Tag Archives: D&R

Vega – Delinin Yıldızı Plağım

delinin002

delininyildiziSon yıllarda çıktığı günden beri aralıksız dinlediğim az sayıdaki albümden birisiydi Delinin Yıldızı. Az değil, tam 12 sene sonra yayımlandığında, benzeri pek çok grubun aksine, kaldığı yerden devam etti müziğine Vega. Şaşırtmadı belki ama üzmedi de. İşte bu yüzden Vega, Delinin Yıldızı ile kendi tarzında son yılların en doğru dürüst işini yaptı diyebilirim.

Albüm çıkmadan hemen önce ön siparişi vermiştim. Şansıma Eskişehir‘deki konserinden önce CD’sini almıştık. Ancak birkaç ay sonra, grubun bağlı olduğu firma Gergedan Müzik, albümün plak formatında da yayımlanacağını duyurduğunda artık beklenecek üç şey kalmıştı: İlk klip, albümün plağı ve ilk reaksiyon. İlk reaksiyonu boş verin, onu daha sonra açıklayacağım. Okumaya devam et

Reklamlar

Anathema ve Duman Plaklarım

01Şubat ayının ilk haftasında enpara.com, D&R‘da müthiş bir kampanyayı duyurdu sevgili okur. Şubat ayı boyunca, Encard’ınızla BKM Express uygulamasını kullanarak, D&R internet mağazasından 50 lira ve üzerinde yaptığınız ilk alışverişin 25 TL’si hesabınıza iade ediliyor.Kampanyaya dahilinde 10.000 adet işlem bu para iadesinden yararlanabilecek ve her kart sahibi sadece bir kere yararlanabilecek.

Eh böyle süper bir kampanyadan faydalanmamak olmazdı. Hemen D&R internet sitesine girip alışveriş sepetimde alınmak üzere bekleyen albümlerden üç tanesini seçtim ve siparişi tamamladım: AnathemaJudgement LP, DumanDuman I LP ve Levent YükselMed Cezir CD.

02Üstelik Anathema’nın Judgement plağı bir de CD hediyeliydi. Böylece aynı albüme hem CD hem de plak formatında sahip oldum. Judgement, en sevdiğim Anathema albümü. En sevdiğim üç Anathema şarkısından biri olan Deep bu albümde. Vakti zamanında Volkan sayesinde keşfettiğim Parisienne Moonlight da bu albümde. Keşke Fragile Dreams de bu albümde olsaydı. Albüm inanılmaz melankolik bir yapıda. Moralim çok bozulunca Katatonia dinlerim ben aslında. Heh işte bir de Judgement albümünü dinlerim. Albümle ilgili tek kötü şey Gatefold olmaması. İçerisinden çıkan inner sleeve, bir nebze olsun derdimi hafifletti. Hafta sonundan beri evde Judgement çalıyor sevgili okur.

03Bir diğer siparişim ise Duman’ın taa 2009’da çıkan Duman I albümü. Bu albümün bildiğin üzere bir de kardeşi var Duman II. Ben çok fazla Duman dinlemem ama özellikle Duman I albümünü diğerine göre daha çok sevmiştim. Üç akorla yapılabilecek en iyi şarkı Helal Olsun, bu albümdeydi. Albümün plak fiyatının neredeyse CD fiyatından da ucuz olması sebebiyle siparişte yerini buldu bu da. Plağı açınca anladım fiyatın neden ucuz olduğunu. Zira plağın dış kabı ve içerisinden çıkan baskısız zarfın dışında hiçbir özelliği yoktu. Almış olduk.

04

 

Yeni Bebeğim: Philips OTT2000/12 – İnceleme

ott2000

Uzun zamandır, taa geçen yıldan beri, kendime yeni nesil bir plakçalar almak istiyordum sevgili okur. Hatta birkaç model belirlemiştim bile kendime. Sonra işin rengi değişti ve aslında benim kendime yeni bir müzik sistemi almam gerektiği sonucuna vardım.

