Tag Archives: Emrin Bey

Antalya Dönüşü – İşler Güçler

Şu yazımda ilk günlerini anlattığım Antalya seyahatim, nihayet geçtiğimiz cuma günü bitti ve aylar sonra ilk defa İlkan Abi‘yle buluşup Eskişehir’e döndük.

antdonus04

Sınavın dehşet anı

Eğitim nasıldı? Teknik ve hizmet içi bir program olması dolayısıyla fazlaca detay vermek istemiyorum ama sonunda sınav yapılan bir eğitimdi. O sebeple, huyum kurusun, tüm derslere sonuna kadar girip notlarımı aldım. Başta biraz umursamasak da sınavın ne kadar ciddi bir sınav olacağını cuma günü görecektik. Kimse o anda farkında değildi zira. Sınav günü Emre‘nin ve aslında hepimizin yaşadığı korku anı görülmeye değerdi.

Otelde müthiş bir “puan lobisi” faaliyeti dikkatimi çekti. Bu zamana kadar hiç bir eğitimde görmemiştim böyle bir şey. Akşam lobide takılırken ya da restoranda yemek yerken

antdonus01

Hayatın iki yolu: Acı ve Tatlı

ellerinde tabletlerle otel görevlileri gelip halinizi hatırınızı soruyorlar. Bir şeye ihtiyacınız var mı diye üsteliyorlar. Muhabbet ilerledikçe sizden hemen o anda ellerindeki tabletten otelpuan.com veya tripadvisor sitelerine üye olup otele tam puan vermenizi istiyorlar. Bu da gitmeden önce otelin puanlarında neden ardı ardına 10 puanlar olduğunu açıklıyordu. Bu işi çok ciddiye alıyorlar anladığım kadarıyla. Ölü sezonda zaten bir beklenti içinde olmadım. Ancak bu şekilde olunca da düşük puan riskini tamponlayabiliyorlar demek ki. Emrin Bey, tuttu güzel bir eleştiri yazdı ve düşük puan verdi. İnanmazsın, birkaç saat içinde aradılar. Özür dilediler. İnanılmaz bir takip sistemi var.

Sağanak yağmur biz gittiğimiz sabahtan, otelden başımızı çıkartana kadar aralıksız devam etti. Dolayısıyla ilk gün haricinde bir kere bile sahile gidemedim. Perşembe günü, otelin yakınındaki bir atıksu arıtma tesisine saha çalışması için gittik. Ancak iki ekip halinde gittiğimiz çalışmayı sağanak yağmur altında pek de doğru dürüst tamamlayamadık. Olsun.

antdonus02

Saha çalışması

Günlerimiz Murat Abi ve Emrin Bey’le birlikte muhabbet ederek geçti. Arada sağ olsun İhsan Bey de bize eşlik etti. Bir de uzun süre sonra gördüğüm Koray ve Orhan kardeşlerim vardı. Bir türlü Çukurova Üniversitesi mezunu bir çevre mühendisiyle karşılaşmayan Emrin Bey, aynı zamanda hemşehrisi de olan Orhan’la çok iyi anlaştı. Epey muhabbet ettiler. Orhan’la aynı dönemde atandık biz. Denizli’de çalışıyordu. Sonradan Adana’ya geçti.

antdonus03

Adanalılar ve ben

Cuma günü sınav için salona gittiğimizde ufak çaplı bir şok yaşadık. Kapılara isim ve oturma sırası listeleri asılmıştı. Listeden numaramızı bulup yerimize oturduk ve C grubu soru kitapçığım geldi önüme. Tam dört farklı grup kitapçık vardı! Kırk soruyu çözdük yarı şaşkın çıktık sınavdan. Eşyalarımızı gece topladığımız için, İlkan Abi’yle önceki gün anlaştığımız üzere beklemeye başladık. Bu sırada hava nasıl güzel anlatamam. Günlerdir yağan yağmurdan eser yoktu. Güneş pırıl pırıldı. Öylece kös kös baktık. Sonra İlkan Abi gelince valizlerimizi yükledik Emrin Bey’le ve yola koyulduk.

