Tag Archives: Doktora

Olaylar: Laboratuvar İşlerim, Anadolu Üniv. Reklamı, Mach3 Krom Kaplama

Laboratuvar İşlerimde Son Durumlar

arazi02

En alttaki Heater Failure lambasının yanmaması gerekiyor

Temmuz ayının başında doktora tezimin son arazi çalışması vardı sevgili okur. Adeta saç baş yolduran aksiliklerin ardından nihayet tüm deneylerim bitti. O hafta her şey arazi öncesi çalışmalar sırasında başladı. Bilen bilir, ciddi bir bulaşık yükü vardır çalışmaların öncesinde. O bulaşıkları yıkarken en olmayacak iş oldu ve önemini sonradan anladığımız biricik kıymetli otoklav cihazımız bozuldu. Hem de ne bozulmak! Bozulmuş olduğunu her yerinden sular fışkırtarak belli etti. Üstelik bu olduğunda saat 20.00 civarındaydı ve ben okulda tek başımaydım.

Bu cihaz bozulunca, muadili bir cihaz arayışına geçtim çünkü arazide kullanılacak bazı kapların sterilize edilmesi gerekiyordu. Bu konuda da her zaman elimizden tutan abimiz, kıymetli büyüğümüz Serdar Hocam yardımıma yetişti. Neredeyse son gün Ümit, İlkin ve Samir‘in olağanüstü yardımları sayesinde arazi hazırlığını tamamladık.

Ertesi gün yine bir aksilik yaşandı ve araziye gideceğimiz aracın aynası koptu. Onu yaptırmak durumunda kaldığımız için geç çıktık ve planladığımız sayının yarısı kadar istasyondan numune alabildik. Diğer gün ise ben laboratuvarda kaldığım için ekip bensiz gitti araziye. Hiç olmayacak bir aksilik daha yaşandı: Aracın lastiği patladı. Böylece akşam 17.00 civarında beklediğimiz numuneler saat 22.00 civarında geldi. Bunca aksiliğe rağmen o gece ve ertesi gün tüm analizleri bitirdik. Merve ve Alper‘in bu süreçteki yardımları olmazsa mahvolmuştum.

arazi01.jpg

Tez çalışmamdaki 1 no.lu istasyon

Neyse ki ertesi hafta da hiçbir sıkıntı olmadan beş gün süren son analizler de bitti ve Esra‘nın yardımıyla kaydını tuttum. Artık kullanacağım verilerin tamamı elimde mevcut. Önümüzdeki üç dönem boyunca tez çalışması devam edecek. Son olarak bu Ağustos ayı içerisinde birkaç gün daha sadece Tarık Abi‘nin arazi çalışması için laboratuvara gireceğiz. Sonrasında laboratuvar işleri proje için sona erecek.

Anadolu Üniversitesi Reklamı

İlginç bir dönemdeyiz. Artık okullar ve kurumlar da kendi reklamlarını çekiyorlar. Üretilen hizmetler kamu adına olsa bile artık kamu kurumları da reklamın gerekli olduğunu keşfediyorlar. Bu, sektör adına güzel bir gelişme.

Her ne kadar artık adımız Eskişehir Teknik Üniversitesi olsa da, halen bir Anadolu Üniversitesi aşığı olduğumdan yıllardır öğrencisi olduğum (bu yaz AÖF’den mezun oldum gerçi) okulumu dikkatle takip ediyorum. Ama nasıl olduysa geçtiğimiz günlerde çok güzel bir gelişmeyi gözden kaçırdım. Hazal ve Şevkiye sayesinde okulumuzun ilk reklam filmini gördüm 🙂 Gerçi sonradan tüm sosyal medyaya yayıldı ama olsun.

Üniversitenin yeni rektörü Şafak Hoca, gerçekten sıra dışı bir insan. Akademik geçmişi, üniversiteye üniversite dışından atanan ilk rektör olması, genç yaşı gibi pek çok faktör onu gündeme taşımıştı. Son dönemde de FETÖ’nün dijital platformlarda yaptığı işlerle ilgili Türkiye’de bir ilk olan araştırmayı kamuoyuyla paylaşmıştı. Bu yaz mezuniyet töreninde çok yakından görme ve konuşmasını dinleme fırsatım olmuştu.

Uzatmayayım, bu yıl Anadolu Üniversitesi tam da üniversite tercih döneminde güzel bir reklam filmi hazırladı. Filmde bir öğrenci. bölüm tercihi konusunda kararsız kalıyor ve rektör hoca da kendisine yardımcı olmaya çalışıyor ama bir yere kadar!

Ben ilk defa bir rektörün böyle farklı bir projede yer aldığını gördüm. İzleyince ister istemez bir tebessüm oluşuyor. Rektör hocanın maşallah cüssesiyle Marlon Brando‘nun Baba tiplemesi de cuk oturmuş. Okulun kendi imkanlarıyla yaptığı bu reklam filminden blogda bahsetmesem olmazdı. Emeği geçen herkese teşekkürler.

