Tag Archives: ejderha

Sabhankra – From The Frozen Mountains (2018)

Artık şunu herkes biliyor sevgili okur: Söz konusu Sabhankra ise, Proofhead My Resort bu grup hakkındaki en kapsamlı bilgiyi bulabileceğin yegane ortamdır. İşte yine Sabhankra’nın yeni albümü “From The Frozen Mountains” hakkında yazılmış en kapsamlı incelemeyle karşındayım. Şimdi şu aşağıdaki videodan, albümü dinlemeye ve yazıyı yavaş yavaş okumaya başla.

20626564_10210396217567187_7655190690518992723_oTürkiye’nin şüphesiz en üretken ve diskografisinde en çok şarkıyı barındıran gruplarından biri olan Sabhankra, bu yıl da yepyeni bir albümle bizlerin şu küçücük dünyalarını aydınlattı. Ben bu tamlamayı (Türkiye’nin en üretken ve diskografisi en kalabalık metal gruplarından bir tanesi) geçen yıl yazdığımda herifin biri yorum olarak bana “sen daha lastik don giyerken bilmem kim grubu albüm yayımlamıştı” yazmıştı. Mail adresini falan çok araştırdım da bulamadım kim olduğunu. Benim demek istediğimi anlamamak bir yana, ortaya sürdüğüm gerçek, nedense onu çok üzmüştü.

Durum ortada. Her sene yeni parçalar üreten, albüm yapan, konser veren bir metal grubu var: Sabhankra. Henüz bu yılın başında yepyeni albümlerini yayımladılar ve -bazılarının iddiasının aksine- pek çok dinleyici/yorumcu tarafından çok başarılı bulundular. PasifAgresif, albümü Sabhankra’nın her açıdan en iyi albümü olarak değerlendirdi. Dost sitelerimizden olan ZeroSixExtreme ise albümü “en hızlı, en sert ve en vurucu Sabhankra albümü” olarak nitelendirdi. 

Albüm, 2017’nin son aylarında duyuruldu. Önce albümün kapağı, hemen ardından da albüme adını veren parça “From The Frozen Mountains” yayımlandı. Bu dönem hayatımın karmakarışık dönemlerinden bir tanesine denk geldiği için şarkıya epey tutundum. Heyecanla albümün gelmesini bekledim. Bundan önceki iki albümde Rusya’yla çalışan Sabhankra, bu albümde de rotayı Rusya’ya çevirmişti. Dolayısıyla ipler Rusların elindeydi. Albümün gelmesini bekliyorduk. Bu esnada albümü basan firma Metalism Records albümü Youtube’a yüklemişti. Hatta pek çok sitede kritikler bile yayımlanmaya başlamıştı. Geç oldu ama nihayet geçen hafta CD olarak elime geçti yeni albüm. Elbette Yurtiçi Kargo, kalitesini göstermiş ve sipariş ettiğim iki CD’nin de kutuları paramparça olmuş, kartonetleri delinmiş halde elime ulaşmıştı. Ama olsun, en azından CD’lere bir zarar gelmemişti ve şükretmem gerekiyordu.

frozen001

Evet, albümde 6 parça yer alıyor. Aslında parça sayısı olarak bakıldığında EP olarak değerlendirilebilir. Ancak çalma süresi yaklaşık 41 dakika olan bir EP olamayacağı için, Sabhankra diskografisinin 4. full-lenght albümü oluyor. Albümün açılış parçası “Crushed Under The Fists Of The New Reign“. Parçanın en başında scream bir giriş olduğu için anlıyoruz ki “bu sert bir Sabhankra şarkısı” olacak. (Albüm bu açıdan ikiye ayrılıyor. Üç parça çok sert ve agresifken, üç parça ise daha hüzünlü ve vurucu.) Albümün süre olarak en kısa parçası. Ben özellikle vokal altı melodisini çok beğeniyorum ve parçadan aklımda kalan melodi de bu oluyor. Davulun trafiği bir dakika olsun yavaşlamıyor, blastlar ve peşine seri ataklar ve twinlerin üzerine kurulmuş bir yapıyı dinliyoruz. Grubun davulcusu Rıdvan Başoğlu, teknik olarak bunun da üzerinde bir davulcu olduğu için konserlerde epey olay çıkacağa benziyor bu parçada.

