Tag Archives: dolunay

Kış Dolunayı

ezgif-5-1424cc83d984.gif

Merhaba,

Seni çok özledim. Yoğun kar yağışlı bir hafta geride kaldı. Soğuk, buz gibi havada, sabah karanlığında her gün sallana sallana gittim işe. Sarılıp sarmalanıp aksaya tıksıra yürüdüm. Sanki bir adım önümde yürüyormuşsun gibi ellerimi hep hazırda bekledi. Seninle kaç kış yaşadık? Kaç kez yan yana yürüdük buzların üzerinde? Sen söyle. Aklında ben varken ve tam da düşecekken kaç kere yakaladım seni?

feritakvimYılın ilk ayı bitmeye yakın artık. Bu mevsimde dolunay penceremden çok uzakta ne yazık ki. Orada olduğunu biliyorum ama göremiyorum ne yazık ki. Bazı yeni alışkanlıklar edindim. Geç tanıştığım şeyler var. Bunların verdiği hazzı yeni yeni keşfediyorum. Şöyle geriden durup baktığımda da henüz keşfedilecek engin bir deniz var önümde diyorum. Renge ve grafiğe olan merakımı bilirsin. Bu merakla yıllardır topluyorum en güzel renkleri. Mesela geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Ferit‘in kendi çizimleriyle yarattığı, özel tasarım takvim süslüyor evimi. Bu, gerçekten çok kıymetli bir iş. Her birini en iyi kalite fotoğraf kağıdına bastırıp o şekilde kullanıyorum. Bir biri ardına tükenen aylar, bir arka sıraya geçiyor. Yıllar önce aklıma sapladığın o kalem ise hala aynı yerde duruyor. Durmadan yazıyor, çiziyor, beğenmiyor karalıyor ama hiç durmuyor.

ikikule

Şimdi, iki yol var önümde, biliyorum. Güneş birini aydınlatıyor. Diğeri ise karanlıklar içerisinde hala. Bak, eğer bugün güneşli bir gün olacaksa eminim ki o yol da aydınlanacak. Yok eğer hava bozacak ve yağmur yağacaksa, işler daha beter bir hal alacak, iki yol da öylece karanlık kalacak. İki yol demişken, fotoğraftaki kule iş yerindeki manzaram, buraya da iki yoldan girilebiliyor. Kule bir taneydi. Eh, buna küçük bir ekleme yapayım dedim. Böylece eski fabrika kulesi, bir anda oluverdi İki Kule. Buraya geldiğim ilk günden beri gözlerimi alamıyorum. Öylesine ilham veriyor ki anlatamam. Kalkıp birilerine de anlatamıyorum. Öylece kendi kendime, kendi içimde olup bitiyor her şey.

Bugün seni o takvime bakarken düşünmedim.  O yeşil tekneye dokunduğumda aklıma gelmedin. Senlerle dolu kağıtları okurken bir an bile belirmedin aklımda. Bir pazar sabahı yaptıklarını okurken aklıma bile gelmedin. Bir ay daha geçecek ve Şubat’ı göreceğiz. Öpüyorum.

2018 Yılımın Özeti

11 yıllık blog hayatımın en geç yıl özeti yazısı oldu, farkındayım. Ancak 7-8 Ocak tarihlerindeki Doktora Yeterlilik Sınavı ve hemen peşinden gelen 12-13 Ocak Açık Öğretim Fakültesi sınavları nedeniyle geciktim. Elbette bu sırada yazıyı ufak ufak yazmaya başlamıştım. Az önce son sınavdan çıkıp geldim ve yazıyı bugün yayınlıyorum.

Çok uzun yıllardır hayalini kurduğum Eskişehir’de yaşamak ve çalışmak hayalimin ilk yılıydı 2018. O kadar çabuk geçti ki geriye dönüp bakınca acaba neler oldu diyorum, unutmuşum neredeyse. Bu yoğunluğun elbete ki büyük kısmı işle alakalı. Ancak kendi özel hayatımızda da bu yıl üzücü birkaç olay yaşadık. Umarım tekrarları olmaz.

Geleneksel “Yılımın Özeti” yazısına hoş geldin sevgili okur. Biliyorsun, biraz uzun bir yazı oluyor bu. 2018 yılında, her ay neler yaptığımı şöyle bir özetliyor, sonrasında ise bir önceki yıl koyduğum hedefler ile bir sonraki yılın hedeflerine yer veriyorum. Blogla ilgili istatistikleri de paylaşıyorum.