antdonus05

Ayrıldığımız sabah Antalya

Bu noktada ayrı bir parantez açmak hatta apayrı bir yazı yazmak gerekiyor. İlkan Abi, şu dünyadaki en naif, en kaliteli insanlardan birisi, birlikte çalıştığım en güzel iş ortaklarından birisiydi sağ olsun. Onunla yolculuk yapmak da güzeldir ama eğer onun huyunu biliyorsanız… Zira İlkan Abim müthiş dikkatli bir sürücüdür, asla riske girmez ve mola verir. Ama güzel mola verir 🙂 Epey mola verir. Yolda önce Isparta’da mola verdik. Burada Bilecik’ten eski bir dostumuz Abdurrahman Abi‘yle buluştuk. Sonra yola devam ettik, Afyon’da mola verdik. Böyle mola vere vere geldik akşam 20.00 civarında Eskişehir’e. Emrin Bey’i uğurladık önce. Sonra, uzun süredir abi kardeş görüşmemenin eksikliğiyle bir saat kadar da Eskişehir’de takıldık. Birkaç ufak detayı halledip yeniden yola çıktı ve Ankara’ya geçti sağ olsun. Böylece bu yılın son Antalya macerası da sona ermiş oldu.

antdonus06

Isparta (Davraz Dağı)

antdonus07

Afyon

antdonus08

Gerçek bir kraldır

O yorgunlukla eve girip hiç dinlenmeden geri çıktım. Neden? Çünkü Bülent Abi‘nin doğum günü vardı. Kral o gün yeni yaşını kutlayacaktı. Gecikmiş olarak gittik mekana. antdonus09Neyse ki bizi beklemişler. Bülent Abim bekler beni. Sever. Bu arada Bülent Abi’den bahsetmişken, geçtiğimiz haftalarda babası Prof. Dr. Süleyman ÖZDEMİR‘in yazdığı tam 584 sayfalık bir otobiyografi, “Bir Yaşam Öyküsü – Eğitime ve Bilime Adanmış Bir Ömür” isimli kitap yayımlandı. Bu kitap, babasının hayatını anlatıyor olsa da Bülent Abi’yle ilgili güzel detaylar da barındırması bakımından ilgili çekti. Sağ olsun, Süleyman ÖZDEMİR hocamız bizim için bir tane imzalayıp göndermiş. Teşekkür ederim. Aynı gece Mustafa‘nın yeni aldığı Samsung Galaxy Note 8 epey olay oldu. Tıpkı Alper‘in aldığı günkü kadar sevindim anlatamam. Umarım bir gün ben de alırım.

notlar.JPGBu arada önceki hafta girdiğimiz Açık Öğretim Fakültesi sınavlarının sonuçları açıklanmış. Bir ders hariç sonuçlar gayet iyi sevgili okur. Final sınavını bekliyorum ancak başımda bundan çok daha büyük bir dert var. 2019’un Ocak ayının ilk günlerinde, devam ettiğim doktora programının yeterlilik sınavları olacak iki gün süreyle. Tarih yaklaştıkça karın ağrılarım artıyor. Planlı bir şekilde hazırlanmak gerektiğinden neye ne şekilde ihtiyacım olduğunu belirliyor ve o şekilde çalışıyorum. İşler umarım tersine dönmez.

Bu haftadan itibaren o tarafa yoğunlaşacağım. Yıl sonuna kadar umarım doğru dürüst hazırlanıp yeni yılda da bu işi bitiririm. Her şey gönlünce olsun. Çok öptüm. Unutmadan, şu da İlkan Abi’ye söz verdiğim video:

Bu Ülkede Yaşıyorsanız Yapmanız Gerekenler – 1

Yeni bir seriye başlıyoruz. Bu sıralar o kadar çok aksilik başıma geldi ve gelmeye devam ediyor ki bunları anlatmak farz oldu artık. Şimdi sana, son günlerde başıma gelen üç olayı anlatacağım sevgili okur. Tüm bu anektodların ortak noktası ve çıkartılacak ders ise şu olacak: Bu ülkede yaşıyorsan kimsenin işini iyi yapmasına güvenme. Sürekli kendi işini kovala, peşini bırakma, son ana kadar sor ve kontrol et.

