Tag Archives: dark tranquillity

Dark Tranquillity The Gallery Plağım!

darktranqPerşembe ve cuma günü yaptığım İstanbul seyahatindeki ganimetlerden en değerlisi Dark Tranquillity’nin The Gallery plağı oldu şüphesiz. Yazının taa en başında Çağlan Tekil‘e teşekkür ederim.

The Gallery, İsveç Death Metal efsanesi Dark Tranquillity’nin 1995 yılında (ben o zaman ilkokul 2’deydim, hayat bilgisi dersimiz vardı) çıkardığı ve İsveç Melodik Death Metali‘nin bugün en kült kabul edilen üç dört albümünden birisi olan bir albümdür. Albümü, elinde bulundurmak zaten death metal dinleyicisi için farzdır. Hele ki plağını bulabilmek ise çok başka bir ayrıcalıktır. İşte bu ayrıcalığa, Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘ndan ulaştığım Çağlan Tekil sayesinde eriştim. Çağlan Tekil’in adını Google’a yazınca karşısınıza Blue Jean ve Head Bang dergileri çıkacaktır. Böylesi güvenilir bir satıcı çok komik bir fiyata bu plağı satılığa çıkardığında gördüğüm saniye mesaj attım kendisine. Cevap olarak, benden de önce davranıp ayırtan biri olduğunu söyleyince Çağlan Abi, epey bir hayal kırıklığına uğradım.

Güzel haberin gelmesi için iki gün daha bekledim ve İstanbul’a gideceğim günün öncesinde Çağlan Abi güzel haberi verdi. Plak onu almam için Taksim‘de beni bekliyordu. Perşembe akşamı, İstanbul’a ulaşıp otele yerleştikten sonra ürkünç bir macera atlatıp Taksim’e ulaştım. Cihan‘la ve Serhat‘la buluştum. Gidip heyecanla The Gallery’i aldım. Sonra bir pasajın derinliklerine  daldık. Burada plak, pikap ve müzik üzerine özlediğim bir muhabbet döndü.

gal03

gal02Biraz da The Gallery’den bahsedeyim. En sevdiğim formatta, açılır kapak yani gatefold olarak basılmış. Çift plak ve özel üretim kum rengi. Plaklardan birisinda A ve B yüz olarak The Gallery basılmış. Diğer plakta ise, hayatımda ilk defa gördüm, tek yüz basım halinde albüm bonusu olarak cover parçalar yer alıyor. Diğer yüzünde albümün logosu basılmış. Muhteşem bir görsellik  ne yalan söyleyeyim.

gal04

Fark ettiğim tek sıkıtı, galiba üretildiği malzemeden olsa gerek, parçalarda dip cızırtısı hissedilir seviyede. Ancak, elimdeki diğer plaklarla kontrol ettim, plağın kalınlığı da fazla. 180 gr.dan daha ağır gibi.

Albümün parça listesi şu şekilde:

A1 – Punish My Heaven
A2 – Silence, And The Firmament Withdrew
A3 – Edenspring
A4 – The Dividing Line
A5 – The Gallery
A6 – The One Brooding Warning
B1 – Midway Through Infinity
B2 – Lethe
B3 – The Emptiness From Which I Fed
B4 – Mine Is The Grandeur…
B5 – …Of Melancholy Burning
C1 – Bringer Of Torture (Kreator Cover-Version)
C2 – Sacred Reich (Sacred Reich Cover-Version)
C3 – My Friend Of Misery (Metallica Cover-Version)
C4 – Lady In Black (Mercyful Cover-Version)
C5 – 22, Accacia Avenue (Iron Maiden Cover-Version)

Yani ikinci plak, tamamen bonus bir plak olmuş. Baskısı, malzemesi, açılır kapağı ve her şeyiyle mükemmel bir ürün. Yukarıdaki fotoğraftaki mutluluğum bu yüzden 🙂 Bir de, senin için klişe olacağından, sormaya cesaret edemediğin parçayı kaydettim sevgili okur.

gal01

Bu üçlüye ilave edilecek bir albüm daha kaldı. Çok yakında…

Kuzey Keşifleri

Yıl boyunca yeni müzikal keşifler yapıyorum. Bu keşifleri de anında seninle paylaşıyorum sevgili okur. Yıl bittiğinde blogda o yıl yazdığım yazıları okuyunca yıl içerisinde ne kadar farklı tarzlar dinlediğimi fark edip mutlu oluyorum. Bu basit ama yeterli bir mutluluk oluyor. Ah bu kulaklarım neler duydu diye övünüp daha neler duyacak diye heyecanlanıyorum.

