Tag Archives: Efendi Band

Hafta Sonu* Mevzuları

Enteresan değil mi sevgili okur? Hafta içi çalışıyoruz. Ne için? Hafta sonunu biraz daha güzel yaşayabilecek kadar paramız olması için. Evet, bu çok basit, çok yüzeysel, insanın hemen ilk anda düşünmeden ortaya atabileceği bir düşünce. Şimdi halen düşünüyorum, kendime hak veriyorum. Ah bu para!

1-a-fistful-of-dollars-1964Pazar sabahı seni saat 09.30’da yataktan ne kaldırabilir sevgili okur? Beni TRT 1’deki western kuşağı kaldırıyor her pazar sabahı. TRT’ye buradan sevgilerimi gönderiyorum. Müthiş bir hizmet. Her hafta başka bir western klasiğini izleyebiliyoruz. Mesela bu hafta A Fistful Of Dollars (Bir Avuç Dolar) vardı. En az beş kere izlemişimdir, üşenmedim, sıkılmadım; bir kere daha izledim.

Sonra haftalardır salonda toplanmayı bekleyen tüm o dergi, kağıt, ıvır zıvırları topladım, toparladım. Akşam saat 19.00’da Efendi Band‘in stüdyosuna konuk olacaktım. Aykut, yurt dışında olduğu için gruba provasında ben eşlik edecektim. Grubun parçalarına çalışmaya başladım bu yüzden. Sen belki, henüz duymadın Efendi’nin tüm şarkılarını. Ama benim favorim “Olmaz mı?” isimli parça. Dinlemesi, söylemesi ve en önemlisi çalması çok zevkli bu parçayı.

“Söyle şimdi sen, bir kalbin seğirmesi,
Zamanı durdur mu hiç?
Küçük bir gülümseme açınca gökyüzünde,
Dünya değişir mi?
Olmaz mı şu sana bakan gözlerimle baksam hayata?”

Bir diğer efsane parçaları da “Unutmak“. Bak işte bunun bir klibi var. Eğer biraz şiire, yer altı edebiyatına ilgin varsa muhakkak Ali Lidar ismini duymuşsundur. Bu ismin grubun önüne geçmesini istemiyorum gerçi, ama Unutmak’ın klibin de Ali Lidar oynuyor. İşte klip şu:

Şarkının ilk kısmı, oldukça sakin, yalın geçiyor. Ancak ortasından itibaren çok gaz bir kısım başlıyor. İtiraf etmek gerekirse ben bu gazın farkına, aylar sonra şarkıyı davulla çalmaya başlayınca fark ettim. Diğer grup üyelerinin affına sığınarak, Aykut ve Alper’in şarkıya katkılarının olağanüstü olduğunu söylemek studzorundayım. Hepsi arkadaşım olduğundan, yeri gelmişken açık açık söyleyeyim: Grubun Roxy‘den sonra yaptığı en doğru hamle gruba bir klavyeci, hem de benim bulduğum bir klavyeciyi, dahil etmeleri oldu 🙂 Gurur duyuyorum dostlarımla. İki saat sürdü prova. Keyifliydi benim açımdan. Aynı nakaratı defalarca çalmak benim için de muhteşem bir tecrübe oldu 🙂

Stüdyodan sonra Kıraathane‘ye geçtik. Burada ilk defa bir plak gecesi yapılacaktı. İçeri girdiğimizde mekanın tamamen dolu olduğunu gördük. Pikapların başında ise taa Nisan 2011’de tanıştığım Murat Hoca vardı. Muhteşem parçalar seçmişti Murat. Gece boyunca pek çok farklı tarzdan, onlarca güzel şarkı dinledik. Bu çok özel bir şey. Neden? Aynı şarkıları Winamp’tan mp3 olarak çalamaz mıydık? Çok daha kolay olmaz mıydı? “Seksenler gecesi” yaptığını iddia eden gece kulüplerinin, barların yaptığı şey bu değil mi? Aynen, bu. CD’den “Anlamazdın” dinlemekle o hava yakalanmıyor, bu kesin.

Plak dinlemek sadece marjinal bir tavır değildir aslında. Plak, dijital müzikte kısmen hissedebildiğimiz o duygunun, ruhun, analog duruşudur. Analog cihazlar bugün halen üretiliyor ve müzisyenler, müzikseverler tarafından kullanılıyorsa işte sebebi de budur. Tamamen analog şartlarda üretilmiş tüm o yetmişler müziğini, bugün “müziğin gerçekten yapıldığı” dönemler olarak dinliyorsak işte bu, analog müziğin yadsınamaz gücüdür.

Ancak elbette değişmeyen bir şey var, dijital müzik, neresinden bakarsanız bakın, analog müzikten daha ucuzdur. Alması da ucuzdur, kopyalaması da ucuzdur, çalması da ucuzdur.

Yeni haftanın başlayacak olmasını düşünmek, beni çıldırttı pazar gecesi. Belki de çok uzun süre ilk defa, bambaşka bir sebepten dolayı, uyuyamadım saatlerce. Benim uyuyamadığım geceler, genelde başka kötü düşüncelere kapıldığım geceler oluyor, beynimin düşünmeyi bırakmasını istediğim anlar oluyor. Ancak o gece, ertesi gün Bilecik’e gideceğimi düşünerek canımı sıktım. Kendi ellerimde sıktım canımı.

