Tag Archives: Çılgın Koleksiyoncular Grubu

Sen, Ben ve Bizler

İlk kez bu dolunayda, pencerem sensiz kaldı. Uzun uzun baktım sana. Olduğunu hissettiğim yere. Belki şu bulut birazcık daha çekilir de yüzün gülümser bana diye. Olmadı. Eskiden gündüzlerim hep böyle olurdu. Birazcık çekilin de, şöyle azıcık uzaklaşın şuradan da ciğerlerim kokusuyla dolsun derdim. Soluduğum hava bile mutlu ederdi o anlarda. Şimdi gündüzlerim hep bulutlu sisli de, ay da bir kere yüzünü görebilecekken gecelerim niye böyle?

Sen, hala anlayamadığım bir kansersin. İçimde büyüyen, anlam veremediğim, korktuğum ve beni yiyip bitiren. Korkum ölmek değil ama anlayamadan ölmek seni.

Ben, ayda bir yüzü gülen, belki gerçekten mutlu olan bir dertli. Bazen dönüp anlatıyorum sana, hiç duyamayacağın bir sesle, anlayamayacağın bir dilde. Kime neyi anlatıyorum? Uzaklara giden bir dostum, bir kardeşim var. Ona “Sen uzaktasın, al şu sırlarımı, al şu düşüncelerimi de oraların dağlarına haykır” diyorum. Gülüyor telefonda duyuyorum ve ekliyor, Oğlum ben zaten kaçıp gelmişim buraya, ölümden kılpayı kurtulmuşum. Bırak artık sende öldürmeyi kendini.

Bizler zavallıyız. Elimizdekileri hor görüyoruz. Kıymetini bilmiyoruz. Yüzsüzleşiyoruz. Daha da yüzsüz olmak için omzu kuşlulara sığınıyoruz. Onların elinden tutup getiriyoruz. Bilmezsiniz siz şerefsiz ağanın hikayesini. Bir köyde bir zalim ağa varmış. Emek hırsızı, arsız ve utanmazmış. Bir gün yine böyle arsızlığa, hırsızlığa devam ederken daha da ileri gitmiş. Bir mazlumun, emeği alnından damlayan birinin canını yakmış. Adam sırtını doğrultmuş. Havadaki güneşe bakmış, bir de alnından akan tere. Şerefsiz ağaya bağırmış: Yiyeme inşallah. Ağa yemiş, yemiş, “senin bedduandan n’olur” diye dalga geçmiş. Kötülük bu ya, lüks bir kazada şerefsiz ağanın tek çocuğu sakat kalmış. Yemiş, yemeye de devam etmiş ama yediği her lokma gözünün önünde eriyen sakat çocuğu gördükçe boğazına dizilmiş. Zihninin o en karanlık köşesinden bir ses sürekli ona fısıldıyormuş, “Yiyemiyorsun değil mi 🙂

Sen adına ilahi adalet de, ben de tesadüf. Dünya böyledir dolunayım. Berrak yüzünü bu ay sakladın benden. Özlüyorum. Dolunay severler adına çok güzel bir gelişme oldu bu arada. Moonlight filmi, en iyi film oscar‘ını kazandı. Konusunun senle ya da benle ilgisi yok ama adında Moonlight görünce aklıma sen geldin. Film 2016 yapımı ancak oscar’a aday gösterilince, işte o zaman dikkatleri üzerine çekti. Biz yıllarca ay ışığının, dolunayın peşinden koştuk oysa ki 🙂

Bu ayın en büyük aksiliği şu aşağıdaki Haluk Levent CD’si oldu sevgili okur. Haluk Levent’in sevdiğim tek albümüdür Kral Çıplak. Ben orta okuldayken çıkmıştı bu albüm. Haluk Levent’in şüphesiz en büyük hit parçası olan “Aşkın Mapushane” de bu albümde yer alıyor. Gözlerimi kapatıp çok davul çalmışlığım var (hayalimde) bu şarkıyla. Benim için böylesine önemli bir albümün orijinal ilk basım cd’sini bulup almak benim için süper bir olaydı. CD’yi elime aldığımda biraz çizik olduğunu gördüm ve işimi sağlama almak için elimde iki yanından tutup silmek istedim. Lan çaaatt diye kırılmasın mı? Tam ortadan! Ağlamaklı olmanın sözlük karşılığı bu sevgili okur. Üyesi olduğum Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘dan Hamdi Abi, sağ olsun elindeki kopyadan bana da bir kopya yayıp gönderdi. Ama hala şu fotoğrafa bakıp hayıflanıyorum.

Bu ayın en büyük aksiliği bu oldu dedim. Yalan söyledim. Başka bir aksilik daha var. Ama onu zamanı gelince anlatırım. Bu dolunaylık bu kadar, haydi şimdi biraz “Aşkın Mapushane” dinleyelim.

Deck Kasetçalar ve MCA Distro

deck00

Yıllar önce kurduğum bir distrom var sevgili okur. İlk olarak Godspel‘in albümünü, daha sonra Garmadh‘ın EP’sini, daha da sonra Godspel’in Limited EP’sini basmıştım. Birkaç yıl sonra bu sefer Sabhankra‘ya yine limited bir EP yapmıştım (A Star To Shine EP) ve bu EP, grup üyeleri için bile bir sürpriz olmuştu.

