Tag Archives: Caner

Harry Potter Özel Kutulu Set

hpbox02Aykut‘la aynı enstrümana gönül vermemizin yanı sıra, ortak özelliklerimizden bir tanesi de şüphesiz Harry Potter evreni. İlk kitabın Türkçe’ye çevrildiği yıldan beri (ki onu da Ahmet‘in sayesinde okuyabilmiştim) Harry Potter evrenine olan ilgim ve sevgim hiç azalmadı.

Zamanla birer ikişer tüm seriyi ve hatta diğer bonus kitapları da topladım. Bu durumda elbette koleksiyoncu olmanın da bir payı var. Ancak her zaman olan şey yine oldu ve yayıncı firma tutup özel bir kutulu set üretti. İkinci jenerasyon baskıların tamamını bu özel kutuyla birlikte piyasaya sürdü. Bu elbetteki büyük bir haksızlık. Yani kitapları tek tek alanlar yine kaybetmiş oldu.

Ancak tam da bu zamanlarda ortaya çıkan bir kahraman her zaman oluyor. Tolkien Mirası serisinde Caner‘in üstlendiği bu kahramanlığı, bu sefer de Aykut yaptı. Doğum hediyesi olarak gelen kutuyla birlikte benim eve geldi.

hpbox05

hpbox03

Toplamda beş yüzeyi olan basit bir kutu aslında. Her bir yüzeyi tarattıktan sonra bire bir ölçülerle Photoshop’ta hazırladım. Daha sonra da folyoya bastırıp mukavvaya sıvadım. En nihayetinde ta daa! Set hazır.

hpbox01

Şimdi burada dikkat ederseniz benim elimdeki kitaplardan dördüncü ve beşinci kitaplar ilk jenerasyon, şömizli baskılar. Bu baskılar, ikinci jenerasyon sadece kapak baskılı olanlara göre daha ince olduğu için kutunun içerisine hiç sevmediğim zorlama sekizinci kitap da sığdı. Ancak muhtemelen dördüncü  ve beşinci kitapların yeni baskıları da temin edilince kutuyu tamamen doldurmuş olacağım.

hpbox04

İlham verdiği için Menekşe‘ye, kaynak sağladığı için de Aykut’a teşekkürler. Google’da bu kutuyu aratıp, bu yazıya ulaşan okuyucular, blogun iletişim bölümünden bana ulaşırsanız size de baskıya hazır şablonu yollayabilirim.

Canon EOS 550D Günlükleri: EF 50mm, Türkçe Kılavuz, Çanta

Bu seri önümüzdeki dönemde hayli ilgi çekici bir seri olacak benden söylemesi.

Evet, bu yıl yola Canon‘la, EOS 550D ile devam etmemiz nedeniyle tüm dikkatimi markaya ve makinenin yeteneğine vermiş durumdayım. 2009 yılında üretilmesine ve aradan geçen 10 yıla rağmen halen, güncellenmiş versiyonlarına kafa tutabiliyor. SLR makinelerdeki en büyük olayın algılayıcı olması sebebiyle, üst versiyonlarda CMOS‘tan farklı bir tür kullanmadıkları sürece bu makine günümüz standartlarında bir kaliteyle iş üretmeye devam edecektir.

canongun03Cihazı aldıktan hemen sonra kullanma kılavuzunu İngilizce olarak bulup indirmiş ve hatta bastırmıştım. Kullanma kılavuzu özellikle çekim modlarıyla ilgili bir sürü fikir verdi bana. Geçenlerde şans eseri bu cihazın Türkçe çevrilmiş bir kullanma kılavuzu olduğunu da gördüm. Türkçe çevrilmiş diyorum çünkü firmanın resmi olarak yayımladığı Türkçe bir kılavuz yok ne yazık ki sitesinde. Bu Türkçeye çevrilen kılavuzu bir siteden bin bir güçlükle indirdim ve ne gördüm! Şifreli! Neyse, biraz uğraştıktan sonra şifresini kırdım. Tamamen şifresiz, yazdırılabilir bir hale getirdim. Tıpkı daha önce yaptığım gibi, kitap halinde bastırdım ve zaman zaman açıp inceliyorum. Bu yazının belki de en büyük güzelliği bu olacak. İndirmek için aşağıdaki linke tıklayın. Doğrudan indirebilirsiniz. Aradan uzun zaman geçmiş ve bir şekilde bağlantı ölmüşse lütfen bana haber verin.

