Tag Archives: donas

Mezunlar Buluşması 2019

mezun01

Seda’on mezuniyet buluşması selfiesi.

Önceki gün, Eskişehir Teknik Üniversitesi‘nde Mühendislik Fakültesi Mezunlar Buluşması vardı sevgili okur. Okulumuzun her yıl düzenlediği bu organizasyonlara Alper‘le ikinci defa katılmaya karar verdik. Güzel haberi ise Ahmet verdi. Eşi Petra‘yla birlikte cumartesi günü Eskişehir’e geleceklermiş. Çok geçmeden İzmir’den bir telefon daha geldi. Dönemimizin abisi, Aslan Abi’miz de etkinliğe katılmak için yol çıkmıştı bile.

Tüm bu organizasyonun içinde bir de laboratuvarda bir bulaşık yıkama seansı çıktı. Öyle olunca bence cuma günü okula uğrayıp bulaşık için bazı ön hazırlıkları yaptım. Bu sayede cumartesi günü işimiz daha kolay olacaktı.

Cumartesi sabahı erkenden kalkıp tren garına gittim. Ankara’dan gelen bir başka arkadaşımı, doktora çalışmamdaki ortağımı, Tarık Abi’yi karşıladım. Çalıştığımız laboratuvarın anahtarını verdikten sonra yapılacak işlerle ilgili onu bilgilendirdim. Sonra o laboratuvara giderken ben de önce çarşıya uğradım, sonra da Ahmet ve Petra’yı karşılamak için geri döndüm. Üç yıldır görmediğim Petra, Ahmet ve Ahmet’in bıyığıyla  (Ahmet yanında küçük bir sürpriz getirmişti) nihayet buluştuk ve hemen yakında bulunan Hangover Sky isimli mekana gittik. Eşyalarını falan organize ettikten sonra kahvaltıya oturduk. Bu sırada Aslan Abi de çıktı geldi yanımıza. Ancak ortamda birisi eksikti: Alper. Günlerdir devam eden yorgunluk ve uykusuzluğa ne yazık ki mağlup olmuş, alarmları falan duymadan uyumaya devam etmişti. Neyse ki böyle durumlarda Caner her zaman yardımımıza koşup yan odada uyumakta olan abisini uyandırır.

Alper’in nihayet uyanıp yanımıza gelmesi on dakika sürdü. Hep birlikte nihayet kahvaltı edip Petra’yı şehir merkezine uğurladıktan sonra, 2007 yılından beri hayatımın değişmez bir parçası olan okulumuza, İki Eylül Kampüsü‘ne doğru yola çıktık. Bir önceki gün de okulda olduğum için hazırlıkları görmüştüm. Bahçeye tenteler kurulmuş, kürsü yerleştirilmişti. Çok kısa sürede tanıdık yüzleri görmeye başlayınca keyfimiz yerine geldi. Bu esnada ben yine bir kaçamak yapıp laboratuvarda bulaşık yıkamakta olan Tarık Abi’nin yanına koştum. Bir süre onunla birlikte epey bir deney tüpü yıkadıktan sonra tekrar fakültenin kantinine geldim.

mezun05

Serdar Hoca’mızla birlikte

Burada en eski mezunlarımızdan olan Hülya Hanımları (iki tane Hülya vardı), Sanem Hanım‘ı, onların arkadaşlarını, hocalarımızı, dönem arkadaşlarım Seda‘yı ve Esra‘yı, kariyerine işletmeci, üstelik adından söz ettiren bir mekanın işletmecisi olarak devam eden Nur‘u, başka bölümlerden onlarca eski arkadaşımı gördüm. Hocalarımızdan çok az katılmışlardı. Buna biraz üzüldüm. Belki ilerleyen dönemlerde daha çok katılım olur. Bu arada Rektör hocamız (hem de bölümümüzden hocamız) Tuncay Hocamızla da sohbet edebilme şansımız oldu.

mezun04

Okulda planladığımızdan daha çok vakit geçirip merkeze dönmeye karar verdik. Aslan Abi bizimle vedalaşıp İzmir’e doğru yola çıktı. Biz de o sırada Odunpazarı‘nda gezmekte olan Petra’nın keyfinin yerinde olduğunu öğrenip benim eve geçtik. Burada büyük bir hevesle müzik yaptık. Müzik faslı gerçekten güzeldi. Buradan bir hikaye çıktı hatta.

mezun03

Daha sonra çarşıdan Caner’i de alıp yeni açılan kitap fuarına gittik. Kitap fuarı bambaşka bir yazının konusu olacak. Burayla ilgili ilk defa hayal kırıklığına uğradım.

Fuardan sonra Ahmet’in ricasıyla Donas‘a gittik. Birer zurna yedik. Seviyoruz, bunda utanılacak, inkar edilecek bir şey yok. Donas’tan sonra da Caner’i bırakıp, stüdyo planımızı Ahmet’in biraz grip oluşu nedeniyle iptal edip Odunpazarı’na gittik. Buradan Petra’yı ya da bizim bilmediğimiz ismiyle Cansu‘yu alıp sürpriz bir tatlıcıya gittik. Burası çok başarılı künefe yapan bir mekandı. Geçtiğimiz günlerde tanıştığım bir arkadaşımız işletiyordu. Yolda giderken arabada Anadolu Üniversitesi‘nin resmi radyosu, Eskişehir’de yayın yapan en kaliteli radyo, Radyo A çalıyordu. Program sunucusu istekler için bize ulaşın deyince, hemen radyonun sitesine girip “mezuniyet buluşmasındaki arkadaşlarım” için bir parça istedim. Sağ olsun, biz araban inip mekana girdiğimiz sırada anons etmiş. Mekana girince bir baktık aynı radyo açık ve Bohemian Rhapsody çalıyor. Bu radyonun sürekli bir dinleyicisi olan Halil Abim mesaj attı hemen, “bu şarkı sizin için çalıyor proofhead helal olsun” 🙂

mezun02Tatlı faslından sonra dördümüz de masadan mutlu ve mesut olarak kalktık. Kısa bir yürüyüşten sonra, işten yeni çıkan Merve‘yi de alıp bu sefer Kızılcıklı Caddesi‘ne gittik. Burada bir mekanda oturduk. Epey komik bir muhabbet oldu burada. Daha sonra Petra’nın “Barlar Sokağı” isteğine uyup önden Ahmet ve Petra’yı gönderdik. Biz arkadan yetiştiğimizde, sokakta geçirdikleri birkaç dakika içerisinde Barlar Sokağı’nın artık eski tadının kalmadığını anlamışlardı ve sokağın dışında başka bir mekana geçmişlerdi.

