Tag Archives: Dissection

Deck Kasetçalar ve MCA Distro

deck00

Yıllar önce kurduğum bir distrom var sevgili okur. İlk olarak Godspel‘in albümünü, daha sonra Garmadh‘ın EP’sini, daha da sonra Godspel’in Limited EP’sini basmıştım. Birkaç yıl sonra bu sefer Sabhankra‘ya yine limited bir EP yapmıştım (A Star To Shine EP) ve bu EP, grup üyeleri için bile bir sürpriz olmuştu.

Tabii geçen bu zamanda, özellikle Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda, pek çok distro sahibi arkadaşım oldu. Bu arkadaşların yaptıkları işler takdire layık işlerdi. Özellikle kaset basan Merdumgriz ve Dead Generations, bana kaset fikrini aşılayan adamlar oldular. Öyle ya, ben de kaset formatında albüm basabilirdim. CD basmak kolay ama kaset artık zor.

Kaset basabilmenin iki yolu var: Bir tanesi çok kaliteli bir müzik setine sahip olmak. Hatırlarsın, kaset çalarlı, cd çalarlı, radyolu müzik setleri vardı. Çocukken bizde de vardı ama kıymetini bilmemişim 😦 Artık bu tip setler üretilmiyor. İkinci el satan dükkanlardan da temiz bulmak çok zor. Kaset basmanın bir diğer yolu da deck kasetçalar denen cihazlar. Bunları çocukluğumuzda mahallemizin kasetçilerinde görürdük çoğunlukla. Çünkü çalma ve kaydetme sistemleri ev tipi kasetçalarlara göre daha kaliteli oluyor bunların. Kasetçiler de o dönem parayı çekme kasetten kazandıkları için böyle cihazlar daha makul oluyordu onlara. O yüzden ben de bir deck kasetçalar alma yoluna yöneldim. Ancak decklerin, özellikle de çok iyi olanların, fiyatları da çok iyi. Kaset teknolojisinin en ileri seviye cihazları genellikle deck kasetçalarlardır. Bu aletlerin üzerinde ses açma/kısma düğmeleri olmuyor çoğunlukla. Neden? Çünkü bunlar ses çıkışı için bir amfiye ya da miksere bağlanıyor.

Bundan herhalde bir buçuk ay kadar önce bir gün, yine internette bakınırken İstanbul’dan bir cihaz buldum. Hemen Cihan‘ı aradım. Satılan dükkanı tarif ettim. Ona yakınmış. Dükkan sahibini de aradım. Akşam kuzenim gelip alacak diye tembihledim. Ve heyecanla akşam olmasını beklemeye başladım. Saat 18.00 civarında Cihan aradı hüzünlü bir sesle. Cihaz satılmış! Lan nasıl olur, dedim. Moruk bir de sen ara, dedi. Cihan bana hep moruk der. Aradım adamı. Dedim kuzenim geldi almaya, adam dedi ki ben o cihazı sattım, sen kesin bir şey demeyince, ben de sattım.

O esnada servisteydim. Eskişehir’e gelene kadar sövdüm içimden. Cihan’ı boşu boşuna uğraştırdığım için üzüldüm ve epey hevesim kırıldı. Hayal kırıklığından dolayı bir süreliğine kasetçalar alma fikrini rafa kaldırdım. Ancak bir hafta sonra, şans bana gülecekti.

Bir hafta sonra, hiç aklımda yokken yine kendimi deck kasetçalar ararken buldum. Aynı gün içerisinde Eskişehir’den verilmiş bir ilan gördüm. Cihaza baktım. Temiz görünüyordu. Satıcıyı aradım. Dedim ki, ben de Eskişehir’deyim akşam görüşelim. Akşamı heyecanla bekleyip adamın verdiği adrese gittim. Burası eski evime çok yakın bir yerdeydi. Adamı görünce biraz şaşırdım ne yalan söyleyeyim. Uzun kır saçlı, yaşına rağmen dimdik yürüyen ve ancak bir gençten bekleyebileceğin incelikte ses tonuyla konuşan biri geldi yanıma. Tanıştık, cihazı teslim aldım. Elektrik olmadığından kontrol edemedim. Adam dedi, ben evde ettim, bir sıkıntı yok. Pekala dedim ve koşar adım eve geldim.