Gillette Mach3 Krom Kaplama Özel Seri

10054261276722Gillette, Dünya’nın belki de en meşhur tıraş bıçağı olan Mach3 serisi için yepyeni bir modeli tanıttı: Limited Edition. Bu yeni seri, ilk defa bir Mach3 bıçağıyla birlikte verilen özel bir stantla beraber geliyor ve tamamen krom kaplı, çok şık bir tasarıma sahip. Mach3 ve Mach3 Turbo bıçaklarıyla uyumlu bu yeni sapın orta kısmı kavramayı kolaylaştırmak için pvcden imal edilmiş. Sınırlı sayıda üretileceği söylediği için Migros’ta denk getirip normal bir Mach3 fiyatına alıp koleksiyona ekledim.

Bu yeni eklemeden sonra kendi çapında, ufak bir Mach3 koleksiyonu da oluşmuş oldu. Şu anda 6 farklı tasarımda Mach3 ve Mach3 Turbo bıçağına sahibim. Koleksiyonun tek eksiği yeni çıkan Mach3 Start modeli. Onu da elbet bir gün alınca muhakkak son halinin fotoğrafını paylaşırım. Koleksiyoncular acele edin, tükenmeden alın.

10054261440562

gilletteyeni

Koleksiyonun şu anki durumu: En soldan itibaren özel saklama kutusu, Black, Standart Mach3, Standart Mach3 Turbo, SenseCare, Ferrari, Limited Edition

Tatil Sonrası, Discogs, Planlar

Geride bıraktığımız bayram tatili, son yılların en verimli tatillerinden bir tanesi oldu hiç şüphesiz. Uzun süredir yapmayı planladığım şeyleri yaptım. Ancak akvaryumda meydana gelen beklenmedik gelişme hem zaman kaybına yol açtı, hem de biraz moralimi bozdu.

Bir süredir odamda devam eden bir karışıklık ve kalabalık mevcuttu. Raflara sığmayan kitaplar ve CD’lerden dolayı ortalık epey karışmıştı. Ayrıca yıllardır kullandığım masa da artık ihtiyacımı görmekten çok elime ayağıma dolaşır hale dönüşmüştü. Bunun üzerine kendime şok bir indirim denk getirerek bir bilgisayar masası ve ona bitişik halde satılan bir kitaplık aldım. Çok işlevsel olan kitaplığın yanı sıra, öncekine göre neredeyse iki katı genişliğinde bir masa yüzeyine ve ıvır zıvırı ortadan kolaylıkla kaybetmeye yarayan bir çekmeceye kavuştum. Elbette her güzel şey gibi bu mobilyanın da bir kusuru vardı. Satış sitesinde kitaplık kısmının hem sağa hem de sola monte edilebileceği yazıyordu. Ancak mobilyayı kurunca gördüm ki kitaplık kısmını sadece sol tarafa monte edebiliyordunuz. Aksi halde mobilyanın kaplanmamış, suntaları gözüken kısmına bakmak zorunda kalıyordunuz. Ben bunu göze aldım ve kitaplığı sağ tarafa monte ettim. Üzeri kaplanmadığı için suntası gözüken kısımları ise beyaz renk mobilya kenar bandı alıp ütüyle yapıştırarak hallettim 🙂 Şimdilik ortalık toplandı, CD’ler, kitaplar ve günlük kullandığım çevre donanımları toparlanmış oldu.

masaustu

Şimdilik son durum bu şekilde oldu

discogslogoŞüphesiz tatilin en güzel kısımlarında biri de müzik CD’lerimi arşivleyip, orijinal baskıları discogs.com hesabıma eklemek oldu. CDr olarak bilinen yani grupların kendi imkanlarıyla çoğalttıkları, fabrikasyon üretim olmayan ve çoğu underground albümler olan CD’leri ise not aldım. Bunlar barkodsuz olduğu için sisteme elle eklemek gerekiyor. Yeri gelmişken discogs mobil uygulamasının müthiş bir kolaylığından bahsetmek istiyorum: Barcode Scanner.

Discogs mobil uygulamasında,”barcode scanner” özelliği sayesinde elinizdeki albümün sadece barkodunu kamerayla taratarak discogs hesabınıza ekleyebilirsiniz. Bu size zamandan inanılmaz tasarruf ettiriyor. Mesela aynı şeyi kitaplarım için yapmayı denediğimde, Goodreads mobil uygulamasının çok daha hantal olduğunu gördüm. Discogs’un mobil uygulamasından bu işi nasıl yapacağınıza dair ekran görüntülerini aşağıya bırakıyorum.

discogs

Açıköğretim Fakültesi‘nde okuduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü‘nü nihayet bitirdim. Çok büyük ihtimalle, yarın açıklanacak final sınavı notlarından sonra, mezun olacağım. Bu hafta Perşembe günü mezuniyet töreni var. Bu programdan mezuniyetimle ilgili her şeyi hafta sonu blogda anlatacağım. Güzel bir macera oldu benim için.

