Tag Archives: doğum günü

Uzun Hikayeler: Taşınma, Doğum Günü ve Dolunay

tasinma04
Bu yazıyı çok uzun zamandır erteleye erteleye bugüne kadar geldim. Neredeyse yirmi günlük bir yazı bu. 19 Temmuz 2016’da, hayatımın en güzel akşamlarından birini yaşadım. Doğum günüm dolunaya rastladı ve iki yıldır oturduğum evden taşınıp yeni bir eve geçtim.

Doğum günümün Temmuz ayı dolunayına rastlaması zaten beni epey heyecanlandırmıştı. Dolunaylardan başka tutunacak bir şey kalmadığı için, bu muhakeme gününün hoş tesadüfü, beni fazlasıyla mutlu etmeye yetti.

Bir süredir ev arıyorduk. Ancak emlakçıların komisyon pişkinliğinin artık dayanılmaz boyutlara ulaşması sebebiyle, öfkelenip güzel bir ev bulmak konusunda umudumu kesmiştim. Eski evin bir sonraki kirası son gün yaklaştıkça tedirginliğimiz artmıştı. Şansımıza, umudu kestiğimiz günün akşamı, bambaşka bir mahallede, Vişnelik Mahallesi‘nde tam da aradığımız gibi bir ev bulduk. İlanı gördüğümüz akşam hiç vakit kaybetmeden evi gezdik. Aynı gece evin sahibiyle epey uzun bir konuşma yapıp heyecanla ertesi sabahı beklemeye başladık. Çok uzun süre sonra ilk defa heyecandan uyuyamadım. Ertesi gün, evi tutmuştuk bile 🙂 Artık yeni bir ev sahibimiz ve arkadaşımız vardı: Selim.

tasinma07

Taşınma günü olarak 18 Temmuz’u seçmemize rağmen nakliye firmasının özrü ile 19 Temmuz gecesine kaldı iş. Neden gece? Çünkü tramvayın geçtiği caddelerdeki evlere nakliye asansörü kurulmasına ancak gece 01.00’den sonra izin veriliyormuş. 19 Temmuz günü iş yerinde heyecandan duramadım. Akşam adeta koşarak eski eve gittim. Günlerdir Merve, Hazal ve Utku‘nun  insan üstü gayretiyle tüm eşyalar kolilenmişti. Bir gün önceden de Murat Abi‘ye mobilyaları söktürmüştüm. Her şey hazırdı yani. O arada Yağızhan aradı.

Abi çok acil Pilot Bar‘da buluşmamız lazım, dedi. Lan, dedim. Akşam taşınacağım ne Pilot’u? Abi sahne durumu var, hemen konuşalım bağlayalım, dedi. Hesapladım. Nakliye aracı saat 23.00’de gelecekti. O arada bir kaç saat zamanım vardı. Peki, dedim Yağızhan’a. Hemen görüşüp eve dönmek için aceleyle çıktık evden. Yolda aklımda en büyük sıkıntı beliriverdi: Yeni taşınacağımız evin önünde park etmiş araçlar olacaktı. Gece 01.00’de bunların sahiplerini nereden bulup kaldıracaktık? Kaldıramazsak asansör kurulamazdı ki?

Mekana girdik Merve’yle. Bir anda tanıdığım bütün yüzler bana döndü ve İyi ki doğdun şarkısı söylemeye başladı! Hayatımın ilk sürpriz doğum günü kutlamasıydı bu. Abartmıyorum, ciddiyim. Yağız, Ender, Hazal, Utku, Uğur, Burcu, İpektoş, Şevkiye ve Betül oradaydı. Bir süre sonra yanlarına adaşım Mesut, Murat ve Gökçe de katıldılar. Doğum günü hediyesi olarak aldığım iki plak, başka bir yazının konusu olacak. Ama Şevkiye ve Betül’ün aldığı Pentagram plağıyla, Hazal ve Utku’nun aldığı Savatage plağı için teşekkür ederim buradan onlara. Ayrıca Burcu’nun babasının yaptığı Hürkuş uçağının merchandise şapkası için de ayrıca teşekkür ederim.

tasinma08

Doğum günüm

Bu sürpriz doğum günü kutlamasından sonra, Uğur’la birlikte eşyaların olduğu eve döndük. Nakliyeciler geldi. Yükleme başladı. Kazasız belasız bittiğinde saat 01.00 civarındaydı. Hızlıca bomboş daireyi temizledik ve önde biz arkada kamyon olduğu halde yeni eve doğru yola koyulduk.

tasinma05

Yeni evimin dolunay manzarası

tasinma06

O saatte yollar bomboş tabi. Geldik yeni eve. Murat ve Mustafa, süper bir iş başarıp evin önündeki park etmiş araçları çektirmişler. Rahatça yerleşti nakliyeciler. Ancak bu sefer de asansörün uzunluğu yetmedi. Yeni bir asansör çağırdılar. Eşyaları indirmeye daha doğrusu çıkarmaya başladılar. Bu asansör sistemi süper bir iş cidden. Salonun penceresini söküp kurdular ve tüm evin eşyasını buradan çektiler.

tasinma03

tasinma00

Darbe girişimini izlerken Volkan da Amerika’da müze geziyordu. Watsap grubundan anlık olarak haberdar ettik

