Tag Archives: Ece

Efendi Ankara IF Performance – Anıtkabir

2018 yılı Efendi grubu için çok iyi geçeceğe benziyor sevgili okur. 27 Ocak Cumartesi ve sonrasındaki hafta sonu Ankara’daydık. Neredeydik? IF Performance Hall’da bir cumartesi gecesinde müziğe doyduk ve ertesi günde de Anıtkabir’e gittik. Hadi bakalım başlıyorum anlatmaya.

Cumartesi sabahı, saat 06.30’da Alper’in telefonuyla uyandım. “Kapıdayız seni bekliyoruz”, dedi. Yanında Caner ve Burak’la birlikte çoktan gelmişlerdi kapıma. Hemen uyanıp aceleyle giyinip çıktım. Ankara’ya gidiyorduk. Yola saat 07.00 civarında çıktık. Bizim Alper de iyi araba kullanır sevgili okur.  Böylece muhabbet ede ede yaklaşık iki buçuk saatte Ankara’ya vardık. Burak, arkadaşıyla buluşmak için ayrıldı bizden. Biz de Merve ve Özge’yle buluşmak için daha önce şu yazımda bahsettiğim Sheraton Hotel’in de yakınlarında bulunduğu Arjantin Caddesi üzerindeki Cafémiz isimli mekana gittik. Burada kahvaltı ettikten sonra küçük çaplı bir alışveriş olayına girecektik.

Şimdi bu noktada, yazının bu kısmında, Ankara’da gittiğim bir mekan hakkında inceleme yazmayayım. Bunu çok güzel yapan ve bazen de sinir bozan birisi vardı zaten. Ancak fiyat performans açısından şunu çok rahatlıkla söylüyorum ki “kahvaltı Eskişehir’de yapılır”. Gerçekten ve pişmanlık duymadan bunu söyleyebiliyorum. Kısacası memnun kalmadığımızı söyleyebilirim.

ankara003Buradan ayrıldıktan sonraki maceramız çok daha eğlenceliydi. Eskişehir’de olmayan birkaç mağazaya gittik. Ankara’yı uçtan uca dolaştık. Saat 18.00’e doğru da Çankaya’da bulunan IF Performance Hall isimli mekana geldik. Biz geldiğimizde Utku, Aykut, Ersan ve Ömer Burak gelmişlerdi bile. Aykut’un kurulumunun sonuna yetiştim. Daha sonra “soundcheck” için beklemeye başladık. Bir süre sonra, şimdiye kadar tanıştığım en iyi ve en samimi tonmaister, Samet’le tanıştık. İyi kötü, amatör orta halli, Okumaya devam et

Ankara Metalcileri Eskişehir’deydi!

Geçen hafta sonu Bursa’da harika bir konser organizasyonu vardı. Ancak İstanbul’da meydana gelen terör saldırısı sebebiyle tüm ülkede olduğu gibi, konser organizasyonları iptal edildiği için bir otobüs dolusu metalci Eskişehir-Bozüyük-Bursa hattında otobüsü geri döndürmek zorunda kaldı. İşte bu geri dönüşün ara durağı Eskişehir oldu. Bu yazı, bu güzel güne dair aklımda kalanlardan ibarettir.

Onur‘la birlikte otobüsteki arkadaşları Eskişehir’e uğramaya ikna edince, normalde 40 dakikadan fazla süren yol benim için 5 dakikada bitivermişti. O heyecan ve sevinçle otobüsün il sınırlarına girmesini bekleyip durmuştum. Otobüste kimler vardı? Türk Metal’inin tereddütsüz en büyük üç grubundan biri olan, iş öğreten, baş yapıtları One Of Your Neighbours‘la kalitenin sınırlarını belli eden grup Suicide vardı en başta. Daha sonra yakın arkadaşım, Türkiye’nin en iyi extreme davulcularından Onur’un da çaldığı, Carnophage grubunun elemanları ve Ankaralı metal müzik severler vardı. Yaklaşık 25 kişilik bir kafileydik.

