Tag Archives: Erdem Abi

Antalya’da Sulu Bir Macera

Lobiye girdiğimizde gözlerimiz kamaştı. Öyle ahenkten ya da göz alıcı şeylerden dolayı değil ama. Evet, ortada bir göz alıcılığı vardı ancak bu durum tamamen ortamın ve ortamdaki nesnelerin bembeyaz rengiyle alakalıydı. Resepsiyonun uzattığı kalem bile beyaz renkteydi. Yüksek tavanlı odanın içerisinde renkli olan tek şey akvaryumunda salınan turuncu renkli Japoncuk ile “Hoş Geldiniz” diyen görevlinin yemyeşil gözleriydi.

Kısa süreli bir şaşkınlıktan sonra nihayet kaydımızı yaptırabilmiştik ve odalarımıza doğru yola çıktık. Biz kimdik? Erdem Abi, Murat Abi ve ben. Farklı katlarda, farklı odalara yerleşecektik. Aşağıdaki bembeyaz hengameden sonra asansöre binip ufuktaki denizin rengini görünce içim ferahladı. Ancak asansör kata gelip simsiyah halılarla kaplı bir koridora çıkınca ilk defa küfrettim.

Odanın kapısını açıp odaya girdiğimde ise başımın döndüğünü hissettim. Odada her yerin ve her şeyin bembeyaz olmasına ilave olarak bir de üç duvarı kaplayan devasa aynalar vardı. İki duvarın tam ortasında durup aynaya baktığımda iç içe geçmiş milyonlarca beni gördüm. Bu görüntüye birazcık bakmak başımı döndürdü.

İlk gün böyle geçti. Yorgunluktan pek bir şey yapamadım. Bir süredir okumakta olduğum serinin son kitabını okudum. Sonra uykum geldi ve bembeyaz yatağa uzandım. Tam bir simetriyle ortaladım yatağımı, hep böyle yaparım. Gözlerim kapanırken dışarıda, uzaklardan geçen bir motorsikletin sesini duyduğumu hatırlıyorum.

Sabah uyandığımda yatağın sol yanında uyandım. Sağ yanımdaki boş kısma elimi koyduğumda hala sıcacık olduğunu fark ettim. Demek ki uyanmadan hemen önce sola dönmüşüm ve orada uyanmışım.

Antalya’ya yine bir eğitim programı için gelmiştik  ve bu sefer dört küsür yıllık meslek hayatımın “en çok arkadaşa denk geldiğim eğitimi” oldu. Birlikte gittiğimiz ekip haricinde Ersil, adaşım Mesut, Ahmet, Ferit, Harika ve Cemil Bey şu an aklıma gelenler. İnan bir o kadar da buraya yazmadığım var.

İkinci gün bu saydığım ekibin bir kısmıyla otelin lobisinde buluşup dertleştik. Evet, bizler sıradan insanlar gibi sohbet etmeyiz, dertleşiriz. Çünkü hepimiz dert erbabıyız 🙂 Gecenin bir köründe odaya çıktığımda burnuma aşina olmadığım bir koku geldi. Baktığımda balkon kapısının aralık olduğunu gördüm. Gidip kapıyı kapattım. Banyoya yeni bırakılmış havlulardan birinden geliyordu bu koku. Gayet hoş bir parfümdü. Ama ben küfrettim. Muhtemelen daha önce bir kadının kullandığı bu havluyu yıkamadan odama getiren kişiye kızdım için için.

Saate baktım iyice geç olmuştu. Dedim ki bir duş alayım. Duşa girdim. Kaynar suyun buharı tüm kabini doldurdu. Hızlıca yıkandım  ve çıktım. Havluyu almak için lavabo aynasının üzerindeki rafa uzanınca kalbim durdu adeta. Aynanın buğusuna iki sözcük yazılmıştı: “Merak Ediyorum…

Hemen havluyu üzerime sarıp odanın içerisinde geçtim. Duşa girerken banyonun kapısını açık bırakmış olacaktım ki içerideki aynaların da bir kısmı buğulanmıştı. Ama ne başka bir şey yazılıydı ne de odada kimse vardı. Üzerimi giyinip yatağa uzandım. Sonradan aklıma geldi. Muhtemelen benden önce kalan kişilerin marifetiydi bu. Cama sürülen bazı maddelerin yalnızca özel durumlarda okunabildiğini biliyordum. Bazen iş yerinde ben de yapıyordum böyle şeyler. Muhtemelen bu yazı da öyle bir “şakadan” kalmaydı. Uyudum ama ışığı açık bırakarak…

Ertesi gün Ersil’e, Talat Bey’e, Erdem Abi’ye ya da Mesut’a durumdan bahsetmeyi düşündüm. Sonra vazgeçtim. Bu arada otelde gerçekten kaliteli yemek çıkıyordu. Takdir ettim. Yeme içme faslı, ders faslı falan derken gün boyunca odama uğramadım. Söylemezsem olmaz, Talat Bey‘le falezlere gittik. Güneş henüz batmamıştı ve manzara harikaydı. Akşam da yemekten sonra, Ahmet ve Ferit’le, birkaç yıl önce Halil Abi‘yle birlikte gezdiğimiz sokaklarda dolaştık. Kaleiçi‘nde gezdik.