Tabii geçen bu zamanda, özellikle Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda, pek çok distro sahibi arkadaşım oldu. Bu arkadaşların yaptıkları işler takdire layık işlerdi. Özellikle kaset basan Merdumgriz ve Dead Generations, bana kaset fikrini aşılayan adamlar oldular. Öyle ya, ben de kaset formatında albüm basabilirdim. CD basmak kolay ama kaset artık zor.

Kaset basabilmenin iki yolu var: Bir tanesi çok kaliteli bir müzik setine sahip olmak. Hatırlarsın, kaset çalarlı, cd çalarlı, radyolu müzik setleri vardı. Çocukken bizde de vardı ama kıymetini bilmemişim 😦 Artık bu tip setler üretilmiyor. İkinci el satan dükkanlardan da temiz bulmak çok zor. Kaset basmanın bir diğer yolu da deck kasetçalar denen cihazlar. Bunları çocukluğumuzda mahallemizin kasetçilerinde görürdük çoğunlukla. Çünkü çalma ve kaydetme sistemleri ev tipi kasetçalarlara göre daha kaliteli oluyor bunların. Kasetçiler de o dönem parayı çekme kasetten kazandıkları için böyle cihazlar daha makul oluyordu onlara. O yüzden ben de bir deck kasetçalar alma yoluna yöneldim. Ancak decklerin, özellikle de çok iyi olanların, fiyatları da çok iyi. Kaset teknolojisinin en ileri seviye cihazları genellikle deck kasetçalarlardır. Bu aletlerin üzerinde ses açma/kısma düğmeleri olmuyor çoğunlukla. Neden? Çünkü bunlar ses çıkışı için bir amfiye ya da miksere bağlanıyor.

Bundan herhalde bir buçuk ay kadar önce bir gün, yine internette bakınırken İstanbul’dan bir cihaz buldum. Hemen Cihan‘ı aradım. Satılan dükkanı tarif ettim. Ona yakınmış. Dükkan sahibini de aradım. Akşam kuzenim gelip alacak diye tembihledim. Ve heyecanla akşam olmasını beklemeye başladım. Saat 18.00 civarında Cihan aradı hüzünlü bir sesle. Cihaz satılmış! Lan nasıl olur, dedim. Moruk bir de sen ara, dedi. Cihan bana hep moruk der. Aradım adamı. Dedim kuzenim geldi almaya, adam dedi ki ben o cihazı sattım, sen kesin bir şey demeyince, ben de sattım.

O esnada servisteydim. Eskişehir’e gelene kadar sövdüm içimden. Cihan’ı boşu boşuna uğraştırdığım için üzüldüm ve epey hevesim kırıldı. Hayal kırıklığından dolayı bir süreliğine kasetçalar alma fikrini rafa kaldırdım. Ancak bir hafta sonra, şans bana gülecekti.

Bir hafta sonra, hiç aklımda yokken yine kendimi deck kasetçalar ararken buldum. Aynı gün içerisinde Eskişehir’den verilmiş bir ilan gördüm. Cihaza baktım. Temiz görünüyordu. Satıcıyı aradım. Dedim ki, ben de Eskişehir’deyim akşam görüşelim. Akşamı heyecanla bekleyip adamın verdiği adrese gittim. Burası eski evime çok yakın bir yerdeydi. Adamı görünce biraz şaşırdım ne yalan söyleyeyim. Uzun kır saçlı, yaşına rağmen dimdik yürüyen ve ancak bir gençten bekleyebileceğin incelikte ses tonuyla konuşan biri geldi yanıma. Tanıştık, cihazı teslim aldım. Elektrik olmadığından kontrol edemedim. Adam dedi, ben evde ettim, bir sıkıntı yok. Pekala dedim ve koşar adım eve geldim.

Sanyo RD400 marka ve modelli deckte tek bir kasetçalar bölme bulunuyor. Dahili hoparlör yok. Ancak stereo bir ses çıkışı ve kulaklık çıkışı var. Vee işin en güzel kısmı da stereo bir line in girişi olması! Bu şu anlama geliyor ki harici bir kaynaktan aldığımız sesleri doğrudan kasede basabiliyoruz! Wuuhuu! Giriş için line in kablosu haricinde bir diğer alternatif de yine stereo (sağ ve sol) mikrofon girişleri. Cihazdaki bir diğer güzellik tape counter denen mekanik sayaca sahip olması. Bu mekanik sayacın güzelliği çaldığınız kasetteki spesifik noktaları sayaçtaki sayıyı okuyarak denk getirebiliyor olmamız 🙂

deck04

deck03Böylesi bir alete sahip olunca ilk iş gidip üç beş tane boş kaset aldım. Önce uzun süredir yapmayı planladığım bir şeyi yaptım ve Dissection‘ın Reinkaos albümünü CD’den kasede çektim! Şimdi de planım Alper‘le birlikte, Efendi‘nin Hangi Rüya albümünü yalnızca kendimiz için kasede basmak. Ticari amaçlı olmayacak elbette.

Evet sevgili okur, özetle kardeşin MCA Productions & Distro adıyla olaya yavaştan giriyor. Yeşilçam tabiriyle “kaset yapacağım”. Eğer underground grubunuz için yayımlamayı düşündüğünüz bir albümünüz varsa muhakkak görüşelim 😉

Dark Tranquillity The Gallery Plağım!

darktranqPerşembe ve cuma günü yaptığım İstanbul seyahatindeki ganimetlerden en değerlisi Dark Tranquillity’nin The Gallery plağı oldu şüphesiz. Yazının taa en başında Çağlan Tekil‘e teşekkür ederim.

