Tag Archives: Deniz

Dolunay’da Şarkılar

agus19moon

Yazın son dolunayı da geldi ve geçti! Bu yaz, belki de tüm ömrümün en çabuk yazı oldu, bitti desem yeridir. Çaresizce son sıcaklara tutunmaya çalışıyoruz resmen. Son üç beş günde geldi, günümüze yerleşti şu soğuklar. Sanki yaz mevsiminde değiliz. Moraller bozuk, canlar sıkkın. Sağ olsun, bu ay dolunayı Eda‘nın sayesinde ölümsüzleştirdik.

Parça parça oluyor çoğunlukla yazmak. Çok uzun süredir bu saatlerde yazı yazmıyordum. Bir haber beklerken, hiç dayanamadığım Öyle Kolaysa başladı çalmaya. Hiç kolay değil. İnan hiç kolay olmuyor. Gölgelerde yaşıyordum bir zamanlar. Şimdi belki ışığa çıktım ama bu sefer de senin gölgenden kaçıyorum. Kim bilir kaç satırı sildim nokta koymadan. Ah yalnızlık ve gece! İnsanı aşık eden, üzüntüden öldüren, düşünceden kanser eden iki kötü yoldaş. Uzak durmak “hiç kolay değil”.

Sana baktıkça kanım kaynıyor, kalp atışlarım hızlanıyor, sanki o an gördüğüm her şey ve “her beyaz” sen oluyorsun. O an nasıl bir özgüvenle doluyorum anlatamam. Dün gece de yine öyle hissediyordum. Bir an kendimi, ömür boyu unutamayacağım o rakamları tekrar ederken buldum. Sonra dehşetle irkilip telefonumu kapattım. Yerimde doğruldum aniden. Neredeyim ben? Neler hayal ediyorum böyle? Tüm bu ağrılarımdan sonra nasıl oluyor da, yüreğimdeki acı galip gelebiliyor? İsimler geçiyor aklımdan, dakikalar saatleri kovalıyor ama isimler dönmeye devam ediyor hiç durmadan. Hangi mektubumdaydı unuttum, saniyelerin sesi ve kalem kâğıttan çıkan hışırtılarla geçiyor günler demiştim. Şu anda burada durum daha farklı. Burada duyduğum ses Deniz’in sesi. “Bu sabah bir umut var içimde.

boyalida

Son olarak, uzaktasın artık. Göremiyorsun, inanmıyorsun. Susmuşsun belki de. Bilmiyorum. Biz bu ay şu aşağıdaki videoyu kaydettik. Split-screen cover denilen mevzuya girdik uzun süre sonra yeniden. Mabel Matiz‘in Boyalı da Saçların isimli şarkısında geçen şu melodiyi duyduğum günden beri unutamıyorum. Cansın ve Alper‘le birlikte hissettiğimiz gibi çalıp kaydettik önce. Cansın İstanbul’dan gönderdi videosunu. Alper ve benim çaldığım kısımlar ise Eskişehir’de çekildi malum. Sonra sağ olsun Yağızhan bizim için ses miksajını yaptı. Video kurgusunu ise ben yaptım. Bu yazın son dolunayı için güzel bir hatıra olsun diye 🙂

Durum Hikayesi Denemesi – Sonbahar

Gitarımı usulca yatağımın üzerine bıraktım ve şarkının son dizesini tekrar ettim: Bak bir yıl oldu ve ben ölmedim. Bu şehre geleli bir yıl olacaktı neredeyse. Tam da geçen sene bugünlerde çizilmişti hayatımın bu kısmı. Çizilmişti, yazılmamıştı. Yazmayı severim ama hayatımın bir yazıdan ibaret olduğunu kabul etmek konusunda çok da iyi değilimdir. Hayatım bana göre bir resim. İşte bu resmin son bir yılını anlatan bir şarkı yapabilir miyim? Yaparım elbette.