Her sene yazdığım üzere, 31 Aralık tarihi meslek hayatımın da işe başlama yıl dönümleridir. Kadere bak ki nasıl altı sene önce Bilecik‘te 31 Aralık günü işe başladıysam, Eskişehir’de de geçen yılın son günü, işe başlamıştım. Son günler yarım gün olduğu için Ocak ayının 2. günleri genelde yıl dönümleri oluyor. Bu yıl Eskişehir’de iş yerindeki mesaimin büyük bir kısmı “Sıfır Atık Projesi” çevresinde döndü. Pek çok sunum ve eğitim programı düzenledik bu konuda. Bir de grafik tasarım işlerimiz epey yoğundu. O açıdan sevgili iş arkadaşlarıma yazının en başında teşekkür edeyim. Bilecik’te kalan eski dostları da unutmuyorum elbette. Onlara da selamlar olsun.

Ocak 2018:

Bu ay bloga 5 yazı yazmışım. Eskişehir’deki iş yerine alışmakla geçti bu ay. Bir de ay sonuna doğru “Süper Kanlı Mavi Ay” isimli bir dolunay yaşandı. Aynı ay içerisinde iki dolunay olması bu yılın en müthiş gök olaylarından bir tanesiydi. Yıl boyu aksamayan tek şey dolunaylarım ve onların yazıları oldu.

Şubat 2018:

Bloga 6 adet yazı yazmışım. Bu ay Volkan Türkiye’ye gelmişti. Çok özledim yahu Volkan’ı da. Uzun süre oldu görüşmeyeli.

Okumaya devam et

Yılın Son Dolunayı

manic.jpg

Önceki gece, yılın son dolunayı vardı sevgili okur. Kasım ayında bir teleskop almıştım. Ancak lanet şansım yüzünden, o günden beri neredeyse hiç bir gece gökyüzü açık olmadı. Hep bulutluydu. Dolunayın olduğu gece ise ay, konum olarak bulunduğum binanın tepesinde olduğu için, arka balkonumdan ne yazık ki teleskopla gözlemlemek yine mümkün olmadı. Olsun açık geceler de olacak elbette. Daha uzun yıllar var nasıl olsa önümüzde.

Biliyorsun dolunay yazıları aslında bir tür aylık değerlendirme benim için. Maneviyatımın ve ruh halimin bir itirafı. Yılın son ayının da son günlerindeyiz. Yılın en uzun gecesi öylece geldi geçti. Özel bir şey yapmadım. Çünkü şu sıralar, benim aklım fikrim Ocak ayının 7. ve 8. günlerinde. Sanki o iki gün sağ salim geçerse bütün bir 2019 yılı güzel geçecekmiş gibi hissediyorum. Yalnız büyük ihtimalle Şubat ayının sonuna kadar sürecek bir sıkıntı var ki bence ulusal bir problem bu. O da sabahları karanlıkta kalkıp yollara düşmek. Ulusal olarak biyolojik saatimiz bozuldu sevgili okur. Bu da bizleri daha asabi, daha karamsar ve açıkçası biraz daha kırılgan yaptı.

Bu yıl senden uzakta ama yine seninle dopdolu geçti. “Sensensen…” diye başladığım o itirafların son kısmını da nihayet yazdım ve masamın üzerine astım. Takvim yine aynı yerinde. Bu yılın özeti yazısını yakında yazacağım, artık geleneksel bir yazı malum. Ancak bu yazıda birkaç unutulmaz andan bahsedeceğim.

Neva’nın aşkıyla kavrulan Davut gibiydim önceden. Sustum biraz. Düşündüm. “Susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu“. Bu yıl ise hep müzik yapmaya çalıştım. İyi kötü demedim. Bu konuda da Alper ve Yağız‘ın hakkını ödeyemem biliyorsun. Kitaplığında varsa aç bak. Yüz seksen birin tam ortasında, bir türlü koparamadığım o gülün üzerinde ne yazıyor. Bu işin hevesi de cesareti de buradan geliyor. Instagram hesabımdan paylaştığım kısa videoların her biri, uzun muhabbetlerin, güzel sohbetlerin birer hatırası olarak kaydedildiler.

Tabi sıkıntılar da yok değil. Bir tür iç hesaplaşma yaşıyorum. Yazmaktan çekiniyorum ama biraz da korkuyorum. Alıştığım yüzler, muhabbetler, kardeşlikler, dostluklar ve paylaştıklarım. Bunları unutmaya çalışmak bir yana, görmemeye çalışmak bile bana, benim içimdeki ben‘e uymuyor. Üzülüyorum. Ama ortaya çıkan bu çözülmeden de kurtaramıyorum kendimi. Geceler geçiyor, kahveler tükeniyor. Ve şimdi başladı bak, kar yağıyor.

