. Bir diğerini kim alırdı bilmiyorum, sonuncuyu hep ben alırdım 🙂 Daha sonra Eskişehir’e taşındık. Ben yepyeni bir ortamda buldum kendimi. Blue Jean’i de üniversite yıllarıma kadar aralıksız takip ettim. Geçen bu yıllar içerisinde benim dinlediklerim giderek sertleşmeye, derginin içeriği ise giderek yumuşamaya başlamıştı.

Bu yumuşama, belki de yıllar geçtikçe türeyen pamuk şekeri gruplar, şarkıcıların yüzündendi. Blue Jean üzerine basa basa söylüyordu, biz herhangi bir tarzın değil, tüm müzik tarzlarının dergisiyiz diye. Dergi giderek pembeleşti pembeleşti ve ben artık dergiyi almayı bıraktım.

blue01Yıllar sonra benim gibi sitem eden tüm eski Blue Jean okuyucularını sevindirecek bir haber geldi: Blue Jean, içeriğinde sadece rock ve  metal müzik olan yepyeni bir ekle piyasaya çıkacaktı artık. Head Bang isimli bu ek, bir süre Blue Jean’le birlikte yayımlandı. Aradan yine zaman geçti ve bir gün Head Bang’in artık Blue Jean’den bağımsız olarak yayımlanacağını öğrendik.

Bu blogda bağımsız Head Bang sayılarının tamamıyla ilgili yazılar okudun vakti zamanında. İşte bugün de yine güzel ve gecikmiş bir haberle karşındayım sevgili okur.

Blue Jean artık yenilendi! Ocak 2016’dan itibaren dergi, hem içerik, hem boyut olarak çok ciddi bir değişikliğe gitmiş. Son zamanlarda raflarda çoğalmaya başlayan, garip adlara sahip aylık kültür edebiyat dergileri dikkatini çekmiştir muhakkak. Kafa, Kafka Okur, Ot, Fil gibi adlara sahip bu dergiler, karikatür dergisi okumayı marjinallik sanan sikik tayfaya güzel bir alternatif oldular dopdolu içerikleriyle.

blue04İşte Blue Jean’in de yeni tasarımı ve içeriğini oluştururken, bir nebze de olsa bu dergilerden yararlandığını düşünüyorum. Hem içerik, hem boyut bakımından giderek küçülen bir derginin geriye dönüşü ancak böylesine kocaman ve dopdolu olabilirdi! 70 sayfalık bu ilk geri dönüş sayısının konsepti tabiki Star Wars olmuş. Ancak dergide sadece Star Wars değil, diğer pek çok farklı konuda da muhteşem yazılar yer alıyor. 70 sayfada tam 36 yazarın emeği var. İlüstrasyonlar çok çok başarılı olmuş.

Dergide en sevdiğim yazı, Elif Key‘in “Hayaller Rihanna” isimli yazısı oldu. Bu tam da benim birkaç hafta önce İlkan Abi, Gizem ve Zekiye Hanım‘la Bursa’ya giderken arabada konuştuğumuz konudan bahsediyordu: O Ses Türkiye‘deki samimiyetsizlikten. İçeriğinden bahsetmeyeyim ki merak edip dergiyi alın.

Dergi bu sayısında konsept olarak, bu zamana kadar Star Wars hakkında okuduğum en kapsamlı “süreli yayın”. Bunda hiç şüphe yok. Bir sonraki sayıda konsept ne olacak ve yine yazarların yarısından çoğu bu konuda neler yazacak merak ediyorum.

blue03Dergide çok merak ettiğim bir diğer yazı ise Paris’teki Bataclan katliamından sağ kurtulanlar arasındaki tek Türk’ün başına gelenleri anlattığı yazı oldu.

Yeni Blue Jean’de müzik bolca var, sinema var, edebiyat var, eleştiri var, bilgisayar oyunları var, mekan tavsiyesi var… Muhakkak size göre bir içerik var yani. Derginin sevindiren güzel bir yanı Çağlan Tekil‘in blue05hazırladığı Plak köşesi. Bu arada unutmadan dergide yazar olarak yer alan ve ilgimi çeken bazı isimleri yazayım: Çağlan Tekil, Doğu Yücel, Çizenbayan, Feridun Düzağaç, Elif Key, Tuna Kiremitçi, Yekta Kopan, Ahmet San, Kutlukhan Kutlu, Genç Osman Yavaş ve Güven Erkin Erkal.

Blue Jean, bu yepyeni içeriğiyle kesinlikle beni mest etti. Emeği geçen tüm yazarlara bir kere daha teşekkür ederim bir okuyucu olarak. Aylık olarak takip ettiğim dergilere bir yenisini eklemekten mutluluk duyuyorum 🙂

blue02

The Worst Of Laneth!

