Tag Archives: deviantart

My Resort Arka Planı Değişti

My Resort Arka Planı (Kasım 2012 – ? )

Birkaç gündür belki farkettiniz, belki de farketmediniz ama blogun arka planını değiştirdim sevgili okurlar.

My Resort Arka Planı (Ekim 2010-Kasım 2012)

Ekim 2010’dan beri kullandığım arka plan görselini değiştirmeyi zaten uzun süredir istiyordum. Ancak bir türlü vakit bulamıyordum, bir de hoşuma giden ilüstrasyonlar bulamıyordum.

Geçen gün deviantart‘da gezinirken çok harika bir Sauron tasviri buldum. Hemen çizen sanatçıyla iletişime geçip izin aldım. Bir de uzun süredir elimde bulunan bir çalışma vardı Ayberk‘e ait. Onu da bu iş için beğenmiştim ve hazırda tutuyordum. Geçen gece oturup birkaç saat uğraştıktan sonra nihayet yeni arka planımı hazırladım.

Yeni arka planımda sol tarafta görünen Viking, grafik ve animasyon sanatçısı Ayberk Kaba‘nın bir eseridir. Sağ tarafta görünen Sauron ise Godbo6 isimli sanatçıya ait. Kenarlıkları google‘dan anonim olarak buldum. Sağ üst köşedeki o mavi şimşekleri ise eski arka plandan aynen aldım, hiç bozmadım. Hoşuma gidiyorlar zira.

Grafik tasarım konusunda profesyonel değilim. Ancak bu hazırladığım yeni arka plan beni çok mutu etti, içime sindi 🙂 Diğer arka plan gibi bu arka planımı da Full HD çözünürlükte, yani 1920*1080 boyutlarında hazırladım. Ekran çözünürlüğü daha düşük olanlar malesef bu sebepten dolayı izleyemeyecekler.

Kim Kimdir: Toros Can

Bir süre önce (başta Eskişehir yerel basını olmak üzere) basına yansıyan bir haberin kahramanıdır Doç. Dr. Toros Can.

Toros Can

Anadolu Üniversitesi, verdiği bir öğretim elemanı alım ilanında muhtemelen bir işgüzarlığa kurban gitmiş, ilanda normalde sadece kadro ve alınacak kişi sayısı verilecekken, alınacak kişinin de adı yazılmıştı. Elbette ki okulumuzun son dönem ki tüm icraatlerini, akılsız harcamalarını ve yolsuzluk iddialarını da düşününce bu haber bazı kesimlerce abartılmış, kocaman yapılmıştır.

Evet, durum yanlıştı, Yani bu ilanların ve kadroların tamamen tarafsız ve herkesin özgürce başvurabileceği şekilde verilmesi esastır. Ancak söz konusu kadrolar için atanacak isimler çoğu zamanbellidir ve yıllarca bunun için çalışmış ve haketmiş hocalardır. Her neyse, yazının konusu bu değil. Dolayısı ile uzatmayacağım.

Toros Can Etudes

Doç. Toros Can, araştırıp gördüğüm kadarıyla ülkemizin yetiştirdiği en büyük piyano sanatçılarından birisi ve Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı‘nda görevli. Kendisi ayrıca Uludağ Üniversitesi‘nde de dersler vermekteymiş. Kendisinin dinletilerini adeta bir ders niteliğinde olarak tanımlamış takipçileri. Yayımlanan ve hatta amazon.com‘da bile satışa bile sunulan CD’leri var.

Mekanik piyano (altında alan bir mekanik sistem var)

Bunlardan özellikle Macar besteci György Sándor Ligeti‘nin ETÜTLER adını verdiğini eserlerini yorumladığı CD’si bizzat Ligeti tarafından bile takdir almış. Ligeti ki çalamıyorlar diye bazı parçalarının çalınmasını bazı piyanistlere yasaklamış kadar özgüvenli ve diva bir piyano sanatçıdır. Eserleri artık kültleşmiş Kubrick filmlerinde soundtrack olarak kullanılmıştır. (Bunları ben de bilmiyordum, bu yazı için araştırma yaparken öğredim.) Bu etütleri Ligeti “mekanik piyano” için yazmış, çalınamayacak aranjmanlar oluşturmak istemiştir. Şu aşağıdaki 1.5 dakikalık meşhur Etüt 14a (Coloana Infinita) videosunu izleyin önce. Burada parça mekanik piyano ile çalınıyor.

Toros Can

Toros Hoca, bu ve buna benzeyen diğer etütleri yaklaşık bir yılda çıkarmış. Bu süreçte yüz felci bile geçirmiş! Şuraya tıkladıktan sonra parça adına tıklayıp Toros Can nasıl çalmış dinleyebilirsiniz. Sadece 14a etüdünü İdil Biret bile günde 12 saat çalışıp 1.5 ay da çıkarmış. İşte böylesine yetenekli ve farklı bir piyanist Toros Can. Eskişehir de yaşıyor ve okulumuzun bir hocası. İlk fırsatta kendisini izlemek herhalde çok büyük bir şans olsa gerek.