Sanyo RD400 marka ve modelli deckte tek bir kasetçalar bölme bulunuyor. Dahili hoparlör yok. Ancak stereo bir ses çıkışı ve kulaklık çıkışı var. Vee işin en güzel kısmı da stereo bir line in girişi olması! Bu şu anlama geliyor ki harici bir kaynaktan aldığımız sesleri doğrudan kasede basabiliyoruz! Wuuhuu! Giriş için line in kablosu haricinde bir diğer alternatif de yine stereo (sağ ve sol) mikrofon girişleri. Cihazdaki bir diğer güzellik tape counter denen mekanik sayaca sahip olması. Bu mekanik sayacın güzelliği çaldığınız kasetteki spesifik noktaları sayaçtaki sayıyı okuyarak denk getirebiliyor olmamız 🙂

deck04

deck03Böylesi bir alete sahip olunca ilk iş gidip üç beş tane boş kaset aldım. Önce uzun süredir yapmayı planladığım bir şeyi yaptım ve Dissection‘ın Reinkaos albümünü CD’den kasede çektim! Şimdi de planım Alper‘le birlikte, Efendi‘nin Hangi Rüya albümünü yalnızca kendimiz için kasede basmak. Ticari amaçlı olmayacak elbette.

Evet sevgili okur, özetle kardeşin MCA Productions & Distro adıyla olaya yavaştan giriyor. Yeşilçam tabiriyle “kaset yapacağım”. Eğer underground grubunuz için yayımlamayı düşündüğünüz bir albümünüz varsa muhakkak görüşelim 😉

Reklamlar

Dissection – Reinkaos Plağım

rein01
Bu yazı, bu yıl içerisinde yazacağım son yazı olacak sevgili okur. Geleneksel hale gelmiş “Yılımın Özeti” yazısını saymıyorum elbette. 

Ankaralı metalci dostlarla buluşmamızı anlatmıştım şu yazıda. Bu yazıyı da, o gün tanıştığım ve yıllar sonra nihayet Dissection‘ın Reinkaos albümünü, elde edilebilecek en iyi formatta, Limited Picture Disk ve CD olarak edinmemi sağlayan kişiye ithaf ediyorum: Nehri‘ye, Türkiye’nin en büyük Dissection fanı ve ülkedeki muhtemelen en geniş Dissection koleksiyonuna  sahip olan kişiye.

Nehri’ye “Abi ben de Dissection’ı çok seviyorum” dediğimde suratıma baktı ve öylesine bir gülümsedi. Ben bu gülümseyişi biliyordum. Çünkü birileri de bana “Abi ben Sabhankra’yı çok seviyorum” dediğinde, aynen böyle gülüyordum.

Okumaya devam et

Ankara Metalcileri Eskişehir’deydi!

Geçen hafta sonu Bursa’da harika bir konser organizasyonu vardı. Ancak İstanbul’da meydana gelen terör saldırısı sebebiyle tüm ülkede olduğu gibi, konser organizasyonları iptal edildiği için bir otobüs dolusu metalci Eskişehir-Bozüyük-Bursa hattında otobüsü geri döndürmek zorunda kaldı. İşte bu geri dönüşün ara durağı Eskişehir oldu. Bu yazı, bu güzel güne dair aklımda kalanlardan ibarettir.

Onur‘la birlikte otobüsteki arkadaşları Eskişehir’e uğramaya ikna edince, normalde 40 dakikadan fazla süren yol benim için 5 dakikada bitivermişti. O heyecan ve sevinçle otobüsün il sınırlarına girmesini bekleyip durmuştum. Otobüste kimler vardı? Türk Metal’inin tereddütsüz en büyük üç grubundan biri olan, iş öğreten, baş yapıtları One Of Your Neighbours‘la kalitenin sınırlarını belli eden grup Suicide vardı en başta. Daha sonra yakın arkadaşım, Türkiye’nin en iyi extreme davulcularından Onur’un da çaldığı, Carnophage grubunun elemanları ve Ankaralı metal müzik severler vardı. Yaklaşık 25 kişilik bir kafileydik.

