Tag Archives: dolunay

Çerçeve Koleksiyonum

Dolunay‘da yayımladığım şu videodan sonra, pek çok güzel yorum aldık. Bir kişi ise beni şaşırttı ve video benim ve Alper‘in gözüktüğü kısımdaki çerçeveleri özellikle sordu. Bu soru gelince, bende fark ettim: Evin her yerinde asılı bir sürü çerçevem ve aslında her birinin de güzel hikayeleri var. Bu yazıda, aslında bir tür koleksiyon da denilebilecek bu çerçevelerden bahsedeceğim.

Yazı içerisinde birbirinden farklı tam 19 tane çerçeve yer alıyor. Her biriyle ilgili açıklamayı ise resim yazısı olarak ekledim. Mobil cihazınızdan girdiğinizde bu açıklamalar hemen görselin altında yer alacak.

ce01

Bin parçalık bir puzzle bu. Merve evlenmeden önce yapmış. Eve astığımız ilk çerçevelerden birisi. Departure of the Winged Ship isimli tablonun çizeri ise Vladimir Kush isimli Rus sürrealist ressam.

ce02

Bu evdeki en siyah çerçeve ve çalışma. Bu çalışmayı 2018 yılı Mart ayında yapmıştım. İsmi “Ay’ın Üzerinde Yaşamak“. Kendi ürettiğim ilk çerçevelerden biri olması bunu benim içim ayrıca çok değerli kılıyor.

Okumaya devam et

Dolunay’da Şarkılar

agus19moon

Yazın son dolunayı da geldi ve geçti! Bu yaz, belki de tüm ömrümün en çabuk yazı oldu, bitti desem yeridir. Çaresizce son sıcaklara tutunmaya çalışıyoruz resmen. Son üç beş günde geldi, günümüze yerleşti şu soğuklar. Sanki yaz mevsiminde değiliz. Moraller bozuk, canlar sıkkın. Sağ olsun, bu ay dolunayı Eda‘nın sayesinde ölümsüzleştirdik.

Parça parça oluyor çoğunlukla yazmak. Çok uzun süredir bu saatlerde yazı yazmıyordum. Bir haber beklerken, hiç dayanamadığım Öyle Kolaysa başladı çalmaya. Hiç kolay değil. İnan hiç kolay olmuyor. Gölgelerde yaşıyordum bir zamanlar. Şimdi belki ışığa çıktım ama bu sefer de senin gölgenden kaçıyorum. Kim bilir kaç satırı sildim nokta koymadan. Ah yalnızlık ve gece! İnsanı aşık eden, üzüntüden öldüren, düşünceden kanser eden iki kötü yoldaş. Uzak durmak “hiç kolay değil”.

Sana baktıkça kanım kaynıyor, kalp atışlarım hızlanıyor, sanki o an gördüğüm her şey ve “her beyaz” sen oluyorsun. O an nasıl bir özgüvenle doluyorum anlatamam. Dün gece de yine öyle hissediyordum. Bir an kendimi, ömür boyu unutamayacağım o rakamları tekrar ederken buldum. Sonra dehşetle irkilip telefonumu kapattım. Yerimde doğruldum aniden. Neredeyim ben? Neler hayal ediyorum böyle? Tüm bu ağrılarımdan sonra nasıl oluyor da, yüreğimdeki acı galip gelebiliyor? İsimler geçiyor aklımdan, dakikalar saatleri kovalıyor ama isimler dönmeye devam ediyor hiç durmadan. Hangi mektubumdaydı unuttum, saniyelerin sesi ve kalem kâğıttan çıkan hışırtılarla geçiyor günler demiştim. Şu anda burada durum daha farklı. Burada duyduğum ses Deniz’in sesi. “Bu sabah bir umut var içimde.

boyalida

Son olarak, uzaktasın artık. Göremiyorsun, inanmıyorsun. Susmuşsun belki de. Bilmiyorum. Biz bu ay şu aşağıdaki videoyu kaydettik. Split-screen cover denilen mevzuya girdik uzun süre sonra yeniden. Mabel Matiz‘in Boyalı da Saçların isimli şarkısında geçen şu melodiyi duyduğum günden beri unutamıyorum. Cansın ve Alper‘le birlikte hissettiğimiz gibi çalıp kaydettik önce. Cansın İstanbul’dan gönderdi videosunu. Alper ve benim çaldığım kısımlar ise Eskişehir’de çekildi malum. Sonra sağ olsun Yağızhan bizim için ses miksajını yaptı. Video kurgusunu ise ben yaptım. Bu yazın son dolunayı için güzel bir hatıra olsun diye 🙂

Side – Antik Kent – Doğum Günü

İşte yine ilk cümlesini seçmekte zorlandığım bir yazıya başlamak zorundayım. Geride bıraktığımız hafta Side’de, gürültüden patırtıdan uzakta, birkaç gün dinlenme fırsatımız oldu. Tatil dönüşü yazı yazmak kadar sıkıcı bir şey yok itiraf edeyim. Ancak birkaç paragraf yazdıktan sonra açılıyorum ve yazmak daha eğlenceli hale geliyor. Haydi bakalım.

