Tag Archives: Deftones

Deftones – White Pony Plağım!

deft000deft003Geciken yazıları yazmaya başlıyoruz yine sevgili okur. Şubat ayında İstanbul‘a gitmiştik hatırlarsan. Uzun süredir almak istediğim ve o gün nihayet alabildiğim bir albüm, bir başucu albümü, Deftones‘un efsane albümü White Pony hakkında olacak bu yazı.

Dünya’da 2000’li yıllarda yükselmeye başlayan numetal ve alternatif rock türlerinin ders kitabı sayılabilecek albüm, tam da bu yılların en başında, 2000 yılında yayımlandı. Bu yönüyle, yolu açan albümlerden birisi demek hiç de yanlış olmayacaktır. White Pony, grubun ilk iki albümünde ortaya koyduğu tarzı iyice benimseyen, sözleri ve özellikle Okumaya devam et

Reklamlar

Efendi ile Arpej Yapım ve İstanbul Macerası

arpej002Böyle maceralar, sonradan anlatınca daha keyifli oluyor sevgili okur. Geçen haftalarda şipşak bir İstanbul maceramız olmuştu. Kısa ama çok önemli bir ziyaretti bu İstanbul’a. 2018 yılına çok iyi bir başlangıç yapan Efendi, yılın en önemli gelişmesinin hemen öncesinde İstanbul’da Arpej Yapım‘la anlaşmaya vardı. Biz de hep birlikte bu anlaşma için görüşmek üzere bir cumartesi sabahı erkenden yola çıktık.

ARPEJ-yeni-logo.pngTıpkı bir önceki Ankara konseri gibi, bu sefer de erken gitmek üzere sözleştik ve yine belirlediğimiz saatten daha geç ama yine de erken sayılabilecek bir saatte Alper‘in arabasıyla yola çıktık. Kim kimdik peki? Aykut, Utku, Alper ve ben. Yol boyunca Aykut’un grubun imajına uygun takım elbisesini konuştuk ve yeni albüm için kaydedilen parçaları dinledik. Güzel, sorunsuz ve sakin bir yolculuktan sonra saat 11.00 civarında Beşiktaş‘a ulaşmıştık bile! Görüşme saat 13.00 civarında olacaktı ancak hem yolların bomboş olması, hem de Arpej Yapım’ın ofisinin köprüye çok yakın olması sebebiyle erken gelmiş olduk. Aracı park edip ofise geçtik.

Kısa bir süre bekledikten sonra, Efendi’nin menajeri Özcan Abi sayesinde iletişim kurduğumuz firma yetkilisi Özlem Hanım‘la buluştuk. Yaklaşık bir saatlik görüşmede neler oldu anlatamayacağım tabi ki. Görüşme esnasında Umut Kuzey de bize katıldı. Bilmeyenler için Umut Kuzey, Arpej Yapım’ın da sahibidir. Olumlu geçen görüşmenin ardından yakında bulunan bir mekanda kahvaltı ettik. Bir hafta önce Ankara’da teyit ettiğimiz şeyi, bu sefer burada, İstanbul’da da teyit ettik ki “Kahvaltı Eskişehir’de yapılır.

arpej006

Kahvaltının sonlarına doğru kim geldi dersiniz? Mahmut! Efendi’nin gitaristi. Neredeyse iki yıldır görüşemiyorduk. Mahmut da geldikten sonra yeniden Arpej Yapım’a gittik ve burada grup, firmayla anlaştı. Umut Kuzey’le birlikte şu yukarıdaki zafer pozunu verdik. En az Efendi’nin üyeleri kadar sevinçliyim ben de. Zira Arpej Yapım’ın promosyon, reklam, tanıtım çalışmalarını önceden beri görüp imreniyordum.

arpej008

Anlaşma faslı mutlu şekilde sonlandıktan sonra, Beşiktaş’ta olduğumuz ve vapur iskelesi yakın olduğu için tüm grubu vapura binip karşıya, Kadıköy‘e geçmek için ikna ettim. Hemen de ikna oldular sağ olsunlar. Bu esnada Cihan da bizimle buluşmak için geliyordu, onu da iskeleye yönelttim. İskeleye ulaştık ve Cihan’la buluştuk. Bir süre bekledikten sonra vapura bindik ve ver elini Kadıköy. Peki neden Kadıköy? Çünkü Hammer Müzik orada.

arpej004

Hammer Müzik’te dostlarla.