Bir sonraki parça da yine screamle başlama geleneğini bozmuyor: They Are Everywhere. “Kim onlar?” diye sordum defalarca Savaş Sungur‘a. Cevap vermedi. İşte cevabı şarkının sözlerinde:

This nightmare I had found myself in – Kendimi içerisinde bulduğum bu kabus,
Won’t let me be myself again – Yeninden “ben” olmama izin vermeyecek,
It pings inside my head – Kafamın içerisinde dönüp duruyor,
How to get rid of my visions? – Bu rüyalardan (sanrılardan) nasıl kurtulurum?
They are everywhere! – Her yerdeler!

Yazmış, helal olsun. Parça böyle böyle giderken üçüncü dakikadan itibaren bir klavye melodisi giriyor ki off off. Anlatamam sevgili okur. Klavyecisi olmayan, konserlerde alt yapı kullanan bir grup için fazlasıyla cesur, cesaret isteyen ve parçayı sırtlayan bir melodi bu. İşte Sabhankra, bu sebepten çok kaliteli bir grup. İşte Sabhankra bu sebepten Türkiye’nin en iyi metal gruplarından bir tanesi. Melodiyle birlikte başlayan davul atakları da en az melodinin kendisi kadar yükseğe taşıyor parçayı. Parça boyunca aynı frekansta ve seste devam eden tek bir nota var. Bir dokunuş. Parça bitiyor ve hala kulaklarımızdan kaybolmuyor. Yıllar önce To Die For A Lie’da bir benzeri vardı. İşte bu ses, şarkıda anlatılan ve “kafamızın içerisinde sürekli dönen” o ses!

Üçüncü parça: My Thirst For Blood. Klavyenin olabildiğine sakin tonuna karşılık oldukça yırtıcı bir vokal eşlik ediyor parçaya. Savaşmak ve öldürmek için yol alan askerlerin havadaki korkuyu hissetmeleri ancak bu şekilde anlatılabilir. Fazlaca bir aksiyona girmeden, bu formülle bitiyor parça. Bu açıdan bakıldığında albümün en zayıf parçası diyebilirim.

Vee hemen ardından albümün açık ara en iyi parçası, en unutulmaz melodisi başlıyor: It Burns! Aman yarabbim! Ne kadar çok özlemişiz Sabhankra’nın gitar melodilerini. Ne kadar çok özlemişiz Powercraft‘takine benzer, ilk saniyede beyne işleyen o melodileri. It Burns, özellikle gitarlardaki muazzam numaralarıyla ön plana çıkıyor. Çok az kişinin bildiği bir detayı hemen aktarayım. Bu şarkı, The Game Of Thrones‘un (içimin yağlarını da eriten sahnelerinden biri olan) 7. sezonundaki o meşhur ejderhayla savaş sahnesini, Daenerys Targaryen‘in ejderhasıyla Lannister ordusunu kavurduğu o sahneyi anlatıyor. Albümün kapağındaki ejderhayı hatırladınız değil mi? Beşinci dakikadan itibaren ejderhanın alevi kavuruyor, yakıp yıkıyor ortalığı. “Köleler yok, efendiler yok, zincirleri sonsuza dek parçalarım, yeni bir düzen geliyor ve ben bunu koruyacağım!” Şarkının son kısmının özellikle savaş alanındaki seslerle birlikte mikslenmiş olması, parçayı benim gözümde bir başyapıt seviyesine taşıdı. Bu parçada emeği olan herkesi özellikle tebrik etmek gerekiyor. Şimdi o sahneyi hatırlayabilirsiniz…