Toros Can, aynı zamanda fotoğrafa da meraklı. Kendisine ait bir deviantart hesabı var. Buraya tıklayıp bazı fotoğraflarını görebilirsiniz. Toros Can’ın kişisel web sitesi:

www.toroscan.com

Fotoğraf Makinesi Sahibi Olmak

Skywalkertrance@deviantart

Şu gördüğüm resim üzerine yazıyorum bu yazıyı. Bu aslında Volkan‘ın ve benim uzunca bir süredir savunduğumuz bir görüş. Etrafımızda çok fazla fotoğraf makinesi sahibi var. Oysa çok çok az fotoğrafçı var. İşin en kötü yanı boynuna kamerayı asan herkesin fotoğrafçıyım diye ortalıkta dolaşması ve bunu da zorla, göstere göstere diğer insanların gözüne sokmaya çalışması. Can sıkıcı!

Fotoğraf çekmeyi sevenlere sözüm yok ortalıkta “merhaba ben bilmem kim, fotoğrafçıyım” diye dolaşmadıkları sürece. Ben de fotoğraf çekmeyi severim, çekerim, ancak daha bir allahın kuluna demişliğim yoktur ki “lan ben de fotoğrafçıyım abi” diye. Çünkü değilim. Çünkü fotoğrafçılık mesleğini yapan, bundan para kazanan bir insanın sahip olduğu yetenek, bilgi ve birikimlerin çok çok azına sahibim.

Gerçek fotoğrafçı ışığı, açıyı, kompozisyonu bilir. Bilmelidir. Üstelik gerçek fotoğrafçı dijital fotoğrafın yanında analog fotoğrafı da bilir. Çektiğini hem renkli hem de siyah beyaz kağıda kendisi basabilir, banyodur, kurutmadır, modifiyedir yapabilir. Şimdi bana kalkıp da fotoğraf makinenizin piyasa değeri ile fotoğrafçılık yeteneğinizi ölçmeyin. Bunu yapmayın.

Savaşalp‘in ev arkadaşlarından Gil de bizimle aynı fikirde. Bu tiplerden özellikle Güzel Sanatlar Fakültesi‘nde ve Mimarlık Bölümü‘nde çok fazla olduğundan dert yakınmıştık. Haa  şunu hemen kocaman bir parantezle belirteyim ki benim gördüğüm en iyi fotoğrafçıların çoğu da GSF’dedir onları kesinlikle ayrı tutuyorum. Çevremizde bu kadar az fotoğrafçı ve bu kadar çok fotoğraf makinesi sahibi olunca ister istemez yapılan işlerin kalitesi düşüyor, insanlar fotoğrafı giderek çıplaklaşan bir kadın, giderek soyunmaya başlayan bir obje gibi görmeye ve yorumlamaya başlıyorlar. Bu çok kötü ve rahatsız edici. Özellikle kadın güzelliğini fotoğrafın tek amacı haline getiren, kompozisyonlarını kadının göğüsleri üzerine kuran fotoğraf makinesi sahiplerine eminim ki gerçek fotoğrafçılar sadece gülüyorlardır.

Dediğim gibi ben fotoğrafçı değilim ve bu konuda bildiklerim de sadece bir dönemlik aldığım seçmeli dersten ibaret. Ancak içerisinde bulunduğum nacizane çevremde gördüğüm ve tanıdığım çok fazla fotoğrafçı ve fotoğraf makinesi sahibi arasından anlayabiliyorum kaliteyi. Fotoğrafın etkisini photoshop kullanarak arttırmaya çalışmak sadece aptallıktır ve benim bile yapabileceğim bir olaydır. (Bu noktada manipülasyonları ve konsept fotoğraflarını hariç tutuyorum, alınmasın kimse)

Her gün çevremizde dolaşan onlarca fotoğraf makinesi sahibine rağmen yine de bazen rastlayabilmek gerçek karelere, mutlu ediyor beni. Beğendiğim her karenin de altına beğenimi yazıyorum hemen. Kendime bir deviantart hesabı aldım. Profilime birşey eklemedim, belki ileride manipülasyonlarımın bir kısmını eklerim. Bu hesabı kullanarak özellikle çevremdeki ve ülkemdeki insanların, fotoğraf makinesi sahiplerinin çalışmalarını inceliyorum. Siz de yapıni dediğimi anlayacaksınız. Bir noktadan sonra bu sıradanlıklar sizi bayacak. Siyah beyaz fotoğraflardaki renkli objeler ve üstelik bunların anlamsız konumları ve seçimleri, fotoğraf karesine saçma bir geometriyle oturtulmuş bol piercingli kişiler…

Gerçek fotoğrafçılara sahip çıkalım, eserlerini destekleyelim. Ama onlar da fiyatlarını abartmasınlar ha.