Kendi bölümümde devam eden doktora eğitimim için de, bu dönem “Doktora Tez Önerisi Savunması” denilen bir prosedür vardı. Onu da hallettim sayılır. Çok büyük ihtimalle bu hafta onun notunu da alıp dönemi kapatacağım.

hpbox

Yaz için bir birinden farklı tasarım projelerim var. Özellikle yeni bir tür CD kartoneti fikri üzerinde uğraşıyorum. Bir de aylardır orijinallerini aradığım bir Harry Potter Box işi var. Ama en önemlisi, Can Yayınları‘ndan çıkan cep kitaplarının aynısını evde yapmayı denemek olacak. Bunun için gerekli olan tüm malzemeyi temin ettim. Deneme amaçlı bir kitap basacağım. Umarım yamulmam.

bigbang.jpgSon olarak tam 12 yıldır, bıkmadan, sıkılmadan ve açık ara kahkahalarla izlediğim tek dizi olan (Supernatural daha eski ama onda kahkaha atmıyorum) The Big Bang Theory bitti. Evet bitti. Yerini ne doldurur bilmiyorum. Belki Young Sheldon isimli dizi. Ama sanmıyorum. The Big Bang Theory, ilk sezonundan son sezonuna üzmeyen, sıkmayan tek diziydi. Henüz izlemediğim HBO yapımı Chernobyl‘i ve Netflix yapımı Dark‘ın ikinci sezonunu merakla bekliyorum. Belki onlar biraz…

Klarnet Aldık – Laboratuvar Temizliği

Klarnet Aldık

labklar03Murat ne zamandır klarnet çalmayı öğrenmek istiyor. Nereden nasıl bulmuşsa bir sibemol klarnet bulmuş kendine. Ancak bu düzendeki bir klarnetle bizim piyasadaki parçaları çalabilmek çok zor. Zira bizdeki klarnetler çok büyük oranda ve hatta klasik müzik hariç, tamemen “sol klarnet“lerden ibaret.

Yıllardır alışveriş yaptığım bir dükkan var. Öyle çok süslü, abartılı bir yer değil. Ama ihtiyacınız olabilecek her şey var burada. Ayrıca kendi imal ettikleri enstrümanları da satıyorlar. Bu şekilde pek çok arkadaşıma ve kendime, onlarca farklı malzeme ve enstrüman aldım buradan. Yine buraya yolum düştü geçenlerde. Biraz konuştuk. Elinde labklar02çok temiz bir ikinci el sol klarnet olduğunu öğrendim. Öylesine bir de fiyat aldım.

Daha sonra Murat’la buluşup aylardır ilmek ilmek işlediği klarnet planıyla ilgili son durumu kontrol ettik. Bir pazar günü buluşup birlikte gittik. Murat geçen zamanda biraz biraz öğrenmiş klarnet çalmayı ama ben hiç bilmiyordum. Hiç bir fikrim de yok. Ulan nasıl yaparız deneriz, derken, dükkana bir klarnet hocası girmesin mi? Satıcı dayı da şaşırdı, Amma şanslıymışsın, dedi Murat’a. Daha sonra pazarlığa giriştik. Satıcı ilk etapta bir yüz lira düştü. Bu da elimizdeki paradan 200 lira daha yüksek bir fiyattı. Tam bu anda üzerindeki pelerinini savurarak Merve girdi içeri ve “100 lira da benden” dedi. Merve’nin bu çıkışı, satıcı dayıyı epey duygulandırdı. Yav, yenge 100 lira veriyorsa ben de bir 50 lira düşüyorum, dedi. Artık son vuruşu yapmanın zamanı gelmişti. Çıkardım bir 50 lira da ben koydum ve klarneti aldık!

O anda orada bulunan klarnet hocası üstat bizi çok teşvik etti. Aldığımız klarneti uzun yıllar değiştirmeye gerek kalmadan kullanabileceğimizi söyledi. Bakalım göreceğiz.

Laboratuvar Temizliği

Birkaç ay önce şu yazımda, doktora çalışmalarına başladığımı, bu sebeple de laboratuvar çalışmalarımın olacağından bahsetmiştim. Hatta sağ olsun, bir arkadaşım da bunu duyunca küçük bir hediyeyle beni şımartmıştı.

Şimdi, arazi  ve laboratuvar çalışmaları periyodik olarak yürüyecek. Ancak geçen seferki çalışmada fark ettiğimiz bir durum vardı. Laboratuvar epey dağınıktı. Eski dönemlerini bildiğimiz için bu dağınıklıkta bizi fazlasıyla üzmüş ve yormuştu. Bir şeyler yapmak gerekiyordu. Arzu Hoca‘yla da konuştuktan sonra Merve‘yle birlikte bir temizlik planladık.

labklar05

Ekip buydu işte.