Yılın son ayları bu duygularla geçti dolunayım. Umarım şu sınav işi geride kaldığında bu sefer ışıkları yakarak yola devam edebiliriz. Çok uzaklardayım. Bekliyorum.

Teleskop, Dolunay, Sınavlar

Doktora teziyle ilgili çalışmalar başladı artık. Ekoloji alanında devam edeceğim. Ocak ayında yeterlilik sınavına giriyorum. Panik halindeyim. Tezde kullanacağım verilerin toparlanması için arazi çalışmalarına bu mevsim itibariyle başladı. Yıllar sonra laboratuvara girdim. Yıllardır dolapta duran önlüğümü büyük bir heyecanla giydim. Laboratuvarda çalışmayı özlemişim gerçekten.

lab01

Çalıştığım laboratuvar

lab02

Yardımcılarım 🙂

Üstelik eğitim öğretim alanındaki tek gelişmeler bunlar da değil sevgili okur. Hafta sonu Açık Öğretim Fakültesi sınavları vardı. Bu sene Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü‘nde ikinci sınıftayım. Geçen sene çokça yazmıştım burada. Bu sene ki dersler de en az geçen sene olanlar kadar keyifli ve bilgi patlaması yaratıyor bünyede. Sayısal Fotoğraf İşleme Teknikleri, Sayısal Fotoğraf Baskı Teknikleri, Kamera Tekniğine Giriş, Fotoğrafın Kullanım Alanları, Sayısal Fotoğraf Makineleri ve Toplum ve İletişim dersleri var bu dönem programda. Hafta sonu da sınava girdim toplamda altı dersten. Fena değildi. Büyük bir sürpriz olmazsa güzel notlar alırım.

teleskopBu ayın en güzel gelişmelerinden bir tanesi nihayet kendime bir teleskop almam oldu. Bir yerden başlayıp amatör falan bakmadan bir teleskop aldım. Bu daha ileri modeller için cesaret vermeye yetecek mi göreceğiz. Teleskop kullanmak kesinlikle sabır isteyen, bambaşka bir olay sevgili okur. Bu modelde bile istediğiniz hedefi bulmanız dakikalar sürüyor. Netlik ayarı çok hassas ve en nihayetinde gördüğünüz görüntü ters! Bu ay olmadı ama umarım önümüzdeki ay, daha açık bir gökyüzünde marifetlerimi gösterebilirim.

Güzel yüzlüm, bu dolunayda seni bulutların ardına feda ettik. Göremedik doğru dürüst. Ama üzülmedim. Bak ben ne yapıyorsam sana biraz daha yakın olabilmek için yapıyorum. Gerçi işin içerisinde biraz da optik ve astronomi merakı giriyor, ama olsun.

İşin özeti özledim. Bunca koşturmaca, okullar, laboratuvarlar, dersler, sınavlar bir yana ben özledim. Yeniden özgür olmayı, yeniden rüyalar görebilmeyi, karanlık bir gecede ışıl ışıl oluşunu özledim.

KEŞİF: Bayılacaksın, sözlerine de bak.

flies

 

Dolunay – Küçük Bir İhtimal

Biriciğim merhaba,

Güzel yüzlüm, sen yokken gökyüzüne bakmak bile gelmiyor içimden. Gerçi bu ay hep hastalıklarla uğraştım durdum. Bugün nihayet bu süreci de tamamladım. Bununla ilgili detaylar bir sonraki yazının konusu olacak.

İyice soğudu Eskişehir. Sen bilmezsin, burada yaşamanın en sıkıcı tarafı “karlı bir kış gününde gizlenen güneşe hasret kalmak” oluyor. Böyle günlerde zehir oluyor işe gitmek, eve gelmek, yazmaya, çizmeye çalışmak.

2Küçüklüğünü hatırlamaya çalışıyorum. Yüzünden, o çocuk gözlerinden hiç kaybolmayan masumiyet, büyüyüp serpildiğin günlerde de yerli yerinde duruyordu. Dolunayım, belli ki yanlış yaşıyorum. “Yanlış bir hayatta soluksuz çırpınıyorum.” Bu düşler bile bana göre değil. Uzun uzadıya konuşup anlatmanın yerini, tek bir bakışın, dudaklarının kenarında beliren minicik bir gülümsemenin aldığı günler de bu hayatın bir parçasıydı. Ama geride kaldı ve parçalandı. Ve şimdi yerlere “düşmeden kanıyor dizlerim”.