Canon EOS 550D’nin Türkçe kullanma kılavuzunu indirin

canongun02Fotoğrafla ilgili teknik derslerin en başından beri üzerinde durulan önemli bir nokta var: Sabit odak uzaklıklı objektifler, hareketli olan zoom objektiflere göre çok daha kaliteli ve keskin görüntü üretirler. Dolayısıyla, özellikle profesyonel çekimlerde fotoğrafçılar zoom objektifler veya kit objektifler yerine her bir odak uzaklığı için ayrı ayrı objektifler kullanırlar. Çünkü üretilen görüntünün en kusursuz olması istenir. Kaldı ki bu adamların kullandığı algılayıcılar da Full Frame dediğimiz en yüksek kalitedeki algılayıcılardır.

canongun01Buradaki fikirden hareketle, bir süredir kendime 50 mm odak uzaklıklı bir objektif (lens) almak istiyordum. Kit lenslerden farklı olarak, 50 mm lensler özellikle portre çekimlerinde de kullanıldığı için çok düşük (çok açık) diyafram aralıklarına (1.8 gibi) izin verebiliyorlar. Evde de zaman zaman bu konuyu konuşuyorduk. Çünkü bizim ev hep böyledir: sanat, belgesel, jazz falan… Şaka bir yana, Merve sağ olsun bu isteğimi uzun süre ölçüp biçmiş ve bana sürpriz -doğum günü sürprizi- olarak Canon EF 50mm F/1.8 STM modelli lensi almış. Hiç beklemediğim bir anda gelen kargoyla şaşkına döndüm 🙂

Bu lensi önceki haftalarda gittiğimiz Side gezisinde çok fazla kullanma şansım oldu. Kit lense göre çok daha kaliteli işler başardık birlikte 🙂 Lens, 1.8 diyafram açıklığına kadar izin verebiliyor. Bu arada, kit lenslerin dış çapı 52 mm iken bu lensin 48 mm. Bu bilgiyi internette bulamamıştım. Lensi alınca bizzat kendim gördüm. Dolayısıyla yedek kapak vb. alacaksanız 48 mm.ye göre sipariş etmeniz gerekiyor.

canongun06

50 mm lens kullanarak çektiğim bir kare. Betül‘ün arka kısmındaki kısma dikkat edin. Alan derinliği çok düşmüş. Bu da çok açık diyafram değeri sayesinde oldu.

Lensin kutusunun içerisinde bir yatağı var. Benim tavsiyem kullanmadığınız zaman alt ve üst kapaklarını örterek bu kutu içerisinde saklayıp tozdan, kirden koruyun. Hemen Canon’un resmi sitesine girip diğer ekipmanların olduğu gibi bu objektifin de kaydını yaptırdım. Bu, ileride çalınma vb. durumlarda bir tür delil niteliği taşır. Ayrıca, Canon zaman zaman kullandığınız ürüne göre bazı güncellemeler (elektronik aksamlar için) gönderiyor.

canongun04

Yazının son kısmında ise bir diğer güzel doğum günü hediyesinden, çok kaliteli bir fotoğraf makinesi çantasından bahsedeceğim. Sağ olsunlar biricik kardeşlerim, dostlarım benim için almışlar. Fotoğrafçıların sırt çantası kullanımı giderek yaygınlaştı, artık eski tip el çantalarına rağbet azalıyor. Sırt çantası hacmi sayesinde çok daha fazla ekipmanı, sıkış tepiş olmadan muhafaza edebiliyor. Bir de iç kısmındaki portatif yastıklar sayesinde çantanın içerisini organize edebiliyorsunuz. Petrix markalı çantanın iç kısmında ve ön yüzünde de bir sürü cep ve bölme var. Dahası askı aparatları üzerine fazladan askılar konulmuş. Bu sayede isterseniz tripodu ya da monopodu çantanın yanına asabilir ve bağlayabilirsiniz. Bu çanta için Alper, Utku, Hazal, Özge, Koray, Mustafa ve Caner‘e endless sevgilerimle 🙂 Her kullandığımda, hatta her elimi sürdüğümde aklıma şu güzel fotoğraf karesi gelecek 🙂

canongun05

Levent Yüksel Konseri – 20 Mart IF Eskişehir

blx-get_fileMüthiş bir dolunay gecesinde, harika bir konser izledik sevgili okur. Yıllar önce verdiğim sözü nihayet tutabilmenin verdiği mutluluk, dostlarla birlikte olmanın huzuru ve siyatik ağrısının sızısıyla birlikte unutulmaz bir gece oldu gerçekten 🙂

Eskişehir‘de yeni açılan IF Performance Hall, çok kısa sürede bir biri ardında bombaları patlattı sevgili okur. Aldığımız haberlere göre, her biri tıka basa dolu bir sürü konser gerçekleştirdiler. Özellikle Mart ayına neredeyse boş gün kalmayacak şekilde doldurmuşlar ki bu konserlerin en dikkat çekici olanlarından birisiydi Levent Yüksel. Şubat ayının ilk haftalarında bileti aldım. Odaya bir köşeye koydum ve sessiz sedasız konser gününü beklemeye başladık.