PTT KARGO & AÇIK ÖĞRETİM DERS KİTAPLARI

kitaplarİlk maceramız, kalitesi artık karikatürlere konu olmuş PTT Kargo ve Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi işbirliğiyle ilgili. Biliyorsun, Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü’nde okuyorum. Bu sene okul, radikal -ve bir o kadar da anlamsız- bir karar alarak açık öğretim sistemindeki öğrencilere kitap vermeme kararı aldı. Açık Öğretim Sistemi’nin bu ülkeye kazandırdığı en büyük fayda bu sisteme göre tasarlanarak yazılan kitaplarıydı. Farklı alanlarda uzman akademisyenler tarafından kaleme alınan ve yıllar geçtikçe kalitesi artan kitaplar, sırf bu sistemde değil, farklı üniversitelerde örgün programlarda okuyan öğrenciler tarafından bile kullanılabilen kitaplardı. “Öğrencinin yanında bir hoca olmadığı” farkındalığıyla kaleme alanan kitapları mezun olduktan sonra bile saklıyordu insanlar. Okul tuttu, “bu sene kitap vermiyoruz, pdf’den çalışın” dedi. Bu beyan, aslında sistemin ruhuna bir hakarettir bana göre. Neyse. Derse gidip tutulacak notlar da olamayacağı için kitap olmadan ders çalışamam, kusura bakmasınlar. Bu durumda ya sistemden indirilebilen pdf’leri bastıracaktım ya da kitapları ikinci el olarak bulacaktım. Olmadı. Baskı çok pahalıya geldi. Fotoğrafçılık Bölümü kitaplarının ikinci el satışları da hiçbir sahafta yoktu. Alan satmıyor çünkü, başucu kaynağı. Okumaya devam et

Proofhead Aylar Sonra Antalya’da!

Ölü sezon ve Spice Hotel

Buraya, Belek‘e, gelmenin ne kadar sancılı bir iş olabileceğini unutmuşum sevgili okur. Beş günlük bir mesleki eğitim programı için Belek’teki Spice Hotel‘e, şube müdürüm Emrin Bey‘le birlikte geldik. Antalya‘ya aylar önce gelmiştim. Bir yıldan uzun süre önce. Eskişehir’e tayin olduğumdan beri geldiğim ilk Antalya eğitimi bu oldu.

Yolculuk geride bıraktığımız cumartesiyi pazara bağlayan gece başladı. Detaylarını daha sonra anlatacağım ama Nilüfer Turizm firmasının kazığı unutulmaz oldu. Gece 01.00’de son anda Kamil Koç firmasından bulduğumuz biletlerle yola çıktık. Sabaha karşı saat 08.15 civarında Antalya Otogarı‘na ulaştık. Buradan yaklaşık 1 saat 15 dakikalık bir yolculukla Serik‘e, Serik’ten de yaklaşık 20 dakikalık bir yolculukla Belek’e ulaştık. Belek merkezinden otele gelmek de bir başka araçla yaklaşık 10 dakika sürdü. Nihayet saat 10.15’te otele ulaştık.

Spice Hotel, çok çok büyük bir hotel. Sezon dışında olduğumuz için ölü haliyle. Eski tip, abartı dekoratif ögelerle bezeli ama güzel sakin bir otel. Havuzu mavuzu nasıl bilemiyorum. Ama ilk defa otel binasından sahile kadar uzanan bir havuz sistemi gördüm. Burayı yazın da görmek isterdim.

Odaya yerleştikten sonra karnımızı doyurduk ve hemen sahile koştuk. Hayır, denize girmek için değil. Şöyle uzun uzun denize bakabilmek için.