Bu sıralar müzikal ibremin yönü Kuzeye, İskandinav topraklarına dönmüş durumda. Rutin olarak dinlediğim In Flames’i saymıyorum elbette. Ancak keşfettiğim çok güzel parçaların pek çoğunun Kuzey orijinli gruplar olması da epey dikkatimi çekiyor. Anlaşılan o ki Avrupa metal müziğine İskandinav gruplarının katkılarını kimse görmezden gelemiyor, gelemeyecek. Şimdi her biri altı dakikadan daha uzun bu parçaları paylaşayım.

Geçtiğimiz gün Facebook’ta popladı Alper‘in mesajı. “Şu parçayı çalalım gitar ve flütle” diye. Bu parça Ensiferum‘un Wanderer isimli parçası. Finlandiyalı folk metal grubunun 2007 yılında yayımladığı Victory Songs albümünden harika bir parça. Ensiferum, icra ettiği tarz ile Dünya’da akla gelen ilk gruplardan birisi. Her ne kadar benim en az dinlediğim tarzlardan birini yapıyor olsalar da böyle muhteşem şarkılarına denk geldiğimde ben de kayıtsız kalamıyorum. Bu sefer kayıtsız kalamayan Alper olmuş ve işin güzeli bu kayıtsız kalamayışını benimle de paylaştı. Parçanın giriş kısmındaki şu muhteşem melodiyi kim bir sefer de dinleyip geçebilir ki? Hemen ardından gelen müthiş distortion tonu? Altı buçuk dakikalık yoğun bir coşku nöbetine dahil olmak istiyorsanız buyrun.


Skálmöld_-_Baldurİskandinavya’nın hemen batısında yer alan üç yüz bin nüfuslu bir ada devletidir İzlanda. Geçen gün Skálmöld adında bir grup keşfettim. Bu grubun, İzlanda’da İzlanda Senfoni Orkestrası ile verdiği efsane bir konser videosu buldum. Grup hakkında en ufak bir bilgim yokken oturup bu konser videosu izlemeye başladım. İzlanda’nın alfabesi de bir garip sevgili okur. Bildiğimiz sesli sessiz harflerin üzerlerinde birer tane de kesme işareti var. Böylece grubun adı da, şarkıların da bir hayli ilginç oluyor 🙂 Evet, efsane şarkının adı: Kvaðning. Kelime anlamı “çağrı”. Parçaya çekilmiş bir offical video var ancak ben şu aşağıdaki senfonik halini dinlemenizi öneriyorum.

Dark Tranquillity, In Flames’le birlikte İsveç’ten çıkan en iyi melodik death metal gruplarında birisiydi. Yıllar geçti, In Flames epey değişti. Ancak maşallah Dark Tranquillity bir santim olsun oynamadı yerinden. Sene 2010, biz hala Fiction dinliyorduk düşünün (Fiction, 2007 senesinde çıkmıştı). Aynı yıl yeni albüm We Are the Void yayımlandı. Sıkıntı şu idi, grubun albümden çektiği tüm kliplerin şarkıları vasattı. Albümle ilgili heyecan uyandıran parçalar değildi. Böyle böyle uzaklaştık Dark Tranquillity’den o dönem. Aradan tam 5 sene geçti. Geçtiğimiz gün Dark Tranquillity Resmi hesabından Her Silent Language parçasının piano cover videosu yayımlandı. Her Silent Language’ı daha önce albüm çıktığında dinlemiştim. Bu sefer ilk kez dinliyormuşum gibi oldu. Şarkıya hasta oldum. Girişte çalan piano melodisi sardı sarmaladı beni. DT bunu hep yapar. Parçanın girişine efsane bir melodi koyar. Aynı melodiyi bir de nakaratta patlatır, gaza getirir adamı. O kadar gaza geldim ki eve koşup midi klavyeyi çıkarmaya karar verdim. İşte yine dinliyorum ve söylüyorum, adamlar hiç bozmadılar. Siz muhtelemen benden daha iyi bir dinleyici olduğunu için bu parçayı çoktan keşfettiniz ve unutunuz bile. Ben ise yeni yeni tadını çıkarıyorum. Neden? Çünkü biz yan yana olunca tadını çıkarmayı iyi biliriz, müziğin.

BONUS: Bu yazıda sadece Kuzeyli gruplardan bahsedecektim. Bu muhteşem parçayı bir kenarda bırakmaya içim elvermedi. Empyrium, Alman asıllı bir folk metal grubu. Her ne kadar Alman olsalar da dinleyince anlayacaksınız ki bu tam bir Kuzey işi!

411417

İki hafta önce, Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda Tahir abi paylaşmıştı. Empyrium’un son albümlerine adını veren parçası The Turn Of The Tides. Yedi dakikalık muhteşem bir ağıt. En karanlık gecelerde, en hüzünlü anlarda dinlemek için bire bir. Ben geride bıraktığım haftalarda yaşadığım tüm üzüntülerimin ardından evde, iş yerinde, yolda sürekli dinleyip durdum bu parçayı. Kıyıya vuran dalga sesleri, tamamı minör seslerden oluşan o hüzün dolu melodi, ağır vokali, sekiz dizelik sözleri ile tam bir bunalım şarkısı. Yalnızca gerçekten sevenlere tavsiye ederim. Yoksa ağır gelebilir.