Aynı günün sabahında, iki yıldır beyaz eşya dükkanında bekleyen ancak yer darlığı sebebiyle kullanamadığımız buzdolabını da getirtmek istemiştik yeni eve. Ancak kat asansörüne sığmadığından ve apartmanın merdivenleri de çok dar olduğundan bunu taşımak için de akşamı beklememiz gerekmişti. Buzdolabı da sorunsuzca çıkıp kurulacağı yere bırakıldıktan sonra saat 04.00 civarında iş bitti. Ertesi sabah işe gidecektim. Çünkü 15 Temmuz darbe girişiminden dolayı izinlerimiz iptal edilmişti. Bu darbe girişimine dair bir şeyler yazmak istiyorum aslında. Bunu da bir başka yazıya bırakayım şimdilik. Darbe girişiminin yapıldığı akşam da Utku ve Hazalla koli yapıyorduk. Olaylar olunca ağzımız açık halde televizyonu izlemeye devam ettik.

Evi taşıdıktan sonraki gün yeni eve geldiğimde yapılacak bir dünya iş olduğunu gördüm. O gün tarih 20 Temmuzdu. Heh işte, bak bugün 7 Ağustos olmuş. Hala o işler bitmedi. Neden? Çünkü okumayı öğrendiğim 7 yaşımdan beri biriktirdiğim kitaplarım, buna ilave dvdler, cdler ve bilumum ıvır zıvırdan oluşan, iki yıldır annemlerin evinde bekleyen devasa bir mal varlığım vardı. Bunlar için yeni evin bir odasını tahsis etmiştim. Bak günler geçti. Halen buraya bir çeki düzen verebilmiş değilim. Yavaş ama güzel bir şekilde ilerliyor. Pek çok noktada kontrolü ele aldım.

tasinma11tasinma10tasinma12

Yeni evde, ilk bağlanan şey internet ve tv oldu. Apartmanda kablo dünya hizmeti vardı. Ben bu kadar çabuk gelip bağlayacaklarını hiç düşünmüyordum. Şu ana kadar en ufak bir sıkıntı yaşamadım. Televizyonda da süper belgesel kanalları var. Evin içinde pek çok yerde irili ufaklı tadilatlar yapmak ve elektrik hatları çekmek gerekti. Güzel oldu sevgili okur.

Yazıya koyacağım görselleri seçmek de epey zor oldu. Bir de doğum günü yazılarının geleneksel özelliği olarak geçmiş yılların doğum günü yazılarını koyuyorum buraya.

tasinma13

Şu an ki manzaram

Geçmiş doğum günümü kutlayan herkese teşekkür ederim. Bu yazı, yeni evin oturma odasında yazdığım ilk yazı oldu. Umarım bu yeni yaşımda her şey çok daha iyi olur. He unutmadan bir üzücü gelişme oldu bu süreçte. İlkan Abi Tokat’a tayin oldu. Şu aşağıdaki fotoğraf da hep birlikte geçirdiğimiz son iş günümüzden. Onun gidişini, benim de geçmiş doğum günümü kutlamıştık. Umarım Tokat’taki hayatın Bilecik çukurundan çok daha iyi geçer sevgili abim 😦
tasinma09

Reklamlar

Megadeth Super Collider Plağım!

collider

Geçen günkü doğum günümden sonra, kendim için doğum günü hediyesi almak istedim sevgili okur. Alınacaklar listesinde çok uzun süredir bekleyen ancak bir türlü alma fırsatımın olmadığı Megadeth – Super Collider albümü, alınacaklar listemin en tepesinden göz kırptı. Lan, dedim, acaba alsam mı? Acaba alsam mı? Dayamadım, aldım. Kendime aldığım en güzel doğum hediyelerinden birisi oldu.

Bu sıradan bir LP albüm değil. Limited Edition Deluxe Vinyl Set! Gatefold kapak, muhteşem baskılı bir iç kartonet, 7 inç’lik turuncu renkli bir EP (kırkbeşlik) ve albümü dijital olarak indirmeye de yarayan bir şifre. Pek bir sevimli, pek bir şirin bir set dolayısıyla.

collider_00Super Collider albümünü ilk çıktığında yine böyle bir yaz zamanıydı. 2013’te çıkan albümde, klip çekilen ilk parça albüme adını veren parça olmuştu. Tek düze bir klipti. Dave Mustaine‘e kız babası rolü hiç yakışmamıştı. Her halde klibin etkisinden olacak, sonrasında albüme de ısınamamıştım. Ancak bir süre sonra Kingmaker‘ın akustik versiyonu yayımlandı VEVO kanalından. Bu video işte yeniden albüme ısınmamı collider_03sağladı. Dave Mustaine, büyük bir ego gibi dursa da aslında içten içe sempatik bir herif de. Gerçi bu son albüm sürecinde yine epey “iddialı” çıkışları oldu ama tüm Megadeth sevenler bilir ki onun içinde alçak gönüllü bir taraf da vardır. VEVO’nun yayımladığı akustik Megadeth videolarına bakmanızı kesinlikle öneririm. Dört şarkının kesinlikle hiçbir yerde duyamayacağınız akustik versiyonları, üstelik Dave Mustaine’ın şirin mi şirin vokalleri ve önünü görmesini bile engelleyen saçları!

collider_01

Albümün normal çalma listesinde 11 şarkı yer alıyor. Ancak sınırlı sayıda basılan versiyonlarına 2 tane de bonus şarkı eklemişler. İşte bu 11 şarkı LP’de, bonus 2 parça ise EP’de yer alıyor. Ayrıca albümün içerisinden çıkan şifre ile girip albümü 320 kbps kalitesinde ve bonus parçalarla birlikte indirebildim.

