Tag Archives: duran

Savaşalp’le Buluşma

Bu yazıyı yazmaya cuma günü Aykut‘un yaptığı bir espri sonucu karar verdim. Cuma akşamı Savaşalp ve Volkan‘la buluştuk. Bir süredir gittiğimiz Peyote‘ye gittik yine. Cuma gecesi leşliği her yeri sarmıştı. Aşırı kalabalık, kimin eli kimin cebinde belli değil, nasıl bir gürültü anlatamam. Karşımda oturan Volkan’ı duymuyorum. Savaşalp’le bağırarak konuşuyoruz. Aykut’a bir şeyler anlatmaya çalışırken boğazım acıyor. Bir de sağ olsunlar ortamdaki herkes fosur fosur sigara içtiğinden artık nefes alamaz hale geliyoruz. Aykut bir ara kalkıp gidiyor, bir daha göremiyorum. Savaşalp’in yeni iş haberine seviniyorum. Duran‘ın evlilik haberine şaşırıyorum.

Sonra ben başladım konuşmaya. Geçen hafta tehdit edilişimi anlattım. İlk anda can sıkıcı olsa da bu tür durumlar, sonradan anlatınca komik gelmeye başlıyor. İçişleri Bakanı’nın lise arkadaşı kısmında ise kahkahalar patladı. Şu anda tüm hikayeyi anlatmıyorum. Bu başka bir yazının konusu olacak.

Masada sadece Aykut, Savaş ve Volkan yoktu. Bölümden arkadaşımız ve hemşehrim Gönül de vardı. Bir de daha önce tanışmadığım iki arkadaş daha vardı. Bunların isimleri neydi ama hatırlamıyorum. İlginçtir, gecenin en uzun muhabbetlerini de bunlarla yaptık. Hatta beni Facebook’tan ekleyeceklerdi ne oldu eklemediler hala. Saat gece yarısına doğru ortam bir anda iki katı kalabalıklaşınca kalkmaya karar verdik. Sarıldık, kucaklaştık.

leventYolda dönerken Utku ve Hazal‘ın da yanına uğramaya karar verdik. Ama karşıdan Levent Kırca sevimliliğiyle gelen Utku’yu görünce gülme krizine girdik 🙂 İkisi de çok “güzel” görünüyorlardı. Yine bir sarılma, kucaklaşma sonrası ayaküstü vedalaştık.

Eve geçip Getik Fanzin’in son sayısı için göndereceğimiz öyküye son şeklini verdim ve geceyi bitirdim. Biliyorsun, bir cuma gecesi güzel bitiyorsa bu senin sayende oluyordur. Güzelliğinden bir parçayı da keşke yanımda getirebilseydim.

Yüzüklerin Efendisi “Fly You Fools” Polemiği

Bir süre önce Ece‘nin şu paylaşımıyla haberim oldu bu durumdan. Daha sonra söz konusu linkin Türkçe’ye çevrilmiş halini de buldum. Öncelikle olayın ne olduğundan kısaca bahsedeceğim.

Yüzüklerin Efendisi serisinin ilk filminde (ve kitabında) Frodo yüzüğü Hüküm Dağı‘na attıktan sonra orada mahsur kalıyor. Tam tüm umutlar bitti derken Gandalf kartallarla çıkageliyor ve hobbitleri kurtarıyor. Bu noktada insanın aklına şu geliyor, ulan madem kartlallar böylesine güçlü, neden en başta Hüküm Dağı’na uçarak gelmediler de karadan savaşa savaşa gelmeyi tercih ettiler? Hatta bununla ilgili olarak şu animasyon bile yapıldı ki çoğu insan How Lord Of The Rings Should Have Ended (Yüzüklerin Efendisi nasıl bitmeliydi?) isimli animasyonu izledikten sonra uyandı bu fikre. Tüm animasyon bu fikir üzerine kuruluydu.