Eveet, nihayet bir gün haftalık D&R ziyaretimizi yaparken Philips‘in OTT2000/12 modelini gördük! Aradığım mikro ses sistemi buydu işte: Hem plak çalıyor, hem radyo çalıyor, hem CD çalıyor, hem USB çalıyor, hem bluetooth üzerinden ne bağlarsan çalıyor hem de line-in bağlantı imkanı veriyor! Üstelik o anda ne çalıyorsa USB üzerinden kaydetmenizi de sağlıyor. Gayet hafif, hareketli parçası yok, derli toplu bir sistem.

ott01

Sonra internet araştırmaları başladı benim için. En iyi fiyat, güvenilir satıcı sorguları falan derken iş uzadıkça uzadı. Nihayet, moralimin çok bozuk olduğu bir gece, bilgisayar sanki içimdekileri anlamışçasına yan tarafta bir ilan pıtlattı.

ott07

O gece siparişi verdikten iki gün sonra, yani yıllık izne ayrıldığım ilk gün, kargocu kapıyı tıklattı. Evimize yeni bir bebek gelmişti 🙂

Cihazın uzaktan kumandasında tek bir eksik var. O da CD çaları disk yerleştirmek için çıkartma (eject) tuşu yok kumandada. Bunun için cihazın üzerindeki butonu kullanıyoruz. Müthiş bir retro tasarımı var. Zaten Philips’in efsane  1965 AG4131 modeli baz alınarak yeniden tasarlanmış. Cihazın üzerinde dahili olarak iki adet 4 wattlık hoparlör ve bir adet 3 inçlik woofer yerleştirilmiş. Elbette harici ses çıkışı da alabiliyorsunuz.

ott03

ott05Plak ses kalitesi gayet yeterli. Yalnız şunu belirteyim 45’lik plakları oynatırken “Auto Stop” özelliğini kapalı hale getirmek gerekiyor. Cihaz biraz küçük ebatlarda olduğu için long playleri çalarken kenarlardan sevimli bir taşma oluyor 🙂 Ne demek istediğimi yandaki fotoğrafta görebiliyoruz.

Bluetooth özelliği, cihazın en sevdiğim özelliklerinden birisi oldu. Oturduğum yerden odanın diğer köşesindeki cihaza Nokia X3 telefonumda açtığım müziği bluetooth yardımıyla çaldırabiliyorum. Bu müthiş bir durum! Bir diğer olay ise ott06cihazın USB yuvasına bir bellek takıyor ve radyoyu açıyoruz. Koltuğa uzanıp muhabbete dalıyoruz. İlgi çeken bir şey çıkınca hemen kumandadan bir tuşa basarak USB’ye kaydetmeye başlıyoruz. Üstelik bunu sadece radyodan değil, arkadaşımızdan, dinlemek için ödünç aldığımız CD’den, harici bağlanmış bluetooth cihazından ve plaktan da yapabiliyoruz. USB belleğe mp3 olarak kaydedilmiş sesleri sonra bilgisayara aktarabiliyoruz.

ott04

ott02

Ben, elimdeki diğer pikabı bu yeni cihaza line-in girişinden bağladım. Dolayısıyla çift pikabı tek bir cihaza bağlayıp kullanabildim. Bu, sen belki farkında değilsin ama çok çok büyük bir nimet sevgili okur. Güzel ve herkese tavsiye edebileceğim bir cihazım daha oldu böylece.

Son Zamanların Dikkat Çeken Gelişmeleri

ÜÇ ACAYİP GAZOZ

gagozGeçen gün marketin rafında yan yana gördüm. Nasıl gördüysem de aynen o şekilde aldım sevgili okur. OHBE Gıda ve İçecek firması tarafından üretilen bu “yeni nesil gazoz“lardan GAGOZ‘u daha önce birkaç kere daha görmüştüm ancak hiç içmemiştim. Kardeşleri olan Trishka ve Mankafa‘yı ise ilk defa markette gördüm. Bu gazozlarda diğerlerinden farklı olarak dikkati çeken ilk detay sıra dışı ambalaj tasarımları. Teneke kutuların üzerinde ürün adının yanı sıra, her biri için yazılmış bir birinden “şakacı” sloganlar yer alıyor.

GAGOZ: Dışındakiler: doğala özdeş karizma, renkli menkli bir hayat, cool kızlar, dünyayı kurtaran adamlar… matrak asit içerir. tek yan etkisi: geğirtir… tikilerin ulaşamayacağı yerlerde saklayınız.”

THRISKA: içinde öyle %100 falan değil sadece %4 şeftali suyu var. gerisi su, şeker, şeftali aroması ve bol gaz…

MANKAFA: “portakal’dan daha çok mandalina seviyorum ama gidip portallı içecek içiyorum. eee naapalım canım, mankafa vardı da biz mi içmedik” diyenler için…

Favorim Thriska sevgili okur. İç muhakkak. Hatta almışken bir tane de bana getir.