15 Temmuz Pazartesi gecesi Eskişehir’den, Hasan Polatkan Migros’un önünden yola çıktık. Anlaştığımız turizm acentesi, sezon boyunca hemen her gün Eskişehir’den Antalya’ya araç kaldırıyormuş. Bu sayede, kalacağınız otelin kapısına kadar bırakıyorlar ve dönüşte de aynı yerden alıp Eskişehir’e getiriyorlar. Aradaki tüm aktarmaları ve otobüs firmalarının türlü rezilliklerini çekmektense, bu yol bize çok daha makul geldi. O gece Mustafa, Betül, Merve ve siyatik ağrısı tavan yapmış ben, gittik bizi bekleyen araca bindik. Biner binmez uyudum. Çünkü tüm gün sabahtan kendimi hazırlamıştım. Hesapta olmayan tek şey siyatik ağrısıydı. Neyse.

side003

Otobüs firmalarından farksız olarak, düzenli aralıklarla yarım saatlik molalar vere vere sabah 8’de Antalya’ya, kalacağımız otele ulaştık. Otelimiz Side’de, Kumköy mevkiinde bulunan “Luna Blanca” isimli oteldi. Kıyıdan biraz içerideydi. Ancak aralıksız çalışan bir servisle müşterileri 4 dakika uzaklıktaki sahile taşıyordu. Bu yolu isterseniz yürüyerek 10 dakikadan daha kısa sürede de alabiliyorsunuz. Çok büyük bir otel olmaması bizim side001için avantaj oldu. Tüm imkanlarından fazlasıyla yararlanma şansımız oldu bu sayede. Bir de inanılmaz sakindi.

Otele girdiğimiz ilk gün, ancak öğlen oda verileceği için saat 08.00’den 14.00’e kadar denizde vakit geçirdik. Bu esnada otelin yine her türlü imkanından yararlandık. Hatta bize alternatif bir oda imkanı bile sundular ancak biz kabul etmedik. Okumaya devam et

Temmuz Dolunay’ı – Küçük Bir Tatil

Yılın en güzel ayı geldi çattı. Belki doğduğum ay olduğu için böyle dediğimi düşünüyor olabilirsin. Ancak Temmuz, o güzel zamanlarımızı en çok hatırladığım ay. O yüzden bu ayın her şeyi gibi dolunayı da çok özel. Bu ay, dolunay vaktinde evde olmayacağım. Bu çok iyi. Çünkü bir balkonla sınırlı kalmayacak buluşmamız. Koskoca bir sahil olur belki önümde. Ya da zifiri bir tepe. Bilmiyorum. Ancak bu işin kötü tarafı, o gece önümde bilgisayar olmayacak. Yazıyı bir gün erkenden yazmak zorunda kalıyorum.

Yola çıkıyorum birazdan. Bir süre Antalya civarında olacağım. İlk defa bir yolculuğa -biraz da heves ederek- tüm ekipmanımla çıkıyorum. Umarım dönüşte, elimde çok güzel kareler olacak. Bir albümüm var. İçerisinde en özel fotoğraflarını ekliyorum. Kimse de dönüp bakmıyor nasılsa. O albüme tek bir kare bile ekleyebilirsem kafi.

yapboz

Dönüşüm muhteşem olacak. Tam on yıldır bir yapıp bir bozduğumuz ancak bir türlü bitmeyen, “extreme” zorluktaki 2000 parçalık yapboz nihayet bitti. Onunla ilgili bir yazı ekleyeceğim. Bir de erken doğum günü hediyesi olarak Canon‘un 50 mm f/1.8 STM  sabit odak uzaklıklı objektifini aldım. Canon Günlükleri serisinde bahsedeceğim. Doğum günüm tatile denk geleceği için çok bir atraksiyon olmayacak. Ama gelenek haline geldiği için, yine de bir doğum günü yazısı okuyacaksın.