Konser günü iş yerinden heyecanla çıkıp eve geldim. Ufak bir antrenmandan sonra, hemen üzerimi değiştirip fırsat olursa imzalatırım diye Levent Yüksel’in Med Cezir albümünü aldım. İmza için kalem bile aldım. Sonra da Utku ve Hazal‘la buluştum. Doğruca gidip Merve‘yi de aldık. Oradan da sözleştiğimiz mekana geçtik. Konserin kapı açılışı 21.00 idi. Bir şeyler yedikten sonra saat 20.00 civarında IF Performance Hall’e gidecektik. Bir saat önceden evet, çünkü önceki konserlerden tecrübeli olanlar kapıda inanılmaz kuyruk olduğunu, arkalarda kalanların konseri de arkalarda izlemeye çalıştığından bahsetmişti.

Yemek yiyeceğimiz mekana birkaç metre kala Hazal, Utku’ya internetten aldıkları biletin çıktısını alıp almadığını sordu. O anda başımdan aşağıya kaynar sular döküldü ve bir çığlık attım: Biletleri evde unutmuştum ! Hemen yemek yiyeceğimiz mekana girdik. Caner bizi bekliyordu içeride. Ekip yemeği sipariş ederken biz Caner’le arabaya atlayıp gerisin geri eve geldik bileti almak için. Sonra alıp hızlıca mekana geri döndük. Biz masaya oturduğumuz anda da yemekler geldi 🙂 O esnada Alper de işten dönmüştü. Koray ve Özlem de uğrayıp kalkmışlardı.

levyuk04

Neyse, yemekten sonra hep birlikte konserin yapılacağı mekana gittik. Üçüncü kattaki mekanın önündeki kuyruk katları aşıp merdivenlerden inip zemine ulaşmıştı bile. Üstelik daha saat 20.00 idi. O sırada IF’nin Instagram hesabında konserin 23.00’te başlayacağı şeklinde bir post gördük. Dedik olamaz. Neyse bekledik. Biraz önümüzde duran Burak‘la konuştuk, lafladık. Taa yukarılardan Mehmet koptu geldi yanımıza. Onunla sohbet ettik biraz da. Saat 21’de kapı açıldı. Kısım kısım içeri alındık. İçerisi küçüktü. İşin kötüsü bir de ortadan bölüp ön kısma loca ayırmışlardı. Böylece 20 kişi için 3 metrelik bir mesafe ayrılmışken, 400 kişi için de aynı 3 metrelik bir mesafe bırakılmış. Haliyle sıkışık bir halde beklemeye başladık. Saat nihayet 22.00 olduğunda, inşallah daha önce yazdıkları gibi saat 22.00’de başlar konser, son dakikada dedikleri çok mantıksız, diyerek beklemeye başladık. Öyle ya, kapıyı açıp fon müziğiyle sıkış tepiş tam iki saat bekletmek müthiş saçma ve fiyasko bir hareket olurdu değil mi? Ama oldu sevgili okur… Okumaya devam et

Öğrenim Kredimi Nihayet Ödedim – Siyatik İğnesi

Öğrenim Kredimi Nihayet Ödedim

290120190951335286380_3Üniversitenin ilk yılında öğrenim kredisine başvurmadım ben sevgili okur. İlk yıl kredi almadım. İkinci yıl ise artık masrafların çeşitli şekillerde artması sebebiyle başvurdum. Geri ödemeli kredi çıktı. Üniversitenin son sınıfında Haziran ayına kadar bu krediyi aldım. 150 lirayla başlayan kredi, ben bıraktığımda galiba 240 lira civarında bir meblağ idi. Hiç unutmuyorum, 10.700 liralık bir senede imza atmıştım.

Okul bittikten sonra ilk yıl yüksek lisans sebebiyle zaten okuldaydım. İkinci yıl ise işe başlayıp kısmi zamanlı olarak Bilecik‘te yaşamaya başlamıştım. Aldığım ilk maaşlardan beş yüzer, biner lira yatırdım öğrenim borcu için. Ancak borcun vadesi gelmediğinden kafama göre yatırmamda da bir sakınca olmuyordu. Böyle böyle yaklaşık 3000 liralık borcu sildim ilk aylarda. Sonradan nasılsa vadesi gelmedi diye ödemeyi de bıraktım. 2013 yılında sıcak bir Haziran günü babam aradı ve müjdeyi verdi 🙂 Nihayet eve ödeme planını göndermişti devlet baba. Artık ilk vadenin tarihi gelmişti. Ancak benim ödediğim 3000 liralık ön ödemeyi de  devlet bu taksitlere yansıtınca, aşağı yukarı bir sene daha zaman kazanmış oldum. Nihayet ödeme günü geldiğinde ise ben evlenmiştim, eşimin de en az benimki kadar bir öğrenim borcu da hesaba eklenmişti.