Televizyonum sürekli açıktır, sesi ise daima kapalı. Bazen söyleniyorum karşısında, Sesiniz çıkmıyorken ne kadar da az etkileyebiliyorsunuz beni. Sesinizi duysam ben sizlerin esiri olacağım, oysa şimdi siz benim esirimsiniz. Odamdaki küçük bir detaysınız ancak. Eh, yalnız yaşamanın bir kötü yanı da birilerinin hareket etmesine ihtiyaç duymak. İşte televizyonum tam da bu ihtiyacım için var. Birilerine dokunmak, birilerinin hareket etmesini izlemek ihtiyacı bende buraya geldiğimden beri vardı. Dokunmak istemiyorum artık ama hareket etmek… İşte ondan vazgeçemiyorum.

Tam kapatıp çıkacakken en büyük rakibimi gördüm açık kanalda. Sesini duymuyordum ama belliydi, söylüyordu yine şarkısını. Bu adamı bu kadar insan dinliyor da bu adam ne anlatıyor? Hiç. Söyledikleri kaç kişinin hayatına gerçekten temas ediyor? Hiç. Öyle birkaç dakikalık yalancı gözyaşlarını kastetmiyorum ben. Kimin hayatını kökten değiştirebiliyorsun müziğinle? Hiç. Daha fazla dayanamadım ve kapattım televizyonu.

Sonbaharı özleyerek adımımı attım sokağa. Üzerimde lacivertin en rezil tonunda bir gömlek vardı ve kesinlikle göz zevkine uymayan bir mont giyiyordum. Kışın ilk günleri her zaman değerli olmuştur. Bir sene önceki izleri aramaya başladım dört bir tarafımda. Ama nafile. Ne denizin o kusursuz bedeni, ne o ormanların tarihle karışık kokusu ne de akan kanların izleri vardı. O ağaçlardan eser yoktu mesela. Bizler yaşıyorduk, ama birileri izin vermemişti onlara. Öldürmeye kim karar verebilir? Hırsla ezdim toprağı, çamurlar sıçradı botlarımdan. Biraz da toprağa gömüldü ayaklarım. Paniklemeye de lüzum yoktu. Kurtardım kendimi.

Az sonra aklımda uyuyakalıp işe geç kaldığım sabahlardaki tedirginlikle yürümeye başladım sokaklarda. Buraların yokuşları aniden çıkıyor insanın karşısına. Kendinizi alıştıracak vakit bulamadan nefesiniz kesiliyor, kolunuza bağlı baloncuklar bile gülüyor halinize. Gülüyorlar, en güzel yaptıkları şey zira.

Ayazın keskinliği bana lise yıllarımı hatırlatıyor. Kalbimde aşk, üzerimde eski bordo renk bir ceket, onca vakit bahçede otururdum. Yine de üşümezdim. Etrafımdaki renklerin her biri apayrı cennetlerin birer parçasıydılar. Sararmış yapraklar, upuzun ve halen canlı çamlar, okulun kimbilir kaç yıllık soluk turuncu duvarları, beyaz taşlar döşenmiş patikalar ve biraz ilerideki toprak sahanın yaz kış bitmeyen çamuru. Her biri bir başka dünyaydı benim için. Şimdi evimden uzakta, yeni bir Anadolu şehrinde, yine küçüklükten, soğuktan ve aynı şeylerden dert yanan insanların arasındayım. Ben farklı mıyım oysa? Hayır.

Her birimiz farklı dünyalardayız şimdi çocuklar, hayat bize bunu layık gördü.

Vega Konseri

Vega

Çarşamba gecesi 222 Park‘ta çok ilginç bir organizasyon vardı sevgili okur. Biz de bu organizasyonda Özgür Abimize destek olmak için mekanda bulunduk. Ben, Merve, Alper, Sercan, Volkan, Togay, Seval, Yağız, Ender, Halil ve Hande‘den oluşan kalabalık bir ekiptik.