Geçen cumartesi günü, Merve ve eşi Ahmet, ben ve dört yüksek lisans öğrencisi arkadaşla (Ümit, Ulvi, İlkin ve Samir) birlikte sabah saat 10’da laboratuvara geldik. Ahmet ve Merve, yıllardır kullanılan test kitlerine daldılar. Onları düzenleyip her bir dolap için etiketleme yaptılar. Ben de diğerleriyle gereksiz yer kaplayan her şeyi atmaya başladım. Atma işi bitince bulaşığa giriştik. Daha sonra, bir sonraki arazi çalışması için hazırlık yaptık. O da bitince herkes gitti. Bu arada Tarık Abi, kendi arazi çalışmasında topladığı 10 istasyona ait su numuneleriyle çıktı geldi. Saat 18.00 civarıydı. O gelince hemen numunelerinin analizlerine başladım. Sağ olsun bir kısmında yardımcı oldu. Sonra tekrar Ankara’ya döneceği için gitti.

labklar04

Saat tam 21.00

Saat 21.00’i biraz geçe tüm analizleri bitirdim. Laboratuvarın tertemiz, derli toplu olması bana inanılmaz keyif veriyordu. Ancak yorgunluğun da etkisiyle iyice tükenmiş vaziyetteydim. O saatte, kampüs ve civarında herhangi bir toplu taşıma aracı kalmadığından Alper‘i aradım. Alper’i aradıktan sonra kampüsün dışına yürümeye başladım. Lan uzaktan uzaktan çığlık sesleri geliyor. Tövbe tövbe, gece gece kimin sesi bu, dedim. Yürüdükçe çığlıklar yerlerini toplu haykırmalara bıraktı ve giderek anlaşılabilir hale gelen tezahüratlara dönüştü. Kampüsün tam çıkışındaki sahada bir Amerikan Futbolu maçı devam ediyordu. Anadolu Üniversitesi takımı Anadolu Rangers ile başka bir takımın maçı vardı. Hayatımda ilk defa canlı olarak bir Amerikan Futbolu maçı izledim. Bir süre sonra Alper çıktı geldi sağ olsun. Durdu o  da izlemeye başladı. Sonra yola devam ettik.

Evet sevgili okur, bu sene laboratuvar çalışmaları olacak hayatımda. “Renk katacağından” eminim. Ayrıca yine eminim ki oralardan da epey olaylar, komik anılar çıkacaktık. Okumak için takipte ol. Sevgilerle.

labklar01

Bitti, gidiyorum.

Doktora Yeterlik Sınavı

eutrophication

Göllerde trofik seviyeler

Aşağı yukarı geçen yazdan beri aklıma geldikçe karnımın ağrımaya başladığı bir olaydı bu. Dört dönemin ardından, almam gereken tüm dersleri alıp verdikten ve ortalama şartını da sağladıktan sonra, geçen sene Eylül ayında yeni dönem başlayınca zorunlu olarak tek bir ders alabildim: DYS000 Doktora Yeterlik Sınavı.

Bu sınavda teori olarak, lisans ve eğer yapmışsanız yüksek lisans eğitiminiz boyunca gördüğünüz tüm akademik konulardan, yani bölümünüzün içeriğinizden sorumlusunuz. Bu arada yeri gelmişken söylemekte fayda var. Doktora yapmak için “illaki yüksek lisans yapmış olmak” gibi bir şart yok. Benzer şekilde yüksek lisans ve doktora, illaki mezun olduğunuz bölümle alakalı ana bilim dalı üzerinden yapılmak zorunda değil. Burada ki olay şu: Eğer mezun olduğunuz bölümün ana bilim dalından yüksek lisans yaparsanız, mesleki unvanınızın önüne bir “yüksek/uzman” ön unvanı alırsınız yani mesleki bir uzmanlık kazanırsınız. Örneğin, Kimya Mühendisliği Bölümünden mezun bir kişi, yine Kimya Mühendisliği Ana Bilim Dalından yüksek yaparsa “Kimya Yüksek Mühendisi” olur. Eğer bu kişi yüksek lisansını Kimya Ana Bilim Dalından yaparsa ya da bambaşka bir alandan, örneğin İşletme Yönetim Ana Bilim Dalından yaparsa, ne yazık ki kimya yüksek mühendisi unvanı alamıyor. Bunlara verilen unvan “Bilim Uzmanı” oluyor.  Yüksek lisans yapınca, mühendislere, mimarlara “yüksek”, kimyager ve biyologlara ise “uzman” unvanı veriliyor. Doktora da ise durum farklı. Doktora, akademik bir yeterlik olduğundan, ana bilim dalı fark etmeksizin, isminizin önüne (mesleki unvanınızın değil) bir “Doktor” titri alıyorsunuz. Bu unvanı hayatınız boyunca kullanabilirsiniz. Yani örneğin “Emekli Yüksek Mühendis” demezsiniz ama örneğin Dr. Ali ÇELİK ismini çekinmeden kullanabilirsiniz. Bu noktada şunu ayırt etmekte yarar var. Her doktor, doçent ve profesör, mesleki olarak yüksek ya da uzman olmak durumunda değil. Çoğunlukla öyledir ama o şekilde bir zorunluluk yoktur. Bu anlattığım bilgilerin her biri Yükseköğretim Kanunu, Bazı Lise Okul Ve Fakülte Mezunlarına Unvan Verilmesi Hakkında Kanun ve Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun gibi mevzuatlarda da yazıyor.