No. Başlık Süre
1 Kingmaker 04:16
2 Super Collider 04:11
3 Burn! 04:11
4 Built for War 03:57
5 Off the Edge 04:11
6 Dance in the Rain 04:45
7 The Beginning of Sorrow 03:51
8 The Blackest Crow 04:27
9 Forget to Remember 04:28
10 Don’t Turn Your Back… 03:47
11 Cold Sweat 03:10
12 All I Want 02:53
13 A House Divided 04:04
collider_02

İç kartonet

Albümde öne çıkan parçalar Kingmaker, Super Collider, Forget To Remember, Don’t Turn Your Back. Albümün kapak resmi büyük hadron çarpıştırıcısına ait. Albüm tasarımı da bu temayla yapılmış. İç kartonette en dikkatimi çeken şey Dave Mustaine’ın yarım sayfa tutan teşekkür listesi. Pek çok Megadeth fanı nedense Chris Broderick’i sevmez, ama ben çok severim. Bu albüm de kendisinin Megadeth’le kaydettiği son albüm olduğu için ayrı bir öneme sahip oldu.

collider_04

İç kartonet

 Bu yazıyı perşembe günü yazacaktım. D&R paketi çarşamba akşamı geldi. Perşembe günü ise çok güzel bir gündü ve bu yazıyla taçlanmış olacaktı. Ancak o akşam internetimde bir sorun vardı ve bir türlü girememiştim. Ama olsun, her plakla yaptığım gibi bu plakla da fotoğrafımı çektim ve o muhteşem gün öylece bitmiş oldu 🙂 Megadeth.

Bir Doğum Günüm Böyle Geçti

2015googleHiçbir şey. Evet, bomboş bir doğum günü geçti. Ne olmasını bekliyordum ki? 

Bu blogdaki en geleneksel yazılar yıl sonunda yazdığım değerlendirme yazılarıyla doğum günlerimde yazdığım yazılardır. Yeni yıl bütün dünyayla birlikte kutlanan bir milat olduğundan, geriye tek bir kişisel milat kalıyor: Doğum günü. İç dünyanız karmakarışıksa, geride bıraktığınız yıl belki de tüm yaşamınıza bedel bir yıl olmuşsa doğum gününüz şapkanızı önünüze koyup düşünmeniz, bazı sonuçlar çıkarmanız için muhteşem bir fırsat oluyor.

kisir

Doğum günü kısırı

Bu sene doğum günüm olmadı diyebilirim. Standart yaşadığım bir günden farklı hiçbir şey olmadı. Facebook’tan ve telefonla gelen kutlamalar haricinde ilave bir atraksiyon yaşamadım. Sessiz sedasız yirmi yedi yaşımı doldurdum. Bu sene hem hafta sonuna hem de bayramın son gününe denk geldi. Akşam üzeri kendime bir doğum günü kısırı yaptım. Çok uzun zamandır yapmıyordum. Doğum gününde pasta yerine kısır yedim. Turşuyla falan epey güzel gitti. Hafif de acı koydum. Kısır konusunda iddialıyım biliyorsun sevgili okur.

Bir önceki yıl doğum günümde askerdeydim ve terhis olmama sadece 2 gün vardı. Hatta bugün (21 Temmuz), bu yazıyı terhis oluşumun yıl dönümünde yazıyorum. Bundan önceki yıllarda doğum günümde neler olduğunu aşağıdaki linklerden inceleyebilirsiniz merak ettiyseniz.

Seneye umarım buraya yazabileceğim çok daha fazla şey olur. Ümit ederim ki kısır yapmaktan daha öte, daha lezzetli şeyler benim olur. Olsun ama, bu yaşa böyle başladığım için üzgün değilim. Belki biraz üzgünüm ama başladığı gibi bitmez umarım.

Dün Alper’in Doğum Gününü Kutladık

Çok uzun bir yazı olmayacak. 01 18Normalde bugün Alper‘in doğum günü ama işte herkese uyduğu için dün kutladık bro’nun doğum gününü.

Betülcük de güzel bir organizasyon yapmış Burçino ile birlikte. Çok nefis bir pasta almışlar. Betül yine börektir çörektir döktürmüş. Makarna salatası yapmış ki öff 🙂 Çok uzun süre kalamadım, ama kaldığım kısmı bile çok iyiydi 🙂 Alper’in yüz ifadelerine öldüm bittim.

06 5Aramızda olamayan ama olmayı en çok isteyen adam Sercan‘a hep beraber selam yolladık ama duymadı tabiki 🙂 Gecenin belki de en garip anı, bir uğur böceğinin gelip Alper’in parmağına konmasıydı. Alper Uğurluoğlu, Uğur Böcüklerinin Efendisi.

Alper, doğum günün kutlu olsun kardşim. Doğum gününe bizimle birlikte iştirak eden; Caner, Burçino, Betülcük, Hatice ve Gamze‘ye selamlar.

