Tag Archives: Doğa ve Çevre Kulübü

Minimal Bir Bakış Açısıyla İnsan Kesitleri

Geçen gün bizim Doğa ve Çevre Kulübü‘nün internet sitesinin rutin kontrollerini yaptım sevgili okur. Burada oluşturduğumuz bir de iletişim formu var. Cevdet Şener isimli bir vatandaşımız iki mesaj halinde şu aşağıda yazanları iletmiş bize iletişim kutumuzu kullanarak.

Cevdet Amca, içindekileri dökebileceği bir adres aramış. Anadolu Üniversitesi‘ne ait bir kulübün iletişim kanalını görünce de çekinmemiş basmış CAPS LOCK‘a, başlamış yazmaya 🙂 Yalnız Cevdet Amca’nın gündemin biraz gerisinde kaldığı ve bana göre tamamen haksız olduğu noktalar var. Hadi bakalım hep beraber okuyalım.

ANADOLU ÜNİVERSİTESİ PARANIZ O KADAR ÇOKKİ HER YIL MALİYE BAKANLIĞI PARANIZIN YARISINA EL KOYUYOR.MADEM PARANIZ ÇOK ÖĞRENCİ HARÇLARINI DÜŞÜRÜN.DÜNYADA ÖĞRENCİNİN ÖDEDİĞİ PARAYI DEVLETE AKTARAN TEK ÜNİVERSİTE OLARAK SİZİ TEBRİK EDERİM.PARANIZ ÇOKSA:PROJE YAPIN TEKNOLOJİ ÜRETİN.ÖĞRENCİLERE SEMİNER VERİN.BENİM OKULUNUZDA DIŞARDAN OKUYAN OĞLUM VAR.AMAÇ DIŞI VERDİĞİM PARAYI KULLANAN CEHENNEMİN DİBİNİ BOYLASIN.ÜNİVERSİTE PARANIZMI ÇOK:OKUL HARÇLARINI İKİ SEFER DEĞİL TEK SEFERDE ALIN İNDİRİN.BİRİLERİ MİLLETLE HELALLAŞIRKEN PARAYI ZOR BULUP ÇOCUĞUNU YALNIZCA DİPLOMA ALSIN DİYE OKUTAN ÖĞRENCİ AİLESİNİN PARASINA GÖZ DİKENLER BU HELLALLİĞİ ASLA KABUL ETMEYECEKLERDİR.ÜNİVERSİTENİZ EĞİTİM DEĞİL PARA MAKİNASI HALİNE GELDİ.SABAHA KADAR PARA BASSALAR ÜNİVERSİTENİZ GİBİ PARA TOPLAYAMAZ.ARTIK ÖĞRENCİ HARÇLARINI İNDİRİN.DEVLETE ÖDEDİĞİMİZ KDV ÖTV YETER.DEVLETİN SİZDEN ALDIĞI PARAYI NERELERDE KULLANDIĞIMECHUL.DEVLET OKUL AÇMIYOR,SİZİN ÜNİVERSİTENİZİN İŞE YARAMAZ BÖLÜMLERİNE EVLATLARIMIZI SÜRÜKLÜYOR.YTEEEEERRRRRRR ÖĞRENCİ HARÇLARI İNSSSSİİİİİNNNNNNN.MALİYE KAYNAĞINI BAŞKA YERDEN BULLLLSSSSSUUUUN.ÖĞRENCİ VELİSİ YETER YETER YETER HARÇLAR İNNNNSSSSSİİİNNNNN AARRRRTTTTIIIKKKK.