Eskişehir’e dönünce Onur, otobüsü park edecek güvenli bir yer bulmak için şoföre eşlik etti. Ben de tüm bu ekibi toplayıp Vural Sokak‘a doğru yürümeye başladım. Burada önceden Onur’un konuştuğu bir mekanın en üst katına çıktık. İşte grup elemanıyla, dinleyicisiyle, delisiyle, fanıyla ve lideriyle Ankara’nın metal camiasının küçük bir modeli buradaydı.

ankara03

Suicide grubunun efsane isimleri Erkan Tatoğlu, Hakan Kuşçu ve Türk Metal camiasının tereddütsüz en büyük davulcusu Goremaster masanın tam ortasındaydılar. Benim de oturduğum sol kanatta ise Carnophage grubu elemanları Oral Akyol, Mert Kaya, Bengi Öztürk vardı. Her biri şahsına münhasır, müthiş insanlar bunlar. Oral Abi’nin en büyük özelliği muhtemelen Ankara’da yapılmış olan tüm metal etkinliklerine katılmış olan iki üç kişiden birisi olmasıdır. Anlatmayı çok sever. Yaşayarak anlatır ve hemen her konserle ilgili muhakkak komik bir anısı vardır. Onu dinlemek hem öğretici bir ders gibidir hem de eğlencelidir.

ankara01

Biz böyle dereden tepeden konuşurken Onur da nihayet Ece‘yle birlikte gelip muhabbete dahil oldu. Tüm masada müthiş bir yer değişimi vardı. Kim lavabo için ya da sipariş vermek için ya da herhangi bambaşka bir sebepten dolayı yerinden kalksa hemen bir başkası yerine oturuyordu. Böyle böyle en başında oturduğum masanın ortalarına kadar geldim. İşte bu yer değiştirmelerin sayesinde Nehri ismindeki arkadaşla tanıştım. Üzerinde harika bir Dissection tişörtü olan bu kişinin aslında Türkiye’nin en büyük Dissection fanlarından birisi olduğunu, en büyük Dissection arşivcisi olduğun nereden bilebilirdim! Nehri’yle birlikte hayatımın en keyifli Dissection sohbetlerinden birini yaptım. Bana Reinkaos albümünü ve Rebirth Of Dissection DVD’sini nasıl temin edebileceğim konusunda harika fikirler verdi. Birkaç gün sonra bu fikirlerin nasıl işe yaradığını şaşkınlıkla görecektim.

ankara06

ankara04Saat ilerledikçe ve sohbet koyulaştıkça, pek çoğunu hayatımda ilk defa gördüğüm bu insanlarla samimiyetim de ilerliyordu. Birkaç saat önce tek ortak noktamız dinlediğimiz müzik olan bu insanlar şimdi politika, müzik, spor konuştuğum arkadaşlarım olmuştular.

Sonra yerimde duramadım, gittim Goremaster’ın yanına sıkıştım, oturdum. Büyük hayranıydım ne de olsa. O kadar mütevazi, o kadar harika muhabbeti olan bir adamdı ki inanamadım. İnsan yıllarca sertlik skalasının en üst seviyelerinde dolaşan müziklerini dinledikten sonra böyle adamların mütevazi ve aklı başında duruşlarına akıl sır erdiremiyor. Ulan zaten kalite de kendini bu şekilde belli ediyor. Şimdi açıp Goremaster’ın davul çaldığı gruplara bakıyorum da bir tane kötü grup yok. Sadece Goremaster değil, Hakan Abi ve Erkan Abi de hem müzik hem de gündem hakkında çok kaliteli tespitler yapan adamlar. Bunu hem konuşurken hem de dinlerken anlayabiliyorsun.

ankara05

Erkan Abi’nin bazı Suicide şarkılarını sevmediğini itiraf etmesine kahkahalarla karşılık verdik. Yeni albümle ilgili çok şey konuştuk. Hatta biz oradayken albümden çıkan ilk klip “Bloodthirsty Gods” Youtube’da yayına girdi. Yeni albüm Deaf Mute‘la ilgili ayrı bir yazı yazmak çok daha yerinde olacağından albümle ilgili duyduklarımı o yazıya saklamak daha doğru olacak.