Vega, benim Türk Rock grupları içerisinde dinlediğim ve müzikal duruşlarına saygı duyduğum bir gruptur sevgili okur. Karı koca çizgilerini hiç bozmamışlar maşallah üç albümdür. Tamamı olmasa da sevdiğim üç beş şarkıları da mevcuttur.

Dün saat 17.00 civarında 222 Park’a Görkem‘in yanına gittik Volkan’la. İyi ki gitmişiz, hem grubu soundcheck esnasında gördük, hem de konserin detayını öğrendik. Meğer konser internetten de fizy.com‘dan canlı yayınlanacakmış! Başlama saati de bizim bildiğimizden tam 1.5 saat önceymiş! Dolayısı ile kursa gitme işi yalan oldu benim.

Akşam saat 19.50 civarında mekana geldiğimizde grup sahneye çıkmış başlıyordu performansına. Konser kameralarla çekildiği için sahne önüne kimse gidemedi. Grup 1 saatlik bir performans sergiledi. Bütün hit parçalarını çaldı. Daha sonra kameralara el sallayıp sahneden indiler ve 15 dakikalık bir ara verdiklerini söylediler. O esnada mekanda çok az kişi vardı.

15 dakika oldu 1 saat! Tam bir saat sonra sahneye çıktılar. Gecikmeden dolayı özür dilediler. Bu sefer sahne önü doldu. Mekan da kalabalıklaşmaya başladı. Grup bu sefer yine sil baştan çalmaya başladı parçalarını. Performans olarak ilk kısım çok iyiydi. Ancak ikinci kısımda galiba Deniz sarhoştu. Şarkıları yer yer unuttu, söylemedi. Gerçi grup yine kütür kütür çaldı. Samplelar falan harikulade idi. Ama vokalin sesini duyamadık parçalarda. Üzüldük.

Konsere geç çıktıkları için zamanımız daralmıştı dolayısı ile mekandan grup sahneden inmeden ayrıldık. Zaten bizden sonra da 3 şarkı çalıp onlar da inmişler. Sonuç olarak sevdiğim Vega şarkılarını canlı olarak dinleme fırsatı bulduğum için mutluyum sevgili okur. Güzel bir akşamdı.

Nihayet Calculus II’yi Geçtim!

Aslında mezun da oldum. Ama şu an şu durumda Calculus II‘yi geçmek benim için çok daha onurlu ve gurur duyulacak bir durum oldu. Ben bir tabuyu yıktım. Evet, Calculus II’den geçilebiliyormuş.

Adam's Calculus

Hazırlıktayken bir gün Mertler’e gitmiştik. O zaman birinci sınıfta olan Mert’in ev arkadaşı ve kuzeni Alper‘in Calculus kitabını görerek hayatıma Calculus olgusunu sokmuş oldum. Nereden bilebilirdim ki bu ders benim tüm üniversite hayatım boyunca başımın belası olacaktı…

Birinci sınıfın ilk döneminde Calculus I dersini ilk defa aldım. Dersin ilk haftasında hayatım boyunca öğrendiğim matematiği özet geçtik. Dersin İngilizce olması, sanal sınıf denilen bence o saçma sistem falan derken dersten inanılmaz soğudum ve korktum. Dersin sıkıcılığı yetmezmiş gibi bir de cumartesi günleriydi. Dolayısı ile iyice işkenceydi bizim için. O dönemin sonunda tüm arkadaşlarım gibi ben de bu dersten kaldım.

Birinci sınıfın ikinci dönemi dersi bu sefer başka bir hoca, Ömer Hoca verdi. Bu sefer de dersleri akşam 5-7 arası koymuşlardı. Akşamın bir köründe dersten çıkıyorduk. Bu dönemde de hiç beklemediğim bir şekilde bir vizeden sıfır almıştım. Bu dönemin sonunda ben bu Calculus I dersinden yine kaldım.