ÜNİVERSİTE ÖRNEK OLMALI:AĞAÇ DOĞA KAMUOYUNDA İŞE YARAMAZ SÖYLEMLER.AĞAÇ VE DOĞADAN BAHSEDEN KAĞIT KULLANIMINI KISMALIDIR.OKULUNUZ HALA BİNLERCE ÖĞRENCİYE KİTAP BASTIRIP SATIYOR VE HER KİTAP YAPRAĞINDA NE KADAR DOĞAYI KATLETTİĞİNİZİ HESAPLAYIN.DOĞAYA SAHİP ÇIKARKEN DOĞANIN TÜM AĞAÇLARINI KESEN KAĞIT ÜRETİMLERİNİ SEMİNERİNİZDE AÇIKLAYIN.ÖRNEK ÜNİVERSİTE TEKNOLOJİYİ KULLANMALIDIR.KİTAPLARINIZI ŞÖYLE YAPINIZ:ÖĞRENCİ KİMLİĞİNE ENTEGRELİ ÇİF TAKIN VE BU ÇİPİN İÇİNE KİTAP BİLGİLERİNİ ATIN.ÇİP TELEFON HAFIZASI GİBİ KİMLİĞE TAKILIP ÇIKARILABİLSİN.ÇİPDEKİ KİTAP BİLGİLERİNİ ŞİFRE İLE AÇILSIN VE PARASINI ÖDEYEN ÖĞRENCİ ŞİFRESİNİ ALSIN BİLGİSAYARINA TAKSIN DERSİNE ÇALIŞSIN.ÜNİVERSİTENİZİN BİR İNTERNET SAYFASI OLSA ŞİFRE İLE ÖĞRENCİLER GİRER DERSİNE ÇALIŞIR.NASILSA MALİYEYE AKTARACAK KADAR PARANIZ ÇOK.BARİ PARANIZI HAYIRLI İŞLERE KULLANIN VE ARTIK AĞAÇLARI TÜKETMEYİN ADINIZA LAYIK BİR YEŞİL ANADOLU BIRAKIN.ÇEVRE DERSİ VERİRKEN ÇEVREYİ YOKEDEN KİTAPLAR BASAN ÜNİVERSİTELER TEKNOLOJİDEN GERİ KALMIŞ EĞİTİM KURUMLARIDIR.BU KİTAPLARA BİR SÜRÜ BOYA KULLANILIYOR VE DOĞA TAMAMEN BİTİYOR.KENDİNİZİ BAŞKALARINA GÜLDÜRMEYİN.

Cevdet Amca bu maili umarım doğrudan gensek@anadolu.edu.tr adresine yani okulun resmi e-posta adresine atabilecek kadar cesurdur. Yoksa bizim kulübün iletişim kutusunda öylece durmasının hiç bir anlamı olmayacak.

Reklamlar

LCW’den Süper Değişim Hareketi

Yan fotoğrafta gördüğünüz gömleğimi 15 Nisan’da LCW‘den almıştım. Gayet severek beğenerek aldığım bir gömlek idi. Geçen haftasonu da Doğa ve Çevre Kulübü ile gittiğimiz piknikde giymiştim bu sevgili gömleğimi. Eve gelip üzerimden çıkardıktan sonra da bir kenara koydum.

Ertesi gün annem beni yanına çağırdı. Elinde gömleiğimi tutuyor ve yakasını gösteriyordu. Gömleğin yakasında ve ön kısmında güneşten dolayı oluşmuş renk bozulmaları, sararmalar vardı. Lan nasıl üzüldüm, nasıl canım sıkıldı anlatamam. Annem götürüp değiştirmemi söyledi. Söyledi ancak bir sıkıntı vardı: Gömleğin faturasını atmıştım.

Kim on beş gün önce aldığı gömleğin faturasını saklar ki? Üstelik hediye de değildi ki değiştirme kartı vs’si olsun. Neyse, ne yapabilirim diye düşündüm. Önce satın aldığım kesin tarihi öğrenmeliydim. Hemen internetten kredi kartı ekstreme baktım ve satın alma tarihimin 15.04.2012 olduğunu gördüm. Daha sonra gömleği bir LCW poşetine koyup satın aldığım mağazasına gittim.

Mağazada erkek reyonunun sorumlu personelini buldum. Sağolsun bu hanımefendi benimle çok iyi ilgilendi. Aynı üründen aynı beden bir tane buldu ve bana verdi. Fatura sordu ancak olmadığını ama satın aldığım tarih ve saati bildiğimi söyledim. O da hemen sistemden baktı ve onayladı. Dolayısı renkleri solmuş olan ilk gömleğimi yenisi ile değiştirdim 🙂

Fatura olmadan bu işlemi yaptığı ve müşterisine güvendiği için LCW’yi kendi adıma kutluyorum sevgili okur. Ben de bundan sonra o gömleğimi daha dikkatli giyeyim, güneşin çok tepede olmadığı zamanlarda falan giyeyim diyorum.

Tas Kebabı Kola

 

İnternet bağlantımda bu akşam bir sorun var sevgili okur. Kopmalar yaşıyorum. Neden oluyor anlayabilmiş değilim. Turkcell Superonline ne yapıyorsun, bana da bilgi ver.

Sıkıntılıyım sevgili okur. Kafamda onlarca şeyi tartıp, kurutuyorum. Ölçüp biçiyorum ama yine de bu sıkıntılarım bitmiyor. Bu yazımda biraz da bu sıkıntıları unutabilmek adına bir takım sözcükleri yanyana getirmeyi deneyeceğim.