03Bu dolunayın en büyük sürprizi Efendi‘nin yayımladığı yeni single ve video klip oldu. Grubun Youtube Netd kanalında yayımlanan klibin çekimleri aslında bundan birkaç ay önce Eskişehir’de yapılmıştı. Eh biraz bekledik açıkçası. Ancak çekimlerine misafir olarak eşlik ettiğim klibin nihayet yayımlandığını görünce havalara uçtum sevgili okur. Kimse bilmiyor ama bu klipte ve bu şarkıda senden çok büyük “iki parça” var. Kimse bilmiyor derken, elbette çok az kişi biliyor, yoksa parça ve klip ortaya çıkmazdı.

Muhtemelen bu videoyla ilgili internette başka yerde bulamayacağınız detaylara geçelim. Klip Aytekin Aykut ve ekibi tarafından, Eskişehir’de terkedilmiş bir fabrika binasında ve civarında iki günde çekildi. Soranlar olabilir, klipte oynayan oyuncu Türk. Fabrika ve grup üyelerinin çekimleri ilk gün, vokalist Utku ile oyuncu arkadaşımızın çekimleriyle drone çekimleri ise ikinci gün yapıldı. Şu anda izlediğiniz klip, videonun muhtemelen dördüncü versiyonu. Bundan önceki versiyonlar ise sadece bizim özel arşivlerimizde yer alıyor. Şarkının kayıtları ve düzenlemeleri, artık iyice Eskişehir’deki tapınağımız haline dönüşmeye başlayan, Ufuk Bulut Stüdyosu‘nda ve bizzat kendisi tarafından yapıldı. Klipte trompet çalan kişi aslında kayıtta çalan kişi değil. Bunun dışında tüm diğer Efendi şarkılarında olduğu gibi, söz ve müzik yine Utku Kuyubaşı‘na ait.

0

Bu şarkıyla ilgili küçük bir de hatıramız var. Aylar önce İstanbul’a, grubun firması olan Arpej Yapım‘la görüşmek için giderken, yol boyunca demo versiyonunu dinlemiştik. Firmada görüşürken de bu şarkı ve özellikle “düşmeden kanıyor dizlerim” cümlesi odadaki herkesi mest etmişti. Hakikaten efsane.

İşte sana bir keşif fırsatı sevgili okur. Yıllardır yazıp çizmeme rağmen, halen Efendi’yi dinlememiş olabilirsin. İşte sana ileride çok değerlenecek bir şarkıyı keşfetme fırsatı. Bu dolunayda kendin için unutulmaz birkaç dakika yarat. Aklından her şeyi çıkar ve Utku’nun sesine bırak kendini.

 

Çal, Söyle, Gökyüzüne Bak

Hasret beni cayır cayır yakarken
Bedenimde buzdan bir el yürüyor.
Hayaline çılgın çılgın bakarken
Kapanası gözümü kan bürüyor…

moonmad004Recaizade’nin oğlu için yazdığı bu dizeler, birkaç gündür yine aklımda. Sonun başlangıcı olduğundan mıdır nedir, okudukça içim eriyor, canım sıkılıyor. İş yerinde beni görsen, masamın üzerinde yılların notları öylece duruyor. Oraya iliştirmişim, gözüm kayıyor sürekli. Açıp okuyorum. Okuyorum da işte, keşke okumasaydım diyorum. En mutlu anların ve en hüzünlü anların manifestoları bunlar.

Dolunay, önceki gece muhteşemdi. Dün gece ise sislere gömüldü. Göremedim pek. Ama ayın bu vakti geldiğinde parmaklar kıpırdamaya başlıyor, engel olamıyorum. Dikkat ediyorsan bu iş giderek geleneksel bir hal almaya başladı. Çok eskiden, blogda günlük özetler yazardım. O dönem nedense böyle bir trend vardı internet blogculuğunda. Sonradan haftalık özetlerin daha verimli olduğunu fark ettim. Ancak yıllar geçtikçe işten güçten, günlük vırt zırt durumlardan dolayı günü gününe yazabilmek epey zorlaştı. Son beş yıldır aksatmadan yazdığım dolunay yazıları, zaman içerisinde edebi bir lisandan daha ortalama bir lisana büründü. Anlattığım o edebi aşk ya da ismine ne dersen de, giderek aylık bir hesaplaşma ve günah çıkarma ritüeline dönüştü.

Önceki ay, çabucak geçti. Son yazdığım yazıdan bu yana, daha çok sağlık problemleriyle uğraştık. Yakın zamanda bir hastalık atlattım. Bir hastalığı da halen yaşıyorum. “Bir Reflü Macerası” isimli yazıyı yazmaya yakın zamanda başlarım. Canıma okuyor ya hadi bakalım.

