Tag Archives: Efendi

Deck Kasetçalar ve MCA Distro

deck00

Yıllar önce kurduğum bir distrom var sevgili okur. İlk olarak Godspel‘in albümünü, daha sonra Garmadh‘ın EP’sini, daha da sonra Godspel’in Limited EP’sini basmıştım. Birkaç yıl sonra bu sefer Sabhankra‘ya yine limited bir EP yapmıştım (A Star To Shine EP) ve bu EP, grup üyeleri için bile bir sürpriz olmuştu.

Tabii geçen bu zamanda, özellikle Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda, pek çok distro sahibi arkadaşım oldu. Bu arkadaşların yaptıkları işler takdire layık işlerdi. Özellikle kaset basan Merdumgriz ve Dead Generations, bana kaset fikrini aşılayan adamlar oldular. Öyle ya, ben de kaset formatında albüm basabilirdim. CD basmak kolay ama kaset artık zor.

Kaset basabilmenin iki yolu var: Bir tanesi çok kaliteli bir müzik setine sahip olmak. Hatırlarsın, kaset çalarlı, cd çalarlı, radyolu müzik setleri vardı. Çocukken bizde de vardı ama kıymetini bilmemişim 😦 Artık bu tip setler üretilmiyor. İkinci el satan dükkanlardan da temiz bulmak çok zor. Kaset basmanın bir diğer yolu da deck kasetçalar denen cihazlar. Bunları çocukluğumuzda mahallemizin kasetçilerinde görürdük çoğunlukla. Çünkü çalma ve kaydetme sistemleri ev tipi kasetçalarlara göre daha kaliteli oluyor bunların. Kasetçiler de o dönem parayı çekme kasetten kazandıkları için böyle cihazlar daha makul oluyordu onlara. O yüzden ben de bir deck kasetçalar alma yoluna yöneldim. Ancak decklerin, özellikle de çok iyi olanların, fiyatları da çok iyi. Kaset teknolojisinin en ileri seviye cihazları genellikle deck kasetçalarlardır. Bu aletlerin üzerinde ses açma/kısma düğmeleri olmuyor çoğunlukla. Neden? Çünkü bunlar ses çıkışı için bir amfiye ya da miksere bağlanıyor.

Bundan herhalde bir buçuk ay kadar önce bir gün, yine internette bakınırken İstanbul’dan bir cihaz buldum. Hemen Cihan‘ı aradım. Satılan dükkanı tarif ettim. Ona yakınmış. Dükkan sahibini de aradım. Akşam kuzenim gelip alacak diye tembihledim. Ve heyecanla akşam olmasını beklemeye başladım. Saat 18.00 civarında Cihan aradı hüzünlü bir sesle. Cihaz satılmış! Lan nasıl olur, dedim. Moruk bir de sen ara, dedi. Cihan bana hep moruk der. Aradım adamı. Dedim kuzenim geldi almaya, adam dedi ki ben o cihazı sattım, sen kesin bir şey demeyince, ben de sattım.

O esnada servisteydim. Eskişehir’e gelene kadar sövdüm içimden. Cihan’ı boşu boşuna uğraştırdığım için üzüldüm ve epey hevesim kırıldı. Hayal kırıklığından dolayı bir süreliğine kasetçalar alma fikrini rafa kaldırdım. Ancak bir hafta sonra, şans bana gülecekti.

Bir hafta sonra, hiç aklımda yokken yine kendimi deck kasetçalar ararken buldum. Aynı gün içerisinde Eskişehir’den verilmiş bir ilan gördüm. Cihaza baktım. Temiz görünüyordu. Satıcıyı aradım. Dedim ki, ben de Eskişehir’deyim akşam görüşelim. Akşamı heyecanla bekleyip adamın verdiği adrese gittim. Burası eski evime çok yakın bir yerdeydi. Adamı görünce biraz şaşırdım ne yalan söyleyeyim. Uzun kır saçlı, yaşına rağmen dimdik yürüyen ve ancak bir gençten bekleyebileceğin incelikte ses tonuyla konuşan biri geldi yanıma. Tanıştık, cihazı teslim aldım. Elektrik olmadığından kontrol edemedim. Adam dedi, ben evde ettim, bir sıkıntı yok. Pekala dedim ve koşar adım eve geldim.

Sanyo RD400 marka ve modelli deckte tek bir kasetçalar bölme bulunuyor. Dahili hoparlör yok. Ancak stereo bir ses çıkışı ve kulaklık çıkışı var. Vee işin en güzel kısmı da stereo bir line in girişi olması! Bu şu anlama geliyor ki harici bir kaynaktan aldığımız sesleri doğrudan kasede basabiliyoruz! Wuuhuu! Giriş için line in kablosu haricinde bir diğer alternatif de yine stereo (sağ ve sol) mikrofon girişleri. Cihazdaki bir diğer güzellik tape counter denen mekanik sayaca sahip olması. Bu mekanik sayacın güzelliği çaldığınız kasetteki spesifik noktaları sayaçtaki sayıyı okuyarak denk getirebiliyor olmamız 🙂

deck04

deck03Böylesi bir alete sahip olunca ilk iş gidip üç beş tane boş kaset aldım. Önce uzun süredir yapmayı planladığım bir şeyi yaptım ve Dissection‘ın Reinkaos albümünü CD’den kasede çektim! Şimdi de planım Alper‘le birlikte, Efendi‘nin Hangi Rüya albümünü yalnızca kendimiz için kasede basmak. Ticari amaçlı olmayacak elbette.

Evet sevgili okur, özetle kardeşin MCA Productions & Distro adıyla olaya yavaştan giriyor. Yeşilçam tabiriyle “kaset yapacağım”. Eğer underground grubunuz için yayımlamayı düşündüğünüz bir albümünüz varsa muhakkak görüşelim 😉

2016 Yılımın Özeti

Kan, şiddet, göz yaşı ve umutsuzlukla dolu, lanet olası bir yılı geride bıraktık sevgili okur. Kutuplaşan bir toplum, vahşetin hızla normalleşme sürecine girip insanların haber dinlemekten sıkılıp TV8’e hatta yetmiyormuş gibi 8,5’a koştuğu, aşşağılık yalanların hayatları mahvettiği bir yıl bitti. İyi şeyler de oldu muhakkak. Ancak kötülük o kadar fazlaydı ki geriye baktığımda bir tutam saçtan ve eğrelti birkaç nottan başka bir şey kalmadı aklımda.

My Resort‘un her yıl yeni okuyucuları olduğundan bir kere daha bahsetmekten üşenmiyorum. Şu an okumakta olduğun “Yılımın Özeti” bu blogun geleneksel yazılarından birisi ve hatta en sevilenidir. Her yıl 31 Aralık tarihi, hem yılın son günü hem de benim meslek hayatımın yıl dönümüdür. Geride bıraktığımız 31 Aralıkla birlikte çalışma hayatımın 4. yılı da bitmiş oldu.