Evet, Sabhankra diskografisinin ilk featuring şarkısı var beşinci sırada: The Last To Stand. Klavyenin yine “naifliğiyle” bizi bizden aldığı, vokalin Yaşru grubundan Berk Öner tarafından yapıldığı albümün en slow parçası. Ayakta kalan son adamın öyküsü. Brutal vokalin altında eğer “Berk Öner” ismi yazmasa, pekala bu sesi Savaş Sungur’a benzetebilirsiniz. Yaşru ve Sabhankra birbirlerine çok yakın dost olan gruplar ve daha önce de sahnelerini paylaşmışlıkları vardır. Altıncı dakikanın sonlarına doğru parça bitiyor, sonrasında duyduklarımız ise yutkunduktan sonra aklımıza gelen her şey. Pişmanlıklar, eskimiş mutluluklar, keşkeler ve birazcık da öfke. Ahh.

frozen002

Albümün kapanış parçası albüme adını veren “From The Frozen Mountains”. Bana göre albümün ikinci en iyi parçası. Olabildiğine sert ve soğuk. İskandinav stilinin çok başarılı bir uyarlaması. Özellikle nakarat üstü giren ve parçayı o donmuş dağların zirvelerine taşıyan klavyeler ilk duyduğum günden beri M-Audio midi klavyemde çalmaya çalıştığım kısımlar oldu. Vokalin scream ve hızlı üslubu, grubun özellikle Powercraft albümünden sonra çıkardığı 2010 dönemindeki parçalarındakinin aynısı. Üçüncü dakikadan itibaren parçanın akışı değişmeye başlıyor ve burada çok yerinde bir soloyla bunu yapıyorlar. Gitaristlerin hangisi hangi kısmı çalıyor o anda bilemiyorum ancak burada ilk defa parçayı gitaristler sırtlanıyor. Ancak tekrar yazıyorum, albümde ne zaman parça, yükselse bunun altından klavye ve davulun işbirliği çıkıyor. Parçanın son kısmı, muhtemelen son parça olması ve kapanışın etkisini çok daha iyi verebilmek için karın içerisinde yürüyerek uzaklaşan kahramanımızın ayak sesleriyle bitiyor. Arka planda ise bize Our Kingdom Shall Rise’dan hatırladığımız o meşhur “snare roll” partisyonu eşlik ediyor. Diyorum ya, çok özlemişiz.

Albümün kapağı son iki albümün kapaklarını çizen Martha Sokolowska‘dan farklı olarak bu sefer Jereme Peabody tarafından çizilmiş. Donmuş karlı tepelerden süzülerek inen kızıl bir ejderha. Sade, beyazın ve grinin hakim olduğu ancak ejderhanın bir anda tüm dikkati kendi üzerinde topladığı çok başarılı bir görsel olmuş. Bunun plağı ne biçim olurdu be…

Albümün mix ve mastering işlemleri Ali Sak tarafından gerçekleştirilmiş. Bundan önceki albümlerin tamamında Barbaros Ali Kaynak imzası vardı. Ali Sak da en az onun kadar başarılı bir iş çıkarmış. Keşke basslar birazcık daha belirgin olsaydı diyebilirim belki. Emeğine sağlık. Kartonette yer alan grup fotolarını Levan Uzbay gardaşım çekmiş. Eline sağlık onun da. Bir fan olarak en mutlu olduğum an da tabii ki teşekkür listesinde kendi adımı gördüğüm an oldu 🙂

frozen003

Geçen seneki konser albümlerini saymazsak, davulcu Rıdvan Başoğlu’nun Sabhankra’daki ilk albümü bu. Sevgili misterimiz Süha Kozbey (gitar) ve muhteşem dostumuz Gürkan Yücel (bass),  grubun diğer emektarları. Vokal ve gitarda ise olmazsa olmaz, “Yeterince metal mi?” sorusunu dillere pelesenk eden Savaş Sungur yer alıyor.

Yukarıda da bahsettiğim üzere, Albüm Rusya’da Metalism Records tarafından basıldı. Diğer iki albümü basan firma Haarbn Productions tarafından da dağıtımı yapılıyor. Türkiye’de Hammer Müzik ve bizzat grup tarafından satışı yapılıyor.

Bu yıl maceramız donmuş dağlarda, buzul tepelerinde geçiyor. Sabhankra üretmeye devam ediyor. Beğenenler destek oluyor, albüm satın alıyor, konserlere geliyor, merchandise alıyor, başkalarını dinlemek için teşvik ediyorlar. Türkiye’de metal müziğin ihtiyacı olan şeyi yapıyorlar yani. Öpüyorum.

