Tag Archives: Deftones

2020 Yılımın Özeti

Mad Max: Fury Road filmini ilk kez sinemada izlerken filmin ilk aksiyon sahnesiyle koltuğumdan öne doğru fırlamış, bir daha da geriye yaslanamamıştım. İşte öyle bir yıl oldu 2020.

Blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldiniz. Bu özet yazıları, yıllardır her yılın sonunda yazdığım bir tür hesaplaşma, skor tutma, istatistik verme, racon kesme, kuyruğu kıstırma ve yazılması en uzun süren yazılar oluyor. Haydi, türümüzün son birkaç yüzyıldır yaşadığı en sıkıntılı yıllardan biri ve belki de en sıkıntılısı olan 2020 yılını nasıl geçirmişim hatırlayalım.

Bu yıl önceki yıla göre blogla daha çok ilgilenmeme rağmen, okuyucu sayımız biraz düşmüş. Ancak yazı sayısının önceki yıla göre ciddi oranda da arttığını söylemek lazım. Toplamda 80 yazı yayımlanmış blogda. Blogun son dört ayında WordPress ciddi bir güncelleme alarak “Blok” tasarımına geçti. Bunu okuyucu olarak siz fark etmediniz. Ancak içerik üreticisi olarak ben, ilk aylarda çok ciddi sıkıntı çektim. Ancak sonradan uyum sağlamayı başardım ve yazılar gelmeye devam etti. Tam 10 sene önce yazdığım “İyi Bir Münazara İçin İpuçları” isimli yazım bu yılında reyting rekortmeni. Hemen ardından Türkiye’nin belki de ilk ve tek Gillette Blue 3 ve Mach 3 koleksiyoncusu olmamı ispatlar şekilde, “Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri” isimli yazım en çok okunan yazım oldu. Ciddi bir sağlık problemi yaşadıktan sonra yazdığım “Bir Reflü Macerası” yazım en çok okunan üçüncü yazı oldu. Buna çok sevindim çünkü internette çok az yerde bulunabilen bir diyet ve yasaklılar listesini yayımladım bu yazıda. Umarım okuyan herkesin işine yaramıştır o liste. Google’a “münazara” yazarak bana ulaşan çok ciddi sayıda okuyucu olması sevindirici. Çünkü ben yıllar önce yazdığım o yazıma ek olarak bir yazı daha yazdım ve ilk yazıyı okuyan okuyucuların bu ikincisini de okumasını görmek iyi. Bloga en çok ziyaretçiyi arama motorları göndermiş. Bunun dışında sırasıyla Facebook, Twitter, Linkedin ve Instagram okuyucu göndermiş. Bu sene birkaç özel yazı için ilk defa reklam vereceğim. Bugüne kadar reklamdan bir kuruş kazanmadım. Ancak yıl içerisinde bazı özel yazılar yazmayı planlıyorum. Bunlar için reklam vereceğim. Bir de yakında My Resort için bir Instagram hesabı açmayı düşünüyorum. Ancak yazılarıma link veremeyeceğim için bunu nasıl yaparım ya da neye yarar, bunu iyice planlamam lazım.

İhsan Oktay Anar‘ın çeşitli dergilerde yayımlanmış küçük öykülerini derlediğim şu iki dosya (İhsan Oktay Anar’ın Minik Öyküleri Derlemesi ve İhsan Oktay Anar Minik Öyküler Derlemesi 2: Rabnûma) bu yıl en çok indirilen içerikler olmuşlar. Bu yıl onun İngilizce basılan tek kitabı olan The Book Of Devices‘ı aldım. Blogda en çok tıklanan görseller yüksek lisans diplomam ve reflü beslenme alışkanlıkları listesi olmuş. Haa bir de Gandalf var tabi. Bu yıl ülkemizden sonra en çok okuyucu ABD, Almanya ve can Azerbaycan’dan gelmiş. İngiltere’den yapılan 86 girişin ise en az yarısının bizim Seval olduğundan eminim 🙂

Şimdi gelelim aylık performanslara ve yaşananlara:

Ocak 2020: Yıl içerisindeki en kötü yazım performansı bu ay olmuş sadece 3 yazı! Bunlardan bir tanesi de zaten 2019 yılımın özetiydi.
:: Geçen yılın en büyük müzikal keşiflerinden birisi olan Altın Gün ön plana çıkmış. Bana göre şimdiye dek çektiğimiz en iyi cover videolarından birini çekmişiz ve Altın Gün yorumuyla “Kolbastı” çalmışız. Sağ olsun Cem‘in bağlama da akmış gitmiş valla 🙂
:: Yıllar sonra nihayet blogun arka planını değiştirmişim. Ayrıca Gillette tıraş bıçağı koleksiyonum için de ayrı bir sayfa açmışım.

Ocak 2020’de kullandığım üst resim

Şubat 2020: Toplam 5 yazı. Eh, fena değil. Bu ay yılın hareketlenmeye başladığı, Covid-19‘un duyulmaya başlandığı bir aydı. Başımıza neler geleceğinden habersiz, öylece bekliyorduk.
:: Alper ve Özge nişanlandı. Bu yılın ilk düğün/dernek haberi Alperler’den geldi. Hep birlikte Ankara’ya gittik. Böylece Özge’nin ailesiyle de tanışma imkanımız oldu. Yıl içerisinde de pek çok arkadaşımızın güzel haberlerini almaya devam ettik.
:: Kendime nihayet bir masaüstü bilgisayar toplayabildim. Tabi bu gelişmede en büyük pay Kerem Bey‘in ve Lütfi Abi‘nin. Sağ olsun Kerem Bey’in bir kıyıda kalmış emektar bilgisayarını aldıktan sonra ram ve SSD takviyesi yaparak şu anda da kullandığım bilgisayarı hayata döndürmüş oldum.
:: Yağız ve Alper’le birlikte, şimdiye kadar yaptığımız en prodüksiyonlu videomuzu yaptık. Yıllardır severek dinlediğim büyük üstat Ennio Morricone’yi de andık böylece.
:: Kendime bir 75-300 odak uzunluklu zoom lens aldım. Böylece özellikle dolunaylarda çok daha güzel görüntüler çekebilmeye başladım.

Mart 2020: Bu ay toplam 8 yazı yazdım. Ayrıca çok fazla sayıda eski yazımı da güncelledim. Özellikle eski görsellerin linkleri öldüğü için blogun arka planında epey hummalı bir çalışma devam ediyor. Ülkede de bu aydan itibaren Covid salgını ciddi bir boyuta taşınmıştı. Yakın zamanda iki arkadaşımız HazalUtku ve BetülMustafa yeni evlerine taşındılar. Ayrıca bu ay Antalya’ya bir eğitim çıkmıştı, Yunus Emre‘yle birlikte gidecektik. Ancak Covid nedeniyle iptal edildi.
:: Orta Dünya’ya ait yepyeni kitaplar yayımlandı ve ben hepsini kitaplığıma ekledim. Şu anda birkaç eksik dışında gayet iddialı bir Orta Dünya kitaplığım oldu.
:: Ali Sami Yen‘e bir kere daha, bu sefer de Alperler’le gittim. Orada Özlem ve Ceyhun da ekibe katılınca müthiş bir gün ve müthiş bir maç oldu. Galatasaray’ımızın o yıl seyirciyle oynadığı son maçtı bu. Bir hafta sonra tüm ülkede Covid alarmları çalmaya başladı.

:: Çok uzun süredir arşivime katmak istediğim Daft Punk‘ın Random Access Memories isimli albümünün plağını nihayet alabildim.
:: Yıllardır karşılaştığım en kötü virüs bilgisayarıma bulaştı. Hep duyduğum ama bir şehir efsanesi olarak dinlediğim .remk virüsü bilgisayarıma bulaşıp tüm dosyalarımı şifreledi ve şifre için benden 980 dolar para istediler. Neyse ki (hala şükrediyorum) %99 oranında yedeklerim sayesinde kayıpsız olarak kurtuldum. Ancak bu bana yaklaşık 1 haftaya mal oldu.

Nisan 2020: Pandemi ülkeyi kasıp kavurmaya başladı. Evlere kapandık. İşe dönüşümlü olarak gidiyoruz. Karamsarlığın en üst düzeyde olduğu bir aydı. Arkadaşlarımız bir biri ardına evlilik tarihlerini ertelediler. Bu ay 8 yazı yazmışım.