Rıhtımdan Akmar Pasajı‘na ve orada da Hammer Müzik’e ulaşmamız 10 dakika sürmedi bile. Öyle bir hızla daldım dükkana. Lan kimi göreyim? Yaşru vokalisti, çok da sevdiğim insan Berk Öner! Yaşru’nun son albümü Ant Kadehi‘ni teslim etmek üzere o da Hammer Müzik’e gelmiş. Ben de hazır gelmişken alacaklarımın arasına Ant Kadehi’ni de ekleyebildim böylece. Hem de imzalı. Neler aldım peki? Deftones‘un White Pony albümünü plak formatında aldım nihayet. Bloodbath‘in Nighmares Made Flesh isimli muhteşem albümünü aldım. İkinci el olarak Duman’ın ve Hayko Cepkin’in albümlerini aldım. Enis Abi, alışverişin üzerine bir  de zeytinyağlı dolma ikram etti. Gamze ismindeki arkadaşımız yapmış ellerine sağlık.

arpej005

arpej007Hammer’da işimiz bittikten sonra yemek yedik. Mahmut’la da vedalaştık ve tekrar iskeleye geldik Beşiktaş’a dönmek için. Dönüş yolculuğu daha keyifliydi nedense. İndikten sonra bir taksiye atladık ve sabahtan arabayı park ettiğimiz yere kadar kısa yollardan, kestirmelerden gelebildik. Bu noktada, alışılanın aksine bir profil çizen taksiciyi kutluyorum. Arabanın yanına gelince de Cihan’la vedalaştık ve yola çıktık.

arpej003

Her şeyin bir şeyi var tabi. Benim ısrarımla plana eklenen bu Hammer Müzik macerası sebebiyle akşam trafiğine takıldık. Üstelik Utku da birazcık rahatsızlanınca epey vicdan yaptım 😦 Her neyse, dönüş yolculuğumuzda da bir sıkıntı, kaza, bela yaşamadık ve saat 23.00 sularında Eskişehir’e ulaştık.

Süper hızlı ve çok eğlenceli bir İstanbul macerasıydı bu. Efendi açısından çok önemli bir eşikti. Arkadaşlığımız dostluğumuz açısından en keyifli anlardan birisiydi. Başta söylediğimi sonda söyleyerek bitiyorum yazıyı. 2018, Efendi için çok iyi bir yıl olacak sevgili okur. Takipte kalmalısın 🙂

Sarıkabadayı’nın Klibindeki Baykuş

Evdeki televizyonda HD uydu var. Dahili. Ama lanet şey, TRT’nin HD yayınlarını göstermiyor. Ben, tuttum bunda tüm müzik kanallarını art arda sıraladım. Eve gidince, haberler bittiğinde müzik kanallarını gezmeye başlıyorum. Şu son günlerde de çoğunlukla rastladığım klip ise Soner Sarıkabadayı‘nın TAŞ isimli parçasına çektiği anlamsız klip oluyor. Bir kanalda biterken diğerinde başlıyor adeta.

guş

Soner Sarıkabadayı’nın Baykuşu

guş2

Klipte oynayan meçhul kız

SS, “Taş!” dediği anda ekrana gelen turuncu hatundan gözlerini alabilip klibi biraz izleyebildiysen sevgili okur, anlamsız yere ortaya çıkan bir baykuş göreceksin. Ne alaka? Neden? Ben bir alaka kuramadım. Ama bu baykuş bana bir şeyler hatırlattı. Baykuşun bizim için anlamı çok büyüktür bilirsin. Çünkü Deftones‘un efsane albümü Diamond Eyes‘ın maskotu da bir baykuştu! Bak alakaya! Dört sene önce albüme adını veren parça Diamond Eyes’a klip çekildiğinde nasıl da gözlerimiz dolu dolu izlemiştik. Ah.

Deftones bunu bir simge olarak kullandı. Şarkı sözünden albüm tasarımına ve klibin senaryosuna kadar her şey müthiş uyumluydu. Sarıkabadayı’nın klibinde ise anlaşılan tüm olay, isimsiz (ve ne hikmetse adı hiçbir yerde geçmeyen) güzelin yakın çekimlerine odaklanmış.

guş3

Deftones’un baykuşu

guş4

Deftones klibindeki kız

Baykuşların boş yere ve anlamsızca kullanılmasına karşı çıkanların blogu, My Resort’tan bu gecelik bu kadar. Sevgiyle kalın 🙂

Deftones Yeni Albüm “Gore” Çok Yakında!

goreEskiden Nisan ayını Game Of Thrones‘un yeni sezonu çıkacağı için heyecanla beklerdik. Bu sene bu bekleyişe bir başka heyecan daha eklendi: Deftones‘un yeni albümü GORE. Şubat ayının başında şu şarkı yayımlandığında, en azından yakın zamanda dinlediklerimizden farklı bir albüm olacağını anlamıştım. Vokallerdeki ufak çaplı değişiklikler çok dikkatimi çekmişti. Daha sonra grup Nisan ayının başında yeni albümün yayımlanacağını duyurdu. Albüm kapağını yayımladı. Chino Moreno, biraz da klişe bir yorum yaparak, bu albümün çok farklı bir albüm olacağını söyledi. Albümde 11 parça yer alacak ve parça listesi de şu şekilde:

01. Prayers/Triangles
02. Acid Hologram
03. Doomed User
04. Geometric Headdress
05. Hearts and Wires
06. Pittura Infamante
07. Xenon
08. (L)MIRL
09. Gore
10. Phantom Bride
11. Rubicon

Burada şarkı listesinde (L)MIRL isimli kısaltmayı çok merak ettim.  Şu an Deftones resmi sitesinde GORE, 3500 adet basılan çift plak versiyonuyla ön siparişte. Ancak satın al butonuna basınca “tükendi” ibaresiyle karşılaşıyoruz. Albüm daha piyasaya çıkmadan bu çok özel versiyonu sayılmış bitmiş bile. Eh zaman gelecek, ben de bu sayfalarda elimde Deftones plaklarıyla sana gülümseyeceğim sevgili okur. Umalım da o süre çok uzun olmasın 🙂 Umalım da Deftones’un yeni albümü Gore, 2016’ya damgasını vuracak bir albüm olsun. Her şeyin bu kadar anlamsız olduğu dünyamda elimde bir tek müzik kalmış. Çok mu?

Deftones Serigraf Baskıları

deftones 2

Biliyorsun sevgili okur, biz Deftones dinleriz. Severek dinler ve takip ederiz. Şimdi, sana Deftones’la ilgili bilmediğin bir detayı veriyorum: Geçen gün ölümü teğet geçtiler belki de. Biliyorsun Paris’teki terör saldırılarında en fazla ölüm Eagles Of Death Metal isimli Amerikalı rock grubunun konserinin yapıldığı, Paris’in ve hatta Fransa’nın da en önemli konser mekanlarından birisi, Bataclan’da yaşandı. İşte o saldırılar olmasaydı, aynı salonda ertesi gün Deftones konseri olacaktı. Şehri gezmek için birkaç gün önceden giden grup üyelerinin instagram hesaplarında Paris’ten çektikleri pek çok kare vardı. Eğer bu saldırı bir gün sonra yapılsaydı, muhtemelen ölen insan sayısı çok daha fazla olacaktı. Çünkü bu boru değil, Deftones. Çok daha fazla izleyici olurdu. Kuvvetle muhtemel grup üyelerini de hayatını kaybedecekti. Bu arada Paris’teki saldırıda, önce tüm grup üyelerinin öldürüldüğü söylendi. Sonra grup üyelerinin kaçmayı başardığı haberi yayıldı. Elemanlar kurtulmuşlar.

Deftones’un sitesinde yer alan STORE bölümünde, geçenlerde çok sınırlı sayıda basılan “Serigraf Koleksiyonu” satışa sunuldu. Dijital baskıdan farkı olarak serigraf olarak basılmış bu koleksiyon. Grubun her albümünün kapağıyla ya da temasıyla ilgili bir sembolü içeren, çok sade ancak enfes bir koleksiyon bu. Satın alıp Türkiye’ye kargolatmak büyük sıkıntı. Hem pahalı hem de sağlam gelecek mi kaygısı var. Kaldı ki zaten sınırlı sayıda basılmış. İşte bu noktada, ortada yedi parçalık bir koleksiyon varsa ve birileri bunun adını “koleksiyon” koyduysa bu kardeşin kayıtsız kalamıyor. İnternetten bulabildiğim en yüksek çözünürlüklü hallerini buldum ve düzenledim. Eskişehir’e dönünce de bastıracağım. Şimdi değil ama ileride duvarımın bir köşesini süsleyecek.

deftones3

deftonesŞundan da bahsetmezsem ölürdüm. Şu yanda gördüğünüz Deftones’un 2011’deki Diamond Eyes turunun afişi. Nasıl bir afiş ama! Bunu da çerçevelettim ama ha deyince asamıyorum tabi ki. Çünkü anlamazlar bunlar sevgili okur. Sanattan anlamazlar. Hemen yargılarlar. Sanarlar ki ben onu oraya üzerindeki kadın için koyuyorum sanarlar. Halbuki Deftones var ulan!

Geçen Haftasonu İşleri

Bu perşembe yüksek lisans tezi sunumum ve sınavım var sevgili okur. Bu ayın ortasından beri bir yandan tezi hazırlayıp bir yandan da sunum için hazırlanıyorum. Bu hafta sonumu da bu tez için ayırdım ama elbette araya bambaşka işler de girdi, güzel oldu.

whiskyŞu yazımda anlatmıştım bit pazarından epey bir kaset topladığımı. O kasetlerden bir tanesi, çok da değerli bir tanesi, Whisky‘nin Güneşin Tahtı albümü, kırıktı. Şansıma kasetin bantı sağlamdı bu yüzden kutuyu değiştirmek yeterli olacaktı.