 

Reklamlar

Özer Aydoğan’ın Ejderhaları

ozeraygogan07

Bu blog hiç bir zaman, reyting kasmak uğruna popüler karikatürleri, komiklikleri, 9GAG vb. sitelerin içeriklerini yayımlayan, en iyi karikatürler, en komik fıkralar türü başlıklara sahip bir blog olmadı. Ancak beğenip hayran olduğum işleri, biraz da kendimden bir şeyler katarak yayımlamayı da hep sevmişimdir. 2016 yılında Haziran ayı civarında fark ettim Özer Aydoğan’ın UYKUSUZ’da çizmeye başladığını. Yalan söylemeye gerek yok, ondan önce çok da dikkatimi çekmemişti. Ancak insan bir kere dikkat etmeye başlayıp neler kaçırdığını anlayınca çok pişman oluyor. Hemen takibe başlıyor.

ozeraydogan00Özer Aydoğan’ın dikkatimi çeken ilk karikatürü “PALMONIV” olmuştu. Bir grup uzun çenelinin şampuan şişesini çubukla dürttüğü o kareyi muhakkak bir yerlerde görüp kahkaha atmışsınızdır. Sonra süper kahraman çizgileri güldürmeye devam etti. Hatta o dönemde çok güldüğüm bir şakayı kendimce, Özer Aydoğan tarzında çizmeye çalışmıştım.

ozeraydogan05

Ama bu adama olan asıl hayranlığım, çizdiği ejderhaları görünce başladı. Milletin yüzüme garip garip bakmasına bile aldırmadan, kahkahalara boğulmuştum “Kim Bu Münasebetsiz Kadın?” çizimini okuduğumda. Sonra “Oğlanın Düğününe Çok Masraf Yaptım” çizimini gördüm. Ejderhanın suratındaki sorumsuz, umursamaz ifade, bedenindeki komik detaylar ve kurduğu cümleler, her biri ayrı ayrı sempatikti. Bu karikatürle Özer Aydoğan’ın çizgilerinin en önemli özelliğini anlamış oldum: Sempatiklik. En iyi çizerlerin hep bir tarzı vardır. Takip ettiğiniz çizeri artık karakterlerinin konuşmalarından, detaylarından tanımaya başlarsınız. İşte uzun çeneliler de böylece Özer Aydoğan’ın karikatür dünyasına kazandırdığı tiplemeler oldular. Ekşiye falan baktım. Epey öven yerlere göklere sığdıramayan da var, ilginç bir şekilde hiç komik bulmayan da var.

ozeraydogan01ozeraydogan02

Geçen hafta yine bir ejderha karikatürü “Nasıl Bir Tezgaha Geldim Ben” çıkınca UYKUSUZ’da, dedim artık bir yazı yazayım bloga. Yazı için araştırınca benim gördüklerimin haricinde, daha eski sayılarda çıkan birkaç tane daha ejderha buldum. Ulan onlar da çok komik arkadaş! Ejderha gibi bir yaratığı alıp öyle bir tipe sokmuş ki Özer Usta, bırak tebessüm etmeyi kahkaha atmamak çok zor.

ozeraydogan03

NOT: Bu yazı için verdiği destekten ötürü bir tek Hazal’a teşekkür ediyorum. Gerisine etmiyorum.

ozeraydogan04

ozeraydogan06

Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki Ejderha!

Yılbaşından beri 9GAG, Facebook, Instagram ve bilimum sosyal ağda gördüğümüz kardan ejderhayla ilgili olarak bugün şans eseri ekşisözlük’te de açılmış bir başlık görünce ufak da olsa bir yazı da ben yazayım istedim. Böylece bulduğum her fırsatta sanatçılığını, yaratıcılığını övdüğüm dostlarımdan olan Aykut’a bir selam gönderebilirim.