Ödemedik. O ilk aylarda durumum çok sıkıştı. Bilecik’e gidip gelmek, düğün masrafları, zart zurt işler derken ödeyemedik bu parayı. Aradan zaman geçti ve devlet baba bir müjde daha verdi 01.08.2016’da. Devletin tüm alacakları, Bankalardan vergi dairelerine aktarıldı ve yıl sonuna kadar yapılandırma yaptırmayanlardan bu paraların haczen, peşin olarak alınacağı duyuruldu. Dürüst bir vatandaş olarak vergi dairesine koştuk  ve borcumuzu yapılandırdık. İnan bir kuruş kârımız olmadı. Faiz maiz silinecek dediler, biriken borcumuza yansıyan tam 160 lira (!) faiz silindi.

Neyse, bu yapılandırmadan sonra artık titizlikle ödemeye başladık borcumuzu. Neden? Çünkü bir vade dahi kaçırsak kalan borcu devlet bir defada alacaktı. Haa, bu arada o yapılandırmayı yapmayıp borcu vergi dairesinde bırakan ve hala ödemeyenlere ne oldu? Hiçbir şey. Hatta bizden bir buçuk yıl sonra yapılandırmaya gidip iki üç bin lira faiz borcu silinen oldu.

Velhasıl, kimi aylarda ikimizin birden, kimi aylarda tek tek de olsa ödedik borcumuzu paşa paşa. Ve dün son taksidimizi de ödeyerek 2019 yılı Ocak ayında, tam 11 yıl önce almaya başladığımız kredimizin defterini kapattık. Artık devlet babaya borcumuz yok. Ama devlet baba boş durmadı. Asıl müjdeyi ben son taksidi ödedikten verdi: Öğrenim kredisi borçlarının silinmesi için teklif Meclis’in gündemine gelmiş. Silinir mi? Ben ödeyip bitirdiğim için bence silinir. Ödemeyenlere selam olsun, çok şanslısınız.

Siyatik İğnesi

Geçen yılın son haftası izin alıp evde aralıksız 10 gün ders çalışmıştım. Sabah kalkıp kısa bir kahvaltıdan sonra, dersin başına oturuyordum. Akşam eşim işten gelince yemek yiyorduk. Sonra ben yatana kadar tekrar ders çalışıyordum. Salonda, bir sandalyenin üzerine tüneyip saatler geçiriyordum böyle böyle. Ocak ayının 7. ve 8. günlerinde Doktora Yeterlilik sınavını geçtikten sonra, aynı hafta sonu da Açık Öğretim Fakültesi sınavları olduğundan, haftanın kalan günlerinde de işten geldikten sonra yemek yiyip yine saatlerce dersin başına oturuyordum. Bunları bir not edelim.

Tüm bu yoğun çalışma saatlerinden sonra, Pazar günü son sınavımdan çıkıp eve geldiğimde sol kalçamda bel hizasından başlayıp bacağımın yanından devam eden ve ön bacaktan topuğa ulaşan bir sancı girdi bana. Ayağımın üstüne basamıyordum. Sağa sola dönerken sıkıntı yaşıyordum. Yatakta bile acı içinde uyuyordum. Bir iki gün sonra bu acı geçti. Birkaç gün sonra yine başladı. Sonra yine geçti. Böyle böyle haftada birkaç gün beni yoklamaya başladı bu illet.

siyatik-siniri

En sonunda geçen akşam dayanılmaz oldu. Gece sabahı zor ettim. Sabah işe sürünerek gittim. Öğlenleyin de Yunus Emre ve Caner‘den rica ettim. Sağ olsunlar beni hastaneye getirip bıraktılar. Burada danışmaya gelip belimin ağrıdığını söyleyince direkt olarak “Beyin ve Sinir Cerrahisi” polikliniğine yönlendirdiler. Ancak polikliniğe gittiğimde oradaki sekreterler bana “yalnızca MHRS’den randevu ile çalıştıklarını” söylediler. Ben rahatsızlığımı söyleyince de “Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon” polikliniğine yönlendirdiler. Şans döndü bu sefer. Öğle arasında olmasına rağmen birkaç dakika içinde sekreter geldi. Randevum olmamasına rağmen şansıma yer olduğundan hemen bir randevu da verdi. Daha ben randevuyu alırken de doktor geldi.