Çocukken kasetlerle pek uğraşırdık sevgili okur. Açar döker, sokaktan bulduğumuz bantların içerisinde ne olduğuu keşfetmeye çalışırdık. Böyle taka çıkara epey bir el pratiği kazandım. İşin özellikle bant sarma kısmı epey bir dikkat istiyordu. Bunu da kendi kendime öğrendim. Eskiden kasetler vidalı olurdu. Bunların içerisindeki bantı atıp yerine yeni bir bant takmak mümkün olurdu. Babam polis olduğundan yol kenarlarında çok fazla bantı koptuğu için atılmış kaset bulurdu. Ben oturur, bu bantları yeniden sarar, yapıştırır ve elimdeki boş kutulardan birine monte ederdim. Bu şekilde epey bir kasete can verdim. Devir zaten çekme kaset devri olduğundan, elimdeki azıcık parayla da gider boş kaset alırdım. Onur diye bir arkadaşımdan kaset çektirirdim. Ne günlerdi be.

kasetNeyse, dediğim gibi Whisky’nin bantı sağlamdı. Sadece kasetin kutusu parçalanmıştı ve keçesi kayıptı. Şans eseri geçen gün okula gittiğimde Ahmet‘in benim için ayırdığı bir kaç tane kaset almıştım. Bunlar poşeti dahi açılmamış ıvır zıvır kasetlerdi.

Cumartesi sabahı kalktım. Önce evi süpürdüm, toparladım. Sonra Whisky’nin kırık kutusunu çıkardım. Daha sonra da Ahmet’in verdiği kasetin sağlam kutusunu çıkardım. Dikkatlice Whisky’nin bantını sardım ve sağlam kutuya aktardım. Burada kasetin üst kısmında küçük bir keçe parçası var. Bunun püf noktası bu keçeyi fazlaca elleyip sıkmamak. O yüzden kenarlarından tutmak gerekiyor. Neyse, uzatmayayım daha fazla, sağlam bantı sağlam kutuya aktardım. Vidalarını sıktım ve yıllar önce Serhat‘ın verdiği Walkman’e taktım. Sonuç? Bingo! Çalışıyor 🙂

Ben tam kaseti bitirmek üzereyken Alper ve kardeşi Cener geldiler. Kaset işini bitirdik ve sıra Alper’in neredeyse iki ay önce bana bıraktığı bilgisayar kasasına geldi. Bu kasada da problem ekrana görüntü vermemesiydi. Ben elimdeki yedek parçalarla deneyerek sorunun anakartta olduğunu saptadım. Alper’le birlikte internetten uyumlu anakartlara baktık. Daha sonra da Eskişehir’de bilgisayar parçası arayan, takan, çıkaran herkesin uğrak noktası olan Esnaf Sarayı‘na gittik. Burada pek çok parçacı gezdikten sonra nihayet anakartı tamir edebilecek bir yer bulduk.

kasa

Anakart arızalarının çok büyük bir kısmı anakart üzerinde her biri farklı bir birimle ilgili olan kondansatörlerin şişmesi sonucu oluşuyor. Eğer dikkatli bir şekilde bu kondansatörler değiştirilirse anakartın devre kartında bir hasar yoksa, anakart çalışmaya devam eder. Yalnız lehimin çok dikkatli yapılması gerekiyor. Alper’in anakartında da işlemci yuvasının yanında bulunan 3 adet kondansatör şişmişti. Tamirci bu kondansatörleri değiştireceğini, çalışırsa 30 lira, çalışmazsa da 5 lira alacağını söyledi. Hemen kabul ettik tabiki 🙂 Tamirciden saat 19’da güzel haber aldık, anakart tamir olmuştu.

Hemen hep birlikte eve geçtik. Evde hemen kasayı toparlamaya başladım. İşlemciyi yerleştirip fanı taktık. Sonra da diğer bağlantıları yaptık. Bilgisayarı fişe taktım ancak kasaya elektrik gelmiyordu bu sefer de. Ulan aksiliğe bak! Sonradan anladık ki sorun benim evden getirdiğim güç kablosundaymış. Alper’in adeta ışınlanarak bir arka sokakta oturan arkadaşından alıp getirdiği güç kabalosuyla kasayı çalıştırdık ve ivedilikle format işlemine başladık.

Windows 7 Ultimate 32 bit kurduk. Alper ve kardeşini uğurladık 🙂

Az önce mutlu bir haber aldım. Deftones, yeni albüm kaydetmek için stüdyoya giriyormuş. Sabhankra yeni albüm çıkardı malum. O yüzden bu sene, çok büyük bir sürpriz yapmazlarsa yeni albüm çıkarmayacaklar. In Flames desen zaten ümidi keseli çok oldu. Geriye bir Deftones kaldı yaşama sevincim. Umarım iyi şeyler duyarız. Söz Deftones’tan açılmışken güzel bir aşk şarkısı ve çok daha güzel bir kliple veda ediyorum.