Daha sonra bu konu hep LOTR fanları arasında bir tartışma konusu oldu. Nasıl, nasıl Gandalf bunu en başta düşünemedi, diye. Daha sonra, bir eleman çıktı ortaya, iyi bir fan, ve aslında Gandalf’ın da planının bu olduğunu ve bunun da filme ve kitaplara yansıdığını ifade etti. Gandalf, Saruman‘dan yardım istemeye gittiğinde onun taraf değiştirdiğini görmüş ancak Saruman tarafından esir edilmekten kurtulalamıştır. Esaretten de kartallar sayesinde kurtulunca aklında bir ışık yanmıştır. Yüzüğün yok edilmesi kararı çıkan Ayrık Vadi‘deki konsey toplantısında dahi Gandalf’ın aklında bu plan vardır. Zira Frodo’ya Sıçrayan Midilli Hanı’nda buluşmak üzere söz vermiş, ancak Saruman’a esir düştüğü için gidememiştir. Kaçtıktan sonra doğruca kartalların yanına gitmiş ve bu planı yapmıştır. Konseyde Frodo armut gibi “ben giderim Hüküm Dağı’na” deyince Gandalf hemen sıçrayarak kalkmış ve Frodo’ya eşlik edeceğini söyleyen ilk kişi olmuştur. Sonradan sayı 9’a çıksa da, yeteri kadar kartal vardır ve herkes gelebilir diye Gandalf ses etmemiştir. Bu noktada, Gandalf’ın planı çok gizlidir ve ekibi Saruman farketmeden kartallarla buluşmak üzere yola çıkarır. Ama şu karga casuslar işleri mahveder. Saruman eğer Gandalf’ın kartallara gittiğini anlarsa işler berbat olacaktır. Velhasıl, yine bizim izmarit Frodo’nun tercihi ile Moria Madenleri‘ne girerler. İşte buradaki hikaye de malum. Balrog karşılarına çıkar ve Gandalf savaşmak zorunda kalır. Heh işte, tüm bu çıkarımları yapmamızı sağlayan cümle de bu savaşın sonunda Gandalf düşerken gelir: “FLY YOU FOOLS!” Yani elemanın iddiasına göre Gandalf artık vakti kalmadığını görünce Yüzük Kardeşliğine planının özetini haykırır: “Uçsanıza sizi aptallar!

Biz yıllarca Türkçe dublaj ve altyazılarda, yalan yok, bu kısmı hep “Kaçsanıza aptallar” olarak duyduk ve okuduk. Kitabın Metis Yayınları’ndan çıkan çevirisinde de aynı şekilde, “Kaçsanıza aptallar” yazıyor. Kitabın orijinal dilinde ise “Fly, you fools” şeklinde geçiyor. Orijinal dvd’de Türkçe dublajında “Kaçsanıza” ve orijinal dilinde “Fly you fools” diyor. Şimdi burada bir durmak ve ifadeyi irdelemek lazım.

flyufools2

flyufools1
İlk bakışta insana çok mantıklı geliyor değil mi, Gandalf düpedüz “Uçun sizi aptallar” demiş. “FLY” demiş. Ancak burada “fly” sözcüğünün uçmaktan başka bir anlamı daha var, o da kaçmak. İngilizce’de “Fight or Flight” diye bir deyim var. Anlamı savaş ya da kaç. Buradaki “flight” sözcüğü tek başına uçuş, uçmak, kaçış, firar anlamına geliyor ki Türkçe’de de aynı şekildedir. Adamlar uçtu gitti elimizden, deriz m esela. Flight sözcüğü köken olarak tabiki fly fiilinden türemiştir. Dolayısı ile fly sözcüğünün “fly you fools” cümlesindeki anlamı “kaçın sizi aptallar” ifadesinden başka bir şey olamaz. Ki zaten bu kitabı çeviren çevirmenler de bizden milyon kere daha dikkatliler bu konuda, yanlış çevirmeleri gibi bir ihtimal, hele ki böyle bir eseri, pek olası değil. flyufools3

Dolayısı ile yine başa dönüyoruz ve evet, Gandalf’ın aklına böyle bir plan gelmemiş diyoruz. Kartallarla işin en başında Hüküm Dağı’na gitme fikrini hiç akıl edememişler.

Bu yazının ortaya çıkmasında doğrudan en büyük emek Savaşalp‘indir. Ayrıca dolaylı olarak Duran‘a ve Ece’ye de teşekkür ederim.

Her şeyi bir kenara bırakıp özetle diyebiliriz ki Yüzüklerin Efendisi Serisi, Dünya’nın en iyi kurgusuna sahiptir ve çekilmiş en iyi filmlerdir.

Bir KPSS Böyle Geçti

Taa şubat ayında yazdığım şu yazıyla sana duyurmuştum KPSS‘ye gireceğimi, dershaneye yazıldığımı falan hatırlarsın kesin sevgili okur.

Geçen cumartesi günü nihayet vakit geldi ve KPSS’ye girdik bir cümle alem. Daha önce girdiğim sınavlarda sınav yerlerim hep akıllı, mantıklı yerler olmuştu. Ama bu sefer bana sınav yeri olarak Şeker İlköğretim Okulu çıktı! Batıkent‘te oturduğumu düşünürsek burası benden nereden baksan 1 saatlik uzaklıkta, taa Otogar‘ın yanındaydı.