Doktorun odasına girince durumu anlattım. Bu tür rahatsızlıklarda önce Fizik Tedavi bölümüne gelmek gerekiyor. Eğer durum ameliyatlık ise onlar sizi zaten beyin ve sinir cerrahisine yönlendiriyorlarmış. Doktor birkaç hareket yaptırıp hemen röntgene yönlendirdi. Öğle arası bitmemişti ve röntgen de bomboştu. Gittim hemen çekildim. Yukarı çıktım. Tekrar doktorun yanına girdim. Eliyle belimde ağrıyan noktayı hemen buldu. “Siyatik” dedi. Bel fıtığı görünmüyormuş. Düzgün oturmamaktan, zorlamaktan dolayı oluşuyormuş. Vücut sinire baskı yapıyormuş. Bana “Cales” ismindeki iğneyi en yakın eczaneden alıp gelmemi söyledi. Kendisi vuracakmış. Reçeteyi alıp gittim.

cales-enjeksiyonluk-suspansiyon-iceren-ampul__cid354__original

Tabi sürüne sürüne gitmek biraz vakti aldı. Eczanede iğneyle birlikte Miyorel ve Bi-Profenid isimli hapları da yazmış olduğunu öğrendim. İğneyi alıp benimle aynı rahatsızlığı yaşayan başka bir hastayla birlikte geri polikliniğe girdik. Sırayla doktorun yanına girecektik. Önce ben girdim. Doktor iğneyi hemen vurdu. Çıktım.

Sonra sağ olsun Alper beni aldı ve tekrar iş yerine döndüm. Böylece otuz yaşımın içerisinde mide rahatsızlığından sonra bir de bel rahatsızlığını eklemiş oldum sevgili okur. Artık oturup kalkarken çok daha fazla dikkat edeceğim. Aman deyim, sen de dikkat et. Sağlıklı günler dilerim.

2018 Yılımın Özeti

11 yıllık blog hayatımın en geç yıl özeti yazısı oldu, farkındayım. Ancak 7-8 Ocak tarihlerindeki Doktora Yeterlilik Sınavı ve hemen peşinden gelen 12-13 Ocak Açık Öğretim Fakültesi sınavları nedeniyle geciktim. Elbette bu sırada yazıyı ufak ufak yazmaya başlamıştım. Az önce son sınavdan çıkıp geldim ve yazıyı bugün yayınlıyorum.

Çok uzun yıllardır hayalini kurduğum Eskişehir’de yaşamak ve çalışmak hayalimin ilk yılıydı 2018. O kadar çabuk geçti ki geriye dönüp bakınca acaba neler oldu diyorum, unutmuşum neredeyse. Bu yoğunluğun elbete ki büyük kısmı işle alakalı. Ancak kendi özel hayatımızda da bu yıl üzücü birkaç olay yaşadık. Umarım tekrarları olmaz.

Geleneksel “Yılımın Özeti” yazısına hoş geldin sevgili okur. Biliyorsun, biraz uzun bir yazı oluyor bu. 2018 yılında, her ay neler yaptığımı şöyle bir özetliyor, sonrasında ise bir önceki yıl koyduğum hedefler ile bir sonraki yılın hedeflerine yer veriyorum. Blogla ilgili istatistikleri de paylaşıyorum.

Her sene yazdığım üzere, 31 Aralık tarihi meslek hayatımın da işe başlama yıl dönümleridir. Kadere bak ki nasıl altı sene önce Bilecik‘te 31 Aralık günü işe başladıysam, Eskişehir’de de geçen yılın son günü, işe başlamıştım. Son günler yarım gün olduğu için Ocak ayının 2. günleri genelde yıl dönümleri oluyor. Bu yıl Eskişehir’de iş yerindeki mesaimin büyük bir kısmı “Sıfır Atık Projesi” çevresinde döndü. Pek çok sunum ve eğitim programı düzenledik bu konuda. Bir de grafik tasarım işlerimiz epey yoğundu. O açıdan sevgili iş arkadaşlarıma yazının en başında teşekkür edeyim. Bilecik’te kalan eski dostları da unutmuyorum elbette. Onlara da selamlar olsun.

Ocak 2018:

Bu ay bloga 5 yazı yazmışım. Eskişehir’deki iş yerine alışmakla geçti bu ay. Bir de ay sonuna doğru “Süper Kanlı Mavi Ay” isimli bir dolunay yaşandı. Aynı ay içerisinde iki dolunay olması bu yılın en müthiş gök olaylarından bir tanesiydi. Yıl boyu aksamayan tek şey dolunaylarım ve onların yazıları oldu.