The Gallery, İsveç Death Metal efsanesi Dark Tranquillity’nin 1995 yılında (ben o zaman ilkokul 2’deydim, hayat bilgisi dersimiz vardı) çıkardığı ve İsveç Melodik Death Metali‘nin bugün en kült kabul edilen üç dört albümünden birisi olan bir albümdür. Albümü, elinde bulundurmak zaten death metal dinleyicisi için farzdır. Hele ki plağını bulabilmek ise çok başka bir ayrıcalıktır. İşte bu ayrıcalığa, Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘ndan ulaştığım Çağlan Tekil sayesinde eriştim. Çağlan Tekil’in adını Google’a yazınca karşısınıza Blue Jean ve Head Bang dergileri çıkacaktır. Böylesi güvenilir bir satıcı çok komik bir fiyata bu plağı satılığa çıkardığında gördüğüm saniye mesaj attım kendisine. Cevap olarak, benden de önce davranıp ayırtan biri olduğunu söyleyince Çağlan Abi, epey bir hayal kırıklığına uğradım.

Güzel haberin gelmesi için iki gün daha bekledim ve İstanbul’a gideceğim günün öncesinde Çağlan Abi güzel haberi verdi. Plak onu almam için Taksim‘de beni bekliyordu. Perşembe akşamı, İstanbul’a ulaşıp otele yerleştikten sonra ürkünç bir macera atlatıp Taksim’e ulaştım. Cihan‘la ve Serhat‘la buluştum. Gidip heyecanla The Gallery’i aldım. Sonra bir pasajın derinliklerine  daldık. Burada plak, pikap ve müzik üzerine özlediğim bir muhabbet döndü.

gal03

gal02Biraz da The Gallery’den bahsedeyim. En sevdiğim formatta, açılır kapak yani gatefold olarak basılmış. Çift plak ve özel üretim kum rengi. Plaklardan birisinda A ve B yüz olarak The Gallery basılmış. Diğer plakta ise, hayatımda ilk defa gördüm, tek yüz basım halinde albüm bonusu olarak cover parçalar yer alıyor. Diğer yüzünde albümün logosu basılmış. Muhteşem bir görsellik  ne yalan söyleyeyim.

gal04

Fark ettiğim tek sıkıtı, galiba üretildiği malzemeden olsa gerek, parçalarda dip cızırtısı hissedilir seviyede. Ancak, elimdeki diğer plaklarla kontrol ettim, plağın kalınlığı da fazla. 180 gr.dan daha ağır gibi.

Albümün parça listesi şu şekilde:

A1 – Punish My Heaven
A2 – Silence, And The Firmament Withdrew
A3 – Edenspring
A4 – The Dividing Line
A5 – The Gallery
A6 – The One Brooding Warning
B1 – Midway Through Infinity
B2 – Lethe
B3 – The Emptiness From Which I Fed
B4 – Mine Is The Grandeur…
B5 – …Of Melancholy Burning
C1 – Bringer Of Torture (Kreator Cover-Version)
C2 – Sacred Reich (Sacred Reich Cover-Version)
C3 – My Friend Of Misery (Metallica Cover-Version)
C4 – Lady In Black (Mercyful Cover-Version)
C5 – 22, Accacia Avenue (Iron Maiden Cover-Version)

Yani ikinci plak, tamamen bonus bir plak olmuş. Baskısı, malzemesi, açılır kapağı ve her şeyiyle mükemmel bir ürün. Yukarıdaki fotoğraftaki mutluluğum bu yüzden 🙂 Bir de, senin için klişe olacağından, sormaya cesaret edemediğin parçayı kaydettim sevgili okur.

gal01

Bu üçlüye ilave edilecek bir albüm daha kaldı. Çok yakında…

Biriktirmelik Sevimliler

bardakGeçen gün alışveriş yaparken aylar önce Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘ndan Hamdi Abi‘nin satın alıp bizimle paylaştığı bir mikrop kuklası vardı. O günden sonra ne zaman alışverişe gitsem, gözlerim temizlik reyonunda Domestos arar oldu. İkili Domestos, yanında “mikrop kuklası” hediye ediyordu. Gayet sevimli bir kuklaydı bu 🙂

Adalar‘daki İnsancıl Kitabevi‘nin önünden ne zaman geçsek muhakkak beş on dakika durur, kitapçının önündeki sepeti eşeler, ilginç kitaplar bulurum. Geçen gün de bir sürü kitap aldım yine. Ancak o gün, daha da güzel olanlar keşiflerim bardak altlıkları oldu. Yüzlerce bardak altlığı içinden elimize geçen en sevimli birkaç tanesini aldık.

kitaplar

Yine bir sahaf macerası: Geçen hafta sonu yalnız başıma, Esnaf Sarayı karşı aralığında bulunan İnsancıl Sahaf‘a (az önce bahsettiğimden farklı) uğradım. Burada fantastik kurgu bölümündeki koskoca rafın tam ortasında duran tek bir kitap dikkatimi çekti: Yürüyen Kentler 4 – Karanlık Düzlük! Yani elimdeki serinin tek eksik kitabı. İlk olarak şu yazımda ve ikinci olarak da şu yazımda bahsettiğim dört kitaplık serinin ilk üç kitabı elimde vardı. Dördüncü kitabı o dönemde parasızlıktan alamamıştım. İnsancıl Sahaf’ta tek bir cildi öylece tek başında görünce elime alıp baktım ve fark ettim: Normal satış fiyatının yarısına satılıyordu. Neden? Çünkü kitabın ön kapağının köşesinde bir yıpranma vardı. Böylece fiyatı yarıya düşürmüşler 🙂 Ben de hiç tereddütsüz aldım. Şu anda elimde tüm seri var. Üçüncü kitabı okumaya başladım. Dördüncü kitap da bittiğinde son bir yazı yazacağım.