Gece odaya döndüğümde ertesi gün döneceğimiz için biraz heyecanlıydım. Bu tür eğitimlere otomobille gelmek harika oluyor. Müthiş bir hareket kolaylığı sağlıyor. Valizimi toparlayıp ertesi gün hareket etmek için gerekli olan her şeyi hazırlamıştım. Kitabım, notlarım ve tılsımım. Gözüm karşımdaki duvarda yer alan büyük aynana takıldı. İlk gün yaptığım ve başımı döndüren o hareketimi anımsadım ve yine odanın tam ortasına geçtim. Kollarımı iki yana doğru açtım. Önümdeki ve arkamdaki aynalarda duran binlerce ben de aynısını yaptılar. Kollarımı kanat çırpar gibi sallanmaya başlayınca, diğer benler de aynısını yapmaya başladılar. Başım dönmüyor bilakis çok eğleniyordum.

Bir saniyeden daha bir kısa bir süre orada duran benlerden birinin kollarını sallamadığını gördüm ya da gördüm sandım. Ürpererek durdum. Yine aynı hareketi yaptım  ve yine aynı görüntüyü bu sefer daha uzun süre gördüm. Altıncı sıradaki ben, ben değildim zira yaptığım şeyi yapmıyordum. Küfrettim ama korkudan. Parasını misli misli ödetmeyeceklerini bilsem önümdeki aynayı parçalardım o anda. Korkup hemen yatağın yönünü değiştirdim çeke çeke. Bir önceki gece ışıklar açık uyumuştum. Bu sefer televizyonu da açık bıraktım. Arada bir başımı kaldırıp aynaya bakıyordum ve iç içe geçmiş binlerce benin de aynısını yaptığını görüyorum. Altıncı sıradaki bile. Böyle böyle uyumuşum.

Sabah telefonum hiç olmadığı kadar yüksek bir sesle çalıyordu ya da bana öyle gelmişti. Arayan Murat Abi’ydi, yola çıkacaktık ve ben geç kalmıştım. Kurduğum iki alarmı da duymamıştım. Alarmlardan bir tanesi çalmamıştı ve diğeri ise susturulmuştu! Bunu ben yapmamıştım. Murat Abi’nin telefonunu açtığım an gözüm valizimin üzerine bırakılan bir notta yazan birkaç sözcüğe ilişti, yutkundum ve telefona cevap veremeden kapattım: Hala merak ediyorum…

Antalya Dönüşü ve Hödükler

Yazının ilk kısmı için buraya tıklayın.

business_logoEğitimin ilk günü yemekten sonra lobide oturarak ve pis yedili oynayarak geçti. Gece yarısına doğru uyudum. Ertesi gün, eğitimin ikinci gününe müthiş dinlenmiş olarak uyandım. Hatta uzun süredir böyle deliksiz uyumamıştım sevgili okur. Resmen yatağa girdiğim gibi çıktım. Saat 09.00’a doğru kahvaltıya gittik. Sonra saat 10.00’da eğitim başladı.

İkinci günün teknik eğitimi yarım gündü. Öğlen eğitim bittiğinde, eğitim sorumlusu Nesrin ÇOBANOĞLU’yla biraz muhabbett ettik. Meğer kendisiyle hemşeriymişiz! Kars Arpaçaylıymış! Ve bir efsanenin, Murat ÇOBANOĞLU’nun öz kızıymış! Biz böyle heyecanla sohbet ederken Kars İl Müdürlüğü’nden de iki kişi daha geldi. Bunlar da dahil oldular sohbetimize. Bu eğitimin en keyifli anlarından birisiydi bu dakikalar. lifekinetik

Günün diğer yarısında Life Kinetik isimli bir kişsel gelişim programının demosu vardı. Beynin her iki yarısını da etkin bir şekilde kullanımını sağlamaya yönelik egzersizler içeriyordu bu program. Akdeniz Üniversitesi’nden Doç. Dr. Selma CİVAR YAVUZ ve asistanı, Life Kinetik programının ne olduğuna dair güzel bilgiler verdiler, eğlenceli bir de sunum yaptılar. Almanya’da pek çok futbol takımı bu programı sporcularında uyguluyormuş. Hatta ülkemizde de Ankaragücü ve Antalyaspor gibi takımlarda uygulanmaya başlamış.