Perşembe günü görüşürüz sevgili okur.

NOT: Pazar sabahı bir sphagetti western klasiği olan Navajo Joe‘yu izledim TRT 1’de. Yazmayı unuttum. 1966 yapımı bu klasiğin, sphagetti western olması yanında bir diğer özelliği de müziklerinin Ennio Morricone tarafından yapılmış olması. Sergio Corbucci‘nin yönettiği filmde tipik spagetti özelliklerini aynen görüyoruz. Ancak benim takıldığım nokta bu filmin soundtrack albümünde bir Ennio Morricone klasiği olan A Silhouette Of Doom‘un yer alması. Bu parça Kill Bill’de de kullanılmıştı.

Bu Aralar Hayatım Şu Şekilde Akıyor

Sevgili okur, nihayet şu kaza bela işlerini yavaş yavaş atlattım. Kardeşim eve çıktı ve durumu da giderek iyileşiyor.

Geçenlerde Ankara‘dan aldığım bir kitaba, Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘ne doyuyorum bu ara. Doyuyorum, çünkü gerçekten leziz bir kitap. Kitaptan vakit buldukça işlerimi de yapıyorum. Dün Eskişehir’de epey bir işim vardı mesela, o yüzden çok koşturmacalı bir gün yaşadım.

77 parçalı bir hediye hazırlıyorum, onun için bir çerçeve yaptırdım. Daha sonra Esnaf Sarayı‘ndan alınacak bir kaç ıvır zıvır vardı onları aldım. Tüm bu işleri yaparken sağolsun Alper ve Burçin‘i de benim de sürükledim. Alper’le uzun, ciddi ve geleceğe yönelik konuşmalar yaptık kendi hayatlarımızla alakalı olarak. Geçenler de şu yazıda gösterdiğim bir batarya vardı hani, şişmişti. Dün işte gittim, “ORIGINAL” markalı orijinal olmayan bir batarya aldım 10 liraya. Uzun zamandır DVD kapağı bastırmıyordum, dün dört tane bastırdım. Bir de Mustafa‘nın sıra arkadaşı ile buluştum. Lise 1 ders notu fotokopi çektirdik 🙂 Sonra’da Orbay ile buluşup tam bir saatte eve geldik. Sonra başka bir iş için yine dışarı çıktık. Saat gece 01.00’de geldim eve.

Yazının bundan sonraki kısımlarında birer cümle ile de olsa bütün arkadaşlarımın neler yaptıklarından bahsedeceğim. Bu hafta vize haftası olduğu için hiçbiriyle görüşemedim. Volkan, bu ara iyi maşallah. Karides tava yapmıştı geçen günlerde hatta. Yanda görüyorsunuz. Alper, yeni grubu Efendi Band ile yeni bir kayıt olayına girdi. Bugün yarın, Youtube‘a yüklerler, ben de paylaşırım. Togay da aynı şekilde yepyeni bir grupla çok sert işler yapıyor. Dün, yeni çıkaracakları EP’den üç şarkı dinledim. Vay be, dedim. Cuma gecesi de bir kere vay be demiştim. Yağızhan‘ın bu hafta vizeleri var. Ender‘in kurduğu yeni grupta ikisi ve hatta Japon asıllı davulcuları Onur‘u da sayarsak üçü, acayip işler peşinden gidiyorlar. Onun da kokusu yakında çıkacak merak etmeyin, epey şaşıracağız. Savaşalp, harıl harıl ders çalışıyor, vizelere hazırlanıyor. Ders notu yolladım epeyce. Sercan, Turizm Jandarması oldu. Plajda yapıyor askerliğini. Koray ise İstanbul’da. Keyfi yerinde, tam da olmasını beklediğimiz gibi süper rahat bir askerlik yapıyor. İkisine de buradan sevgilerimi yolluyorum.

Dün Alper’le konuşurken de söyledim. Deftones‘un her şarkısı sevişme soundtrack’i olarak kullanılabilir. Change ve  Diamond Eyes’ı ne zaman dinlesem acayip bir moda giriyorum örneğin. Ey Deftones, sevmeye, sevilmeye, sevişmeye ne kadar da uygunsun!

Cuma gecesi çok iyi bir geceydi bu arada. Vay be, dedim diye yukarıya yazmıştım hani. İşte bu vay be’nin haricinde geceye Savaş Abi‘nin yaptığı iki krallık damgasını vurdu. Bunlardan biri şu: Spectrasonics Omnisphere VST’si saniyede 880 kb hızla benim olmaya başladı 🙂 6 çift katmalı disklik bu muhteşem VST’ye Savaş abi sayesinde sahip oluyorum.

