Tag Archives: dolunay

Gözlerinle Gördüğün Şey Ben Değilim

nis19dolun01

Ucu ucuna yetiştim o gün. Yani birkaç dakika daha geç kalsam seni göremeyecektim. Hızlı adımlarla yürürken ve hatta yer yer, kimsenin görmediğinden de emin olunca, koşarken aklımda hep seni görmek vardı. Sen çıkmadan, bir anlığına da olsa seni görmek istedim. Az biraz yakınına sokulup, belki küçük bir tebessümüne eşlik etmek istedim.

Tam çıkarken yakaladım o tebessümünü. Biraz ileride duran araca binmek üzereydi. Hızla yanından geçtim. Beklediğim belki birkaç saniye daha fazlasıydı. Hayal kırıklığına uğradım birazcık ama hiç görememek gibi bir ihtimal de vardı.

Arkamı dönüp içeri girecekken ne oldu, nasıl oldu anlayamadım. “Gelmiyor musun?” diye seslendi. Çivilendim olduğum yere. Dönecektim yüzümü, evet. Ama ne cevap verecektim? Bu beklediğim bir şey değildi. Hem de hiç! Şu koskoca binada dört binin üzerinde yıldız vardı. Bir tek ayışığı sendin ve sen de şimdi soruyordun: “Gelmiyor musun?”

Buna cevap veremedim. Evet? Yani, gelmiyor musun? Hayır. Gelmiyorsun yani? Cevap vermedim. Belki biraz da salakça bir “tebessırıtışla” yanına seğirttim. Aceleci davranmamaya çalışsam da elimde değildi. Aracın bana göre en uzakta kalan kapısına yöneldim. Tam o anda ufak bir kahkaha koyuverdi. Bana neden böyle yapıyorsun ki?

nis19dolun02

Bak o anki hislerim şuydu: Bedenim 39,5 derece ateşler içerisindeydi. Düşünceler aklımdan o kadar hızlı geçiyordu ki söylenecek binlerce kelime, izlenecek yüzlerce film, okunacak onlarca kitap geliyordu gözlerimin önüne. O an, koltuğun sağ tarafında tüm gençliğim, toyluğum, heyecanlarım, itiraflarım, sırlarım, yaralarım, aşklarım, hırslarım oturuyordu. Sol tarafta ise geriye kalanlardan ibaret bir ben. Sen tam karşımda oturuyordun. Ah bir konuşabilsem sana söyleyecektim. Aslında gözlerinle gördüğün şey ben değilim. Dolunayım, biriciğim; gözlerinin gördükleri bir küçük parça benden.

Neler yaptık, nerelere gittik… Uzun upuzun bir hikaye olacak gerisi. Bir yolculuk böyle başlayınca, zavallı ben için elimde kalan tek şey yazmak oluyor. Bitene, varana, unutana kadar yazmak… Oysa hiç bitmiyor, varılmıyor ve unutulmuyor. Dolunay hep orada, parlıyor.

Levent Yüksel Konseri – 20 Mart IF Eskişehir

blx-get_fileMüthiş bir dolunay gecesinde, harika bir konser izledik sevgili okur. Yıllar önce verdiğim sözü nihayet tutabilmenin verdiği mutluluk, dostlarla birlikte olmanın huzuru ve siyatik ağrısının sızısıyla birlikte unutulmaz bir gece oldu gerçekten 🙂

Eskişehir‘de yeni açılan IF Performance Hall, çok kısa sürede bir biri ardında bombaları patlattı sevgili okur. Aldığımız haberlere göre, her biri tıka basa dolu bir sürü konser gerçekleştirdiler. Özellikle Mart ayına neredeyse boş gün kalmayacak şekilde doldurmuşlar ki bu konserlerin en dikkat çekici olanlarından birisiydi Levent Yüksel. Şubat ayının ilk haftalarında bileti aldım. Odaya bir köşeye koydum ve sessiz sedasız konser gününü beklemeye başladık.

Konser günü iş yerinden heyecanla çıkıp eve geldim. Ufak bir antrenmandan sonra, hemen üzerimi değiştirip fırsat olursa imzalatırım diye Levent Yüksel’in Med Cezir albümünü aldım. İmza için kalem bile aldım. Sonra da Utku ve Hazal‘la buluştum. Doğruca gidip Merve‘yi de aldık. Oradan da sözleştiğimiz mekana geçtik. Konserin kapı açılışı 21.00 idi. Bir şeyler yedikten sonra saat 20.00 civarında IF Performance Hall’e gidecektik. Bir saat önceden evet, çünkü önceki konserlerden tecrübeli olanlar kapıda inanılmaz kuyruk olduğunu, arkalarda kalanların konseri de arkalarda izlemeye çalıştığından bahsetmişti.