Hava karardıktan ve saat 19.00’u geçtikten sonra Ankara’ya doğru dönüş vakti gelmişti. Ancak kimsenin kalkmaya niyeti yoktu. Burada da Erkan Abi ekibe liderlik ederek kısa sürede topladı herkesi. Yavaştan Tren Garı’nın yolunu tuttuk. Zira otobüs o civardan alacaktı bunları. Burada tüm ekip toplandı, eksik kimse kalmadığından emin olduktan sonra vedalaştık ve yola çıktılar.

Tramvaya binip eve dönerken dayanamadım, Crimson River açtım. Cebimde ikisi Carnophage’ın ikisi de Suicide’ın olmak üzere toplam dört tane imzalı albüm vardı. O gazla tramvaydan inip koşasım geldi. Özetle, bir pazar gününe yakışmayacak kadar güzel bir gündü, keşke cumartesi olsaydı 🙂

Aşağıda o gün imzalattığım albümleri görebilirsiniz.

ankara07 ankara08

NOT: Fotoğrafların tamamına yakını Slim Rodrigez tarafından çekildi. Hatta yetmedi Slim bir de video hazırladı. Kendisine emeği için çok teşekkür ediyorum.

ankara02

Ankaralı Metal Müzikseverler

Black Omen – 30 Nisan Peyote Konseri

bo2Black Omen, bu blogda defalarca okuduğun, Türkiye’de tarzının en iyi gruplarında biri sevgili okur. 2004 yılında Mehmet‘in elime sıkıştırdığı demoları ile tanıyıp takip etmeye başladığım grup, bugün 3 albüm kaydetmiş ve Melodik/Senfonik Black Metal tarzının Türkiye’deki en köklü gruplarından birisi.

Sahnede izlemeyeli çok uzun zaman olmuştu Black Omen’i. 30 Nisan’daki bu konserlerini ilk duyduğumda epey heyecanlandım. Bir etkinliğe gidilebilecek en güzel zaman olan cumartesi gecesine denk gelmesi, konsere katılmayı farz kılıyordu.

bo01Etkinlik akşamında Peyote’de pek çok tanıdık sima gördüm. Eskişehir’de gerçekleşen metal organizasyonlarında gördüğümüz hemen tüm müzikseverler oradaydı. Mekanın kapısında önce Black Omen vokalisti Karahan‘la, daha sonra Serkan abi, Ali ve Tolga‘yla karşılaştık. Kapı açılışının saat 22.00’de olduğunu öğrendik. Ancak bir Peyote klasiği olduğu üzere, konserin gece yarısına doğru başlayacağı konuşuluyordu.

Konser salonuna girdiğimde sahnede yanan iki şamdan karşıladı beni. İnsanlar yavaş yavaş sahne önünde yerlerini alıyordu. Çok uzun beklememize gerek kalmadı ve Black Omen elemanları birer birer sahnedeki yerlerini aldılar. Saat gece yarısına yaklaşmışken konser başladı.

bo4

Grup üç albümde de parçalar çaldı. Konserde, daha önce bir Black Omen konserinde görmediğim üç farklı olay oldu. İlk olarak grubun davulcusu ve yakın arkadaşımız Onur, efsane parça Loki‘den önce bir davul solo gerçekleştirdi. Açıkçası bunu başka konserlerinde de yapıyor mudur bilmiyorum ama insanları şaşırtan ve insanların hızını arttıran bir atraksiyondu bu. Zaten devamında patlayan Loki ile Black Omen, ezmeye başladı. Aşağıdaki videoda o anki performanslarını izleyebilirsiniz.

Black Omen, köklü bir beste grubu olduğundan konserlerinde hiç cover çalmıyordu. İşte ilk defa bu konserde, Dissection‘dan Night’s Blood çaldılar. Bu cover’ı Gülay ve Umut‘la birlikte dinledik. Jon abimizin anısına cehenneme selam çaktık.