O sene yaz okulu ilk yaz okulum olacaktı. Sadece Calculus I aldım. her gün okula geldik gittik o yaz. Dersi Ömer Hoca açmıştı o zaman, ama ilk vizeden sonra hoca değişince ben yine afalladım ve o yaz da kaldım. O yaza dair unutamadığım bir şey, hocanın final günü koridorun bir ucuna geçip oturması ve sınavdan çıkanlara bakmasıydı. Rezil olmuştum yine.

İkinci sınıf başlamıştı tabi dolayısıyla. İkinci sınıfın ilk dönemi yine şans eseri hiçbir dersimle çakışmadığı için Calculus I’yi yine aldım. Ama bu dönem ne oldu ne bitti hiç hatırlamıyorum, kaldım yine.

O günden sonra bir daha dönem içerisinde Calculus almamaya yemin ettim. Bu esnada Lineer Cebir ve Sayısal Yöntemler dersini geçmiştim. İkinci sınıfın yaz okulunda bu sefer yine Calculus I dersi aldım. Bu yaz okulunda Calculus I’yi Sedat Hoca verdi. Hayatımda ilk defa Calculus dersi beni bu kadar sıkmadı, boğmadı ve ben Sedat Hoca’nın tüm sınıfa hediye ettiği o üç puanın sayesinde dersi nihayet DD ile geçtim. O zaman ki mutluluğumu şu yazımda yazmıştım. Dersi nihayet 5. alışımda geçebilmiştim.

O yazdan sonra akıllanıp artık sadece yaz okullarında Calculus almaya karar verdim. Üçüncü sınıfın yaz okulunda Calculus II’yi ilk defa aldım. İlk vizeye kadar dersi bambaşka bir hoca veriyordu, Nuray Hoca. İlk vizeden nasıl oldu naptım ne ettim bilmiyorum sıfır aldığımı görünce benim moralim, adaptasyonum faan kayboldu gitti. Vizeden sonra dersi yine  benim efsane hocam Sedat Hoca vermeye başladı. Her ne kadar kurtarmaya çalışsam da olmadı. Kaldım dersten sevgili okur. Şu yazımda da o zaman kaldığımda hissettiklerimi yazmışım.

Bir sonraki yaz, yani geçen yaz, yine yaz okulunda yine Calculus II alıyordum. Bu yaz okulunda dersi Nuray Hoca veriyordu. Yaz okuluna çok umutlu başlamıştım. Ara sınavdan düşük alınca epey bir depresyona girdim. Çünkü okul uzayacaktı böyle giderse. O dönem yaşadıklarımı şu yazımda ve şu yazımda anlatmışım. Sonuç malesef hüsran olmuştu ve ben yine Calculus II’den kalmıştım. Bu lanet ders hayatımı mahvediyordu, üstelik okulumu da uzatıyordu.

Bu sene ilk dönem mezun olabilmek için geriye tek dersim kaldığından sadece Calculus II dersi aldım. Ayrıca özel öğrenci olarak yüksek lisansa da yavaştan başlayabilmek adına iki ders de yüksek lisanstan almıştım. Neyse dönem başladı. Dersleri çok büyük titizlikle dikkat ediyor ve çalışıyordum. Dersi de en çok çekindiğim hoca veriyordu. Ne olduysa olmuştu ve yine ben bu dersin ilk vizesinden 13 almıştım. Bu kötü haberden kısa bir süre sonra da almayı beklediğim onur belgesini Calculus II yüzünden alamadığımı öğrenince ben yine bir depresyona girdim.