Yemek yiyeceğimiz mekana birkaç metre kala Hazal, Utku’ya internetten aldıkları biletin çıktısını alıp almadığını sordu. O anda başımdan aşağıya kaynar sular döküldü ve bir çığlık attım: Biletleri evde unutmuştum ! Hemen yemek yiyeceğimiz mekana girdik. Caner bizi bekliyordu içeride. Ekip yemeği sipariş ederken biz Caner’le arabaya atlayıp gerisin geri eve geldik bileti almak için. Sonra alıp hızlıca mekana geri döndük. Biz masaya oturduğumuz anda da yemekler geldi 🙂 O esnada Alper de işten dönmüştü. Koray ve Özlem de uğrayıp kalkmışlardı.

levyuk04

Neyse, yemekten sonra hep birlikte konserin yapılacağı mekana gittik. Üçüncü kattaki mekanın önündeki kuyruk katları aşıp merdivenlerden inip zemine ulaşmıştı bile. Üstelik daha saat 20.00 idi. O sırada IF’nin Instagram hesabında konserin 23.00’te başlayacağı şeklinde bir post gördük. Dedik olamaz. Neyse bekledik. Biraz önümüzde duran Burak‘la konuştuk, lafladık. Taa yukarılardan Mehmet koptu geldi yanımıza. Onunla sohbet ettik biraz da. Saat 21’de kapı açıldı. Kısım kısım içeri alındık. İçerisi küçüktü. İşin kötüsü bir de ortadan bölüp ön kısma loca ayırmışlardı. Böylece 20 kişi için 3 metrelik bir mesafe ayrılmışken, 400 kişi için de aynı 3 metrelik bir mesafe bırakılmış. Haliyle sıkışık bir halde beklemeye başladık. Saat nihayet 22.00 olduğunda, inşallah daha önce yazdıkları gibi saat 22.00’de başlar konser, son dakikada dedikleri çok mantıksız, diyerek beklemeye başladık. Öyle ya, kapıyı açıp fon müziğiyle sıkış tepiş tam iki saat bekletmek müthiş saçma ve fiyasko bir hareket olurdu değil mi? Ama oldu sevgili okur… Okumaya devam et

Dolunay – Ekinoks – Ay Takvimi

Şöyle bir düşünüyorum da epey zaman geçti üzerinden. Bir efsaneye, unutulmaz anılara ve yepyeni keşiflere dönüştün içimde. Benimle evrildin, geliştin ve güzelleştin. Baharın gelişi, ekinoks ise senin yanında olmak, seninle karşılamak istediğim o en güzel ve sıcak zamanlardan bir tanesi. Gecenin gündüze, kötünün iyiye, nefretin aşka eşit olması demek, canlının cansıza ve yaşamın da ölüme eşit olması demek. Yaşadığımız her duyguda ve hissettiklerimizde dengeyi yakalamak demek. En güzel isimlere layık olan senin için, nihayet sislerden, karanlıklardan kurtulup berrak bir gökte parlamak demek. Yeniden hoş geldin.

Kış bitti. Ağrılarım, sızılarım bir yana, bu kış epey yoruldum dolunay. Seni görememek, seni görmek için hamle yapamamak da üzdü üstelik. Ama nihayet geride kaldı. Şimdi önümüzde aylar var. Açık bir gökyüzünde bembeyaz bir Tanrıça duruyor. Gözler hep dikilmiş yukarı seni arıyor. Belki bir işaret, belki kayan bir yıldız, belki bir parça toz, belki mavi renkli dört harf ayaklarımın üzerinde…

Bu ay Sercan‘ın müthiş farkındalığı güzel bir iş yapmamı sağladı. Onun sayesinde, aslında “benim aklıma da gelen” bir ay takvimi yaptım. Bu takvim, NASA‘nın sitesinde yayımlanan ve onlar tarafından tasarlanan bir “Ay’ın Evreleri Takvimi“. Yıl boyunca istediğiniz tarihe getirip o gün saat saat ayın konumunu ve şeklini öğrenebiliyorsunuz. Ayın hangi formda olduğunu görebiliyorsunuz. Şimdi bu yazıda, ilginizi çekerse diye gerekli olan materyallerin de linkini vereceğim.