Deep red skies falling into blue,
With every turn of the tides I am closer to you.

Dark Tranquillity Fiction Plağım!

01 11

Bu haftayı müzikal açıdan tamamen Sabhankra‘ya ayırdığım için bu yazı biraz gecikti sevgili okur. İş yerinde çalıştığım ofisi değiştirdim. Onun biraz yoğunluğu vardı. Bir de yüksek lisansta tez dönemine girdim artık. Onun hafif ve keyifsiz bir heyecanı var.

Dark Tranquillity‘nin 1995 çıkışlı The Gallery albümünden sonra herhalde kitlesel anlamda en büyük başarı gösterdiği albüm 2007’de çıkan Fiction olmuştur. Bakın ben taa 2009’da, bundan 4 sene önce, bu albümden şu yazımda bahsetmişim. Ve geçen sene yazdığım şu yazımda da baş ucu albümlerim arasında göstermiştim. Hatta bakın o yazıda bu albüm hakkında neler demişim:

Dark Tranquillity – Fiction (2007): Konu DT’den açılınca herkes The Gallery der. Ancak bence Fiction’dır albüm. Üçüncü parça Terminus’tan itibaren akıp giden bir albümdür. Grubun In Flames‘in aksine yıllardır bozmamaya dikkat ettiği çizgisini koruduğu ve her albümde biraz daha yerleştiği o Melodik Death Metal koltuğunu bence sağlamlaştırdığı, Gotenburg‘un muhtarı olduğu albümdür. Albüm tek kelime ile akışkandır. Nasıl yani? Şöyle, play tuşuna basıp hiçbir parçayı atlamadan, değiştirmeye gerek duymadan albümü bitirirsiniz. Çok sevidğim bir albümdir, başucu albümlerimden birisidir.

01 13İşte nihayet bu harika albümün de plak versiyonunu arşivime katabildim sevgili okur. Hem de müthiş bir sürüm ile. Albüm, gatefold olarak geliyor. İç kısımda şarkı sözleri yer alıyor. Kartonet mat karton. Kalitesi fena değil. Albüm kapağı, LP için tasarlanmış özel bir versiyonda.

03 9

Albümün plak versiyonunun yanında hediye olarak bir poster ve albümün CD basımı da geliyor. Orijinal CD albüm gelince hemen aklıma replika bir digipack kartonet tasarlamak geldi. Yarın yapacağım o işi de.

Plağın çalma listesi şu şekilde:

No. Parça Süre
A1 Nothing To No One 04:10
A2 The Lesser Faith 04:37
A3 Terminus (Where Death Is Most Alive) 04:24
A4 Blind At Heart 04:21
A5 Icipher 04:39
B1 Inside The Particle Storm 05:29
B2 Empty Me 04:59
B3 Misery’s Crown 04:14
B4 Focus Shift 03:36
B5 The Mundane And The Magic 05:17

Arşivimin en değerli plaklarından birisi oldu bu albüm. Elde etme sürecim de gayet sorunsuz geçti. Yazıyı albümdeki güzel parçalarla bitiriyorum. Üşenmeyin ve izleyin.

05 5

Başucu Albümlerim – Part 1

Öncelikle “başucu albümü” kavramını açıklamama izin ver sevgili okur. İTÜ Sözlükte tam da benim yazacağım açıklamayı verdikleri için aynen alıyorum: “Dinlemekten bıkılmayan, birey için asla eskimeyen, kabak tadı vermeyen ve çok özel olan albümlerdir.” Dolayısı ile burada bireyselliğin ön plana çıktığı görülmektedir. Yani tüm otoritelerce kabul edilmesine gerek yoktur, toplu bir beğeni kazanmasına gerek yoktur. Bir albümün başucu albümünüz olabilmesi için o albümde, o şarkılarda size dair ne bulduğunuz önemlidir. Dolayısı ile hiç kimseye neden bir Tarkan albümünü ya da Immortal albümünü başucu albümü yaptın diye eleştiremeyiz.

Benim başucu albümlerim listem de biraz karmaşık bu yüzden. Farklı tarzlardan albümler yer alıyor. Üstelik bu albümlerin birkaç tanesi başarılı bir albüm bile sayılmaz. Ancak kimisi ilk dinlediğim metal albümü olması dolayısı ile kimisi çok sevidiğim bir filmi hatırlaması dolayısı ile ve çeşitli diğer sebeplerden benim için kıymetlidir.