Son olarak, tezgahlı daire testere alacağım sevgili okur. Fiyat araştırmalarım devam ediyor. Bizim işlerde bu alete çok ciddi ihtiyaç oluyor. Bu aleti de aldıktan sonra herhalde ihtiyacım olan tüm aletleri almış olacağım. Marka ve model önerilerinizi bekliyorum.

Yazıya fotoşopun gücü isimli şu güzide çalışma ile son veriyorum.

Deftones – Koi No Yokan

Bu yazıyı yazacağım günü şu yazıyı yazdığım günden beri bekliyordum. Deftones, 2 yıl sonra yepyeni albümü Koi No Yokan‘ı geçtiğimiz kasım ayının ortalarında çıkardı. Yani çıkaralı aşağı yukarı 1 ay oldu. Bu da bir albümü sindirebilmek için yeterli bir süre gibi gözüktü bana.

Koi No Yokan, Deftones’un 7. stüdyo albümü ve orijinal basçıları Chi Cheng olmadan hazırladıkları 2. albüm olarak diskografilerine girdi. Albümden çok kısa süreler önce bir biri ardına iki single yayınlandı: Leathers ve Tempest. Özellikle Leathers’dan sonra albüme olan beklentilerimiz hayli yükseldi. Hemen arından gelen Tempest’ta albümdeki Deftones çizgisinin bozulmadığını gösterdi. Diğer albüm kapaklarına nazaran bu sefer daha farklı bir tasarımla sunulan albüm kapağı da beklentilerimizi epey garip yerlere sürükledi.

Albümün adı da tıpkı kapak tasarımı gibi, diğer albümlerden farklı ve Japonca: 恋の予感 – Koi No Yokan. İngilizcesi premonition of love olarak verilmiş. Türkçeleştirecek olursa aşk sezgisi gibi bir anlamı var.

Kendi adıma albümde öncelikle gözüme çarpan şey vokaller oldu. Hani bazı albümler vardır, enstrüman albümüdür. Müthiş gitar riffleri vardır ya da enfes bir davul performansı sürüyordur albüm boyunca. İşte bu albümde de Chino Moreno‘nun vokalleri çok aşmış durumda. Tıpkı bir önceki albümde yaptığı o macunlu, melodik kısımlardan yine bol bol var. Sevmeyeni olabilir, ama ben çok seviyorum. Özellikle bazı parçalarda da davuldaki aksak ritimler insanı çıldırtıyor, müthiş keyif veriyor. Sound olarak Deftones bu abümde açıkçası çok fazla bir atraksiyona girmemiş, risk alıp yeni şeyler denememiş. Özellikle Diamond Eyes‘ta yakaladığı o havaya devam etmiş. Albüm sertlik olarak ilk dönem albümlerini aratıyor tabiki. Ancak yine de Leathers’ın nispeten sert bir şarkı olduğundan bahsedebiliriz. Bu arada gitar olarak bu albümde Stephen Carpenter 8 telli bir gitar kullanmış. Açıkçası ben bir fark anlayamadım.

Albümün en iyi parçaları single olarak da yayınlanan Leathers ve Tempest. Ancak parça sırasına göre gidecek olursak Swerve City, Leathers, Polterheist, Entombed, Graphic Nature, Tempest ve Goon Squad  çok iyi parçalar olarak kulağıma geldi.

Şarkı sözlerinde gözüme çarptığı kadarıyla bir bütün olarak ele alınmış ve tabiki Moreno tarafından yazılmış. Ben kendi adıma bu albümde Abe Cunningham‘ı davulları, Chino Moreno’yu da vokalleri için özellikle tebrik ediyorum.

Albüm yorumlarını fazla uzatmak istemiyorum. Ama işte yazdıkça da yazasım geliyor. Bu albümle ilgili bir diğer önemli olay ise bir önceki albümün yarısına klip çeken Deftones’un henüz (13.12.12) bu albümden bir parçaya klip çekmemiş olması. Umarım Leathers’a bir klip çekerler ve umarım o klipte tam da 2:56’da Chino Moreno’yu çığlık atarken görebiliriz.

Albümün parça listesi şu şekilde:

1. “Swerve City” 2:44
2. “Romantic Dreams” 4:38
3. “Leathers” 4:08
4. “Poltergeist” 3:31
5. “Entombed” 4:59
6. “Graphic Nature” 4:31
7. “Tempest” 6:05
8. “Gauze” 4:41
9. “Rosemary” 6:53
10. “Goon Squad” 5:40
11. “What Happened to You?” 3:53

Toplamda 52 dakikalık bir dinleme süresine sahip olan bu albüme umuyorum ki kısa sürede birden fazla klip çekilir de biz de sadece duymakla yetinmez, izleriz Deftones’u.