:: Yıllar sonra arşivden bulunca Hobbit’in orijinal illüstrasyonlarını yayımladım. Eğer gözden kaçıran varsa muhakkak indirip arşivlesin.
:: Ülkemizin rock ve metal müzik kültüründe önemli bir paya ve yere sahip olan Çağlan Tekil bu ay hayatını kaybetti. Geçirdiği beyin kanaması sonucu bir sürede komada yaşam savaşı verdi ancak daha fazla dayanamadı. Bu yazıda “Şimdi ardından Head Bang ne olur, yeni sayı yayımlanır mı, yoksa Baron’la birlikte bu efsane de ölümsüzlüğe doğru yelken açar mı bilmiyorum.” demiştim. Birkaç ay sonra Head Bang son bir sürpriz yapacaktı.
:: Mach3 koleksiyonuma iki önemli parça eklemişim.
:: Bir süredir uğraştığım fotoğraf stoklama işlemini nihayet yapabilmişim. Bu sayede ayın çok daha net fotoğraflarını çekebiliyorum.
:: Halen daha hayatımızın en büyük maceralarından biri olarak nitelendirdiğimiz Gelibolu Maceramıza ait yıllar sonra bir keşif yaptım. Üstelik yıllar önce yazılan yazılardaki görselleri de güncelledim.

2012 Aralık

Mayıs 2020: Pandemi tüm ülkede devam ediyor. Nisan ayına göre biraz daha iyiye gidiyor durum. Bu ay yine 8 yazı yazmışım. “Evde kal“manın en büyük faydalarından birisi bu oldu. Bir de elbette bu yılın bizim için en büyük, en önemli ve en güzel olayı var: Mert Ekin dünyaya geldi.
:: İhsan Oktay Anar’ın daha önce hiç okumadığım bir öyküsünü keşfettim: Rabnûma. Yıllardır üstadın kaleminden yeni şeyler okumuyoruz. Bu öyküsü de 1989 yılında kaleme aldığı bir öykü. Tarzının oturmaya başladığı dönemler. Hoca bu öyküden 5 yıl sonra da Puslu Kıtalar Atlası’nın yayımlayacak.

:: Aylardır beklediğimiz mucize gerçek oldu ve sevgili yavrumuz Mert Ekin dünyaya geldi. Pandeminin ortasında, gözden uzak ve tedirgin geçen birkaç günün ardından yuvasına geldi. Ben bu satırları yazarken Mert’in 8 aylık olmasına birkaç gün kaldı. Buraya da yeni doğan değil de şimdiki halinin bir fotoğrafını ekliyorum. Yılbaşında çektik.
:: Bu yılın en iyi projelerinden birini daha başarıyla tamamladım. Mini vidalama makinesi yaptım. Bu projeyi yaparken bana destek olan Türker, Süha ve Murat‘a bir kere daha teşekkür ederim.
:: Bu yılın en gurur verici çalışmasına imza attık hem de neredeyse tüm arkadaş gurubumuz bir arada! 19 Mayıs’ta “Hoş Gelişler Ola” marşını çaldık hep birlikte ve ortaya yıllar sonra bile keyifle hatırlayacağımız güzel bir video çıktı. Emeği geçen tüm dostlara bir kere daha teşekkür ederim. Bu arada üç kardeş birlikte yer aldığımız ilk müzik videomuz da bu oldu.

:: Murat İlkan‘ın Fanus albümünün hatalı basılan ilk plağını aldım. Hem Murat İlkan’ı çok sevmem hem de koleksiyon değeri olan bir ürün olduğu için hiç kaçırmadım. Plak dinlenebiliyor ancak mastering’i çok yetersiz ve parçalarda çok ciddi hatalar var.
:: Nereden esti bilmiyorum ama daktilo alırken dikkat edilecek konulara ilişkin güzel bir yazı yazmışım. Bu sene çok okunan bir yazı olmadı ama reytinglerinin giderek arttığını görüyorum. Birkaç seneye blogun önemli yazılarından birisi olabilir.

Haziran 2020: Bu ay sadece 4 yazı yazmışım. Rehavet oldu tabi. Bütün ülke de tıpkı benim gibi rehavete kapıldı. 1 Haziran’da pandemi yasakları sona erdi. Covid 19’da tünelin ucunda birazcık ışık görmüşken, vak’a sayılarını nihayet 100’ün altına düşürmüşken ve tam da tedbirlerin korunması gerektiği yaz sezonun açılışıyla tüm tedbirler kalktı. Aylardır kapalı kalan halk bir anda hiç olmayacağı kadar dolaşıma çıktı. Bankalar insanlar tatile gitsin diye kredi verdi. Tatil sezonuyla çakışmasın diye üniversite sınavı ertelendi. Bunun bedelini de elbette birkaç ay sonra çok daha şiddetli bir şekilde ödeyecektik.

:: Mustafa, Massive Agressive isimli iç dekorasyon butiğini açtı. Başlangıçta steampunk esintili objelerde kısa sürede Instagram’da beğenileri toplamayı başardı. Her geçen gün satış ağını da genişletiyor.
:: Alper’le birlikte en sevdiğimiz Türk gruplarından olan Pentagram’ın en sevdiğimiz iki şarkı This Too Will Pass ve Lions In A Cage’i coverladık.
:: Yıllardır istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım bir şeyi yaptım ve kendi el yazımı bir fonta dönüştürdüm.
:: Ülkemizde basınında da yer alan ancak kimsenin tek bir kare fotoğrafını bulamadığı dergiyi Seval sayesinde Almanya’dan buldum. Seval’in Almanya’dan bana yaptığı son iyilik bu olacaktı. Çünkü bir süre sonra İngiltere’ye taşınacaktı.

Temmuz: Bu ay blogda 7 yazı yazmışım. Önceki yıllarda genede tatile falan gittiğimiz için Temmuz pek yoğun geçmezdi ancak bu sene Covid’den dolayı evlerde kaldığımızdan fena bir ortalama değil.

:: Biricik dostum Selçuk Ceylan‘ın yepyeni iki kitabını daha okudum. Selçuk’un yazdığı kitap sayısı 6’ya ulaştı.
:: Yılın en iyi dolunayını yılın en sevdiğim ayında yaşadım. Ender ve Alper’le birlikte Ghost’un Ritual parçasını coverladık.
:: Büyük üstat, çağımızın en büyük müzisyenlerinden Ennio Morricone hayatını kaybetti. Türkiye’de kendisinden ve eserlerinden en çok bahseden bloglardan birisi olan My Resort’ta, olabildiğince güzel bir yazı yazarak uğurladık ustayı.
:: Utku ve Alper’le pizza yeme yarışmasına katıldık. Ben dereceye giremedim ama Alper ikinci, Utku üçüncü oldu.
:: Hayatımın en sessiz sedasız doğum günlerinden birini geçirdim. Aynı dönemde In Flames, Clayman albümüne 20. yıl özel baskı yayımladı. Ben de bu albüm ve Fury filmi için birkaç yeni baskı tasarladım.

:: Okulda bu yıl düzenlenmeye başlayan çevrimiçi Öğrenci-Mezun Buluşmaları etkinliğinde bölümümüz ve mesleğimiz adına bir sunum yaptım. Keyifli bir akşam oldu. Bir kere daha, beni davet eden sevgili hocalarıma ve öğrenci arkadaşlarımıza teşekkür ederim. Blogda bahsetmesem de bu yıl bu şekilde pek çok çevrim içi etkinlik oldu. Covid-19’un hayatımıza kattığı farklı tecrübelerden birisi de bu oldu.
:: Çok kıymetlim ve yıllardır eski baskıları astronomik fiyatlarla satıldığı için alamadığım Nur Yoldaş’ın Sultan-i Yegah albümü yeniden plak olarak basıldı. Üstelik şeffaf, kırmızı renkli ve gatefold olarak. Hemen aldım.

Ağustos 2020: Yaz bütün rehavetiyle devam ediyor. Covid yavaş yavaş ülkeye yeniden yayılmaya devam ediyor. Gerçek rakamların kelime oyunlarıyla gizlendiği yönünde toplumda ciddi bir kuşku ortaya çıktı. Bir süre sonra bu kuşkuların haksız da olmadığı görülecekti. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım. Bu ay hem Koray ve Tuğba‘nın hem de Alper ve Özge’nin düğünleri vardı. Koray ve Tuğba’nın Antalya’daki düğününe gidemedim.