325714341. Sabhankra – Powercraft (2006): Hayatımın albümüdür. Sabhankra’yı tanımama vesile olan şaheserdir. İçerdiği ruh ile bende pek çok şeyin başlangıcıdır. City Of Tulips isimli mükemmel parçayı içermektedir. İstisnasız her parçası güzeldir, kusursuzdur. Geçmiş ve gelecek Sabhankra’ya dair ipuçları içermektedir. Türk metal tarihinde tarzında yapılmış en başarılı albümdür kanımca, Atlantis Müzik‘ten çıkmıştır. Galaksideki en büyük Sabhankra fanı olarak bu albümü bu listeye almaktan gurur ve onur duyuyorum. Aslında Sabhankra’nın tüm diskografisini de alabilirdim. Ancak bir nebze daha seçici olmak gerekli böyle bir başlık için.

883516192. Sabhankra – Swords Of The Night (2011): İçerdiği dört parçanın tamamı olağanüstü güzellikte olup, Sabhankra tarafından yayınlanan son EP’dir. EP’nin ilk parçası en uzun süreli Sabhankra parçasıdır. Albümün son şarkısı da aynı şekilde uzun süreli olup iki parçanın bileşiminden oluşmaktadır. Bunlardan Moonlight, Sabhankra konserlerinin kapanış parçasıdır. Eskişehir’de organize ettiğimiz konserde de bu şekilde olmuştu. Konserde tüm salon gruba eşlik etmişti. Albüm sertlik ve melodiklik bakımından tipik bir Sabhankra albümüdür. Self-release‘dir, internet ortamında dağıtımı serbesttir.

636045953. In Flames – Whoracle (1997): Melodik death metal‘in ders kitabı albümlerinden birisidir. İsveç Death Metali‘nin en zirve dört albümünden birisidir. Parçalarda yok yoktur. Jotun, Gyroscope, Episode 666, Dialogue With the Stars ilk etapta aklıma gelen parçalardır. Albüm, In Flames’in tarzındaki keskin değişimden önceki son albümdür. O yüzden çok değerlidir. Şu an ki gitarist Bjorn kardeşimizin son kez davulları çaldığı albümdür. Bu albümden sonra davulcu değişmiş, tarz değişmiştir. Melodik death metal dinliyorum diyen müzikseverlerin dinlemenin de ötesinde arşivinde bulundurması gereken bir albümdür.

672963964. In Flames – The Jester Race (1996): Her sene bir albüm çıkaran ilk dönem In Flames ekolünün baş yapıtlarından birisidir. İsveç Death Metali’nin en önemli dört albümünden birisidir bu albüm de. Bir yıl sonra çıkacak Whoracle’den bir derece alt kalitededir. Boş parça yoktur albümde. Moonshield, The Jester’s Race, Artifacts Of The Black Rain, Lord Hypnos, Dead Eternity, December Flower hiç aklımdan çıkmayan parçalarıdır. Dediğim gibi albümde boş, hit olmamış parça yoktur. Çok değerli bir albümdür. İlk dönem In Flames logosunun son kez kullandığı ve Jester‘ın bize gülümsediği bir kapağı da vardır.

inflames_comeclarity_kapak5. In Flames – Come Clarity (2006): Yeni dönem In Flames’in bana göre oturduğu albümdür. Albümdeki 13 parçanın tamamı aynı sertlik ve güzelliktedir. Dolayısı ile albümü çalmaya başladığınızda akıp gidiyor. Albümde bana göre en başarılı parçalar Crawl Through Knives, Come Clarity ve Take This Life. Ancak dediğim gibi diğer parçalar da çok başarılı. Vokal olarak nispeten daha kirli bir vokal, davul olarak da en zor albüm bu albümdür bence. Albüme iki tane de klip çektiler. Albümün Amerika’da yayınlanan versiyonunda son parça 5 dakika 25 saniye. Diğer international versiyonlarda 3 dakika civarında. Ayrıca albümle bereber bir de bonus dvd var ki içerisinde albümün tamamının stüdyoda grup tarafından çalınışının görüntüleri var.

865523126. Pentagram – Unspoken (2000): Herhalde sadece benim için değil, Alper için de bir başucu albümüdür bu. Bu albümdeki This Too Will Pass şarkısı çaldığım ilk metal parçasıdır. Alper’le birlikte çalmıştık. Lions In A Cage olsun, Pain olsun, F.T.W.D.A olsun, albüm baştan sona aynı ruhun etkisindedir. Doldurma bir albüm değil, devam eden bir albümdür. Türk metaline katkılar yapmış, elle tutulan işler ortaya koymuş bir grup olarak Pentagram’ın da en iyi albümüdür bence. Pentagram hayranı olmamakla birlikte bu albümünün hayranıyım sevgili okur.