Eskişehir’e dönünce Onur, otobüsü park edecek güvenli bir yer bulmak için şoföre eşlik etti. Ben de tüm bu ekibi toplayıp Vural Sokak‘a doğru yürümeye başladım. Burada önceden Onur’un konuştuğu bir mekanın en üst katına çıktık. İşte grup elemanıyla, dinleyicisiyle, delisiyle, fanıyla ve lideriyle Ankara’nın metal camiasının küçük bir modeli buradaydı.

ankara03

Suicide grubunun efsane isimleri Erkan Tatoğlu, Hakan Kuşçu ve Türk Metal camiasının tereddütsüz en büyük davulcusu Goremaster masanın tam ortasındaydılar. Benim de oturduğum sol kanatta ise Carnophage grubu elemanları Oral Akyol, Mert Kaya, Bengi Öztürk vardı. Her biri şahsına münhasır, müthiş insanlar bunlar. Oral Abi’nin en büyük özelliği muhtemelen Ankara’da yapılmış olan tüm metal etkinliklerine katılmış olan iki üç kişiden birisi olmasıdır. Anlatmayı çok sever. Yaşayarak anlatır ve hemen her konserle ilgili muhakkak komik bir anısı vardır. Onu dinlemek hem öğretici bir ders gibidir hem de eğlencelidir.

ankara01

Biz böyle dereden tepeden konuşurken Onur da nihayet Ece‘yle birlikte gelip muhabbete dahil oldu. Tüm masada müthiş bir yer değişimi vardı. Kim lavabo için ya da sipariş vermek için ya da herhangi bambaşka bir sebepten dolayı yerinden kalksa hemen bir başkası yerine oturuyordu. Böyle böyle en başında oturduğum masanın ortalarına kadar geldim. İşte bu yer değiştirmelerin sayesinde Nehri ismindeki arkadaşla tanıştım. Üzerinde harika bir Dissection tişörtü olan bu kişinin aslında Türkiye’nin en büyük Dissection fanlarından birisi olduğunu, en büyük Dissection arşivcisi olduğun nereden bilebilirdim! Nehri’yle birlikte hayatımın en keyifli Dissection sohbetlerinden birini yaptım. Bana Reinkaos albümünü ve Rebirth Of Dissection DVD’sini nasıl temin edebileceğim konusunda harika fikirler verdi. Birkaç gün sonra bu fikirlerin nasıl işe yaradığını şaşkınlıkla görecektim.

ankara06

ankara04Saat ilerledikçe ve sohbet koyulaştıkça, pek çoğunu hayatımda ilk defa gördüğüm bu insanlarla samimiyetim de ilerliyordu. Birkaç saat önce tek ortak noktamız dinlediğimiz müzik olan bu insanlar şimdi politika, müzik, spor konuştuğum arkadaşlarım olmuştular.

Sonra yerimde duramadım, gittim Goremaster’ın yanına sıkıştım, oturdum. Büyük hayranıydım ne de olsa. O kadar mütevazi, o kadar harika muhabbeti olan bir adamdı ki inanamadım. İnsan yıllarca sertlik skalasının en üst seviyelerinde dolaşan müziklerini dinledikten sonra böyle adamların mütevazi ve aklı başında duruşlarına akıl sır erdiremiyor. Ulan zaten kalite de kendini bu şekilde belli ediyor. Şimdi açıp Goremaster’ın davul çaldığı gruplara bakıyorum da bir tane kötü grup yok. Sadece Goremaster değil, Hakan Abi ve Erkan Abi de hem müzik hem de gündem hakkında çok kaliteli tespitler yapan adamlar. Bunu hem konuşurken hem de dinlerken anlayabiliyorsun.

ankara05

Erkan Abi’nin bazı Suicide şarkılarını sevmediğini itiraf etmesine kahkahalarla karşılık verdik. Yeni albümle ilgili çok şey konuştuk. Hatta biz oradayken albümden çıkan ilk klip “Bloodthirsty Gods” Youtube’da yayına girdi. Yeni albüm Deaf Mute‘la ilgili ayrı bir yazı yazmak çok daha yerinde olacağından albümle ilgili duyduklarımı o yazıya saklamak daha doğru olacak.