Biliyorsun KPSS‘ye hazırlanıyorum. Artık buna ne kadar hazırlanmak denirse… Deneme sınavları oluyor, yaprak testler oluyor. Tüm bunlar beni tedirgin ediyor. Mesela cumartesi günü yine bir deneme olduk. Neden bilmiyorum, korkuyorum lan artık. Cevaplarımı kontrol edeyim dedim az önce. Türkçe’yi kontrol ettim 3 yanlış çıktı. Sonra matematiğe bakamadm. Kitapçık şurada duruyor, belki birazdan içimden gelir de bakarım diye umutla bekliyor zavallıcık.

Çalıştığım ortamda şimdi yeni bir döneme girdik. Ben bu döneme “hesap kitap abonman” dönemi demeye karar verdim. Yapılacak bir sürü iş baş gösterdi yine. Bunlar ne zamana bitecek, ne zamana kafam rahat olacak kestiremiyorum. Sadece yapmak gerek anlaşılan. Mantığını aramadan yapmak. Ama bunu da benim vicdanım kaldırmıyor. Dolayısı ile kendi içimde büyük bir vicdan muhasebesi yaşıyorum.

Bu ara yine çerkez müziklerine sardırdım. Çalışırken açıyorum bir yandan ufak ufak çalıyor. Hepsi dans müziği olduğu için melodikliği had safhada. Hayatın anlamı bana göre melodilerdedir sevgili okur. Düşün bakalım sence de öyle değil mi?

Normal işimin yanında bir de Doğa ve Çevre Kulübü ile yapacağımız bir etkinliğin organizasyon sıkıntıları var. Levent‘le birlikte bugün yine koşuşturduk. Alper eğer araç desteği sağlamasaydı mahvolmuştuk sevgili okur.

Mesela bak sana sevgili okur diyorum. Sana karşı doğrudan ve samimi bir hitap kullanıyorum. Çünkü ben bunun çok daha güçlü olduğuna inanıyorum. Şuraya kadar yazdığım 250 sözcükten belki bir tanesini bile okumayacak sevgili okurlarım da olacak. Ama sevgili okur sen, bu kardeşinin yine bunaldığı, canının sıkkın olduğu bir anda onu dinlediğin için benden taraf artı puan kazanacaksın.

Bugün mesela Togay ve Yağız‘la buluştum. Mervik, Togay ve Yağız’la Hera’da birkaç saat öldürdüm. Ama güzel bir “birkaç saat” oldu. Dolayısı ile faydalı bir iş için ölmüş oldu.

Tas kebabı

Dolmuşta gelirken daha geçen Yağız’a anlattığım “dolmuşta o kadar boş yer varken bu kız niye benim yanıma oturdu tribi“ni bir kez daha yaşadım. Eve geldim sonra. Ayıptır söylemesi annem tas kebabı ile patates püresi yapmıştı. Ufak kardeşimi gidip kola almaya ikna edemedim. Hava karardı diye evden çıkmadı lan çocuk. Kolasız, ayransız yedim yemeğimi. İçeri geçerken kaktüsümün rahatsızlandığını gördüm. Hayvancağız saksısında boynunu bükmüş, birkaç yaprağı da sararmıştı. Yarın bir bakım yapayım diye aklımın bir ucuna not ettim.

Kafamı yeterince dağıtabildiğime göre herkese iyi geceler diliyorum, sevgili okur.

 

Atık Kavramına Yeni Bir Bakış: Beşikten Beşiğe!

Atık Kavramına Yeni Bir Bakış: Beşikten Beşiğe

Doğa ve Çevre Kulübü ile yaptığımız çalışmalardan bu ay kuşkusuz en önemlisi cuma günü düzenlediğimiz paneldi sevgili okur. Prof. Dr. Hulusi Barlas kulübümüzün konuğu olarak bizlere “Beşikten Beşiğe Atık Yaklaşımı” fikrini anlattı.

Prof. Dr. Hulusi Barlas, uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü‘nde öğretim üyeliği yapmış, bölüm başkanlığı da dahil olmak üzere pek çok idari görevde bulunmuş değerli bir bilim insanı ve mühendistir. Üniversiteden kendi isteği ile emekli olduktan sonra EPEA Türkiye direktörlüğü görevine gelmiştir (EPEA – Çevre Koruma Teşvik Ajansı).

Hulusi Hoca, cuma günü öğlenden önce fakültemize geldi. Panelin yapılacağı seminer salonumuza aldık kendisini. Saat 12.30 civarında da sunuşuna, daha doğrusu sohbetimize başladık 🙂 Yazının devamında bu sunuştan aldığım kısa notları bulacaksınız.