Bazen çalıştığınız kurumda, iş yerinde sizlerle birlikte çalışan insanların hödüklükleri, cahillikleri sizi şaşırtır ve utandırır sevgili okur. Sürekli olarak bu insanlarla bir arada olunca ya da toplantı ve eğitimlerde böyle tiplerle, ağzından çıkanı kulağı duymayan, haddini aşan boş boğazlarla karşılaşınca canınız sıkılır. İşte bu eğitimin bende çoğunlukla uyandırdığı his bu oldu. Alakalı alakasız her şeye itiraz eden, 30 yıl öncesinin mantığıyla iş görmeye çalışan, misafir olarak gelen hocaya bile haddini aşan laflar atan tiplerle aynı Bakanlık bünyesinde çalışmak çok kötü. Çok üzüldüm. İlk defa bir eğitimde, bu tiplerle aynı kurumun bünyesinde çalıştığım için çok üzüldüm.

İkinci günün sonunda yemekten sonra yine lobiye indim. Burada önceki günden bitiremediğim işler vardı. Onları bitirmeye uğraştım. Sonra yeniden pis yedili oynadık. Bu oyunun en efsane olayı, masada benim oturduğum sandalyenin arkasında biriken yancılar oldu. Birkaç el sonra oynadığım oyuna tamamen bunlar hakim olmaya başladılar. Elimdeki kartlardan alıp atmaya falan başladılar 🙂 Yancılığın bokunu çıkartmak derler ya, aynen o şekilde yani. Sonra kalktım Erdem abiyle yer değiştirdim. Oyuna yeniden dönebildim böylece. Son elde de yedi atarak bitirdim.

Oyundan sonra yine yatmaya gittik. Bir önceki gece kadar olmasa da yine iyi bir uyku çektim. Eğitimin son günü sabah uyandığımda oda arkadaşım çoktan gitmişti. Iğdır’a Antalya’dan tek sefer olduğu için erken çıkmak zorunda kaldı. Kahvaltıya yalnız indim. Kahvaltıdan sonra saat 9.30 gibi salona girdiğimde eğitimin çoktan başladığını gördüm. Eğer bugün erken başlayacakmış. Sağolsun Talat Müdürüm, ikimizin de otel faturasını almış. Sabah erkenden gitmek zorunda kalan adaşım oda arkadaşımın faturasını da ben aldım. Öğlene kadar aralıksız ders yaptık. Aradan önce de sertifikalarımız aldık. Sonra odaya çıkıp eşyalarımı aldım ve otelden çıkış yaptım.

Öğleden sonra 14.30’a kadar devam etti ders. Ders bitiminde aceleyle çıkıp Kemer’den Antalya Otogarı’na gitmek üzere yola çıktık. Şansımıza hemen bir otobüs geldi. Yaklaşık bir saat sürdü yol. Böylece saat Kamil Koç’un saat 15.30’daki Eskişehir arabasına yetişemedik. Biz de daha iyi bir alternatif bulamadığımız için saat 18.30’daki arabaya bilet aldık. Böylece Antalya Otogarı’nda öldürülecek tam 2.5 saatimiz oldu.

Bomboş geçirdik bu vakti. Epey goygoy yaptık. Sonra bir de baktım ki saat gelmiş, araba yanaşmış perona. Bindik, yerleştik. Biraz kitap okudum. Sonra otobüsün film arşivinden Troll Hunter isimli, daha önceden de izlediğim, filmi izlemeye başladım. Güzel film lan, keyifle izledim.

Filmden sonra uyudum. Off, nasıl uyumuşum. Elim ayağım şişmiş, boynum tutulmuş. Afyon Otogarı’ndan hareket etmek üzereyken bir ara uyandım. Yunus Emre ağzıma bir çikolatalı kestane şekeri tıkıştırdı, nefisti tadı. Sonra ben yine uyumuşum. Gözümü açtığımda Osmangazi Üniversitesi’nin oralardaydı otobüs. Yavaştan toparlanmaya çalıştım. Otobüs otogara girdi. Antalya’da bindiğimden beri koltuğumdan hiç kalkmadığımı fark ettim. Ayaklarımın üzerine basınca acımaya başladı.

Erdem Abi ve Yunus Emre de eşyalarını aldıktan sonra hızlıca servislerin kalkacağı yere doğru gittik. Hareket etmek üzere olan bir servise bindik. Ancak Yunus Emre binmedi bir sonraki servisi beklemek için. Servis beş dakika sonra Haller Gençlik Merkezi’ne vardı. Burada inip beş dakikada eve ulaştım. Saat gece 02:00 olmuştu. Hızlıca üzerimi değiştirip yatağa atladım. Yayıla yayıla uykuya daldım.