deadmanGeçen gün Halil Abi‘yle 1995 yapımı “Dead Man (Ölü Adam)” filmine gittik festival kapsamında. Çok uzun süredir siyah beyaz film izlemiyordum. Halil Abi’nin tavsiyesiyle gittiğimiz filmler, cidden sinematik açıdan kaliteli filmler oluyor. Bu film de hem oyunculukları, gencecik Johnny Depp’in performansı, hem bir western üstelik fantastik de sayılabilecek bir western oluşu, hem de Neil Young‘ın bestelediği film müzikleriyle sinema tarihinde kendine bir yer edinmiş. Western türünü çok sevmeme rağmen, nasıl oldu da bugüne kadar karşıma çıkmadı diye çok şaşırdım. Filmden çıktığımızda Halil Abi’nin arabayı neredeyse şehrin diğer yakasına park etmesi sayesinde filmi ve müziklerini konuşacak epey zamanımız oldu. Haftanın şüphesiz en iyi keşfi bu oldu benim için. Senin sayende keşfettiğim tüm o soundtrack albümünü hala dinliyorum, itiraf ediyorum. Umarım sen de bunu beğenirsin. Görüşmek üzere.

Dolunay ve Açıköğretim Mezuniyeti Sevinci

İki yıldır, zaman zaman hakkında yazdığım, müthiş keyifli ve bir o kadar da öğretici, eğitici Açıköğretim yolculuğumun sonuna geldim sevgili. Geçen hafta Perşembe günü mezuniyet töreni vardı. Yazmak için dolunayı beklemeye karar verdim. Bu bir mezuniyet yazısı olacağı için birazcık uzun olacak.

dolunay0619

Dolunay biraz nankördür. Bir ay yüzünü bile göstermez, bir diğer ay ışığı düşer yastığınıza…

mezuniyetposterGeçtiğimiz hafta Açıköğretim Fakültesinin final sınavları açıklandı. Böylece, toplamda dört dönem süren Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Programı’ndan mezun oldum. Geride bıraktığım dört dönem içerisinde, dönem ortalamamın en yüksek olduğu dönem son yani dördüncü dönemdi. Programı 3,70 genel not ortalamasıyla bitirdim. Eğer ilk dönem, şimdi sahip olduğum öngörüye sahip olsaydım inan bu ortalamanın daha da yüksek olmaması için hiçbir neden yoktu. Üstelik vereceğim tavsiyelere uyan herkes en az bu şekilde bir ortalama yaparak bölümden mezun olabilir. Ha, şu da var tabi ki: Ortalamaya yapmaya ne gerek var? Hiçbir gerek yok 🙂

Ben Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Programına 11 Eylül 2017’de kayıt oldum. Toplamda dört dönem, yani iki yıldan ibaret bir programdı. Yıllardır okuduğum, Fen bilimleri alanından farklı bir alanda okumak, eğitim almak istediği her zaman olmuştur bende. Hatta doktorada da, önce Sosyoloji Anabilim Dalı’na başvurmuştum. Başvurum, alan farkı yüzünden kabul edilmeyince Sosyal Bilimler alanına olan hırsım daha da arttı.

Muhakkak hepimizin içinde, güzel sanatların bir kısmına ya da tümüne karşı bir ilgi vardır. Ben de yıllarca özellikle resim sanatına çok büyük ilgi duydum. Özellikle filmlerde, sosyal çevrede ünlü ressamlar ve tabloları, eserleri hakkında bilgi birikimine sahip insanlar gördükçe, ne yalan söyleyeyim, hep imrendim. Sanatın bu en renkli dalı, sanat akımları, sanat tarihine geçmiş en ilginç ve özel anlar gibi konular hep ilgimi çekti.

İşte okuduğum bölüm, yalnızca fotoğraf sanatı ve sinema hakkında değil, sanatın tüm branşları, iletişim, reklam, sosyoloji gibi alanlarda da inanılmaz bilgiler ve değerler kattı.

dersler

Bu tabloda her dönem aldığım dersler yer alıyor. Bunlardan renkli olarak belirttiklerim en keyifle okuduklarım oldular. Bu konularda inanılmaz bir genel kültür de sağladılar. Açıköğretim Fakültesinin diğer bölümlerinden farklı olarak, Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü’nün kitapları cidden piyasada sürekli alıcı bulabiliyor. Çünkü özellikle fotoğrafla ilgili teknik kitaplar, akademik, güncel ve doğru bilgiyi içeriyor. Ülkede bu şekilde güncellenebilen bir başka yayın evi daha yok. Ayrıca bana göre, ülkemizde fotoğrafın yaşayan efsanelerinden Levend Kılıç da, bölümdeki çoğu kitabın editörlüğünü ve derslerin hocalığını yapıyor.