kentler

Yazının son paragrafı da bu ay ikinci defa bağımsız olarak yayımlanan Head Bang dergisi hakkında olacak. Blue Jean‘den bağımsız olarak yayımlanan ilk sayı hakkında şurada bir yazı yazmıştım. Bu yeni bağımsız sayı, itiraf etmek gerekirse, ilki kadar heyecan uyandırıcı değil. Kapakta yakın zamanda çıkardıkları yeni albümleri The Book Of Souls‘a itafen, Iron Maiden yer alıyor. Dergi geçen sayıda olduğu gibi yine bir çuval poster hediye ediyor. İkinci bağımsız sayı olduğu için kaçırmadım aldım. Gerçi, şu an ülkede çıkan derli toplu tek metal müzik mecmuası olması bile almak için yeter de artar bir sebep. Geçen sayıda derginin içeriğinden etraflıca bahsetmiştim. Ancak bu sayıyı henüz tamamen okuyamadım. Sadece Slayer’ın ve Iron Maiden’ın albüm yorumlarını okudum. Dergi biraz gecikmeli olarak raflarda yerini aldı. Eskişehir’de günlerce marketlerin dergi gazete reyonlarına baktım alışveriş yaptıkça. Nihayet geçen hafta başında, bayramdan önceki pazartesi buldum aldım.

headbang

Kuzey Keşifleri

Yıl boyunca yeni müzikal keşifler yapıyorum. Bu keşifleri de anında seninle paylaşıyorum sevgili okur. Yıl bittiğinde blogda o yıl yazdığım yazıları okuyunca yıl içerisinde ne kadar farklı tarzlar dinlediğimi fark edip mutlu oluyorum. Bu basit ama yeterli bir mutluluk oluyor. Ah bu kulaklarım neler duydu diye övünüp daha neler duyacak diye heyecanlanıyorum.

Bu sıralar müzikal ibremin yönü Kuzeye, İskandinav topraklarına dönmüş durumda. Rutin olarak dinlediğim In Flames’i saymıyorum elbette. Ancak keşfettiğim çok güzel parçaların pek çoğunun Kuzey orijinli gruplar olması da epey dikkatimi çekiyor. Anlaşılan o ki Avrupa metal müziğine İskandinav gruplarının katkılarını kimse görmezden gelemiyor, gelemeyecek. Şimdi her biri altı dakikadan daha uzun bu parçaları paylaşayım.

Geçtiğimiz gün Facebook’ta popladı Alper‘in mesajı. “Şu parçayı çalalım gitar ve flütle” diye. Bu parça Ensiferum‘un Wanderer isimli parçası. Finlandiyalı folk metal grubunun 2007 yılında yayımladığı Victory Songs albümünden harika bir parça. Ensiferum, icra ettiği tarz ile Dünya’da akla gelen ilk gruplardan birisi. Her ne kadar benim en az dinlediğim tarzlardan birini yapıyor olsalar da böyle muhteşem şarkılarına denk geldiğimde ben de kayıtsız kalamıyorum. Bu sefer kayıtsız kalamayan Alper olmuş ve işin güzeli bu kayıtsız kalamayışını benimle de paylaştı. Parçanın giriş kısmındaki şu muhteşem melodiyi kim bir sefer de dinleyip geçebilir ki? Hemen ardından gelen müthiş distortion tonu? Altı buçuk dakikalık yoğun bir coşku nöbetine dahil olmak istiyorsanız buyrun.


Skálmöld_-_Baldurİskandinavya’nın hemen batısında yer alan üç yüz bin nüfuslu bir ada devletidir İzlanda. Geçen gün Skálmöld adında bir grup keşfettim. Bu grubun, İzlanda’da İzlanda Senfoni Orkestrası ile verdiği efsane bir konser videosu buldum. Grup hakkında en ufak bir bilgim yokken oturup bu konser videosu izlemeye başladım. İzlanda’nın alfabesi de bir garip sevgili okur. Bildiğimiz sesli sessiz harflerin üzerlerinde birer tane de kesme işareti var. Böylece grubun adı da, şarkıların da bir hayli ilginç oluyor 🙂 Evet, efsane şarkının adı: Kvaðning. Kelime anlamı “çağrı”. Parçaya çekilmiş bir offical video var ancak ben şu aşağıdaki senfonik halini dinlemenizi öneriyorum.