mezunyt036Burada da dönüş otobüslerinin saatine kadar oturduktan sonra, yıllardır sağa sola, eve okula, çarşıya, otogara, hava alanına, annemlere bırakma derdimizi çeken Alper önce, Ahmetleri otogara bıraktı. Sonra da beni eve.

Ulan ne muhteşem bir gündü. Uzun süre, cidden çok uzun bir süre sonra böylesine güzel, dolu dolu bir gün geçti. Ahmet’i, Petra’yı, Aslan Abi’yi çok özlemişim. Uzaktan gelen tüm dostların, kardeşlerin ayaklarına sağlık. Ömrünüz uzun ve mutlu olsun. Herkesin ismini tek tek yazmadım, kimse kızmasın, gücenmesin. Hepinizi seviyorum.

Bu arada, Ahmet’in yanında sürpriz olarak getirdiği tek şey bıyığı değil, bir çift de Vic Firth nylon tip 5A baget oldu. Çok çok teşekkür ederim, fazlasıyla mutlu etti beni.

mezun00

Üşenmeden solda sağa: Hülya, Esra, Hülya, Serdar Hoca, Sanem, Esra, Fadime, Alp, Seda, ben, Tuncay Hoca, Aslan Abi, Alper, Deniz (balonlu olan), Eftade Hoca, Sinem, Esra Hoca, Zehra Hoca, Özlem Hoca, Nur

Hayatımdaki Bir Takım Azizleri Keşfetme Kılavuzu – 2

Dün yine güzel bir gündü sevgili okur. Alper‘le saat 16 gibi okuldan çıktık. Çok acıkmış olduğumuzdan Espark’ın karşısına yeni açılmış olan Donas‘a gittik. Şunu anladık ki Donas artık tamamen bitmiş. Lezzeti değil, ismi satıyor artık. Patatesten başka bir tat alamadık. Bir de artık ne zamandan beridir bilmiyorum, dürümlerin içine domates koymuşlar. Tadı rezil olmuş. Masaya getirdikleri turşunun içinden çıkan Donas kırıntılarından da anladık ki masalardan artan turşuları biriktirip yine sunuyorlar müşteriye. O sıcakta en azından soğuk olmasını beklediğimiz ayranlar da kan gibi gelince, bir an önce yiyip mekandan ayrıldık. Sonra Alper’le sonra görüşmek üzere farklı istikametlerde yol almaya başladık.

Birkaç aydır kestirmediğim saçlarımı kestirmeyi planlıyordum. Berbere giderken Yağızhan‘ı da aradım, orada buluştuk. Saçlarımı kısacık kestirdim bu sefer sevgili okur. Ekimdeki konsere kadar zaten uzayacak. Oradan kalkıp önce Esnaf Sarayı‘na uğradık. Sonra da gidip Yağızhan’a vesikalık fotoğraf çektirdik. Sonra gidip uzun süredir biriktirdiğim birkaç filmin dvd kapaklarını bastırdık. IMG Müzik‘e konserle ilgili sponsorluk dosyasını sunduk. Sonra da Hera Cafe‘ye gidip Murat ve Gökçe‘yle buluştuk. Burada da bir yarım saat oturduktan sonra bu sefer Erdem abiyle buluşmak üzere Haller Gençlik Merkezi‘nin yanındaki kafeye gittik.

Daha önce hiç burada oturmamıştım. Bir süre Yağız’la oturduktan sonra Erdem  abi de geldi. Erdem abiyle çok uzun süredir görüşememiştik. Epey keyifli bir sohbet oldu dolayısıyla. Hatta bir süre sonra Alper’in de gelmesiyle muhabbet koyulaştı iyice. Erdem abiyi çok özlemişiz sevgili okur. Konser zamanlarından falan bahsettik. Okul işlerini anlattı bize, askerlik mevzuları, politika, seçim falan derken uzadı gitti herşey. Saat 21’e doğru Erdem abi bir işi olduğu için ayrıldı. Biz bir süre daha oturduk. Alper’in hayırlı işini kutladık. Hayatımızdaki azizleri bir kere daha keşfettik. Uzun süre sonra buluştuk, dert dinledik, üzüldük, kahkaha attık sevindik, yeni haberler aldık.

Sonra gidip Kağan‘ın programını dinledim birkaç saat. Yusuf‘u da konuk olarak almış. İyi bir program oldu. Bir gece böyle güzel bitti. Gece saat 5’e karşı uyandım bi, sonra yine yatıım.

Lise Arkadaşları Başka Oluyor

Kadir ben Yusuf

Bugün saat 17.30 civarı çarşıdaki işlerimi bitirip eve dönmek üzere plan yapmaya başladım. Önce dedim otobüsle gideyim, sonradan otobüs beklemeye üşenip dolmuşla gitmeye karar verdim. Ancak bayram münasebetiyle dolmuşun tıklım tıklım dolu olacağını öngörüp biraz daha ileriden binmek için Espark‘a doğru ilerlerken Varuna Gezgin‘in karşısında Donas‘ın yanında liseden arkadaşım Kadir‘i gördüm. Marlboro Light‘ından içli içli çekip birilerini bekliyordu 🙂 Yanına gittim. Kucaklaştık falan. Meğer yine liseden Duygu ile Yusuf da Varuna Gezgin’deymiş ve birazdan da bizim Burak gelecekmiş.

