Tag Archives: erol

Efendi’yle Roxy Müzik Günleri Macerası!

roxyŞu yazımda Efendi‘nin bu yıl düzenlenen 19. Roxy Müzik Günleri‘nde finale kaldığını ve 18 Mart günü final performansını sergilemek üzere İstanbul Roxy‘de sahneye çıkacağını yazmıştım.

Birkaç gün öncesinden plan yapıp geçtiğimiz pazar günü Eskişehir Otogarı‘ında buluştuk. Taksi tutmak yerine Alper‘in arabasıyla otogara gittik. İki günlük otopark parası, vereceğimiz taksi parasına eşitti çünkü. Otogar’da saat 14.00’e doğru buluştuk. Epey kalabalık bir gruptuk doğrusu: Alper, Utku, Ersan, Mahmut, Yağmur, Narin, Emre, Serbay, Merve ve ben. Otobüsün arka tarafı bize tahsis edilmişti sanki. İstanbul’a kadar güzel bir yolculuk oldu. Herhangi bir sıkıntı çıkmadı.

Otobüs akşam 20.00 civarında Alibeyköy Cep Otogarı‘na girdi. Biz buradan teyzeme geçtik. Grubun geri kalanı ise Taksim‘e gitmek üzere servis aracını beklemeye başladılar. Teyzemlere en son 4 Şubat 2014’te, askere gitmeden önceki gün gitmiştim. Hatta askere de teyzem ve Cihan tarafından az önce indiğimiz otogardan uğurlanmıştım. Şimdi aynı eve, bir yıldan daha uzun bir süre sonra gidiyorum ve bu sefer asker olan Cihan.

Ertesi sabah saat 11.00’e doğru gidip bir yerlerden İstanbul Kart bulup aldık. Bununla Alibeyköy’den binip Taksim Meydanı‘na ulaştık. İstiklal Caddesi‘ni devam edip Tünel‘e geçtik. Burada kendime bir Irish Flute aldım. Hatıra olsun dedim. Az sonra, Galata Kulesi’nin karşısında bulunan Lavazza isimli mekanda Efendi’nin yanına dahil olmuştuk. Önceki gün bizimle gelmeyen Aykut ve abisi Burak ile Caner de oradaydı. Burada biraz oyalanıp yarışmanın yapılacağı Roxy isimli mekana gitmek üzere yola çıktık. Ama ne yürüdük! Arkadaş ne yürüdük anlatamam! Kana tere batmış bir şekilde mekanın kapısına yığıldık hepimiz. Burada nihayet tüm ekip toplanabildik. Soundcheck için epey zaman varmış. Biraz kapı önünde lafladıktan sonra nihayet Efendi soundcheck için içeri girdi. Biz de bir kenardan sızıp mekana daldık.

roxy05Soundcheck devam ederken en son geçen sene Temmuz ayında gördüğüm asker arkadaşlarım, biricik kardeşlerim Selçuk ve Atilla çıkageldiler. Askerden sonra da görüşmeyi sürdürdüğüm bu adamlarla aylar sonra buluşmak paha biçilmezdi. Karnımız çok aç olduğu için Merve’yle ben kısa süreliğine bu ikiliden ayrılıp karnımızı doyurduk ve sonrasında Selçuk’un bir arkadaşının çalıştığı, arka sokaklardaki bir mekanda tekrar buluştuk. Birkaç saat sürecek mükemmel bir muhabbete böylece başlamış olduk. Selçuk, şu ve şu yazılarımda bahsettiğim kitapların yazarı. Atilla ise turizm sektöründe çalışıyor. Her ikisiyle de askerde çok fazla şey paylaştım. Asker sonrasında da iletişimimiz hiç kopmadı. Muhabbetimiz askerlikten çok, mevcut hayatlarımızı konuştuk. Atilla’nın o muhteşem maceralarını, Selçuk’un ciddi kararlarını dinledim. Onlar da benim seviyeli muhabbetimden keyif almışlardır kanımca 🙂 Muhabbet devam ederken Umur aradı ve yolda olduğunu söyledi. Ama Selçuk’a gelen bir telefonla aylar sonraki ilk buluşmamız sona erdi. Kardeşlerimle kucaklaştık ve ayrıldık.

roxy06Tekrar Tünel’e doğru yöneldim Umur’la buluşmak için. Ancak şansıma HDP mitingi vardı ve yol tıkanmıştı. Bunu tarif edebilecek sözcük kesinlikle buydu: tıkanmıştı. Hiç bilmediğim bu İstanbul’da bir ara sokağa saptım. Aylar önce İlkan Abi’den gördüğüm taktikle yolu bulmaya çalıştım ve bingo! Tam da mitingin bittiği noktada, kalabalığın arkasında tekrardan İstiklal Caddesi’ne çıktım. Umur’u Galata Kulesi’nin altında buldum. Birkaç önce görüşmemize rağmen sanki hiç görüşmemiş gibi kucaklaştık Umur’la. Yakın zamanda nişanlanacağı için sohbetimizin başlarında hep bu mevzulardan bahsettik. Sonra Umur’un beni kahkahalara boğan çıkışları eşliğinde can dostum Keyb ile buluşmak için Galatasaray Lisesi’nin önüne doğru yürüdük.