Dark Tranquillity, In Flames’le birlikte İsveç’ten çıkan en iyi melodik death metal gruplarında birisiydi. Yıllar geçti, In Flames epey değişti. Ancak maşallah Dark Tranquillity bir santim olsun oynamadı yerinden. Sene 2010, biz hala Fiction dinliyorduk düşünün (Fiction, 2007 senesinde çıkmıştı). Aynı yıl yeni albüm We Are the Void yayımlandı. Sıkıntı şu idi, grubun albümden çektiği tüm kliplerin şarkıları vasattı. Albümle ilgili heyecan uyandıran parçalar değildi. Böyle böyle uzaklaştık Dark Tranquillity’den o dönem. Aradan tam 5 sene geçti. Geçtiğimiz gün Dark Tranquillity Resmi hesabından Her Silent Language parçasının piano cover videosu yayımlandı. Her Silent Language’ı daha önce albüm çıktığında dinlemiştim. Bu sefer ilk kez dinliyormuşum gibi oldu. Şarkıya hasta oldum. Girişte çalan piano melodisi sardı sarmaladı beni. DT bunu hep yapar. Parçanın girişine efsane bir melodi koyar. Aynı melodiyi bir de nakaratta patlatır, gaza getirir adamı. O kadar gaza geldim ki eve koşup midi klavyeyi çıkarmaya karar verdim. İşte yine dinliyorum ve söylüyorum, adamlar hiç bozmadılar. Siz muhtelemen benden daha iyi bir dinleyici olduğunu için bu parçayı çoktan keşfettiniz ve unutunuz bile. Ben ise yeni yeni tadını çıkarıyorum. Neden? Çünkü biz yan yana olunca tadını çıkarmayı iyi biliriz, müziğin.

BONUS: Bu yazıda sadece Kuzeyli gruplardan bahsedecektim. Bu muhteşem parçayı bir kenarda bırakmaya içim elvermedi. Empyrium, Alman asıllı bir folk metal grubu. Her ne kadar Alman olsalar da dinleyince anlayacaksınız ki bu tam bir Kuzey işi!

411417

İki hafta önce, Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda Tahir abi paylaşmıştı. Empyrium’un son albümlerine adını veren parçası The Turn Of The Tides. Yedi dakikalık muhteşem bir ağıt. En karanlık gecelerde, en hüzünlü anlarda dinlemek için bire bir. Ben geride bıraktığım haftalarda yaşadığım tüm üzüntülerimin ardından evde, iş yerinde, yolda sürekli dinleyip durdum bu parçayı. Kıyıya vuran dalga sesleri, tamamı minör seslerden oluşan o hüzün dolu melodi, ağır vokali, sekiz dizelik sözleri ile tam bir bunalım şarkısı. Yalnızca gerçekten sevenlere tavsiye ederim. Yoksa ağır gelebilir.

Deep red skies falling into blue,
With every turn of the tides I am closer to you.

Kes – Kamlama

kes00 Satın almadığım albüm için inceleme yazısı yazmama kararı almıştım. Yerli gruplar için istisnasız, yabancı gruplar için de birkaç istisna dışında bu kararımı uyguluyorum. Uzun süredir de albüm inceleme yazısı yazmıyordum. Bu yazıda sizlere son zamanda dinlediğim en iyi Türk rock gruplarından olan KES‘in ilk albümü Kamlama‘yı değerlendireceğim.

Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda her gün pek çok kaliteli grubu tanıma fırsatımız oluyor. Grubumuzun üyelerinden Cenk Turanlı‘nın bass gitaristliğini yaptığı yepyeni bir grup KES. Cenk Turanlı’yı Malt grubundan da tanıyoruz. Ayrıca kendisinin çok sağlam bir Metallica fanı olduğunu biliyoruz. Üç kişiden oluşan grubun diğer üyeleri de şu şekilde: Emre Kula – Gitar, Mehmet Demirdelen – Davul.

kes01Grubun tarzı progressive rock ve grup enstrümental müzik yapıyor. Yani vokal yok parçalarda! İşte bunu farkettiğimde daha da bir ilgiyle dinlemeye başladım. Müziğin içerisinde vokal yoksa tüm enstrümanların vasatın çok çok üzerinde performans sergilemesi gerekir. İşte Kamlama’da duyduğumuz şey tam olarak bu! Düşünsenize, Türkiye’de progressive rock yapacaksınız, üstelik vokaliniz de olmayacak! Bu ne cesaret? Bu ne büyük bir duruş! Helal olsun.

kes02Albümü alınca çok şaşırdım. Çünkü albümde kartonet tasarımı çok sade, adeta yok. Kartonette albüme emek verenlerin isimleri, parça listesi ve teşekkür listesi var sadece. Gerçi şarkı sözü yok, daha ne olabilirdi ki? Albümün enfes bir kapağı var bu arada. Şakir ve Zeynep KIŞ tarafından çizilmiş. Cenk Abi, orijinal çizimi grupta paylamıştı.

kamlamaorijinal

Orijinal çizim

Albümde dokuz parça var. En baştan söyleyeyim favorim Dilenci. Ama kötü diyebileceğim bir parça da yok. Belki Nevroz, diğerlerinden biraz daha düşük kaldığı için en az dinlediğim parça olabilir. Albüm ve grupla ilgili bir diğer mükemmellik ise grubun albümdeki çoğu parçanın performans videolarını Youtube’a koymuş olması. Adamlar zaten üst seviyede çaldıkları için muhtemelen performans videosu işi hayatlarının sıradan bir parçasıdır 🙂 Albümden “Official Video” olarak Hak isimli parça yayımlandı.

Grubun müzikal tarzına en çok benzettiğim grup Nekropsi. Evet, bir daha düşündüm ve Nekropsi’nin “Sayı 2: 10 Yılda Bir Çıkar” albümü tarz olarak Kes’in Kamlama’sına çok yakın. Hangisi daha iyi derseniz ben Kamlama’yı seçiyorum. Çünkü söz yok ve riffler daha sert.