Ben de 15-20 dakika otururum diye Varuna Gezgin’in terasına çıktım. Bizimkileri buldum. Şaka maka özlemişim hepsini. Kısa bir süre sonra Kadir’in bir arkadaşı geldi, Melike‘ydi sanırım. Çok sıcak sevecen bir kız. Bir süre sonra da süper bıyıklarıyla Akay (Burak) çıktı geldi 🙂 Bu herifi lisede de çok severdim. Arka sıramızda otururdu duvar dibinde.

Herkes hayatından kesitler sundu sevgili okur. Sağolsunlar Yusuf ve Kadir bir nebze de olsa yaptıklarımdan haberdarmış blogu okuyup. Mutlu oldum ne yalan söyleyeyim 🙂 Daha sonra bir arkadaş daha gelince sayı arttığından mekandan kalktık. Ben eve gelmek üzere hamle yapınca Kadir yine kolumdan tuttu bırakmadı. Yine kıramadım Kadir’i.Yolda da bir başka arkadaş dahil oldu yanımıza.

Bu sefer de Public Tube‘a gittik. Kardeşim Murat da buradaymış arkadaşlarıyla. Kadir bir şaka yaptı buna güldük epey. Sonra gene güldük birşeyler anlatıp. Konuştuk lan baya. Yusuf askere gitmekten bahsetti, Akay oyuncu olmaktan bahsetti, Kadir 2. sınıfa devam ederken yüksek lisans yapmaktan ve mimarlık eğitiminden bahsetti, Duygu evlenecekmiş onu söyledi, ben de birşeyler söyledim. Ne söyledim valla aklımda değil.

Public Tube’da çok az oturup dostlarıma veda ettim. Eve gelmek üzere dolmuşa bindim. Dolmuşta hep lise yıllarını düşündüm lan. Bir acayip oldum, duygusal oldum. Karnım ağrıdı dolmuştan inince.

Eskirock Metal Fest Vol. III – Kısım 1

Uzun bir yazı olacağından iki kısım halinde yayınlayacağım.

Pazar günü saat 14.50’de tren garından Elif‘siz Sabhankra‘yı almamla başladı herşey. Ertesi günün gecesinde yine aynı mekanda süper bir şekilde bitecekti.

eskirockson

Ankaralı misafirlerimizin sahne alamaması sebebiyle konser afişimizin son hali bu oldu

Konserden bir gün önce Savaş Abi, Süha, Mehmet, Doğukan ve Mert olarak geldi Sabhankra. Birkaç gün önce de Çanakkaleli misafirlerimiz Blackmail gelmişti zaten. Savaş Abi’leri gardan alıp önce Barlar Sokağı‘nda Tugies‘e götürdüm. Burada daha kapının önündeyken Mert’in Estonya’dan mı nerden bir yerden getirdiği katalizör kod adlı icatla tanıştım. Bu icat size yemek borunuzun nereden geçtiğini gösteriyor. Çok acayip bir şey. Neyse, Tugies’den sonra Hera Cafe‘ye geçmek için hareket ettik ki günün süprizini yaptım gruba. Şu an askerde olan kardeşimiz Sabhankra basçısı Gürkan izin alıp gelmişti Uşak’tan. Grup ufak çaplı bir şok yaşadı 🙂 Gürkan’ı da yanımıza aldık Hera’ya geçip grubun enstrümanlarını bıraktık. Daha sonra acıkan ekibi müdavimi olduğumuz Yıldız Lokantası‘na götürdüm. Burayı “başarılı” bulduklarını söylediler 🙂 Yemekten sonra Hera’ya geri döndük. Hera’dayken Togay, Halil, Yunus, Volkan, Ender, Ufuk geldiler. Yağız da gelmiş yanlarında Sabhankra’yla bir alakası olmadığı halde anlayamadım. Allahalla?

Hera’da otururken gidip Süha’ya boğazı için bir pastil aldık. Bu esnada Mehmet çok yorgun olduğu için bizden ayrılıp akrabasının evine gitti. Hera’da tatlı tatlı vakit geçirirken Ankara’dan bir telefon geldi. Tuna Abi, Van Depremi‘nden ve şehitlerimizden dolayı sahneye çıkamayacaklarını ve albümlerini yayınlamayı da daha ileri bir tarihe ertelediklerini söyledi. Ancak bizim konseri erteleyebilmemiz mümkün değildi. Zira grupların yarısı zaten Eskişehir’deydi. Biz de şu şekilde düşündük, konseri ertelemek ya da iptal etmek yerine daha yararlı bir hale getirelim dedik. Böylece 222 Park ile de konuşup konserden elde edeceğimiz tüm geliri Van’daki depremzedelere bağışlamaya karar verdik. Ayrıca gruplarla da görüşüp merchandise standında satılan ürünlerin de gelirlerini bağışlamak konusunda anlaştık. Son olarak da yardım etmek isteyen herkese ulaşması için bir bağış kutusu oluşturmaya karar verdik.

Ankaralı misafirlerimiz sahneye çıkamayacağından geriye 4 grubumuz kalmıştı: Sabhankra, Baht, Garmadh ve Blackmail. Biz acilen 222 Park’a gittik Volkan, Togay ve Halil’le. Sabhankra’yı ve Hera’da kalan diğer dostlarımızı Barlar Sokağı’na çağırdık. Yine Tugies’te toplandık. Konserin yapılacağını garantiye aldıktan sonra sözleşmemizdeki ilgili maddeleri de düzeltip işin yardım konseri olduğunu da belgeye dökmüş olduk. Bu duyuruyu önce Tuna Abi sağolsun kendi profillerinden yaptı. Sonra biz de etkinlik sayfasından ve Eskirock profilinden duyurduk. Tuna Abi’ler sahneye çıkmayacağı için biletlerini iptal ettiğini söyleyen bir kaç kişi dışında Ankaralı 2 grubumuz da dahil herkes verdiğimiz kararı mantıklı buldu ve sağolsunlar bizi desteklediler. Aşağıda yaptığımız açıklama yer alıyor:

Ulkemizde son zamanlarda yasanan uzucu olaylar, tum milletimizi uzdugu gibi bizi de uzmus, moralimizi bozmustur.