Deftones – Diamond Eyes

IDEA Magazine‘in Ekim sayısında bahsedince, neden blogda da bu enfes albümden bahsetmiyorum ki lan, diye kendime bir soru sordum. Evet bu arada, ben kendimle lanlı lunlu konuşurum. Çok defa sana da söylemişimdir bunu. Neyse, albüm diyordum. Diamond Eyes, Deftones‘un 2010 yılında çıkan 6. albümü.

Her albümde en az iki hit parçası olan Deftones, bu sefer neredeyse tamamı hit olabilecek bir albüm hazırlamış. Zaten 2003 yılındaki kendi adlarını taşıyan albümlerinden beri elde ettikleri en büyük liste başarılarını da bu albümle elde etmişler.

Grubun basçı Chi Cheng‘in aynı dönemde bir trafik kazası geçirmesi ve komaya girmesi sonucu, grup yayınlamayı düşündükleri Eros isimli albümü yayınlamaktan vazgeçer ve Sergio Vega ile bu albümü kaydederler. Zira grup, basçılarının kurtulup kurtulamayacağından ya da yeniden müzik yapabileceğinden emin değildir. Dolayısı ile bu ruh hali bu yeni albüme de yansır. Grubun vokalisti Chino Moreno bu sefer hayattan şikayet eden, hayatın ne denli berbat olduğundan bahseden sözler yazmak yerine daha pozitif ve optimist bir tema kullanır. Bu arada grubun basçısı daha bu yaz kendi evine geçebilmiştir. Tedavisi halen devam etmekte olup bir takım vücut fonksiyonları halen sıkıntılıdır.

Diamond Eyes

Albüm kapağı bembeyaz bir baykuş olarak tasarlanmış. Ancak albümün birkaç farklı versiyonunda ve single’ında gece karanlığın çöktüğü bir şehir manzarası var.

Toplamda 41 dakikalık çalma süresi olan albümde parça listesi şu şekilde:

1. Diamond Eyes 3:08
2. “Royal” 3:32
3. “CMND/CTRL” 2:25
4. You’ve Seen the Butcher 3:31
5. Beauty School 4:47
6. “Prince” 3:36
7. Rocket Skates 4:17
8. Sextape 4:01
9. “Risk” 3:38
10. “976–EVIL” 4:32
11. “This Place Is Death” 3:48

Bu parçalardan koyu ile yazılmış olan beş parçaya klip çekildi! Yani neredeyse 11 parçalık bir albümün yarısına klip çekildi. Bu açıdan Deftones, bizdeki Emre Aydın‘a kafa tutmuş 🙂 Kliplerin tamamı, Emre Aydın kliplerinden farklı olarak, gayet Deftones olmuş. Ne demek istediğimi Deftones kliplerini izleyenler anlamışlardır.

Albümdeki favori parçam albüme de adını veren Diamond Eyes. Onun dışında klip çekilen parçaların hepsi çok iyi. Ayrıca Prince ve 976-EVIL parçaları da beni gayet etkilediler.

Diamond Eyes, Deftones’un içine düştüğü bir bunalımdan çıkış albümü olması açısından önemli bir albümdür. Ve gerçekten de iyi bir albümdür. Deftones’u severek dinleyen kitlenin çok ciddi değer verip sahip çıktığı bir albümdür. Yıllar geçtikçe tarzındaki ufak gelişmeleri ve değişimleri çok iyi bir şekilde müziğine de adapte edebilmiştir Deftones, bunu bu albümde açıkça görüyoruz. Deftones dinleyip kimseyle paylaşamayanlara, kimseye Deftones’tan bashetmeyenlere ben de buradan sevgilerimi iletiyorum, yalnız değilsiniz.

Leathers

Bu albümden iki yıl sonra yani bu sene 13 Kasım’da Deftones yepyeni bir albüm yayınlayacak. Koi No Yokan adındaki bu albüm nasıl olacak, henüz kestirmek zor. Ancak albümden yayınladıkları ve ücretsiz olarak indirilebilen single Leathers hiç fena değil doğrusu. Takip etmekte fayda var.

Afyon’a Gittik

Alper görünmese de ekibimiz buydu

Salı günü Afyon Kocatepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü‘nden bir hocaya bir takım su, toprak ve pancar numuneleri götürmek üzere Afyon‘a gitmemiz gerekti sevgili okur.