mezu2019temsilci

Sınavlara hazırlanırken yalnızca Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Sistemi için geliştirilen “E-Kampüs” sistemini kullandım. Hem çevrim içi olarak soru çözmek hem de basılı yayın temin etmek için burası vazgeçilmez oldu. Programın ikinci döneminde Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim sisteminde basılı kitap vermekten vazgeçti. Bu karara başlarda büyük tepki gösterdim. İlk katıldığım Kalite Elçileri toplantısında bu durumu da dile getirdim. Ancak sonradan anladım ki bu şekilde olması çok daha mantıklı ve hesaplı oluyor. Çünkü bu sayede, belki de çoğu kişinin yüzüne bile bakmadığı milyonlarca kitap basılıyor, kaynak israfı oluyor. Bunun yerine tüm kitapların dijital hallerini sisteme yükleyip, benim gibi ille de kitap isteyenlere de “Kitap Satış Sistemi” üzerinden istedikleri kitapları satmak çok daha mantıklı. Üstelik bu sayede, yıllık harç ücretlerinde de hatırı sayılır bir indirim yapılmış oldu.

mezun05

Bu fotoğrafı yüksek çözünürlükle yükledim. Yerdekiler kitaplarım. Siyah ve mavi kitaplar ise ayrıca ciltlettiğim özetler, deneme sınavları ve çıkmış sorular. Yukarıdaki mavi ve bordo renk kitaplar ise ciltlettiğim ders notlarım

Her sınav döneminde, e-kampüs üzerinden tüm derslere ait deneme sınavları ile çıkmış soruları PDF formatında indirip düzenledim ve kitapçık şeklinde bastırdım. Yine ünite özetlerini de aynı şekilde bastırdım. Böylece elimde kalıcı bir sürü materyalim oldu.

onurbelg

Ders çalışırken de her üniteyi bir yandan okuyup diğer yandan da ufak notlar çıkardım. Bu notları ilk dönem elimle yazıyordum. Ancak daha sonra tablet ve bilgisayarda yazmaya başladım, çok daha hızlı oldu. Bazı derslerde de doğrudan PDF üzerinden kopyaladım. Bu çok daha hızlı bir yöntemdi. Böylece sınava girmeden önce kitapların tamamını okumuş oluyordum. Bir de not çıkardığım için en önemli noktalar hep aklımda kalıyordu. Eh bunun üzerine sınavdan bir gün önce de çıkmış soruları ve deneme sınavlarını çözünce iyice oturuyordu. Sınava gireceğim okula gideceğim sabah bir saat kadar erken gidip bir de kendi çıkardığım notlara göz gezdiriyordum. İnan bu şekilde, son dakikada görüp de yakaladığım bir sürü soru oldu. Eh, yöntemin başarılı olduğu da ortada ki genel ortalamam 3.70 oldu 🙂 Ayrıca her dönemde not ortalamam 3,5 üzerinde olduğu için Yüksek Onur Belgesi aldım. Lisans eğitimimde değil yüksek onur belgesi almak, ortalamayı 2’nin üzerinde tutmak bile benim için büyük bir olaydı. Açıköğretim sayesinde bu keyfi de yaşamış oldum.

mezun06

Tuttuğum notları bu şekilde ciltlettim

Geride bıraktığımız hafta Perşembe günü, Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsünde bulunan Açıköğretim Fakültesi Binası’na gittim. Önce kalite temsilcileri arasında yapılan bir toplantıya katıldım. Kalite temsilcisi olmak, Açıköğretim Sistemi’nin güzelliğine ve tadına varmak için büyük bir ayrıcalık. Olabiliyorsanız siz de muhakkak olun sevgili okur. Bu toplantıdan sonra hiç üşenmeden gittim kendime cüppe, kep, püskül, kep yüzüğü ve mezuniyet şalı aldım ve o gün yapılacak mezuniyet törenine katıldım.

fbthdr

O öğleden sonra hafif bir yağmur çiseliyordu ve biz de yaklaşık 500 kişilik bir topluluk olarak törenin yapılacağı çim sahaya doğru gidiyorduk. Ülkenin çeşitli şehirlerinden gelen bir sürü insan vardı. Farklı yaşlardan, mesleklerden yüzlerce insan mezuniyet coşkusunu yaşıyordu. Gecikmeler olunca birkaç çıkıntı tip peydah oldu. Seslerini yükseltip kendi kendilerine protesto falan etmeye kalktılar. Güldüm içimden. Yıllar önce lisanstan mezun olurken bizim törenimiz Atatürk Stadyumu’nda yapılmıştı. Saatlerce beklemiş ve dikilmiştik ayakta. Ama hiç birimiz uf dememiştik. Öylesine keyifli bir akşamdı bizler için.