:: Alper tam 14 yıl sonra Eskişehir’den taşındı. Blogda yazdığım en depresif yazılardan birini yazdım. 2020’nin en kötü anlarından birisiydi veda anı. “Fotoğrafların kesilmiş yerlerini saklamayı yıllarca becerdim ama artık sen de yoksan çerçevede çok azımız kalıyor o yıllardan.”
:: Kiracı olarak oturduğum evde büyük bir tadilat yapıldı. Ustaların da temiz çalışmamasından dolayı toparlanmak epey uzun sürdü. Ancak yine de ustaların hakkını yemeyeyim, en azından kısa sürede tamamladılar. Temizlik uğraştırdı biraz.
:: Özge ve Alper’in düğünü oldu. Bursa’ya gittim düğün için. Corona’nın gölgesinde korka korka yaptığımız, çok şükür kimseye de bir şey olmadan tamamladığımız bir düğün oldu.
:: Gillette Blue 3, beni şaşırtarak üç büyükler (Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş) renklerinde tıraş bıçakları çıkardı. Koleksiyona bir anda üç bıçak daha eklenmiş oldu. Ülkenin en iddialı koleksiyonuyum.
:: Bir klasik olan Fahrenheit 451‘i okudum. Kitap başta sarmadı, epey zorladı ancak sonradan çok hoşuma gitti. Filmini izledim ve çizgi romanını sipariş ettim. Bir de Eskişehir’de Fahrenheit 451 isimli bir sahaf keşfettim. Mehmet‘in sayesinde Devran’la tanıştık. İlerleyen günlerde de Devran’dan epey bir kitap alacaktım.

Eylül 2020: Covid’e karşı alınan önlemlerin göstermelik olduğu anlaşıldı. Özellikle Kurban Bayramı’yla birlikte memleketin dört bir yanına dağılan vatandaşlar sayesinde en küçük köylere bile virüs ulaştı. Nisan ayından daha beter bir duruma doğru ülke sürükleniyordu. Bu ay toplam 7 yazı yazmışım.

:: Grafik tablet aldım. Okulların açılmayacağı ve derslerin uzaktan yapılacağı anlaşılınca bir fırsatçılık ülkesi olan Türkiye’de 300 liralık ortalama grafik tabletler 600-700 liralara fırladı. Milli Eğitim Bakanı’nın eğitim uzatan yapılacaktır diye açıkladığı gece neredeyse %100 zamlandı tüm tabletler.
:: Yağızhan mezun oldu. Sagopa Kajmer, Yunus EP isminde bir albüm çıkardı. Bu albüm benim yıllar sonra dinlediğim ilk yeni Sagopa albümü oldu.
:: Gıda Dedektifi Musa ÖZSOY’un “Ne Yediğinizi Biliyor musunuz?” isimli kitabını okudum. Yalan yok, gıda endüstrisi hakkında daha önce bilmediğim pek çok yeni bilgi öğrendim. Ayrıca gıda tercihlerimi yeniden gözden geçirmemi sağladı.
:: Scooter aldım. Xiaomi M365 marka modelli scooter, bu yıl aldığımız en verimli aletlerden birisi oldu. Özellikle şehir içi ulaşımda büyük bir devrim yarattığını söyleyebilirim.

Ekim 2020: Blog açısından iyi geçen, 9 yazılık bir ay oldu. Covid’in daha da kötü bir hal aldığı artık kabul edildi ve yeni tedbirler alındı. Bu ayın diğer bir özelliği ise Sertan ve Ayşe‘nin biricik yavrucukları Özüm dünyaya geldi. Mert doğduğunda yaşadığımız heyecanı, bu sefer de Özüm için yaşadık 🙂

:: Şevkiye‘nin teleskobunu ödünç aldım. Aynalı teleskop hiç kullanmamıştım. Ancak kurduktan sonra epey bir keyif verdi.
:: Bir devrin sonu geldi ve Head Bang 6, Çağlan Tekil’in yarım bıraktığı işi tamamlamak için son kez yayımlandı. Head Bang devri sona erdi. Müthiş bir bir veda sayısı olmuştu.
:: Efendi, 2020 yılı içerisinde tam üç tane single yayımladı. Bu yıl umarım yeni albümleri çıkar.
:: Plak koleksiyonumdaki ilk long playlerden biri olan Kamuran Akkor’un Boşver Üzülme plağı için yıllar sonra bir kapak yaptım.

Kasım 2020: Yıl sonu yaklaştıkça doktora teziyle ilgili kaygılarım da tavan yapmış durumdaydı. Covid’in tedavisine dair her kanalda aşı çalışmalarıdan bahsediliyor. Biz de yeni bir dönüşümlü çalışma sistemine geçtik. Bu ay 5 yazı yazabilmişim.

:: Yıllardır kitaplığıma katmayı çok istediğim Harry Potter’ın resimli baskılarını Merve’nin hediyesiyle aldım. Kitaplarım açısından bu yılın şüphesiz en müthiş olayı buydu. Aynı dönemde bir de Buz ve Ateşin Dünyası isimli Game Of Thrones evreni kitabını aldım.
:: Anneannem Kars’ta vefat etti. Yıl boyunca uzak akrabalarımızın, birkaç tanıdığımızın Covid’den dolayı vefat haberini almıştık. Ancak anneannemin vefatı hepimizi yaraladı. Onu bu şekilde kaybetmek tarifsiz. Hala da ne diyeceğimi bilmiyorum. Gidemedik göremedik. Işıklar içinde uyusun, mekanı cennet olsun.

Aralık 2020: Yılın son ayında 8 yazı yazmışım. Bu yıl da böylece bitmiş oldu. Covid’e karşı geliştirilen aşı haberleri büyük bir mucize gibi karşılandı Dünya’da. İnsanlar umut beslemeye başladılar. Çünkü ekonomi çok kötü durumdaydı. Aşı haberleri ve ülkedeki bir takım siyasi gelişmelerden dolayı (Maliye bakanı istifa etti) ekonomide olumlu yönde kıpırdanmalar oldu. Eve kurutma makinesi aldık. Resmen bayram havası yaşanıyor günlerdir 🙂
:: Tam 15 yıldır bıkmadan, sıkılmadan izlediğimiz Supernatural dizisi final yaptı. Hayatımızın yarısına eşlik etmiş abilerim Sam ve Dean Winchester’a veda ettik.
:: Kendime iyi bir tripod aldım. Bu sene 75-300 objektiften sonra fotoğrafçılığa yaptığım son yatırım bu oldu.
:: Avatar’ın “Verilen Söz” isimli çizgi romanı ilk defa Türkçe yayımlandı.

:: Yıllardır kullandığım emektar bendirimi modifiye ederek yeni bir bendir sahibi oldum. Devrim yaratan akort sistemi sayesinde çok başarılı tonlar elde edebiliyorum.
:: Çok sevdiğim Fury filminin Amerika’dan aldığım soundtrack plağına kavuştum.
:: Cidesphere’in Dawn Of A New Epoch albümünün plağını aldım. Bu yılın en iyi metal işlerinden birisiydi bu albüm.

Bu yıl iş yerindeki üçüncü yılımdı. Önceki yıllara göre biraz daha karamsardım bu yıl. Hayal kırıklıklarım çok fazlaydı. Bu yıl vedaların yılı oldu. Geçici süreliğine de olsa Pınar ve Melike gittiler. Lütfi abi ve Şükrü abi gibi değerli abilerimiz emekli oldular. İsmihan abla emekli oldu. Biricik arkadaşımız, en yakın arkadaşımız Caner ise en büyük darbeyi vurdu ve Zonguldak’a tayin olarak gitti. Üç yılın ardından ilk defa bu yıl şubeler arası ufak görev değişiklikleri oldu. Sevgili oda arkadaşım Hülya Hanım diğer şubeye, kıymetli arkadaşım Sanem Hanım da bizim şubeye geçti ve yeni oda arkadaşım oldu. Masam değişti. Gerçi itiraf etmek gerekirse masamın değişmesine çok ama çok sevindim. Bu yıl uzaktan çalışma kavramıyla tanıştık. Bütün bir yıla baktığımızda da yine iş yoğunluğumuzu Sıfır Atık, mahkemeler, yılın ilk dönemlerinde gürültü şikayetleri oluşturdu. Bu yıl ne yazık ki hiç spor etkinliğimiz olmadı. Sadece iş yerinde değil, Covid’in başlangıcı olan Mart ayından itibaren spor salonlarının kapatılması nedeniyle dışarıda da spor yapma imkanım olmadı. Spor salonu ekibiyle dışarıda görüştük. Enes, tam da bu dönemde askerden geldi. Erhan Abi ve Enes’le birkaç defa buluştuk.

Gelelim Instagrama. Bu yıl Instagram’da çok güzel coverlar paylaştık. Ayrıca koleksiyonla alakalı güzel derlemeler yaptım. Hepsini değil ama bir kısmını aşağıda paylaşıyorum.

Bu yılın da en sekmeyen yazıları dolunay yazıları oldu. Hatta bu sene 12 değil, 13 tane dolunay yazısı yazdım. Bu yazıların en güzel özelliği o dönem sahip olduğum ruh halini çok iyi yansıtmaları. Ayrıca müzikal çalışmalarımız da genellikle bu yazıların içerisinde veriyorum.