80109334.jpg7. Suicide – One Of Your Neighbours (2004): En başarılı Türk Death Metal albümüdür. Death metalin ülkemizdeki en başarılı temsilcisi Suicide’ın tek albümüdür. Her parçası hittir, takdire şâyan’dır. (Melodik death metal albümü değildir bu albüm. Bu grup da bir melodik death metal grubu değildir. Death metal ile melodik death metal aynı şey değildir.) Albümdeki en başarılı parça Crimson River‘dır. Çıkarıldığı dönemi düşünerek rahatlıkla söylenebilir ki yol gösteren bir albümdür. İçerisinde yılların emeği ve birikimi vardır.

725975418. Immortal – Sons Of Northern Darkness (2002): Immortal fanı değilim. Ancak bu albümüne bayılırım. 8 parçada Norveç Black Metali antolojisidir bana göre. Peşinen söyleyim, “black metalci” değilim. Benim için Immortal, Dimmu Borgir gibi tanınan gruplar vardır. Birkaç tane de irili ufaklı grup. Her neyse, Immortal’ın bu albümü de otoritelerce başarılı bulunuyormuş. Antartica, Tyrants, One By One şimdi aklıma gelen parçalar. Bu albümün yayınlanmasından bir yıl sonra Immortal dağıldığını açıkladı. (Sonra yeniden toplandılar tabi.)

528737179. Immemorial – Split Demo (1997): Wintersun vokalisti Jari Mäenpää’nın 1997 yılında yaptığı 5 parçalık bir şaheserdir sevgili okur. Davulları yazma davuldur. Ancak gitarları ve vokaller, efsanedir. Çok büyük kitlelerce sevilen bir demodur. Ses kalitesi demo olmasından kelli düşüktür. Başucu albümüdür, neden? Çünkü bu demodaki melodik altyapı ve gitarlardaki üstünlük pek çok albümde dahi yoktur. Saygı duyulması gerek bence.

1697511410. Dark Tranquillity – Fiction (2007): Konu DT’den açılınca herkes The Gallery der. Ancak bence Fiction’dır albüm. Üçüncü parça Terminus’tan itibaren akıp giden bir albümdür. Grubun In Flames‘in aksine yıllardır bozmamaya dikkat ettiği çizgisini koruduğu ve her albümde biraz daha yerleştiği o Melodik Death Metal koltuğunu bence sağlamlaştırdığı, Gotenburg‘un muhtarı olduğu albümdür. Albüm tek kelime ile akışkandır. Nasıl yani? Şöyle, play tuşuna basıp hiçbir parçayı atlamadan, değiştirmeye gerek duymadan albümü bitirirsiniz. Çok sevidğim bir albümdir, başucu albümlerimden birisidir.

NOT: Bu yazının bir PART 2 kısmı olacaktır. O kısmı da merakla bekleyin. O kısımda da yine harika albümlerde bahsedeceğim. Üstelik bunların hepsi metal albümleri de değil. İkinci kısımda görüşürüz.

Albüm Malbüm İşlerim

Whoracle Deluxe Edition

Geçen gün tamamen şans eseri olarak In Flames‘in baş tacı albümü Whoracle‘ın Deluxe Edition CD‘sini çok çok ucuz bir fiyata gittigidiyor’dan aldım sevgili okur. Mutluluktan çıldırdım 🙂 Elbette bu konuda en büyük teşekkürü de Sercan kardeşim hakediyor. Zira onun kredi kartıyla aldım. Şimdi bu Deluxe Edition’da ne var ekstra olarak peki? Bir tane bonus parça var: Clad In Shadows ’99. Ayrıca Jotun parçasına çektikleri video klip var. Yetmedi! Fotoğraf galerisi, albümün şarkı sözleri, winamp skin’i, wallpaperları, ekran koruyucuları var.

İsveç Melodik Death Metalinin saf özelliklerini yansıtması açısından bana göre 4 albüm vardır en iyi denilebilecek. Bunlar In Flames’in The Jester Race (1996) ve Whoracle (1997) albümleri ile Dark Tranquillity‘nin The Gallery (1995) ve At The Gates‘in Slaughter Of The Soul (1995) albümleridir. Zaten bu 3-4 yıllık dönemin sonunda da bu tarz kan kaybetmiş, komaya girmiştir. Zira Whoracle, In Flames’in kuruluş çizgisinde yaptığı son albümdür. Bu albümden sonra grubun davulcusu değişmiş, eski davulcu gitara geçmiş ve grubun tarzında bıçak kesiği gibi belirgin bir değişme olmuştur. Aynı şekilde At The Gates de 1995’teki albümü çıkardıktan dağılmıştır. İşte bu en iyi 4 albümden bir tanesinin Deluxe Edition’ı elimde var artık.

Onun dışında bir diğer husus da Godspel‘in hızla sona yaklaşan albüm süreci kapsamında basım işleri için model olması amacıyla kendi tasarladığım Digipack albümler oldu. Bunlardan özellikle In Flames’in Colony albümü inanılmaz güzellikte oldu. Bunların da fotoğraflarını aşağıya ekliyorum sevgili okur.