Böyle Bir Doğum Günüm Oldu

Google böyle kutladı

Google böyle kutladı

Bugün tam 25 yaşındayım sevgili okur. Önceki gün, yani cuma günü doğum günümdü. Blogun en eğlenceli yazılarından birisi doğum günü yazıları olduğu için ve senede bir defa yazabildiğim için fazlasıyla şımarık bir yazı okuyabilirsiniz.

Seneler geçtikçe daha da sönükleşen ve galiba biraz da yalnızlaşan doğum günleri yaşıyorum sevgili okur. Çok da dert etmiyorum açıkçası:) Herhalde büyümek buna deniyor.

Image Hosted by ImageShack.us

Perşembe gecesinden itibaren anlatıyorum doğum günümün nasıl geçtiğini. Perşembe akşamı Bozüyük‘ten dönerken Şemre‘nin aldığı Transformers Optimus Prime Kre’o‘su ile başladı bu yıl ki doğum günü şenliklerim. İlk ve tek hediyemi de dolayısı ile Şemre almış oldu. Yıl boyu bekleyip, doğum günümde kendime hediye alma geleneğimi bu yıl da bozmadım ve kendime bir GORMITI oyuncağı aldım.

Image Hosted by ImageShack.us

Gece yarısı doğum günümü en önce Black Omen’dan Serkan Abi kutladı Facebook‘tan. Sonra sağolsunlar bütün eş dost kutlama mesajlarını göndermeye başladılar.

Image Hosted by ImageShack.us

Ertesi sabah diğer günlere göre biraz daha erken sayılabilecek bir saatte işe gittim. Yapılacak çok işim vardı. Ancak kimse gelmeden ufak çaplı bir Sabhankra ziyafeti çektim kendime 🙂 Daha sonra saat 8’de gelip, doğum günümü iş yerinden ilk kutlayan Sinem oldu. Sonra gün içerisindeki koşturmacadan ne doğum günümü anlayabildim, ne de aklıma geldi zaten. Hafta içerisinde Note II için sipariş ettiğim aksesuarların ikisi de geldi. Kendime aldığım bu çok iyi iki hediye keyfimi iyice yerine getirdi. Bunlarla ilgili bir yazı yazacağım.

Akşam saat 16.00’da gelen bir şikayet üzerine apar topar göreve çıktık Bozüyük’e. Burada işimiz saat 18.30 civarında bitti ve nihayet Eskişehir’e dönebilmek için Bozüyük’ten otobüse bindim. Saat 19.00’u biraz geçmişti Batıkent‘te indiğimde. Gün içerisinde telefonla arayıp doğum günümü kutlayan pek çok arkadaşım oldu bu arada. Eve gittiğimde de bir süre bu telefon trafiği devam etti.

Akşam evdeydim. Aslında Mustafa The Russian ile birlikte Sivrihisar‘a gidecektim Ahmet‘in yanına. İzmir’den de Burak gelecekti. Ama planda ufak değişiklikler olunca günün geri kalanını evde kitap okuyarak geçirdim. Saat 23.30 gibi Togay aradı. Epey dertliymişiz herhalde ki uzun bir konuşma yaptık. Gece, saat 23.59’da, çok uzaklardan, Alis’in Harikalar Diyarı‘ndan bir çağrı geldi. Herhalde bu da son doğum günü kutlamam oldu.

Şimdi bu kısmı her sene yazdığım için bu sene de üşenmeden yazacağım. Burayı okumayabilirsiniz. Ancak ufak bir sevgi gösterisi olması bakımından şöyle bir teşekkür listesi yaptım: Telefonla arayan dostlar (Alper, Mustafa, Volkan, Sercan, Koray, Togay, Yağızhan, Ender, Betülcük, Oğuzhan, Murat, Seval, Ramazan), Sabhankra vurgusu yapanlar (Gürkan ve Plamen), mesaj atan dostlar (Ergin, Savaşalp, Levent, Ufuk, Nil, Murat Chaos, Mehmet Şahin, Betül, Erkin, Gökhan Abi, Tolga, Serkan, Esra, Türker, Hicran, Dilek, Ulaş, Veysel Abi, Orbay, Büşra, Serkan Abi), iş yerinde kutlayan dostlar (Sinem, Adnan Bey, Nurcan, Canan Hanım, Elif, Yeşim Hanım, Özgür, Ramazan), Facebook’tan tebrik bırakan dostlar (Ahmet Mert, Oğuzhan, Bilge, Karolina, Cem, Sibel, İlker, Alper Canyas, Nurdan, Turgut, Müjgan, Handan Hoca, Burcu, Esen, Hande, Emrah, Levent, Murat Kahvecioğlu, Tacettin, Naciye, Erman, Caner, Karahan, Sedat, Seda, Özlem Hoca, Pelin, Aslan, Hatice, Emre, Alper, Arzu Hoca, Pelen, Gülay, Orcan, Tuna, Atila, Seda, Akçay, Fulya, Serkan, Rabike, Emre Kızıl, Kübra, Şahin, Kenan, Kübra Vardar, Gamze, Mert, Rızvan Teyze, Buğra). Hepinize teşekkür ederim. (EKLEME: Büyük bir eşşeklik sonucu unutmuşum yazmayı, kusura bakmayın Beril Hanım 🙂 )

Bence doğum gününde şöyle bir liste elde etmek en güzel hediye olmalı 🙂 Evet, senede bir defa yazdığım bu yazıların bir diğer özelliği de daha önceki senelerde doğum günümde neler yaptığımı hatırlatması bakımından önceki yıllara ait doğum günü yazılarını da paylaşmam oluyor. Merak edenler 2009’dan beri doğum günümde neler yaptığıma bakabilirler.