Youtube’u çok ihmal ettim. Çok ihmal ettim ve sadece 1 video yayımladım. Belki 2021’de daha dolu geçer. Covid pandemisi aslında evde kaldığımız dönemde film ve dizi izlemek için uygun bir zamandı. Ancak hem Merve’nin hamileliğinin son dönemleri olması hem de Mert’in doğmasıyla birlikte hayal ettiğimiz gibi olmadı film izleme olayı. Yine de Netflix‘te epey bir şeyler izledik. Bunların içerisinden beğendiklerimden bazıları Old Guard, Cinayet Süsü, Nice Guys gibi filmler oldu. Bu arada umarım Old Guard’ın devam filmi çekilir. Şunu fark ettim ki eski filmleri izlemeyi daha çok seviyorum. Fury, Yüzüklerin Efendisi, Kapıdaki Düşman, Er Ryan’ı Kurtarmak gibi filmleri senede birkaç kere izliyorum. Mesela How I Met Your Mother‘a başladık yeniden.

Halen izlemekte olduğum İkinci Dünya Savaşı’nın En Önemli Olayları isimli belgesel ise hayatımda izlediğim en derli toplu 2. Dünya Savaşı belgeseli. Bu yıl ayrıca Atiye, Breaking Bad, Spartacus ve La Casa De Papel‘i izledik. Netflix dışında bu yıl Mustafa sayesinde Amazon Prime‘ı da denedim ama burada da birkaç eski film dışında yeni bir şey izlemedim. Bunlardan bağımsız olarak 1917 isimli film muhteşem bir WW1 filmiydi. Ayrıca ilk defa izlediğim Bone Tomahawk da yıllar sonra izlediğim en iyi western filmiydi.

Bu yıl edebiyatla dopdolu geçti. Bunda da en büyük pay Hicri Bilakis Kuşçu‘nundur. Bugüne kadar yıl içerisinde okuduğum, aldığım kitapların sayısını tutmazdım. Ayrıca kitaplara dair yaptığım incelemeleri de yazmazdım. Onun yılbaşından hemen önce verdiği Metis Ajanda 2020 – Ya Kebikeç! sayesinde bu envanteri günden güne tutabildim. Bu ajandanın en güzel yanı, ihtiyacınız olan her şeyi içeriyor olması. Önemli günleri, dolunay takvimi, özel sözler, yazarları eserlerinden alıntıları (ki bunlar bile başlı başına bir okuma kaynağı), küçük bir not bölümü, telefon rehberi ve birkaç faydalı bilgi. Yoğun geçen bir yıl olmasına rağmen baş ucumdan kitabı hiç eksik etmedim. Bu yılın ilk kitabı Borges’in Ficciones: Hayaller ve Hikayeler oldu. Burada yer alan Artificos kısmı müthişti. Bu yıl okuduğum en iyi kitaplar ise Alamut, Malafa ve Sapiens oldu. Bunu Herkes Bilir ve Meteor Avı‘nı yarıda bıraktım. Ayrıca Zaman Makinesi ve Fahrenheit 451‘den çok etkilenip çizgi romanlarını aldım. Bu yıl çeşitli yollarla (satın alarak, hediye olarak, takasla, ücretsiz olarak ve hibe edilerek) elime toplam 93 kitap geçmiş. Bunlardan 30 tanesi Jules Verne kitapları.

Jules Verne demişken, hayatımın Jules Verne’yle dopdolu geçen yıllarından birisiydi. Yılın ortalarında Murat Haser isimli ülkenin en büyük Jules Verne koleksiyoncusuyla tanıştım internetten. Paylaşımları üzerinden epey muhabbet ettik. Bu sayede benim tamamladığımı sandığım bazı serilerin eksik olduklarını görüp tamamladım. Ve İthaki koleksiyonumu sadece son kitap (46 no) eksik olmak üzere tamamladım. ALFA Yayınlarının “Olağanüstü Yolculuklar” serisine başladım. Bu serinin güncel bir seri olması nispeten işimi kolaylaştıracak.

Müzik. Bütün yıl boyunca dinledim. Hastanede doğum için kontrole gidince de dinledim, sabahları işe giderken de dinledim. Kulaklığım bozuldu ve aylardır servisten gelmedi. Dışarıdayken idare ediyorum başka kulaklıklarla. Bir gün Ender’le buluşmuştuk. Arabada radyoda bir şarkı duydum. Giriş melodisi acayip hoşuma gitti. Yıl boyunca da dinleyip durdum: Kahraman DenizUzak Gelecek. Oluyor böyle takıyorum bazı şarkılara. Mesela hiç tarzım olmamasına rağmen Kül, Dünya’dan Uzak ve Kentsel Dönüşümler isimli şarkıları da çok beğendim. Sagopa Kajmer’in de girişteki strachleri çok hoşuma gittiği için Pankart isimli yeni şarkısını beğendim. Bir de keşif yaptım ki keşfettikten sonra defalarca dinledim. İstanbul Şarkıcıları isimli oluşumun Köroğlu Dağları isimli şarkısı. 1980 yılında yayımlanmış. Müthiş bir şarkı. Bir de bahsetmezsem olmaz, Ouzo Bazooka‘nın Space Camel isimli şarkısı var ki klibiyle falan muazzam. Mert’i kucağıma alınca bunu açıp dans ediyoruz. Gerçek saykodelik budur!

Metal müzik dünyasında ise epey gelişmeler yayımlandı. In Flames, Clayman albümünün 20. yılına özel bir EP yayımladı. Eski şarkıların yeni düzenlemelerini içeriyordu. Yeni düzenlemelerin hiçbirini beğenmedim. Ancak albümün remastered halini beğendim. Deftones, Ohms isimli albümünü yayımladı. Albüm aklımı başımdan almadı ama kötü de değildi. Önceki albümden çok daha iyiydi. Deftones ayrıca başyapıtları White Pony’nin 20. yılına özel bir Anniversary Edition yayımladı. White Pony x Black Stallion isimli bu double albümde ilk albümün remastered şarkıları ve remiksleri yer aldı. Remikslerin bazıları resmen bambaşka şarkılar olmuşlar. Çok beğenmedim. Katatonia, City Burials isimli yeni albümünü yayımladı ancak olmadı, yaprak kımıldamadı bende. Yine bir başka grup Linkin Park da Hybrid Theory albümlerinin 20. yılına özel bir albüm yayımladılar. İçerik olarak çok zengindi ancak çok da pahalı olduğu için almak mümkün değildi. Yine de eski videolarını yeniden düzenleyip renkleri ve çözünürlüğü olağanüstü hale getirdiler. Sırf bu bile yetti de arttı. Yıllar sonra oturup Linkin Park dinledim. Hatta şu anda da In The End çalıyor.

Ülkemizde de müzik piyasası covid’e rağmen üretkendi. Konserler olmadı ama gruplar evlerinde üretti. Grupların bir dönem evlerinden yaptığı cover ve akustik çalışmaları beğeniyle izledim. Bu yılın en yeni yepyeni grubu benim için Bipolar Architecture oldu. Heretic Soul‘dayken de çok beğendiğim Sarp‘ın yeni grubu. Depresif melodilerin üzerine yaptığı vokali özellikle beğendim. Şu anda grubun üç şarkılık bir EP’si ve bir de single çalışması var. Bu yıl umarım onların adına daha iyi geçer. Canımız ciğerimiz Pentagram‘ımız yeni bir albüm çıkarır diye bekliyorduk ancak “Bu Düzen Yıkılsın” isimli bir single yayımladı. Bir de video çekti. Beğenmedim. Ancak şu açıdan mutlu oldum ki Pentagram yola sekiz kişi olarak devam edecek gibi görünüyor. Cidesphere, bu yılın en iyi albümlerinden birini çıkardı: Dawn Of A New Epoch. Yılın son aylarına denk gelmesine rağmen Spotify’ım da ilk üçe girdi albüm. Özellikle Sacred Patronage bu yıl favori metal şarkım oldu. Sabhankra bu yıl yeni bir materyal üretmedi, konserler verdi. Ancak 2021’de yeni bir albüm yayımlayacaklar. Yani aslında bu dönemi onlar da üretmek için kullandılar. Bu yıl onlarca albüm çıktı elbette ancak belki de bunları ben de ilerleyen yıllarda keşfedeceğim için buraya fazla detay yazmıyorum. Son olarak baş tacım Black Omen‘in ilk demosu kaset formatında yayımlandı. Bununla ilgili ayrı bir yazı yazacağım için detay vermiyorum.