* “Haftasonu” şeklinde yazdım yıllarca. Halen de o şekilde yazıldığını düşünüyorum. Ancak TDK’ye göre doğrusu “Hafta sonu” şeklinde.

2015 Yılımın Özeti

Yılda bir kere yazdığım, blogdaki en uzun soluklu serilerden, aslında yazmayı da çok sevdiğim bir yazıyla daha karşındayım sevgili okur. 2015 yılı bakalım nasıl bir yılmış, neler yapmışım, hep birlikte okuyalım, gülelim, ibret alalım, bir sonraki yıla hedefler koyalım kendimize.

Geçen yıl yazdığım değerlendirme yazısından hatırladım. 2014 yılı askerlik dolayısıyla blogun yerlerde süründüğü bir yılmış. 2015’te bu durumu biraz kırıp, blogu yeniden ayağa kaldırmak için uğraştım durdum. Bu çaba, reyting kasmaktan ziyade içeriği daha kaliteli ve sürekli hale getirmek içindi. Ama iş yoğunluğundan ve başka projelerden dolayı bloga yine hak ettiği önemi veremedim. Ama blogun görsel olarak daha çok zenginleştiğini söyleyebilirim. Bloga yıl içerisinde 136 tane yazı yazmışım. Blogdaki toplam yazısı sayısı ise 1350 civarına ulaşmış. Yüzlerce paragraf, binlerce sözcük, on binlerce harf…

Ocak 2015: Bu ay 9 yazı yazmışım bloga. Bu ay tek gündemimiz hava soğukluğuydu. Dairede işler yılın ilk ayı olmasına rağmen yoğundu.

Şubat 2015: Bu ay tam 17 tane yazı yazmışım ve tüm yıl boyunca en çok yazı yazdığım ay da Şubat olmuş. Okumaya devam et

Efendi – Dönüyorsa Dünya

“Bizim çocuklar”, Efendi Band, yine biz takipçilerini şaşırttı ve tamamen sürpriz olarak yepyeni bir klip yayımladı: Dönüyorsa Dünya

Haberim yoktu, Alper yeni bir şarkının çalışmalarının devam ettiğinden bahsetmişti ancak kliple ilgili çok bir detay anlatmamıştı. Az önce Facebook’u açınca yeni kliplerini kısa süre sonra yayımlayacaklarına dair bir mesaj gördüm. Heyecanla beklemeye başladım ve çok kısa süre önce, muhtemelen bir saat bile olmamıştır, Efendi Band’in ikinci klibi yayına girdi Youtube üzerinden.

Klibi izleyince ağzım açık kaldı yapılan işin niteliğinden dolayı. Klibin so sahnesini görünce kalakaldım, yok artık dedim.

Klip, Conor Chalk isimli bir yönetmenin Sticks & Stones isimli kısa filminden oluşuyor. Sean Vendrells tarafından yönetilmiş. Klibi izlemenizi istediğim için detaylarına girmiyorum. Ancak şarkıyla güzel bir bütünlük oluşturduğu konusunda, sizler de izledikten sonra, hemfikir olacağımızdan eminim.

Kardeşlerim, Efendi Band’i, bu güzel çalışmaları içim tebrik ediyorum ve nacizane desteğimin sürekli olacağına söz veriyorum. Umarım çok kısa sürede çok daha iyi çalışmalarını birlikte dinleyebileceğiz.

Darbuka Aldım

En gerekli şeyleri almaya devam ediyorum sevgili okur. Uzun süredir ihtiyacım olan şeyi, bir çömlek darbukayı geçen gün aldım. Askerden dönünce aldığım ilk şey oldu üstelik. Şimdi diyeceksin neden darbuka Proofhead? Beni bir darbuka almanın gerekliliğine ikna eden süreci şimdi anlatıyorum.

Bundan yaklaşık bir buçuk yıl önce Orphaned Land‘ın Ocean Land ve Myrath‘ın Merciless Times şarkılarıyla epey kafayı bozmuştum. Bunlar oryantal metal şarkıları olduğu için şarkıların giriş kısımlarında ve şarkı boyunca  bendir ve darbuka sesini çok net ve etkili bir şekilde duyabiliyoruz. Kaldı ki bu grupların tüm diskografisinde darbuka ve benzer perküsyonlar bolca kullanılıyor. İşte o zamanlar bendir, darbuka ve bilimum perküsyon aletlerine sahip olmanın gerekliliğine inanmaya başladım.

Zaman geçti ve Alper, Efendi Band‘ın kadrosuna dahil oldu. Bir besteleri için benden bir fikir istedi. Bir parçanın içine darbuka ya da bendir tarzı bir perküsyon kısmı koymak istediklerini söyledi. O zaman oturup yine kafa yormuştuk. O gün Alper’e de demiştim, darbuka lazım Alper, diye.