Sonrasında tüm gün hiçbir şey yapmadık. Ohh, mis. Spora gittim gerçi biraz. Sonrasında akşam yemeği bitti ve İhsan Bey’le oturduk biraz. Bu esnada otelin sinema salonunda Beşiktaş-Galatasaray maçına gittik. Klasik olduğu üzere, herkese VAR bize yok oldu. Kaybettik. Maç esnasında Murat Abi aradı, yerimi söyleyip çağırdım. Aylar sonra karşılaşınca pek bir sevindim. Maç bitince de gece boyunca onunla muhabbet ettik. Sonrasında odaya çıkıp uyudum. O yorgunlukla bayılmışım adeta.

Eğitimin ilk günü erken kalktık. Kahvaltıdan sonra programın bir saat kadar aksadığını öğrendik. O arada ne yapacağımızı bilmez halde oturduk. Sonra dersler başladı. Çok yoğun olmayan bir program vardı aslında. O yüzden çok sıkılmadan dinledim. Akşam da saat 17.15’te bitti. Otelde Polonyalı bir turistle tanıştım. Ulan Polonya’yla ilgili ne konuşabiliriz diye birbirimizin yüzüne baktık. Sonra ben Behemoth ve Nergal’den konuyu açtım. Herif inanılmaz şaşırdı. “Aaahhh, Nergalaaa” dedi. Yanındaki kadına da bir şeyler söyledi. Kadın bana döndü ve yüzünü buruşturup elleriyle horn yaptı. Şaşırdım, güldüm.

Murat Abi’yle epey goygoy oluyor. Farklı illerden uzun süredir görmediğim arkadaşlar da var. Onlar da sağolsun aralarda muhabbete geliyorlar. Bu hafta bu şekilde burada geçecek. Tabletten yazıyorum şu anda bu yazıyı. Klavye bağladım 🙂 Umarım bu hafta rahat rahat yazabilirim. Saygılar sevgiler.

İtalya diyor

Antalya Günlükleri 3. Gün – Denizi Gördüm

Antalya günlüklerinin üçüncü sayısındayız sevgili okur. Çalıştayda ikinci gün ilk güne göre nispeten daha hareketli geçti. Proje kapsamında çalıştığımız altı havza için altı alt gruba ayrıldık. Herkes kendi kurumu hangi havzaya dâhilse o gruba girdi. Bu gruplarda söz konusu havzalara dair bir takım verileri toparlayıp projenin devam etmesi için gerekli bazı sonuçlar çıkarmaya çalıştık. Biz Sakarya Havzası‘nda yer aldığımız için kendi havzamızın çalışma grubunda bulunduk.

IMG_1030Her neyse, bugün Antalya’ya geldiğimden beri ilk defa denizi gördüm. Sahile indik öğle arasında. Atlayıp zıpladık bir sürü. Öğle yemeklerini çok abarttığımı fark ettim bugün. O yüzden saat akşam 5’ten taa 7’ye kadar spor salonunda takıldım. Bisiklete bindim 13,5 kilometre ve 2 kilometre de yürüdüm. Kulağımda Sabhankra ve üzerimde Sabhankra tişörtüyle gayet kuul bir fan olarak yaptım sporumu. Toplamda 500 kalori yakıp 10 gram falan zayıfladıysam da akşam yemeğinde bunu fazlasıyla telafi ettim. Niye? Çünkü insan gibi yemek yemiyorum.

Ayıptır söylemesi burada bir tavuklu salata yapıyorlar. Yemin ederim başka bir şey yeme.  Al bundan kaseyi komple ye. O derece hafif ve lezzetli. Eve dönünce kesin yaparım ben bundan. Akşam yine ilk defa bir otel etkinliğine katıldım: Canlı Müzik.