aytakvimi01

Öncelikli olarak şu adresi bir inceliyoruz sevgili okur. Burada nasıl yapılacağı anlatılıyor. Ben de basitçe özetleyeyim. Buraya tıklayarak indireceğin PDF dosyasının sadece 1 , 3 ve 5. sayfalarını, A3 boyutunda en az 250 gr. kalınlığında bir kağıda bastır. Birinci sayfasını hiç elleme, sakın kesme. Ya da benim gibi takvimini bir panoya vb. sabitleyeceksen kesebilirsin. Daha sonra diğer sayfalardaki parçaları işaretli yerlerinden kes. Eh biraz elinden iş geliyorsa, en alttan en üste 1-3-5. sayfalar olacak şekilde tam ortadan sabitle. Ta daa! Hazır bile 🙂 Sonuçta elde edeceğin takvim şu şekilde çalışıyor olmalı:

aytakvimi03

aytakvimi00

Bu da benim yaptığım takvim

Dün, Levent Yüksel konserine gittik. Yıllar önce verdiğim bir sözü tutmanın mutluluğu yeterdi eğer dayanılmaz bel ve bacak ağrılarım olmasaydı. Ama biliyorsun, konserler başlı başına ayrı birer yazı ve kategori konuları oluyorlar. Görüşmek üzere. Umarım en kısa sürede.

Kış Dolunayı

ezgif-5-1424cc83d984.gif

Merhaba,

Seni çok özledim. Yoğun kar yağışlı bir hafta geride kaldı. Soğuk, buz gibi havada, sabah karanlığında her gün sallana sallana gittim işe. Sarılıp sarmalanıp aksaya tıksıra yürüdüm. Sanki bir adım önümde yürüyormuşsun gibi ellerimi hep hazırda bekledi. Seninle kaç kış yaşadık? Kaç kez yan yana yürüdük buzların üzerinde? Sen söyle. Aklında ben varken ve tam da düşecekken kaç kere yakaladım seni?

feritakvimYılın ilk ayı bitmeye yakın artık. Bu mevsimde dolunay penceremden çok uzakta ne yazık ki. Orada olduğunu biliyorum ama göremiyorum ne yazık ki. Bazı yeni alışkanlıklar edindim. Geç tanıştığım şeyler var. Bunların verdiği hazzı yeni yeni keşfediyorum. Şöyle geriden durup baktığımda da henüz keşfedilecek engin bir deniz var önümde diyorum. Renge ve grafiğe olan merakımı bilirsin. Bu merakla yıllardır topluyorum en güzel renkleri. Mesela geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Ferit‘in kendi çizimleriyle yarattığı, özel tasarım takvim süslüyor evimi. Bu, gerçekten çok kıymetli bir iş. Her birini en iyi kalite fotoğraf kağıdına bastırıp o şekilde kullanıyorum. Bir biri ardına tükenen aylar, bir arka sıraya geçiyor. Yıllar önce aklıma sapladığın o kalem ise hala aynı yerde duruyor. Durmadan yazıyor, çiziyor, beğenmiyor karalıyor ama hiç durmuyor.

ikikule

Şimdi, iki yol var önümde, biliyorum. Güneş birini aydınlatıyor. Diğeri ise karanlıklar içerisinde hala. Bak, eğer bugün güneşli bir gün olacaksa eminim ki o yol da aydınlanacak. Yok eğer hava bozacak ve yağmur yağacaksa, işler daha beter bir hal alacak, iki yol da öylece karanlık kalacak. İki yol demişken, fotoğraftaki kule iş yerindeki manzaram, buraya da iki yoldan girilebiliyor. Kule bir taneydi. Eh, buna küçük bir ekleme yapayım dedim. Böylece eski fabrika kulesi, bir anda oluverdi İki Kule. Buraya geldiğim ilk günden beri gözlerimi alamıyorum. Öylesine ilham veriyor ki anlatamam. Kalkıp birilerine de anlatamıyorum. Öylece kendi kendime, kendi içimde olup bitiyor her şey.

Bugün seni o takvime bakarken düşünmedim.  O yeşil tekneye dokunduğumda aklıma gelmedin. Senlerle dolu kağıtları okurken bir an bile belirmedin aklımda. Bir pazar sabahı yaptıklarını okurken aklıma bile gelmedin. Bir ay daha geçecek ve Şubat’ı göreceğiz. Öpüyorum.