2020’nin ilk aylarında verdiğim bir yedek parça siparişi vardı. Aralık ayının ilk haftası geldi ve yanlış geldi. Yeniden sipariş oluşturdum bekliyorum. Ayrıca Pioneer servisinden hala kulaklığımı bekliyorum. Umarım bunlar bu yıl gelir. Koray’ın istediği Mor ve Ötesi – Deli parçasının davul videosunu hala çekemedim. Onu bitireceğim. Sercan’la bu yıl üç kere görüştük. Ocak ayında Eskişehir’e geldiğinde ve Alper’in düğününde. Volkan’la ise görüşemedik hiç. Sercan‘a doğum gününde güzel bir kolaj video yaptık. Beğenmedi 🙂 Bursa’dan isimsiz bir mektup geldi. İçerisinde uzunca bir plak listesi vardı. Beni nereden buldu, ismime ve adresime nasıl ulaştı bilmiyorum. Ama iç içe de sevinmedim değil. Zaman zaman açıp okuyorum.

Yazmayı yukarıda unuttum ama kardeşim Mustafa, Kocaeli Üniversitesi’nden Osmangazi Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Dolayısıyla iki yıldır süren çilemiz nihayet bitti. Nihayet yeniden Eskişehir’de toplandık. Bu yılın güzel gelişmelerinden bir tanesiydi bu. Tabi ki bir diğer Mustafamız da nihayet gitti Trabzon’da nişanlandı Kübra’yla. Mustafa şüphesiz son yıllarda hayatımıza giren en değerli adamlardan. Ama Kübra da o kadar müthiş bir insan ki bazen diyorum acaba Mustafa’yı mı daha çok seviyoruz Kübra’yı mı 🙂

Bu yıl Ferit sağ olsun bana bir sürpriz yaparak hazırladığı exlibrisi göndermiş. Ben de mektuplarımda kullanıyorum bunu. Kendisi yıllar sonra Kütahya’dan ayrıldı. İzmir’e tayini çıktı. Elbette Kütahya demişken bir diğer sevgili kardeşimiz Gürcan‘dan da bahsetmezem olmaz. O da bir kere Eskişehir’de beni ziyaret etmişti. Pandeminin hızlanmaya başladığı günlerdi. Sonrasında iade-i ziyaret fırsatım olmadı. Ama 2021’de şartlar düzelirse Gürcan’ı Kütahya’da ziyaret etmeyi planlıyorum.

Evet, yılın özeti yazılarımın olmazsa olmazı olan Hedefler bölümüne geliyoruz. Bakalım geçen sene kendimize hangi hedefleri koymuşum, neleri başarmış, neleri yapamamışım. En önemlisi de, önümüzdeki yıl neler yapmak istiyorum? 2020 yılı için hedeflerim şunlardı:

  • Elektronik davuluma bir ilave crash zili almak (Olmadı, alamadım. Ancak bozuk bir aksamını tamir ettirdim)
  • Kendime yeni bir bilgisayar toparlamak ve bunu olabildiğince ucuza yapmak. (Harika! Bunu başardım!)
  • Bir şarkıyı baştan sona düzenleyip cover olarak yayımlamak. (Bunu da yaptım sayıyorum, çünkü birkaç şarkıyı baştan sona olmasa da coverladık ve düzenleme yaptım)
  • Konsept bir fotoğraf çalışması yapmak. (Başarısız sayıyorum. Gerçi Alper’in düğününde epey bir çektim ama olsun, bu hedefi yazarken hayal ettiğim şeyi yapamadım)
  • Tank maketimi bitirmek. (Olmadı, yapamadım)
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak. (Olmadı, alamadım)

Evet, hedefler açısından çok da parlak geçmemiş anlaşılan. Moral bozmayalım ve kendimize 2021 için yeni hedefler koyalım. Önceki senelere kıyasla daha minimal hedefler koyuyorum çünkü Covid-19’un ne zaman biteceğini kestiremiyorum. Buyurun:

  • Elektronik davuluma ilave bir crash zili almak
  • Tank maketimi bir diorama ile bitirmek
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak
  • Doktoramı bitirmek
  • Eğer covid-19 nihayet tüm ülkede sona ererse iki farklı zamanda tatile gitmek
  • Alper’in isimsizini bitirmek

Bir önceki yıl şöyle yazmışım: “Umarım 2020 pozitif şeylerle dolu bir yıl olur. Hayatımızın belki kökten değişeceği, belki dibe vuracağımız, belki de göklere çıkacağımız bir yıl olacak. Hazırlıklı olmakta fayda var.” Hazırlıklı olamadık açıkçası. Yıl boyunca çok fazla şey kaybettik. Sevdiğimiz insanları, yakınlarımızı kaybettik. Afetler ve hastalıklar yüzünden çok insan öldü. Ama pek çok yavru da bu yıl gözlerini açtı hayata. Mert Ekin, bizim için bu yılın tek güzel şeyi oldu. Her şeyden habersiz, üç beş kişilik dünyasında yaşamaya devam ediyor 🙂 Ben bu yıl da buralarda olacağım sevgili okur. Bu yazıda unuttuğum bir şeyler muhakkak vardır. Lütfen bana yazın, hatırlatın. Umarım 2021 yılı her birimiz için daha farklı ve daha güzel olur. Unutma, gökte dolunay olduğu sürece Dünya’dan bir çift göz ona bakacak.

2020: Son Dolunay

Bazen böyle olur, önem atfettiğiniz günlerde birkaç rastlantı (ya da mucize) daha gerçekleşiverir. İşte yılın son günü ve son dolunayında, bu yılın son yazısıyla birlikteyiz. Rezil, sıkıcı, boğucu, korkutucu, heyecan verici, stresli, gerilimli, çok mutlu, çok hüzünlü, yıkıcı ve giderayak oh çektiren bir yıl sona eriyor. Görseldeki foto Betül Türksoy‘a ait.

Eğer bu sabah İstanbul’daki kuzenimin evlendiğini öğrenmeseydim, önceki gün İzmir’deki bir kuzenimin bebeği olduğunu, birkaç ay önce Sertan ve Ayşe‘nin bebeği olduğunu, Umur ve Merve‘nin bebeği olduğunu, Hafize ve Mustafa‘nın bebeği olduğunu, Pınar‘ın bebeği olduğunu, Batuhan ve Sevinç‘in bebeği olduğunu, Keyb ve Gizem‘in bebeği olacağını, Melike‘nin bebeği olacağını, Ongun‘un bebeği olacağını ve aklıma şu anda gelmeyen tüm o doğmuş/doğacak bebeklerin haberlerini almasaydım ve sevgili yavrumuz Mert‘i kucağımıza almasaydık (çok almışız şimdi de indiremiyoruz) bu yıla çok kötü bir yıl derdim. Ancak türümüzün son birkaç yüzyılda başa çıkmak zorunda kaldığı en büyük düşmanla savaştığı şu dönemde doğmaları bu yavrucukların en büyük talihsizliği olduğu. Umarım her birinin bahtı açık olur.

Dolunay geceleri yalnız olmak nedense en büyük keyfi veriyor. Arka balkonumda öyle bir bulut sarmış ki göğü, tek bir kare bile çekemiyorum. Bu yıl özellikle 300 mm odaklı objektifimle güzel ay fotoğrafları çektiğimi düşünüyorum. Ancak elbette iyinin iyisi vardır derler. Birkaç astro fotoğrafçıyı takip etmeye başlayınca zaten çekindiğim bu konuda iyice pısırık oldum. Hele ki Nikon P1000 isimli makineyi duyunca… Tepedeki Ay fotoğrafı da muhtemelen bu makine ile çekilmiş. Belki 2021 daha güzel geçer bu konuda.

Bu yıl boyunca, bu yazıyla birlikte tam 13 tane dolunay yazısı yazdım bloga. Evet bu sene takvimdeki güzel tesadüf sonucunda bir dolunay fazla yaşadık. Müthiş değil mi 🙂 Fazladan bir görüşme gibi düşünüyorum bunu. Kaçamak belki. Herkes başka yöne bakarken bir buse kondurmak gibi örneğin.

Yılın ilk dolunayında yazmışım şunu, ajandanın bir köşesinde kalmış:
“Uzakta olmak galiba bu tutkunun anahtarı,
Belki bir adım ötemde olsan,
Ayaklarım tutmazdı yanına varmaya.
Belki bir karış şuramda olsan;
Kollarım kalkmazdı sarmaya.
Böyle Ay’da bir seni görmektir,
Belki de iyi olan.”