YARI FİYATINA SILMARILLION

D&R‘ın internet sitesi mağazasına göre çok daha avantajlı sevgili okur. Şimdi pek çok abidik gubik alışveriş sitesinden gelen mailleri okumadan siliyoruz. Ama D&R’dan gelen reklam mailleri çok daha dikkatimi çekiyor. Bu kitabı da aynen bu şekilde gelen bir reklam maili sayesinde aldım. Hem de yarı fiyatına!

silmarlGelen mailde “en çok okunan kitaplar şimdi %50 indirimle” diyordu. Tıkladım, listenin en başında göz kırpan Silmarillion‘u seçip satın alma işlemini tamamladım. Kitabı 16,50 liraya satın aldıktan yarım saat sonra siparişin durumunu kontrol etmek için D&R’ın sitesine girdiğimde ne göreyim! Kitap yine normal satışı fiyatı olan 33 lira olmuş! Lan resmen ucu ucuna 16,50 lira kâr ettim 🙂 Kargo bedeliyle birlikte toplam sipariş 20,50 TL oldu. Aynı kitabı gidip mağazadan alsam 33 liraya alacaktım. Dolayısı ile internet sitesi, özellikle daha pahalı kitaplarda her zaman avantajlı oluyor.net sevgili okur.

DÜNYA’NIN EN İYİ TÜRKÇE KARIŞIK ROCK KASETİ

trock1Biliyorsun sevgili okur, 2003-2007 yılları arasında Türkçe Rock müzik eşi benzeri görülmemiş bir patlama yaşadı. Birbiri ardına güzel gruplar çıktı o dönemde. Bugün bile sıkılmadan dinlediğimiz onlarca Türkçe Rock şarkısının çıkış tarihine baktığımızda hep bu zaman aralığını görürüz.

Yaklaşık bir kaç ay oluyor, bir sahafta yine kasetlerin, CDlerin içinde eşelenirken elime bu karışık kaset geldi sevgili okur. İçindeki şarkılara baktım ve parça listesindeki her bir şarkının ait olduğu grubun o dönemdeki en hit parçası olduğu gördüm. Bu, muhtemelen bugüne kadar yapılmış en iyi toplama albümdü. Albümdeki o parça listesine birlikte bakalım:

  1. Duman – Seni Kendime Sakladım
  2. Mor ve Ötesi  – Cambaz
  3. Şebnem Ferah – Can Kırıkları
  4. Ogün Sanlısoy – Bilmece
  5. maNga & Göksel – Dursun zaman
  6. Kurban -Yine
  7. Vega – Elimde Değil
  8. Redd – Falan Filan
  9. Anima – Joker
  10. Athena – Çatalyürek
  11. Seksendört – Affet
  12. Aylin Aslım ve Tayfası – Gülyabani
  13. Rashit – Teker Teker
  14. Feridun Düzağaç – Deli
  15. Çilekeş – Kendimden Geriye
  16. Gripin – Elalem
  17. Hayko Cepkin – Yarası Saklı
  18. Badem – Ala Gözlerini Sevdiğim Dilber

trock2

Bu karışık albüm 2006 yılında yayımlanmış Radyo D tarafından. Umarım CD’si de vardır ve bir gün yine bulurum. Günlerdir walkman’imde takılı duruyor ve birazdan göreceğin özel miniş hoparlör sistemin sayesinde dinliyorum.

ÖZEL MİNİŞ HOPARLÖR SİSTEMİM

hopaBundan birkaç yıl önce Turkcell Sarı Kutu‘da biriken puanlarımla Turkcell Market’ten hediye çeki kazanmıştım. Ancak bu sikindirik çek ile sadece şu iki hoparlörü alabilmiştim. O zaman hoparlörü çok az denemiş ve bir kenara kaldırmıştım.

Geçtiğimiz günlerde bu hoparlörler yine elime geçti. Bunların stereo olduklarını fark ettim. İçlerine kaliteli pil yerleştirince seslerinin de gayet tatmin edici olduğunu anladım. Daha sonra elimdeki otlangaçlardan birisini kullanarak iki hoparlörü tek bir girişte birleştirdim 🙂 Şimdi bu miniş düzeneği hem davulun ses çıkışında, hem mp3 çalarda hem de walkmanim de kullanabiliyorum. Walkman’i adaptörle çalıştırdığım için acaba diyorum bu hoparlörler için de bir adaptör sistemi yapabilir miyim? Şimdilerde bunu düşünüyorum.

Hiç Bitmiyor Başladığı Gibi Günler

Galiba hayatımın en güzel melodilerini hep Sabhankra‘dan dinledim sevgili okur. Bir haftadır Seers Memoir‘in notalarında bunu duydum. Yakında albüm çıkacak ve yine bu sayfalarda çok kapsamlı bir inceleme okuyacaksınız. Bakın buraya not düşüyorum efsane bir şakının adını: Time Of War.