_MG_9201 Eğitimin ardından aklımda kalan birkaç şeyi de yazayım. Grand Haber Hotel, şimdiye kadar eğitim için gittiğim otellerden en yetersizi idi. Teknik imkanları berbattı. Projeksiyonu kötü, ses sistemi kötü, ışık sistemi çok kötüydü. Özellikle son gün iki defa elektrikler kesildi aniden. Tüm sistem kapandı. Acayip zaman kaybı yaşadık. İkinci gün mikrofonlarda çok sorun yaşandı, yine zaman kaybettik. Otelde odalarda internet parayla! Sadece lobide ücretsiz internet var. Ancak o da inanılmaz yavaş, çekilmez bir dert oluyor. Yemek, içmek konuları kişiye göre değişeceğinden yorum yapmıyorum. Eğitim süresince Talat Bey’in telefonuyla çektiğimiz birkaç fotoğraf haricinde hiç foto çekmedim. Fotosu çekilecek bir durumla da karşılaşmadım.

Proofhead Antalya’da!

Uzun bir aradan sonra yine Antalya’dayım sevgili okur. Hava Yönetimi Mevzuatı Eğitimi kapsamında, Antalya Kemer’de Grand Haber Otel’deyim. Pazar günü Eskişehir’den Kemer’e direkt olarak giden tek otobüse, Pamukkale Turizm’in saat 13.30 arabasına bindim. Eskişehir İl Müdürlüğü’nden Yunus Emre ve Erdem Abi de bu eğitime gideceklerdi. Önceden herhangi bir plan yapmadan, otogarda buluştuk. Otobüsün hareket edene kadar muhabbet ettik. Erdem Abi, Iğdır Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne yeni atanan Eskişehirli bir arkadaşın da eğitime geleceğinden bahsediyordu. Yolculuk tam zamanında başladı. Son durak olan Kemer’e saat 21.00’de varacaktık. Ben, bu yolda geçecek süreyi nasıl geçireceğimi önceden planlamıştım.

Otobüs hareket ettikten kısa süre sonra henüz Seyitgazi ilçesine varmamışken, otobüste bir kadın rahatsızlandı. Ambulansı aradık hemen. Kısa sürede ambulans gelip kadını otobüsten aldı. Aklıma İlkan Abi geldi bu esnada. Okuyorsa kesin gülecektir. Rahatsızlanan kadını otobüsten ambulansa aktardıktan sonra yolculuğa devam ettik. Önce Penguen’nin son sayısını okuyup bitirdim. Daha sonra otobüsün görüntü kalitesi berbat Türkçe dublajlı film arşivine bir göz attım. Machete (Ustura – 2010) filmini hiç izlememiştim. Onu izledim. Filmin ortalarına doğru Afyon Otogarı’na girdik. Burada hiçbir özelliği, artı lezzeti olmayan sucuk dönerden yedik bizimkilerle. Çok fazla durmadık. Zaten dönerden sonra otobüs hareket etti. Filmi yeniden açıp izledim ve bitirdim. Filmden sonra havanın yavaştan karardığını fark ettim ve bir süredir okuduğum kitabı aldım elime. Şansıma kitabın süper keyifli bir kısmı gelmiş ve yaklaşık bir saatim de böylece gitmiş oldu.

Kitap okumaya ara verdim. Otobüsün içerisi çok gürültülü olduğundan kulağımda kulaklık vardı. Müzik açık değildi, sadece ses yalıtımı için kullanıyordum. Kulaklığı çıkarınca otobüsün içinin hala çok fazla gürültülü olduğunu fark ettim. Bir şeyler yazsam mı diye düşündüm. Ancak bu gürültüde yazmak çok da verimli olmayacağından yine otobüsün film arşivinden The Bank Job (2008) filmini açtım. Film cidden güzelmiş. Bittiğinde Antalya’ya girmiştik. Saat tam 20.00’de Antalya Otogarı’na girmiştik. Ancak hala Kemer’e yarım saat kadar yol vardı. Bu son yarım saatte hiçbir şey yapmadan gece karanlığına baktım durdum.

Nihayet Kemer Otogarı’na vardığımızda hiç vakit kaybetmeden bir taksiye atladık. Beş dakikada bizi otele getirdi. Kayıt işleminden önce resepsiyonun tavsiyesiyle akşam yemeğinin son kırıntılarına yetiştik. İyi ki böyle yapmışız, çünkü epey acıkmıştık. Yemekten sonra gidip otele kayıt yaptırdık. Yolda gelirken Yunus Emre ve Erdem Abi’nin aynı odada kalacaklarını öğrendim. Eğitime birlikte geldiğimiz Şube Müdürüm Talat Bey de benden daha erken saatte otele gelmiş ve single odaya rezervasyon yaptırmıştı. Ben içimden umarım oda arkadaşı olarak kafa dengi birileri denk gelir diye geçirmeye başladım. Bana rastgele bir oda verdiler. Odaya çıktım ve benden önce kimsenin gelmediğini gördüm. Acayip yorgun olduğumdan hemen duşa girdim. Duştan çıkınca odada ikinci bir çanta fark ettim. Kısa süre sonra da kapı açıldı ve içeri biri girdi.