Yarin yapilacak olan EskiRock Metal Fest. Vol.3. Etkinliginin gelirinin tamamini, merchandise standinda satilacak urunlerin gelirlerinin de tamamini depremzede vatandaslarimiza gonderme karari aldik. Ayni gece yardim etmek isteyen arkadaslarimiz icin de bir yardim kutusu olusturulacaktir. Bu sayede sizlerin de yapacagi yardimlar depremzedelerimize ulasacaktir.

EskiRock olarak bu konseri iptal etmek yerine bu sekilde bir yardim kampanyasina donusturmesi mantikli bulduk.

Konser kadrosunda ve siralamasinda bu sebepten dolayi olusabilecek degisiklikler daha sonra aciklanacaktir.

Tum milletimizin basi sagolsun.

Tugies’ten bir ara ayrılıp Sabhankra’yı hastası oldukları Donas‘ı yemeye götürdüm. Yine bunu da tekrardan “çok başarılı” buldular. O gece özel bir işim olduğu için saat 21.00 civarında Tugies’ten ayrıldım. Sabhankra da Togaylar’a geçti. İşimi halledip gece yarısına yakın bir saatte Togaylar’a geçtim bende. Tüm gece gülmekten karnımız ağrıdı. Gitarda perdenin ortasına nasıl basınca ne gibi sesler çıkar bunu denedik ağızla. Yağız gene şakalar yaptı. Türkiye’nin her yerinde metal konserleri nasıl yapılıyormuş bunu tartıştık. Süha gitar çaldı. Savaş abi şakalar yaptı. Gürkan kızdı 🙂

Gece Ufuklar’a geçtik Yağız ve Ender’le. Orada uyumuşum. Sabah erkenden kalkıp ayrıldım evden zira dersim vardı. Okula geldim. Okuldaki işleri yoluna koyup saat 13.00 gibi çarşıya indik Alper’le. Vakit geldiğinde ses sistemini Karakedi‘den alıp hep çalıştığımız nakliyeci abinin kamyona yükleyip 222’ye getirdik. Ben hemen kamyondan inip tren garına geldim. Zira dün Savaş abilerin geldiği trenle bugün de Elif ve Baht grubu gelecekti. Önce Elif’i gördüm. Sonra da Baht grubunu buldum. Grup halinde 222’ye doğru hareket etmeye başladık.

Baht grubunu bizzat ben davet etmiştim konsere. Bizimkiler de sağolsunlar beni kırmamışlardı. Müzikal anlamda cidden çok başarılı buluyorum kendilerini bilesiniz. Neyse, 222’ye geldiğimizde Togay’ın Sabhankra’yı getirmiş olduğunu gördüm. Böylece grubu tamamlamış olduk klavyeci de gelince. Baht bir süre sonra ayrıldı yanımızdan ve şehre geçtiler. Biz de soundcheck, sahne kurulumu falan bir sürü ıvır zıvır işle uğraşmaya başladık. Bu esnada bir takım sıkıntılar oldu. Jack eksikliği, zil sehpası eksikliği gibi. Sağolsun bizim Mehmet Akçay kendi sehpalarını getirince sıkıntı çözüldü. Blackmail grubu soundcheck almak için içeri  girince iyice acıkmış olduğumdan Sabhankra’yı da alıp yine Donas’a gittim. Karnımızı doyurup mekana döndük.

Mekan yavaş yavaş dolmaya başlıyordu. Bu esnada birkaç kişi biletini iptal ettirmek için geldi. İade ettik paralarını. Saat gelip en nihayet kapıları açtığımızda artık performansları beklemekten başka yapacak bir şey kalmamıştı.

(devamı 2. kısımda olacaktır.)

Tadına Doyamadık Sabhankra

Sabhankra

Bu yazıya çok başlık düşündüm. Savaş Abi’den “Patlayan Dudak” diye bir öneri geldi hatta. Her neyse, bu yazı dün (21 Şubat 2010) tarihinde Eskişehir Artis Kafe Bar‘da gerçekleşen Chaos Fest V organizasyonunda sahne alan Sabhankra grubunun konser kritiğidir. Ya da en azından öyle olmasını temenni etmekteyim. Ama biliyorum ki yazının ortalarından itibaren konuyu dağıtacağım.

Sabhankra

Neyse efendim, o gün saat 3’te tren garında karşıladım olanca heyecanımla sevgili grubumu. Bunu, uzun süredir görmediğiniz arkadaşlarınız sizi görmeye geliyor diye düşünün. Hepsi ile iyi kötü konuşmuşluğum olduğundan dost canlısı insanlar olduklarını kestirebiliyordum, ve öyle de çıktılar sağolsunlar. Yanıltmadılar beni. Epey kalabalık bir kafile ile gelmişlerdi. Kısa bir tanışma faslından sonra hemen mekana geçtik. Klavyecileri Elif‘in o ağır Yamaha MO6′sını sırtlanıp grubun önüne düştüm ve  mekanın yolunu tuttuk. Mekan dediğim yer Artis Kafe Bar diye bir yer. Burası Kızılcıklı Caddesi‘nin ortasında eskiden Leman Kültür diye bildiğimiz bir mekan. Buraya sadece 1 kere gelmiştim. Onda da masalardan dolayı mekanın büyüklüğü konusunda kafamda pek birşey oluşmamıştı. Dün hep beraber mekana gittiğimizde ufak çaplı bir şok yaşadık o yüzden. Mekanın sahnesi yoktu en başta 🙂 Zeminle yükseltisi aynıydı. Ve mekan gerçekten çok küçüktü. Etkinlik sayfasında geleceğini söyleyen 600 kişi nasıl sığacaktı ki buraya? Şimdi bu noktada tüm oklar organizatör Murat Abi‘ye dönse de, işi bilenler bunda onun bir suçu olmadığını biliyor. Zira bu organizasyon Glow Bar‘da yapılacaktı. Mekana iki ay öncesinden haber verilmişti ancak Glow Bar ne hikmetse o gün tadilatta olduğundan son anda organizasyonu iptal etmek yerine buraya taşınması söz konusu oldu. Burada açıkça yapılan bu yakışıksız hareketin karşılıksız kalmamasını temenni ettim içimden.