Geçen gün bir köşeye sıkışmış halde buldum bu notu. İsim yok, imza yok, tek bir baş harf bile vermemiş. Sonra hatırladım, sitem etmiştim. Tüm düşünceler şuna dönüşmüş:
“Kelimelerin kifayetsiz kalışından mıdır yoksa susmanın erdemine olan inancımdan mı bilemiyorum ama konuşamıyorum bir türlü. Belki de yazarın dediği gibi gerçeği anlatmanın tek yolu susmaktır. Susuyorum öyleyse. Dinle! … 15/12/2020”

Bu yıl yazdığım mektupların biri hariç tamamı ulaştı. Ulaşmayanın da ulaşması için girişimlerde bulundum ama nafile. 24 saat içerisinde açılıp okunmazsa bu yıl “tamamlanmamış” olacak. Ya da itiraf edeyim, bu yıl bitmeyen birkaç şey daha var. Bunların hepsini yeni yılın ilk yazısı olacak geleneksel “2020 Yılımın Özeti” yazısında bulacaksın. Lütfen, bir elin üzerimde olsun.

Bu yıl vakit kalmayan ve bir sonraki yıla sarkan birkaç yazı var taslak halinde. Bunların ilki Jules Verne koleksiyonuma yaptığım katkılar hakkında. Özellikle yılın son birkaç ayında çok ciddi gelişmeler oldu. Bir diğer yazı da elbette 2020’de yayımlanan ancak blogda bahsetmediğim bazı albümler hakkında. Bunlar arasında Bipolar Architecture, Pentagram, Deftones gibi gruplar var. Ayrıca bir ay önce elime geçen çok kıymet verdiğim bir kaset hakkında yine bir kritik yazacağım.

Blogda 2020 yılı bitiyor. Önümüzdeki yıl yolcuğumuzun tam 12. yılını kutluyor olacağız. My Resort giderek ülkenin en uzun soluklu bloglarından birisi haline dönüşüyor. Evet itiraf etmek gerekirse öyle pek ses getirdiğimiz yok. Yaklaşık 1500-2000 kişilik düzenli bir etkileşim ağımız var ama yeter de artar bile. Önümüzdeki yıl da bildiğimizi okumaya devam edeceğiz. Şimdiden tüm okuyuculara, dostlara, kardeşlere mutlu yıllar dilerim. Unutmadım.

Çerçeve Koleksiyonum

Dolunay‘da yayımladığım şu videodan sonra, pek çok güzel yorum aldık. Bir kişi ise beni şaşırttı ve video benim ve Alper‘in gözüktüğü kısımdaki çerçeveleri özellikle sordu. Bu soru gelince, bende fark ettim: Evin her yerinde asılı bir sürü çerçevem ve aslında her birinin de güzel hikayeleri var. Bu yazıda, aslında bir tür koleksiyon da denilebilecek bu çerçevelerden bahsedeceğim.

Yazı içerisinde birbirinden farklı tam 19 tane çerçeve yer alıyor. Her biriyle ilgili açıklamayı ise resim yazısı olarak ekledim. Mobil cihazınızdan girdiğinizde bu açıklamalar hemen görselin altında yer alacak.

ce01

Bin parçalık bir puzzle bu. Merve evlenmeden önce yapmış. Eve astığımız ilk çerçevelerden birisi. Departure of the Winged Ship isimli tablonun çizeri ise Vladimir Kush isimli Rus sürrealist ressam.

ce02

Bu evdeki en siyah çerçeve ve çalışma. Bu çalışmayı 2018 yılı Mart ayında yapmıştım. İsmi “Ay’ın Üzerinde Yaşamak“. Kendi ürettiğim ilk çerçevelerden biri olması bunu benim içim ayrıca çok değerli kılıyor.

Okumaya devam et

2018 Yılımın Özeti

11 yıllık blog hayatımın en geç yıl özeti yazısı oldu, farkındayım. Ancak 7-8 Ocak tarihlerindeki Doktora Yeterlilik Sınavı ve hemen peşinden gelen 12-13 Ocak Açık Öğretim Fakültesi sınavları nedeniyle geciktim. Elbette bu sırada yazıyı ufak ufak yazmaya başlamıştım. Az önce son sınavdan çıkıp geldim ve yazıyı bugün yayınlıyorum.

Çok uzun yıllardır hayalini kurduğum Eskişehir’de yaşamak ve çalışmak hayalimin ilk yılıydı 2018. O kadar çabuk geçti ki geriye dönüp bakınca acaba neler oldu diyorum, unutmuşum neredeyse. Bu yoğunluğun elbete ki büyük kısmı işle alakalı. Ancak kendi özel hayatımızda da bu yıl üzücü birkaç olay yaşadık. Umarım tekrarları olmaz.

Geleneksel “Yılımın Özeti” yazısına hoş geldin sevgili okur. Biliyorsun, biraz uzun bir yazı oluyor bu. 2018 yılında, her ay neler yaptığımı şöyle bir özetliyor, sonrasında ise bir önceki yıl koyduğum hedefler ile bir sonraki yılın hedeflerine yer veriyorum. Blogla ilgili istatistikleri de paylaşıyorum.

Her sene yazdığım üzere, 31 Aralık tarihi meslek hayatımın da işe başlama yıl dönümleridir. Kadere bak ki nasıl altı sene önce Bilecik‘te 31 Aralık günü işe başladıysam, Eskişehir’de de geçen yılın son günü, işe başlamıştım. Son günler yarım gün olduğu için Ocak ayının 2. günleri genelde yıl dönümleri oluyor. Bu yıl Eskişehir’de iş yerindeki mesaimin büyük bir kısmı “Sıfır Atık Projesi” çevresinde döndü. Pek çok sunum ve eğitim programı düzenledik bu konuda. Bir de grafik tasarım işlerimiz epey yoğundu. O açıdan sevgili iş arkadaşlarıma yazının en başında teşekkür edeyim. Bilecik’te kalan eski dostları da unutmuyorum elbette. Onlara da selamlar olsun.

Ocak 2018:

Bu ay bloga 5 yazı yazmışım. Eskişehir’deki iş yerine alışmakla geçti bu ay. Bir de ay sonuna doğru “Süper Kanlı Mavi Ay” isimli bir dolunay yaşandı. Aynı ay içerisinde iki dolunay olması bu yılın en müthiş gök olaylarından bir tanesiydi. Yıl boyu aksamayan tek şey dolunaylarım ve onların yazıları oldu.

Şubat 2018:

Bloga 6 adet yazı yazmışım. Bu ay Volkan Türkiye’ye gelmişti. Çok özledim yahu Volkan’ı da. Uzun süre oldu görüşmeyeli.

Okumaya devam et

Deftones – White Pony Plağım!

deft000deft003Geciken yazıları yazmaya başlıyoruz yine sevgili okur. Şubat ayında İstanbul‘a gitmiştik hatırlarsan. Uzun süredir almak istediğim ve o gün nihayet alabildiğim bir albüm, bir başucu albümü, Deftones‘un efsane albümü White Pony hakkında olacak bu yazı.

Dünya’da 2000’li yıllarda yükselmeye başlayan numetal ve alternatif rock türlerinin ders kitabı sayılabilecek albüm, tam da bu yılların en başında, 2000 yılında yayımlandı. Bu yönüyle, yolu açan albümlerden birisi demek hiç de yanlış olmayacaktır. White Pony, grubun ilk iki albümünde ortaya koyduğu tarzı iyice benimseyen, sözleri ve özellikle Okumaya devam et

Efendi ile Arpej Yapım ve İstanbul Macerası

arpej002Böyle maceralar, sonradan anlatınca daha keyifli oluyor sevgili okur. Geçen haftalarda şipşak bir İstanbul maceramız olmuştu. Kısa ama çok önemli bir ziyaretti bu İstanbul’a. 2018 yılına çok iyi bir başlangıç yapan Efendi, yılın en önemli gelişmesinin hemen öncesinde İstanbul’da Arpej Yapım‘la anlaşmaya vardı. Biz de hep birlikte bu anlaşma için görüşmek üzere bir cumartesi sabahı erkenden yola çıktık.

ARPEJ-yeni-logo.pngTıpkı bir önceki Ankara konseri gibi, bu sefer de erken gitmek üzere sözleştik ve yine belirlediğimiz saatten daha geç ama yine de erken sayılabilecek bir saatte Alper‘in arabasıyla yola çıktık. Kim kimdik peki? Aykut, Utku, Alper ve ben. Yol boyunca Aykut’un grubun imajına uygun takım elbisesini konuştuk ve yeni albüm için kaydedilen parçaları dinledik. Güzel, sorunsuz ve sakin bir yolculuktan sonra saat 11.00 civarında Beşiktaş‘a ulaşmıştık bile! Görüşme saat 13.00 civarında olacaktı ancak hem yolların bomboş olması, hem de Arpej Yapım’ın ofisinin köprüye çok yakın olması sebebiyle erken gelmiş olduk. Aracı park edip ofise geçtik.