Digipack Set

 

Digipack Set

Teker Teker Gelin!

Sevgili okurum, on günlük bir tatilin ardından inan insanın bırak ders çalışmayı, eline kalem alası gelmiyor. On günlük tatilim boyunca ciddi anlamda uyudum! Evet, hiçbir şey yapmadım üstelik 🙂

Eee bunun acısı da ilk günden çıktı sağolsun 🙂 Bugün Temel İşlemler dersinden hcoa haftaya üç soruyu ödev verdi. Ayrıca aynı dersten yarın bir saat telafi koydu ve bir de quiz var 🙂 Perşembe günü de deney raporu teslim etmemiz gerekiyor. Daha elimizi sürmedik ona da.

Bugün meğer ben staj sunumu yapıyormuşum 🙂 Haberim yok! Allahtan haftaya ertelediler. Bir de onun için sunum hazırlayacağım. Ne kadar güzel değil mi!

Merak ediyorum nereye kadar dayanabilirim diye. Bu arada yarın Rektör Seçimlerini protesto etmek için bir eylem olacakmış. Sevgili okurum, bir tanıdıktan bu konuyla ilgili bir mail aldım. Bu olaya da artık başka bir açıdan bakabiliyorum.

Gelemeyecekler artık...

Gelemeyecekler artık...

Ve haftaya kötü bir haberle başladım bugün. Dark Tranquillity gelmiyormuş. Konserler iptal edilmiş. Resmi sitelerinde yazdıklarına göre adamların bu işte hiçbir kabahat yokmuş. Havaalanından dönmüşler o kadar 🙂 Organizatörlerin ağzına yüzüne tüm bir Drak Tranquillity severlerin gerekli muameleyi yapmasını ne kadar da çok isterim lan şu an! Ve ben bu iptal haberini konser için gerekli parayı toparladıktan sonra bileti almaya gittiğimde öğrendim. Çok kötü oldum.

Neyse okurum, şimdi yalancıktan da olsa ders çalışmam lazım. Canım hiç istemiyor lan. Bugün seni gördüm ayrıca. Belki de günün en güzel anıydı o an.

Metal Invasion II

Metal Invasion II

Metal Invasion II

Bir insan tek günlük bir festivale neler bekleyerek gider? Elbetteki bu sorunun cevabı sahne alacak gruplarda gizlidir. Elbette ki o gece tanıdığınız bir grup vardır ve onu izlemeye ve yanında da diğerlerinin deyim yerindeyse tadına bakmaya gidersiniz. İşte bu gece benim için tadına bakmak şöyle dursun, tıka basa doyduğum bir gece olarak geçti. Hayal Kahvesi‘de buna şahit oldu.

Witness

Witness

Konserler tam da olması gerektiği gibi 6’da başladı. Önceki pek çok deneyimiz sonucu biz en erken 7’de başlar diye beklerken tam da saatinde başlaması güzel oldu. Ancak mekanın boşluğu gözden kaçmadı. İlk olarak Bursa’dan pek çoğumuzun tanıdığı trash metal grubu Witness çıktı. Grup, kendilerini evsahibi olarak hissettikleri için açılışı yaptıklarını söylediler. Witness’ın performansı çok iyiydi. Kendi şarkılarını çaldılar. Gecenin ilk grubu olmalarının tek kötü yönü, insanların azlığından dolayı ister istemez önlerin boş kalmasıydı. Bu arada yine kendi fikrim olarak söylüyorum, Witness’in davulcusu Ömer çok iyiydi. Özetle, Witness sahnedeyken ilginin biraz az olması sebebiyle bence hakettiği değeri göremedi. Helal olsun hepsine.

Serkan Abi

Serkan Abi

Witness Ömer

Witness Ömer

Akhuilon

A’khuilon

Gecenin ikinci grubu Eskişehirli melodik death metal grubu A’khuilon‘du. Grubun yanılmıyorsam ilk performansıydı. (Yanılıyormuşum, yorumlara bakınız.) Grup harika coverlar çaldı. Ama gecenin beni kahreden olayını da yaptılar. Dark Tranquillity‘nin Focus Shift‘ini çaldılar. Peki ben o esnada neredeydim? Arkada tuvalette Witness davulcusu Ömer ile konuşuyordum. Şarkının sonuna yetiştim. Çok bağırdım bir daha çalın diye ama çalmadılar. Canları sağolsun, daha çok izleriz diyorum.

Prime Object

Prime Object

Vee işte en başta dediğim şekilde, konsere gelme sebebim olan gruba sıra geldi. Aslında bu grubu tanıyalı belki bir hafta olmuyordur. Tamamen şans eseri dinlediğim 4 parçasının mükemmelliği ve sonrasında Eskişehir’e gelecek olmalarını duymam bu konsere gelme sebebimi sağlamlaştırdı:) Evet, üçüncü olarak sahneye İzmirli melodik death metal grubu Prime Object çıktı.