Sınav sabahı saat 7’de kalktım. Pek bir şey yiyemedim. Hazırlanıp saat 07.30’da evden çıktım. Önce dolmuşa bindim. Sonra indim tramvaya bindim. Kolumda saat, üzerimde telefon olmadığından tamamen kontrolsüz bir şekilde yoluma devam ettim. Aradan ne kadar geçti bilmiyorum, Gökmeydan Tramvay Durağı‘nda indim. Sınava üzerine bakar da kopya çekeriz diye bozuk para sokmak da yasak olduğundan kelli, cebimdeki 3.5 lira bozuk paranın 50 kuruşunu su almak için ayırır kalanını Eskart‘a yükletirim diye düşündüm. Lan ne oldu ne bitti anlamadım kafam karıştı verdim paranın hepsini Eskart’a yüklettim. Durumun farkına varamadım. Bu arada büfedeki adama saati sordum 08.05 dedi. Yola devam ettim. Gökmeydan da bir yokuş vardır bilen bilir. Oradan aşağı indim. İmam Hatip Lisesi‘ni ve oradaki başka bir ilköğretim okulunu geçip bir ara yola döndüm. Yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra nihayet varabildim okula. İşte o anda dank etti su almak için bozuk para kalmadığı. Üzerimde para vardı ama bu parayla su alırsam yine bir sürü bozuğum olacaktı. Sıkıntı çıkacaktı.

Kendimi bu susamanın “psikolojik” olduğuna inandırıp, evet öyle yapıp, sınav salonuna girdim. Yaklaşık 15-20 dakika sonra da sınav başladı.

Sınavın Allah belasını versin. Türkçe çok kazıktı. Matematik nispeten daha kolaydı. Tarih ve coğrafya bizim dershanede gördüğümüz gibiydi. Vatandaşlık da zordu bana göre. Zaten 2 saatin sonunda gelen İngilizce testini hiç sormayın. Artık beyin yoruldu ondan mıdır nedir, bu teste hiç konsantre olamadım. Çok zorladı beni.

Sınavdan çıktıktan sonra evime giden bir otobüsün geçtiği ilk durağa gelebilmem yarım saat sürdü. Buradan da eve gittim.

Eve geldikten sonra biricik dostum Alper‘i aradım. Seval de aramış sağolsun. Onu da aradım. Daha sonra Togay kardeşim aradı. Sınavdan önce verdiğim sözü hatırlatarak buluşma yerine çağırdı beni. Ben neden oldu nasıl oldu anlamadım, saat 7’deki buluşmaya saat 6’da gittim. Hera‘da 10 dakika oturduktan sonra Togay’ı arayıp durumu anladım. Neyse, tam saatinde geldi Togay kardeşim. Ardından Halil, Yunus ve Volkan akrabam da geldiler. En son olarak aşırı etkileyici yepyeni sakal kesimiyle Yağızhan kardeşimiz geldi. Epey güldük, konuştuk. In Flames muhabbeti yaptık (Aynı gece rüyamda Anders‘i bizim evde gördüm, onu da anlatacağım).

Ben Ayberk Savaşalp Duran Tayfun Gil (Fotoğrafı çeken Volkan)

Volkan’la birlikte Hera’dakilere veda edip bu sefer Peyote‘ye geçtik. Savaşalp, Duran, Ayberk, Tayfun ve Gil de bu mekan da oturuyorlarmış. Hepsini de uzun süredir görmemiştim iyi oldu, görüştük. Gil ile Ayberk’in şirket kurdukları haberini aldım, epey sevindim. Bu arada Ayberk’in babasının ajan olduğunu öğrendim (Bununla ilgili bir yazı yazacağım). Savaşalp, Duran ve Tayfun’la da okul hakkında muhabbet ettik biraz.

Sonra hepsine veda edip eve geldim. Üzerimde birkaç günün değil, tam 4 ayın yorgunluğu vardı. Önce The Woman In Black‘i izleyip yatayım dedim. Sonra, izlerken uyuklamaya başlayınca kapattım, yatağıma girdim ve en başından beri soramadığım o soruyu sordum: “Nasıl geçti lan bu gün sınav hakkaten?

Okulum Uzadı!

Yakından takip eden okuyucularımdan birkaçı ve birkaç arkadaşım bir süredir bloga yazı yazmadığımı farkedip mesaj atmışlar sağolsunlar. Geçtiğimiz çarşamba gününden beri epey kötü şeyler oldu sevgili okul. Bu sebepten bilgisayardan uzak kalmak zorunda kaldım.