2012 yılı yazısı
2011 yılı yazısı
2010 yılı yazısı
2009 yılı yazısı
2008 yılı yazısı (yayın tarihine bakmayın. Diğer blogdan aktardığım için öyle görünüyor)

Doğum günüm adına bir de şarkı paylaşayım. Son bir haftadır aralıksız Wintersun dinliyorum. Galiba giderek bağımlılık halini alıyor.

2011’de Özgün’le ufak bir çalışma yapmıştık. Sırf o çalışmanın anısına bugün ben bu videoyu Özgün ve Mert’e hediye ediyorum.

Bir Doğum Günüm Böyle Geçti

Malum dün doğum günümdü sevgili okur.

Yıllar geçtikçe insanın doğum günlerinden olan beklentisi giderek azalıyor, belki sen de bunun farkındasındır. Dün de aynen öyle oldu. Çok bir şey beklediğim bir gün değildi. Zaten pek bir şey de olmadı. Ama en nihayetinde güzel bir gündü, dostlarla hep birlikte olduk.

Sabahtan Alper ve Betül‘le buluşup iki haftadır devam eden arazi çalışmalarımızı bitirmek üzere Kırka tarafına gittik. Örnek alınacak kuyulardan örnekleri aldıktan sonra Ovacık Köyü‘ne bağlı İnlice Mahallesi‘nde oturan muhtar Arif amcamıza ziyarete gittik. Bahçede oturup adam başı üç bardak çay içtik. Bir ara Arif amca bahçeye dadanan gelinciği vurmak üzere tüfeğine falan davrandı, çok da dua ettik ama bir şey olmadı.

Buradan sonra iki haftadır topladığımız tüm numuneleri teslim etmek üzere Afyon‘a doğru yola çıktık. Yol, bol müzik ve bol sohbetle geçti. Afyon’da önce ortak çalıştığımız hocanın laboratuvarına gittik. Örneklerimizi bırakıp boş kapları toparlayıp arabaya yükledik ve bu sefer şehir merkezine doğru yola çıktık.

Şu yazımdan hatırlayacağınız kazığı yediğimizden dolayı bu sefer doğrudan Afium‘a gittik. Burada bir süre mağazaları gezip tişörtlere falan baktık. Ya güzel tişört bulamadık, ya da uçuk fiyatlara dudak büktük. Vay be. Sonra da ayıptır söylemesi Sbarro‘ya geçtik. Alper ve ben kendimize birer Mega Menü söyledik. Betül de 2 kişilik pizza aldı. Hepsini karıştırıp yedik. Deliler gibi doyduk.

Sonra Betül’ün TEMA‘dan bir arkadaşı olan Doktor Yusuf’la buluştuk. Daha sonra da şehir merkezine geri döndük. Burada bir mevlevihane vardı: Sultan Divanı Mevlevihane Müzesi. Burayı gezdik biraz. Sonra eski bir hamamdan dönüştürülmüş bir kültür sanat evine gittik. Burada da oyalandıktan sonra, birer meyveli soda, üç litre de soğuk su alıp Eskişehir’e doğru yola çıktık.

Eskişehir’e saat 18.30 civarında girdik. Aşağı yukarı 1 saat kadar laboratuvardaki analiz işlemleri sürdü. Sonra ben bizimkilerle vedalaşıp Hera‘ya doğru koşar adım yürümeye başladım. Hera’ya geldiğimde Yağız, Volkan ve Togay‘ın beni beklediğini gördüm. Biraz muhabbet ettik. Birer çay içtik. Sonra da kalkıp Peyote‘ye doğru hareket ettik. Peyote’yi çaldığı müziklerden hiçbir şey anlamadığım için pek sevemesem de şu an için, Mert‘le de orada buluşacağımız için kalkıp gittik. Şu yazımda anlatmıştım Mert’in diploma hikayesini. Diplomasını bu sabah gelip almış, artık mezun olmuştu.

Peyote’de çok güldük. Volkan ve Togay’ın şakaları bizi kırdı geçirdi. Zavallı Yağız’ın gülmekten karnı sızladı. Ah çocuk! Şakalar o kadar komikti yani. Saat ilerledi, Togay ve Yağız kalktı gittiler. Biz de Volkan’la Mert’i bekledik.

Yarım saat kadar sonra Mert geldi. Mert’i epey özlemiştim. Oturduk, konuştuk epey. Daha sonra Mert’in kuzeni Alper ve arkadaşı Eda da bize katıldılar. Ancak ben birkaç dakika sonra kalktım, zira artık iki haftanın yorgunluğu bitirmişti beni.

Eve geldiğimde saat 10’u geçmişti. Çok bir şey yapamadım. Canım epey sıkılıyordu. Oturdum tek tek facebook’tan doğum günümü kutlayan dostlara, değerli insanlara cevap yazdım. Her cevap yazdığım kişi de aklıma o kişiyle ilgili bir anım geldi. Pek bir mutlu oldum. Ve işte doğum günümün en mutlu anları da bunlardı. Afyon’dan dönerken bir yer görmüştüm tam da güneş batarken. Derbent Köyü‘nün girişindeki durağa konulmuş ahşap bir banktı bu. Güneş batarken son ışıkları bu banka değiyordu. Lan dedim içimden, genelde kendimle lanlı lunlu konuşurum, keşke insan her akşam gelse bu banka otursa, dedim. Yaşlanmaz valla insan, diye de ekledim kendime.