Prime Object Sedat

Prime Object Sedat

Grubun özellikle bayan vokal ve syntheiser altyapıları ile güçlendirip çeşitlendirdikleri müzikleri benim tam da hastası olduğum tarzın kendisidir. Melodileri bana Dark Tranquillity’i anımsatsa da grup üyelerinin In Flames‘i sevdiklerini öğrendiğim de ise epey bir mutlu olduğumu söyleyebilirim. Grup eğer hafızam ve müzik bilgim beni yanıltmıyorsa kendi parçalarınından oluşan bir set çaldılar. Bazı yerlerde mekandaki ses sisteminden dolayı bayan vokali duymakta zorlansak da, tamamı harika bir performanstı. Beklediğimden çok çok yukarıda çıkmıştı. Bu grupla ilgili bir diğer ilginç nokta davulcuları ve vokalistlerinin yeni olması. Davulcuları

Prime Object

Prime Object

Sedat, çok genç olmasına karşın 10 numara çaldı. Bu arada unutmadan söyleyeyim, gecede çalan davulcuların çoğu kendi yaşıtlarımdı. Yani 25 yaş altı 🙂 Süper, bizim jenerasyon geliyor gümbür gümbür 🙂 Prime Object o ana kadar ki en coşturan grup oldu. Evet, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. (Lan hatta aklıma ilk etapta aklıma gelmese de çok kral birşey daha yaptılar, okumaya devam edin.)

UNdertakers

UNdertakers

Gecenin dördüncü grubu İstanbulluUndertakers oldu. Grubun vokalistini arkada maske takarken gördüm. Heyacan olsun biraz, diyerek beni güldürmeyi başarınca boynum iyiden iyiye ağrımaya başlamasına rağmen yine sahnenin önüne geçtim. Undertakers yıktı! Deyim yerindeyse hatta evet yerinde, Undertakers sahneyi yıktı! Vokalleri Arsen aşağı indi, ‘kafa salladı‘ seyircilerle 🙂 Undertakers, süprizi sonda yaptı ve ne çaldı? Redneck

Undertakers uçuyor

Undertakers uçuyor

çaldı! Evet yaptılar bunu. (Hayır yapmamışlar, Redneck’i Prime Object çalmış, yorumlara bakınız. Bende oluyor böyle geçici hafıza kayıpları olsun lan 🙂 ) Gerçi kimse Wall-Of-Death yap(a)madı ama olsun lan süperdi yinede. Undertakers’le ilgili bir not daha, davulcuları o kadar rahat, o kadar kasmadan çalıyordu ki cidden sinir oldum. Ulan insan hiç mi zorlanmaz be 🙂

Seyirci!

Seyirci!

Undertakers Arsen

Undertakers Arsen

Kene

Kene

Gecenin son grubu yine Eskişehirli Kene grubuydu. Grup bence gecenin en eğlendiren grubu oldu. Bassçılarının çalarken ki hareketleri, hatta bir şarkıda beni yaran vokali, vokalistlerinin çok iyi performansı ve şu an hatırlayamadığım çok harika bir şarkıları sebebiyle Kene iyiydi. Boynum ve belim ağrıdığından dolayı gruba gerilerden eşlik etsem de gruba önlerden çok fazla sayıda insan katıldı.

Kene

Kene

Kene

Kene

Ve gece saat 23:30’da bitti. Bu da güzel oldu, izlemeye gelenler her grubu dinlemiş oldu.

Organizasyonun en byük eksiği tanıtımın az yapılmış olmasıydı. Çünkü ben eminim ki zamanı ve fiyatı ile çok cazip bir etkinlikti ve herkes gelebilirdi. Gecenin en büyük ayıbı ise Hayal Kahvesi’nce yapıldı. Kene grubu sahnedeyken ve insanlar sahnenin önünde pogo yaparken mekanın sahipleri oradaki insanları hiçe sayarak sahne önüne masalar yerleştirdiler ve masaların üzerine rezerve yazıları koydular. Bunu grup sahnedeyken yapmaları ayıptan başka bir şey değildir. Acaba aynı şeyi bir Gökhan Özen konserinde de yaparlar mı diye aklımdan geçirmedim değil. Kene grubu sahneden indiğinde bizde toparlanmaya başladık. Bu esnada mekan görevlilerinin arkadaşlar boşaltın hadi club başlayacak uyarısı ile alelacele çıkmak zorunda kaldık. Hayal Kahvesi’ne önceden acırdım da yok abi haklıymış insanlar.