Şubat 2018:

Bloga 6 adet yazı yazmışım. Bu ay Volkan Türkiye’ye gelmişti. Çok özledim yahu Volkan’ı da. Uzun süre oldu görüşmeyeli.

Okumaya devam et

İthaki Yayınları’nın Tolkien Mirası Serisi

Son üç beş yıldır, kitapların ve diğer basılı işlerin gördüğü ilgi, içeriklerinin / konularının yanı sıra tasarımları ve okuyucuda uyandırdıkları görsel estetikleriyle de doğru orantılı olarak artmaktadır. Özellikle kültleşmiş edebi eserler, okuyucuda ilgi uyandıracak yeni formatlarla, kapak tasarımlarıyla ve dizgilerle sunuluyor piyasaya.

Bunun kaymağını en güzel yiyen yayın evlerinden birisi de şüphesiz, okuyucuyu yıllardır Metis Yayınları‘yla birlikte Orta Dünya‘ya kavuşturan İthaki Yayınevi. Çok büyük ihtimalle kitaplığımda en çok kitabı bulunan yayıncı da onlar. Tolkien‘in eserlerinin Yüzüklerin Efendisi hariç hepsini Türkçe’ye çevirerek yayımlamaları bile takdire şayan.

Geçen yılın son aylarından itibaren İthaki, koleksiyoncuların ağızlarının suyunu akıtacak bir işe imza attı. Cep kitabı denilen boyutta (11 x 16 cm), ciltli, özel kapak ve dış kapak tasarımlı beş tane farklı kitap yayımladı. Bunlardan ilki, “Tom Bombadil’in Maceraları” ismiyle yayımlandı. Bu karakter, Yüzüklerin Efendisi serisinde yer almasına rağmen ne filmde, ne de sonrasındaki herhangi bir sohbette adı geçmedi, ilginçtir, adeta görmezden gelindi. Dolayısıyla Tom Bombadil ismiyle yayımlanan bu kitap, çok şık formatı ve tasarımı da göz önüne alınınca çok tuttu. Ben de Idefix‘in sürpriz bir indirimi sayesinde hemen aldım. Rahatladım, arkama yaslandım. Çok geçmedi ki bu sefer de aynı formatta ve tasarımda “Hobbit” yayımlandı. Bir of çektim. Yine masraf. Biraz bekledim, birikmiş bonusları denk getirip bunu da aldım. İşte şimdi rahatlamıştım, huzur içinde arkama yaslandım.

Ancak öyle olmadı. Üç ay sonra iki yeni kitabın, “Ham’li Çiftçi Giles” ve “Büyük Wootton Demircisi” isimli kitapların yayımlandığını gördüm. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Tolkien’in yazdığı, alışveriş listeleri bile best-seller olduğundan, adamcağızın eksik tamam demeden, hayattayken yazdığı her şeyi yayımlıyorlardı artık. Bu iki masal da Yüzüklerin Efendisi evreniyle bir bağlantısı bulunmayan eserlerdi. Koleksiyon bozulmasın dedim. Bozulmadı, aldım. Ama nasıl sinirliydim anlatamam.

Sıcak bir yaz günüydü. Bir bildirim geldi telefonuma. Başta sen sandım. Değilmiş, Roverandom‘u da yeniden basmışlar bu formatta, onu haber veriyormuş vicdansızlar. Almayacağım, dedim. Çok sinirlenmiştim. Neden sonra Caner mi ikna etti, ne oldu anlamadım. Ama aldım. Son defa bunu da aldım.

Keyifler gıcır tabi. Özel serinin beş kitabı da var elimde. Artık, “Bu gemiyi Tanrı bile batıramaz” diyen o dallamanın çok bilmişliği vardı üzerimde. Bir gün bambaşka bir sitede gezerken, sitede sağda solda açılan reklamlarda gördüm ilk kez. “Tolkien Mirası” diyordu. Aynı beş kitap, üstelik kendi özel kutusunda, üstelik ayrı ayrı almaktan daha ucuza. Sövdüm saydım kapattım sayfayı.

Sonra kendimi Caner’in odasında, Caner’i Idefix’e üye yaparken, özel kutusunda Tolkien Mirası setini sipariş verdirirken buldum. Tam bir film şeridiydi. Bugün bile hatırlayamıyorum detaylı.