Malum, 9 günlük resmi bir tatile girdik. İşe başladığımdan beri bu kadar uzun süre evde kalmadım hiç. O yüzden pek bir mutluyum. Bu haftanın tamamı koşturmaca ile geçtiği için açıkçası biraz da heyecanla bekledim bu tatili. Evde yapılacak onlarca iş, izlenecek saatlerce film ve dizi vardı. Kendime söz verdim, bu dokuz günün en az üçte ikisini evde geçireceğim diye. O yüzden çok az dışarı çıkacağım.

Dün mesela çıktım. Apayrı bir gündü sevgili okur. Kendime aldığım altılı priz, kerpeten ve tornavidaları saymazsak, galiba dünün en kayda değer anlarından birisi dışarıda bir yerde, hayatımın en “doyuran” kahvaltısını yapmış olmamdı. Hayatımın en kötü soda limonlarından birini içmeme rağmen, buna hiç aldırmadım. Ve Irish Coffee‘de alkol olduğu gerçeğini bir an olsun akıldan çıkarmamak gerektiğini öğrendim. Katlı otoparklardan Eskişehir trafiğinin göbeğine uzanan bir hikaye yaşadım. Ara sokaklardan trafık nasıl atlatılır herkese gösterdim. D&R‘da hayatımın en güzel Stormtrooper‘ını gördüm. Al evine koy, o kadar! Adamlar üşenmemiş, Japonya’dan almış getirmişler. Helal olsun!

Bak, yazının bu kısmında Time Of War’ın sonlarına doğru başlayan o klavyeli kısım başladı. Savaş Sungur’un clean vokalde yapabileceklerinin manifestosu bu. Bir şaheser!

Hani şehrin belirli noktaları aklınıza belirli anılarla kazınır ya, mesela ilk kez öpüştüğünüz sinema salonu, sınava geç kaldığınız otobüs durağı, ayağınızın takılıp düştüğünüz o cadde başı gibi. Dün bu kataloga iki yer daha ekledim sevgili okur. Böyle keşiflerin kendiliğinden ortaya çıkması, bunları çok daha unutulmaz yapıyor, bu kesin. Ancak geceyi bu güzel anlarla bitirmek mümkün oldu mu? Hayır. Bu noktada büyük üstad Celal Şengör‘den bir alıntı yapayım:

“Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Verne‘in Arzın Merkezine Seyahat kitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ‘ı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, ‘Adam olmak demek, Jules Verne’in tarif ettiği gibi olmak demektir’ diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi…” “Gülerek bakan gözlere yaş düşüyorsa, ölüm peşim sıra geziyor demektir.”

Büyük adam bu Celal Şengör. Ben, Jules Verne seven herkesi severim. Dün gece de oturup Jules Verne okudum. Canım sıkıldığında bazen bunu yapıyorum sevgili okur. Yaşlı gözlere bakıp kendimi lanetliyorum. O kitapta bir kısım var hani. Ha bir de ara ara şu parçayı bile dinledim:

1398356_720609704633479_576234348_o.jpgBugün kılıçlarımı biledik kuzenim Orbay‘la birlikte. Sırf bu iş için BİM’den bileme makinesi aldım. Gayet tatminkar sonuçlar alıyorum. Yakın zamanda bir kaç video ile paylaşacağım. Onun hemen ardından Orbay’ın verdiği fikir ile yeni bir mobilya işine giriştim. Eski bilgisayar masamdan söktüğüm çekmeceyi yeni masama takacağım. Zor iş ama, yapacağım 🙂

Bayramın ilk günü çalışıyorum sevgili okur. Denetimler olacak. Diğer günlerde evde işlerim olacak. Bizimkilerden bir haber bekliyorum. Eğer bir aksilik olmazsa iki gün kaybolacağım. Aksilik olursa kaybolmayacağım.

Hardisklerime bakım yapmam gerekiyor. Bu bayram bu işi de halledeyim artık diyorum hazır evdeyken. Blogda geçen hafta aksama oldu. Özür dilerim. Tatil boyunca günlük olarak yazacağım. Ümitliyim. Şimdilik yazmayı planladığım başlıklar şu şekilde:

  • Turkcell ve iş ortaklarından müthiş kazık!
  • Askere gidiyorum
  • Dizi sezonu başladı!

Elbette bu başlıkların sayısı artacak. Olayı biraz zamana bırakmak lazım. Muhtemelen yeni sezonları başlayan dizilerle ilgili bir sezon başı değerlendirmesi yazarım. Geçen senelerde de yaptığımı hatırlıyorum.