Tahminen ben yeni yeni kendimi bilmeye başlamışken, İzmir‘den Tunceli‘ye taşındığımız sene, 1991’de bir grup metal müziksever abimiz Türkiye’nin ilk fanzinlerinden olan, fotokopi ile çoğaltılan Laneth‘i İstanbul’da çıkarmaya başlıyorlar. Metal müzik dinleyen herkesin en azından bir röportajın altında ismini okuması muhtemel olan Çağlan Tekil ve arkadaşlarının yaklaşık 4 sene süren bir fanzine macerasının adı olmuş o yıllarda Laneth. 35 kopyalık ilk sayıları ile başlamışlar, son sayıları ise yaklaşık 3000 adet basılmış. Öyle büyümüşler, dikkat çekmişler yani.

Bu derginin, yıllar sonra bir toplama baskısı daha çıktı. Sanılanın aksine The Best Of olarak değil, The Worst Of olarak basıldı bu sayı. Zira derginin de sloganı buydu: Dünya’nın en kötü dergisi! Ülkemizin en marjinal yayınevlerinden 6:45 Yayınevi, özel bir koleksiyon baskısıyla sınırlı sayıda, 1000 adet bastı. Çocukluk zamanlarımızda çıkmış bu dergiyi okuyabilmem elbette mümkün değildi, ben de en azından bu özel koleksiyon sayısını alayım dedim ve geçen gün bir tane sipariş ettim. Artık 0507 numaralı kopya benimdir.

Derginin içeriğinde neler var neler. Bugün Kral TV‘de izlediğimiz adamların o zamanlar ülkemiz metal piyasasında nasıl varolduklarını okudum. Yazarların gayet açıkça millete soktukları lafları, bir konser yorumunda bir gruba giydirdikleri yorumları okurken kahkahalar attım. O zamanın gençliğinin bir dergiye yazıp yolladıkları komik mektupları okudum, ilginç ve dönemim yaratıcılığıyla bezeli takma isimlerine güldüm. Dikkatimi çeken en ilginç ropörtajlardan birisi de Witchtrap‘in ropörtajı oldu. Beyza Yazıcıoğlu yapmış röportajı ve soruyor, o zaman ki Witchtrap kurucu üyesi Tarkan Gürol‘a (şimdi ki Art Niyet):

Gerçek anlamda satanist misiniz?

TARKAN: Çağlayan ve ben evet.

(…)

Sen satanizmin gereklerini yerine getiriyor musun? Mesela satanist gruplar röportaj vermez…

TARKAN: O işin şov kısmı. Satanizm o kadar katı değil. Allah’ın saçma buyruklarına karşı çıkan alternatif bir din…

Koleksiyon sayısı olmasının yanında, baskının en güzel yanı yazıların ve içeriğin o günkü içerikten bire bir alınarak, sansürsüz ve aynı dizgi kalitesiyle basılmış olması. 84 sayfalık bir yolculuk, aslında Türk Metal Tarihi’nin ve metal müzik yayıncılığının da temel taşlarını gösteriyor bize. Bu fanzine’in yayıncıları daha sonra Blue Jean başta olmak üzere pek çok farklı dergi ve basın organında çalışmaya başlayacaklar ve ülkemizin bu konudaki yayıncılık tarihine yön vereceklerdi.

Bence bu müziğe ilgi duyan herkesin alıp okuması, arşivlemesi gereken kıymetli bir çalışma olmuş. 6:45 yayınlarından çıkması ayrı bir marjinal hava katmış ama alıp okuyunca biraz da “Yazıyorum, öyleyse hükmediyorum” tribinde olan o zaman gençlerinin bol küfürlü, bol komik yazılarıyla o marjinallik yerini samimiyete bırakıyor. Çağlan Tekil’in kaleme aldığı tanıtım yazısı ile ben de yazımı bitiriyorum:

The Worst Of Laneth’i sadece ismine bakarak merak edip alan, “Laneth” hakkında en ufak bir fikri olmayanlar için özet geçelim; Laneth, 1991-1994 yılları arasında çıkardığımız, kimileri için mastürbasyon, bizler için de mastürbasyon olan bir dergiydi. İçeriğinde sevdiğimiz müziklere (ağırlıklı olarak metal) ve hayata dair düşündüklerimizi paylaştık. Kimilerine göreyse sıradan bir fanzindi. Kayıtlara Mondo Trasho ile beraber (İkisinin de ilk sayısı Mayıs 1991’de yayımlandı.) “Türkiye’nin ilk fanzini” olarak geçti. (Herhangi bir ödül vermiyorlar.) Laneth’in ilk sayısı çıktığında hiçbirimizin “fanzin” kelimesinden haberi yoktu, sonradan öğrendik. İlk üç sayı racona uygun şekilde fotokopiydi, sonra işler büyüdü, ofset oldu, kapak renklendi filan. Daktiloyla başladık, ardından Amiga 500’e geçtik, elektronik daktiloyla bitirdik. Laneth, yayında kaldığı süre boyunca yasallaşmadı, kaçak basıldı ve dağıtıldı.”Çağlan TekilBu özel baskı adından da anlaşılacağı üzere en iyi sayfaların seçkisiyle ortaya çıkmış kutlu bir hediye! Sınırlı sayıda (numaralandırılmış) tek baskı!