Ejderha bu kadar popüler olmadan önce Aykut’un profilinde gördüğümüz bir fotoğraftı sadece. Adamlar olanca yaratıcılıkları ve yetenekleriyle fakültelerinin bahçesine kocaman bir ejderha yapmışlar. Aykut’u tanıyan arkadaşları için bu Aykut’ten beklenebilecek bir işti. Beğenilerimizi yorumlarımızda ilettik bizler de. Ancak aradan geçen zamanda tanıyan tanımayan, pek çok insanın bizlerle aynı beğeniyi paylaştığını görünce çok daha mutlu oldum. Değerli arkadaşımızın ve arkadaşlarının yeteneğinin ulusal denebilecek çapta ilgi görmesi gerçekten gurur verici. Aykut’un the Hobbit filmindeki ejderha Smaug‘un yanında Peter Jackson‘ı anımsatan şu pozu ise epey güldür beni 🙂

Aykut’un ve diğer arkadaşlarımızın çok daha iyi işlerine yine My Resort’te raslayacaksınız sevgili okur.

Seni Bulmak

Atım

Gün kararmadan çıkan son haberciyle yolladım mesajımı. Sarayın merdivenlerinden kendim uğurladım haberciyi ve o karanlıkta bile seçilebilen simsiyah atını. Gün yavaşça battığı, karanlık şehrime yayıldığı için cevabını ertesi gün bekliyordum. Çünkü senin ülkende haberciler gece ata binmezdi. Çıkacağımız uzun yolculuklardan önce son bir kere görmek istedim seni. Bu haberci de işte bu haberi taşıyordu sana. Ülkelerimiz yakın sayılmazdı ama yolladığım adam eğer zamanında ilk varış noktasına yetişebilirse, buradan mesajım bir güvercinle sana iletilebilecekti. Öyle ya biz çağımızda haberleşmeye çok önem veriyorduk. Çift kanatları ejderhalarımız ve iyi eğitilmiş uçanlarımızla uzakları yakın edebiliyorduk.

Gecenin karanlığında sarayımın penceresinden karanlığı kolaçan ederken uzaktan gelen o bembemyaz güvercin sanki yıllardır benim ülkemde uçuyormuş gibi ilişiverdi pervaza. Hemen atıldım üzerine, korkmadı hayvan, iyi eğitilmiş zira. Bacağına meşin iplerle tutturulmuş olan küçük keseyi farkettim ve çözüverdim. Güvercin döndü son bir kez baktı ve senin ülkene doğru kanatlandı. Evet, bu mesajı bizzat sen yazmıştın. Kağıdı sizin ülkenizde üretilen kalın kağıtlardandı. Yazarken odandaki o kırmızı boyalı masaya yaslanmış olmalısın, kağıdın arka tarafında boya izleri seçilebiliyordu. Ve en önemlisi adını tamamlarken yaptığın o müthiş harf kıvrımları ve kuyruklardı. Bu yazı kesinlikle senin ellerinden çıkmıştı. Mesajını bir solukta okudum. Kabul etmiştin teklifimi ve ertesi gün vedalaşmak üzere buluşacaktık.

Ülkelerimize eşit uzaklıkta bulunan o geniş düzlükte buluşuruz diye umuyordum. Sen geldiğinde her zamanki şekilde yerini belli edecektin. Her zaman yakılmaya hazır bekleyen ve yandığında bir tür mavi duman çıkaran ateş şeritlerimiz cebinde duruyor olmalıydı.

Ertesi sabah erkenden yola çıktım. Yol boyunca yanımda kıvrılarak ilerleyen o dereyi geçtiğim yeri hatırlarsın. Burada sular epey yükseldiği için geçebilmek için suların en sığ olduğu yeni bir yer bulmam gerekti. Dereyi geçtikten sonra geriye bir saatlik yolum kalıyordu. Ancak bu sefer de yolumu üç hokkabaz kesti. Bunların ikisi gözbağcıydı. Ancak gözbağcılardan korunmak için yazdırdığım o tılsım sol omzuma halen yapışık olduğundan büyüleri toz gibi dağıldı. Sonuncusu ise bana birşey yapmadı. Arkasına dönüp bakmadı bile. Galiba bunlar senin ülkenden geliyorlardı.