2018 Yılımın Özeti

11 yıllık blog hayatımın en geç yıl özeti yazısı oldu, farkındayım. Ancak 7-8 Ocak tarihlerindeki Doktora Yeterlilik Sınavı ve hemen peşinden gelen 12-13 Ocak Açık Öğretim Fakültesi sınavları nedeniyle geciktim. Elbette bu sırada yazıyı ufak ufak yazmaya başlamıştım. Az önce son sınavdan çıkıp geldim ve yazıyı bugün yayınlıyorum.

Çok uzun yıllardır hayalini kurduğum Eskişehir’de yaşamak ve çalışmak hayalimin ilk yılıydı 2018. O kadar çabuk geçti ki geriye dönüp bakınca acaba neler oldu diyorum, unutmuşum neredeyse. Bu yoğunluğun elbete ki büyük kısmı işle alakalı. Ancak kendi özel hayatımızda da bu yıl üzücü birkaç olay yaşadık. Umarım tekrarları olmaz.

Geleneksel “Yılımın Özeti” yazısına hoş geldin sevgili okur. Biliyorsun, biraz uzun bir yazı oluyor bu. 2018 yılında, her ay neler yaptığımı şöyle bir özetliyor, sonrasında ise bir önceki yıl koyduğum hedefler ile bir sonraki yılın hedeflerine yer veriyorum. Blogla ilgili istatistikleri de paylaşıyorum.

Her sene yazdığım üzere, 31 Aralık tarihi meslek hayatımın da işe başlama yıl dönümleridir. Kadere bak ki nasıl altı sene önce Bilecik‘te 31 Aralık günü işe başladıysam, Eskişehir’de de geçen yılın son günü, işe başlamıştım. Son günler yarım gün olduğu için Ocak ayının 2. günleri genelde yıl dönümleri oluyor. Bu yıl Eskişehir’de iş yerindeki mesaimin büyük bir kısmı “Sıfır Atık Projesi” çevresinde döndü. Pek çok sunum ve eğitim programı düzenledik bu konuda. Bir de grafik tasarım işlerimiz epey yoğundu. O açıdan sevgili iş arkadaşlarıma yazının en başında teşekkür edeyim. Bilecik’te kalan eski dostları da unutmuyorum elbette. Onlara da selamlar olsun.

Ocak 2018:

Bu ay bloga 5 yazı yazmışım. Eskişehir’deki iş yerine alışmakla geçti bu ay. Bir de ay sonuna doğru “Süper Kanlı Mavi Ay” isimli bir dolunay yaşandı. Aynı ay içerisinde iki dolunay olması bu yılın en müthiş gök olaylarından bir tanesiydi. Yıl boyu aksamayan tek şey dolunaylarım ve onların yazıları oldu.

Şubat 2018:

Bloga 6 adet yazı yazmışım. Bu ay Volkan Türkiye’ye gelmişti. Çok özledim yahu Volkan’ı da. Uzun süre oldu görüşmeyeli.

Okumaya devam et

Yılın Son Dolunayı

manic.jpg

Önceki gece, yılın son dolunayı vardı sevgili okur. Kasım ayında bir teleskop almıştım. Ancak lanet şansım yüzünden, o günden beri neredeyse hiç bir gece gökyüzü açık olmadı. Hep bulutluydu. Dolunayın olduğu gece ise ay, konum olarak bulunduğum binanın tepesinde olduğu için, arka balkonumdan ne yazık ki teleskopla gözlemlemek yine mümkün olmadı. Olsun açık geceler de olacak elbette. Daha uzun yıllar var nasıl olsa önümüzde.

Biliyorsun dolunay yazıları aslında bir tür aylık değerlendirme benim için. Maneviyatımın ve ruh halimin bir itirafı. Yılın son ayının da son günlerindeyiz. Yılın en uzun gecesi öylece geldi geçti. Özel bir şey yapmadım. Çünkü şu sıralar, benim aklım fikrim Ocak ayının 7. ve 8. günlerinde. Sanki o iki gün sağ salim geçerse bütün bir 2019 yılı güzel geçecekmiş gibi hissediyorum. Yalnız büyük ihtimalle Şubat ayının sonuna kadar sürecek bir sıkıntı var ki bence ulusal bir problem bu. O da sabahları karanlıkta kalkıp yollara düşmek. Ulusal olarak biyolojik saatimiz bozuldu sevgili okur. Bu da bizleri daha asabi, daha karamsar ve açıkçası biraz daha kırılgan yaptı.