Uzatmayayım, ertesi gün set geldi. Caner yoktu iş yerinde. Ben aldım kargocudan ve sinsi planımı devreye soktum. Özel kutunun dört bir tarafını çok yüksek çözünürlükte taradım. Akşam evde, taradığım parçaları Photoshop’ta birleştirdim, orijinal boyutları da girince baskı hazır oldu. Ertesi gün gidip folyoya bastırdım parlak parlak. Benzer kalınlıkta bir kartonun üzerine folyoyu sıvayıp kestim. Güçlü yapıştırıcıyla kenarlarını yapıştırdım. Ve hazırdı: Kendi kutumu kendim yapmıştım işte. Böylece kendimce İthaki’den intikamımı almıştım. Şimdi elimde bir tabaka daha kaldı. Onunla da boş bir kutu yapıp diğer kitaplarını yerleştireceğim.

Son söz: Yayın evleri, yayımladığınız serilerin kitaplarını günü gününe alan sadık okuyucuya kazık atmayın. Sonradan tüm kitapları daha özel ve daha ucuz bir set içerisinde satmayın. Üzmeyin bizi.

Aydın Yavaş Quartet Konseri

afis

Geçtiğimiz perşembe günü Kıraathane’de, bir büyük ustanın, Aydın Yavaş‘ın ve öğrencilerinin, keyifli bir konseri vardı sevgili okur. Toplayabildiğim kadar müziksever toplayıp gittim konsere.

aydinyavas03

Aydın Yavaş üstat, yıllardır Eskişehir’de Öğretmenler Bulvarı‘nda Evrensel Müzik isimli adresinde, her yaştan onlarca ve yüzlerce kişiye müzik eğitimi veren, ülkemizin akademik anlamdaki tek pan flüt sanatçısı, bir akordeon duayeni ve yıl boyunca uluslararası turnelerde, -yaşayan pan flüt efsanesi- Gheorghe Zamfir‘e eşlik eden tek Türk sanatçı unvanlarına haiz, değerli bir insan. Kendisiyle tanışmam tamamen şans eseri olarak Evrensel Müzik’in üst katında oturmaya başlamam sayesinde oldu. Kendi çapımda müzikle ilgilendiğimden, ustaya da yakın olunca bir şekilde sohbetimiz ilerledi.

O akşam işi gücü bırakıp kıraathane’ye koştuk. Etkinlik saat 20.30’da başlayacak olmasına rağmen, henüz saat 20.00’de mekan tıklım tıklım doluydu. Hocadan ders almış ve halen almakta olan onlarca kişi ile aileleri Kıraathane’yi doldurmuşlardı. Biz şanslıydık. Çünkü saat 20.00’ye doğru mekana geldiğimizde Mustafa ve Kübra‘yı oturuyor halde bulduk. Bu sayede arkadan gelen Alper, Caner ve arkadaşlarına da yer tutabildik. Ayrıca masasını bizimle paylaşan, tüm gece kendi aramızda yaptığımız kritiklere katlanmak zorunda kalan, ancak ismini bilmediğim o kardeşe de sonsuz teşekkürler eğer okuyorsa. Okumaya devam et

Efendi Ankara IF Performance – Anıtkabir

2018 yılı Efendi grubu için çok iyi geçeceğe benziyor sevgili okur. 27 Ocak Cumartesi ve sonrasındaki hafta sonu Ankara’daydık. Neredeydik? IF Performance Hall’da bir cumartesi gecesinde müziğe doyduk ve ertesi günde de Anıtkabir’e gittik. Hadi bakalım başlıyorum anlatmaya.

Cumartesi sabahı, saat 06.30’da Alper’in telefonuyla uyandım. “Kapıdayız seni bekliyoruz”, dedi. Yanında Caner ve Burak’la birlikte çoktan gelmişlerdi kapıma. Hemen uyanıp aceleyle giyinip çıktım. Ankara’ya gidiyorduk. Yola saat 07.00 civarında çıktık. Bizim Alper de iyi araba kullanır sevgili okur.  Böylece muhabbet ede ede yaklaşık iki buçuk saatte Ankara’ya vardık. Burak, arkadaşıyla buluşmak için ayrıldı bizden. Biz de Merve ve Özge’yle buluşmak için daha önce şu yazımda bahsettiğim Sheraton Hotel’in de yakınlarında bulunduğu Arjantin Caddesi üzerindeki Cafémiz isimli mekana gittik. Burada kahvaltı ettikten sonra küçük çaplı bir alışveriş olayına girecektik.