Grup hiç ara vermeden sahnede kaldı. “Artık bitti” dediklerinde ise seyirciden inanılmaz bir bağırış çağırış yükseldi. Bir Black Metal konserinde böylesini beklemezdiniz. Bir kısım seyirci Night’s Blood bir kısım ise Black Candle‘ı yeniden çalmalarını istiyordu. Bunun üzerinde bir kere daha Black Candle’ı çalmaya başladılar. Bu da o gecenin unutulmazlarından bir tanesiydi.

bo3

Konser bittiğinde Sertan Hoca‘yla ayak üstü lafladım ve görebildiğim diğer tüm dostlarla vedalaştım. Favori parçalarım Black Candle, Loki, When The Sun Rises ve Curtains Of Imaginary Vortex‘i canlı canlı dinlemenin huzuruyla mekandan çıktım. Gruba ve organizasyona bir kere daha teşekkür ederim. Şimdi yazı biterken sizi şöyle efsane bir girişe sahip olan Loki’yle baş başa bırakıyorum:

Fotoğrafları, grubun Facebook profilinden aldım.

Bu Dünya’da İlkbahar Olan Yer

Avustralya, Dünya’nın en büyük 6. ülkesi, en büyük adası, en küçük kıtasıdır.

Çölde hiç gölge yoktur.

Sonbaharın olanca moral bozukluğu yine üzerimde. Yorgunluktan artık tükenmiş bedenim, bu yorgunluğu fırsat bilip üşüşen ödevler ve projelerle boğuşmak zorunda kalıyor hergün. Her gece bir önceki geceden daha geç yatıyorum neredeyse.

Kaç gün oldu halen daha dizilerimi izleyemedim mesela. Hafta sonu da neredeyse nefes almadan geçecek. Hadi bakalım.

Bu gece aklımın bir köşesi beni bırakıp ilkbahara doğru uçuyor sevgili okur. Bu yağmurdan çamurdan, dertten tasadan kaçıp kendine yeni bir dal buluyor konacak. Aklıma yeniden sahip olabilmek için de bir süre beklemem gerekecek. Buna işte biraz canım sıkkın.

Cuma günü uzun süredir bir hediyeyi hak eden birine güzel bir hediye alacağım bu arada. İçten içten seviniyorum buna. Ancak yarın ki Hava Kirliliği Kontrolü dersi quizi de aklıma geldikçe canım sıkılıyor. Hocaların ne soracağını bilememek mi zor yoksa slaytlara çalıştığım halde buralardan çıkmayacağını bilmek mi? İkiside zor. Bu arada beni facebook’tan niye sildiniz hocam 😦

Sevgili okur, şu iki günde sadece üç grup dinliyorum: Hope To Find, Sabhankra ve Dissection. Mesela bugün hep Hope To Find dinledim. Ama dur Garmadh‘ın da Catastrope’u dinledim az önce. Eğer canınız sıkkın, kafanız karışık, moraliniz sebepsiz yere bozuksa, uzaklaşıldığınızı hissediyorsanız Hope To Find‘ı dinleyin derim. İlaç oluyorlar.

Temmuz’da 2 & Jerk of The Day

“Zahiri düşlere daldın gönül unutmuş gibi,
İhanet yadından silinip uçmuş gibi;
Ödetmek farz ise bedelini elemin,
Bulunmaz bir ay daha temmuz gibi”

Yukarıdaki dörtlüğü neredeyse 2 ay önce yazmıştım. Ancak bir türlü devam edip de yayınlayamadım. Bende bitirmemeye karar verdim. Böyle kalsın madem. Hem de bu temmuz olayı üzerine biraz düşünmek istedim.

Neden temmuz? Çok büyük bir sır değil aslında, doğum günüm temmuzda olduğu için. Seviyorum bu ayı çünkü temmuz nedense benim için hep yalnız kaldığım, kendime daha yakın olduğum bir aydır. Son üç yıldır da yaz okullarında harcadığım değerli bir zaman dilimidir. Ama bu sene yaz okuluna gitsem de böyle akıp gitmesine izin vermeyeceğim bu güzel ayın.