Bu yıl senden uzakta ama yine seninle dopdolu geçti. “Sensensen…” diye başladığım o itirafların son kısmını da nihayet yazdım ve masamın üzerine astım. Takvim yine aynı yerinde. Bu yılın özeti yazısını yakında yazacağım, artık geleneksel bir yazı malum. Ancak bu yazıda birkaç unutulmaz andan bahsedeceğim.

Neva’nın aşkıyla kavrulan Davut gibiydim önceden. Sustum biraz. Düşündüm. “Susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu“. Bu yıl ise hep müzik yapmaya çalıştım. İyi kötü demedim. Bu konuda da Alper ve Yağız‘ın hakkını ödeyemem biliyorsun. Kitaplığında varsa aç bak. Yüz seksen birin tam ortasında, bir türlü koparamadığım o gülün üzerinde ne yazıyor. Bu işin hevesi de cesareti de buradan geliyor. Instagram hesabımdan paylaştığım kısa videoların her biri, uzun muhabbetlerin, güzel sohbetlerin birer hatırası olarak kaydedildiler.

Tabi sıkıntılar da yok değil. Bir tür iç hesaplaşma yaşıyorum. Yazmaktan çekiniyorum ama biraz da korkuyorum. Alıştığım yüzler, muhabbetler, kardeşlikler, dostluklar ve paylaştıklarım. Bunları unutmaya çalışmak bir yana, görmemeye çalışmak bile bana, benim içimdeki ben‘e uymuyor. Üzülüyorum. Ama ortaya çıkan bu çözülmeden de kurtaramıyorum kendimi. Geceler geçiyor, kahveler tükeniyor. Ve şimdi başladı bak, kar yağıyor.

Yılın son ayları bu duygularla geçti dolunayım. Umarım şu sınav işi geride kaldığında bu sefer ışıkları yakarak yola devam edebiliriz. Çok uzaklardayım. Bekliyorum.

Teleskop, Dolunay, Sınavlar

Doktora teziyle ilgili çalışmalar başladı artık. Ekoloji alanında devam edeceğim. Ocak ayında yeterlilik sınavına giriyorum. Panik halindeyim. Tezde kullanacağım verilerin toparlanması için arazi çalışmalarına bu mevsim itibariyle başladı. Yıllar sonra laboratuvara girdim. Yıllardır dolapta duran önlüğümü büyük bir heyecanla giydim. Laboratuvarda çalışmayı özlemişim gerçekten.

lab01

Çalıştığım laboratuvar

lab02

Yardımcılarım 🙂

Üstelik eğitim öğretim alanındaki tek gelişmeler bunlar da değil sevgili okur. Hafta sonu Açık Öğretim Fakültesi sınavları vardı. Bu sene Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü‘nde ikinci sınıftayım. Geçen sene çokça yazmıştım burada. Bu sene ki dersler de en az geçen sene olanlar kadar keyifli ve bilgi patlaması yaratıyor bünyede. Sayısal Fotoğraf İşleme Teknikleri, Sayısal Fotoğraf Baskı Teknikleri, Kamera Tekniğine Giriş, Fotoğrafın Kullanım Alanları, Sayısal Fotoğraf Makineleri ve Toplum ve İletişim dersleri var bu dönem programda. Hafta sonu da sınava girdim toplamda altı dersten. Fena değildi. Büyük bir sürpriz olmazsa güzel notlar alırım.

teleskopBu ayın en güzel gelişmelerinden bir tanesi nihayet kendime bir teleskop almam oldu. Bir yerden başlayıp amatör falan bakmadan bir teleskop aldım. Bu daha ileri modeller için cesaret vermeye yetecek mi göreceğiz. Teleskop kullanmak kesinlikle sabır isteyen, bambaşka bir olay sevgili okur. Bu modelde bile istediğiniz hedefi bulmanız dakikalar sürüyor. Netlik ayarı çok hassas ve en nihayetinde gördüğünüz görüntü ters! Bu ay olmadı ama umarım önümüzdeki ay, daha açık bir gökyüzünde marifetlerimi gösterebilirim.

Güzel yüzlüm, bu dolunayda seni bulutların ardına feda ettik. Göremedik doğru dürüst. Ama üzülmedim. Bak ben ne yapıyorsam sana biraz daha yakın olabilmek için yapıyorum. Gerçi işin içerisinde biraz da optik ve astronomi merakı giriyor, ama olsun.

İşin özeti özledim. Bunca koşturmaca, okullar, laboratuvarlar, dersler, sınavlar bir yana ben özledim. Yeniden özgür olmayı, yeniden rüyalar görebilmeyi, karanlık bir gecede ışıl ışıl oluşunu özledim.