Gecenin benim açımdan güzel yanları; pek çok insan ve grupla tanıştım. Hiç hesapta yokken uzun süredir görmeyi istediğim İlkim Oulanem ile tanıştım. Witness ve Prime Object grubu üyeleri ile samimi sohbetler yaptık. Bu insanlarla aynı şeylerden dert yakındığımızı görmek beni mutlu etti 🙂 Ha, şunu unutmadan söyleyeyim, çıkan tüm grupların üyeleriyle gayet samimi muhabbetler edebildik Volkan’la. Volkan bir de Pantera t-shirt’ü yakaladı:) Bende her gruptan gecenin hatırasına pena aldım. Koleksiyonum baya genişledi.

Gecenin üzücü bir olayı Witness’dan Serkan Abi’nin fotoğraf makinesinin çalınmasıydı. Çok üzüldüm.

Eskişehir’de giderek artan bu tip etkinlikler metal müzik severler için tanışma ve buluşma imkanları sunuyor. Eskişehir, giderek öne çıkıyor. Yazıyı Prime Object gitaristinin beni epey bir gaza getiren şu sözü ile bitireyim:

Eskişehir, Türkiye’nin Gotenburg’u!” (anlayana 🙂 )

Grupların Myspace adresleri:

Witnesshttp://www.myspace.com/witnessthrashmetal

A’khuilonhttp://www.myspace.com/akhuilonband

Prime Objecthttp://www.myspace.com/primeobject

Undertakershttp://www.myspace.com/undertakers_tr

Kenehttp://www.myspace.com/keneband

Dark Tranquillity – Misery’s Crown

Bu yazı birazcık da konuyla alakadar olanlara yönelik yazılmıştır. Adı geçen grup İsveçli bir Melodik Death Metal grubudur. Bir ara In Flames‘in rakibi gibiydi, şimdi açık ara In Flames’e çakmıştır. Yıllardır da çizgisini bozmamıştır.

Dark Tranquillity‘nin 2007’de çıkardığı Fiction isminde Allah’lık bir albümü vardır. Bu albüm bir grubun yıllar geçtikçe kalitesini nasıl yükselttiğine bir örnektir. Albümdeki istisnasız her parça süperdir, gazdır, kalitedir.

Bu albümde kendi adıma favori parçalarım; Terminus, Empty Me, Misery’s Crown, The Mundane And The Magic. Gördüğünüz üzere epey çok. O kadar sağlam yani albüm. İşte bu parçalar arasından da bir favorim vardı: Misery’s Crown.

Grup daha önceden Focus Shift ve Terminus’a videolar çekmişti. Ben ise yıllarca (2 sene) benim favorime klip bekledim durdum. Nihayet o klip geldi. Hem de ne geldi!

Grubun çok yakında bir de DVD’si çıkacak. Onu da heyecanla bekliyorum kendi adıma.

Kulaklık Aldım

Eski dandik kulaklığım kırıldığından kelli, kendime yeni ucuz ve bence fiyatına göre kaliteli ses veren, basları falan ayarında bir kulaklık aldım:) Valla JVC diyor markasına ama artık, doğru yalan bilmiyorum. 10 TL’ye Esnaf  Sarayı’ndan aldım. Satan adam kulaklığı aldı, taktı kulağına denemek için benim sufflemsımla. Lan baktım herif baya baya dinliyor. Sonra çıkardı, Ya kusura bakma bende metal dinlerim, Dark Tranquillity dinlediğine göre sen Death Metal seviyorsun, dedi. Ben tabi Kibariye, Mahsun Kırmızıgül kasetleri falan sattığı için adama pek şans vermedim ilk bakışta. Ama konuştukça anladım baba sağlam.

Bu Kadar Güzel Şarkı :)

Aslında başlığı “İnsan Bu Kadar Güzel Şarkılarla Bu Kadar Kısa Sürede Tanışmaz ki” koyacaktım ama biraz uzun olacağından vazgeçtim. Evet, yaklaşık 15 günlük süre içinde hayatımın en iyi şarkıları listeme (lan aslında böyle bir liste yok, kafamda herşey) epey bir şarkı dahil oldu. Karakurum ve Deadquenn sağolsun. Bir tanesi de kendi keşfim. Şarkıların adlarını ve kimin sayesinde keşfettiğimi aşağıda görebilirsiniz. Üçüde acayip melankoli, tatlı bir vokali olan, insanı yormayan şarkılar. Tavsiyemdir. Evet güzel haber; indirip dinleyebilirsiniz 🙂 Şarkılar tahmin edebileceğiniz üzere rock formatındadır. Yav aslında “format” burada yanlış kelime oldu. Tarzındadır.

İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

Aurah – You Know The Truth (Deadquenn tarafından yollandı)
Magilum – Ölümümden Kimse Sorumlu Değil (Deadquenn tarafından yollandı)
On Thorns I Lay – Eden (Karakurum tarafından yollandı)
Dark Tranquillity – Auctioned (Ben buldum)