Şimdi blogun istatistikleriyle beraber bütün bir yıl boyunca buralarda, hayatımda neler olup bitmiş şöyle bir bakalım. Okumaya devam et

Yılın Son Dolunay’ı Sürprizi!

teklif04

Yalnızca gecelerde değil, sabahları işe giderken de dolunay!

Yok, yine unutmadım. Ancak bu sefer biraz meşguldüm. Nasıl mıydı? Harika. Bir dolunayda olabilecek güzelliklerin pek çoğu vardı. Üstelik yine unutulmazdı. Fakat bu sefer unutulmaz yapan sen ya da ben değilim. Bu dolunay’da sahnede Alper vardı!

Sahne derken ciddiydim. Eskişehir’de bir mekanda, sokak hayvanları yararına düzenlenen bir etkinlikte Efendi grubuyla sahneye çıktılar. Konserin en ön plana çıkan özelliği ise girişlerin bilet yerine “mama” ile yapılıyor olmasıydı. Yani miktarı ve çeşidi size kalmakla birlikte, girişte kedi veya köpek maması bağışı yapıyorsunuz. İsminizi ve ne kadar bağış yaptığınızı da not ediyorlar.

Neyse, dönelim sürprize. Alper, nihayet Selda‘yla evlenmeye karar verdiğinde ilk sorduğum soru “beyaz eşyayı ne marka alacaksın?” olmuştu. O ise bu sorumu yanıtsız bırakıp evlilik teklifi için yaptığı planı anlatmaya başladı. Plan iyiydi, yeterli ve samimiydi. Ufak tefek birkaç detayı da konuşup hallettik.

Konser günü dolunay gökte, bulutların arasından bir görünüp bir saklanıyordu. Mekana geldiğimizde saat 20.45 civarındaydı. Geldiğimizde gördük ki bizim ekibin tamamına yakını oradaydı. biz de hemen her Efendi konserinde yaptığımız gibi sahnenin en önüne konuşlandık ve beklemeye başladık. Kısa süre sonra yanımıza Koray, Murat ve Gökçe de geldi. Bizim çocuklar sahnede hazırlıklarını yaparken biz süper komik ve keyifli bir muhabbete başlamıştık bile. Ancak çok az kişinin olacaklardan haberi vardı.

teklif02

Selda, arkadaşlarıyla gelip yanımıza oturdu. Bu esnada İstanbul’dan Eskişehir’e gelen Fatih Abi‘ler de mekana gelmişlerdi. Daracık bir alanda epey kalabalık olmuştuk. Şarkılar ardı ardına geçerken Alper’le göz temasını kaybetmiyorduk. Yalnızca ben değil Caner ve Mustafa da bir yandan Alper’i kesiyordu. Ancak Alper’in kestiği tek bir isim vardı o da Selda’ydı.

teklif03

Profket

Grup, İstanbul’da Sonbahar‘ı da çalıp bize söylettikten sonra Alper, Utku‘dan mikrofonu istedi. Selda’nın arkadaşları tam bu anda kayda girdiler! Üç dört farklı açıdan Alper’i videoya almaya başladılar. Ulan meğer bunlar hazırlıklıymış! Alper, ah gardaşım, olanca heyecanıyla tane tane konuşmaya başladı. O an bizim suratlarımızı görmen lazımdı sevgili okur. Hepimiz sırıtarak sahneyi izliyorduk, ağızlarımız kulaklarımızda. Alper sözünü bitirdi. Kar beyaz bir kediciği Selda’ya uzattı. Kediciğin boynunda bir tek taş vardı. O esnada Aykut, sahnenin arkasında bulunan perdeyi indirdi ve “BENİMLE EVLENİR MİSİN?” yazısı açığa çıktı.

teklif01

Alkış kıyamet görmen lazım! Selda, gayet soğukkanlı bir şekilde konuşmasını yaptı ve kabul etti. Sonra bunlar birlikte sahneye döndüler. Efendi  ve Selda, birlikte “Haydi Söyle” çalmaya ve söylemeye başladılar.

teklif05

Caner yanıma geldi “Abi sen biliyor muydun?” diye sordu. Meğer çok az kişi biliyormuş. Efendi sahneden inince önce Fatih abilerle sonra Alperle ve Efendi’yle kucaklaştık. İyi dileklerimiz ilettik. Bir ayaz başlamıştı ki dışarıda sorma. Güle oynaya, biraz da duygulanmış olarak Utku’nun arabaya yürümeye başladık. Dolunay tepeden ışıldıyordu. Cep telefonuma bir mesaj geldi. Titreyerek açtım, baktım ve içime inanılmaz bir mutluluk yayıldı. Ulan dedim, tam zamanında, tam da seni düşünürken.

teklif

Tolga Abi’den.

Sanalpazar’la Alışveriş Tecrübesi: Akordeon

akord01Uzun sürekli ayrılıklar kötüdür. Ancak bu ayrılıkların belki de tek iyi yanı, geri döndüğünde -üstelik bir dolunayda- anlatacak çok şeyinin olmasıdır. İşte o hevesle başlıyorum.

Yaklaşık iki ay önce bir akordeon aldım sevgili okur. Bizim Ömer Burak’ın sattığı, İtalyan yapımı harika bir alet bu. Akordeona olan merakım ortaokul yıllarıma dayanıyor. Ortaokuldayken Çerkez Halk Dansları ekibindeydim. Oyunlarımıza eşlik eden müzikler inanılmaz ilgimi çekiyordu o yıllarda. Ortaokul bitip lise başlayınca Çerkez dansları maceram da bitmiş oldu. Ancak yıllar sonra, Üniversitenin hazırlık sınıfında şans eseri bir sabah, sınıf arkadaşımın telefon alarmını duyunca, yıllar önceki o melodiler bir anda aklımda belirdi. Arkadaşımdan o parçayı ve telefonunda bulunan tüm diğer Çerkez melodilerini aldım. O günden bu yana, Çerkez kültürünün tamamına değil ama özellikle müziğine büyük bir ilgi duydum. Bu ilgimin yıllar içerisinde bloga olan yansımalarını da okudun hatta.

Böyle böyle yıllar geçer ve çevremizdeki müzisyen sayısı artarken nihayet akordeon çalan biriyle, Ömer Burak’la tanıştık. Efendi’den Utku’yla da samimi olmamız aynı döneme rastladı aslında. Biraz Burak’a imrenip biraz da Utku’nun teşvikiyle, biraz da şans eseri kendime Paolo Soprano marka bir akordeon aldım.