Geçtiğimiz çarşamba günü mezun olabilmek için son dersim olan Calculus II‘nin final sınavına girdim. 8 soru çözüp 40 puan aldığım takdirde dersi geçip mezun olabilecektim. Sınava 15 gün (bakın abartmıyorum) çalıştım. Levent‘le her gün soru çözdük. Zerre anlamadığım bir sürü konuyu anladım. Çıkmış sınav sorularını falan çözdüm. Sınava da girince bunun faydasını görüp (!) tam 12 soru çözdüm. Bu 12 soruyu çözdüğümden de o kadar emindim ki bitime yarım saat kala cevap anahtarını verip çıktım. Geçtim herhalde diye sevinirken içimden, neden bilmiyorum, dersin hocasının yanına gidip bir teşekkür etmek geldi. Sonuçta geçtiğim son ders olacaktı ya. Neyse, hoca sağolsun güleryüzle karşıladı beni. Mezuniyet durumum olduğundan cevap anahtarından alacağın nota bakalım, dedi. Sevgili okur, işte dehşete o an kapıldım. Benim 12 tane doğru diye yaptıklarımdan 5 tane yanlış çıktı. Bu beş yanlıştan dördü de bir doğrumu götürünce 6 yanlış oldu! Bu da 30 puan yapıyordu ve bu duruma göre okulum bir dönem uzuyordu. Yani bu hayatımı mahveden, Allah’ın belası Calculus yine herşeyi mahvediyordu. Böylelikle sadece 5 dakika önce mezun oldum sevinci yaşarken 5 dakika sonra bir dönem okul uzatma şokuna girdim. Oysa iki sene önce aynı gün Calculus I’i geçmiştim kaderin bir cilvesi olarak.

Ben bu şokla uğraşırken bir kötü haber yıllıklardan geldi. Yıllıklar acayip hatalarla doluymuş. Yazılarımın bir kısmı çıkmamış falan. İnsanlar hiç memnun değillermiş. Ama ben tabi okulun uzamasının şokunda olduğumdan umursamadım o anda. Daha can sıkıcı bir haber de organizasyonla alakalı olarak geldi. Onun detaylarını burada vermiyorum.

Okuldan eve döndüğümde çok kötü bir haldeydim. Annem teselli etti. Teselli aradığım herkes teselli etti sağolsun. Alper arayıp içimi bir nebze olsun rahatlattı. Evde duramayacağımı anlayıp Savaşalp‘le Duran‘a gittim Alper ve Sercan‘la birlikte. Burada yemek yiyip dışarı çıktık. Üniversiteden Alper’i yolcu ettikten hemen sonra midem bulandı ve gecenin o karanlık saatinde kuytu bir yerde yediklerimi çıkardım. Aynı gece hastalandım ve boğazlarım şişti. Gece boyunca uyuyamadım. Bir de geç saatlerde acayip moralim bozuldu acayip canım sıkıldı başka bir olaya. Buna da kızamadığım için içime atmak zorunda kaldım.

Perşembe sabahı sesim kısılmış olarak uyandım. Aynı gün staj yerime gittim. Staj dönüşü daha kötü olmuştum. Eve gelince terlemeye çalıştım biraz. Geceye doğru düzelir gibi oldum. Cuma sabahı hafif bir baş ağrısı ile uyandım. Ancak bu hafif baş ağrısının ardından hayatım boyunca yaşamadığım bir deneyim yaşayacaktım.

Devamında yaşananları da şu yazıda okuyabilirsiniz.

Bir Taşınma Hikayesi

Olan olmuştu artık. Martın ayazında başımız göğe doğru gezindik bir süre. Ancak nafile. Aradıklarımız telefonu açmıyor, açan da mantıksız fiyatları mantıksız ifadeler kullanarak söylüyorlardı. Kimisi 50 metrekarelik evinin gömme dolabını övüyor, fotoğrafına bakıp da farkedince de bir odasının kapısının olmadığını söylüyordu. Aynı densizler, 400 lira kira, 400 lira depozito ve muhtemelen ailesinden gelen kimbilir hangi genin azizliğine uğradığı için seyrek ve sigaradan sapsarı kesilmiş dişlerini göstererip 400 lira hava parasını gülerek peşin olarak istediğini ilave ediyordu.

Soğuğun artık iyiden iyide iliklerimize işlediği dakikalarda topluca ev aramayı bırakıp yakın zamanda çıkılacağını bildirdiğimiz eski eve döndük. Eski ev arkadaşına durum anlatılıp, hesap kitaplar yapıldı. Kim neyi alıp neyi almayacağını söylüyor ve şaşırılacak bir şekilde sükunet içerisinde konuşma devam ediyordu. Nihayet hesap kitap bitirildi. Eski ev arkadaşı kendi payına düşeni ödeyip odasına çekildi.

Akşamın ilerleyen saatlerinde binbir canın binbir delikte nefes aldığı o dakikalarda interneti bulan şahsın dedelerine rahmet okuyup memnuniyetimizi hem kendi kem de kafir lisanında dillendirdikten sonra yüzümüz biraz olsun güldü. Zamanımız az olduğu için artık lanet edip dünyadaki en büyük güce, mutluluğu daim eden, öfkeyi, kıskançlığı el üstünde tutan o varlığa paraya sığındık. Hemen arka sokaktaki emlakçıya gidip bulduğumuz ev ilanı için görüştük.