16441_b

Hayat çok garip sevgili okur. Merhaba ben Mesut, dedim. Aaa, ben de Mesut, dedi. Erdem Abi’nin Eskişehir Otogarı’nda bahsettiği Iğdır Çevre Müdürlüğü’nden gelen arkadaştı bu kişi: Mesut Ahmet. Ailesi Eskişehir’de oturuyormuş. Kendisi de Iğdır’a yeni atanmış. Tanıştık, epey kafa dengi çıktı. Saat 23.00’e doğru uyudum. Sonrasını hatırlamıyorum.

Sabah saat 08.30’da acayip dinlenmiş olarak uyandım. Hazırlandık ve kahvaltıya indik. Burada Yunus Emre ve Erdem Abi’yle buluştuk. Mesut’la bunları da tanıştırdım. Kahvaltıdan sonra önce denizin kıyısına gittik. İlk defa bir plajın otelin dışında olduğunu gördüm. Ana kapıdan dışarı çıkıp yolun karşısına geçiyorsunuz. Karşıda plaj var. Deniz çok dalgalıydı. Bir halta yaramadı, geri döndük. Lobide beklemeye başladık. İlk defa internete burada girdim. Bir önceki gece internete girmeyi denediğimde, bu otelde odalarda internetin “ücretli” olduğunu öğrendim. İnternet yalnızca lobide ücretsiz. Ona da internet derseniz ayıp olur. Bu kadar yavaş bir internet ancak eskiden çevirmeli modemle girerdik, onlarda olurdu. Hani 100 kb.lık bir görsel indirdiğimizde indirme çubuğunun yavaşça dolmasını beklerdik. Aynı yavaşlık işte. Facebook’u açıyorsunuz, sayfanın kendine gelmesi bir buçuk dakika sürüyor.

Bu ölümüne yavaş interneti geride bırakıp saat 10.00’da eğitime girdik. Eğitimin teknik içeriklerinden bahsetmiyorum. Saat 12.30 civarı yemek arası verdiler. Restorana gittiğimizde kuyruğun kapıdan taştığını gördük. Zira o esnada otelde üç farklı kurumun tam dört farklı eğitimi vardı. Restoranda zor bela oturacak bir yer bulup beklemeye başladık. Baktık olacak gibi değil, ufak tefek doyurduk karnımızı. Bir sonraki ders saat 14.30’da başlayacağından yine lobide dönüş yolu alternatiflerini konuştuk.

Öğleden sonraki eğitim tam planlandığı saatte bitti. Erdem Abilerle ve Talat Bey’le vedalaşıp adaşımla odaya çıktık. Şortumuzu terliğimizi alıp havuza koştuk. Pek bir hevesle gittik ama apıştık kaldık. Bir grup havuzun yarısını işgal etmişti. Diğer grup da havuzun diğer yarısında kontrolsüzce eğleniyordu. Adaşımla fazla durmadık, tekrar odamıza çıktık. Bu yazıyı yazmaya başladım. Saat 19.00’da akşam yemeğini için aşağıya indik. Yemekten sonra iki saat kadar lobide takıldık. Yazıyı yazmayı bitirdim. Şimdi yayımlayacağım. Bakalım yarın neler olacak. Antalya’dan sevgilerle sevgili okur.

Marmaris’te Vakit Geçirmek

marm01

Kedi gördüm

Evet, dört gün oldu buraya geleli ve beklediğimin aksine çok güzel zaman geçiriyorum sevgili okur.

marm06Herşeyden önce eğitim programı gayet güzel hazırlanmış ve ciddi anlamda verimli geçiyor benim için. Teknik içeriğin yanı sıra mevzuat olarak da çok dolu dolu geçiyor.

marm02Eğitimde Ersil ve Şevkiye ile birlikteyiz sürekli. Pazartesi günü öğle arasında sahile indik. Muhteşem bir hava vardı. Sahilde bir sürü fotoğraf çektik. Akşam eğitimden sonra da Ersil’le İçmeler beldesini gezmeye çıktık. Epey bir döndük dolaştık ve acıkmış olarak otele geldik. Yemekten sonra odama çıkıp Supernatural‘in yeni bölümünü izledim. Sonra da uyuyana kadar kitap okudum. Kitap demişken hemen bahsedeyim, George Orwell‘in 1984 isimli romanı.  Muhteşem bir sürükleyiciliği var. Sanki dizi izliyor gibiyim, bir sonraki sayfada neler olacağını kestirebilmek mümkün değil. Bir de kurgu çok iyi.