Enstrüman kozmetik olarak kusursuz. İşlevinde hiçbir kusur yok. Tahmin ettiğimden biraz daha ağır sadece. Kayışları sapasağlam. Belki de tek kötü yanı taşıma çantası. Çok ciddi bir tamirata ihtiyacı var. Ancak, işin içinde tamirat olunca bu durum beni biraz heveslendirmedi de değil.

Ömer Burak, akordeonda genellikle klasikleri, akordeonla duymaya alıştığımız parçaları çalmayı tercih ediyor. Ancak benim tercihim ise yazının başındaki uzun girizgahtan da anlaşılacağı üzere Çerkez müziklerinden yana.

Yeni taşındığım evin hemen altında bir müzik dükkanı var. Buranın sahibi, Eskişehir’in sayılı akordeon sanatçılarından biri. Bu benim için harika bir tesadüf. Planım kısa süre içerisinde kendisiyle ders konusunda görüşmek. Böylece ilk defa bir enstrümanı daha iyi çalabilmek için ders almış olacağım.

akord02

Şimdi yazının başlığındaki konudan bahsedeyim biraz da. Akordeounu satın almak için Ömer Burak’la anlaştıktan ödemeyi kredi kartıyla taksitlendirebilmenin tek yolu olarak al sat sitelerine ve komisyonlarına göz attık. En popüler al sat siteleri gittigidiyor, sahibinden ve sanalpazar malumunuz üzere. Bunlar özetle, satıcı ve alıcı arasında güvenli alışverişi temin eden, tarafların birbirlerini dolandırmalarını önleyen siteler. Üçü arasında komisyon oranı en düşük site sanalpazar. Bu sitede Ömer Burak, akordeonunun ilanını açtı. Ben de girip kredi kartımla satın aldım. Daha sonra Ömer Burak ürünü kargoya vererek bana ulaşmasını sağladı ve kargo bilgilerini sisteme girdi. Ben de tarafıma ulaşan kargoyu aldığımı ve ürünün sağlam olduğunu sisteme teyit ettikten sonra beklemeye başladık. Normalde, birkaç iş günü içerisinde site benden aldığı paradan kendi komisyonunu kesip kalan parayı satıcının hesabına geçirmeliydi. Ancak öyle olmadı.

Alıcı ve satıcı birbirini dolandırmasın diye kurulan bu sitenin bizzat kendisi, dolandırıcı çıktı! Üstelik ufak bir araştırma yapınca tek mağdurun bizler olmadığını da görmüş olduk. Bu sitenin bağlı olduğu ticari kuruluş, iflas etmiş. Bu kuruluşa bağlı olan tüm alt kuruluşların da hesaplarına da tedbir konulmuş. Dolayısıyla sizin yatırdığınız para sizden çıkıyor ve doğrudan şirketin kasasına gidiyor. Ama şirket bu parayı satıcıya aktarmıyor. Siz belki dolandırılmıyorsunuz ama ürünü size satan kişi düpedüz dolandırılıyor, mağdur ediliyor. Buradan alacağı parayı bir yıldan daha uzun süredir bekleyenler olduğunu falan gördük araştırınca.

Diyeceksin müşteri hizmetleri? Yok öyle bir hizmetleri. Bir numara var arıyorsun, yalan. Mesaj atıyorsun cevap yok. Bize olmadı ama başkaları dalga geçer cevapların atıldığını falan da ağlamış ekşide. 22 Ağustosta satıcının parasını alamadığını ve mağdur olduğunu belirten bir mesaj attım. Takip eden günlerce aynı mesajı defalarca attım. Nihayet bu mesaja 5 Ekim günü ürün bedelinin satıcıya aktarıldığına ilişkin bir mesaj attılar. Böylece, şanslıyız ki, mağduriyetimiz iki ay sürmüş oldu.

Her türlü aksilikten ders çıkarmasını bilen blog Proofhead My Resort uyarıyor: Sakın Sanalpazar’a bulaşmayın.

Yazı burada bitiyor. Ama enstrümandan bahsedip de video koymamak olmaz. Ufak hatalarla da olsa malımızın arkasındayız, malum bu gece dolunay var. Sevgilerle.

Efendi – Hangi Rüya (2016)

3Kanat_CD_DigipackKardeşiniz albüm yayımlasa ne hissederdiniz? Bir proje, daha küçücük bir tohum iken onu avucunuza aldığınızı, filizlendiğini ve nihayet çiçek açtığını gördüğünüzde hissettiğiniz şey mutluluk ve heyecandan başka ne olabilir ki? İşte, yakın arkadaşlarımın grubu Efendi‘nin benim için böyle bir önemi var. Bir sonbahar öğleden sonrasında, Muttalip Mahallesi‘ndeki bir lokantada Alper‘le konuşmaya başladığımız albüm projesi nihayet sonuçlandı ve Efendi, ilk albümü Hangi Rüya‘yı 29 Nisan’da yayımladı.

Albümü değerlendirmeye başlamadan önce biraz gruptan bahsetmekte yarar var. Grup 2014 yılında Eskişehir’de kuruldu. Grubun kurucu üyesi Utku Kuyubaşı, kendisine ait besteleri düzenleyip kaydetmek niyetiyle önce Aykut Yüceünüvar ve Ersan Kara‘yı, daha sonra da Alper Uğurluoğlu‘nu projede buluşturdu. İlk çalışmaları Yıldız Tilbe‘nin “El Adamı” şarkısına yaptıkları cover oldu. Bu parçada gruba Seda Sarımeşe eşlik etti. Daha sonra grubun ilk bestesi Hangi Rüya, bir anda klibiyle birlikte Youtube’da dönmeye başladı. Vokal ve ritm gitarda Utku, solo gitarda Alper, bass gitarda Ersan ve davulda Aykut’tan oluşan grup, bu videodan sonra beste çalışmalarına ağırlık verdi. Bu süreçte Utku’nun tamamen vokale yoğunlaşmasını sağlam için gruba ritm gitarda Mahmut Ercan katıldı. Grup bu kadro ile Youtube’da iki yeni parça daha yayımladı: Dönüyorsa Dünya ve Unutmak. Klibinde Ali Lidar‘ın oynadığı Unutmak isimli parça büyük beğeni kazandı. Bu dönemde grup Roxy Müzik Günleri Yarışması‘nda da finale kaldı.

Roxy Müzik Günleri deneyiminden sonra grupta, biriken besteleri albüme dönüştürme fikri giderek ağır basmaya başladı ve bu fikirlerle dolu olarak kayıt sürecine girdiler. Eskişehir’de Ufuk Bulut aranjörlüğünde tamamlanan kayıt ve miksaj sürecinin sonunda Ankaralı firma Art Line Müzik – Hakan Nart ile anlaşan grup 29 Nisan 2016’da bu firmadan ilk albümü Hangi Rüya’yı yayımladı. Albüm hem CD formatında hem de dijital formatta satışa sunuldu.