Buluşacağımız geniş düzlüğe geldiğimde etrafta senin dumanını göremedim. Kendi ateş şeridimi yakıp beklemeye başladım. Bir süre bekledim herhalde o sırada çıkan rüzgar yerimi sana yanlış gösterdi. Bu sefer rüzgarı önüme alıp atımı daha ileri sürdüm ve bir şerit daha yaktım. O geniş düzlükte bakılmadık ağaç arkası, girilmedik oyuk, gidilmedik fundalık bırakmadım. Ama sen yoktun. Gideceğimiz uzun yolculuklardan önce seni göremeyecektim. Böyle düşünürken uzaktan senin mavi dumanını gördüm ama kaybolmak üzereydi. Hemen atımı o yöne sürdüm ama yoktun. Cebimdeki son şeridi de burada yaktım. Şeritler tükenince umutsuzca ülkeme doğru geri döndüm. Seni görememiştim, ve sana vereceğim o anahtarı verememiştim. Çaresizce aradım seni, bir takım kimseler gördüm. Ama soramadım onlara.

Ejderhalar sadece ülkeler arasında para taşımak için ve savaşlarda kullanılıyordu. Bunun dışında ejderha kullanmak yasaktı. Bu yüzden sınırdaki düzlükleri saymazsak yeterince engebeli olan topraklarımızda atla yolculuk yapmak çok sıkıntılı oluyordu.

Büyük bir düş kırıklığı ile sarayıma döndüğümde dün gece gelen güvercinin pencereme tünediğini görüp koşar adımlarla sarayın dokuzuncu katındaki odama çıktım. Güvercin yine ürkmedi. Mesajını aldım yine o keseden. Bu sefer aceleyle yazdığını farkettim. Harflere kuyruk eklememiştin zira. Aslında hemen hemen aynı zamanda buluşma yerine gelmemize rağmen sen işaretlerimi görememiştin. Rüzgar ve ağaçlar buna engel olmuştu. Sen işaret vermek istediğinde ise cebinde tek bir kibrit ve kav kaldığını görmüştün ve tek bir ateş yakabilmiştin. Ama mesajın böyle bitmiyordu elbette. Güneş batmadan yola çıkarsam seni görebileceğimi söylüyordun.

Ben de öyle yaptım. Ahırımdan en hızlı atımı seçtim ve bu sefer senin ülkene doğru yola çıktım. Dün yolladığım son haberci ilk varış noktasına kadar bana eşlik etti. Sonrasında yola yalnız devam ettim. Gündüz keşfettiğim kısa yollardan atımı hızlandırdım ve ülkendeki cadılar kazanlarını yeni yakmaya başlarken sınırlarınıza girdim. Sarayına yöneldim. Önümden en önce biri olmak üzere ikişerli beş sıradan oluşan bir kafile geçti. Bu adamlar başlarını sağa sola sallıyorlar, eski bir dilde böyle alenen ibadet ediyorlardı. ben bu şaşkınlıkla beklerken sen göründün uzaktan. Hasretle kucaklaştık ve bu sefer senin ülkendeki hanlardan birine gittik. Burada seni kimse tanımıyordu.

Sen kadehini şarapla doldurdun. Bu iyi bir tercihti gerçekten. Ben ise ejderha nefesiyle eritilmiş olan o bitkinin tohumlarının suyunu içtim. Ve sana hayatında yepyeni bir kapıyı açacak olan o anahtarı verdim. Sen anahtarın üzerindeki her bir çizgiyi, çiziği, eğriliği dikkatle inceledin. Zira hepsinin ayrı bir hikayesi vardı. Budala birinin eline verildiğinde burun kıvırıp yere atacağı o anahtarı sen yüreğine bastırdın. Bu beni fazlasıyla mutlu etti. Şarabın bittiğinde kadehin altında kaderin yatıyordu. Şaşkınlıkla baktık kaderine. Görülenleri bir kenara atıp, görülmeyenleri gördük. Kaderinin o loş ışıkta gözümüze böyle parlak görünmesi benim kadar seni de heyecanlandırdı.

O gece senle aynı ülkede yaşayan bir dostuma misafir olacaktım. Seni sarayına kadar bıraktım. Çıkacağımız uzun yolculuklar öncesi vedalaştık ve sen gittin, boynunda az önce verdiğim anahtar sallanıyordu. Metalin soğukluğu seni rahatsız etmemişti. Son bir kere daha baktıktan sonra ardından, tepedeki o kaeye doğru sürdüm atımı.