KEŞİF: Bayılacaksın, sözlerine de bak.

flies

 

Dolunay – Küçük Bir İhtimal

Biriciğim merhaba,

Güzel yüzlüm, sen yokken gökyüzüne bakmak bile gelmiyor içimden. Gerçi bu ay hep hastalıklarla uğraştım durdum. Bugün nihayet bu süreci de tamamladım. Bununla ilgili detaylar bir sonraki yazının konusu olacak.

İyice soğudu Eskişehir. Sen bilmezsin, burada yaşamanın en sıkıcı tarafı “karlı bir kış gününde gizlenen güneşe hasret kalmak” oluyor. Böyle günlerde zehir oluyor işe gitmek, eve gelmek, yazmaya, çizmeye çalışmak.

2Küçüklüğünü hatırlamaya çalışıyorum. Yüzünden, o çocuk gözlerinden hiç kaybolmayan masumiyet, büyüyüp serpildiğin günlerde de yerli yerinde duruyordu. Dolunayım, belli ki yanlış yaşıyorum. “Yanlış bir hayatta soluksuz çırpınıyorum.” Bu düşler bile bana göre değil. Uzun uzadıya konuşup anlatmanın yerini, tek bir bakışın, dudaklarının kenarında beliren minicik bir gülümsemenin aldığı günler de bu hayatın bir parçasıydı. Ama geride kaldı ve parçalandı. Ve şimdi yerlere “düşmeden kanıyor dizlerim”.

03Bu dolunayın en büyük sürprizi Efendi‘nin yayımladığı yeni single ve video klip oldu. Grubun Youtube Netd kanalında yayımlanan klibin çekimleri aslında bundan birkaç ay önce Eskişehir’de yapılmıştı. Eh biraz bekledik açıkçası. Ancak çekimlerine misafir olarak eşlik ettiğim klibin nihayet yayımlandığını görünce havalara uçtum sevgili okur. Kimse bilmiyor ama bu klipte ve bu şarkıda senden çok büyük “iki parça” var. Kimse bilmiyor derken, elbette çok az kişi biliyor, yoksa parça ve klip ortaya çıkmazdı.

Muhtemelen bu videoyla ilgili internette başka yerde bulamayacağınız detaylara geçelim. Klip Aytekin Aykut ve ekibi tarafından, Eskişehir’de terkedilmiş bir fabrika binasında ve civarında iki günde çekildi. Soranlar olabilir, klipte oynayan oyuncu Türk. Fabrika ve grup üyelerinin çekimleri ilk gün, vokalist Utku ile oyuncu arkadaşımızın çekimleriyle drone çekimleri ise ikinci gün yapıldı. Şu anda izlediğiniz klip, videonun muhtemelen dördüncü versiyonu. Bundan önceki versiyonlar ise sadece bizim özel arşivlerimizde yer alıyor. Şarkının kayıtları ve düzenlemeleri, artık iyice Eskişehir’deki tapınağımız haline dönüşmeye başlayan, Ufuk Bulut Stüdyosu‘nda ve bizzat kendisi tarafından yapıldı. Klipte trompet çalan kişi aslında kayıtta çalan kişi değil. Bunun dışında tüm diğer Efendi şarkılarında olduğu gibi, söz ve müzik yine Utku Kuyubaşı‘na ait.

0

Bu şarkıyla ilgili küçük bir de hatıramız var. Aylar önce İstanbul’a, grubun firması olan Arpej Yapım‘la görüşmek için giderken, yol boyunca demo versiyonunu dinlemiştik. Firmada görüşürken de bu şarkı ve özellikle “düşmeden kanıyor dizlerim” cümlesi odadaki herkesi mest etmişti. Hakikaten efsane.

İşte sana bir keşif fırsatı sevgili okur. Yıllardır yazıp çizmeme rağmen, halen Efendi’yi dinlememiş olabilirsin. İşte sana ileride çok değerlenecek bir şarkıyı keşfetme fırsatı. Bu dolunayda kendin için unutulmaz birkaç dakika yarat. Aklından her şeyi çıkar ve Utku’nun sesine bırak kendini.

 

Çal, Söyle, Gökyüzüne Bak

Hasret beni cayır cayır yakarken
Bedenimde buzdan bir el yürüyor.
Hayaline çılgın çılgın bakarken
Kapanası gözümü kan bürüyor…

moonmad004Recaizade’nin oğlu için yazdığı bu dizeler, birkaç gündür yine aklımda. Sonun başlangıcı olduğundan mıdır nedir, okudukça içim eriyor, canım sıkılıyor. İş yerinde beni görsen, masamın üzerinde yılların notları öylece duruyor. Oraya iliştirmişim, gözüm kayıyor sürekli. Açıp okuyorum. Okuyorum da işte, keşke okumasaydım diyorum. En mutlu anların ve en hüzünlü anların manifestoları bunlar.