Süha ve Elif

Grup, Murat Abi’den gerekli bilgileri aldıktan sonra Murat Abi’nin ayarladığı üzere hep beraber Donas‘a gittik. Şimdi takip eden okur hemen diyecektir Mesut daha geçenlerde Donas’a laf ediyordun diye. Hayır, Eskişehir’deki bozmayan tek Donas’a – Kızılcıklı Caddesi’ndeki- gittik. Grubun Donas hakkındaki genel fikri kendi sözcükleri ile “ÇOK BAŞARILI” oldu 🙂 Yemek faslından sonra da kendilerini yalnız bırakıp sırf benim ısrarım üzerine işlerini güçlerini bırakıp Sabhankra izlemeye gelen dostlarımın (ki adlarını tek tek saymazsam ayıp olur Koray, Sercan, Utku, Savaşalp, Alper, Selma, Burcu, Merve, Murat) yanına gittim. Volkan‘ı yazmadım, kendisi zaten her türlü gelecekti etkinliğe 🙂 Merve’ye de ayrıca teşekkür ederim, bu günün benim için önemini bildiği ve beni kırmayıp yanımda olduğu ve geceyi benim için unutulmaz yaptığı için. Evet. Murat ise kardeşim olur, ilk defa böyle bir olaya dahil oldu. Çok da mutluydu.

Saat 17:10 da kapı açıldı bizde içeri doluşup mekanın oturma imkanı olan iki koltuğundan birini hemen kendimize rezerve ettik 🙂 İlk grup Chopstick Suicide ismindeki gruptu. Önceki yazılarımda bahsetmiştim bu gruptan. Şarkıları birden bire değişiyor, bi caz havası giriyor, acayip oluyor falan. Güzel gruptu kendileri. Tebrik ettim.

Saat 18:10’da beklediğim an geldi ve Sabhankra sahneye çıktı. Kafamda aşağı yukarı 11 parçalık falan bir çalma listesi yapmıştım kendimce. Ancak önceki gruba bakaraktan kesin 7-8 parça çalarlar diye düşündüm. Öyle de oldu. Grup hızlıca bir ses kontrol aldı. Şimdi bu konularda çok uzman olmadığım için fazlaca yorum yapamıyorum. Ancak sahne önüne gelen ses iyiydi ilk parçalarda. Ancak ortalara doğru (Prophet’ten sonra) Savaş Abi’nin vokal ve gitarının sesi epey düştü.Konseri anlatmaya başladım madem dur parça listesini de vereyim:

  1. Powercraft
  2. Our Kingdom Shall Rise
  3. Prophet
  4. Tomorrow Never Comes
  5. You Will Die
  6. Hunt
  7. Buried In Dust

Savaş

Evet, 7 parça çaldılar sadece 😦 Beklediğimin neredeyse yarısı yani. Sonradan grubun planladığı listeyi aldığımda gördüm ki 10 parça düşünmüşler ve bunların arasında Sorrowland‘de varmış meğer. Ama işte kısa olunca adamlar Sorrowland’i iptal edip yerine acayip gaz You Will Die’ı koymuşlar. Keşke Hunt’ı iptal etselerdi ama neyse. Anlayacağın doyamadım tadına grubun. Grubun iddialı bir fanı olduğumdan bütün şarkıları aynı tatta çaldıklarını rahatlıkla söyleyebiliyorum. Sonradan Savaş Abi’nin kendini duymadan ezbere çaldığını öğrendim. Yine de iyiydi. Ancak işte sesler biraz daha yüksek olsaydı keşke. Şarkılardan Powercraft ve Our Kingdom Shall Rise mükemmel bir gazda geldi geçti. Ortalık karıştı. Benim payımda var elbette bunda. Sonradan Alper’den ağzımda salyalarla sağa sola saldırdığımı falan öğrendim. Ne olmuştu lan bana 🙂 Pogo esnasında mikrofon Savaş Abi’nin dudağına çarpıp patlatmış, Süha sallanırken kafasını ride ziline çarpmış falan 🙂 Yerin kısıtlı olmasının azizliği oldu dunlar hep. Bir de davul setup’ı çok yetersizdi. Neyse, You Will Die da zaten en sevdiğim parçalardan olduğundan iyi kopardım onda da. Şimdi tekrar bakıyorum da ayırt edemiyorum ya. Hepsinde de coşmuşum. O esnada Volkan onlarca kare fotoğraf aldı, Sercan’da konseri eksiksiz kaydetti videoya.

Süha

Konserden sonra grubumla fotoğraf çektirdik. Konseri yorumladık. Grubun davulcusu Yağız’ın biraz canı sıkıldı ve erken ayrıldı o. Sonra bende grubun bastırdığı kupayı ve Our Kingdom Shall Rise EP’sini alıp çeşitli istenmeyen sebeplerden ötürü erken ayrılacağımdan vedalaştım grubumla. Hepsi de 10 numara insanlar. Beklediğimin çok çok üstünde bir samimiyetle sağolsun katlandılar bana. İmzaladılar albümlerini. Hatta onlarda olmayanları bile 🙂 Süha, Savaş, Gürkan, Elif ve Yağız, hepside hem müziklerine hem de kendilerine hayran olunabilecek kadar iyi insanlar. Penalarını topladım bir canavar edasıyla 🙂 Koleksiyonumdaki yerini aldı hepsi.

Gürkan

Şiddetli bir boyun ağrısı ile yazmaya devam ediyorum. Grup açıkçası beğenmedi bu konserlerini. Hatta en kötüsü bu oldu dediler. Ancak dediğim gibi bunun en büyük sorumlusu mekanın kendisi ve ses düzeneğindeki yetersizlikler oldu. Ulan Glow! Artık kesinlikle kafama koydum, madem Eskişehir’de olmadı, bende gidip İstanbul’da izleyeceğim adamlarımı.