marm02-2Salı günü 11’inci ayın 11’inci günü saat 11.11’i bekledim ve içimden güzel şeyler diledim. Öğle arasında yine sahile indik ve bu sefer çok çok eğlenceli fotoğraf çalışmaları yaptık Ersil ve Şevkiye ile. Öğleden sonra ders bitiminde yine sahile indik. Bir sürü kişi denize giriyordu. Biz de voleybol oynadık. Daha sonra yemeğe geçtik. Lobide bir müzik dinletisi oldu yemekten sonra. Yan flüt ve piano marm02-3eşiliğinde ve bir sürü bildiğimiz parçayı yorumladılar. Dinletiden hemen sonra da otelin yarışması başladı. Burada filmlerden sahneler gösterdiler ve film adlarını bilmemizi istediler. Şevkiye, Ersil, Eskişehir’den Erdem Abi ve ben bir grup olduk ve yarışmayı kazandık, bir şişe şarap hediye ettiler 🙂  Yarışmadan sonra sahilde uzun bir yürüyüş yaptık ve bizimkilere Çanakkale Savaşı ve Gelibolu hakkında bazı bilgiler aktardık Erdem Abi’yle. Yürüyüşten sonra da yine günü kitapla bitirdim, mükemmel seyrediyor olaylar.

marm03

marm07

Panoramik olarak sahil. Tıklayın büyüyecek.

marm05Bugün sabah biraz daha erken kalktım. Geceleri çok geç yatmadığımdan sabahları 8’de çok iyi dinlenmiş olarak kalkıyorum. Öğünleri de abartmadan yiyorum, o yüzden çok iyi durumdayım. Neyse, hemen kahvaltıya inip oradan da derse geçtim. Bugün eğitim programının en yoğun günü oldu. Çünkü bir günlük ders programı yarım güne sığdırıldı molalardan feragat edilerek. İyi de oldu, öğleden sonra bir tekne turuna çıktık. Marmaris’in muhteşem koylarında gezdik. Denize girenler oldu. Ersil, Şevkiye ve ben de bol muhabbet ettik, komiklikler, şakalar yaptık. Eğlendik. Şunu anladım ki Marmaris’in özellikle İçmeler bölgesi denize girilebilecek mükemmel bir yer. Sezonun dışında, özellikle ekim ayında tatil yapmak için başka bir yer aramaya gerek yok. Deniz tertemiz ve dalgasız. Koylar sessiz, kimsecikler yok. Çok sevdim buraları. Tekne turu saat 17.15’te bitti ve biz hemen voleybol sahasına koştuk. Saat neredeyse 19.00’a kadar voleybol oynadık. Yorgunluktan ölmek üzereydim ki oyun bitti. Yemeği yiyip odama çıktım.

marm04Yarın olacak olaylar ışığında bu eğitimin şimdiye kadar ki en iyi eğitim olup olmadığı sonucuna varacağım sevgili okur. Dediğim gibi epey dinlendiğim, epey huzur bulduğum, muhteşem vakit geçirdiğim bir kaçamak oldu bu. Bakalım yarın neler olacak. Öpüyorum.

Hayatımdaki Bir Takım Azizleri Keşfetme Kılavuzu – 2

Dün yine güzel bir gündü sevgili okur. Alper‘le saat 16 gibi okuldan çıktık. Çok acıkmış olduğumuzdan Espark’ın karşısına yeni açılmış olan Donas‘a gittik. Şunu anladık ki Donas artık tamamen bitmiş. Lezzeti değil, ismi satıyor artık. Patatesten başka bir tat alamadık. Bir de artık ne zamandan beridir bilmiyorum, dürümlerin içine domates koymuşlar. Tadı rezil olmuş. Masaya getirdikleri turşunun içinden çıkan Donas kırıntılarından da anladık ki masalardan artan turşuları biriktirip yine sunuyorlar müşteriye. O sıcakta en azından soğuk olmasını beklediğimiz ayranlar da kan gibi gelince, bir an önce yiyip mekandan ayrıldık. Sonra Alper’le sonra görüşmek üzere farklı istikametlerde yol almaya başladık.

Birkaç aydır kestirmediğim saçlarımı kestirmeyi planlıyordum. Berbere giderken Yağızhan‘ı da aradım, orada buluştuk. Saçlarımı kısacık kestirdim bu sefer sevgili okur. Ekimdeki konsere kadar zaten uzayacak. Oradan kalkıp önce Esnaf Sarayı‘na uğradık. Sonra da gidip Yağızhan’a vesikalık fotoğraf çektirdik. Sonra gidip uzun süredir biriktirdiğim birkaç filmin dvd kapaklarını bastırdık. IMG Müzik‘e konserle ilgili sponsorluk dosyasını sunduk. Sonra da Hera Cafe‘ye gidip Murat ve Gökçe‘yle buluştuk. Burada da bir yarım saat oturduktan sonra bu sefer Erdem abiyle buluşmak üzere Haller Gençlik Merkezi‘nin yanındaki kafeye gittik.