Albüm, grubun en eski bestesi olan Hangi Rüya parçasıyla aynı adı taşıyor. (Bu parça, grubun davulcusu Aykut’un düğününde ilk dans parçası olarak çaldığımız parça aynı zamanda. Aykut o anda dans ettiği için, gruba davulda ben eşlik etmiştim 🙂 ) fendi, albümün adını koyarken sosyal hesaplarında bir de anket yapmıştı. Çıkan sonuç da verilen kararı destekliyordu.

Albümde 8 beste yer alıyor. Albümdeki söz ve müzikler Utku Kuyubaşı’na, düzenlemeler ise Efendi ve Ufuk Bulut’a ait. Kayıtlar ve miksaj Eskişehir’de Ufuk Bulut Stüdyosu’nda yapıldı. Mastering ise Ankara’da Hakan Nart tarafından tamamlandı.

Albümün açılış parçası Hangi Rüya, grubun en çok bilinen ve dinlenen parçası. Eskişehir’de geçen bir de klip çekilmişti parçaya. Efendi’nin yaptığı müziğin her açıdan çok iyi bir özeti. Albümde dinleyecekleriniz hakkında fikir veren çok iyi bir giriş parçası. Grubun pop ve rock temelli müziğinin çok ince hesaplarla harmanlanmış bir hali. Hiç beklemediğiniz bir anda duymaya başladığınız vurmalı ritmleri ve melodi ile Efendi, parçanın sonunda bile sizi şaşırtabiliyor.

İkinci parça Kimse Bilmezmiş, albümün tamamına hakim olan hüznün başlangıç parçası. Rock tabanlı ve klavyeyle desteklenmiş nakarat melodisiyle insanın dikkatini çabucak çeken bir parça.

Aşkla ve Düşle, çok özel bir parça. Albümdeki en özel parçalardan birisi. Neden özel olduğunu ben söylemiyorum. Bu parçada gruba eşlik eden ya da grubun kullandığı tabirle “şarkıyı sesiyle büyüten ve dönüştüren” isim Sıla Yüksel. Geçenlerde “erkek erkeğe düet” polemiği yapıyordu birileri. İşte, Aşkla ve Düşle, bir kadın ve erkeğin sesinin bir birlerine ne denli yakışabileceğinin apaçık bir kanıtı olarak yer alıyor albümde.

Dördüncü parça, bana göre Efendi’nin en iyi şarkısı ve en sevdiğim şarkısı olan “Olmaz Mı?“. Çok gaz bir girişi var. Bir konsere başlamak için çok iyi bir tercih olabilir. İlk notalarını duyduğum günlerden şimdi bu yazıyı yazarken kulağımda çalan ana kadar hiç sıkılmadan dinlediğim tek parçası Efendi’nin. Utku’nun söz yazımının ve yarattığı melodilerin bir birine ne kadar yakışabileceğini duyuyoruz kulaklarımızda. Efendi’nin tek bir parçasını tanıtma hakkım olsaydı bu parçayı seçerdim.

efendi01

Dönüyorsa Dünya, tıpkı bir önceki parça Olmaz Mı gibi, albümün melankolik havasına biraz ara verip bizi yeniden heyecanlandırıyor ve umut veriyor. Ah, umut! Sen de artık tüketince, hayat ne kadar hafifliyor gözlerimde…

Albümde düzenleme olarak içime sinmeyen tek parça Ben Hep Öyle. Benim böyle dediğime bakmayın, gerçek müzik zevkimin ne olduğunu bildiğiniz için yadırgamamışsınızdır bu değerlendirmemi. Ancak ben her ne kadar çekimser kalsam da Ben Hep Öyle, albümde akılda kalan parçalardan birisi. Özellikle Utku’nun “umut” temalı sözlerinin en iyilerinden. Albümdeki tüm parçalar, dinleyince hak vereceksiniz, akustik olarak kolaylıkla yorumlanabilecek trafiklere sahipler birkaç istisna dışında. Ancak Ben Hep Öyle, doğrudan akustik olarak düzenlenip kaydedilmiş.

Yedinci parça Erken Ölürüm, tıpkı Olmaz Mı gibi girişiyle ve parça boyunca kulağımıza çalınan piyano partisyonlarıyla akılda kalıyor. Yeri gelmişken yazayım, gruba kayıt sürecinde klavyelerde Burak Ceberut (SET) ve Özgen Sabuncu (Simge Sağın) eşlik etmiş. Viyola’da ise Yağmur Aydoğan‘ın ismini görüyoruz.

Albümün kapanış parçası Unutmak. Albümdeki hüznün tavan yaptığı harika bir piyano parçası. Dört dakikalık şarkı başladığı gibi bitse Efendi’nin bu ilk albümünü “hüzün dolu” olarak yorumlayacak ve bitirecektim. Ancak ikinci dakikadan itibaren grup, parçayı öyle bir yükseltiyor ki parçanın adıyla tezat şekilde, size kolay kolay unutamayacağınız bir albüm dinlediğinizi hatırlatıyor. Böylesi bir albüm için bu çok cesur bir çıkış. Grup, “bir sonraki albümü bekleyin” mesajını daha güzel nasıl verebilirdi bilmiyorum.

efendi02

Albüm, digipack formatında basıldı. Şu anda iTunes ve Spotify‘da satışa sunuldu. Ayrıca Eskişehir’de İnsancıl Kitabevi‘nin tüm şubelerinde, Adımlar Kitabevi‘nde, Kıraathane Kültür Sanat Evi‘nde ve Ufuk Bulut Stüdyosu‘ndan temin edilebilir. Çok yakında online alışveriş sitelerinde de yer alacak.

Albüm görseli Duncan Long tarafından hazırlandı. Kartonetin tasarımı ise Büke Sevindi tarafından yapıldı. Büke’ye ve küçük kızına buradan sevgiler.

Albümdeki tüm parçaları Youtube’dan dinleyebilirsiniz. Grubun sosyal mecralardaki tüm hesapları da aşağıda yer alıyor. Bu yazıyı okuyor ve yukarıda adı geçen adamlardan birini bile tanıyorsanız albümü satın alarak destek olmak için lütfen bir kere daha düşünmeyin.

“Unutmak, çok uzak eski bir liman…”

http://www.efendiband.com/

Efendi Twitter Hesabı 

Efendi Youtube Kanalı

Efendi Facebook Sayfası

Albümü iTunes’tan satın almak için tıklayın.