mezun04

Dekan Hocamız Prof. Dr. Yücel GÜNEY ve ben

Hemen yanımda duran, Aşçılık Bölümü’nden 3,97 ortalamayla mezun olduğu halde bölüm birincisi olamadım diye üzülen bir kadınla tanıştım. Bahar Hanım. İstanbul’dan mezuniyet için gelmiş ancak son dakika yetiştiğinden kep ve cüppe almamış kendine. İşaret gelince stada hep birlikte girdik. Epey bir tanıdık hoca gördüm kalabalıkta. Orkun Şen hocama buradan sevgiler 🙂 Katılanları selamladıktan sonra yerlerimize geçtik.

cof_soft

He-man’in abisi Çetin

Rektörün konuşmasının ardından beklenen o an geldi ve 2011’den tam 8 yıl sonra, bir kez daha kepimi fırlattım havaya 🙂 O gün törene beni izlemeye yalnızca Merve ve Enes gelmişlerdi. Yaklaşık yarım saat süren törenden sonra onlarla buluşup fotoğraf çektirdik. Daha sonra, ödünç aldığım cüppeyi teslim ettik. Böylece mezuniyet töreni sona ermiş oldu.

Yıllar önce lisanstayken almış olduğum bir seçmeli Fotoğrafçılık dersiyle başlayan fotoğraf maceram, İkinci üniversite kapsamında okuduğum Fotoğrafçılık ve Kameramanlık ön lisans programını tamamlayarak taçlanmış oldu. Çok isterdim beni görmeni sevgili okur.

 

mezun01

Orada, en arkada, en çok sevinen birisi var.

Ekleme: 04.07.2019. Dört dönem boyunca, dönem ortalamam 3,50 üzerinde olduğu için Yüksek Onur Öğrencisi olarak mezun olmuşum 🙂

15053256434_mezun_yuksekonur

Bahar Geçti Birden

fullmoon

Bir şey söyleyecektim, yarım kaldı.

Sana aşık olduğum yaştayım işte. Ben kışı düşünürken, bahar geçti birden. Anlayamadım. Bir dolunay daha geldiğinde, elimde kamera, gözüm ekranda, seni izliyorum. Konuşmak istiyorum seninle. Ağzımı açıp “Sen” deyince, başlıyorsun bağırmaya. Sonra, yutkunuyorum. Bir şey söyleyecektim, yarım kalıyor cümlelerim… Haydi başlayalım.

19mayis2019Alper geçen mesaj atmıştı. O geliyor aklıma. Annesiyle konuşurken annesi söylemiş: Mesut bence dolunaydan anlıyor. Elleri öpülesi 🙂 İşte o dolunay bu ay müthiş bir tarihe denk geldi: 19 Mayıs! Evet, bizi birleştiren birkaç şey vardı zaten. Aşkımızı bir kenara bırakırsak, ülkemize olan sevdamız ve Galatasarayımız 🙂 19 Mayıs, üstelik bu yıl Milli Mücadele‘nin başlangıcının tam 100. yılı. Dolunayım, bir asır önce, yapayalnız bir adam çıktı. Çok konuştu, çok anlattı. Anlattıklarının çoğunu kimse anlamadı. Ama inandılar ona. Okuduğu binlerce kitaptan süzdüğü satırların, kelimelerin ve harflerin aydınlığıyla, kim bilir kaç yıldır kurduğu hayalin gerçek olması için ilk adımı attı. Ah Paşam! Ah Mustafa Kemal’im! Çağının ötesindesin… Yokluğu gördün, savaşın ortasında kaldın, ölümü gördün, hasreti yaşadın, belki imrendin, belki kahroldun ama bu milletten umudunu hiç kesmedin. 

samspiyongalatasaray.jpgBugün Galatasaray, Başakşehir‘le yaptığı maçı inanılmaz bir şekilde, üç atıp bir sayarak kazandı. Ve ligdeki 22. şampiyonluğumuza ulaştık. Bu bloga futbolla ilgili çok az şey yazdım bugüne kadar. Ancak bu şampiyonluk çok önemli. Bu yalnızca Galatasaray’ın 22. şampiyonluğu değil; bu ülkede “taraftar futbolunun” galibiyeti, futboldan çok anlamayan benim bile, sarı kırmızı bir çift rengin ardından gitmeme neden olan o “aidiyet duygusunun” şampiyonluğudur. Bu şampiyonluğa Beşiktaşlılar, Fenerbahçeliler, Tranzonsporlular, Malatyasporlular, Sivassporlular ve ligdeki tüm diğer Anadolu takımlarımız sevinmelidir. Çünkü “PROJE FUTBOLU” yenilmiştir. Hakem hataları, penaltılar, sahaya giren ikinci toplar, VAR’lar yoklar falan filan… Bunlar aşılır. Bunlar çözülür. Ancak eğer iş duygusallıktan kopup mekanikleşirse, işte buna bir çözüm yok. O yüzden bu şampiyonluğumuz çok önemlidir.