Evin yeri çok iyiydi. Yani benim tanıdığım bir konumdaydı. Temel ihtiyaçlara yakın olması da bir ayrı güzelliği idi. Bulunduğu kat itibariyle de tercihimiz sayılırdı. Bu emlakçı da mesleğinin kendisine kattığı insani değerlere tamamen bağlı olarak bu 2+1 evi bize 400 liraya kiraladı. Vicdanlı ve merhametli bir kimse olacak ki 400 liralık depozitoyu 4 taksite 300 liralık komisyonu da 2 taksite böldü. O gece yaptığı bu son işle ölmüşlerinin ruhu şad oldu. Bu masrafa hiç yokken bizi sokan iyi aile çocuklarını da alınlarından öptük.

Emlakçının sağladığı bir araçla hemen o gece evi gezdik gündüzün şerriden daha hayırsız olan o gecenin hayrına sığınıp. Evin konumu, apartmanın sakinleri, evin kullanılırlığı ve bilimum özellikleri fevkalade idi. Evi tuttuk.

Ertesi gün kağıt işlerini hallettik. Ancak aydınlıkta gördüğümüz evin karanlıkta gördüğümüz evden ufak tefek farklılıkları vardı. Karbonmonoksit cihazı yoktu, elektrik sistemi sorunluydu, banyoda duşakabinin altından su sızıyordu, çelik kapının lastikleri söküktü ve evin içindeki kapılardan iki tanesi çok kötü durumdaydı. Tüm bu eksiklik ve aksaklıkları emlakçıya bildirip, eski evdeki eşyaları toplamaya başladık. Kısmet bu ya eşyaları toplamak için eve dönerken apartmana taşınan birilerinin atılmak üzere bıraktığı onlarca koliyi gördük. Böylelikle kutu, koli arama derdimiz ortadan kalktı.

Eşyalar toplanıldı, kutular kapatıldı. Taşınmadan bir gece önce sağolsun bir dostumuz iş yerinden haftasonu mesaiye kalmayı göze alarak ticari bir araç getirdi. Tam 3 sefer yapıp kolileri ve ıvız zıvırın hepsini çektik yeni eve.

Taşınma günü geldiğinde, günlerdir insanın içini donduran, en babayiğite bile dededen kalma tumanlarını pantolon altından giydiren soğuktan eser kalmamıştı. Allaha inanlar şükürlerini sundular bu lütfundan dolayı; inanmayanlar da gülümsediler sadece. Üç gün önce en büyük lütufun internet olduğuna dair iddiaya tutuşan eli belindeler, o gün en büyük nimetin asansör olduğuna dair yemin billah ediyorlardı. Tüm eşyayı ama özellikle 4 büyükler çamaşır makinesi, buzdolabı, çekyat ve amortisörlü bazayı kolayca asansözle indirince herkesin keyfi yerine gelmişti. Daha sonra geriye kalan az buçuk eşyayı da kısa sürede indirdik. 20 liraya anlaşılan nakliyeci 5 dakika içinde kapıda oldu. Bizi gözüne kestirmemiş olacak ki adam arabayı caddeye yanaştırıp gözden kayboldu. Ancak iyiden iyiye gaza gelmiş bizler sadece 8 kişi olmamıza rağmen tüm eşyayı yaklaşık 10 dakika içerisinde kamyonete yükledik. 10 dakika sonra nakliyeci geldiğinde şaşkınlığını gizleyemedi. Hemen yeni eve geçtik. Yaklaşık 5 dakikada da eşyayı aşağı alıp sadece 25 dakika da 20 lira kazandığı için sevinen nakliyeciyle helalleşip yolladık adamı.

Bütün büyük parçaları taşıyıp yalnızca çekyatı aşağıda bıraktık. Kadim dostumuz olan o iki kişinin kısmetiydi bu parça da. Üç kıtada 600 sene hüküm sürmüş, elden ele adalet dağıtmış o şanlı imparatorlukla hiçbir alakası olmayan bu yiğitler son parçayı da çıkardıklarında artık taşınma işi haliyle son bulmuş oluyordu.

Acıkan karınları susturmak, açlığı da yalancıktan bastırmak üzere hemen 2.5 litrelik kolalar açıldı, tulum tulum mısır cipsleri misafirlere ikram edildi. O esnada yeni evde bulunan dost ademoğlu sayısı kafilerin şanlı efendi Fatih’in Konstantiniye’yi aldığı yıl 1453’ün rakamları toplamı olduğu için uğursuz saydıkları 13 ile aynı idi. Evet eve 13 kişi yardıma gelmişti. Yazı boyunca bilerek adlarını vermediğim o kişiler; Alper, Emre, Turgut, Volkan, Sercan, Murat, Koray, Merve, Burcu, B. Merve, Uğur, Savaşalp, Duran‘dı. Bu dostların hepsine tekrar tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Hepsi sağolsun, varolsunlar.