Albümü Spotify’dan satın almak için tıklayın.

bannersatış

Gruba destek için Facebook kapak fotoğrafınızı güncelleyebilirsiniz.

Hafta Sonundan Süzülenler

Uzun süre sonra, çok uzun bir süre sonra ilk defa geçen hafta sonunda olduğu kadar dolu dolu bir hafta sonu yaşadım sevgili okur. Detayların pek çoğunu unuttum. Yeni başlayan hafta da çok yoğun devam ettiğinden ancak yazabildim. Yazmasam olmazdı.

3Kanat_CD_DigipackCuma günü süper başladı: Efendi‘nin ilk albümü Hangi Rüya nihayet yayımlandı. Bir süredir tanıtımıyla ilgili çalışıyorduk. 29 Nisan sabahı hem basılı CD olarak müzik marketlerde, hem de dijital platformlarda albüm yayına girdi. Tüm gün, bunun heyecanıyla su gibi aktı geçti. Haftanın son gününün vermiş olduğu o mutluluk adeta ikiye katlandı.

http://www.efendiband.com/

revenge

Aynı akşam Utku‘nun süper davetine icabet ettik. Bir cuma gecesinden beklenen her şey vardı. Ama çok daha fazlası için birkaç saat daha beklemek gerekti. Saat gece yarısına yaklaşmışken Sabhankra tam 9 senedir beklediğimiz yepyeni albümü REVENGE‘i yayımladı! Tam 9 sene dile kolay. Yıllardır bekliyordum. Şarkıların tamamını biliyordum ama yeni düzenlemelerin neredeyse hiç birinden haberim yoktu. Dolayısıyla 29 Nisan’ı 30 Nisan’a bağlayan gece sadece benim için değil, tüm Sabhankra fanları için unutulmaz bir gece oldu. Birkaç sene önce, şansa bak ki aynı gecede, yine güzel olaylar olmuştu. Sabhankra’nın yepyeni albümü başka bir yazının konusu olacak. Burada yazmaya başlarsam yazı bitmez.

Vakit epey geç olduktan sonra Utku sağ olsun eve bıraktı bizi. Aslında biraz daha abartıp film de izleyebilirdik şimdi düşünüyorum da. Filmden bahsetmişken hemen ekleyeyim. In the Heart of the Sea filmini izle sevgili okur. Sıkılmadan izleyeceğin, güzel bir macera filmi. Gerçi şimdilerde senin gözün Game Of Thrones‘dan başkasını görmüyordur değil mi 🙂 Aralara da Supernatural‘in bölümlerini çakıyorsundur, ohh. Ben de öyle yapıyorum, rahat ol. İkinci bölüm şu anda torrentte iniyor. İlk bölüm açıkçası çok da tatmin etmedi. Aralıksız devam edeceğini umduğum kalan dokuz bölümde utandırırlar umarım. Game Of Thrones bu şekilde başlamışken halen devam eden Supernatural’de sezon içinde verilen aralar canımı sıkıyor. Geçen yine 3 haftalık bir ara verdiler. Daha sonra geçiştirme bir bölüm geldi. Daha çok Darkness görmek istiyoruz. Dünya’nın en güzel elmacık kemiklerinden mahrum bırakmayın lan insanı!

efendistand

Cumartesi sabahı albümlerin satılacağı standı tasarlayıp deneme baskısını aldım. Albüm Eskişehir’deki satış noktalarında bu stantlarda satılacak. Daha sonra havanın iyi oluşunu fırsat bilip dolaşmaya çıktık. Hiç hesapta yokken muhteşem bir etkinliğin ortasında bulduk kendimizi. Espark’ın yanında kurulmuş olan kitap fuarına gittik. Sevdiğim sevmediğim, duyup duymadığım bir sürü yayınevi stant açmıştı. Birkaç kitap aldık. Bol bol promosyon doldurdular çantamıza. Tübitak Yayınları‘ndan iki tane güzel kitap aldık. Bunlardan “Petrol, Su ve İklim” özellikle aradığım bir kitaptı. Jules Verne‘in İthaki Koleksiyonu‘ndan bir kitap daha aldım. Ayrıca Kitab-ül Hiyel‘in yeni baskısını aldım İletişim Yayınları‘ndan. Puslu Kıtalar Atlası‘nın çizgi romanının özel ayracını bastırmışlar. Dört beş tane aldım.

kitaplar

fuar01 fuar02 fuar03 fuar04 fuar05 fuar06

Bu dolaşmadan sonra eve kafamızda efsane bir hamburger yapma fikriyle döndük. Hamburgerleri yapmamız yaklaşık bir saat sürdü. Söylemesi ayıptır, çok çok iyi oldu. Hamburgerin yanına bir de fırında mantar yaptım. Bunu ben yaptım bak! Hamburger yapımındaki bu başarımızı gördükten sonra daha da dışarıda hamburgere para vermem. Şaka lan, efsane piliç burger olursa veririm. Onu da yapmanın bir yolunu bulana kadar…

Aynı akşam saat 20.00’de Togay ve Volkan‘la buluştuk. Daha sonra sırasıyla Yağızhan ve Alper geldiler. Çok uzun süredir bu kadroyla buluşamıyorduk. Ne muhabbet ne muhabbet anlatamam! Öyle ki mekana sığamadık, başka bir yere geçtik. Burada Yağızhan’la birlikte o kadar güldük ki karnım ağrıdı. Alper ve Togay, birbirlerinden habersiz olarak kendi gruplarının yeni albümlerini masaya çıkardılar. Togay’ın grubu God Mode, İzmir’de ilk albümleri olan Hybrid Lying Machine nihayet yayımlanmıştı. Nihayet diyorum, çünkü albüm kaydedildikten sonra basım süreci biraz uzamıştı. Ama Togay, iş bitiriciliğiyle nihayet yeni albümü önümüze koyuvermişti. O anda masada iki tane gıcır gıcır albüm duruyordu. Her iki albüm de başlı başına birer yazının konuları olacak, merak etmeyin.

albumler

toplant

Gece saat 23.00 civarında ben Peyote‘ye geçtim. Neden? Çünkü burada Black Omen konseri vardı. Çok uzun süredir Black Omen’i sahnede izleyemiyordum. Türk Black Metal gruplarının en uzun süredir aktif olup en çok sayıda albüm kaydeden gruplarından birisi Black Omen. Melodik Black Metal alt türünde ise bana göre rakipleri yok. Eskişehir’de Black Metal konseri yapılabilecek Peyote’den başka bir mekan var mıdır bilmiyorum. İşte bu “tek olma” avantajını Peyote iyi kullanıyor ve dinleyiciyi kaliteli metal gruplarıyla sürekli olmasa da zaman zaman buluşturuyor. Black Omen konseri başlı başına bir yazının konusu olacak. Gece saat 01.30 civarında konser bitti. Tüm eski dostlar sarılıp kucaklaşıp ayrıldık. Başımı yastığa koyduğumda kulağımda Curtains Of Imaginary Vortex‘in giriş melodisi çalıyordu hala.

blackomen

Fotoyu kimin çektiğini bilmiyorum.