Eskişehir‘i temmuzda daha bir severim mesela. Sabahın erken saatlerinde Adalar’da hafif bir yosun kokusu eşliğinde az yürümedim yani. Şimdi böyle yosun kokusu diyince insanın aklına İstanbul Adalar mı diye geliyor. Yok yok, baya bildiğiniz Eskişehir’den bahsediyorum. Yosun kokusu dediğim de bizim Porsuk Çayımızın meşhur kokusu işte. Lan bu arada farkettim, Eskişehir’in tüm yer isimleri de arak be kardeşim! Biraz orjinal olun yav. Odunpazarı, Batıkent, Tepebaşı, Şirinyer, Şirintepe, Adalar ve daha birçok yer ismi sağdan soldan arak 🙂

Sivrihisar‘da oturduğum zamanlarda da henüz gençliğin ilk yıllarındaydım temmuzu bu kadar sevmeye başladığımda. O zamanın platonik aşklarının verdiği hüzün; tipsiz olmanın verdiği o eziklik falan. Yaz olunca acayip mutlu olurdum. Sivrihisar’ın insanları her ne kadar, üç beş istisna dışında, işe yaramasa da sabahları harikadır. 11 sene orada yaşadıktan ve 4 sene de 3 sene de gidip geldikten sonra söyleyebildiğim tek şey bu. Tertemiz bir hava ve çevre yolundan hızla geçen tırların sesleri ile uyanırdım güne orada da. Her yer yürüme mesafesindeydi. O yüzden göbekli arkadaşım ve bende dahil, hiç yoktu 🙂

Şimdi şu yukarıda yazdığım dörtlüğü okudum da sanki bir sonraki dize “mesud oğlan der ki hakkı tanı…” şeklinde başlayacakmış gibi yazmışım lan 😀 Hem ben nereden biliyormuşum lan bu kadar acayip sözcüğü 🙂 Hehe, helal bana. Temmuz’la ilgili yazacaklarım bu kadar.

Radyovizyon‘u dinliyorum. Bu hafta Rock Station‘da Mötley Crue günü varmış. Bu grup hakkında bilgim çok az olduğu için ve sevdiğim tarzın biraz dışında kaldıkları için çok da isteyerek dinlemiyorum. Serkan Abiden gelen bir materyali dinledim. Harika olmuş. Yapıyor, Serkan Abi bu melodi işini layıkıyla yapıyor. Söz yazacağım buna kaçarı yok 🙂 Serkan Abi’ye Dissection isimli harika grubu bana da sevdirdiği için ayrıca teşekkür ederim. Dark Mother Divine isimli bir parçaları var ki hele dehşet! Dissection ile şu son üç dört gecedir hepimiz satanistiz! Hepimiz luciferiz!

Jerk Of The Day, günün hıyarı demek. O hıyar benim! Neden mi? Philips‘in uzun süredir kullandığım ve bugüne kadar ki en harika kulaklığım olan ekstra bass veren 15 liralık kulaklığının giriş jackının kablosu bozuldu. Tek kulaklıktan ses gelmeye başladı. Neyse tam 10 gün kulaklıksız olduğum için müzikten, her sabah dinlediğim Sabhankra, Pentagram ve bilimum güzel gruptan mahrum kaldım. Ayın 7’sinde para yatınca ilk işim geçenlerde kredi kartını kullandığım Sercan’ın borcunu vermek ve kendime aynı marka ve modelde bir kulaklık almak oldu.

Dün akşam eve geldim. Gözüm eski kulaklığa kaydı. Sonra ulan dur bakalım diyip, bugüne kadar bozup atmadığım ve hatta sağdan soldan topladığım bozuk kulaklıklarımın arasından Philips olan birisinin sağlam olan giriş jackini kestim. Benim kulaklıkla güzelce bağladım, lehimini yaptım ve sonuç: Mükemmel! Bozuk kulaklık gayet mükemmel çalışıyor. Hıyarlık edip boşu boşuna 15 lira verdim anlayacağınız. Neyse bende yeni kulaklığı aynen aldığım gibi yerleştirdim kutusuna. Artık bu kullandığım bozulunca yeni almam. Ah ah, para nasıl da lazım lan!

Jon

O zaman biraz günaha girip bitiriyorum bu yazımı da:

“Lilith – Our Dragon Goddess    Lilith – Şirret tanrıçamız!
Taninsam – Destroyer of lies    Taninsam – Yalanları mahveden!
For your glory we kill this world   Sizin zaferiniz için bu dünyayı katlederiz
In thy name we Sacrifice”    Sizin adınıza kurban oluruz