Ama bu iş artık çığrından çıkmıştı ve kontrol altına almam gerekiyordu. İkinci vizelere giremeyince rapor alıp telafi sınavına girdim. Telafi sınavı normal sınavdan farklı olarak yazılı oluyordu. Bu sınava çalıştım epey. Ama bu sefer çok kontrollü çalıştım. Sağolsun dersin asistanı Mehmet Hoca da beni epey cesaretlendirdi. Çok büyük bir heyecanla telafi sınavına girdim. Bu sınavdan 41 almıştım ve özgüvenim tavan yapmıştı. Artık yavaş yavaş bu dersi geçebileceğime inanıyordum ama hala geçen yazdan dolayı tedirgindim. Bu arada dönem içerisinde olduğumuz kısa sınavlar da fena değildi. İlk iki kısa sınavdan da 42 almıştım. Son kısa sınava ikinci vizeden aldığım notun gazıyla girdim ve tam 85 aldım! Bugüne kadar Calculus’a dair hiçbir şeyden bırak 85’i, 45’ten yukarı not alamamıştım. Bu şekilde hesaplayınca tam 20 puanım oluyordu. Hocanın geçme notu olan DD’yi de ortalama 30 civarına vereceğini hesaplıyordum. Zira sınıfın da ortalaması çok kötü idi. Bu durumda geçebilmek için  %45 etkili final sınavından 25 alsam ucu ucuna yetiyordu. Korkarak ve büyük bir tedirginlikle ders çalışmaya başlamıştım. Daraldığım zamanlarda dört yıl boyunca geçtiğim zor dersleri, Diferansiyel Denklemler dersini tek seferde geçtiğimi falan düşünüyordum. Gitar çalıyor, Sabhankra dinliyordum. Sınav gecesi uyuyamadım.

Sınav sabahı titreyerek yerime oturdum. Mert‘le gözgöze geldik. Deniz‘le helalleştik ve sınav başladı. Kağıda baktım ve önce biraz afalladım. Sonra yavaş yavaş açıldım lan. 20 soru vardı. İçimden “6 tanesini çöz, mezunsun olum” diyordum. Yaklaşık bir saat bu gazla yola devam ettim. 11 soru çözmüştüm ama korkuyordum lan yanlış manlış olmasın diye. İşte o noktada da imdadıma sınava asistan olarak giren iki hocam koştu. Çok gerginleşip artık ağlamaklı olduğumu görmelerinden midir nedir, Esra Hoca önce geldi sakin ol dedi. Sonra sınav bitti artık diyerek çıkmaya yeltenince Zerrin Hoca gözleri ile oturmamı ve devam etmemi işaret etti. İyi ki de etmiş! Oturunca çözemediğim bir soruyu başka bir yöntemle çözmeyi denedim ve oldu! Ve başka bir soru daha çözdüm formülü hatırlayıp. Dolayısı ile Zerrin Hoca’nın o hareketi bana iki soru daha kazandırdı. Artık sınavın sonuna doğru kağıdımda 13 soru işaretli olarak teslim ettim. Herkesle helalleşip çıktım.

Üstte duran iki kitap benim geçen yaz ve bu dönem tuttuğum ders notlarımdan, çözdüğüm açıklamalı sorulardan, uygulama sorularından, çözümlü quiz sorularından ve notlardan çıkardığım kısa notlardan oluşmaktadır. Alttaki kitap ise dersin kendi kitabıdır.

Tam bir hafta süründüm sevgili okur. Aklımda o sınav ızdırabıyla takılmaya çalıştım. Sonra cuma günü öğlen okulda durakta beklerken Yalçın‘ın telefonundan Mert aradı ve müjdeyi verdi: Sınavda 13 sorumdan 3 tanesi yanlış olmuş, bende 50 almışım ve harf notum da CC düşmüş. Yani bir Calculus vizesinden aldığım en yüksek notu alarak Calculus II’yi geçmişim. Hem de CC ile! Bu haberi de bana üniversitedeki ilk arkadaşım, Calculus illetiyle ilk defa beni tanıştıran insan, Mert vermiş oldu. Mert’in kendisi de benimle birlikte geçmiş ve bu defteri kapatmış oldu.

Şimdi durup düşünüyorum ve bu dersleri geçme sürecinde bana en büyük yardımı dokunan arkadaşım Levent‘e; Sedat Hoca’ya (verdiği güvenden ötürü), Nuray Hoca’ya (geçen seneki yardımlarından dolayı) ve Mehmet Hoca’ya (cesaretlendirdiği için) teşekkür ederim. Ben Calculus II’yi geçtim sevgili okur.