Hava karardıktan ve saat 19.00’u geçtikten sonra Ankara’ya doğru dönüş vakti gelmişti. Ancak kimsenin kalkmaya niyeti yoktu. Burada da Erkan Abi ekibe liderlik ederek kısa sürede topladı herkesi. Yavaştan Tren Garı’nın yolunu tuttuk. Zira otobüs o civardan alacaktı bunları. Burada tüm ekip toplandı, eksik kimse kalmadığından emin olduktan sonra vedalaştık ve yola çıktılar.

Tramvaya binip eve dönerken dayanamadım, Crimson River açtım. Cebimde ikisi Carnophage’ın ikisi de Suicide’ın olmak üzere toplam dört tane imzalı albüm vardı. O gazla tramvaydan inip koşasım geldi. Özetle, bir pazar gününe yakışmayacak kadar güzel bir gündü, keşke cumartesi olsaydı 🙂

Aşağıda o gün imzalattığım albümleri görebilirsiniz.

ankara07 ankara08

NOT: Fotoğrafların tamamına yakını Slim Rodrigez tarafından çekildi. Hatta yetmedi Slim bir de video hazırladı. Kendisine emeği için çok teşekkür ediyorum.

ankara02

Ankaralı Metal Müzikseverler

Sercan’ın Ziyaretinin Gecikmiş Yazısı

serc01
Bayram tatili başladığında bizi heyecanlandıran asıl olay Sercan‘ın Eskişehir’e gelecek olmasıydı. Bir önceki ziyaretinde, şehre geldikten iki gün sonra görüşebilmiştik çünkü. Biz bu duruma epey sövmüştük. Dolayısıyla Sercan da bu sefer eşşeğini sağlam kazığa bağlıyor ve gelişini bize an be an haber veriyordu. 19 Eylül Cumartesi gecesi geldi Sercan. Önce hayattaki en yakın arkadaşı Özlem’le buluşmuşlar. Sonra biz gittik yanlarına ve aylar sonra Hangover‘da kucaklaştık Sercan’la. Görmeyeli epey şişmanlamış, pardon “kalantorlaşmış“tı. Böyle söyleyince daha cool oluyor.

Aynı gece Peyote‘de saçlar, yerlerde saçlar” isimli extreme şarkısıyla ortamlarda tanınmaya başlayan Kalben‘in konseri vardı. Alperler tüm ekip olarak oradaydılar ve Sercan da yanlarına gidecekti. Ancak biz gitmek istemediğimizden o gecelik Sercan’la vedalaştık.

serc02

Ertesi sabah güne geleneksel kahvaltı organizasyonumuzla başladık. Her zamanki mekanımıza gittik. Beşimiz, kahvaltıdan sonra bizim eve geçtik. Biz geçtikten sonra Caner, kısa süre önce evlenen dostlarımız Aykut ve Ece ile Aykut’un abisi Burak ve kız arkadaşı bize geldiler. Böylece evin kısa tarihindeki en kalabalık günlerden biri yaşandı. Salonun ortasında kurulu duran elektro davuldan dolayı biraz sıkışsak da eğlenceli oldu her şey. Sercan gelirken akustik gitarını da getirdiği için evde toplam da iki tane akustik gitar, kurulu bir davul, çeşitli perküsyon aletleri vardı. Epey bir şarkı çaldık. Davula bir ben geçtim, bir Aykut geçti. Alper ve Sercan gitar çaldılar. Repertuardaki tüm şarkıları çaldık. Özlem, ufak çaplı da olsa davulculuk kariyerine başlamış oldu. Aralıksız stick control çalıştı.

serc05

Akşam saat 18.00 civarı evdeki herkes, Sercan ve Özlem hariç, gittiler. Ayrıldılar gittiler. Biz de Üniversite Caddesi’ndeki Köfteci Yusuf‘a gittik. Güzel bir yemekten sonra doğruca Adalar’a gittik. Burada hep gittiğim Adımlar Kitabevi‘ne gittik. Sonradan yanımıza Sercan’ın ve Özlem’in arkadaşı olan üç sevimli kız (ikisi Sercan’ın iş arkadaşı, biri de Özlem’in arkadaşı) daha geldiler. İlaç sektöründen küçük ev aletlerine kadar uzanan geniş bir muhabbet oldu.