Kısa bir süre bekledikten sonra, Efendi’nin menajeri Özcan Abi sayesinde iletişim kurduğumuz firma yetkilisi Özlem Hanım‘la buluştuk. Yaklaşık bir saatlik görüşmede neler oldu anlatamayacağım tabi ki. Görüşme esnasında Umut Kuzey de bize katıldı. Bilmeyenler için Umut Kuzey, Arpej Yapım’ın da sahibidir. Olumlu geçen görüşmenin ardından yakında bulunan bir mekanda kahvaltı ettik. Bir hafta önce Ankara’da teyit ettiğimiz şeyi, bu sefer burada, İstanbul’da da teyit ettik ki “Kahvaltı Eskişehir’de yapılır.

arpej006

Kahvaltının sonlarına doğru kim geldi dersiniz? Mahmut! Efendi’nin gitaristi. Neredeyse iki yıldır görüşemiyorduk. Mahmut da geldikten sonra yeniden Arpej Yapım’a gittik ve burada grup, firmayla anlaştı. Umut Kuzey’le birlikte şu yukarıdaki zafer pozunu verdik. En az Efendi’nin üyeleri kadar sevinçliyim ben de. Zira Arpej Yapım’ın promosyon, reklam, tanıtım çalışmalarını önceden beri görüp imreniyordum.

arpej008

Anlaşma faslı mutlu şekilde sonlandıktan sonra, Beşiktaş’ta olduğumuz ve vapur iskelesi yakın olduğu için tüm grubu vapura binip karşıya, Kadıköy‘e geçmek için ikna ettim. Hemen de ikna oldular sağ olsunlar. Bu esnada Cihan da bizimle buluşmak için geliyordu, onu da iskeleye yönelttim. İskeleye ulaştık ve Cihan’la buluştuk. Bir süre bekledikten sonra vapura bindik ve ver elini Kadıköy. Peki neden Kadıköy? Çünkü Hammer Müzik orada.

arpej004

Hammer Müzik’te dostlarla.

Rıhtımdan Akmar Pasajı‘na ve orada da Hammer Müzik’e ulaşmamız 10 dakika sürmedi bile. Öyle bir hızla daldım dükkana. Lan kimi göreyim? Yaşru vokalisti, çok da sevdiğim insan Berk Öner! Yaşru’nun son albümü Ant Kadehi‘ni teslim etmek üzere o da Hammer Müzik’e gelmiş. Ben de hazır gelmişken alacaklarımın arasına Ant Kadehi’ni de ekleyebildim böylece. Hem de imzalı. Neler aldım peki? Deftones‘un White Pony albümünü plak formatında aldım nihayet. Bloodbath‘in Nighmares Made Flesh isimli muhteşem albümünü aldım. İkinci el olarak Duman’ın ve Hayko Cepkin’in albümlerini aldım. Enis Abi, alışverişin üzerine bir  de zeytinyağlı dolma ikram etti. Gamze ismindeki arkadaşımız yapmış ellerine sağlık.

arpej005

arpej007Hammer’da işimiz bittikten sonra yemek yedik. Mahmut’la da vedalaştık ve tekrar iskeleye geldik Beşiktaş’a dönmek için. Dönüş yolculuğu daha keyifliydi nedense. İndikten sonra bir taksiye atladık ve sabahtan arabayı park ettiğimiz yere kadar kısa yollardan, kestirmelerden gelebildik. Bu noktada, alışılanın aksine bir profil çizen taksiciyi kutluyorum. Arabanın yanına gelince de Cihan’la vedalaştık ve yola çıktık.

arpej003

Her şeyin bir şeyi var tabi. Benim ısrarımla plana eklenen bu Hammer Müzik macerası sebebiyle akşam trafiğine takıldık. Üstelik Utku da birazcık rahatsızlanınca epey vicdan yaptım 😦 Her neyse, dönüş yolculuğumuzda da bir sıkıntı, kaza, bela yaşamadık ve saat 23.00 sularında Eskişehir’e ulaştık.

Süper hızlı ve çok eğlenceli bir İstanbul macerasıydı bu. Efendi açısından çok önemli bir eşikti. Arkadaşlığımız dostluğumuz açısından en keyifli anlardan birisiydi. Başta söylediğimi sonda söyleyerek bitiyorum yazıyı. 2018, Efendi için çok iyi bir yıl olacak sevgili okur. Takipte kalmalısın 🙂

Sarıkabadayı’nın Klibindeki Baykuş

Evdeki televizyonda HD uydu var. Dahili. Ama lanet şey, TRT’nin HD yayınlarını göstermiyor. Ben, tuttum bunda tüm müzik kanallarını art arda sıraladım. Eve gidince, haberler bittiğinde müzik kanallarını gezmeye başlıyorum. Şu son günlerde de çoğunlukla rastladığım klip ise Soner Sarıkabadayı‘nın TAŞ isimli parçasına çektiği anlamsız klip oluyor. Bir kanalda biterken diğerinde başlıyor adeta.

guş

Soner Sarıkabadayı’nın Baykuşu

guş2

Klipte oynayan meçhul kız

SS, “Taş!” dediği anda ekrana gelen turuncu hatundan gözlerini alabilip klibi biraz izleyebildiysen sevgili okur, anlamsız yere ortaya çıkan bir baykuş göreceksin. Ne alaka? Neden? Ben bir alaka kuramadım. Ama bu baykuş bana bir şeyler hatırlattı. Baykuşun bizim için anlamı çok büyüktür bilirsin. Çünkü Deftones‘un efsane albümü Diamond Eyes‘ın maskotu da bir baykuştu! Bak alakaya! Dört sene önce albüme adını veren parça Diamond Eyes’a klip çekildiğinde nasıl da gözlerimiz dolu dolu izlemiştik. Ah.

Deftones bunu bir simge olarak kullandı. Şarkı sözünden albüm tasarımına ve klibin senaryosuna kadar her şey müthiş uyumluydu. Sarıkabadayı’nın klibinde ise anlaşılan tüm olay, isimsiz (ve ne hikmetse adı hiçbir yerde geçmeyen) güzelin yakın çekimlerine odaklanmış.

guş3

Deftones’un baykuşu

guş4

Deftones klibindeki kız

Baykuşların boş yere ve anlamsızca kullanılmasına karşı çıkanların blogu, My Resort’tan bu gecelik bu kadar. Sevgiyle kalın 🙂

Deftones Yeni Albüm “Gore” Çok Yakında!

goreEskiden Nisan ayını Game Of Thrones‘un yeni sezonu çıkacağı için heyecanla beklerdik. Bu sene bu bekleyişe bir başka heyecan daha eklendi: Deftones‘un yeni albümü GORE. Şubat ayının başında şu şarkı yayımlandığında, en azından yakın zamanda dinlediklerimizden farklı bir albüm olacağını anlamıştım. Vokallerdeki ufak çaplı değişiklikler çok dikkatimi çekmişti. Daha sonra grup Nisan ayının başında yeni albümün yayımlanacağını duyurdu. Albüm kapağını yayımladı. Chino Moreno, biraz da klişe bir yorum yaparak, bu albümün çok farklı bir albüm olacağını söyledi. Albümde 11 parça yer alacak ve parça listesi de şu şekilde:

01. Prayers/Triangles
02. Acid Hologram
03. Doomed User
04. Geometric Headdress
05. Hearts and Wires
06. Pittura Infamante
07. Xenon
08. (L)MIRL
09. Gore
10. Phantom Bride
11. Rubicon

Burada şarkı listesinde (L)MIRL isimli kısaltmayı çok merak ettim.  Şu an Deftones resmi sitesinde GORE, 3500 adet basılan çift plak versiyonuyla ön siparişte. Ancak satın al butonuna basınca “tükendi” ibaresiyle karşılaşıyoruz. Albüm daha piyasaya çıkmadan bu çok özel versiyonu sayılmış bitmiş bile. Eh zaman gelecek, ben de bu sayfalarda elimde Deftones plaklarıyla sana gülümseyeceğim sevgili okur. Umalım da o süre çok uzun olmasın 🙂 Umalım da Deftones’un yeni albümü Gore, 2016’ya damgasını vuracak bir albüm olsun. Her şeyin bu kadar anlamsız olduğu dünyamda elimde bir tek müzik kalmış. Çok mu?