Daha önce hiç burada oturmamıştım. Bir süre Yağız’la oturduktan sonra Erdem  abi de geldi. Erdem abiyle çok uzun süredir görüşememiştik. Epey keyifli bir sohbet oldu dolayısıyla. Hatta bir süre sonra Alper’in de gelmesiyle muhabbet koyulaştı iyice. Erdem abiyi çok özlemişiz sevgili okur. Konser zamanlarından falan bahsettik. Okul işlerini anlattı bize, askerlik mevzuları, politika, seçim falan derken uzadı gitti herşey. Saat 21’e doğru Erdem abi bir işi olduğu için ayrıldı. Biz bir süre daha oturduk. Alper’in hayırlı işini kutladık. Hayatımızdaki azizleri bir kere daha keşfettik. Uzun süre sonra buluştuk, dert dinledik, üzüldük, kahkaha attık sevindik, yeni haberler aldık.

Sonra gidip Kağan‘ın programını dinledim birkaç saat. Yusuf‘u da konuk olarak almış. İyi bir program oldu. Bir gece böyle güzel bitti. Gece saat 5’e karşı uyandım bi, sonra yine yatıım.

15 Mayıs 2011 – Haggard Konseri

Tek bir şarkısının adını bildiği bir grubun konserinde ne kadar eğlenebilir insan? Bu soruya belkide aklımızda oluşan ilk cevap az eğlenir olacaktır. Ben de öyle düşünüyordum Haggard konserine kadar. 222 Park‘tan Özgür Abi‘mizin mükemmel kıyağıyla bu konsere katılmaya karar verdik.

Aynı günün akşamında konserden birkaç saat önce bir sonraki gün “En Başından Türk Rock Tarihi” isimli paneli gerçekleştirmek üzere İstanbul’dan Türk Rock piyasasının yakından tanıdığı isim Güven Erkin Erkal konuğumuz olarak Eskişehir’e geldi. Kendisini karşıladık ve hemen oteline yerleştirdik. Otelde işlerimizi halettikten sonra Güven Abi’yi Barlar Sokağı‘nda bir arkadaşının yanına bırakıp biz de hazırlıklarımızı yapmak üzere evlerimize döndük.

Konserin kapı açılışına 2 saat varken Volkan, Yunus ve ben mekana gittik. Özgür Abi ile konuştuk bir süre. Sonra yavaş yavaş eş dost gelmeye başladı. Halil de geldi ardından. Halil yalnız bizimle kısa bir süre takılıp eski bir arkadaşının yanına geçip bizi sattı adi herif 🙂

Vokal Gitar Asis

Konseri beklerken Togay‘ın gelemeyeceğini öğrenip hemen Sercan‘ı çağırdık sözümüz vardı. Bekleme aşaması süper geçti sevgili okur. Önce girdik kaçamak bakışlarla soundcheck’i izledik 15 dakika. Sonra biri geldi bizi kovdu 🙂 Dışarıda beklerken kimlerle görüşmedik ki… Hope To Find‘dan dostlarımız abilerimiz ve hala tabları yollamayan Erdem Abi ile eşi; Black Omen’dan Serkan Abi ve Tolga kardeşimiz ve tabiki de Godspel 🙂 Güven Abi de mekana geldikten sonra içeri geçtik ve 23.30’da çıkmasını beklediğimiz grup saat gece yarısını 5 geçe sahneye çıktı.

Yazının başında dediğim gibi Haggard dinlerim evet, ama sadece bir şarkılarını ismen biliyorum. Grubun parçaları çok uzun ve senfoni gibi olduğundan oturup bu parça şuydu falan diye öğrenme gereği duymadım hiç. Ben de olan birkaç albümleri de winamp’tan sırayla çalıyor işte. İsmen bildiğim tek parça “Chapter III: Awaking The Centuries” isimli parçalarıdır yani.Bundan yaklaşık 2 ay önce grubun “Awaking The Gods: Live In Mexico” DVD’sini edinmiştim. DVD’deki performansları süper ötesi sevgili okur. Bu konser bu dvdnin de etkisinde kalarak izleyeceğim bir konser olacaktı benim için.

Grup mükemmel bir başlangıç yaptı. Sahnede tam 12 kişi izledik. Davulcu, iki gitar, bas gitar, klavye, üç keman, bir viyolonsel, bir yan flüt, bir soprano ve bir obua çalan müzisyen vardı sahnede. Bunlardan özellikle yan flüt çalan Catalina’ya salondaki tüm erkekler aşık olacak, hayatımızı, yuvamızı, okulumuzu feda edip yanına göç edecek duruma gelecektik.