Proofhead FM, Ejderhalar, İtalya Filmi

İtalya dönüşü epey bir sıkıştı yine iş güç sevgili okur. Yapılması gereken çok fazla iş, çekilmesi gereken çok fazla dert var yine. Ama bu sıkışıklıkta dahi yine de kendime vakit ayırmaya önem veriyorum.

İtalya’dan geldiğim gün 1 TB‘lık harddiskimin çöktüğünü gördüm. İçerisindeki yüzlerce albüm gitmiş, binlerce klibim yalan olmuştu. Aşağı yukarı beş gündür parça parça da olsa bu albüm ve klipleri toparlamaya çalıştım yedeklerden. Ancak henüz yedeklemediğim bir klasörüm vardı. İçerisinde de yaptığımız işlerin tasarım dosyaları vs duruyordu. O klasörün gitmesi beni mahvetti. Neyse, yavaş yavaş da olsa telafi ediyorum.

FlatCast

Bir süredir 20 kadar arkadaşımla oluşturduğum bir sms listesinden şarkı isimleri paylaşıyorum. Bunu da bir radyo formatında yapıyorum. Komik oluyor bazen, bazen can sıkıcı oluyor, bazen listedekilerin de istek parça istediği falan oluyor. Listedekiler demişken kim bunlar hemen hatırlayalım: Alper, Ender, Erol, Sercan, İlker, Koray, Levent, Murat, Mustafa, Savaşalp, Ahmet, Merve, Aslan, Cihan, Ezgi, Halil, Orcan, Özge, Seval, Anıl ve Togay kardeşim. Uzun ama epey uzun süredir aklımda olan hatta bir ara Eskirock için denediğimiz ama sora bıraktığımız şu radyo yayını olayına girebilir miyim diye bir araştırma yaptım. Çok kısa sürede ücretsiz yayın yapmanıza izin veren bir siteye kayıt olup, yapmak istediğim şeyi yapabildiğimi gördüm. Yani bilgisayarımdan yaptığım yayını diğer bilgisayarımdan dinleyebildim 🙂 Güzel oldu.

Ancak bazı sorunlarım var. Birincisi dinleyiciler bir eklenti kurmak zorundalar. İkincisi ise yayın kalitesi birazcık düşük. Her neyse, şimdi bir kamuoyu yoklaması yapıp belki de haftanın bir günü birkaç saatlik radyo programları yapabilirim. Eğlenceli olur. Çok fazla kişinin dinlemesine de gerek yok üstelik. SMS radyomdan takip eden kişiler ve belki birkaç kişi daha fazlası yeter de artar bile 🙂

Ejderhalar dedim. Dünya üzerinde bir ejderhanın yaşabilmiş olma ihtimali var mıdır acaba? Olsa süper olurmuş. Neyse, blogun üzerindeki reklam banner’ına güzel bir ejderha koyayım diyorum. Aslında kararsızım. Belki de kolaj yapmalıyım çeşitli fotoğraf ve çizimlerden. Bu konuda yardım bekliyorum. Bana 990×180 piksel genişliğinde bir görsel lazım.

Hayır, İtalya'da Pisa Kulesi'ni görmedim.

Ve İtalya filmi demişim. İtalya’da elbette videolar da çektim. Bunların çoğunun arka planında ben konuşuyorum. Ama kendi sesim bana çok komik geliyor sevgili okur. Bu video blog olayını da o yüzden bir türlü cesaret edip koyamıyorum. Neyse, bu İtalya’da çektiğim videolardan kısım kısım alıp Hope To Find‘ın bir şarkısının altına ekleyeyim diyorum. Ne yaparım, nasıl yaparım bilmiyorum. Deneyeceğim bakalım.

Ejderhaları Seviyorum!