Ne zamandır koleksiyon işiyle uğraşamıyordum. Bu sıralar yeniden ufak tefek kitap ve albüm toparlama işlerine girdim. Epey efsane kitaplar ve albümler geçti elime. Kokusu çıkar yakın zamanda, burada da görürsün.

moonmad003

Geçen hafta sonu çok hareketli başladı. Cumartesi günü “Avrupa Hareketlilik Haftası” kapsamında harekete geçtik. Çalıştığım kurumdan, Hasan Polatkan Bulvarı’na, Migros’un önüne kadar uzun bir tur yaptık. Epey de kalabalıktı. İş yerinden hemen hemen tüm arkadaşlarla birlikte sürdük. Çok uzun süredir görmediğim Sedat hocamla da görüşme fırsatı oldu ayrıca. İnanılmaz mutlu oldum.

moonmad002Tur bittikten sonra eve geçtim. Öğlen saatlerinde iki misafirim geldi: Eren Abi ve Serkan Abi. İş yerinde bir müzik grubu kurduk sevgili okur. Belki de en başından beri hayalim olan, bu eğlenceli projeyi nihayet hayata geçirebiliyoruz. Planımız birkaç popüler şarkıya ilave olarak eski, kıyıda köşe kalmış ve ana melodileriyle akılları baştan alan parçaları yorumlamak. Umarım güzel şeyler çıkacaktır.

Hayat bize daha iyisini verene kadar, çalıp söylemeye, dinlemeye devam sevgili okur. Başla türlü ne bu aşk biter ne de ben dayanabilirim.

moonmad001

Ben

 

Temmuz Dolunayı: Bir Ay Tutulması

tutulma2Yalnızdım o gece. Bu nasıl bir tesadüftür bilmiyorum. Ama yalnızdım. Tüm Dünya, yüz elli yılda bir görülen, nadir, apaçık ve büyüleyici bir doğa olayını gözlemlemek için gökyüzünü tarıyordu. Gözler göğe çevrilmişti. Bilim insanları, uyanık vatandaşlar, romantikler, duygusallar, karizmalar, sarhoşlar, hiç bir iddiası olmayanlar… Tüm bu alem, kendilerinden binlerce kilometre uzakta arz eden bu olaya şahit olmakla kalmıyor, elindeki, cebindeki, boynundaki ya da aklındaki kamerayla ölümsüzlüğe ortak olmaya çalışıyordu.

tutulma3Ay tutulması, kanlı dolunay, dip diri bir Mars ve yılın en güzel ayı Temmuz. Dünya’da böyle bir gece çok az oluyor. Bazı televizyon kanalları, o akşam büyük skandallara imza atarak astronomlar ile astrologları birlikte çıkardılar canlı yayınlarına. Bir tarafta bilim insanı anlatıyor, bu dizilimin nasıl meydana geldiğini, ortaya çıkan görüntünün neden kırmızı renkte göründüğü, gözle bu kadar net görülebilmesinin gerekçesini, ay tutulmasının ilkel toplumlarda nasıl değerlendirildiğini, eski çağlarda bu tür doğa olaylarını doğru hesaplayabilen kimselerin toplumlarda nasıl saygı gördüğünü, büyücü olarak adlandırıldığını… Diğer tarafta ise astrolog çıkıyor, efenim Yengeç burçları bu ay paraya sıkışacak diyor. Lan? Paraya sıkışmadığımız ay mı var? Ben bir bilim insanının yanına çıkıp da bu lafları etmeye utanırım yahu.

tutulma1Arka balkonumda, o çok özel geceye şahit oldum. Burası, sana en yakın olduğum yerdir her zaman. Bir süre önce aldığım monoküler dürbünümü kurdum üç ayağa. Yapılacak tek şey oturmak ve izlemekti artık. Bir yandan tabletimden Instagram’ı ve Facebook’u takip ediyordum. Şansıma tutulmanın ilk dakikalarında Ay buluta girdi. Uzunca bir süre gökyüzünde hiçbir şey göremedim. İşte o anlar düşüncelerde boğulduğum anlardı. Alper aradı hiç ummadığım bir anda. Ve hemen peşi sıra tüm dostlarım yazmaya başladılar. Sonra bulutlar dağıldı ve tutulma tutulma4açıkça görülmeye başladı. Ulan ne güzel dakikalardı be. Seni gördüğüm normal bir dolunay gecesi bile aklımı başımdan alıyorken, böylesi bir gecede bana neler olabileceğini hayal et. Vakit geçti, tutulma başlayıp şölene dönüşünce işler çığırından çıktı ve bir ayine dönüştü. İşte o gece, o vakitte yazdığım her şey:

Merhaba. Ara vermeksizin Ay tutulmasını gözlemliyorum. Bu , tıpkı seninle baş başa kalmak gibi bir şey. Gözlerimi gökyüzüne dikmiş, aklımda senin olduğun hayaller, çok uzakta giderek kıpkırmızı bir hale dönen Dolunay… Biriciğim çok özlüyorum. Evrenin farklı köşelerinde olsak da, ben seni çok özlüyorum.