Dolunay, önceki gece muhteşemdi. Dün gece ise sislere gömüldü. Göremedim pek. Ama ayın bu vakti geldiğinde parmaklar kıpırdamaya başlıyor, engel olamıyorum. Dikkat ediyorsan bu iş giderek geleneksel bir hal almaya başladı. Çok eskiden, blogda günlük özetler yazardım. O dönem nedense böyle bir trend vardı internet blogculuğunda. Sonradan haftalık özetlerin daha verimli olduğunu fark ettim. Ancak yıllar geçtikçe işten güçten, günlük vırt zırt durumlardan dolayı günü gününe yazabilmek epey zorlaştı. Son beş yıldır aksatmadan yazdığım dolunay yazıları, zaman içerisinde edebi bir lisandan daha ortalama bir lisana büründü. Anlattığım o edebi aşk ya da ismine ne dersen de, giderek aylık bir hesaplaşma ve günah çıkarma ritüeline dönüştü.

Önceki ay, çabucak geçti. Son yazdığım yazıdan bu yana, daha çok sağlık problemleriyle uğraştık. Yakın zamanda bir hastalık atlattım. Bir hastalığı da halen yaşıyorum. “Bir Reflü Macerası” isimli yazıyı yazmaya yakın zamanda başlarım. Canıma okuyor ya hadi bakalım.

Ne zamandır koleksiyon işiyle uğraşamıyordum. Bu sıralar yeniden ufak tefek kitap ve albüm toparlama işlerine girdim. Epey efsane kitaplar ve albümler geçti elime. Kokusu çıkar yakın zamanda, burada da görürsün.

moonmad003

Geçen hafta sonu çok hareketli başladı. Cumartesi günü “Avrupa Hareketlilik Haftası” kapsamında harekete geçtik. Çalıştığım kurumdan, Hasan Polatkan Bulvarı’na, Migros’un önüne kadar uzun bir tur yaptık. Epey de kalabalıktı. İş yerinden hemen hemen tüm arkadaşlarla birlikte sürdük. Çok uzun süredir görmediğim Sedat hocamla da görüşme fırsatı oldu ayrıca. İnanılmaz mutlu oldum.

moonmad002Tur bittikten sonra eve geçtim. Öğlen saatlerinde iki misafirim geldi: Eren Abi ve Serkan Abi. İş yerinde bir müzik grubu kurduk sevgili okur. Belki de en başından beri hayalim olan, bu eğlenceli projeyi nihayet hayata geçirebiliyoruz. Planımız birkaç popüler şarkıya ilave olarak eski, kıyıda köşe kalmış ve ana melodileriyle akılları baştan alan parçaları yorumlamak. Umarım güzel şeyler çıkacaktır.

Hayat bize daha iyisini verene kadar, çalıp söylemeye, dinlemeye devam sevgili okur. Başla türlü ne bu aşk biter ne de ben dayanabilirim.

moonmad001

Ben

 

Temmuz Dolunayı: Bir Ay Tutulması

tutulma2Yalnızdım o gece. Bu nasıl bir tesadüftür bilmiyorum. Ama yalnızdım. Tüm Dünya, yüz elli yılda bir görülen, nadir, apaçık ve büyüleyici bir doğa olayını gözlemlemek için gökyüzünü tarıyordu. Gözler göğe çevrilmişti. Bilim insanları, uyanık vatandaşlar, romantikler, duygusallar, karizmalar, sarhoşlar, hiç bir iddiası olmayanlar… Tüm bu alem, kendilerinden binlerce kilometre uzakta arz eden bu olaya şahit olmakla kalmıyor, elindeki, cebindeki, boynundaki ya da aklındaki kamerayla ölümsüzlüğe ortak olmaya çalışıyordu.