Ejderha

Bugün başladım yeni tema üzerinde çalışmaya. Başlığın size anımsatacağı üzere gözümün önünde bir ejderha olsun istiyorum lan. Onu ayarlamaya çalışıyorum işte. Bu arada fotoğrafçılardan halen daha ses çıkmadı. Galiba iş yine başa düştü 🙂 Bakalım onu da ayarlayıp koyarım birkaç güne. Ama beni anlatabilecek bir fotoğraf ne olur ki lan diye düşünüyorum cevabı bulamıyorum. Bu yeni temayı çok sevdim gerçekten. Diğer temada elim ayağım bağlıydı. Ama bu öyle değil; maşallah diyim çok fazla avantaj veriyor bana.

Bugün Volkanların yeni Macaristanlı arkadaşlarının yanına uğradım. Mesaj atmış çocuk. İnternetleri bozukmuş bir de klozetle ilgili bir sorunları varmış. İnternetle ilgili sorunu çözdüm. Hem de nasıl biliyor musunuz? Modemi açıp kapattım. O kadar! Lan ne biliyim, Dünya’nın herhangi bir yerinde yaşayan bir internet kullanıcısı bunu biliyordur değil mi? Yoksa bu resetleyince düzelme olayı Türkiye İnternetine özgü bir durumdur? South Park‘ta bile bölüm vardı lan bununla ilgili. (Sezon 12 Bölüm 6: Over Logging)

Her neyse, interneti aşırı uğraşlarım (!) sonucunda düzeltince klozete de baktım. Klozetin de çok ilginç bir şekilde yukarıdaki musluğunun vanası ve musluğu çalışıyordu. Ancak sorun arkadaki depoyu dolduran vananın çalışmıyor olmasıydı. Yoktu yani, hiç bir şekilde çalıştıramadım. Çocuklara da bir süre idare etmelerini, oradaki bir kovayı kullanmalarını söyledim. İyi yaptım. Sonra ayrıldım. Oradan eve dönerken işte aklıma az önce anlattığım ejderha konsepti geldi.

Lan kardeşime helal olsun! Yani cidden olsun. Bizim sitenin bir takım abidik gubidik işlerini malumunuz para ile tutulan bir takım insanlara yaptırıyoruz. İşte sitenin duvarlarının dibinde biten otları yoldurmak, kuyu kazmak falan gibi. Kardeşim de gidip yöneticiyle anlaşmış bu seferki ot yolma işi için. Sitenin dört köşesindeki (total uzunluk olarak 300 metre yok) otları 30 liraya yoldu bugün. Üstüne üstlük bir de ihale aldı, bahçede bir köşede yığılı duran en fazla iki el arabası çakıl taşını da yine ücret karşılığında alıp başka bir yere dökecek. Sen ne yaptın Mesut? Anca evde otur salak salak.

Salağım sevgili okur salak. Dün sağolsun Sedat Hoca yorum yazmış bloga. Calculus II‘den kaldığımda yazdığım yazıya. Onu okudum yine moralim bozuldu az önce. Lan ne olurdu ki geçsem?

Arşivimi DVDlere aktarıyorum bu ara harddiskte yer açılsın diye. Gidip bir de onlara kapak bastırıyorum. Kutularına koyunca ne kadar güzel duruyorlar anlatamam. Geçen mesela Big Bang Theory‘e yaptım. Bildiğin orjinal oldu be. Onlarla uğraşıyorum işte evde.

Turkcell VINN


Seval
, 3G modemi aldı kendisine. Birkaç gündür araştırıyoruz. Vodafone acayip kazıkmış onu anladık. Şu an için piyasadaki en mantıklı ve ucuz paket yine Turkcell‘de. Haa, ucuz dediğime bakmayın. Pahalının ucuzu. Şöyle ki, 12 aylık pakette aylık 4 gb kota, 3G VINN E176 hediye, ilk 3 ay 19 lira, sonraki aylar da 49 lira. Ha bir de 31.78 liralık açılış vergisi Turkcell’den hediye. Yani piyasada var olan tarifelerden en güzeli ve en az kazık atanı, en az çakallık yapanı bu. Bir sıkıntı olması durumunda lanet olsun diyip 1 sene dişinizi sıkıyorsunuz işte.

Bu kadar sevgili okur. Daha fazla sıkılma diye bu kadar.