Bu yıl içerisinde çıkmış en iyi yerli albümlerden birisi bu oldu bence. Yıl henüz bitmedi, bakalım daha neler dinleyeceğiz, ancak Kamlama’dan kısa vadede vazgeçemeyeceğiz gibi duruyor. Tebrikler Kes!

Immortal All Shall Fall Plağım

immor00    Gün geçmiyor ki yepyeni plaklar elime geçmesin sevgili okur! Evet, bu sefer de çok ama çok kıymetli bir plak daha arşivimdeki yeri aldı: Immortal – All Shall Fall. Kuzey efsanesinin 2009 yılında çıkardığı albümün sınırlı sayıda basılan 0271 seri no.lu olan gatefold kapaklı picture disk‘ine sahip oldum 🙂

Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘ndan tanıştığım kral insan Uğur sayesinde bu güzide picture disk artık arşivimin en değerlileri arasında. Uğur, Türkiye’nin belki de en iddialı Immortal koleksiyoncularından, fanlarından birisidir. Grupta yaptığı bir paylaşımdan sonra kendisiyle iletişim kurdum ve Eskişehir’den Diyarbakır’a uzanan bir köprüyle plağı elde ettim.

immor04

immor02

All Shall Fall, Immortal’ın 2009 yılında çıkardığı ve şu anda yayımlanmış olanson albümüdür. Albüm herşeyiyle tipik bir Immortal albümüdür. Çıktığında epey heyecanlanmış ve albümün çıkış parçası olan All Shall Fall için çekilen video hakkında şöyle bir yazı yazmıştım.

immor03

Plak, yukarıda da belirtiğim üzere gatefold kapaklı picture disk formatında sınırlı sayıda basılmış. Numaratörden anladığımız üzere 1000 kopya basılan bu ürünün 0271 seri no.lu kopyası şu an elimde duruyor. Pek çok picture disk albümün aksine plak hem kapak hem de kartonet içeriyor. Bu, albümün kopyasını daha da değerli ve kaliteli hale getiriyor. Albümün parça listesi şu şekilde:

All Shall Fall (A1)
5:58
The Rise Of Darkness (A2)
5:48
Hordes To War (A3)
4:33
Norden On Fire (B1)
6:16
Arctic Swarm (B2)
4:02
Mount North (B3)
5:08
Unearthly Kingdom (B4)
8:31

Sevgili Uğur’a bu plağa sahip olmamı sağladığı için teşekkür ediyorum.

immor01

Bu Aralar Elime Geçenler

Şimdi sevgili okur, malum geçenlerde bir İstanbul seyahatim olmuştu. Bununla ilgili yazıları zaten okumuştun blogda. O seyahatte aldığım, sonrasında da elime geçen bir kaç farklı albüm oldu. Onları da seninle paylaşmak istedim.

Affliction – Execution Is Necessary

Bana ve Togay‘a göre Affliction, bu topraklardan çıkan en iyi metal gruplarındandır. Execution Is Necessary ise kaydedilmiş en iyi metal albümlerinden birisidir. Grup sonradan isim değiştirdi ve Affliction ismiyle bir daha albüm çıkarmadı. Ancak EIN, Türk metalcisinin gönlünde en iyi Türk metal albümleri arasından hiç çıkmadı. Albüm açılış parçasından son parçasına kadar dopdolu. Bazı albümler vardır, parça atlamadan, baştan sona dinlersiniz. İşte EIN tam da böyle bir albüm. Parçaların aralarında mükemmel melodiler gizli. Albümdeki her parça hit ancak özellikle hastası olduğum parçalar: The Question, Hollow, WWW (World Wide Wrath), Dark Side Of Creation ve Raven. Bakın en sevdiklerimi sayarken bile albümün yarısını saymış oldum.

affl01 affl02

Albümün yayımlanma yılı 2007 olduğu ve üzerinden 8 sene geçtiği için sıfırını bulmak çok çok zor. Ancak şans eseri ben buldum ve hemen arşive kattım. Umarım siz de en az benim kadar şanslısınızdır ve bir gün bir yerlerden bulabilirsiniz bu baş yapıtı. Bu tarzda, Türkiye’de yapılmış en iyi albümlerden birisi olduğuna şüphe yok çünkü. Affliction keşke hep aynı tarzı yapsaydın…

Pentagram – LIVE MMXIV

pent01  Biz, Alper‘le birlikte, Pentagram dinleriz sevgili okur. Hatta şu yazımda son albümleri MMXII ile ilgili değerlendirmelerimi yazmıştım. Üyesi olduğum Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda birkaç ay önce bir dostumuz Pentagram’ın yayımlandığı LIVE MMXIV isimli dvd ve cd albümden bahsetmişti. Albümün DVD’sinde HRC İstanbul Grand Opening konserindeki 45 dakikalık performans ve Yavuzfest‘teki 25 dakikalık performans yer alıyor. Bu konserlerin ikisi de 2014 yılına ait. Diğer taraftan yarım saatlik Dream TV ana sahne performansı (2013) ve albümden çıkan iki video klip, Geçmişin Yükü ve Apokalips de dvd de yer alan diğer içerikler. CD’de ise son albümün playlisti aynen var ancak çeşitli konserlerden alınmış live versiyonları ile. Albümün satış fiyatı da çok uygun (üstelik bir de dvd içermesine rağmen). Kartonet tasarımı MMXII ile uyumlu olmuş, steampunk hakim.