9789944341745Gelelim benim macerama. Doktora yeterlik sınavının dönem sonunda yapılacak olduğunu bilmek, Eylül’den Ocak’a kadar bir ızdırap dönemi başlattı bana. Boşta olduğum her saniye aklıma bu sınav gelip durdu. Ne olacaktı? Ne soracaklardı? Bu yüzden özellikle çalışmayı düşündüğüm alanda, Ekoloji alanında kaynak toplama dönemine girdim. Eğer ekoloji alanında doktora yapmak gibi bir planınız varsa ve hatta bir adım ileriye taşıyayım bu ifadeyi, doğa bilimleri alanında bir çalışma yapmak niyetindeyseniz kitaplığınızda bulunması gereken en temel kaynak Eugene Odum‘un, Ekolojinin Temel İlkeleri isimli başucu kaynağıdır. Çok üst kalitede bir çeviriyle dilimize kazandırılan bu eser, klasik metodla “şu şudur, bu buna denir” yaklaşımını bir kenara bırakıp, Odum’un yer yer öyküleyici anlatımıyla, güncel örnekleriyle ve konuları bir birleri içerisinde ustalıkla harmanlaması sayesinde akıp gidiyor. Zaten bu şekilde de emsallerinden sıyrılıyor. Bu kitabı muhakkak kütüphanenizde bulundurun. Bu eseri geçen yıl Cengiz TÜRE hocam sayesinde tanıyıp almıştım. Kendisinin bu kitapla ilgili müthiş bir tespiti var. O da şöyle: “Arkadaşlar, bu kitabı gerçekten anlayan kişi Dünya’yı anlar ve yönetir.” Böylesine iddialı bir söylemdi işte. Ben de doktora yeterlik sınavı için ağırlıklı olarak bu kaynaktan yararlandım. Bunun yanında bütün bölümleri olmasa da, çok kıymetli hocam Ülker Bakır ÖĞÜTVEREN‘in dilimize kazandırdığı Çevre Mühendisliği’nde Temel İşlemler ve Süreçler isimli alanında tek olan kaynağa da göz gezdirdim. Eşimin biyolog olması sebebiyle evde de pek çok Ekoloji kitabı vardı. Bunların da ilgili bölümlerine göz attım.

tabletleGeçen yıl geliştirdiğim ders çalışma metoduyla yol aldım. Tabletime harici olarak klavye ve mouse bağladım. Bir yandan Word uygulamasını açıp diğer yandan da okuduğum kısımlardaki önemli noktaları elle yazmak yerine Word’e hızlıca, kısa cümlelerle aktardım. Dosyaları buluta kaydettiğimden, istediğim yerden ulaşıp çalışmak mümkün oluyordu. Dahası bu içeriği başlıklara göre sınıflandırmak da mümkün oldu. Bu şekilde “çok önemli” ya da “ilk defa gördüğüm” bilgilerden oluşan yaklaşık 15-20 sayfa not oldu.

Sadece Türkçe değil, pek çok İngilizce dokümanı da inceledim elbette. Hatta okuduğum hemen hemen tüm Türkçe kaynaklarda, “Seki Diski” ölçüm prosedürü yanlış tarif ediliyordu. Bunun doğrusunu EPA’nın bir kılavuzundan öğrendim. Şansıma da sınavda soruldu. Bu toparladığım makaleler, uygulama kılavuzları falan epey bir birikince bunların hem dijitallerini, hem de basılı hallerini arşivledim.

cevre-muhendisligine-giris-nobelkitap_com_46233Bir diğer önemli kitap, aslında sadece doktora yeterlik için değil, bir çevre mühendisinin kitaplığında muhakkak yer alması gerektiği için önemli. O da Aarne Vesilind‘ın Çevre Mühendisliğine Giriş isimli kitabı. Bu kitap da Türkiye’nin farklı üniversitelerinden Çevre Mühendisliği bölümü öğretim elemanları tarafından Türkçe’ye kazandırılmış.

Sınava Tarık Abi‘yle birlikte girdik. Kendisi bizim Bakanlıkta çalışıyor. Geçen sene Arzu Hoca sayesinde tanıştık. Birlikte dersler aldık. Bu sene de birlikte yeterlik sınavına girdik. Yeterlik sınavı iki aşamadan oluşuyor. Önce yazılı sınava giriyorsunuz. Yazılı sınavda 70 puan barajını geçerseniz, sizi sözlü sınava alıyorlar. Bizim yazılı ve sözlü sınavlarımız ardı ardına iki günde yapıldı. İlk gün yazılı sınava girdik. Sınav bittikten sonra sonuçları öğrenemedik ama. Çünkü soruları hazırlayan hocalar, ertesi gün sözlü sınava geldiklerinde okuyacaklardı. İşte o yüzden ertesi güne epey tedirgin başladık. Tarık Abi, o gece Kütahya’da kaldığından sabah onun gelmesini bekledim. Hava nasıl soğuktu… Her yer buz. Yollar bile buza çekmiş. Neyse, sabah saat 08.30 civarı geldi. Hemen okula gittik. Jürideki hocalar kağıtları okuyorlardı. İyi kötü her soruya bir şeyler yazmıştım. Serdar Hoca‘nın sorduğunu tahmin ettiğim bir rezervuar sorusu vardı. Ondan biraz emin değildim.