Sonra bize geçtik. Alper de buraya geldi. Geç saatlere kadar oturduk. Film izlemeyi düşündük ancak saat cidden çok geç olduğu için vazgeçtik. (Bundan sonraki iki gece boyunca üç tane film izleyecektik.) Kalktılar ve gittiler.

Ertesi gün ben hasta oldum. Bir önceki gece üşüttüğüm için hasta oldum. Evden çıkamadım bir süre. Çünkü hastaydım. İnanmadılar bana. Naz yapıyorsun, dediler ama ben hastaydım cidden. Neyse, sabahtan Sercan’la Özlem geldiler. Ardından da Alper geldi. Merve müthiş bir kahvaltı hazırladı. Kahvaltının ortalarına doğru Selda da gelip bize katıldı. Ben hasta olduğum için çok eğlenemedim. Gitar falan çaldık. Sonra pikniğe gitmeye karar verdik. Ben hasta olduğum için itiraz ettim önce. Ama ne olduysa oldu ve bu itirazdan üç saat sonra, Regülatör’de,  mangalın başında buldum kendimi.

serc03

Piknik efsane oldu. Caner ve Aykut’un abisi Burak da bize katıldılar. Ben açık havada kendime geldim. Hani hastaydın sen, demeye başladılar. Derler bunlar sevgili okur, inanmazlar. Piknikten sonra eve geçtik. Sercan’la Alper de yanımıza daha sonra gelmek üzere ayrıldılar bizden. Taa gece yarısı geldiler. Oturduk film izledik. Sonra nasıl uyumuşuz görmen lazım.

Ertesi gün Alper yine gitti. Biz de Sercan’la ne yaptık hatırlamıyorum sabahtan. Ama öğleden sonra annemlere gittik. Sercan bir süre sonra bizi bırakıp çarşıya döndü. Benim bir kitaplık projesi vardı. Biz de Murat’la onu yaptık ve tekrar Sercan’ın yanına döndük. Uzun süredir KFC yemediğimiz için Espark’tan üç tane menü alıp eve geçtik. Evde acayip keyifli bir ortam oldu yine. Alper yine gece geldi yanımıza. Bir film daha izledik ve ertesi gün Sercan’ı yolcu etmek üzere uyuduk.

serc04

Son sabah pek bir hüzünlüydük. Dört günümüz öyle hızlı, öyle keyifli geçmişti ki (benim hastalanmam hariç) sanki tatil bitiyormuş gibi üzüldük. Bu yazıyı yazarken uzun uzun düşündüm. Unuttuğum bir şeyler oldu mu diye. Muhakkak oldu. Eminim buna. Arada bir yerde yaptığımız bir kahvaltı vardı mesela. Oradan Özlem’in evine geçmiştik. Hatta televizyonda da Harry Potter vardı. Galiba son gündü., net hatırlamıyorum. Sercan’ın bagajdan ilaç eşantiyonlarını ne zaman almıştık o da bir bilinmez soru. Bu arada Özlem’le de epey özleşmişiz. Özlem, Sercan ve Merve’nin sınıf arkadaşıdır. Benim ve Alper’in de okuldaki projeden arkadaşımız.

Bu yazı çok gecikti. Neden böyle oldu? Çünkü olaylar hep üst üste geldi. Sercan gittikten hemen sonra bayram oldu. Eskişehir, Ankara derken iş uzadı. Sonra yeni hafta başladı ve ben ayağımı deldim. O sebepten dolayı yazı gecikti. Yazmasam olmazdı, ben kendimi affetmezdim.