Pazar sabahı, saat 10.00 olmadan uyandım. Son bir yıldır yaptığımız en hızlı kahvaltıyı yaptık ve Alper geldi. Neden? Çünkü sezonu açıyorduk, pikniğe gidiyorduk. Ama bu sefer Utku’nun ayrıcalığından yararlanacaktık. Toplandık ve Utkular geldikten sonra “resmi piknik alanımıza” gittik. Burada pikniğe dair çok fazla detay vermeyeceğim. Bu konu, başka bir yazının da konusu olmayacak. Ancak çok uzun süredir bu kadar keyifli vakit geçirmiyorduk. Pazar günü sabah uyandığım andan itibaren beni sarıp sarmalayan o boğulmuşluk hissinden tamamen kurtuldum o gün. Akşam eve dönünce tüm bir hafta sonunun nasıl geçtiğini düşündüm. Tam 3 tane yeni albüm yayımlandı, kitap fuarı gezdik, pikniğe gittik, efsane bir hamburger yaptık, konsere gittim ve yakın arkadaşlarımla buluştum. Bu, bir hafta sonundan süzülebilecek en güzel anlardı işte.

Eskişehir’de Bir Küçük Prens Sergisi

fft99_mf3336808Ali Lidar‘ı belki sizler yayımlanmış iki kitabı, çeşitli fanzinlerde sürekli veya aralıklarla yazdığı yazılarla yada Efendi‘nin Unutmak şarkısının klibinden biliyorsunuzdur. Ancak Ali Lidar’ı ben ilk defa Küçük Prens Koleksiyonu ile tanıdım. Eskişehir Anadolu Lisesi’nin fenomen felsefe hocası ve müthiş bir Küçük Prens koleksiyoncusu Ali Hoca olarak tanıdım. Eskişehir küçük yer. İnsanlarla sık sık karşılaşıyorsunuz. Ben Ali Lidar’ı her zaman bambaşka imajlarda görüyorum. En son kardeşim Mehmet Mustafa‘nın okulunda, veli toplantısında görmüştüm.

Dün Utkular‘la otururken Eskişehir’de yepyeni bir sergi açıldığını gördük. Adımlar Kitabevi‘nde ki biz burayı da Serkan Abi varken keşfetmiştik, belki de Türkiye’nin ilk Küçük Prens Sergisi açılmıştı. Serginin sahibi Ali Lidar idi. Yıllardır onlarca farklı dil topladığı Küçük Prens kitapları ve figürleriyle, tüm meraklıları için sevimli bir sergi oluşturmuşlar. Adımlar Kitabevi’nin böyle güzel işleri artarak devam eder umarım.

alilidarDünyada en çok konuşulan dillerin haricinde, yapay dillerde bile yazılmış Küçük Prens çevirileri ile doluydu sergi. Pek çok figür, Ali Hoca’nın sağdan soldan topladığı eşyalar, çizimler… Onlarcası serginin duvarlarını süslüyordu. Bir köşede ise Lidar’ın yayımlanan iki kitabı Alengirli Şiirler ve Tesirsiz Parçalar ile Küçük Prens’in Can Yayınları‘ndan ve İthaki Yayınları‘ndan çıkan basımları satılıyordu. Bende Can Yayınları’ndan çıkan basımı mevcuttu zaten. Ancak İthaki Yayınları’ndan çıkan basımda önsözün Ali Lidar’a ait olduğunu bilmiyordum.

Koleksiyonlar pek çoğuna göre “gereksiz” ve “ıvır zıvır” diye nitelendirilse de, en basitinden bir peçete koleksiyonu bile insanın en antik genlerinden beri taşıdığı biriktirme, saklama dürtüsünün verdiği haz ile doludur. Bu hazzın doruk noktası ise şüphesiz tüm bu birikimin diğer insanların beğenisine sunulduğu andır. Bir koleksiyoncu size koleksiyonunu gösteriyorsa ona bunun için teşekkür edin. İlginizi gösterin ve yorumlarınızı esirgemeyin. Umarım bu Küçük Prens koleksiyonu da böyle güzel sergiler sayesinde giderek tanınır ve genişler. Nihayet dünya çapında bir ün kazanır. Çok daha güzel işlerde görüşmek dileğiyle Ali Hocam. Sevgi ve saygılarımla 🙂

Efendi’yle Roxy Müzik Günleri Macerası!

roxyŞu yazımda Efendi‘nin bu yıl düzenlenen 19. Roxy Müzik Günleri‘nde finale kaldığını ve 18 Mart günü final performansını sergilemek üzere İstanbul Roxy‘de sahneye çıkacağını yazmıştım.

Birkaç gün öncesinden plan yapıp geçtiğimiz pazar günü Eskişehir Otogarı‘ında buluştuk. Taksi tutmak yerine Alper‘in arabasıyla otogara gittik. İki günlük otopark parası, vereceğimiz taksi parasına eşitti çünkü. Otogar’da saat 14.00’e doğru buluştuk. Epey kalabalık bir gruptuk doğrusu: Alper, Utku, Ersan, Mahmut, Yağmur, Narin, Emre, Serbay, Merve ve ben. Otobüsün arka tarafı bize tahsis edilmişti sanki. İstanbul’a kadar güzel bir yolculuk oldu. Herhangi bir sıkıntı çıkmadı.

Otobüs akşam 20.00 civarında Alibeyköy Cep Otogarı‘na girdi. Biz buradan teyzeme geçtik. Grubun geri kalanı ise Taksim‘e gitmek üzere servis aracını beklemeye başladılar. Teyzemlere en son 4 Şubat 2014’te, askere gitmeden önceki gün gitmiştim. Hatta askere de teyzem ve Cihan tarafından az önce indiğimiz otogardan uğurlanmıştım. Şimdi aynı eve, bir yıldan daha uzun bir süre sonra gidiyorum ve bu sefer asker olan Cihan.