Grupla vedaşlatım ve mekandan ayrıldım diğer grupları izleyemeden. Bu yazıyı daha fazla uzatmayacağım. Sabhankra, sizi seviyorum. Aklımdakileri notaya döktüğünüz için, tek bir kötü parça bile yapmadığınız için, hepiniz ayrı ayrı çok kral olduğunuz için 🙂

OUR KINGDOM SHALL RISE!

NOT: Bu yazı bir iki gün içerisinde yeniden güncellenecektir. Video eklenecektir, yorum eklenecektir. Bu yazıya Volkan Vardar‘ın fotoğrafları eşlik etmektedir.
Grubun Our Kingdom Shall Rise EP‘sinden elimde orjinal olarak bulunmaktadır. Fiyatı 5 TL’dir. Koleksiyonuna almak isteyen, grubun tadına doyamayanlar lütfen buraya tıklayıp benimle iletişsin.

Düzenleme: Şarkı sıralamasını hatalı yapmışım. Onu düzelttim. 
Konserden bir performans videosu ekledim.

Göğe doğru haykıran benim

Donas Neden Tırttır?

Donas

NOT: Bu yazı bir işletme karalama yazısı değildir. Bu yazı bir işletme uyarı yazısıdır. İşletme, uyarı alır kendine gelir. Müşterisi de memnun olur, işletmecisi de. O yüzden artistik yorumlara kapalıyız efendim 😀

Bakma sevgili okur başlığın böyle olduğuna. Bu yazıyı yazan kardeşin bir zamanlar Donas dürüm hayranı bir insandı. Çarşıya her gittiğinde mutlaka ziyaret ederdi o mekanı. Ancak şimdilerde çok seyrek giderek oldu. Bunun sebebi de tamamen Donas’ın işi bozmasıdır. Bu yazı da bu durumla ilgili bir yazı olacak. Bir zamanların efsanesi Donas, nasıl oldu da gözümden düştü böyle? Bunu anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle bir fast food’tan ne beklersiniz? Çabuk olmasını, lezzetli olmasını, temiz olmasını ve o mekandan sonuçta memnun bir şekilde ayrılabilmeyi. İlk olarak Donas, en başından beridir çok hızlıdır. Özellikle bu kasada ödeme sistemini getirdikten sonra neredeyse masaya oturduktan hemen sonra siparişiniz gelir oldu. (Bilmeyenler için Donas ilk açıldığında şimdiki gibi fiş alma olayı yoktu. Hesabı klasik bir biçimde çıkarken ödüyordunuz.) Donas hız olarak iyi. Peki lezzet? Malesef hayır. İşte donasın, “bozdu abi” dedirten en önemli yanı bu. Donasın ilk lezzeti ile şimdikinin arasında dağlar tepeler, iki ay bir güz kadar fark var artık. Kattıkları sosun tadı acayip, tavuğun tadı nedense sizi bir türlü tatmin etmiyor. Ayrıca donasın boyu da küçüldü ya. Hatırlıyorum eskiden daha uzundu. Belki içeriğindeki malzeme aynı miktardadır diyerek buna ses edemiyorum.

Donas temiz mi peki? Yok zannetmiyorum. Ha, yiyorum orası ayrı. Ama istisnasız her seferinde masadaki birinin ya da tekseniz sizin donasınızdan bir kırıntı, çiğnenemeyen, ağza sert gelen ve dolayısıyla bayansanız özellikle, donası yarıda bırakmanızı sağlayan bir madde çıkıyor. Buradan da tavuğun etlerini o şişe dizerken nasıl bir “titizlik” içerisinde olduklarını anlayabiliyoruz. İnternette araştırın bakın. İnsanlar neler neler çıktığından şikayet ediyor. Donası hazırlayan ustanın da bu işi aslında ne kadar sallayarak, özen göstermeden yaptığını görebiliyorsunuz. Bir dürümde olması gereken o eşit dağılım ilk başlarda donasta mevcut iken şimdilerde unutulmuş. Etler donasın göbeğinde birikiyor, donasınızın altına sosu sızıyor, patatesler acayip acayip geliyor ağzınıza. Yalnız şu noktaya dikkat etmek lazım. Yıllardır donasımın altına en ufak bir sos dökmemekle, paketin altına 1 gram bile malzeme kaçırmamakla övünürüm. Halen de öyleyim 🙂

Donas mekan olarak, bir zamanlar Eskişehir’in en entel mekanlarına ait olan konumlarda açmış şubelerini. İlk şubesi Şair Fuzuli Caddeside Eskişehir’in en ciks kebapçısı Ar Kebab‘ın hemen yanında açıldı. İkinci şubesi yine aynı cikslikle bilinen Kızılcıklı Caddesi‘ne açıldı. (Yeri gelmişken, burası Donas’ın halen daha lezzet olarak bozmayan tek yeridir. Bir ara kapandı falan diyorlardı. Bilemiyorum, epeydir o taraflara yolum düşmüyor.) Ve Donas son şubesini de çok mükemmel bir noktaya; Anadolu Üniversitesi‘ne, Haller Gençlik Merkezi‘ne ve Kanatlı Alışveriş Merkezi‘ne yakınve Eskişehir’in kalbi dediğimiz İsmet İnönü Caddesi üzerinde olan bir yere açtı. Bu mekanda da önceden acayip entel, pahalı bir restoran vardı. Donas böyle bir anısı olan mekanı alıp yeniden kendine göre restore etti ve para basmaya başladı. Evet para basmaya! Önce zam yaptı, sonra donası küçülttü falan. Enteller, zengin insanlar ne kadar dirense de dayanamadılar ve onlar da donas yemeye başladılar. Böylece donas Eskişehir’de fastfood piyasasını ele geçirdi. Lakin zamanla bozmaya başlayınca bir anda insanların ilgisi Espark‘taki KFC, Burger King ve hatta Pino gibi mekanlara kaymaya başladı. Bunun üzerine Donas’ta yepyeni bir dekor yaptı ama ne dekor! DONAS TURKISH FAST FOOD! Ve altında minicik minicik yazılar falan. Havalı iç kaplamalar, posterler vs. Ancak o posterlerin altındaki minicik minicik yazılara hiç dikkat etmemişler. O yazılarda da Boston‘da 1800lerde kurulmuş bir kereste fabrikasına ait bilgiler yer alıyor. Her tür kereste işi itina ile yapılırın ingilizcesi yani 🙂 Google’dan mı buldular altı boş kalmasın diye yoksa birebir başka bir şeyden kopyalayıp silmeyi mi unuttular orasını meçhul. Ve işte Donas, bu yüzden çakmadır, bu yüzden kolpadır! Bu grafik tasarımı yaptırdın eyvallah, be adam merak edip bir bakmadın mı ulan ne yazıyor burada diye. Eğer sizinde dikkatinizi çekmediyse yarın gidin bakın. DONAS TURKISH FASTFOOD yazan levhaların hepsinde var bu geyik. Yarıla yarıla gülün, sonra sipariş almaya gelen garson yüzünüze baksın ters ters:)