Benim kendime yaptırdığım tişört

Doğum günümde kendime bir hediye verdim. Uzun süredir arayıp da bulamadığım, en son olarak kendim yaptırdığım bir tişört bu. In Flames‘in Trigger videosunda Anders’in giydiği tişört. Yaz olduğu için siyahı tercih etmedim yalnız. Evet, doğum günüm kutlu olsun.

Anders’in klipte giydiği tişört

Bundan önceki son dört yılın doğum günü yazılarına bakmak isteyenler aşağıdaki linklere tıklayabilirler:

2011 yılı yazısı
2010 yılı yazısı
2009 yılı yazısı
2008 yılı yazısı (yayın tarihine bakmayın. Diğer blogdan aktardığım için öyle görünüyor)

Doğum Günü Süprizleri

Bu doğum günüm diğer doğum günlerime göre güzel geçti sevgili okur. Sağolsun tüm eş dost doğum günümü kutladı. Hepsine teker teker teşekkür ettim.

Doğum günümden bir gün önce Özgün‘le yaptığımız çalışmadan bir video veriyorum öncelikle. Bu henüz deneme aşamasında bir iş olduğu için çok iyi olmadığının farkındayım. Bize biraz zaman verin 🙂 Özgün’e buradan çok teşekkür ederim. Bu çalışmamızda Ağlatan Kafe üzerinde durduk biraz. Akordeonda Özgün, vurmalıda ben ve kamerada Aslan Abi, buyrun:

Bu güzel günümde Seval‘in beni çılgına çeviren armağanı In Flames‘in Come Clarity albümünün Limited Edition‘ı oldu. Zira bu albüm aynı zamanda bir bonus DVD hediyeli ve o DVD’de de grup tüm albümü baştan çalıyor. Mükemmel!

Come Clarity

Şüphesiz doğum günümün en inanılmazı da Akif Hoca‘mın değerli katkılarıyla edindiğim Pink Floyd – Dark Side Of The Moon 30th Year Anniversary Edition Vinyl‘i oldu. Pink Floyd’un en iyi albümünün plak olarak elimde olmasına halen inanamıyorum. İnanılmaz mutluyum sevgili okur. Üstelik özel bir basım olduğu için içerisinde bonus materyalleri de var. Aşağıda eklediğim fotoğrafın üzerine tıklayıp doya dya bakabilirsiniz kocaman haline 🙂

Dark Side Of The Moon Plak

Ve bugünün en güzel kısmı da Seval, Hatice, Özge, Ersil ve Aslan Abi’nin yaptığı süpriz doğum günü pastası oldu. Ulan acayip mutlu oldum sevgili okur. Bu kadar mutlu olacağımı ben hayatta düşünmezdim. Ama o kadar mutlu oldum yani. Sevallerde yedikten sonra şekerlemelerimizi, Aslan ve Ersil’le ayrıldık. Sonra gece oğlanlar laf maf atarlar diye durağa kadar bıraktılar sağolsunlar.

Bu doğum günüm de böylece bitti. Pink Floyd çok çok iyi oldu. Pink Floyd’a olan bu ilgimi hayatta iki kişiye borçluyum: Volkan Vardar ve Furkan Aktakka. Var olsun ikisi de. In Flames için de Serkan Afşar‘a selamlarımı iletiyorum. O anlar beni 🙂

Bundan önceki son 3 doğum günüm için yazdığım yazılar:
1. 2010 yılı yazısı
2. 2009 yılı yazısı
3. 2008 yılı yazısı (yayın tarihine bakmayın. Diğer blogdan aktardığım için öyle görünüyor)

Hayatımın Yolu

En temiz havanın bile henüz ciğerlere çekilmesinden saatler önce çıkmaya başladım bu tepeye. Kim bilir kaç bin yıldır gururla yükselen bu garip kaya parçasının kendinden aşağıda uzanan ovaya bu denli kibirle bakmasını doğal karşıladım. Ancak şimdi de izin vermiyordu bana geçmem için. Bunu doğal karşılayamazdım.

Düşündüm. Yolculuğumun adı “Hayat” olacaksa işte bu kibirli kaya parçası da hayatta karşıma çıkan ilk zorluk olmalıydı. Düşündüm. Hayatta karşıma çıkan ilk zorluk Muhsin’di. Eski evimizde üst katımızda otururdu Muhsin ve ailesi. Hayatımın altı ayı bu çocuğun bana yaptığı kalleşliklere katlanmakla geçmişti. Altı yaşında bir insan yavrusu olarak işte nefreti ilk bu çocuğa karşı hissetmiştim. Kayaya baktım. Muhsin’in hayali sanki kayayla bütünleşmiş ve yine o kibirli duruşu sergiliyordu. Çocukken yaptığım şeyi yaptım. Arkamı kayaya dönüp 20 adım daha fazla yürüdüm ve hemen çaprazımda bulunan daha düz bir kayanın üzerinden geçtim. Muhsin arkamda onu umursamayıp yoluma devam ettiğimi görünce belki de yüzlerce metre yerin altındaki kökleri çatırdadı öfkeden. Ancak yine de dönüp tek kelime etmedim.