Herkese süper tatiller dilerim. Bol paralı geçer umarım. Ne bileyim mesela, gökten 1000 lira düşsün önünüze… Epey bir şey yapabilirsiniz o parayla.

Mustafa The Russian vs. Ahmet The Seevryhisarian

Bu haftasonu çok güzel geçti sevgili okur. Cuma akşamı Mustafa ile buluştuk. Malum daha önce de yazmıştım, hatırlarsın, Mustafa Rusya’da okuyor ve yaz tatillerinde Türkiye’ye geliyor diye. Yaz tatili dolayısıyla bu sene de geldi.

Image Hosted by ImageShack.us

Cuma günü Bilecik’ten geldiğimde aradığım ilk kişi Mustafa oldu. Hemen buluşmak üzere sözleştik. Batıkent’in güzide pastanelerinden birinde oturduk. Aylarca görüşmeyince epey de konuşacak şey birikiyor hayliyle. Saat gece yarısını çoktan geçmişti kalktığımızda. Rusya’dan, Türkiye’den, eşten, dosttan konuştuk. Ertesi gün pazar günü yapılacak KPSS alan sınavına girmek üzere Ahmet‘in de ertesi gün Eskişehir’e geleceğini öğrenince ertesi gün için plan yapıp ayrıldık Mustafa ile.

Kardeşim Mustafa

Cumartesi sabahı Mustafa ile, ama bu sefer de kardeşim Mustafa ile, öğlene doğru çıkıp önce Espark‘a gittik. D&R‘da yeni gelmiş olan plakçalarları, plakları ve Star Wars Legolarını görünce epey bir heyecanlandım. Daha sonra oradan da Mustafa’nın dershanesine gittik. Bu dershane üniversiteye hazırlanırken benim de gittiğim dershane idi. Burada Mustafa’nın SBS tercihleri için rehberlik hocası ile görüştük. Bu görüşmeleri bilirsiniz. Bu puana neresi olur, neresi olmaz konuşmasıdır hani. Bunu da hallettikten sonra Ahmet’in Sivrihisar’dan geldiğini öğrendim. Kardeşim Mustafa’ya yol üstünden bir yüzücü paleti aldık ve çocuğu eve postaladım.

Bu şekilde bir ekibiz

Daha sonra Ahmet ve bu sefer Rusya’dan gelen Mustafa ile buluştum. Çarşıda biraz takıldıktan sonra huzurun Batıkent’te olduğunu anlayıp ilk dolmuşa atladık ve mahallemize döndük. Akşam yemeğini müteakip bir önceki gece Mustafa ile gittiğimiz yere bu sefer yanımızda Ahmet’le gittik. Yanımızda Ahmet olduğundan, konuştuğumuz konular bu sefer çok daha derindi. Uzun süre felsefe, ilk çağ filozofları, yaradılış, Avrupa Birliği ve Ortadoğu Politikaları falan konuştuk. Ahmet’in o didaktik ve engin üslubu kendi aramızda çok meşhurdur. O gece de bizi büyüledi. Mustafa bir ara hayran hayran bakarken çayını üzerine döktü. Daha sonra Apple I-Phone mu Samsung Galaxy mi tartışması yaptık. Tartışmayı garson kazandı. Yalnız Ahmet’in I-Phone 3GS  ile Note II’yi karşılaştırıp, i-phone’u göstererek, bunda olmayan bir özelliği bunda, note II’yi göstererek, göster demesini tarihe not düştüm.

Burada, mekanın adı KADO, epey bir dondurma falan yedikten sonra kalkıp Hacı Hasan Oğulları Pastanesi‘ne gittik. Burada da oturup, az önce hiç bir şey yememiş gibi Mustafa’nın tavsiyesi ile kuru baklava ve yanına dondurma yedik. Bu çok insanlık dışı, cennetvari bir tatlı. Acayip kalorili. Baklavayı iyice ısıtıp ağzı yakacak sıcaklığa getiriyorlar, yanına da dondurma veriyorlar. Aha böyle bir lezzet işte. Ancak fiyatı korkunç. Fiyatı duyunca dudağım uçukladı. Teramisin sürdüm, bugün yeni iyileşti.

Image Hosted by ImageShack.us

Bunu da yedikten sonra nihayet saat 1’e doğru ayaklandık. Bizim ev yakın olduğundan ben erken ayrıldım, gittim yattım. Ahnet ile Mustafa da Mustafalara gittiler. Ertesi gün sabah 9.30’da da Ahmet, Osmangazi Üniversitesi’nde KPSS Alan Sınavı’na girdi. Aslanım benim. Bu arada tüm KPSS’ye girenler, umarım işiniz olur. Hadi bakalım.