Bir araya gelmek iyi oluyor. Sadece muhabbetinden değil, ortaya çıkan işler açısından da iyi oluyor sevgili okur. Mesela Alper’le yakın zamanda bir cover video kaydedebiliriz. Ayrıca izlenecek pek çok yeni film tavsiyesi aldım. Ve satın alınacak yeni yeni şeyler keşfettim, çoğu salakça ama olsun.

serc06Bu arada izlediğimiz üç film şunlardı: İtirazım Var (2014), Mortdecai (2015) ve Dracula Untold (2014). Bunlardan en beğendiğimiz Onur Ünlü‘nün yazıp yönettiği İtirazım Var oldu. Müthiş bir film. Harika mesajlar, göndermeler içeriyor. Mortdecai, Johnny Depp‘in vasat filmlerinde birisi. Gwyneth Paltrow‘un “alımlılığı” için izlenmeye değer. Dracula Untold ise güzel başlayıp tırt bitiyor, o kadar getirip getirip filmi bir hiçe bağlamışlar. Tarihsel olarak da tırtlamış. Özetle tırt.

Sercan’ın bu ziyaretinden bize miras bıraktığı en iyi tespit, artık şişman insanlara şişman değil, “kalantor” dememiz gerektiği oldu. En azından, Sercan artık şişman değil, kalantor. Ayrıca çok havalı ve iletişim becerileri çok üst düzeyde. Helal olsun kardeşimize. Seni çok seviyoruz.

NOT: Mutlaka unuttuğum detaylar var. Bunları eklemeler şeklinde yazıya ilave ederim hatırladıkça. Mesela Sercan’la En Zayıf Halka‘yı izlerken denk gelip de gülmekten öldüğümüz şöyle bir an vardı televizyonda:

Geçen Haftadan Satır Başları

Türker’İ Askere Uğurlama

turkerEskişehir’deki en eski arkadaşlarımdan birisi İlker‘dir. Bu sevgili Japon dostum, Batuhan‘la birlikte, taa dershane günlerimizden beri arkadaşımdır. Kendisiyle bir süre aynı grupta da çaldık. Eh, işin daha çok başında olduğumuz zamanlardı. Ne kadar güzel zamanlarmış. Daha sonra okuldu, dersten kalmaktı geçmekti, işti güçtü derken biz bu İlker’le çok az görüşür olduk. Sonra İlker askere gitti. Gerçi hala askerde, Ankara’da yedek subay. İlker’in en az kendisi kadar renkli ve yetenekli bir kardeşi var: Türker. Türker’in bloguyla ilgili şu yazıyı yıllar önce yazmıştım. İlker’le görüşemediğimiz dönemlerde Türker’le sürekli muhabbetimiz devam ediyordu. Geçtiğimiz günlerde aradı beni. Abisi gibi o da askere gidiyormuş. Hatta buna da yedek subay çıkmış 🙂 Ancak henüz nereye gideceği belli değilmiş. Hemen Pilot Bar‘da buluştuk. Oturduk sohbet ettik. Yan masayla tatsız bir münakaşa yaşadık hatta. Ancak bu bile keyfimizi kaçırmadı. Abisini askere yolcu edemedim ama Türker’i ettim. Abisi beş ay sonra, Türker de bir sene sonra gelecekler.