İşte o geceki dolunay, öylesine güzel bir tarihe denk geldi. Yeri gelmişken, aynı gün biriciğimiz Volkan‘ın da doğum günüydü. Tekrardan kutlu olsun. Bu arada, yolumuza artık Canon EOS 550D ile devam ediyoruz. Bu, belki de bu yıl içerisinde attığım en büyük adımlardan bir tanesi oldu. O açıdan epey heyecanlıyım. Bahsettiğim bu makine olayı, apayrı bir yazının konusu olacak elbette. Bu hafta sonu Açık Öğretim Fakültesi sınavları var. Hemen ardından da doktora için bazı çalışmalar yapmak gerekecek. Beni unutma.

Gözlerinle Gördüğün Şey Ben Değilim

nis19dolun01

Ucu ucuna yetiştim o gün. Yani birkaç dakika daha geç kalsam seni göremeyecektim. Hızlı adımlarla yürürken ve hatta yer yer, kimsenin görmediğinden de emin olunca, koşarken aklımda hep seni görmek vardı. Sen çıkmadan, bir anlığına da olsa seni görmek istedim. Az biraz yakınına sokulup, belki küçük bir tebessümüne eşlik etmek istedim.

Tam çıkarken yakaladım o tebessümünü. Biraz ileride duran araca binmek üzereydi. Hızla yanından geçtim. Beklediğim belki birkaç saniye daha fazlasıydı. Hayal kırıklığına uğradım birazcık ama hiç görememek gibi bir ihtimal de vardı.

Arkamı dönüp içeri girecekken ne oldu, nasıl oldu anlayamadım. “Gelmiyor musun?” diye seslendi. Çivilendim olduğum yere. Dönecektim yüzümü, evet. Ama ne cevap verecektim? Bu beklediğim bir şey değildi. Hem de hiç! Şu koskoca binada dört binin üzerinde yıldız vardı. Bir tek ayışığı sendin ve sen de şimdi soruyordun: “Gelmiyor musun?”

Buna cevap veremedim. Evet? Yani, gelmiyor musun? Hayır. Gelmiyorsun yani? Cevap vermedim. Belki biraz da salakça bir “tebessırıtışla” yanına seğirttim. Aceleci davranmamaya çalışsam da elimde değildi. Aracın bana göre en uzakta kalan kapısına yöneldim. Tam o anda ufak bir kahkaha koyuverdi. Bana neden böyle yapıyorsun ki?

nis19dolun02

Bak o anki hislerim şuydu: Bedenim 39,5 derece ateşler içerisindeydi. Düşünceler aklımdan o kadar hızlı geçiyordu ki söylenecek binlerce kelime, izlenecek yüzlerce film, okunacak onlarca kitap geliyordu gözlerimin önüne. O an, koltuğun sağ tarafında tüm gençliğim, toyluğum, heyecanlarım, itiraflarım, sırlarım, yaralarım, aşklarım, hırslarım oturuyordu. Sol tarafta ise geriye kalanlardan ibaret bir ben. Sen tam karşımda oturuyordun. Ah bir konuşabilsem sana söyleyecektim. Aslında gözlerinle gördüğün şey ben değilim. Dolunayım, biriciğim; gözlerinin gördükleri bir küçük parça benden.

Neler yaptık, nerelere gittik… Uzun upuzun bir hikaye olacak gerisi. Bir yolculuk böyle başlayınca, zavallı ben için elimde kalan tek şey yazmak oluyor. Bitene, varana, unutana kadar yazmak… Oysa hiç bitmiyor, varılmıyor ve unutulmuyor. Dolunay hep orada, parlıyor.

Levent Yüksel Konseri – 20 Mart IF Eskişehir

blx-get_fileMüthiş bir dolunay gecesinde, harika bir konser izledik sevgili okur. Yıllar önce verdiğim sözü nihayet tutabilmenin verdiği mutluluk, dostlarla birlikte olmanın huzuru ve siyatik ağrısının sızısıyla birlikte unutulmaz bir gece oldu gerçekten 🙂

Eskişehir‘de yeni açılan IF Performance Hall, çok kısa sürede bir biri ardında bombaları patlattı sevgili okur. Aldığımız haberlere göre, her biri tıka basa dolu bir sürü konser gerçekleştirdiler. Özellikle Mart ayına neredeyse boş gün kalmayacak şekilde doldurmuşlar ki bu konserlerin en dikkat çekici olanlarından birisiydi Levent Yüksel. Şubat ayının ilk haftalarında bileti aldım. Odaya bir köşeye koydum ve sessiz sedasız konser gününü beklemeye başladık.