Eve eşyaları taşıyıp önceki ev sakinlerinin bıraktığı bir koltuğu ancak parçalayarak atabildikten sonra yerleşme kısmı başladı. Bu esnada eski ev arkadaşından bizim tenezzül edip aldığımız banyo aynasını, kimyacıların ölçüp en fazla 500 ml diyecekleri yumuşatıcının üçte birini ve bir gece hastalanıp apar topar acile götürürken taksiciye ödediği 15 lirayı geri istediğine dair bir mesaj aldık. Gülümseyerek bu işi de halledilecekler arasına yazdık.

Sonuç olarak taşındık sevgili okur.

İyileştim Gibi Lan Sanki

Sevgili okur bir haftadır beni halsiz kılan, başımı ağrıtan, sağımı solumu inleten, midemi müthiş bir kıvranma hissiyle yakan hastalığım bitti gibi sanki. Dün gidip doktordan ilaç milaç aldım. Bu sabah biraz daha iyiyim. Yataktan müthiş keyifle kalktım. Ancak yazılacak konuların epey biriktiğini görünce bunların her birini ayrı ayrı değil de aynı başlık altında yazayım dedim. Bu haftanın genel bir özeti gibi olacak bu yazı.

Dersin Kitabı

:: Bu hafta nihayet Çevre Politikaları dersine başladık. Süper bir ders oldu. En azından Alper, Emre ve ben böyle düşünüyoruz. Bu ders eğer bu şekilde konferans tadında geçerse epey eğlenceli olacak. Dersle ilgili aldığım onca notun arasında seninle şu notu paylaşayım sevgili okur. Ethem Hoca‘ya göre Çukurova yöresinin flora faunasını araştırmak istiyorsan Yaşar Kemal‘in romanlarını okuman yeterli 🙂

:: Çevre Yönetimi dersleri de nihayet başladı sevgili okur. Bu sene Çevresel Etki Değerlendirmesi raporunu hazırlayacağımız konuyu da seçtik: Doğalgaz Çevrim Santrali! Danışmanımız da Ozan Hoca oldu süper oldu. Aynı derste artık yepyeni bir yazılım da öğrenmeye başladık: ArcGIS.

:: Artık okuldaki CADCAM Laboratuvarı‘nda sorunsuz bir şekilde internete girebiliyorum. Bunun ne demek olduğunu MMF’de okuyan okurlarım anlayacaktır. Nasıl mı? Bir sonraki yazıyıda yazacağım.

:: Bu haftaki Tehlikeli Atık dersine de Turgut damgasını vurdu. Hoca evimizdeki tehlikeli atıklardan bahsediyordu. Antifirizin buna bir örnek olduğunu, toksik, aşındırıcı vs bir sürü özelliğinden bahsetti. Kokusu çok hoştur ancak asla koklanmamalıdır demişti ki bizim Turgut geriye dönüp “tadı da tuzlu lan” dedi. Bunu dedi. Tadı tuzluymuş, tadına bakmış parmağına dökülünce.

:: Hayatımda ilk defa USB’den işletim sistemi kurduk. Volkan‘ın laptopun harddiski yanmış, DVD sürüsü de ölmüştü. Yeni bir 2.5 inc harddisk alıp usb ile Windows 7 Ultimate 32 Bit kurduk. Tertemiz oldu makine. USB’den işletim sistemi kurarken şu adresteki talimatlara uyduk. Volkan’a aldığımız harddisk Seagate’in 160 GB’lık IDE 5200 rpm harddiski. Gittigidiyor‘dan 100 liraya aldık.

SENNHEISER HD407

:: Sercan‘ın en son soyduğu bankanın etkileri halen devam ediyor. Sercan’a gittik Koçtaş‘tan 45 liraya büyükçe bir kitaplık, 90 liraya da gayet havalı ve hoş bir “yönetici” koltuğu aldık. Ayrıca Sercan geçen gün cep telefonunu değiştirip gayet havalı bir model aldı. Dokunmatik elbette (artık bununda suyu çıktı), q klavyeli falan. Ayrıca bir de Volkan’ın I-POD’unu satın alacak. Yetmedi bir de bir yerlerden nasıl buldu nasıl etti bilmiyorum Sennheiser HD 407 marka bir kulaklık edinmiş. Allah daha çok versin.

:: Savaşalp‘in doğum günüydü sevgili okur. Müthiş bir akşam oldu. O gün o ortamda kimler mi vardı? Volkan, ben, Savaşalp, Duran (ki kendisine göre bıyıkları epey ön plandaydı), Gil, Dilara, Monica, Ayberk, Ayberk’in kız arkadaşı, Dilara’nın 3 tane arkadaşı ki Kıvanç’tı sanırsam çok iyi çocukmuş. Güzel eğlenceli, sen bilmesen de benim için ilklerin yaşandığı bir akşam oldu sevgili okur. Kardeşimin doğum günü yeniden kutlu olsun.