Yüz elli yılda bir meydana gelen muazzam bir olay bu. Düşünsenize, milyarlarca insan böylesi bir güzellikten mahrum kalarak yaşadı ve öldü. Şu anda bir gözüm sende, bir gözüm ise giderek kaybolmaya başlayan dolunayda. İlk defa bir ay tutulmasını bu kadar net ve sorunsuz gözlemleyebiliyorum. Google’ın sesli yazma sistemi sayesinde gözleme ara vermeden anlık olarak yazı yazmaya devam edebiliyorum. Bir gök cismini gözlemlemek gerçekten çok zor. Bunun sebebi, Dünya’nın ve gözlemlediğimiz nesnenin eş zamanlı olarak dönmeye devam etmeleri. Gözünüzü bir an olsun dürbününüzden ya da teleskobunuzdan ayırıp dakikalar sonra yeniden baktığınızda, büyük ihtimalle bakmakta olduğunuz nesnenin orada olmadığını fark edeceksiniz. İşte bu ince ayarları gelişmiş teleskoplarda yapmak çok daha kolay. Ancak benim gibi, bir binanın yedinci katında, arka balkonunda monoküler dürbün kullanarak üç ayak yardımıyla gözlem yapıyorsanız, sürekli olarak Ay’ın konumunu takip etmek durumundasınız. Bu çok sabır isteyen bir iş. Binlerce yıl boyunca Dolunay, sayısız kurguya, fanteziye, sanata edebiyata ve hatta dine konu olmuş önemli bir sembol ve kültür ögesi olarak değerlendirilmiştir. Yalan yok, ben gerçek Dolunay’ı ilk defa yalnız başıma kaldığımda fark ettim. Gündüzün parlak güneşi yerine gecenin asil Dolunay’ını, onu da ayda yalnızca birkaç gece görmek pahasına tercih ettim.

Bitmiyor, bitmeyecek. Bir süre buralarda olmayacağım. Bir sonraki yazıyı kim bilir nereden yazarım. Beklemede kal ve göze alabiliyorsan şunu dinle.

NOT: Dolunay görselleri, o gece çekilen gördüğüm en iyi fotoğraflar olduğu için Rızvan teyzeme ait. Emeğine sağlık.

Hayallere Ulaşmaya Az Kaldı

dolun028Merhaba Dolunay aşkları! Zaman geçiyor, o güzelim yaz ayları birer birer eriyor. Her birinin sonu, sanki sevgiliye kavuşmak gibi oluyor, sen parlıyorsun malum. Haziran ayı güzel geçti. Evet, bunu gerçekten söylüyorum. Güzeldi.

dolun023Yılbaşında kendime koyduğum bir teleskop hedefi vardı. Çok uzun süredir teleskop almak ve kullanmakla ilgili Türkçe ve İngilizce pek çok siteyi araştırıyorum, inceliyorum. Bir teleskoba sahip olmanın bazı şartları var. Bazı sorulara cevap verebilmek gerekiyor. Mesela ilk soru: Gerçekten teleskop almak istiyor musun? İkinci soru daha zor: Emin misin? Sevgili okur gerçek şu ki özellikle gökyüzü gözlemleri sonucunda kaydedilmiş, internette, sağda solda gördüğümüz o rengarenk fotoğrafları hiç birini ileri derece profesyonel bir teleskop olmadan (bir rasathanenin sahip olabileceği türde) görmek mümkün değil. Piyasada şu kadar yakınlaştırır, şöyle gösterir, böyle yapar şeklinde satılan cihazların da pek çoğu, ne yazık ki bu kapasiteye sahip değil. Bir diğer sorun ise teleskobun kurularak görüntü yakalanmaya çalışılması süreci. Çıplak gözle gördüğünüz Ay’ı ve yıldızları, teleskopla denk getirip bulmak epey bir vakit alıyor. Dolayısıyla teleskop almanın ilk şartı şu: Önce bir dürbün almak. Okumaya devam et

Mayıs Dolunayı – Bitmeyen Öykü

mayissonDolunay gecesinde, baharın son güzel gününde şu yazıyı yazıp bitirdim. Gerçekten güzel, keyifli bir akşamdı. Aylardır bitiremediğim bir öykü var. Yeniden denetim bitirmeyi. Niyetim sana sunmaktı. Ama yine beceremedim. Öyküyü bitiremedim. Buyurun:

Zeminka’dan bir gece yarısı Yenikara’ya doğru yola çıkan gemide yüz yirmi iki kişi vardı. Ortalıklarda hiç görünmeyen kaptanı ve insana pek de güven vermeyen 8 tayfayı saymazsak gemideki yolcuların hiç birisi bu yolculuğun nasıl biteceğine dair en ufak bir fikre sahip değildiler. Yolcular arasında yer alan üç kadın, geminin iyice eskimiş güvertesinde ilk defa o gün, yola çıktıktan uç gün sonra karşılaştılar. Daha uzun boylu olan ve yüzündeki hüznü gizleme gereği bile duymayan kadın simsiyah saclarını bir parça bezle bağlamış, geride biriktiği evini, kaybettiği kocasını düşünüyordu. Kestane rengi sacları, kalkık üst dudağının masumiyeti ve dimdik durusuyla iskele tarafındaki kalastra yaslanmış halde duran ikinci kadın ise bu zoraki göçün ona yepyeni bir hayat şansı sunmasını diliyordu sürekli olarak. Kucağında bebeğiyle kıç taraftan öne doğru seğirtmeye çalışan üçüncü kadın çok zayıftı. Soluk sarı rengi saçlarını kısacık kesmişti.

Gemideki sallantı bir an olsun durmuyordu. Ahşapların gıcırtısı üçüncü kadının bebeğini, rahatsız etmek şöyle dursun, kahkahalar atmasını sağlıyordu. Böylesi bir karamsarlıkta bu küçücük kahkahalar diğer yolcuların sımsıkı tutunduğu umut kırıntılarıyla ancak beslenebiliyordu.

İkinci kadın diğer yolcularla pek konuşmuyor, nispeten daha uzakta ve yalnız olmayı tercih ediyordu.

Zeminka’da tüten dumanlar, talan edilmiş evler ve yağmalanmış dükkânlardan geriye büyük bir sessizlik kalmıştı. İç savaş ülkeyi yıkıp geçmiş, katledilmeyen bir avuç sivil ise Yenikara’ya ancak deniz yoluyla ulaşmaya çalışıyordu. Gemide yiyecek ve içecek bir şeyler neredeyse yoktu. O yüzden yolcuların günlük bir parça ekmek ve yarım şişe suyla idare etmeleri gerekiyordu. İkinci kadın durumdan pek şikâyetçi değil gibiydi. Birinci kadın açlıktan epey etkilenmişti. Ancak son zamanlarda üçüncü kadın ve bebeği gerçekten zor durumdaydılar. Kadının sütü azalmaya baslamıştı. Göğsünden akan her damla sut canından kopan bir parçaydı artık. Yolcular arasında o günün tarihini bilen de tutan da yoktu. Bir önceki gece ne yaşadığını unutamayan kaptan ise yeni günün tarihini neşeyle yazdı defterine: 21 Mart. Kendisi de Zeminka’da doğmuş olan bu adamı memleketinin yanıp küle dönmüş hali hiç etkilemiyordu. İlginçtir o, daha çok Yenikara’da anlaştığı adamları düşünüyordu. Çok iyi bir paraya tüm gemiyi teslim edecekti. Tüm gemiyi çürümüş döşemeleri, paslı makineleri ve çaresiz yolcularıyla birlikte…

İşte bu. Bir harf daha yazamıyorum. Günlerdir düşünüyorum, ancak şu üç kadının akıbetine bir türlü karar veremiyorum. Bana bu konuda yardım edebilecek herkesin yardımına açığım. Yorum kısmında ve mesajlarınızla bana fikir verebilirseniz minnettar olurum.

Güzeller güzeli, en az senin kadar güzel ve eğlenceli bir sürü iş yaptık şu birkaç haftada. Sınavlarım bitti. Hepsi de çok iyi geçti. Doktoranın son dersini çok iyi bir notla geçtim. Artık yeterlilik sınavı için hazırlanmalıyım. Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümünün de final sınavı gayet başarılıydı. Gerçi henüz sonuçlar açıklanmadı ancak çok büyük ihtimalle 1. sınıfı sıkıntısız geçtim. Bu hafta vakti buldukça, yaptığım projeleri yazmak istiyorum.

ikiyolu

Zoraki Üçleme

Artık yaz başladı. Yaz mevsimini çok severim bilirsin. Gökyüzü daha berrak, vicdanlar daha sıska olur. Umarım bu yaz ikimiz için de iyi geçer. Bugüne özel bir sürprizi az önce Vega yaptı. Aylar sonra, Delinin Yıldızı şarkısına klip çekti ve yayımladı. Bu şarkı benim için çok özel. Bu şarkıya nasıl bir klip çekerler acaba diye düşünüyordum. Yayımlanan çalışmayı çok beğendim ne yalan söyleyeyim. İzle bak sen de. Bir de sürpriz göreceksin. Sevgiyle.