pent03

Tıklayınca büyür

pent02

Tıklayınca büyür

SABATA – OST PLAĞI

sabataSpagetti Western‘lere olan ilgimi bilirsin sevgili okur. Daha önce bu blogta bununla ilgili pek çok yazı yazmıştım. Spagetti Western denilince akla gelen ilk on film arasında sayılabilecek ve ülkemizde de zamanında büyük ilgi gören bir  film var: Sabata. Ya da orijinal adıyla “Ehi amico… c’è Sabata, hai chiuso!” Kemal Sunal’ın “Umudumuz Şaban” filminde bu repliği bolca duyarız. İşte, Sabata’nın sevilmesinde belki de en önemli pay soundtrack’i olmuştur. Zaten spagetti westernlerin en tipik özellikleri film müziklerinin zamanla filmin ötesine geçebilmiş olmalarıdır.

İstanbul’da Akmar Pasajı‘nda bir dükkanın önünde kırkbeşlikler serilmiş ve tanesi dört liradan keşfedilmeyi bekliyordu. uzun sürmedi Sabata’yı farketmem. Plağın bir yüzünde “Sabata” diğer yüzünde ise “Banjo” parçaları yer alıyordu. Hemen müthiş bir heyecanla dükkana daldım ve plağı aldım.

Eve gelip araştırınca müthiş bir şok geçirdim. Çünkü benim dört liraya aldığım kırkbeşlik, orijinal basım, bire bir kompozöründen, Marcello Giombini‘den, albümün soundtracki olarak yayımlanan plakmış. Vay arkadaş, bu nasıl güzel bir şans böyle 🙂

In Flames Plakları Koleksiyonum

infdisco01 Şu yazıda anlattığım İstanbul seyahatimin en önemli getirilerinden birisi de In Flames koleksiyonuma çok ciddi parçalar kazandırması oldu şüphesiz. In Flames albümlerini bulabildiğim her formatta topluyorum. CD formatında eksiğim kalmadı (elbette ki en son albümü saymıyorum). Plak formatında ise taa şu yazıdan beri heyecanla beklediğim şey gerçekleşti ve yeniden basılıp Türkiye’ye gelen tüm In Flames plaklarına nihayet sahip oldum 🙂

Aldığım ilk In Flames plağım Sounds Of A Playground Fading olmuştu. Yıllar önce, 2012’de almıştım bu plağı. Henüz çalışmıyordum bile. Gatefold, double LP ve clear vinyl olarak basılan bu nadide eser arşivime girdiğinde sevinçten çıldırmıştım. Bu albüm yeni dönem In Flames’in kaydettiği en iyi albümdür. Bunun üstüne bir albüm daha yaptılar ama olmadı. Bu albümdeki çizgiyi yakalayamadı. Fear Is The Weakness ve Where The Dead Ships Dwell isimli parçalar albümde en sevdiklerim.

Aldığım bir sonraki In Flames plakları ise Whoracle ve The Jester Race albümleri oldu. Bu albümler, In Flames’in ilk dönem albümleri ve yıllar önce çok sınırlı sayıda olarak plak formatında basılmış. Ancak bu albümler basıldığında ben daha ilkokul 2. sınıfta olduğum için bırak elde etmeyi, grubu dinleme imkanım bile yoktu 🙂 Yıllar sonra bu albümler yeniden plak formatında basılınca benim gibi fanlara gündoğdu ve Hammer Müzik sayesinde bu başyapıtları olabilecek en iyi formatta, plak formatında arşivlerimize kattık.  The Jester Race ve Whoracle, sadece In Flames’in değil, melodik death metal tarihinin de en iyi albümleri arasında gösterilmektedir. Bu albümleri aldığımı müjdelediğim şu yazımda bir de hedef koymuşum kendime: “Bir sonraki hedefim ise Colony, Clayman ve Come Clarity albümlerini arşivime katmak olacak.”

plak1 Kendime koyduğum bu hedeften sonra nihayet beklediğim fırsat geldi ve İstanbul’a bir eğitim için dört günlüğüne gitme şansı doğdu 🙂 İşte bu şansı da Akmar Pasajı‘nda, Hammer Müzik‘te değerlendirdim sevgili okur. In Flames’in Colony (1999), Clayman (2000), Reroute The Remain (2002) ve Soundtrack To Your Escape (2004) albümlerini plak formatında aldım. İlkan abi ve ÇŞB’nin katkılarıyla tam dört albümü daha arşivime katmış oldum. Bu dördü içinde en sevdiklerim Clayman ve Colony. Ancak Reroute The Remain ve Soundtrack To Your Escape de orta dönem In Flames’in ilk albümleri oldukları için çok önemli albümler. R2R, Trigger şaheserini barındıran albüm mesela. Albümler, orijinal albüm kapaklarıyla basılmış. Ne yazık k, bu plaklar da gatefold değil. İçerisinden çıkan kartonette, albümlerin cd formatındaki kartonetlerinde yer alan içeriğin tamamı yer alıyor.

colonyColony (1999), efsane beşlinin kaydettiği albümlerden. Albümde en sevdiğim parçalar Embody The Invisible, Ordinary Story ve Resin. Özellikle Resin, karanlık Bilecik gecelerimin soundtracklerinden birisidir.