  • Bugün yapılan endüstriyel tasarımlar hep “daha az zararlıyı” elde etmeye yönelik. Ama bu beşikten beşiğe bakış açısında daha az zararlı değil, “yararlı” tasarımlar yapmak esas alınıyor.
  • Bugün bizim “Recycling” diye tanımladığımız olay aslında bir “downcycling” olayından ibaret. Kağıt mesela. Bir iki defa geri dönüştürüldükten sonra artık işe yaramaz oluyor ve mezara gidiyor. Bunun yerine artık iki yeni kavramı kullanmakta fayda vardır: Upcycling ve teknik çevrim.
  • Bu arada yazıda kullanacağım bazı terimler şunlar: mezar-deponi sahası, C2CCradle to Cradle (beşikten beşiğe), Cradle to Grave-Beşikten mezara
  • Yapılacak tasarımlarda doğa örnek alınmalı. Yeri geldiğinde israftan kaçınmamalıyız. Şöyle ki doğada da israf vardır. Burada hoca kiraz ağacı örneğini verdi. Kiraz ağacında milyonlarca çiçek açıyor. Bunların çok büyük bir kısmı toprağa düşüyor yani insan bakış açısıyla “ziyan” oluyor. Ama bu ziyanın da bir faydası var. Toprak besleniyor organik içerikle. Bir insan bir kiraz ağacı tasarlasa, mesela kaç meyve olacaksa o kadar çiçek olacak şekilde ayarlardı bu sistemi. Ama doğa böyle yapmamış. Bundan uygun şekilde esinlenmek gereklidir.
  • Hollanda hükümeti “beşikten beşiğe” tasarlanan ürünlere çok önem veriyormuş. Bunun için çok ciddi yatırım yapıp para harcıyormuş. hatta yakın zamanda Cumhurbaşkanımız da Hollanda’ya gittiğinde bu tasarımın temasını oluşturduğu bir yere ziyarette bulunmuş. (Adını da yazmışım da siz arayın bulun diye yazmıyorum 🙂 )
  • Beşikten Beşiğe tasarım konseptini oluşturan iki isim var: Alman kimyager Michael Braungart ve Amerikalı mimar Bill McDonough. Bunlardan Michael ve karısı çok ciddi Greenpeace militanlarıymış. Militan diyorum bakın özellikle.
  • Beşikten mezara tasarım paradigması: Take Make Waste (Al Yap At)
  • 1992 yılında Rio’da toplanan o meşhur Rio Konferansında ortaya çıkan “sürdürülebilirlik” kavramı, bugün ölmüştür. İte kaka götürülmeye çalışılmaktadır. İçi boşalmıştır hatta yalandır.
  • Beşikten beşiğe tasarım paradigması:
    :: Atık = Besin
    :: Güneşten gelen enerjiyi kullan
    :: Çeşitliliği destekle
  • Bu paradigmada, ürün biyolojik ya da teknik çevrime girebilecek şekilde tasarlanıyor. Bu sayede kaliteli ürünler ortaya çıkıyor. 1100’den fazla beşikten beşiğe tasarlanan ürün var şu an dünyada.
  • Eko-etkinlik arttıkça eko-verimlilik düşüyormuş. Bunu kafam almadı bir türlü.
  • Beşikten beşiğe bir ürün satın aldığınızda aslında bu ürün üreticiye ait oluyor. Siz bir çeşit sözleşme imzalayıp bu ürünün kullanma ömrü dolduğunda satın aldığınız üreticiye geri veriyorsunuz. Böyle o ürün üreticinin malzeme bankasına geri dönüyor, çöp olmuyor.
  • Hulusi Hoca, zaman zaman benim de anlattığım ancak şiddetli tepkiler gördüğüm bir konuya hakkında da fikrini belli etti. Artık çevre romantizmi ölmüştür, dedi. Haydi el ele verelim, koşalım, atlayalım, çevreyi koruyalım diye bir olay kalmamıştır artık, dedi. Utanmasam ayakta alkışlayacaktım.
  • Ekoinovasyon diye bir kavram var sevgili okur. Çevre mühendisiysen mutlaka buraya tıkla üç dakikalık bir inceleme ile bu konuyu öğren.
  • C2C Logosu

    Eğer yanlış anlamadıysam beşikten beeşiğe bir ürün tasarımı yaparken “ABC-X Kategorizasyonu” yapılıyor. Buradan ürünün, biyoçevrime mi yoksa teknik çevrime mi girebileceğini anlıyor tasarımcı.

  • Firmalar, üreticiler kafalarına göre beşikten beşiğe ürün üretcisi olamıyorlar. Bu konuda yeterli sertifikasyonları elde etmeleri lazım. Bu sayede firmalar belli bir oranda ya da tamamen beşikten beşiğe üretim yapabiliyorlar.
  • Beşikten beşiğe tasarım sonucu üretilen bir üründe C2C logosu bulunuyor. Ülkemizde böyle bir ürün yok malesef.
  • Bu arada Amway ürünleri ekolojik nitelikli bile değilmiş. Hulusi Hoca bu konuda çok sert konuştu. İnsanları kandırıyorlar dedi. Artık ne kadarı doğru ne kadarı yanlış takdiri size bırakıyorum. Yalnız ben de Hulusi Hoca’nın bu görüşüne kısmen katılıyorum. Bu kadar tertemiz ve doğal olamaz o ürünler.