Yine zaman geçti ve askere gittim. Selçuk ve Onur‘la birlikte Bölge Bando Komutanlığı‘na gittik bir gün. Orada da darbuka çalma imkanım olunca ve çömlek darbukanın ne kadar rahat çalınabildiğini görünce bu fikrimi kesinleştirdim: Askerden dönünce bir darbuka alınacak. Ve aldım.

Yakın zamanda bu darbukayla neler yaptığımıza dair videolar koyacağım buraya sevgili okur. Özellikle Alper’le eğlenceli şeyler yapmayı planlıyoruz. Vakit kaybetmeden sen de kendi darbukanı temin etme yoluna git bence. Hem bu sayede belki de birlikte çalabiliriz 🙂 Şu aşağıdaki videoda perküsyon ve metal müziğin güzel bir etkileşimini görebilirsiniz.

Bu Aralar Hayatım Şu Şekilde Akıyor

Sevgili okur, nihayet şu kaza bela işlerini yavaş yavaş atlattım. Kardeşim eve çıktı ve durumu da giderek iyileşiyor.

Geçenlerde Ankara‘dan aldığım bir kitaba, Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘ne doyuyorum bu ara. Doyuyorum, çünkü gerçekten leziz bir kitap. Kitaptan vakit buldukça işlerimi de yapıyorum. Dün Eskişehir’de epey bir işim vardı mesela, o yüzden çok koşturmacalı bir gün yaşadım.

77 parçalı bir hediye hazırlıyorum, onun için bir çerçeve yaptırdım. Daha sonra Esnaf Sarayı‘ndan alınacak bir kaç ıvır zıvır vardı onları aldım. Tüm bu işleri yaparken sağolsun Alper ve Burçin‘i de benim de sürükledim. Alper’le uzun, ciddi ve geleceğe yönelik konuşmalar yaptık kendi hayatlarımızla alakalı olarak. Geçenler de şu yazıda gösterdiğim bir batarya vardı hani, şişmişti. Dün işte gittim, “ORIGINAL” markalı orijinal olmayan bir batarya aldım 10 liraya. Uzun zamandır DVD kapağı bastırmıyordum, dün dört tane bastırdım. Bir de Mustafa‘nın sıra arkadaşı ile buluştum. Lise 1 ders notu fotokopi çektirdik 🙂 Sonra’da Orbay ile buluşup tam bir saatte eve geldik. Sonra başka bir iş için yine dışarı çıktık. Saat gece 01.00’de geldim eve.

Yazının bundan sonraki kısımlarında birer cümle ile de olsa bütün arkadaşlarımın neler yaptıklarından bahsedeceğim. Bu hafta vize haftası olduğu için hiçbiriyle görüşemedim. Volkan, bu ara iyi maşallah. Karides tava yapmıştı geçen günlerde hatta. Yanda görüyorsunuz. Alper, yeni grubu Efendi Band ile yeni bir kayıt olayına girdi. Bugün yarın, Youtube‘a yüklerler, ben de paylaşırım. Togay da aynı şekilde yepyeni bir grupla çok sert işler yapıyor. Dün, yeni çıkaracakları EP’den üç şarkı dinledim. Vay be, dedim. Cuma gecesi de bir kere vay be demiştim. Yağızhan‘ın bu hafta vizeleri var. Ender‘in kurduğu yeni grupta ikisi ve hatta Japon asıllı davulcuları Onur‘u da sayarsak üçü, acayip işler peşinden gidiyorlar. Onun da kokusu yakında çıkacak merak etmeyin, epey şaşıracağız. Savaşalp, harıl harıl ders çalışıyor, vizelere hazırlanıyor. Ders notu yolladım epeyce. Sercan, Turizm Jandarması oldu. Plajda yapıyor askerliğini. Koray ise İstanbul’da. Keyfi yerinde, tam da olmasını beklediğimiz gibi süper rahat bir askerlik yapıyor. İkisine de buradan sevgilerimi yolluyorum.

Dün Alper’le konuşurken de söyledim. Deftones‘un her şarkısı sevişme soundtrack’i olarak kullanılabilir. Change ve  Diamond Eyes’ı ne zaman dinlesem acayip bir moda giriyorum örneğin. Ey Deftones, sevmeye, sevilmeye, sevişmeye ne kadar da uygunsun!

Cuma gecesi çok iyi bir geceydi bu arada. Vay be, dedim diye yukarıya yazmıştım hani. İşte bu vay be’nin haricinde geceye Savaş Abi‘nin yaptığı iki krallık damgasını vurdu. Bunlardan biri şu: Spectrasonics Omnisphere VST’si saniyede 880 kb hızla benim olmaya başladı 🙂 6 çift katmalı disklik bu muhteşem VST’ye Savaş abi sayesinde sahip oluyorum.

Son olarak, tezgahlı daire testere alacağım sevgili okur. Fiyat araştırmalarım devam ediyor. Bizim işlerde bu alete çok ciddi ihtiyaç oluyor. Bu aleti de aldıktan sonra herhalde ihtiyacım olan tüm aletleri almış olacağım. Marka ve model önerilerinizi bekliyorum.

Yazıya fotoşopun gücü isimli şu güzide çalışma ile son veriyorum.