Konser günü iş yerinden heyecanla çıkıp eve geldim. Ufak bir antrenmandan sonra, hemen üzerimi değiştirip fırsat olursa imzalatırım diye Levent Yüksel’in Med Cezir albümünü aldım. İmza için kalem bile aldım. Sonra da Utku ve Hazal‘la buluştum. Doğruca gidip Merve‘yi de aldık. Oradan da sözleştiğimiz mekana geçtik. Konserin kapı açılışı 21.00 idi. Bir şeyler yedikten sonra saat 20.00 civarında IF Performance Hall’e gidecektik. Bir saat önceden evet, çünkü önceki konserlerden tecrübeli olanlar kapıda inanılmaz kuyruk olduğunu, arkalarda kalanların konseri de arkalarda izlemeye çalıştığından bahsetmişti.

Yemek yiyeceğimiz mekana birkaç metre kala Hazal, Utku’ya internetten aldıkları biletin çıktısını alıp almadığını sordu. O anda başımdan aşağıya kaynar sular döküldü ve bir çığlık attım: Biletleri evde unutmuştum ! Hemen yemek yiyeceğimiz mekana girdik. Caner bizi bekliyordu içeride. Ekip yemeği sipariş ederken biz Caner’le arabaya atlayıp gerisin geri eve geldik bileti almak için. Sonra alıp hızlıca mekana geri döndük. Biz masaya oturduğumuz anda da yemekler geldi 🙂 O esnada Alper de işten dönmüştü. Koray ve Özlem de uğrayıp kalkmışlardı.

levyuk04

Neyse, yemekten sonra hep birlikte konserin yapılacağı mekana gittik. Üçüncü kattaki mekanın önündeki kuyruk katları aşıp merdivenlerden inip zemine ulaşmıştı bile. Üstelik daha saat 20.00 idi. O sırada IF’nin Instagram hesabında konserin 23.00’te başlayacağı şeklinde bir post gördük. Dedik olamaz. Neyse bekledik. Biraz önümüzde duran Burak‘la konuştuk, lafladık. Taa yukarılardan Mehmet koptu geldi yanımıza. Onunla sohbet ettik biraz da. Saat 21’de kapı açıldı. Kısım kısım içeri alındık. İçerisi küçüktü. İşin kötüsü bir de ortadan bölüp ön kısma loca ayırmışlardı. Böylece 20 kişi için 3 metrelik bir mesafe ayrılmışken, 400 kişi için de aynı 3 metrelik bir mesafe bırakılmış. Haliyle sıkışık bir halde beklemeye başladık. Saat nihayet 22.00 olduğunda, inşallah daha önce yazdıkları gibi saat 22.00’de başlar konser, son dakikada dedikleri çok mantıksız, diyerek beklemeye başladık. Öyle ya, kapıyı açıp fon müziğiyle sıkış tepiş tam iki saat bekletmek müthiş saçma ve fiyasko bir hareket olurdu değil mi? Ama oldu sevgili okur… Okumaya devam et

Dolunay – Ekinoks – Ay Takvimi

Şöyle bir düşünüyorum da epey zaman geçti üzerinden. Bir efsaneye, unutulmaz anılara ve yepyeni keşiflere dönüştün içimde. Benimle evrildin, geliştin ve güzelleştin. Baharın gelişi, ekinoks ise senin yanında olmak, seninle karşılamak istediğim o en güzel ve sıcak zamanlardan bir tanesi. Gecenin gündüze, kötünün iyiye, nefretin aşka eşit olması demek, canlının cansıza ve yaşamın da ölüme eşit olması demek. Yaşadığımız her duyguda ve hissettiklerimizde dengeyi yakalamak demek. En güzel isimlere layık olan senin için, nihayet sislerden, karanlıklardan kurtulup berrak bir gökte parlamak demek. Yeniden hoş geldin.

Kış bitti. Ağrılarım, sızılarım bir yana, bu kış epey yoruldum dolunay. Seni görememek, seni görmek için hamle yapamamak da üzdü üstelik. Ama nihayet geride kaldı. Şimdi önümüzde aylar var. Açık bir gökyüzünde bembeyaz bir Tanrıça duruyor. Gözler hep dikilmiş yukarı seni arıyor. Belki bir işaret, belki kayan bir yıldız, belki bir parça toz, belki mavi renkli dört harf ayaklarımın üzerinde…

Bu ay Sercan‘ın müthiş farkındalığı güzel bir iş yapmamı sağladı. Onun sayesinde, aslında “benim aklıma da gelen” bir ay takvimi yaptım. Bu takvim, NASA‘nın sitesinde yayımlanan ve onlar tarafından tasarlanan bir “Ay’ın Evreleri Takvimi“. Yıl boyunca istediğiniz tarihe getirip o gün saat saat ayın konumunu ve şeklini öğrenebiliyorsunuz. Ayın hangi formda olduğunu görebiliyorsunuz. Şimdi bu yazıda, ilginizi çekerse diye gerekli olan materyallerin de linkini vereceğim.