Halİl Eskİşehİr’deydİ

hailCan dostumuz Halil geçen hafta Eskişehir’deydi sevgili okur. Uzunca bir süre sonra Halil’le görüşme fırsatım oldu. Geçen hafta içi Pilot Bar’da önce Togay‘la buluştuk. Sonra ardımızdan Volkan ve Halil de geldiler. Eskişehir Rock Topluluğu ekibi uzun bir aradan sonra, tam da ilk zamanlarında olduğu gibi Pilot Bar’da yeniden buluştu. Eskirock Metal Fest 6‘yı yapabilir miyiz diye konuştuk. Sonra telefon, tablet mevzularını tartıştık. Geçenlerde İzmir’de yapılmak istenen ancak ele yüze bulaştırıldığı herkes tarafından açıkça söylenen festival, Alive Fest ile ilgili konuştuk. Bu festivalle ilgili olarak yapılan şu yoruma hepimiz güldük: “Festivallerde aksaklıklar olur eyvallah, ama bu adamlar aksaklık organize edip adını festival koymuşlar…” God Mode ve festivalde sahne alacağı söylenen grupların neredeyse %75’inin sahne almadığı ya da üç dört parça çalıp sahneden indiği bir festival olmuş.

Volkan’ın yâri Kübra’nın KPSS’den “maşallah” gayet güzel bir puan alarak “inşallah” atanmayı beklediğini öğrendik. Amin. Halil’in ve benim tayin planlarımızı konuştuk. Sonra elbette konu benim “efsanevi” davuluma geldi. Ah, canım peram, ahh. Daha sonra Halil’le kucaklaşıp vedalaştık. Uzunca bir süre görüşemeyeceğiz çünkü. Ayrılırken hepimizin ağzından aynı sözcükler dökülüyordu: Hail Satanas, Hail Ceylan.

Kick pedalı aldım

tama-hp200-32679Geçenlerde şu yazımda aldığım davuldan bahsetmiştim. Bu benim için çok önemli bir gelişme, adete bir milat oldu. Ancak elektronik davul setup’ında bir eksik vardı: O da kick pedal. Standart setup içerisinde kick pedalı çıkmıyor. Ancak Roland‘ın (gerçi kaliteli diğer markaların da) en büyük avantajlarından birisi kick pad’ler sayesinde davulcuya istediği pedalı kullanabilme imkanı veriyor olmasıdır. Ben de biraz araştırıp İzmir’den kendime bir TAMA HP200 pedal buldum. Aslında niyetim single kick pedal almak değildi. Ancak bir süre param kalmadığı için mecburen single’la takılmak zorundayım. İleride kendime Pearl marka bir twin pedal almak niyetindeyim. Neyse şimdilik single da işimi görüyor. Pedalın altında tablasının olması çok önemliydi, altında tabla olmayan pedallar seri olmuyor. Pedalı bulduğum yer şans eseri İzmir’de dayımın çalıştığı yerin çok yakınında bir mağazaymış. Dayım aynı gün alıp kargoladı sağolsun. Pedalda ufak tefek çizikler vardı ancak mekaniğinde en ufak bir problem yoktu. Ufak bir yay ayarıyla mükemmel bir hale geldi.

ECE ve onur’un Düğünü

onrGeçtiğimiz hafta sonu, Cumartesi günü, Onur ve Ece‘nin düğünleri vardı sevgili okur. Osmangazi Üniversitesi yakınlarındaki GAGA isimli mekana gittik. Şimdiye kadar katıldığım en “organizasyonlu” düğünlerden birisiydi. Evlenenler arkadaşımız, sahnede çalanlar arkadaşımız ve masamızdakiler arkadaşlarımız olduğundan eğlenceli bir akşam oldu. Düğünün en güzel yanı da uzun süredir göremediğimiz dostlarla buluşabilme imkanı oldu. Serkan Abi‘yi Trabzon’da olduğu için aylardır görmüyordum. Düğünde bir süre hiç tanımadığım bir grubun arasında kaldık. Tam da o anda Serkan Abi’yle Ali‘yi gördüm. Ali de uzun zamandır tanıdığım, taa Amoral Vuslat zamanlarından bildiğim, kral bir adam. Hemen yanlarına gittim. Metalciler yan yana gelince düğünde bile, muhakkak bir albüm, grup muhabbeti dönüyor. Serkan Abi ayak üstü Cradle Of Filth‘in yeni albümü Hammer Of The Witches‘i tavsiye etti. En son bizim konserdeyken görüştüğümüz Tolga‘dan düğünle ilgili tüyolar aldık. Gelin ve damat, davetliler için bir Kiss şarkısı çalacak ve söyleyeceklermiş. Gelin ve damatların böyle sürprizler yapması davetliler için de heyecan verici oluyor sevgili okur. Heyecan.