Anadolu Üniversitesi ÜYEP

:: Ufak kardeşimi ÜYEP programı dahilinde cumartesi günü seçme sınavına götürdüm. O hasta halimle sabah saat 9’dan öğlen 12’ye kadar okuldaydım. Eğitim Fakültesi’nde kardeşim sınava girerken ben, annem ve Merve birlikte Volkan Pastanesi’nde bekledik. Öldüm bittim. Aynı saatlerde Volkan da meğer kulüp yöneticilerine yapılan bir etkinliğe katılmış. Akşam öğrenecektim ki Volkan’ı bu etkinlik bitirmişti, çocuk epey halsizleşmiş olacaktı.

:: Artık AutoCAD‘de öğrenmeye başladık. Alper Hoca ile gayet emin adımlarla ilerlediğimize inanıyorum sevgili okur. Bakalım bu hafta ödev olarak kendi evimizi çizmemizi istedi. Ödev demişken bu hafta başladı lan gene ödevler mödevler, quizler falan. Off, ders çalışmak gerek!

İki Süper Plak!

The Good, The Bad and The Ugly

Plak koleksiyonum yavaş yavaş ancak emin adımlarla genişliyor sevgili okur. Dün Savaşalplerde kaldım gece. Süper bir muhabbet ortamı oldu. Özlemişim valla. Duran‘a, Gil’e, Dilara’ya, Monica’ya ve Savaşalp’e tekrardan teşekkür ederim. Her neyse, bunların yeni taşındığı otantik evlerinden acayip şeyler çıkmış! Betamax kasetleri, plaklar, plakçalar, Sony Betamax oynatıcı ve bir piano! Gil’in kendisi de plak koleksiyoncusu olduğundan epey iyi olmuş burada buldu plaklar onun için. Sağolsun işte o plakların arasında yanda üstte gördüğünüz The God, The Bad and The Ugly filminin soundtrackinin olduğu plağı bana verdi. Hehe süper oldu lan, acayip sevindim.

Abudik Gubudik Twist

Bir diğer plağım da çok süpriz bir şekilde çok süpriz bir yerden elime geçti. Hemen hepiniz Abudik Gubudik Twist şarkısını bilirsiniz. En azından duymuş-sunuzdur böyle bir şarkı olduğunu. İşte o şarkının orjinal plağını buldum lan. Çok mutluyum böyle alakasız yerlerden alakalı şeyler bulduğum için 😀

Ve Sabhankra Eskişehir’de!

Chaos Fest V

Az önce bizzat grubun bass gitaristi Gürkan Abi tarafından haber verildi süpriz bir şekilde. Daha sonra Chaos Fest’in organizatörü Murat Abi’nin de sayfasında bu haberi verdiğini gördüm. Sabhankra, 21 Şubat’ta yapılacak Chaos Fest V’te sahne alacak. Ki haber şöyle;

Self Torture grubu, vokalisti Mehmet’İn , Amerika’da yaşadığı ve Türkiye’ye girişte vize konusunda sıkıntı yaşadığı için grubun kendi ricası ile konsere çıkamayacaktır. Self Torture yerine, özellikle yoğun istek alan bir grup olan İstanbullu folk/death metal grubu SABHANKRA ,line up’a dahil olmuştur. Hayırlı olsun…

Şu bilgi de organizasyonun sayfasından;

İstanbullu Sabhankra grubu,bu muhteşem kadro ile hem death metal severler,hem de Türk ezgilerinin metal müzikle muazzam uyumunu merak eden tayfa için Eskişehir’i sallamaya geliyor. Kendilerini burada büyük bir heyecanla bekleyen kemik bir kitlelerinin olduğunu da hatırlatmak gerek 😉

Burada sözü geçen kemik kitlenin büyükçe bir kısmı ben oluyorum. Şu geceden itibaren 10 gün kaldı bu büyük olaya. Eskişehir Sabhankra Yetkili Bayisi olarak bu organizasyon için hazırlıklara başlıyorum yarından tezi yok.  Çocuklar sizde hazırlayın kendinizi: Volkan, Alper, Savaş, İlker, Selma, Merve, Sercan, Koray, Burcu, Liomc, Duran, Mert, Utku (Hayırsızsın ama müzik seversin) ve daha şu anki sevincimden dolayı aklıma gelmeyen onlarca arkadaşım! Hazırlanın, biletinizi alın. Bilet çok pahalı falan da değil, bak 6-7 grup dinleyip 12.5 lira para vereceksiniz, 1 bira beleş. Para değil lan yeminle yapmayın 😀

İlerleyen günlerde daha da detaylı olarak ulaşacağım sizlere. Öpüyorum.