Sonuç olarak gelip dinleyenin kazandığı, gelmeyenin ise kaybettiği bir panel oldu sevgili okur. Emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Levent açılış konuşması yapıyor

Prof. Dr. Hulusi Barlas

Bugün Epey İş Çıkardım!

 

Bugün epey farklı işler yaptım, tamamını da bitirdim sevgili okur. Sırf kendi egomu tatmin etmek için şimdi bunları seninle de paylaşıyorum.

Sabah Selami Abi aradı, dün söz verdiğim ama eve geç geldiğim için yapamadığım internet sitesi işini bir çırpıda hallediverdim. Burada bir büyük teşekkürü de Sercan‘a yolluyorum. Neden bilmiyorum ama godaddy.com‘dan benim kredi kartım ile bi b.k alamıyorum. Neyse, yarın Sercan’la buluşup parasını vereceğim. Ha, ne yaptığımı soruyorsanız, çok basit bir işti. http://naturelpipo.com/

Vehici İmmenso‘ya benden istediği sponsorluk dosyasını yolladım. Çok mutlu oldu, beni de sevindirdi.

Doğa ve Çevre Kulübü‘nün pazartesi günü dağıtacağımız fotoğraflı kimlik kartlarını hazırladım. Eksikleri tamamladım. Baskıya gönderilecek tabakaları bitirip kulüp başkanımız Levent‘e yolladım.

Pazartesi günü yapacağımız üye toplantısı için basit bir afiş hazırladım. Tüm bunları internet sitemize de yerleştirdim. Kulübün sitesine yeni bir kısım daha ekledim. Ancak wordpress‘e bir türlü marquee kodunu yediremedim. Yarın bir daha deneyeceğim.

Eskirock Üye Kartı için başvuru yapanlara mail attım. Eğer siz de Eskirock Üye Kartı almak istiyorsanız yarın saat 15:00’de Adalar Hera Cafe‘ye gelin.

Annemle birlikte odamdaki fotoğraf çerçevelerini yeniledim sevgili okur. Eski birkaç fotoğrafı onarmak için aldım. Yeni fotoğraflar ekledim. Çerçevelerimi sağlamlaştırdım.

Kodak M1033 marka modelli fotoğraf makinemin driver‘ını geçen internette aradım. Saatlerce aramama rağmen saçma sapan sitelerle uğraştım. Bugün driver cd’sini buldum ve blogda daha önce makineyi alırken yazdığım yazıya ekledim driver linkini. Birilerinin işine yarar lan kesin. Gerçi upload halen devam ediyor. Ama bitecek birkaç dakikaya.

Hafta Sonumu Nasıl Geçirdim?

Bu hafta sonu inanın benim için çok verimli geçti sevgili okurlarım. Evden hiç çıkamadım ama uzun süredir biriken işlerimin tamamını bitirdim. Şu anda da rahat rahat yazımı yazıyorum.

Öncelikle dergilerimi düzenledim. Geçen gün de Betül sağolsun epey bir dergi vermişti. Onları falan düzenledim. Daha sonra kursta hocaların verdiği testler falan vardı onları bitirdim, bir de tekrar yaptım, öff kral oldum.

Volkan‘ın IPod Nano‘suna müşteri çıktı. Onunla görüştüm, işi bağladım. Ayrıca Kuşadası‘dan Utku isminde bir arkadaşla tanıştım, bu arkadaşla da yakın zamanda bir ticaret yapacağım. Onun anlaşmasını yaptık, süper oldu.

GrieeX Programı Arayüzü (Tıklayınca büyür)

GrieeX isimli programı film arşivi yapanlar bilirler. Bu programın veri tabanına eklediğim ancak detaylandırmadığım filmler vardı. Bu filmlerin hepsini detaylandırdım (filmle ilgili bilgiler, afişi gibi). Önümüzdeki hafta içinde de özel kutularında olan fimleri ekleyeceğim. Böylece elimdeki tüm materyali arşivlemiş olacağım.

İtalya’dan geldiğim gün harddiskim çökmüştü hatırlarsınız belki. Bugün nihayet harddiski o günkü konumuna döndürebildim. Tüm müzik albümlerini “Grup Adı – Albüm Adı [Yıl]” şeklinde düzenledim. Ayrıca her albümün kapağını da içine koydum. Çok şık oldu lan 🙂 Bunun dışında bir de klip arşivim vardı. Burada kalitesi kötü olan klipleri değiştirdim. Eksik kliplerimi tamamladım. Boyutları fazla olan kliplerin boyutlarını küçülttüm. Bu klasörü de adam ettim yani.