Ertesi sabah saat 11.00’e doğru gidip bir yerlerden İstanbul Kart bulup aldık. Bununla Alibeyköy’den binip Taksim Meydanı‘na ulaştık. İstiklal Caddesi‘ni devam edip Tünel‘e geçtik. Burada kendime bir Irish Flute aldım. Hatıra olsun dedim. Az sonra, Galata Kulesi’nin karşısında bulunan Lavazza isimli mekanda Efendi’nin yanına dahil olmuştuk. Önceki gün bizimle gelmeyen Aykut ve abisi Burak ile Caner de oradaydı. Burada biraz oyalanıp yarışmanın yapılacağı Roxy isimli mekana gitmek üzere yola çıktık. Ama ne yürüdük! Arkadaş ne yürüdük anlatamam! Kana tere batmış bir şekilde mekanın kapısına yığıldık hepimiz. Burada nihayet tüm ekip toplanabildik. Soundcheck için epey zaman varmış. Biraz kapı önünde lafladıktan sonra nihayet Efendi soundcheck için içeri girdi. Biz de bir kenardan sızıp mekana daldık.

roxy05Soundcheck devam ederken en son geçen sene Temmuz ayında gördüğüm asker arkadaşlarım, biricik kardeşlerim Selçuk ve Atilla çıkageldiler. Askerden sonra da görüşmeyi sürdürdüğüm bu adamlarla aylar sonra buluşmak paha biçilmezdi. Karnımız çok aç olduğu için Merve’yle ben kısa süreliğine bu ikiliden ayrılıp karnımızı doyurduk ve sonrasında Selçuk’un bir arkadaşının çalıştığı, arka sokaklardaki bir mekanda tekrar buluştuk. Birkaç saat sürecek mükemmel bir muhabbete böylece başlamış olduk. Selçuk, şu ve şu yazılarımda bahsettiğim kitapların yazarı. Atilla ise turizm sektöründe çalışıyor. Her ikisiyle de askerde çok fazla şey paylaştım. Asker sonrasında da iletişimimiz hiç kopmadı. Muhabbetimiz askerlikten çok, mevcut hayatlarımızı konuştuk. Atilla’nın o muhteşem maceralarını, Selçuk’un ciddi kararlarını dinledim. Onlar da benim seviyeli muhabbetimden keyif almışlardır kanımca 🙂 Muhabbet devam ederken Umur aradı ve yolda olduğunu söyledi. Ama Selçuk’a gelen bir telefonla aylar sonraki ilk buluşmamız sona erdi. Kardeşlerimle kucaklaştık ve ayrıldık.

roxy06Tekrar Tünel’e doğru yöneldim Umur’la buluşmak için. Ancak şansıma HDP mitingi vardı ve yol tıkanmıştı. Bunu tarif edebilecek sözcük kesinlikle buydu: tıkanmıştı. Hiç bilmediğim bu İstanbul’da bir ara sokağa saptım. Aylar önce İlkan Abi’den gördüğüm taktikle yolu bulmaya çalıştım ve bingo! Tam da mitingin bittiği noktada, kalabalığın arkasında tekrardan İstiklal Caddesi’ne çıktım. Umur’u Galata Kulesi’nin altında buldum. Birkaç önce görüşmemize rağmen sanki hiç görüşmemiş gibi kucaklaştık Umur’la. Yakın zamanda nişanlanacağı için sohbetimizin başlarında hep bu mevzulardan bahsettik. Sonra Umur’un beni kahkahalara boğan çıkışları eşliğinde can dostum Keyb ile buluşmak için Galatasaray Lisesi’nin önüne doğru yürüdük.

roxy08

Keyb, İstanbul’daki daimi plak tedarikçim, elinde Iron Maiden’ın Seventh Son Of The Seventh Son plağı ile bizi bekliyordu. Hızımızı kaybetmeden Roxy’e doğru yola çıktık. Sabah yürüdüğümüz o uzuuuun yolu bu sefer yürümedik. Çünkü öğle üzeri Selçuk ve Atilla’yla buluştuğumuzda bana kısa bir yol öğretmişlerdi. Beş dakikada mekanın önüne geldik. Burada tüm Efendi’yi sahneye çıkmak için bekler halde bulduk. Bizim çocuklar nasıl giyinmişlerdi bir görseniz. Gururla baktım lan hepsine. Mekanın önünde sadece biz değil, Koray Candemir, Harun Tekin, Aylim Aslım ve bir sürü tanınmış sima vardı. Mekanın ses düzeni ise hastası olduğumuz grup Dorian’ın vokalisti İlkin Kitapçı idi.

roxy04

İçeriye girmek üzere beklerken yolunu gözlediğimiz adamlardan ilki, Ahmet Ali Mert çıkageldi! Kardeşi Alper ve nişanlısı Petra da yanındaydı. En son düğünde görüşmüştük Ahmet’le. Sağolsun Efendi’ye destek için o da gelmişti. Tüm mekan dışarıdayken bir anda herkes içeri doluştu. Anlaşılan nihayet gece başlamıştı. Üç grup dinledik ve sıra Efendi’ye geldi. Bu esnada ilginç bir şey oldu. Mekanın kapısı açıldı. İçeriye bir sakal girdi. Neredeyse 3 senedir görmediğimiz dostumuz Erol’du bu. En öndeydik artık Erol’la birlikte. Diğer uçta ise Ahmet, Galaxy Note 4 ile 4K kalitesinde ve kesintisiz olarak performansı kaydetmeye başlamıştı.

roxy00

Yazının bu kısmında grupların sahne performanslarından bahsetmemi bekliyor olmalısınız. Ama yapmayacağım. İzlediğim gruplara dair elbette değerlendirmeler yaptım. Ancak şimdi bu yazıda ne yazarsam yazayım taraflı olacak. Düşüncelerim yanlış yorumlanacak. O yüzden grupların performanslarına ilişkin bir şey yazmıyorum. Buna bizim çocuklar da dahil. Ama çaldılar, çok güzel çaldılar valla 🙂

roxy03Efendi sahneden indiğinde, geceden beri ilk defa sahne önünde bu kadar çok kalabalık oluşmuştu. Alkışlar eşliğinde toparlanıp indiler. Sonra mekanın dışına çıktık. Kanat Atkaya’yı gördüm, tanıdım. Erol, elli tane daha adam tanıdı. Erol bunu hep yapar. Yalan yok, bir daha da içeri girmedik Erol’la. Mekanın önünde çöktük ve uzun, upuzun bir muhabbet başladı.