tutulma3Ay tutulması, kanlı dolunay, dip diri bir Mars ve yılın en güzel ayı Temmuz. Dünya’da böyle bir gece çok az oluyor. Bazı televizyon kanalları, o akşam büyük skandallara imza atarak astronomlar ile astrologları birlikte çıkardılar canlı yayınlarına. Bir tarafta bilim insanı anlatıyor, bu dizilimin nasıl meydana geldiğini, ortaya çıkan görüntünün neden kırmızı renkte göründüğü, gözle bu kadar net görülebilmesinin gerekçesini, ay tutulmasının ilkel toplumlarda nasıl değerlendirildiğini, eski çağlarda bu tür doğa olaylarını doğru hesaplayabilen kimselerin toplumlarda nasıl saygı gördüğünü, büyücü olarak adlandırıldığını… Diğer tarafta ise astrolog çıkıyor, efenim Yengeç burçları bu ay paraya sıkışacak diyor. Lan? Paraya sıkışmadığımız ay mı var? Ben bir bilim insanının yanına çıkıp da bu lafları etmeye utanırım yahu.

tutulma1Arka balkonumda, o çok özel geceye şahit oldum. Burası, sana en yakın olduğum yerdir her zaman. Bir süre önce aldığım monoküler dürbünümü kurdum üç ayağa. Yapılacak tek şey oturmak ve izlemekti artık. Bir yandan tabletimden Instagram’ı ve Facebook’u takip ediyordum. Şansıma tutulmanın ilk dakikalarında Ay buluta girdi. Uzunca bir süre gökyüzünde hiçbir şey göremedim. İşte o anlar düşüncelerde boğulduğum anlardı. Alper aradı hiç ummadığım bir anda. Ve hemen peşi sıra tüm dostlarım yazmaya başladılar. Sonra bulutlar dağıldı ve tutulma tutulma4açıkça görülmeye başladı. Ulan ne güzel dakikalardı be. Seni gördüğüm normal bir dolunay gecesi bile aklımı başımdan alıyorken, böylesi bir gecede bana neler olabileceğini hayal et. Vakit geçti, tutulma başlayıp şölene dönüşünce işler çığırından çıktı ve bir ayine dönüştü. İşte o gece, o vakitte yazdığım her şey:

Merhaba. Ara vermeksizin Ay tutulmasını gözlemliyorum. Bu , tıpkı seninle baş başa kalmak gibi bir şey. Gözlerimi gökyüzüne dikmiş, aklımda senin olduğun hayaller, çok uzakta giderek kıpkırmızı bir hale dönen Dolunay… Biriciğim çok özlüyorum. Evrenin farklı köşelerinde olsak da, ben seni çok özlüyorum.

Yüz elli yılda bir meydana gelen muazzam bir olay bu. Düşünsenize, milyarlarca insan böylesi bir güzellikten mahrum kalarak yaşadı ve öldü. Şu anda bir gözüm sende, bir gözüm ise giderek kaybolmaya başlayan dolunayda. İlk defa bir ay tutulmasını bu kadar net ve sorunsuz gözlemleyebiliyorum. Google’ın sesli yazma sistemi sayesinde gözleme ara vermeden anlık olarak yazı yazmaya devam edebiliyorum. Bir gök cismini gözlemlemek gerçekten çok zor. Bunun sebebi, Dünya’nın ve gözlemlediğimiz nesnenin eş zamanlı olarak dönmeye devam etmeleri. Gözünüzü bir an olsun dürbününüzden ya da teleskobunuzdan ayırıp dakikalar sonra yeniden baktığınızda, büyük ihtimalle bakmakta olduğunuz nesnenin orada olmadığını fark edeceksiniz. İşte bu ince ayarları gelişmiş teleskoplarda yapmak çok daha kolay. Ancak benim gibi, bir binanın yedinci katında, arka balkonunda monoküler dürbün kullanarak üç ayak yardımıyla gözlem yapıyorsanız, sürekli olarak Ay’ın konumunu takip etmek durumundasınız. Bu çok sabır isteyen bir iş. Binlerce yıl boyunca Dolunay, sayısız kurguya, fanteziye, sanata edebiyata ve hatta dine konu olmuş önemli bir sembol ve kültür ögesi olarak değerlendirilmiştir. Yalan yok, ben gerçek Dolunay’ı ilk defa yalnız başıma kaldığımda fark ettim. Gündüzün parlak güneşi yerine gecenin asil Dolunay’ını, onu da ayda yalnızca birkaç gece görmek pahasına tercih ettim.

Bitmiyor, bitmeyecek. Bir süre buralarda olmayacağım. Bir sonraki yazıyı kim bilir nereden yazarım. Beklemede kal ve göze alabiliyorsan şunu dinle.

NOT: Dolunay görselleri, o gece çekilen gördüğüm en iyi fotoğraflar olduğu için Rızvan teyzeme ait. Emeğine sağlık.