Söz garsonlardan açılmışken Donas’ın bir diğer kötü yanı ise özellikle bir ara (ki bu yaklaşık 4-5 ay öncesi oluyor) çalıştırdığı garsonları. O garsonların istisnasız tamamında ya da dur hakkını yemeyeyim biri hariç hepsinde aşırı bir laubali tavır hakimdi. Sipariş alırken sağa sola bakması, sizi sallamaması, siparişinizi verirken ki hareketleri, sizin içinde olmasın dediğiniz bir şeyin genelde gözden kaçmasına sebep olması, getirdiği turşuların diğer tabaklardan artanlardan oluştuğu hissiyatını yaratması, turşu istediğinizde nedense size düşmanca bakması ve daha pek çok şey. (Donas’ın tuvaletinde bugün gördüğüm şeyi yazmayacağım buraya.) Gidin KFC’ye ya da ne bileyim Mc Donald’s a, sorduğunuz en saçma soruya, en uçuk isteğinize bile nasıl cevap verildiğini görün.

Şimdi bunların toplamında bakıyorum ki Donas ne kadar kötü bir yer olmuş. Ama bunları bilen ve yazan ben az önce donastan geldim. İnsan bir şeyi başlarda severken sonlara doğru böyle bozulduğunu görünce üzülüyor. Volkan‘dan yine kırıntı çıktı mesela. Ancak şunu da inkar etmiyorum. Ben, o özlediğimiz donasın geri gelmesini inanın sabırla bekliyorum. Yoksa donasın kendisi kaybedecek. Pek çok alternatif mekan açıldı çünkü Chicken, Katık, Samsa gibi. Haydi Donas, inanıyorum başarabilirsin. Yeniden bizi mutlu edebilir ve daha güzel bir fiyata daha kaliteli hizmet verebilirsin. Ben inanıyorum sana. Eskişehir sana inanıyor!

İlk Sahne Deneyimim

Allah’a çok şükür, bugünü de (14 Mayıs 2009) gösterdi bana 🙂 Malum takip

İMHA (biz lan)

İMHA (biz lan)

eden okuyucu hatırlayacaktır grubumuzun yaşadığı talihsizlikleri. Neredeyse dağılmanın eşiğine geldik. Ama iyi toparlayıp sonunda yıllardır yapmak istediğim şeyi yaptık. Bu kadar olumsuzluk yaşayınca artık iyiden iyiye ümidi kesmiştim. Ama oldu.

Kara Kedi Stüdyosu‘ndaki provamızdan çıktıktan sonra Ferdi Abi bize Death Shot isimli bir grubun ZIBAR‘da kendilerinden önce sahneye çıkacak, şöyle 9-10 tane şarkı çalacak bir grup aradığını söyledi. Biz de zaten iyiden iyiye ümidi kestiğimizden olur abi dedik. Yani dağılacaksak ta en azından çalar öyle dağılırdık. Neyse işte, vokalistleri ve davulcuları geldiler sağolsunlar, dinlediler bizi. Beğenmiş olacaklar ki arkadaşlar perşembe görüşürüz dediler. Perşembe günü epey bir olay yaşadık, şimdi o kadar detay girmeyeceğim. Death Shot’ın sahnesi olacağından kimseyi de çağırmadık özellikle. Sonuçta 10 şarkı çalıp inecektik. Hatta ne yalan söyleyeyim s.çarız diye de çok korkuyordum. Şimdi bizim eski ritim gitar İlker ayrıldığı için bazı şarkıların alt yapısı çok boş kalıyordu. Biz de en azından birkaç şarkıda bize eşlik etsin diye eskiden çalıştığımız bir arkadaşımız Oğuz’dan yardım istedik. O da sağolsun kırmadı bizi. Soundcheck’tir, Oğuz’un disstortion ayarıdır derken epey oyalandık. Sonra Dead Shot ses kontrollerini yaptı. Sağolsun davulcuları bir crash zili ile bir de splash’ini kullanmama izin verdi. Vee, sahneye çıkma anı geldi. Saat 21:45 civarı falandı. Sahneye çıktık ve aşağıdaki şarkıları sırasıyla çaldık.

1. Yine: Güzel bir giriş şarkısı. Çalarken heyecandan çok saçmaladım yalnız, hızlanmışım aralarda.

2. Bakma Yüzüme: Dorian’ın parçası, güzel de bir parça. İyi çaldık.

3. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa: Önce çok tereddüt ettim, sonradan güzel gitti. Bunda baya alkış aldık bak.

4. 1000 In The Eastland: Programın tümünü düşününce en güzel parçalardan birisiydi. Aralarda “hey hey hey hey” çektirdik seyirciye.