Yüzüklerin Efendisi “Fly You Fools” Polemiği

Bir süre önce Ece‘nin şu paylaşımıyla haberim oldu bu durumdan. Daha sonra söz konusu linkin Türkçe’ye çevrilmiş halini de buldum. Öncelikle olayın ne olduğundan kısaca bahsedeceğim.

Yüzüklerin Efendisi serisinin ilk filminde (ve kitabında) Frodo yüzüğü Hüküm Dağı‘na attıktan sonra orada mahsur kalıyor. Tam tüm umutlar bitti derken Gandalf kartallarla çıkageliyor ve hobbitleri kurtarıyor. Bu noktada insanın aklına şu geliyor, ulan madem kartlallar böylesine güçlü, neden en başta Hüküm Dağı’na uçarak gelmediler de karadan savaşa savaşa gelmeyi tercih ettiler? Hatta bununla ilgili olarak şu animasyon bile yapıldı ki çoğu insan How Lord Of The Rings Should Have Ended (Yüzüklerin Efendisi nasıl bitmeliydi?) isimli animasyonu izledikten sonra uyandı bu fikre. Tüm animasyon bu fikir üzerine kuruluydu.

Daha sonra bu konu hep LOTR fanları arasında bir tartışma konusu oldu. Nasıl, nasıl Gandalf bunu en başta düşünemedi, diye. Daha sonra, bir eleman çıktı ortaya, iyi bir fan, ve aslında Gandalf’ın da planının bu olduğunu ve bunun da filme ve kitaplara yansıdığını ifade etti. Gandalf, Saruman‘dan yardım istemeye gittiğinde onun taraf değiştirdiğini görmüş ancak Saruman tarafından esir edilmekten kurtulalamıştır. Esaretten de kartallar sayesinde kurtulunca aklında bir ışık yanmıştır. Yüzüğün yok edilmesi kararı çıkan Ayrık Vadi‘deki konsey toplantısında dahi Gandalf’ın aklında bu plan vardır. Zira Frodo’ya Sıçrayan Midilli Hanı’nda buluşmak üzere söz vermiş, ancak Saruman’a esir düştüğü için gidememiştir. Kaçtıktan sonra doğruca kartalların yanına gitmiş ve bu planı yapmıştır. Konseyde Frodo armut gibi “ben giderim Hüküm Dağı’na” deyince Gandalf hemen sıçrayarak kalkmış ve Frodo’ya eşlik edeceğini söyleyen ilk kişi olmuştur. Sonradan sayı 9’a çıksa da, yeteri kadar kartal vardır ve herkes gelebilir diye Gandalf ses etmemiştir. Bu noktada, Gandalf’ın planı çok gizlidir ve ekibi Saruman farketmeden kartallarla buluşmak üzere yola çıkarır. Ama şu karga casuslar işleri mahveder. Saruman eğer Gandalf’ın kartallara gittiğini anlarsa işler berbat olacaktır. Velhasıl, yine bizim izmarit Frodo’nun tercihi ile Moria Madenleri‘ne girerler. İşte buradaki hikaye de malum. Balrog karşılarına çıkar ve Gandalf savaşmak zorunda kalır. Heh işte, tüm bu çıkarımları yapmamızı sağlayan cümle de bu savaşın sonunda Gandalf düşerken gelir: “FLY YOU FOOLS!” Yani elemanın iddiasına göre Gandalf artık vakti kalmadığını görünce Yüzük Kardeşliğine planının özetini haykırır: “Uçsanıza sizi aptallar!