claymanClayman (2000), dinlediğim ilk In Flames albümüdür. Albümün açılış şarkısı Bullet Ride da muhtemelen ilk dinlediğim In Flames parçasıdır. Sahip olduğum ilk In Flames albümü de Clayman (kaset formatında) albümüdür. Yani neresinden tutarsan tut sevgili okur, diskografideki benim için en önemli albümlerden biridir. Albümdeki tüm şarkıları ve trafiklerini ezbere biliyorum. Albümdeki tüm şarkılar hittir, ancak benim favorim Swim‘dir. Saygılar 🙂

plak2

rerouteReroute The Remain (2002) yılında çıktığında muhtemelen grubun hayranları büyük şoka uğramıştı. Çünkü grubun soundu çok ciddi değişiklikler geçirmiş bu albümde. Bir kere clean vokal kullanmaya başladı grup. İlginç bir istatistik daha vereyim, bu albüm muhtemelen grubun en çok dinlediğim albümüdür. Hatta bir yıl boyunca aralıksız dinlediğim albümüdür. Lise 3 süresince telefonumda bu albüm vardı ve evden çıkıp okula gidene, okuldan çıkıp eve gidene kadar hep bu albümü dinledim. Bu da ezbere bildiğim albümlerden biridir.

styeSoundtrack To Your Escape (2004), diğer üçü arasında en az sevdiğim albümdür. Plak formatında almayı açıkçası çok düşünmüyordum ancak görünce dayanamadım 🙂 Superhero Of The Computer Age, Dial 595-Escape ve My Sweet Shadow albümdeki favorilerim.

Şu an elimdeki In Flames plağı sayısı 7 oldu. Almayı istediğim ve beklediğim albümler Come Clarity ve Subterrenean kaldı. Bunları da çıktıklarında alacağım.

Bu albümleri edinmemde katkısı olan, İlkan Abi’ye, ÇŞB’ye, Keyb’ye, Hammer Müzik ve Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘na buradan selamlarımı iletiyorum.

infdisco02

The Jester Race ve Whoracle Plaklarım!

  inflam01Çok tutarlı hedefleri olan blog, My Resort, yine dediğini yaptı sevgili okur: Şu yazımda bahsettiğim plaklar, In Flames‘in The Jester Race ve Whoracle albümlerinin plakları, nihayet basıldı ve Türkiye’ye Hammer Müzik tarafından getirildi. İnsanlığın Instagram Profili, büyük insan Keyb‘nin müthiş çabaları sonucu elde edildi ve tarafıma postalandı 🙂

Bir In Flames fanı olarak bu albümlerin, aslında In Flames’in tüm albümlerinin, basıldığı tüm formatlarda arşivimde olması çok büyük önem taşıyor. Son iki albüm hariç, ilk ve orta dönem albümlerim hepsi CD formatında arşivimde vardı. Daha sonra plak olarak toplama fikri aklıma sızdı. Bu küçük fikir, aklıma kök saldı, adeta beni ele geçirdi. Ancak bir sorun vardı. Son üç albüm hariç, diğer albümleri plak olarak bulmak çok çok zordu. Neyse ki CM Distro tarafından tüm In Flames albümleri periyodik olarak plak formatında yayımlanacak. Bir sonraki hedefim ise Colony, Clayman ve Come Clarity albümlerini arşivime katmak olacak.

inflam02

Evet, gelelim şimdi elimdeki yavrulara. bunlardan ilki 1995 tarihli The Jester Race. Şüphesiz In Flames’in en efsane albümü. Boş şarkı yok. Moonshield baş yapıtıyla başlayan, içerdiği 10 parçanın  her biri ayrı ayrı başyapıt olan ve “Melodik Death Metal Nasıl Yapılır El Kitabı” diyebileceğimiz bir albüm. Anders‘in ilk defa vokal yaptığı albüm. Björn‘ün davul çaldığı son albüm.

inflam03Diğer albüm Whoracle ise In Flames’in 1997 yılında çıkardığı ve pek çok otorite tarafından Melodik Death Metal’in zirvesi olarak kabul edilen bir albümdür. In Flames’in (melodik death metal döneminin) The Jester Race ile birlikte en iyi albümü olarak kabul edilir. 11 parçalık muhteşem bir albümdür, ancak itiraf edeyim, The Jester Race gibi her şarkısı baş yapıt diyemiyorum bu albüm için. Ancak Jotun, Gyroscope, Episode 666 gibi en sevdiğim In Flames şarkılarını barındırması bile albümün vazgeçilemez olması için yeterlidir.

Albümlerin plakları orijinal albüm kapaklarıyla basılmış. Ne yazık ki gatefold (açılır kapak) değil ve görür görmez Alper‘in de farkettiği üzere albüm kapağında kullanılan görsellerin çözünürlükleri birazcık zayıf kalmış. Sanki CD kapağını büyütüp plak için basmışlar gibi 🙂 Ama olsun, taştan topraktan olsun, boş plak olsun ama adı In Flames olsun.

Plaklar black vinyl dediğimiz, bildiğimiz siyah renk plaklar ve her albüm tek plaktan oluşuyor. Oysa birkaç sene önce aldığım Sounds Of A Playground Fading albümü plağı hem gatefold, hem çift plak hem de clear vinyl denilen şeffaf plaklardı. Olsun, ne olursa olsun, The Jester Race’i plak olarak bulabilmek büyük nimet!

Bu albümleri edinmemde katkısı olan, başta Keyb kardeşim olmak üzere, Hammer Müzik ve Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘na buradan selamlarımı iletiyorum.