Canlı müzik deyince gerçekten canlı müzik dinleyeceğim sandım. Ne olursa olsun, canlı olsun arkadaş dedik ve lobideki piyano dinletisini yarıda bırakarak üst kata çıktık. Günlerdir otelde gözüme çarpan kızıl saçlı tahminen Rus olan sanatçının sahnede olduğunu gördüm ancak ufak çaplı bir şok geçirdim. Canlı müzik şu şekildeydi: Midi bir melodi çalıyor, üstüne bayan vokal yapıyor, bir tane de basçı var. Bu kadar yani. Bir süre sonra Ahmet Bey, Emre ve Mehmet Bey bu faslı kapatıp aşağı indiler. Emrin Bey ile birlikte biz bir süre daha dinledik.

IMG_0993IMG_1012

Odaya döndüğümde gündüz tartıştığımız bir konudan dolayı bir yönetmeliği inceledim biraz. Çıkarken otele bırakacağım yazının bir kısmını yazdım. Sonra da iki bölüm The Mentalist izleyip yattım. Yarın çalıştayın son günü olacak. bakalım neler olacak.

 

 

 

Antalya Günlükleri 2. Gün – Partnership

Sabah saat 07.30’da uyandım. Saat 8’i biraz geçe kahvaltıya indim. Gayet iddialı bir kahvaltı yaptıktan sonra saat 9’a kadar lobide takıldım. Saat 9’da kalkıp toplantının yapılacağı salona geçtim. Zira saat 09.30’da toplantı başlayacaktı.

Öğrenciyken çok defa MATRA isimli bir proje kapsamında Hollandalı iş ortaklarıyla çalıştık. O zaman epey komik anılarımız olmuştu Alper’le. Bu sefer de karşıma yine Hollandalılar çıktı. Toplantısı yapılan proje için Hollanda ile ortak bir çalışma yürütülüyormuş. Saat 09.30’da toplantı başladığında bunu anlattılar önce.

papil

Dün yapayalnızdım. Ama bugün değilim sevgili okur. Eskişehir’den Emrin Bey ile takılmaya başladık. Hemen akabinde Kırklareli, Edirne ve Isparta illerinin Çevre ve Şehircilik Müdürlüklerinden arkadaşlarla tanıştık. Bunlar Ahmet Bey, Mehmet Bey ve Emre. Emre, benimle aynı dönemde atanmış. O açıdan güzel bir sohbetimiz oldu.

Beş ülkenin sınırlarını içine alan bir havzaya sahip Ren Nehri

Sunumlarda Ren Nehri ile ilgili detaylı bilgiler sundu Hollandalılar. Hemen akabinde de devletin su ile ilgisi olan her kurumundan bir temsilci çıkıp ilgilerinin ne olduğunu anlattı. Toplantıda 3 tane de tercüman vardı. Bunlar yan yana oturmak suretiyle Hollandalıların anlattıklarını bize; bizim anlattıklarımızı da onlara çeviriyorlardı. Dört Hollandalıya üç tercüman nöbetleşe çeviri yapıyorlardı.

Her neyse akşam 5 oldu ve toplantı bitti. Hemen akabinde Emrin abiyle beraber anlaşıp havuzda buluştuk. Havuz daha önce Alper, Volkan ve Sercan’la Çanakkale‘de gittiğimiz havuzun yarısı kadardı. Yüzme bilen bilmeyen amcalarla doluydu. Yüzerken birkaç kişiyle çarpıştık. Velhasıl, saat 18’e doğru odaya çıktım.

Farkında olmadan yemek saatini yarım saat atladım. Yemeğe yarım saat geç gittim. Yemeği yiyip kalktıktan şu ana kadar lobide bir koltuğun üzerindeyim. Saat 22.30. Hırvat futbolcu dangalaklar acayip yüksek sesle gülüyorlar, birazdan kavga dövüş çıkabilir. Otelin “yabancı oldukları için” bu adamlara müdahale etmemeleri sinir bozucu bir durum.

Neyse, bugün de böyle bitti işte. Birazdan çıkıp biraz The Mentalist izleyip yatacağım.