Deftones Serigraf Baskıları

deftones 2

Biliyorsun sevgili okur, biz Deftones dinleriz. Severek dinler ve takip ederiz. Şimdi, sana Deftones’la ilgili bilmediğin bir detayı veriyorum: Geçen gün ölümü teğet geçtiler belki de. Biliyorsun Paris’teki terör saldırılarında en fazla ölüm Eagles Of Death Metal isimli Amerikalı rock grubunun konserinin yapıldığı, Paris’in ve hatta Fransa’nın da en önemli konser mekanlarından birisi, Bataclan’da yaşandı. İşte o saldırılar olmasaydı, aynı salonda ertesi gün Deftones konseri olacaktı. Şehri gezmek için birkaç gün önceden giden grup üyelerinin instagram hesaplarında Paris’ten çektikleri pek çok kare vardı. Eğer bu saldırı bir gün sonra yapılsaydı, muhtemelen ölen insan sayısı çok daha fazla olacaktı. Çünkü bu boru değil, Deftones. Çok daha fazla izleyici olurdu. Kuvvetle muhtemel grup üyelerini de hayatını kaybedecekti. Bu arada Paris’teki saldırıda, önce tüm grup üyelerinin öldürüldüğü söylendi. Sonra grup üyelerinin kaçmayı başardığı haberi yayıldı. Elemanlar kurtulmuşlar.

Deftones’un sitesinde yer alan STORE bölümünde, geçenlerde çok sınırlı sayıda basılan “Serigraf Koleksiyonu” satışa sunuldu. Dijital baskıdan farkı olarak serigraf olarak basılmış bu koleksiyon. Grubun her albümünün kapağıyla ya da temasıyla ilgili bir sembolü içeren, çok sade ancak enfes bir koleksiyon bu. Satın alıp Türkiye’ye kargolatmak büyük sıkıntı. Hem pahalı hem de sağlam gelecek mi kaygısı var. Kaldı ki zaten sınırlı sayıda basılmış. İşte bu noktada, ortada yedi parçalık bir koleksiyon varsa ve birileri bunun adını “koleksiyon” koyduysa bu kardeşin kayıtsız kalamıyor. İnternetten bulabildiğim en yüksek çözünürlüklü hallerini buldum ve düzenledim. Eskişehir’e dönünce de bastıracağım. Şimdi değil ama ileride duvarımın bir köşesini süsleyecek.

deftones3

deftonesŞundan da bahsetmezsem ölürdüm. Şu yanda gördüğünüz Deftones’un 2011’deki Diamond Eyes turunun afişi. Nasıl bir afiş ama! Bunu da çerçevelettim ama ha deyince asamıyorum tabi ki. Çünkü anlamazlar bunlar sevgili okur. Sanattan anlamazlar. Hemen yargılarlar. Sanarlar ki ben onu oraya üzerindeki kadın için koyuyorum sanarlar. Halbuki Deftones var ulan!

Geçen Haftasonu İşleri

Bu perşembe yüksek lisans tezi sunumum ve sınavım var sevgili okur. Bu ayın ortasından beri bir yandan tezi hazırlayıp bir yandan da sunum için hazırlanıyorum. Bu hafta sonumu da bu tez için ayırdım ama elbette araya bambaşka işler de girdi, güzel oldu.

whiskyŞu yazımda anlatmıştım bit pazarından epey bir kaset topladığımı. O kasetlerden bir tanesi, çok da değerli bir tanesi, Whisky‘nin Güneşin Tahtı albümü, kırıktı. Şansıma kasetin bantı sağlamdı bu yüzden kutuyu değiştirmek yeterli olacaktı.

Çocukken kasetlerle pek uğraşırdık sevgili okur. Açar döker, sokaktan bulduğumuz bantların içerisinde ne olduğuu keşfetmeye çalışırdık. Böyle taka çıkara epey bir el pratiği kazandım. İşin özellikle bant sarma kısmı epey bir dikkat istiyordu. Bunu da kendi kendime öğrendim. Eskiden kasetler vidalı olurdu. Bunların içerisindeki bantı atıp yerine yeni bir bant takmak mümkün olurdu. Babam polis olduğundan yol kenarlarında çok fazla bantı koptuğu için atılmış kaset bulurdu. Ben oturur, bu bantları yeniden sarar, yapıştırır ve elimdeki boş kutulardan birine monte ederdim. Bu şekilde epey bir kasete can verdim. Devir zaten çekme kaset devri olduğundan, elimdeki azıcık parayla da gider boş kaset alırdım. Onur diye bir arkadaşımdan kaset çektirirdim. Ne günlerdi be.

kasetNeyse, dediğim gibi Whisky’nin bantı sağlamdı. Sadece kasetin kutusu parçalanmıştı ve keçesi kayıptı. Şans eseri geçen gün okula gittiğimde Ahmet‘in benim için ayırdığı bir kaç tane kaset almıştım. Bunlar poşeti dahi açılmamış ıvır zıvır kasetlerdi.

Cumartesi sabahı kalktım. Önce evi süpürdüm, toparladım. Sonra Whisky’nin kırık kutusunu çıkardım. Daha sonra da Ahmet’in verdiği kasetin sağlam kutusunu çıkardım. Dikkatlice Whisky’nin bantını sardım ve sağlam kutuya aktardım. Burada kasetin üst kısmında küçük bir keçe parçası var. Bunun püf noktası bu keçeyi fazlaca elleyip sıkmamak. O yüzden kenarlarından tutmak gerekiyor. Neyse, uzatmayayım daha fazla, sağlam bantı sağlam kutuya aktardım. Vidalarını sıktım ve yıllar önce Serhat‘ın verdiği Walkman’e taktım. Sonuç? Bingo! Çalışıyor 🙂

Ben tam kaseti bitirmek üzereyken Alper ve kardeşi Cener geldiler. Kaset işini bitirdik ve sıra Alper’in neredeyse iki ay önce bana bıraktığı bilgisayar kasasına geldi. Bu kasada da problem ekrana görüntü vermemesiydi. Ben elimdeki yedek parçalarla deneyerek sorunun anakartta olduğunu saptadım. Alper’le birlikte internetten uyumlu anakartlara baktık. Daha sonra da Eskişehir’de bilgisayar parçası arayan, takan, çıkaran herkesin uğrak noktası olan Esnaf Sarayı‘na gittik. Burada pek çok parçacı gezdikten sonra nihayet anakartı tamir edebilecek bir yer bulduk.

kasa

Anakart arızalarının çok büyük bir kısmı anakart üzerinde her biri farklı bir birimle ilgili olan kondansatörlerin şişmesi sonucu oluşuyor. Eğer dikkatli bir şekilde bu kondansatörler değiştirilirse anakartın devre kartında bir hasar yoksa, anakart çalışmaya devam eder. Yalnız lehimin çok dikkatli yapılması gerekiyor. Alper’in anakartında da işlemci yuvasının yanında bulunan 3 adet kondansatör şişmişti. Tamirci bu kondansatörleri değiştireceğini, çalışırsa 30 lira, çalışmazsa da 5 lira alacağını söyledi. Hemen kabul ettik tabiki 🙂 Tamirciden saat 19’da güzel haber aldık, anakart tamir olmuştu.

Hemen hep birlikte eve geçtik. Evde hemen kasayı toparlamaya başladım. İşlemciyi yerleştirip fanı taktık. Sonra da diğer bağlantıları yaptık. Bilgisayarı fişe taktım ancak kasaya elektrik gelmiyordu bu sefer de. Ulan aksiliğe bak! Sonradan anladık ki sorun benim evden getirdiğim güç kablosundaymış. Alper’in adeta ışınlanarak bir arka sokakta oturan arkadaşından alıp getirdiği güç kabalosuyla kasayı çalıştırdık ve ivedilikle format işlemine başladık.

Windows 7 Ultimate 32 bit kurduk. Alper ve kardeşini uğurladık 🙂

Az önce mutlu bir haber aldım. Deftones, yeni albüm kaydetmek için stüdyoya giriyormuş. Sabhankra yeni albüm çıkardı malum. O yüzden bu sene, çok büyük bir sürpriz yapmazlarsa yeni albüm çıkarmayacaklar. In Flames desen zaten ümidi keseli çok oldu. Geriye bir Deftones kaldı yaşama sevincim. Umarım iyi şeyler duyarız. Söz Deftones’tan açılmışken güzel bir aşk şarkısı ve çok daha güzel bir kliple veda ediyorum.

Perşembe günü görüşürüz sevgili okur.

NOT: Pazar sabahı bir sphagetti western klasiği olan Navajo Joe‘yu izledim TRT 1’de. Yazmayı unuttum. 1966 yapımı bu klasiğin, sphagetti western olması yanında bir diğer özelliği de müziklerinin Ennio Morricone tarafından yapılmış olması. Sergio Corbucci‘nin yönettiği filmde tipik spagetti özelliklerini aynen görüyoruz. Ancak benim takıldığım nokta bu filmin soundtrack albümünde bir Ennio Morricone klasiği olan A Silhouette Of Doom‘un yer alması. Bu parça Kill Bill’de de kullanılmıştı.