İ Harfinin Küçük Bir Kısmı (tıkla büyür)

Kutusunu hazırladığım bir kaç dizi vardı. Onları dvdye çekip, harddiskten sildim. Ayrıca altyazısı eksik olan dizilerin altyazılarını tamamladım. Genel bir düzenleme yaptım.

Dün gece oturup Murat‘la beraber film izledik. Bugün de ben oturup Supernatural‘in son iki bölümünü izledim.

Bunların dışında evde bir tarafları sürekli çıkıp duran sandalyeler vardı. Bunları tamir etmemi istedi annem. Matkabımı yakmak pahasına tamir ettim bu sandalyeleri de. Sapasağlam oldular.

Doğa ve Çevre Kulübü‘nün resimli kimlikleri vardı. Bunların resimlerini ekledim ve bu haftasonu da böyle verimli bir şekilde bitti.

Kısa Sürsün Sessizlik

Birkaç gündür yazı yazamadım sevgili okur. Bunu sebebi hem okuldaki ve dışarıdaki işlerin biraz yoğunlaşmasıdır. Ayrıca bir de bugün girdiğim Calculus II vizesi vardı.

Aşağı yukarı son bir haftamın tamamında Calculus II vardı. Hayatımda hiçbir dersi bu kadar kafa takmamıştım ve hiçbir ders de bana bu kadar takmamıştı sevgili okur. Son iki gecedir uyuyamıyordum artık stresten. Bu neden böyle oluyor, ben de bilmiyorum. Bu şekilde olması bana da zevk vermiyor üstelik! Her neyse, iyisiyle kötüsüyle nihayet bu sabah 9’da sınava girdim. Sınav zor gibiydi. Afallamadım ama emin de olamıyorum. Umarım sonuçlar açıklanınca hayal kırıklığına uğramam. Olurda mezun olabilirsem yazacağım yazı, anlatacağım başarı öyküsü hakkında küçük küçük notlar alıyorum. Alper‘le buna dair bir çalışma içerisine girdim.

Üye Kartları

Sınav bitince tabi geriye yapacak büyük bir şey kalmıyor. Okulda yürütmekte olduğumuz işler var tabiki halen. Bunların iş yükü de giderek artıyor. Cuma günü mesela Doğa ve Çevre Kulübü Üye Kartları’nı hazırlayacağız. Ayrıca şu sıra Alper’le bir makale yazımı işine kalkıştık. Bakalım sonuçları ne olacak.

Eskirock Metal Fest. Vol. IV‘ü yapacağız bu arada 12 Mart’ta. Bununla ilgili çalışmalara başladık. Konseri duyururken Eskişehirli gruplara ağırlık vereceğiz dedik ancak bakalım başvurular tatminkar olmazsa şehirdışından gruplar da misafir edeceğiz. Ancak tabiki bu benim tek başıma verebileceğim bir karar değil. Hatta bu konserde ben isteyerek bu grup seçimi sürecinin dışında kaldım da diyebilirim.

Bugün uzun bir aradan sonra Handan Girginer hocamı ziyaret ettim bugün Yabancı Diller Yüksekokulu‘nda. Sağolsun İtalya yazılarımı çok beğenmiş. Cesaretlendirdi beni. Hocam, bir süre önce Kamboçya‘ya gitmişti. Oradan benim koleksiyona Kamboçya dilinde gazeteler getirmiş sağolsun. Bunlar da nadide parçalar olarak yerini aldılar koleksiyondaki 🙂 Bu arada Handan Hocam mükemmel bir seyyahtır. Avrupa’da gitmediği ülke yoktur. Kendisi bize anlattığına göre hayatını ve servetini bu yönde harcamıştır ve bundan da zerre pişmanlık duymamaktadır. Bakınız ben de bir şeye böyle bağlanıldığında inanılmaz saygı duyuyorum. İşte bu yüzdendir ki Handan Hoca’mı çok severim.

Bu hafta umarım mezun olduğum hafta olur sevgili okur. Çünkü yapılacak çok iş var ve benim de morale ihtiyacım var. Bu arada kardeşim Murat, Volkan‘ın benim birkaç sene önce kırdığım gitarını yeniden yapıp boyadı. Gitarı daha önce yaptırmıştık ama bir türlü verim alamamıştık. Bakalım, şimdilik iyi görünüyor. Murat bu ara enstrüman yapımı işine sardırmış vaziyette. Bir arkadaşının sevgilisi için yaptığı çilek gitarı yan tarafa koydum.