Cinebonus'un yolladığı doğum günü görseli

Güneşin yakıcı ışınları henüz beni kavurmaya başlamadan önce sabahın o serin havası çarptı yüzüme. Bu serinliği az çok bilirsiniz. Üşümezsiniz ama biraz sonra daha çok üşüyecekmişsiniz gibi titrersiniz. Bunun verdiği heyecan bambaşkadır. Tepenin halen gölgede kalmış yerleri bir anda karanlık gelmeye başladı gözlerime. Bu anı biliyordum. Bu anı daha önce yaşamıştım. Şimdi hissettiğim şey belki biraz yorgunluktu ancak bir önceki tecrübem de hissettiğim şey aşktı. Tüm bedenim tepeden tırnağa aşkla doluydu. Bu hikâye de hayatımın ilk aşkıyla ilgiliydi. Güneş o kente tırmandığım tepenin ardından doğuyordu. Kendimce bir plan yapmıştım. Güneş doğarken tam o tepenin zirvesinde olacaktım. Böylelikle o güneşi ben doğurmuş olacaktım. Aynı günün akşamında da güneş batarken benimle olmasını isteyecektim. Bu fikir o zaman bana teoride de pratikte de mükemmel gibi gözükmüştü. Dediğimi yaptım. Güneşin doğuşuna yetiştim. Güneşi o gün ben yükselttim sevdiğimin üzerine. Ama o akşam kimse gelmedi. Benimle doğan güneş öksüz battı. Üstelik bu da yetmezmiş gibi yorgunluktan kayanın birisinin üzerinde sızmıştım. Bu sızmanın bedelini tam 2 sene bel ağrısı çekerek ödedim geceleri. Bu hikâyemden de yeteri kadar sevmek gerektiğini çıkarmıştım. Aklımda bunlarla yürümeye devam ettim.

Güneş seyirlik bir konuma gelmişti. Daha öğlene çok vardı. Acıktığımı anladım. Karnım bunu bana işaret ediyordu. Saatlerdir hareketime güç veren bacaklarım artık sızlamaya başlamıştı. Ancak bu yolculuğun adını hayat koyunca yanıma alacağım birkaç lokma yiyeceğe ne ad vereceğimi bilemedim. Ya da dinlenerek harcadığım dakikaları hayatımın hangi anıyla karşılayacaktım? O yüzden yanıma yiyecek almadım. Dinlemek için mola vermeyeceğime dair söz verdim.  Bunca yıldır yanımda yürüyen dostlarımla da vedalaşmadan ayrıldım. Tıpkı ani bir ölümün kolumdan tutup çekiştirmesini taklit eder gibi apar topar çıktım.

Bir süredir omzumda benimle seyahat eden, olan bitenden habersiz bir arıyı fark ettim. Bu yorgunlukla bir de canımın yanması fikri önce epey canımı sıktı. Sonra düşündüm. Hayat’ta farkında olarak ya da farkında olmadan ilk arkadaşım bu arıydı. Belki buradan kilometrelerce uzakta yaşıyordu. Ama şimdi benim yanımdaydı. Biraz da işimi sansa bırakıp arıyı kovmadım. Arı bir müddet benimle geldi. Sonra uçup gitti. Ben yine insan olmanın verdiği o tiksinti ile elimle omzumu silktim birkaç defa. Arı, tıpkı hayatımdaki ilk arkadaşım Ersin gibiydi. Şans eseri karşılaştırmıştı hayat bizi. Etrafımızda bizim yaşlarımızda onlarca çocuk vardı. Ama biz birbirimizi seçmiştik arkadaş olmak için. Kendimizi bilmeden birkaç sene kardeş gibi büyüdük. Sonra Ersin başka ben ise başka bir yere gittim. Şimdi düşündüğümde o günler hayal gibi, gördüğüm bir rüya gibi geliyor bana. Zihnimin en kuytu yerlerinde üzerini kaplayan tozdan okunmuyorlar bile. Ersin’i özlüyorum aradan geçen bunca yıla rağmen. Benim hatırlamayıp da onun hatırladığı neler vardır diye merak ediyorum.

Güneş tepede yakmaya başlayacaktı birazdan beni. Önümdeki yola baktım. Geride bıraktığım yola baktım. Bu yolculuk bitmeyecekti. Yaşadıklarım işte buraya kadar gelmeme izin veriyordu. Biraz daha ileri gitmeme ne bacaklarım ne de zihnim izin veriyordu. Bir an düşündüm. Hayatımın geldiğim yere kadar olan kısmını izlemiştim. Şimdi ileriye gitmeye çalışmak filmin sonunu görmek olurdu. Öyleyse bu yolculuğa neden çıkmıştım? Bu hikâyeleri neden anlattım?

Durdum. Durdum ve geriye döndüm. Zamanın akışına paralel yürümeye başladım. Anlattığım hikayeleri ve anlatamadığım nicelerini yeniden yaşadım. Aylar boyunca geceleri ağrılar çektim. Muhsin’in kibirli bakışlarına katlandım. Onu bir daha sevdim. Ve yeniden doğdum.