Şu Sıralar…

:: Burçak Abla‘ya bir mail attım ama cevap gelmedi henüz. Acaba doğru adrese mi attım diye düşünüyorum.

:: Volkan‘ın evini taşıdık. Aytaç Caddesi’nin girişinde köşede Kafkas Spot var. Oradan bir kamyonet kiraladık 15 liraya. Savaş, Volkan, Duran, Gil ve ben çektik götürdük eşyayı.

:: Volkan’ın evini pislik götürüyordu lan:) Umarım yeni evinde böyle olmaz. N’olur olmasın lan.

:: Volkan’ın yeni ev sahibi ile tanıştım. Süper birisine benziyor ya bakalım ilerleyen zamanlarda neler göreceğiz.

:: Sercan‘ın evine misafir oldum. Sercan’ın 10 numara bir aşçı olduğunu gördüm. Herif bana Çerkez Tavuğu, Pilav, Patates Püresi yaptı. Tatlı olarak Yaş Pasta yaptığını yazmayacağım yalan söylüyorum sanmayın diye.

:: Yaz okulunda dersler bitti. Yani dersler bitti. Şimdi bir hafta uygulama var. Sonraki hafta finaller.

Orhan Abim ve Ben

Orhan Abim ve Ben

:: Stajımın başlamasına az kaldı. 17 Ağustos’ta başlıyor. Geçtiğimiz günlerde gittim SGK pürüzünü hallettim. Haftaya perşembe günü sakalımı ve bıyığımı kesiyorum lan 3 senin ardından. Orhan Abi‘min yanına gideceğim.

:: Teyzemler geldi İstanbul’dan. Cihan‘ın annesi.

:: Hayatımda benim için çok önemli bir şeyin o kadar da önemli olmadığını kavradım. Süper hissediyorum 😀

:: Myspace profilimi güncelledim.

:: Eskirock’ın myspace profilini de ben yaptım 🙂

:: Garaj Projemizi wordpress altyapısıyla güçlendirdik. Yönetimini ortaklaşa yapıyoruz artık. Güzel oldu lan.

:: Feci halde How I Met Your Mother‘a sardırmış haldeyim. Ve farkettim ki Alyson Hannigan‘a hastayım!

:: KeyB‘nin de yıllar önce benim yaşadığıma benzer bir derdi olduğunu öğrendim. Destek oldum kankama. Ama sözümü dinlemedi. İnşallah zararlı çıkmaz.

:: Savaş’a söylemiyorum ama yakında bir öykü daha yayınlayacağım. Ayrıca kitaplaştırma olayı iyice yattı kafama. Süper olacak.

:: Stüdyo yapmam lazım 🙂

Müzikte Yeni Arayışlarımız

jhjh

Tamamen can sıkıntısı! Yemin ediyorum öyle. Nedense birkaç haftadır üçlü olarak içimizde “death metal çalalım abi” gibilerinden yakınmalara sahibiz 🙂 Tabi işin geyiğindeyiz. Şu an ki seviyelerimizde bunu yapmamız çok zor. Olsun, biz de iki stüdyodur eğlencesine takılıyoruz. Arada çıkan melodiler fena da değil hani. Ancak bugün ağırlıklı olarak Sagopa Kajmer dinleyen dostumuz Duran‘ın yaptığı scream vokali gördüğümüzde inanın ne yapacağımızı bilemedik! Neye uğradığımızı şaşırdık… Savaş’ın hayret nidaları içerinde ev arkadaşı Duran’a yağdırdığı “küfürler dolu övgüler” hepimizi krize soktu 🙂 Bu arada davuldaki bu çift pedal olayını hafiften ilerletiyorum galiba. Farkediyorum yani kendimde.

Stüdyo bitip eve geldiğimizde bu sefer de klavyenin başına çöktük. Rap yaptık 🙂 Dj ben oldum, klavyenin hazır ritimlerinden birini açtım, Duran’da yine Sagopa’dan bir şeyler söyledi. Çok güldük eğlendik yav 🙂

Günün en güzel kısmı şu; stüdyoda ufaktan bir parça bestelemeye başladık. Gövde ritimlerini, girişini falan çıkardık. Dur bakalım eğer üşenmezsek bitirip adam gibi birşey yapabiliriz. Vokali Duran’ın yapacağı kesin. Hadi bakalım gazamız mubarek olsun 🙂

NOT: Bu yazıyı Volkan’ın 67 TL’ye aldığı Microsoft marka klavye ve mouse’unu kullanarak yazdım. Süper bir klavye. Tuşları çok rahat. Kablosuz, 2.5 metreden çekiyor 🙂