5. Bilmece: Benim en sevdiğim parçalardan birisiydi. Güzeldi, millet sevdi.

6. Nefesini Tut: Ara kısımlarda verdiğimiz es’ler mükemmel oldu.

7. Pencere: Çok pis sıçtığımız parça oldu. Haa, rezil etmedi ama baya bir canımızı sıktı. Halbuki en kolay parçaydı be 🙂

8. Köpek: İşte en çok korktuğum parça. Normalinden biraz yavaş çaldım bu yüzden, çok şükür gitti.

9.  Song 2: Lan acayip güzeldi be, Savaşalp en çok bunu beğendi. Ve işin güzel kısmı bu parça için stüdyoda çalışmadık. Programdan birkaç saat önce DONAS‘ta karar verdik.

10. Send The Pain Below: Vokali Oğuz devraldı. Önce Alper’le akustik olarak ilk kısmını çaldılar. Millet şaşırdı hep böyle mi devam edecek diye. Ondan sonra bir girdik lan parçaya inanamazsın! Çok iyi, baya alkış aldık.

11. Aylar Geçer: Son parçamız. Orta kısmında bir yerde es verecektik. Ben unuttum çalmaya devam ettim. Gitar ve bas susmuştu. Ben hiç bozmadım; Hasan hemen toparladı. Sonra ben ritmi düşürdüm. Hasan süper bir giriş yaptı ve bitirdik. Çok alkışladılar sağolsunlar.

Şimdi gecenin ardınan bazı notlar:

1. O gün hiç stüdyo yapmadık. Sadece ben 1 saat kendim yalnız çalıştım.

2. Oğuz’la hiç prova yapmamamıza rağmen, gerçekten elinden gelenin en iyisini yaptı sağolsun.

3. Kimseye haber vermedik. Sadece yavrukuş, Selma, Okuyucu, Volkanlar (Sercan, Benan, Hüseyin) ve Alp geldi. Haa, İbrahim’in de arkadaşları gelmişlerdi sağolsunlar.

4. Program bittiğinde aldığım tepkiler, benim kendi gördüğüm eksiklikler, dışarıya yansıyan eksiklikler, dışarıya yansımayan eksikler topladığımda o gece için performansımıza 10 üzerinden 7 veriyorum. Belki torpil yapıyorum. Ama olsun lan, ilk sahnemiz üzmeyin beni.

5. Bugün sahnede İbrahim (bass), Hasan (vokal), Alper (solo ritim gitar) ve Oğuz’la (back vokal ritim gitar) çaldık. Aa dur lan, İbrahim de back vokal yaptı. İyi de yaptı kardeşim 🙂

6. Grubun adını 2 gün önce koyduk: İMHA. O geceye de aynı adla çıktık. Ve bu isimle de devam edeceğiz.

7. Bunu yanlış anlamayın sakın. O gece sahnede İlker’le, Volkan’la, Mert’le çalmak isterdim. Yani ben ilk sahnemde (her ne kadar ön grup olarak bile olsa) hep bu üçünden birisi olur diye düşünürdüm. Hele İlker, içlerinde en eski tanıdığım ve ilk çaldığım gitaristtir. Olmadı.

9. Biz sahneden indik. Asıl grup Dead Shot çıktı. Onların performanslarının ortalarına doğru biz mekandan ayrılırken içerisinde gizli bir metalci saklı olduğuna inandığım Muharrem abi yanımıza gelip gecenin en güzel sözünü söyledi. “Gençler şarkılarınızı arttırın, size burada bir gece verelim. Her hafta çalın. Beklediğimizden çok çok iyiydiniz.” Herhalde bunu duymak müzikle uğraşan her insan için çok güzel olmalı.

Şu an tahminim, hemen bir ritim gitar bulup işleri yoluna koyar ve devamını getiririz. Hadi bakalım hayırlısı.

Tatil de Bitiyor Yav :(

Vay be 9 gün, aha ne kaldı şurada okulun açılmasına? işin en can sıkan tarafı okulla birlikte 2. vizelerimin de  başlayacak olması. Allah seni inandırsın okurum, içimden damla çalışmak geçmiyor. Nasıl olacak yahu? Bilmiyorum. Bayram zaten sönük geçti. Gerçi iyi oldu, ete doydum lan 🙂 Ama annem korkuttu bi geçen gece. Fenalaştı kadıncağız arefe gecesi. Apar topar hastaneye gittik falan. Çok şükür iyi şimdi. Bayramda düve kestik, merak edenlere. Bu arada kendime bir elektro davul alabilirim ama alamayabilirim de. Araştırıyorum bakalım. Bayram da harçlık marçlık toplayamadım. Ankara’dan kuzenim geldi 22 sene sonra ilk kez. 🙂 Kendisi Kayseri’de okuyor. (Yandaki resimde görülüyoruz) Haa, dün bir bayram stüdyosu yaptık İlker, ben, Batuhan ve Göksel falan. Eğlendik lan sanki 🙂 İlker’e EsPark’ındaki Medya Marketi’nden bir adet laptop mouse’u aldık. 13 YTL ve A4Tech marka. Sağlam olacağına inanıyorum, hayırlısı. Lan uzun süresonra ilk defa Donas yedim yine dün. Yok abi, eski tadı tuzu yok. Elemanlar laubali falan. Sarmadı anlayacağın. He, bu arada bu terbiyesiz, ahlaksız Esmar’dan hala özür mözür gelmedi. Tüketici Hakları Derneği’ne de mail attım. Onlardan da ses çıkmadı. Gördüğün üzere burası Türkiye sevgili okur ve yapılan yapanın yanına kâr kalıyor. Ama dur lan, yakında hani bu spam mailler var ya, onlardan atıcam bulabildiğim tüm mail adreslerine. Tam bir karalama kampanyası. Tahminime göre tüm bir günümü alacağı için, vizelerin bitmesini bekliyorum. Neyse, gördüğün üzere kardeşin yaşıyor, hayat devam ediyor. Sen de kendine dikkat et sevgili okurum 🙂