Grubun şişman vokalisti ve gitaristi Asis Nasseri cidden mükemmel bir müzisyenmiş sevgili okur. Yani yarattığı tüm o kompozisyonları izleyince üstünü üstlük bir de soprano vokalin insanı alıp götüren danslarına uydurunca gözlerinizi müziğin akışının sizi tahrik ettiğine şahit oluyorsunuz farkında olmadan. Kemancıların ve üflemeli takımının gitaristlerden hiç de aşağıda kalmayan o mükemmel kafa sallama ritüelleri dinlediğiniz melodilerin ardında gizlenen asıl duyguyu her bir şarkıda başka bir şekilde ortaya koyuyordu. Ben bu düşüncelerde grubu izlerken grubun kısa boylu solo gitaristi birden “bluetoothlu” gitarıyla dalıverdi seyircilerin arasına. Ardından da şişman olan ama boyuyla bunu süper kapatan bass gitarist geldi. Bu adamlar geze dolaşa çaldılar o parçayı.

Victory parçasında Asis, bayan seyircilerden parçanın vokallerine eşlik etmelerini istedi. Ancak hanım kızlarımız bağırmaya çekinince adam parçayı çalmadı. Evet. İki üç parça çaldıktan sonra çaldı.

İşte o melek!

Yan flüt çalan hatun, Catalina, öldürdü bizi sevgili okur. Çok değerli abimiz Güven Abimiz bile bizi onayladı gece sonunda. Sercan bir ara gözlerimin dolduğunu falan söylese de ben inanmıyorum Sercan’a. Çok güzeldi kız sahnede. Volkan’ın çektiği 700’e yakın pozdan temiz 400 tanesinde bu kızı çektiğini söylersem anlarsınız herhalde.

Grup inanılmaz ve bazen de insanı sinir eden bir rahatlıkla çalıyordu sahnede. Viyolonsel çalan sarı saçlı abi, süper karizmasıyla ve elinde enstrümanla gitaristlerin yanına gelişleriyle acayip puan topladı. Gitar vokal Asis de özellikle Sercan’a şişmanların da karizma olabileceğini kanıtladı. Solo gitarist çizgi sakallarıyla bir garipti ama iyiydi. Davulcuları grubun en farklı görüntüye sahip üyesiydi. Ama iyi çaldı herif. Yalnız kick davulun tonunu gökgürültüsü gibi ayarlaması bir noktadan sonra ben de şu fikri uyandırdı: Bu davulla twin atarken ritim kaçırsan da çok belli olmaz. Bassçıyı çok beğendim. Adam acayip sevimli bir tipti, tam Alman’dı. Keman çalan iki hatundan bir tanesi neredeyse topuklarına değecek kadar uzun sarı saçlarıyla bizi aldı götürdü bu diyarlardan. Aklımıza Yüzüklerin Efendisi’ndeki Galadriel geldi lan. Bir acayip olduk. Volkan’ın dediğine göre piyano çalan takkeli amca süper sarhoştu.

Grup son parça olarak benim adını bildiğim o parça Awaking The Centuries’i çaldılar. Süper de çaldılar. Sonra grup sahneden indi gitti. Lan ne oluyo falan dedik önce. Sonra bari dışarıda kaçırmayalım derken gitar seslerini yeniden duymaya başladık. Grup tekrar sahneye çıktı. Vokal “sizi kandırdık ehe” vari bir konuşma yaptı. Çok hareketsiz ve tepkisiz olduğumuzu söyledi. Bir parça daha çaldılar. Bu sefer cidden indiler sahneden ve bu süper konser sona erdi.

Catalina'nın imzası

Konserden sonra bekleyip konserden önce bastırdığım posteri imzalattım elemanlara. Bir mutlu oldum ki sormayın sevgili okur.

Konserden ufak notlar vereyim:
:: Asis, grup üyelerini tanıttı performansın ortalarına doğru. O esnada çaldıkları parça Metallica‘nın Sad But True‘su oldu.
:: Bir yerde neden gaza gelmiyorsunuz gibisinden birşeyler söyleyip Slayer – South Of Heaven‘ın girişini çaldı, söylemeye başladı. Ama “Before you see the light, you must die” diyip bitirdi ve kendi parçalarına geçitler.
:: Bununla da kalmayıp Pantera‘dan da birşeyler çaldılar yine böyle. Onu da yarım kestiler.
:: Güven Erkin Erkal’ın söylediğine göre bu konser İstanbul’dakinden daha iyi olmuş. Hem samimi bir ortam hem de performans olarak.
:: Konserin sonunda kendi adıma yaptırdığım bir posteri imzalattım gördüğüm her elemanına. Süper oldu.
:: Yazı boyunca kullandığım görseller (poster imzası hariç) Volkan Vardar tarafından çekilmiştir.

kişi başına bin 370 kg petrol eşdeğeri birincil enerji tüketimi ile 69’uncu sırada yer alabildi