Yola Alper, Merve, Betül ve ben olarak çıktık. Altımızda şu an markasını hatırlayamadığım Çin Malı, full donanımlı, 1600 motor ve lpg’li bir minibüs vardı. Bu Çinliler’e helal olsun dedim. Neden dedim? Arabada süper bir konsol var. Burada dokunmatik LCD ekran var. Navigasyon

LCD Ekran

var, geri vitese geçince bu ekranda arkayı görebiliyorsunuz. Ancak bu Çinli arkadaşımızın sıkıntısı gaza basınca gitmemesi 🙂 Yani bunda lpg’nin de etkisi var ama arabanın kalitesizliği de en büyük etken. Zira bu minibüsün (baya bildiğiniz kasalı minibüs) sıfırı 20 bin lira imiş 🙂

Saat 10.00’da bizim okuldan hareket ettik. Hava mükemmeldi. Sorunsuz bir şekilde başladı yolculuğumuz. Saat 10.35 civarında Seyitgazi‘ye geldik. Seyitgazi ilçe merkezi gözüme bir kasabadan farksız geldi. Çok küçük bir yermiş burası. Biraz daha ilerleyip saat 1100’de Kırka‘ya geldik. Burası Dünya’nın bor merkezi denilebilecek bir belde. Zira Boraks Tesisleri bu beldeye kurulmuş. Bunun etkisiyle de zenginleşmiş burası. Seyitgazi’den daha büyük geldi gözüme.

Saat 11.25’de Afyon il sınırına girmeden hemen önce ormanlık iki alanın ortasındaki geniş yemyeşil bir düzlükten geçtik. Aklıma Moria‘dan çıkan Yüzük Kardeşliği’nin koşuşturduğu o düzlük geldi. Mükemmel bir yerdi burası. Buraya ölmezsek ileride pikniğe gelip kamp yapmaya karar verdik Alper’le.

Yaklaşık 10 dakika sonra yıllar önce ailemle geldiğim Gazlıgöl‘den geçtik. Buranın çehresi çok değişmiş, sanki güneyde bir tatil beldesinden geçiyormuşuz gibi hissettim.

Fakülte Binası

Saat tam 12.00’de Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Kampüsü‘ne vardık. Burada beklediğimiz misafirperverliği göremedik. Hesapta olmayan işler yapmak zorunda kaldık. Getirdiğimiz tüm numuneleri 2 kat yukarı taşıdık bir de o açlıkla 🙂 Bu esnada Fen Edebiyat Fakültesi’nin tüm kızları Alper’e baktılar. Alper’i kestiler. Bana kimse bakmadı. Beni kimse kesmedi.

Laburatuvarda çalışırken

Saat 12.30’da taşıma işi bitti. Hemen araca binip uzaklaşırken arkadan bir telefon gelince gerisin geriye dönmek zorunda kaldık o kampüse. Saat 13.15’e kadar tanımadığımız bu laboratuvarda çalışmak zorunda kaldık. Sonra gül lokumu ile uğurlandık.

Ben

Bizimkiler

Numuneler

Afium

Kampüsten yine çıkıp Afyon’a, şehir merkezine gittik. Burada Betül’ün bir arkadaşı olan Yusuf‘la buluştuk. Daha sonra Özdilek AVM‘ye gidelim dedik. Ancak buranın uzak olduğunu bilmiyorduk. Neyse en sonunda buraya da varıp gezmeye başladık. Ancak çok acıktığımızdan ve Afyon’da yiyecek çok pahalı olduğundan biz de Afium diye bir yere girip buradaki Sbarro Restorant’ına girdik. Hayatımda hiç Sbarro’dan bir şey yememiştim. Burada Alper’le 18 liraya ikili bir menü aldık. 2 Çeyrek dilim pizza, bir tabak makarna, bir tabak patates kızarması, iki tabaka salata ve iki süper lezzetli dürüm ve de iki büyük boy kola. Pizzalar gerçekten çok iyiydi. Yani çok çok iyiydi. Memnun kaldık.

Saat 14.40’da bu mekandan çıkıp Eskişehir’e doğru yola çıktık. Yolculuk heyecabla devam ederken önce gazımız bitti. Sıralı sistem bizi bezine geçirdi. Benzinimiz 2 çizgi kalmıştı. Ancak bu Çin Malı minibüsün benzin anlayışını bilmediğimizden ufaktan tereddüt yaşamaya başladık. Tam bu anda benzin tek çizgiye indi. Saat 15.30 civarın telefon çekmeyen bir düzlükte ilerlemeye devam ediyorduk. Aracın benzini bitti bitecek derken ufukta Kırka’yı gördük 🙂

Kırka’da 20 liralık gaz alıp son sürat yola devam ettik. Gelirken bizim Merve’nin eski Deftones fanı olduğunu öğrendim. Benim mp3 çalardaki Deftones’ları açtım, öff nasıl koptuk anlatamam. Zavallı Betül için de işkenceye dönüştü bu anlar 🙂

Saat 17.00 civarında geldik Eskişehir’e. Ancak işimiz yine bitmemişti. Bu sefer de kendi laboratuvarımızda bir takım işlerimiz vardı. Onları hallettik, sonra da evimize geldik.

Böyle bitti Afyon olayımız da.