aytakvimi01

Öncelikli olarak şu adresi bir inceliyoruz sevgili okur. Burada nasıl yapılacağı anlatılıyor. Ben de basitçe özetleyeyim. Buraya tıklayarak indireceğin PDF dosyasının sadece 1 , 3 ve 5. sayfalarını, A3 boyutunda en az 250 gr. kalınlığında bir kağıda bastır. Birinci sayfasını hiç elleme, sakın kesme. Ya da benim gibi takvimini bir panoya vb. sabitleyeceksen kesebilirsin. Daha sonra diğer sayfalardaki parçaları işaretli yerlerinden kes. Eh biraz elinden iş geliyorsa, en alttan en üste 1-3-5. sayfalar olacak şekilde tam ortadan sabitle. Ta daa! Hazır bile 🙂 Sonuçta elde edeceğin takvim şu şekilde çalışıyor olmalı:

aytakvimi03

aytakvimi00

Bu da benim yaptığım takvim

Dün, Levent Yüksel konserine gittik. Yıllar önce verdiğim bir sözü tutmanın mutluluğu yeterdi eğer dayanılmaz bel ve bacak ağrılarım olmasaydı. Ama biliyorsun, konserler başlı başına ayrı birer yazı ve kategori konuları oluyorlar. Görüşmek üzere. Umarım en kısa sürede.

Kış Dolunayı

ezgif-5-1424cc83d984.gif

Merhaba,

Seni çok özledim. Yoğun kar yağışlı bir hafta geride kaldı. Soğuk, buz gibi havada, sabah karanlığında her gün sallana sallana gittim işe. Sarılıp sarmalanıp aksaya tıksıra yürüdüm. Sanki bir adım önümde yürüyormuşsun gibi ellerimi hep hazırda bekledi. Seninle kaç kış yaşadık? Kaç kez yan yana yürüdük buzların üzerinde? Sen söyle. Aklında ben varken ve tam da düşecekken kaç kere yakaladım seni?

feritakvimYılın ilk ayı bitmeye yakın artık. Bu mevsimde dolunay penceremden çok uzakta ne yazık ki. Orada olduğunu biliyorum ama göremiyorum ne yazık ki. Bazı yeni alışkanlıklar edindim. Geç tanıştığım şeyler var. Bunların verdiği hazzı yeni yeni keşfediyorum. Şöyle geriden durup baktığımda da henüz keşfedilecek engin bir deniz var önümde diyorum. Renge ve grafiğe olan merakımı bilirsin. Bu merakla yıllardır topluyorum en güzel renkleri. Mesela geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Ferit‘in kendi çizimleriyle yarattığı, özel tasarım takvim süslüyor evimi. Bu, gerçekten çok kıymetli bir iş. Her birini en iyi kalite fotoğraf kağıdına bastırıp o şekilde kullanıyorum. Bir biri ardına tükenen aylar, bir arka sıraya geçiyor. Yıllar önce aklıma sapladığın o kalem ise hala aynı yerde duruyor. Durmadan yazıyor, çiziyor, beğenmiyor karalıyor ama hiç durmuyor.

ikikule

Şimdi, iki yol var önümde, biliyorum. Güneş birini aydınlatıyor. Diğeri ise karanlıklar içerisinde hala. Bak, eğer bugün güneşli bir gün olacaksa eminim ki o yol da aydınlanacak. Yok eğer hava bozacak ve yağmur yağacaksa, işler daha beter bir hal alacak, iki yol da öylece karanlık kalacak. İki yol demişken, fotoğraftaki kule iş yerindeki manzaram, buraya da iki yoldan girilebiliyor. Kule bir taneydi. Eh, buna küçük bir ekleme yapayım dedim. Böylece eski fabrika kulesi, bir anda oluverdi İki Kule. Buraya geldiğim ilk günden beri gözlerimi alamıyorum. Öylesine ilham veriyor ki anlatamam. Kalkıp birilerine de anlatamıyorum. Öylece kendi kendime, kendi içimde olup bitiyor her şey.

Bugün seni o takvime bakarken düşünmedim.  O yeşil tekneye dokunduğumda aklıma gelmedin. Senlerle dolu kağıtları okurken bir an bile belirmedin aklımda. Bir pazar sabahı yaptıklarını okurken aklıma bile gelmedin. Bir ay daha geçecek ve Şubat’ı göreceğiz. Öpüyorum.