Şimdi bu noktada, yazının bu kısmında, Ankara’da gittiğim bir mekan hakkında inceleme yazmayayım. Bunu çok güzel yapan ve bazen de sinir bozan birisi vardı zaten. Ancak fiyat performans açısından şunu çok rahatlıkla söylüyorum ki “kahvaltı Eskişehir’de yapılır”. Gerçekten ve pişmanlık duymadan bunu söyleyebiliyorum. Kısacası memnun kalmadığımızı söyleyebilirim.

ankara003Buradan ayrıldıktan sonraki maceramız çok daha eğlenceliydi. Eskişehir’de olmayan birkaç mağazaya gittik. Ankara’yı uçtan uca dolaştık. Saat 18.00’e doğru da Çankaya’da bulunan IF Performance Hall isimli mekana geldik. Biz geldiğimizde Utku, Aykut, Ersan ve Ömer Burak gelmişlerdi bile. Aykut’un kurulumunun sonuna yetiştim. Daha sonra “soundcheck” için beklemeye başladık. Bir süre sonra, şimdiye kadar tanıştığım en iyi ve en samimi tonmaister, Samet’le tanıştık. İyi kötü, amatör orta halli, Okumaya devam et

2017 Yılımın Özeti

owl-illustration.jpgDaha başlarken katliama sahne olan, yıl boyunca göz yaşının, ölümlerin, vedaların eksik olmadığı, bir önceki yıldan hiç de arta kalmayan, toplumun artık geri dönülemez şekilde ayarlarının bozulduğu, müzikten başka hiçbir şeyin tat vermediği bir yılı, 2017’yi de geride bıraktık sevgili okur. Bu yıl çok fazla sağlık sorunu ve hastane problemleriyle uğraştım. Yıldım. Ama nihayet bitti ve blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldin. Uzun bir yazı olacak ama keyifli bir yazı olması için de elimden geleni yapacağımdan şüphen olmasın.

31 Aralık tarihleri yılın son günü olmasının yanında benim için meslek hayatımın başlangıcının yıl dönümüdür. Bu yıl mesleğimde beşinci yılımı doldurdum. Şüphesiz yılın en önemli olaylarından birisi, uzun süredir beklediğim bir şey gerçekleşti ve Eskişehir’e tayin oldum. Kadere bak ki sevgili okur, Eskişehir’de de tıpkı Bilecik gibi, yılın son iş gününde, 29 Aralık tarihinde iş başı yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle böyle oldu. Zaten bu sağlık sorunları da yılın son iki ayında bize bir türlü huzur vermedi. O açıdan 2017 bir an önce bitmesini istediğimiz bir yıla dönüştü.

Bu yıl, blogta reytingler önceki yıla göre ciddi bir artış gösterdi. Özellikle yeni okurlara teşekkür ederim. Eski okurun ise gönlümde tahtı altındandır! Ancak yazıların en çok geciktiği yıl galiba bu yıldı. Olaylar olup bittikten sonra yazma fırsatı bulabildim çoğunlukla. Bunun bir sebebi malum, yıl boyunca Bilecik’e yaptığım git gel durumu idi. Diğer sebebi de bu yıl kayıt olduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü ile halen devam eden Doktora derslerimdi. Olsun lan, okumak güzel şey.

Evet, haydi bakalım bu yıl blogta neler oldu neler bitti. Aylara göre önemli olaylar nelerdi? Okumaya devam et

Alper’in Yeni Yatağı: Palet Projesi

palet08Bu sene yaptığımız büyük ebatlı işlerden birisi bu oldu sevgili okur. Bundan bir ay kadar süre önce başlayıp yaklaşık bir haftada bitirdiğimiz, tertemiz bir işten bahsedeceğim bu yazıda. Alper, uzun süredir kardeşiyle birlikte kaldığı evinde bir dekorasyon yapacağını söyleyince, kendisine “ahşap paletlerden bir yatak” yapabileceğini söyledim. Mustafa da paleti nereden bulabileceğimize dair çok parlak bir fikri olduğunu söylediğinde, plan aşağı yukarı kafamızda oluşmuştu.

Bir işi keyifli kılan şey, elbette fikrin orijinal olması ve emek sarf etmeyi gerektirmesidir sevgili okur. Evet, bizim fikrimiz çok orijinal değildi, daha önce yapılan bir dekorasyondu. Ama inan her birimizin verdiği emeğin karşılığında, ortaya çıkan işi görünce hepimiz hem Alper adına sevindik, hem de kendi adımıza gururlandık.

Önce gidip bir hurdacıdan ahşap palet aldık. İnternette bu tip projeleri yapanlar gidip yapı marketlerden tertemiz paletleri alıp doğrudan kullanıyorlar. Eh bunun pek de zor bir tarafı yok. Ancak bu şekilde temizlenmiş ve uygun ebattaki paletlerin fiyatları 50-100 TL/adet civarında oluyor. Biz ise çok da leş durumda olmayan 10 tane paleti toplamda 100 liraya aldık. Okumaya devam et