Biz sözlü sınavın yapılacağı salonda beklerken jürideki hocaların sesleri duyulmaya başladı. Salona geçtiler. Tarık Abi’yle birlikte içeri girdik. Hocamız bizi tanıttıktan sonra ben dışarı çıktım. Tarık Abi’nin sınavı başladı. Kaç dakika geçti bilmiyorum. Bana birkaç saat gibi geldi. Sonra beni davet ettiler, Tarık Abi çıktı.

Sınav kısmı her şeyiyle hatırlayacağım bir anı olarak belleğimde yer etti. Başlardaki heyecanım sonlara doğru birazcık paniğe bıraktı yerini. Sonra tabi bir rahatlama geldi. Cevap veremediğim sorular oldu. Özellikle azot BOİ’si sorusu halen ciğerimi parçalıyor. Sorulan her soruyu not aldılar. İhtiyatı elden bırakmadan durumu kurtarmaya çalıştım. Galiba bunda da başarılı oldum.

Sınav bitip dışarı çıkınca jüri bu sefer de puanlama için müsaade istedi. Daha sonra ikimizi de içeri çağırıp güzel haberi verdiler: Olmuştu, sözlüyü ve dolayısıyla yeterliği de geçmiştik.

92e0c3e513bc73daef28998f19adcc85

Sınavı geçince biz. (Foto temsilidir)

Sonrasında meşaleleri yaktık! Nasıl mutluyuz anlatamam. Oradaki arkadaşlarımla kucaklaştık. Merve de, Esra da, Esengül Hocam ve Semra Hocam da tebrik ettiler. Gören herkes tebrik etti. Sonra Tarık Abi’yle de kucaklaştık. Çünkü bu hazırlık döneminde epey bir birimize destek olmuştuk. Böylece başlayan dostluğumuzun uzun yıllar devam etmesi dileğiyle. Ne kadar heyecanlandıysak bir tane bile fotoğraf çekmemişiz. O yüzden tam da o anda kendimizi hissettiğimiz şekilde bir fotoğraf koyuyorum.

Özetle, aylardır tırım tırım tırstığım, çok korktuğum, günler boyu kitap karıştırdığım yeterlik sınavını nihayet atlatmıştım. Şimdi önümde koskoca bir doktora tezi süreci duruyor. Şimdi bakınca fark ediyorum. Bu, bana daha  da korkunç geliyor…

Teleskop, Dolunay, Sınavlar

Doktora teziyle ilgili çalışmalar başladı artık. Ekoloji alanında devam edeceğim. Ocak ayında yeterlilik sınavına giriyorum. Panik halindeyim. Tezde kullanacağım verilerin toparlanması için arazi çalışmalarına bu mevsim itibariyle başladı. Yıllar sonra laboratuvara girdim. Yıllardır dolapta duran önlüğümü büyük bir heyecanla giydim. Laboratuvarda çalışmayı özlemişim gerçekten.

lab01

Çalıştığım laboratuvar

lab02

Yardımcılarım 🙂

Üstelik eğitim öğretim alanındaki tek gelişmeler bunlar da değil sevgili okur. Hafta sonu Açık Öğretim Fakültesi sınavları vardı. Bu sene Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü‘nde ikinci sınıftayım. Geçen sene çokça yazmıştım burada. Bu sene ki dersler de en az geçen sene olanlar kadar keyifli ve bilgi patlaması yaratıyor bünyede. Sayısal Fotoğraf İşleme Teknikleri, Sayısal Fotoğraf Baskı Teknikleri, Kamera Tekniğine Giriş, Fotoğrafın Kullanım Alanları, Sayısal Fotoğraf Makineleri ve Toplum ve İletişim dersleri var bu dönem programda. Hafta sonu da sınava girdim toplamda altı dersten. Fena değildi. Büyük bir sürpriz olmazsa güzel notlar alırım.

teleskopBu ayın en güzel gelişmelerinden bir tanesi nihayet kendime bir teleskop almam oldu. Bir yerden başlayıp amatör falan bakmadan bir teleskop aldım. Bu daha ileri modeller için cesaret vermeye yetecek mi göreceğiz. Teleskop kullanmak kesinlikle sabır isteyen, bambaşka bir olay sevgili okur. Bu modelde bile istediğiniz hedefi bulmanız dakikalar sürüyor. Netlik ayarı çok hassas ve en nihayetinde gördüğünüz görüntü ters! Bu ay olmadı ama umarım önümüzdeki ay, daha açık bir gökyüzünde marifetlerimi gösterebilirim.