Biz yıllarca Türkçe dublaj ve altyazılarda, yalan yok, bu kısmı hep “Kaçsanıza aptallar” olarak duyduk ve okuduk. Kitabın Metis Yayınları’ndan çıkan çevirisinde de aynı şekilde, “Kaçsanıza aptallar” yazıyor. Kitabın orijinal dilinde ise “Fly, you fools” şeklinde geçiyor. Orijinal dvd’de Türkçe dublajında “Kaçsanıza” ve orijinal dilinde “Fly you fools” diyor. Şimdi burada bir durmak ve ifadeyi irdelemek lazım.

flyufools2

flyufools1
İlk bakışta insana çok mantıklı geliyor değil mi, Gandalf düpedüz “Uçun sizi aptallar” demiş. “FLY” demiş. Ancak burada “fly” sözcüğünün uçmaktan başka bir anlamı daha var, o da kaçmak. İngilizce’de “Fight or Flight” diye bir deyim var. Anlamı savaş ya da kaç. Buradaki “flight” sözcüğü tek başına uçuş, uçmak, kaçış, firar anlamına geliyor ki Türkçe’de de aynı şekildedir. Adamlar uçtu gitti elimizden, deriz m esela. Flight sözcüğü köken olarak tabiki fly fiilinden türemiştir. Dolayısı ile fly sözcüğünün “fly you fools” cümlesindeki anlamı “kaçın sizi aptallar” ifadesinden başka bir şey olamaz. Ki zaten bu kitabı çeviren çevirmenler de bizden milyon kere daha dikkatliler bu konuda, yanlış çevirmeleri gibi bir ihtimal, hele ki böyle bir eseri, pek olası değil. flyufools3

Dolayısı ile yine başa dönüyoruz ve evet, Gandalf’ın aklına böyle bir plan gelmemiş diyoruz. Kartallarla işin en başında Hüküm Dağı’na gitme fikrini hiç akıl edememişler.

Bu yazının ortaya çıkmasında doğrudan en büyük emek Savaşalp‘indir. Ayrıca dolaylı olarak Duran‘a ve Ece’ye de teşekkür ederim.

Her şeyi bir kenara bırakıp özetle diyebiliriz ki Yüzüklerin Efendisi Serisi, Dünya’nın en iyi kurgusuna sahiptir ve çekilmiş en iyi filmlerdir.

Benzerlikler & Çakmalıklar: Kenan Doğulu vs Opeth

Tam bir yıl olmuş bu seriye yeni bir yazı yazmayalı sevgili okur. Ama geçen gün Onur ile Ece‘nin paylaşımlarında görünce “heh dedim, artık vakti geldi artık ve bunu paylaşmalıyım”. Kenan Doğulu, yapabileceği en saçma şekilde, Proofhead My Resort’e konuk oluyor sevgili okur: Bal Gibi.

Opeth, İsveç’li bir progressive metal grubudur. Her ne kadar progressive desek de tarz olarak ne bir şarkısı bir şarkısını, ne de bir albümü bir albümünü tutar. Çok şekil bir logolarının bulunmasının yanı sıra (ki bu logo Yağızhan’ın bacağındaki 14 dövmeden sadece biridir) 2001’den itibaren birer yıl arayla çıkardığı şu üç albüm, Blackwater Park, Deliverance ve Damnation, en sevdiğim albümleridir.

Opeth’in 1996 çıkışlı Morningrise albümünün 13 dakikalık ilk parçasının adı Advent. Albümü doğru dürüst dinlemediğimden şimdi oturup ahkâm kesmeyeceğim. Ama Wikipedia’da yazdığına göre grubun en duygusal albümüyüş. Bu şarkının bitişinde, son 15 saniyede gayet hoş bir akustik kısım var. İşte o hoş akustik kısım, 2012 yılında farkında olmadan Türk Pop dünleyicisine “hit” olarak yedirildi. Kenan Doğulu’nun “Bal Gibi” şarkısının girişinde 🙂

Şöyle bir video var, ne dediğimi anlayabilmeniz için:

Opeth’in Advent şarkısını merak edenler olabilir. Az sayıdadır o merak edenler ama kesin vardır. İşte onlar da buraya tıklayıp şarkının 13 dakikalık ful halini dinleyebilirler.