Belirtmeyi unuttum. Umur, ulaşım sıkıntısından dolayı Efendi’yi dinleyemeden mekandan ayrıldı. Efendi sahneden indikten sonra dışarıda Keyb yanında bir arkadaşla çıkageldi. Bu arkadaş, bizimkinin asteğmen olduğu yerde kısa dönemmiş. Ayak üstü biraz muhabbet ettik. Gayet kral bir elemana benziyordu. Keyb sağ olsun epey dil döktü gece ona gitmemiz için. Gitmedik, üzdük kardeşimi.

roxy02

Gece tüm performanslar bitti ve tüm bir ekip olarak yola düştük. Erol’la vedalaştık. Ahmet Ali bizimle kaldı. Bir süre Cihangir tarafında yürüdükten sonra güzel bir tepenin yamacına tırmandık. Burada nihayet midye yeme fırsatım oldu. Açlıktan öldüğümüz için hemen oradaki bir köfteciden önce beş sonra yedi sonra on bir tane köfte ekmek sipariş ettik. Güzel bir boğaz manzarası eşliğinde yemeğimizi yedik. Sonra Ahmet’le birlikte grubun diğer kalanından ayrıldık. Ahmet’in evi de Keyb gibi karşı taraftaydı. Buraya gitmek için harika bir yol varmış meğer: Taksim Meydanı’nın ilerisinden dolmuşlar kalkıyor ve 24 saat çalışıyorlar. Taksim Meydanı’nda Ahmet Ali’nin kardeşi Alper ve nişanlısı Petra ve arkadaşı Baran ile buluştuk. Hepimiz gittik ve bekleyen dolmuşlardan birine atladık. Dolmuşçu saatte 130 km hızla (ekmek çarpsın) bizi yaklaşık 20 dakikada karşıya geçirdi, Ahmetlerin mahalleye indik. Gece saat 3’e yaklaşıyordu ve yollar bomboştu. Ahmetlerde hiçbir şey yapmadık ve doğrudan uyuduk. Yorgunluktan kırılıyorduk hepimiz. Burada Ahmet ve Petra’nın müthiş misafirperverliğiyle ağırlandık. Her ikisine de teşekkür ederim. Hatta Petra için: Díky za vaši pohostinnost půvabné.

roxy01

Ertesi sabah da erkenden uyandık. Dün bindiğimiz dolmuşun bu sefer tersi istikametinde gidenine bindik. Ahmet sağ olsun durağa kadar bıraktı kardeşim. Sabah erken vakit olduğundan ve o gün resmi tatil olmasından dolayı yine trafik azdı ve bu sefer de yarım saatte karşıya geçtik. Dün bindiğimiz yerde, Meydanın yukarısında, dolmuştan indik. Kahvaltı yaptık. Önceki gün yarışmanın düzenlendiği yerde bir plakçı görmüştüm. Alperlerle buluşmamıza daha vardı. Biz de bu plakçıya gittik. Ancak kapalıydı. Geri dönerken yolda Efendi’yle karşılaştık ve hep birlikte tekrar İstiklal’e doğru yürüdük. Burada otobüse giden servis aracı kalkana kadar bir mekanda oturduk. Önceki gün hakkında değerlendirmeler yaptık. Saati geldiğinde servisin kalkacağı yazıhaneye gittik. Kısa süre sonra da servis geldi. Şaşılacak şey, 20 dakikada Alibeyköy Cep Otogarı’na geçtik. Otobüse bindik ve uyuduk! Cidden uyuduk. O kadar yorulmuştuk ki iki gündür… Bir ara gözlerimi açtım, otobüs İstanbul’dan çıkmak üzereydi. Sonra Sakarya Otogarı’na kadar yine uyudum. Ondan sonra da bir daha uyuyamadım. Eskişehir’e kadar birkaç film izledim. Saat 20.00’ye doğru Eskişehir Otogarı’na ulaştık ve iki günlük bu Roxy macerası bir süreliğine bitmiş oldu.

Yarışmaya katılan tüm gruplar. Tıklayın ve büyük halde görün.

Yarın (Cuma günü) yarışmanın sonuçları açıklanacak. Heyecanla bekliyor olacağız biz de. Merak etme sevgili okur, sen de sonuçları herkes önce buradan öğreneceksin. Bol şanslar EFENDİ!

NOT: Yakın zamanda grubun videolarını ekleyeceğim. Birkaç gün sonra yazıyı yine kontrol edin 🙂

Efendi Roxy Müzik Günleri’nde Finalde!

roxy1Türkiye’nin en köklü müzik yarışmalarından biri olan ve bu sene 19’uncusu düzenlenen Roxy Müzik Günleri‘nde bu senenin finale kalan grupları geçtiğimiz günlerde açıkladı ve finale kalan 16 gruptan birisi de EFENDİ oldu! Üstelik İstanbul ve Ankara gruplarının sayısal üstünlüğüne rağmen Eskişehir’den finale kalan tek grup oldu!

Efendi ile ilgili olarak My Resort’te yazdığım diğer yazılara ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

roxy2

18-19-20 Mayıs tarihlerindeki finallere katılmak için Pazar günü İstanbul’a gidiyoruz. Bu harika deneyimlerinde Efendi’ye destek vermezsek olmazdı. 19 Mayıs’ın tatil olması iyi denk geldi doğrusu. İstanbul’daki dostlarımızla buluşmak için de güzel bir fırsat olacak bu.

Yarışma ile ilgili tüm detaylar şu adreste: http://www.roxymuzikgunleri.com/

18 Mart ve 19 Mart’ta İstanbul’da olacağız sevgili dostlar. Bu sizlerle buluşmak için açık bir davettir.

Bir Gurur Gecesi: Efendi – Unutmak

efendi0116 Kasım tarihini bekliyorduk bir kaç haftadır. Gurur duyduğumuz, bizim çocuklar diye nitelendirdiğimiz güzide grup Efendi, yeni bir klip yayımlayacağını duyurmuştu.

Bugün heyecanlı bekleyişimiz sona erdi ve grubun yeni bestesini yepyeni bir kliple birlikte nihayet izleyebildik: Unutmak. Söz ve müziğin Utku Kuyubaşı‘na (grupla birlikte) ait olduğu şarkının asıl sürprizi, tanınmış yazar ve şair Ali Lidar’lı klibi oldu. Eskişehir’de çekilen klipte Lidar, grupla birlikte görülüyor. Hangi Rüya isimli şarkılarının klibinin aksine bu sefer performans sahneleri daha fazla ve grubu açık seçik görebiliyoruz.

efendi02

efendi04

Utku kardeşimiz

Alper bu şarkıyı klipten çok önce dinletmişti. Ancak müziğin görselleştirilmesi gerçekten çok daha etkili oluyor, bunu anladım. Parçanın iniş çıkışlarının, en gaz yerlerinin klipteki senaryo ile de desteklenmesi, zaten beğendiğimiz müziği çok daha fazla beğenmemizi sağlıyor. İşte Efendi’nin bu klibinde bu hissi fazlasıyla yaşadım.

Parçanın düzenlemesinde ise yine tanıdığımız bir isim, Ufuk Bulut emek vermiş. Kardeşlerimi tebrik ediyor ve çok daha iyi işler başaracaklarına olan inancımı bir kere daha yineliyorum.

efendi03

Grubun diğer klipleri: Hangi Rüya, Dönüyorsa Dünya