Hepsiburada.com bana çok büyük yanlış yaptı sevgili okur! Şöyle ki bundan epey bir süre önce Kill Bill II‘nin soundtrack albümünü plak formatında sipariş etmiştim. Bugün mesaj atmışlar, tedarik edemiyoruz kusura bakmayın diye. Acayip sinirlendim. Siparişi iptal etmeleri için mesaj yolladım, bakalım ne yapacaklar.

Bu akşamlık bu kadar sevgili okur. Takipte kal, kârlı çık 🙂

Dert Tasa Sıkıntı Var

Bunların hepsi var şu ara. Calculus II vizesinden gene 40 45 beklerken 13 alarak hayata küstüm sevgili okur. Umudum da hevesim de iyice kırıldı lan. Kantine gitmek istemiyorum. Kantine gidince de hemen işimi halledip kaçıyorum laboratuvara geri. Eskiden olsa öyle mi olurdu lan, fakültenin güzel kızlarına bakardım, Erol‘la muhabbet ederdim, milletin masada bıraktığı gazeteleri dergileri okurdum. Hem kişisel gelişimime katkıda bulunur hem de o anda açık Kral TV’den piyasada dönmekte olan şarkıların kliplerini göz ucuyla izlerdim. Lan artık kimse kalmayınca kantinin mantinin de tadı olmuyor. Herkes mutlu lan, bakıyorum herkes geçmiş Calculus’u, öff başka hiçbir dertleri yok. Krallar gibiler. Bir de bana bak lan.

Red Riding Hood

Geçen gün Red Riding Hood diye bir film izledim. Kırmızı Şapkalı kız masalına epey bir boyut kazandırmışlar, cidden beğendim. Çok iyi hedef şaşırtıyorlar. Bir de dürüst olarak söylemek gerekirse filmin başından beri erkek seyircilerin %90’ının istediği şeyin filmin sonunda olması ayrı bir kayda değer noktaydı. Amanda Seyfried‘ı buradan öpüyorum lan. Çok samimiyetle öpüyorum kendisini.

Tekirdağ Köfte

Dün Sercan‘ın Tekirdağ‘ın en iyi köftecisinden getirdiği Tekirdağ köfteleri ıslattık Volkanlar’da. Volkan yoktu, daha gelmedi, onun anısına da ben gece boyunca hep matkapla oynayıp durdum. Hırvastistan maçını izledik. Kalecimizi alnından öptük. Alper de öptü. Bu arada Sabhankra‘nın Moonlight‘ı klavye ve gitar olarak çıkardık sayılır sevgili okur. Çok yakında yeni süprizlere hazır ol. Acayip olacak.

Dün Sercan’ın interneti hızlı diye biriktirdiğim dizi bölümlerini indirdim onlarda. Lan hepsini benim taşınabilir harddiske attım. Eve geldim, harddiski bilgisayara taktım ve geri zekalı “BİÇİMLENDİRMENİZ GEREKİYOR ABİ AÇMAK İÇİN” hatası verdi. Yani ayıp lan. Deli oldum. Şu anda da halen File Scavenger programı ile harddiski tarıyorum. Bakalım kurtaracam lan umarım formata gerek kalmadan.

Dediğim gibi sıkıntı çok. Ama iyi şeyler de olmuyor değil. Mesela bakalım yakın zamanda ilk ödemeyi alacağız projeden. Borcumu harcımı düzeltip rahata ereceğim. Bir de Sercan’la Merve‘ye bir sözüm var bakalım onu yapacağım. Ha bir de Alf Kırtasiye‘den bir süredir biriktirdiğim DVD kapaklarını bastıracağım.

Sivrihisar’dan tanıdığım bir arkadaşım var, Sevinç. Kendisi THY‘de aşçı olarak çalışıyor. Biniyor uçağa, Dünya’nın dört bir yanına uçuyor. Önceki akşam konuştuk biraz, nasıl mutlu oldum anlatamam. Japonya’daymış şu an. Dedim ki hemen benim koleksiyonuma bir tane Japon günlük gazetesi getir. O da sağolsun çok daha fazlasını getirmiş bugün mesaj attı. Bu beni mutlu eden bir diğer olaydı.

Geçen gün tarayıcının driver’ını bulamadığımdan bahsediyordum ya buldum onu kurdum. Şu an sistem maşallah çok kararlı sevgili okur. Bu arada şu yazımda aldığımı söylediğim mouse bozuldu. Kendi kendine kapanıyor. Gittim bugün Teknosa‘ya garantiye yolladım, bakalım neler olacak.

Çok uzun süre önce sözünü verdiğim video blog olayına başlıyorum artık. Yarın ilk videoyu Alper’le çekeceğim. Kısacık videolarla haftada bir ya da iki defa sizlere cam açacağım.