Yeniden doğmanın dayanılmaz hafifliği ile anneme biraz daha sarıldım. Ve bu yazıyı yayınlamak için tam 24 sene bekledim. 24 sene önce bu gece dünyaya gelmiştim çünkü.

Doğum günüm kutlu olsun.

Bugün Sercan’ın Doğum Günü!

Bugün şişmanlığıyla olduğu kadar, sevecenliğiyle, temiz yürekliliğiyle, kafa denkliğiyle tanınan, bir numaralı eşimiz, dostumuz, arkadaşımız Sercanımızın doğum günü! Tüm yurtta kutlanıyor bugün. Dün gece tam gece yarısı Adalar’ın mavi ışıklı aydınlatmasıyla ucuz pavyonları andıran bir cafe’sinden çekip aldık Sercan’ımızı. Koray, Özgür, Volkan, Merve ve ben, kapanmasına bir kaç saat kala Harabe Kafe‘ye geçtik. Güzel, eğlenceli bir gece oldu. Harabe kapatınca biz de ayrıldık mekandan.

Sercan’a içinden 9 tane kek çıkan Browni’den aldık. Üzerine de 9 tane mum diktik. Bu şişman artık ne yaptı ne diledi bilmiyorum. Hakkımızda hayırlısı olsun inşallah.

Google bile (!) Sercan’ın doğum gününe özel dodle yapmış lan! Aha da:

Google Sercan Doğum Günü Dodle'ı

Sercan kardeşimin yeni yaşı umarım kendisine uğurlu gelir. Ellerini büyük bir işkenceden kurtarır. Bu arada Sercan ne yapmış nerden bulmuş, çalmış mı çırpmış mı bilmiyorum, inanılmaz süper bir deri mont almış bir yerden. Çok beğendik, çok kıskandık. Siz de Sercan’ı gördüğünüz yerde onunla bir fotoğraf çektirin, dizi filmlerinize konuk oyuncu olarak falan çağırın. Sercan’ın bugünlerde yakaladığı bu inanılmaz çıkışa destek verin.

Calculus II Vizesi, Doğum Günüm

Görmemişin katanası ve ben

Yaz okulunda malum para verip iki tane sınav hakkı satın alıyoruz. Bu ifadenin aslında hoş karşılanmayacak türden olduğunu biliyorum. Ama kızıyorum gerçekten. Calculus II‘nin ilk vizesini olduk salı günü. Daha önceki vizelere de baktık o kadar, bu kadar kazığını görmedim ben! Hocamız elbette daha iyi bilir ama bu sınavı bu şekilde hazırlamasının amacını, mantığını bir türlü anlayamadım. Yani tamam, biz de başka okullardaki gibi yaz okuluna geldik, hoca bizi geçirsin demiyoruz. Biliyorum ki yaz okulundan hocanın aldığı para muhtemelen çok da tenezzül edilmeyecek bir miktar. Geçen seneki fizik hocamızın dediği cümle bu aynen.

Bilmiyorum işte, kızgınım kısacası. Malum bir de annemin ameliyat durumu, misafirler vs derken bu vizeyi kurban ettik işin gerçeği. İnşallah umudumuz, başımızın tacı Sedat Hoca, final sınavını hayır dualarıyla vermemizi sağlar da bir ömür sağlığına duacı olurum 🙂

19 Temmuz’da da malum 22 senelik bir geleneğin devamı olan doğum günüm vardı. Ertesi gün matematik sınavının olduğunu düşünerek hiç bir şey yapmadan, gerçi sırf doğduğum gün diye özel bir şey de yapmam gerekmiyor artık saçma geliyor, geçirdim. 20 Temmuz her ne kadar Calculus II sınavından çuvallamış olsam da hem annemin hastaneden çıktığı hem de dayımın süpriz yapıp ufak bir kutlama tertiplediği harika bir gün olarak aklıma kazındı. Bu harikalığa bir de Sedat Hoca’nın çarşamba ve perşembe ders yapmayacağını söyleyerek ertesi günü düşünmeden film izlememi sağlaması, bu krallığı yapması eklenince daha bir tadından yenmez oldu.

Yakın zamanda hayatımdaki önemli devrelerden birisini kapatacağım gibi geliyor bu aralar. (Bu cümleyi bir daha okudum da hata nerede bulamadım.)  Doğum günümün en sevdiğim yanı her ne kadar çoluk çocuk işi gibi görünse de halen daha sevdiğim ve beni acayip mutlu eden doğum günü mesajları oldu. Çok iyi tanıdığım insanların kutlamadığı ama çok az tanıdıklarımın da çok samimi bir şekilde kutladığı bir doğum günü oldu. Şaşırdım ve mutlu oldum 🙂 Üşenmeden herkese cevap yazdım. Özelden atana özelden, sözelden atana sözelden cevap verdim. Ama mutlu oldum. Mutlu olmaya ihtiyacım var zira. Kimdi lan hatırlamıyorum birisi Mesut “zira” sözcüğünü çok fazla kullanıyorsun demişti. Sercan sen miydin lan?

Volkan ve Halil‘le ekimde ölmezsek bir metal festivali düzenliyoruz. Yavaş yavaş hazırlanmaya başladık. İyi olacak bakalım. İşte bu festivale kadar bu mutlu havamı koruyabilirsem acayip başarılı olurum gibi geliyor 😀

Doğum günüm kutlu olsun 🙂