Dragon Yarışları 2. Antrenman

Vizelerden hemen önceki cumartesi günü daha önce şu yazımda da yazdığım ilk iki antrenmandan sonra kalan tek antrenman hakkımızı kullanmak için yine sabahın erken saatlerinde buluşup Sarısungur Göleti‘ne gittik. Orada hemen hangi grubun kaçıncı sırada antrenman yapacağına dair bir kura çekildi ve şansımıza ben 2. sırayı çektim. Bir müddet bekledik önce. Sonra sıramız geldi ve biz ciddi bir hata yapıp ısınma hareketleri yapmadan tekneye doluştuk. Bu arada o günkü kadroda bir önceki antrenmana göre bir takım değişiklikler vardı. Bu antrenmanda Meltem davulcu oldu. Dümencimiz Erman olamadı malesef, zira dümencilerin eğitimi tamamlanamamış. O sebepten dolaayı dümene organizasyon ekibinden Ceyhun geçti. Takımda 3 bayan bulundurmak zorunlu olduğundan kelli bir önceki takımdan Murat‘ı ve Sercan‘ı yedeğe alıp yerlerine deneyimli olan Filiz‘i ve ilk defa kürek çekecek olan Deniz‘i aldık. Benim yanıma Atila geldi. Deniz’le Filiz ise yanyana oturdular.

Bu antrenmanda bir öncekine göre daha iyiydik. Çünkü artık herkes yapması gerekeni öğrenmişti. Deniz bile ilk defa kürek çekiyor olmasına rağmen uyumluydu. Ceyhun’la Filiz’in de tanışıyor olması sebebiyle takımda daha samimi bir ortam oluştu.

Takımımız

Antrenmana başladık. Ceyhun yine bizi hemen yakından döndürdü, acayip kızdık. İlk sırada oturan Atila ve Ersil neden bilmiyorum bu antrenmanda uyumsuzdular. Ceyhun’un da tavsiyesi ile yarışta ön sıraya Alper ve Koray’ı geçirmeye karar verdik. Çok kısa sürdüğü için antrenman saat 3 gibi toparlandık. Ancak bizi götürecek otobüsün saat 6’da gelecek olması hiçbirimize makul gelmedi. Biz de kuşandık silahlarımızı düştük yola. Göl karşılıklı kıyıları arasındaki mesafe en fazla 300 metre olan ancak kıyı şeridi uzun olan bir göl. Yani şöyle özetleyeyim, eğer suda yürüyebilirseniz göletin dışına, otobüsün geçtiği yere gitmeniz 3 dakika sürer. Ancak eğer suda yürüyemiyorsanız, gölün çevresini dolaşmak zorundasınız. Bu da en az 20 dakika yürümek demek. Biz suda yürümeyi bilmediğimiz için kıyısından dolaştık ve 20 dakikaya çıkışa geldik. Ancak bu noktadan ancak bir saatte bir otobüs geçiyordu. Bizim şansımızı arttırmak için birkaç kilometre ötedeki otobüs durağına ulaşmamız gerekecekti. Bu yüzden karayoluna çıktık. Daha 5 dakika yürümüştük ki arkadan gelen bir tır sağolsun otostop işaretimize cevap verdi. Araca ancak 6 kişi sığabiliyormuş. Oysa biz 11 kişi idik. Bu esnada arkadan aynı firmaya ait ikinci bir tır yanaştı. Biz toplamda 11 kişilik iki grup bu tırlara bindik. Bu adamlar da sağolsunlar o dediğim durağa bizi bıraktılar. Burada da yirmi dakika kadar bekleyip gelen otobüse atlayıp şehre indik. Bu sayede saat 6’ya kadar beklemekten kurtulduk. Bu arada bu antrenmanda takımın adını da koyduk: PIRATES OF PORSUK. Antrenman böyle bitti.

Bu antrenmandan bir kare koyuyorum buraya. Sercan çekmiş, çok hoşuma gitti.

Duvarkağıdı (Tıkla büyür)