 

İlkyazım! Biricik Dolunayım!

dolnask02

Merhaba,

Bahar geldi artık. Hatta biraz da acele etti ve neredeyse yaza döndü yüzünü. Her sabah yalnız başıma, Eskişehir’in bahar sabahlarını adımlıyorum. Belki seneler sonra, bu şehre dair hatırlayacağım en güzel anları yaşıyorum bir başıma.
dolnask09Bu ay enfes bir dolunay var gökyüzünde. Üstelik ilginçtir, tam üç gündür öylece parlıyor. Fersah fersah uzakta ancak ışığı sıcacık, aydınlığı çok berrak. Baktıkça güzünü alamıyor insan. Sana çok yakınım biliyordum ama uzanıp dokunmak için bir hamle yapmıyordum. Yapmadım da. Döndüm ve geldim o küçük dünyama yine. Çirkinliğimi bağışla, inan içim seninle dolu.

Mor ve Ötesi büyük bir sürpriz yapmıştı hani geçen ay. Biriciğimiz, Sultan-ı Yegâh‘ımızı yeniden yorumlamıştı. İşte sürprizin büyüğü, bu teklinin plağa basılması oldu. Dayanamadım, sınırlı sayıda basılan kırkbeşliklerden bir tanesini sipariş ettim. Heyecanla beklemeye başladım. Şimdiye kadar aldığım en kaliteli kaliteli baskıya ve malzeme kalitesine sahip dış kabıyla çıktı geldi plağım.

Atilla İlhan, süper yazmış eyvallah da, Ergüder Yoldaş‘ın mucizesine her seferinde şaşırmak da neyin nesi? Bunca ay geçti, bir sana bakmaktan bir de bu şarkıyı dinlemekten bıkmadım.

dolnask03Bu tekli, ülkemizi yıllar sonra kaliteli baskı plaklarla yeniden tanıştıran, Rainbow45 Records tarafından 500 adet sınırlı sayıda yayımlandı. Ambalajda yer alan etikette de bu ibare yer alıyor. Bu noktada, Rainbow45’i bir kere daha tebrik etmek lazım. Çünkü ülkede plağa basılmayı hak eden ne kadar kaliteli albüm varsa birer ikişer yayımlamaya devam ediyorlar. Her ay muhakkak sitelerini (http://www.rainbow45records.com/)kontrol ediyorum. Plak koleksiyonculuğuyla ilgilenen herkesin de takip etmesinde fayda var. Çünkü ülkemizde plak basan firma sayısı çok az. Rainbow45’ten başka bir de Sony Music bu işi yapıyor ama açık söylemek gerekirse çoğu işi sırf para tuzağı, başka bir şey değil. Çok kaliteli materyaller sunamıyor.

dolnask01

Geçen hafta, dergileri düzenlerken OT‘un bir sayısında, bloga eklemek için işaretlediğim sayfaları fark ettim. İşaretlediğim dizelerin özellikle çizimleri beni benden aldı. “Neden herkes güzel olmaz?” diye soruyor. Neden herkes sen olmaz? Nedir seni, benim olarak gören her gözden çektiğim? “Seni görünce, aynı anda geçer aklımızdan aynı düşünce… Bir duvar gibi aramızdan.” El ayak çekildiğinde, karanlık bir gecede, sessizce bekleyen benim. Ne olur gözlerim kamaşsa ve kesilse soluk alış verişim?

Bu manzaraları eklemek artık geleneksel bir hal aldı. Belki aynı kareler diyebilirsin. Ancak yanılıyorsun. Her biri tam da o gün çekilen, o anı anlatan kareler. Hiçbir şey aynı kalmıyor. Bir sonraki dolunay, biraz daha yaşlanmış oluyor. Tıpkı büyüyen bir bebeğin fotoğrafını, her ay çekmek gibi düşün. Büyüyen yalnızca et ve kemik değildir onda. Düşüncelerdir, hislerdir ve en önemlisi içindeki o en gizli karanlıktır. Kendisiyle baş başa kaldığında duymaya başladığı o sestir, kendisidir. O hiç susmayan itiraftır. Sen de büyüyorsun dolunayım. Belki gökyüzünde, belki benim içimde…  Değişiyorsun, eskiyorsun, ama hiç bitmiyorsun. Biz göremiyoruz sendeki o tükenişi. Sahi, kim biliyor? Kaç kişiye fısıldıyorsun aklındakileri?

dolnask05

Ulus’a giden yol

dolnask06

Bariyer

Gün batımı

dolnask08

Gizli