Volkan’ı, İlker‘i ve Savaşalp‘i çok özledim. Epeydir bir araya gelemiyorum bu adamlarla. Hepsine sevgiler.

Bu arada Doğa ve Çevre Kulübü olarak salı günü gittik Levent‘le dilekçeleri teslim edip resmen göreve başladık. Haydi bakalım.

Starbucks Enayiliğimiz

Kahvesi 8 lira ise bardağı en azından 3-4 lira eder? Saklıyorum...

Cuma günü Volkan‘a neden ve nereden esti bilmiyorum tam da Doğa ve Çevre Kulübü toplantısına giderken beni yoldan çevirip Espark‘taki Starbucks‘a gidip kahve almayı önerdi. Nescafe 3’ü Bir Arada‘dan başka özellikle kahve arayan ve isteyen biri olmadığım için bu teklif açıkçası çok da makul gelmedi bana. Ancak Volkan’ı kıramayıp takıldım peşine.

Espark’ın alt katına yeni açılan Starbucks’tan içeri girdik. Fiyat yazan bir tablo gördüm. Lan baktım ama kahvenin fiyatını göremedim. Bu esnada görevli kız ne istediğimizi sordu. Bizim babadan zengin Volkan ben hala kahve fiyatlarını arayadurayım 3 tane (kendine, bana ve Yunus‘a) en büyük boy (vento oluyor galiba) kahve mi kahve latte’mi birşeyler istedi.

Ben de muhtelemen fiyatı 4 küsür falandır lan ne olacak diye içimden geçirdim. Zira büyük çayın yaklaşık o fiyatlarda olduğunu zorlukla sökebilmiştim o tablodan.

Görevli kız bizden üç kahve için yalnızca 24 lira aldı lan! Düşünsene sadece 24 liraya 3 bardak kahve aldık. Çok zengin olduğumuzdan ve zaten sürekli Starbucks’tan kahve içtiğimizden çok da koymadı bize yani. Fiyatı duyunca hiç afallamadık, hiç şaşırmadık.

Hatta dışarı çıktığımızda Volkan bana “lan 24 liraya ne alırdık başka?” diye sormadı. Zaten ben de ona 3 paket Marlboro alabileceğini söylemedim (zam gelmiş bu arada 9 lira olmuş).

Bu da bizim süper lüks yaşantımızdan sana bir kesitti sevgili okur. Dersler çıkar.

Bir Nebze Olsun Mutluluk

Lan şu son zamanlarda gerçekten mutlu olduğum, güldüğüm anları düşünüyorum sevgili okur. İş yarayan yaramayan bir sürü işin içinde koşuşturmaktan mutlu olmaya vakit kalmıyor. İşte blog yazamamın da sebebi bu. Aksilikler, şanssızlıklar hep beni buluyor. Çok bayağı bir yakınma olarak algılama bunu n’olur.

Bugün tam 3 hafta oldu okul başlayalı. Bugün ilk kez gördüm o ışıltıyı. Ama çok kısa sürmedi. Söndü gitti. Ve bir kez daha gördüğümde neden böyle oldu der gibi baktım. Oysa çoktan sönüp gitmişti. Kötü bir gündü.

İyi bir gündü belki de. Doğa ve Çevre Kulübü‘nde yönetime seçildim. Güzel bir sene olacak. Ama çok da yoğun bir sene olacak yine. Levent‘i başkan yaptık.

En son yırtılana kadar güldüğüm zaman Yağız‘ın kimliğindeki fotoğrafı gördüğüm zamandı. Mutluluğun verdiği o sarhoşlukla son mesajımı da o gece attım. Oysa bugün bak gece kavga dövüş sevgili okur. Halen cevap bekliyorum.

Yoruluyorum. Çok yorgunum ama yarın muhtemelen Allah’ın belası matematikten kısa sınav olacak habersiz. İçime doğdu işte. Sınavdan sonra da akşamın bir körü Rock Kulübü‘ne gideceğim. Karanlığa kadar uzanan bir yalnız kalma evresi olacak. Bu yalnızlıktan besleniyoruz aslında. İlham veriyor bana, bazılarına da acı veriyor.

Yapılacak işleri yapıp, atılacak imzaları atıp iki günlüğüne de olsa telefonları kapatıp şöyle bir gidesim var. Yanıma mp3 çaları da alırım. Geçen gün aldığım Eastern Harmony serisini dinlerim belki. Ya da 80’lere giderim. Bu ara C.C. Catch‘den hareketle Modern Talking, A.B.B.A. falan dinliyorum evde alttan alttan.

Bugün isteyerek bana destek veren herkese teşekkür ederim. Mutlu oldum sayenizde 🙂