Güzel yüzlüm, bu dolunayda seni bulutların ardına feda ettik. Göremedik doğru dürüst. Ama üzülmedim. Bak ben ne yapıyorsam sana biraz daha yakın olabilmek için yapıyorum. Gerçi işin içerisinde biraz da optik ve astronomi merakı giriyor, ama olsun.

İşin özeti özledim. Bunca koşturmaca, okullar, laboratuvarlar, dersler, sınavlar bir yana ben özledim. Yeniden özgür olmayı, yeniden rüyalar görebilmeyi, karanlık bir gecede ışıl ışıl oluşunu özledim.

KEŞİF: Bayılacaksın, sözlerine de bak.

flies

 

Mayıs Dolunayı – Bitmeyen Öykü

mayissonDolunay gecesinde, baharın son güzel gününde şu yazıyı yazıp bitirdim. Gerçekten güzel, keyifli bir akşamdı. Aylardır bitiremediğim bir öykü var. Yeniden denetim bitirmeyi. Niyetim sana sunmaktı. Ama yine beceremedim. Öyküyü bitiremedim. Buyurun:

Zeminka’dan bir gece yarısı Yenikara’ya doğru yola çıkan gemide yüz yirmi iki kişi vardı. Ortalıklarda hiç görünmeyen kaptanı ve insana pek de güven vermeyen 8 tayfayı saymazsak gemideki yolcuların hiç birisi bu yolculuğun nasıl biteceğine dair en ufak bir fikre sahip değildiler. Yolcular arasında yer alan üç kadın, geminin iyice eskimiş güvertesinde ilk defa o gün, yola çıktıktan uç gün sonra karşılaştılar. Daha uzun boylu olan ve yüzündeki hüznü gizleme gereği bile duymayan kadın simsiyah saclarını bir parça bezle bağlamış, geride biriktiği evini, kaybettiği kocasını düşünüyordu. Kestane rengi sacları, kalkık üst dudağının masumiyeti ve dimdik durusuyla iskele tarafındaki kalastra yaslanmış halde duran ikinci kadın ise bu zoraki göçün ona yepyeni bir hayat şansı sunmasını diliyordu sürekli olarak. Kucağında bebeğiyle kıç taraftan öne doğru seğirtmeye çalışan üçüncü kadın çok zayıftı. Soluk sarı rengi saçlarını kısacık kesmişti.

Gemideki sallantı bir an olsun durmuyordu. Ahşapların gıcırtısı üçüncü kadının bebeğini, rahatsız etmek şöyle dursun, kahkahalar atmasını sağlıyordu. Böylesi bir karamsarlıkta bu küçücük kahkahalar diğer yolcuların sımsıkı tutunduğu umut kırıntılarıyla ancak beslenebiliyordu.

İkinci kadın diğer yolcularla pek konuşmuyor, nispeten daha uzakta ve yalnız olmayı tercih ediyordu.

Zeminka’da tüten dumanlar, talan edilmiş evler ve yağmalanmış dükkânlardan geriye büyük bir sessizlik kalmıştı. İç savaş ülkeyi yıkıp geçmiş, katledilmeyen bir avuç sivil ise Yenikara’ya ancak deniz yoluyla ulaşmaya çalışıyordu. Gemide yiyecek ve içecek bir şeyler neredeyse yoktu. O yüzden yolcuların günlük bir parça ekmek ve yarım şişe suyla idare etmeleri gerekiyordu. İkinci kadın durumdan pek şikâyetçi değil gibiydi. Birinci kadın açlıktan epey etkilenmişti. Ancak son zamanlarda üçüncü kadın ve bebeği gerçekten zor durumdaydılar. Kadının sütü azalmaya baslamıştı. Göğsünden akan her damla sut canından kopan bir parçaydı artık. Yolcular arasında o günün tarihini bilen de tutan da yoktu. Bir önceki gece ne yaşadığını unutamayan kaptan ise yeni günün tarihini neşeyle yazdı defterine: 21 Mart. Kendisi de Zeminka’da doğmuş olan bu adamı memleketinin yanıp küle dönmüş hali hiç etkilemiyordu. İlginçtir o, daha çok Yenikara’da anlaştığı adamları düşünüyordu. Çok iyi bir paraya tüm gemiyi teslim edecekti. Tüm gemiyi çürümüş döşemeleri, paslı makineleri ve çaresiz yolcularıyla birlikte…

İşte bu. Bir harf daha yazamıyorum. Günlerdir düşünüyorum, ancak şu üç kadının akıbetine bir türlü karar veremiyorum. Bana bu konuda yardım edebilecek herkesin yardımına açığım. Yorum kısmında ve mesajlarınızla bana fikir verebilirseniz minnettar olurum.

Güzeller güzeli, en az senin kadar güzel ve eğlenceli bir sürü iş yaptık şu birkaç haftada. Sınavlarım bitti. Hepsi de çok iyi geçti. Doktoranın son dersini çok iyi bir notla geçtim. Artık yeterlilik sınavı için hazırlanmalıyım. Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümünün de final sınavı gayet başarılıydı. Gerçi henüz sonuçlar açıklanmadı ancak çok büyük ihtimalle 1. sınıfı sıkıntısız geçtim. Bu hafta vakti buldukça, yaptığım projeleri yazmak istiyorum.

ikiyolu

Zoraki Üçleme

Artık yaz başladı. Yaz mevsimini çok severim bilirsin. Gökyüzü daha berrak, vicdanlar daha sıska olur. Umarım bu yaz ikimiz için de iyi geçer. Bugüne özel bir sürprizi az önce Vega yaptı. Aylar sonra, Delinin Yıldızı şarkısına klip çekti ve yayımladı. Bu şarkı benim için çok özel. Bu şarkıya nasıl bir klip çekerler acaba diye düşünüyordum. Yayımlanan çalışmayı çok beğendim ne yalan söyleyeyim. İzle bak sen de. Bir de sürpriz göreceksin. Sevgiyle.

 

2017 Yılımın Özeti

owl-illustration.jpgDaha başlarken katliama sahne olan, yıl boyunca göz yaşının, ölümlerin, vedaların eksik olmadığı, bir önceki yıldan hiç de arta kalmayan, toplumun artık geri dönülemez şekilde ayarlarının bozulduğu, müzikten başka hiçbir şeyin tat vermediği bir yılı, 2017’yi de geride bıraktık sevgili okur. Bu yıl çok fazla sağlık sorunu ve hastane problemleriyle uğraştım. Yıldım. Ama nihayet bitti ve blogun geleneksel yıl özeti yazısına hoş geldin. Uzun bir yazı olacak ama keyifli bir yazı olması için de elimden geleni yapacağımdan şüphen olmasın.

31 Aralık tarihleri yılın son günü olmasının yanında benim için meslek hayatımın başlangıcının yıl dönümüdür. Bu yıl mesleğimde beşinci yılımı doldurdum. Şüphesiz yılın en önemli olaylarından birisi, uzun süredir beklediğim bir şey gerçekleşti ve Eskişehir’e tayin oldum. Kadere bak ki sevgili okur, Eskişehir’de de tıpkı Bilecik gibi, yılın son iş gününde, 29 Aralık tarihinde iş başı yaptı. Bazı sağlık sorunları nedeniyle böyle oldu. Zaten bu sağlık sorunları da yılın son iki ayında bize bir türlü huzur vermedi. O açıdan 2017 bir an önce bitmesini istediğimiz bir yıla dönüştü.

Bu yıl, blogta reytingler önceki yıla göre ciddi bir artış gösterdi. Özellikle yeni okurlara teşekkür ederim. Eski okurun ise gönlümde tahtı altındandır! Ancak yazıların en çok geciktiği yıl galiba bu yıldı. Olaylar olup bittikten sonra yazma fırsatı bulabildim çoğunlukla. Bunun bir sebebi malum, yıl boyunca Bilecik’e yaptığım git gel durumu idi. Diğer sebebi de bu yıl kayıt olduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü ile halen devam eden Doktora derslerimdi. Olsun lan, okumak güzel şey.

Evet, haydi bakalım bu yıl blogta neler oldu neler bitti. Aylara göre önemli olaylar nelerdi? Okumaya devam et

YDS’de Kendime Bir Hedef Koyuyorum

Bugün çok hayırlı bir iş için bu yazıyı yazıyorum sevgili okur. Takip edenler bilir, geçtiğimiz günlerde yapılan YDS sınavının sonuçları bugün öğlen saatlerinde açıklandı. Ben de bu sınava girmiştim. Aldığım puan 63 oldu.

YDS, bu sene ilk defa yapılıyor. Daha önce KPDS ve ÜDS olmak üzere iki kalem yapılan yabancı dil sınavları (en azından en popülerleri) bu sene YDS adıyla düzenlenen ve ilk defa yapılan bir sınavla birleştirildi. Ben de ilk sınav, belki kolay olur diye bir gireyim dedim. Bu arada şunu ifade etmekte fayda var, bu sınava herhangi bir Yüksek Lisans, Doktora ya da okul bağlantılı bir amaç için girmedim.

Sınava 2011’de ÜDS’ye hazırlandığımın yarısı kadar bile hazırlanamadan girdim bu sefer. Düşünün o sefer bile doğru dürüst hazırlanamamıştım. Hatta bakın şöyle bir yazı yazmışım iki sene önce.

Evet, bu sene aldığım puan beni acayip hırslandırdı bu İngilizce konusunda. Artık şöyle bir hedefim var: En az 80 puan alana kadar her dönem YDS’ye girmek. Yani önümüzdeki sonbaharda bir aksilik olmazsa bu sefer çalışmış olarak yine gireceğim YDS’ye. Bakalım neler olacak.

NOT: O nasıl bir aday fotoğrafı lan öyle?