roxy08

Keyb, İstanbul’daki daimi plak tedarikçim, elinde Iron Maiden’ın Seventh Son Of The Seventh Son plağı ile bizi bekliyordu. Hızımızı kaybetmeden Roxy’e doğru yola çıktık. Sabah yürüdüğümüz o uzuuuun yolu bu sefer yürümedik. Çünkü öğle üzeri Selçuk ve Atilla’yla buluştuğumuzda bana kısa bir yol öğretmişlerdi. Beş dakikada mekanın önüne geldik. Burada tüm Efendi’yi sahneye çıkmak için bekler halde bulduk. Bizim çocuklar nasıl giyinmişlerdi bir görseniz. Gururla baktım lan hepsine. Mekanın önünde sadece biz değil, Koray Candemir, Harun Tekin, Aylim Aslım ve bir sürü tanınmış sima vardı. Mekanın ses düzeni ise hastası olduğumuz grup Dorian’ın vokalisti İlkin Kitapçı idi.

roxy04

İçeriye girmek üzere beklerken yolunu gözlediğimiz adamlardan ilki, Ahmet Ali Mert çıkageldi! Kardeşi Alper ve nişanlısı Petra da yanındaydı. En son düğünde görüşmüştük Ahmet’le. Sağolsun Efendi’ye destek için o da gelmişti. Tüm mekan dışarıdayken bir anda herkes içeri doluştu. Anlaşılan nihayet gece başlamıştı. Üç grup dinledik ve sıra Efendi’ye geldi. Bu esnada ilginç bir şey oldu. Mekanın kapısı açıldı. İçeriye bir sakal girdi. Neredeyse 3 senedir görmediğimiz dostumuz Erol’du bu. En öndeydik artık Erol’la birlikte. Diğer uçta ise Ahmet, Galaxy Note 4 ile 4K kalitesinde ve kesintisiz olarak performansı kaydetmeye başlamıştı.

roxy00

Yazının bu kısmında grupların sahne performanslarından bahsetmemi bekliyor olmalısınız. Ama yapmayacağım. İzlediğim gruplara dair elbette değerlendirmeler yaptım. Ancak şimdi bu yazıda ne yazarsam yazayım taraflı olacak. Düşüncelerim yanlış yorumlanacak. O yüzden grupların performanslarına ilişkin bir şey yazmıyorum. Buna bizim çocuklar da dahil. Ama çaldılar, çok güzel çaldılar valla 🙂

roxy03Efendi sahneden indiğinde, geceden beri ilk defa sahne önünde bu kadar çok kalabalık oluşmuştu. Alkışlar eşliğinde toparlanıp indiler. Sonra mekanın dışına çıktık. Kanat Atkaya’yı gördüm, tanıdım. Erol, elli tane daha adam tanıdı. Erol bunu hep yapar. Yalan yok, bir daha da içeri girmedik Erol’la. Mekanın önünde çöktük ve uzun, upuzun bir muhabbet başladı.

Belirtmeyi unuttum. Umur, ulaşım sıkıntısından dolayı Efendi’yi dinleyemeden mekandan ayrıldı. Efendi sahneden indikten sonra dışarıda Keyb yanında bir arkadaşla çıkageldi. Bu arkadaş, bizimkinin asteğmen olduğu yerde kısa dönemmiş. Ayak üstü biraz muhabbet ettik. Gayet kral bir elemana benziyordu. Keyb sağ olsun epey dil döktü gece ona gitmemiz için. Gitmedik, üzdük kardeşimi.

roxy02

Gece tüm performanslar bitti ve tüm bir ekip olarak yola düştük. Erol’la vedalaştık. Ahmet Ali bizimle kaldı. Bir süre Cihangir tarafında yürüdükten sonra güzel bir tepenin yamacına tırmandık. Burada nihayet midye yeme fırsatım oldu. Açlıktan öldüğümüz için hemen oradaki bir köfteciden önce beş sonra yedi sonra on bir tane köfte ekmek sipariş ettik. Güzel bir boğaz manzarası eşliğinde yemeğimizi yedik. Sonra Ahmet’le birlikte grubun diğer kalanından ayrıldık. Ahmet’in evi de Keyb gibi karşı taraftaydı. Buraya gitmek için harika bir yol varmış meğer: Taksim Meydanı’nın ilerisinden dolmuşlar kalkıyor ve 24 saat çalışıyorlar. Taksim Meydanı’nda Ahmet Ali’nin kardeşi Alper ve nişanlısı Petra ve arkadaşı Baran ile buluştuk. Hepimiz gittik ve bekleyen dolmuşlardan birine atladık. Dolmuşçu saatte 130 km hızla (ekmek çarpsın) bizi yaklaşık 20 dakikada karşıya geçirdi, Ahmetlerin mahalleye indik. Gece saat 3’e yaklaşıyordu ve yollar bomboştu. Ahmetlerde hiçbir şey yapmadık ve doğrudan uyuduk. Yorgunluktan kırılıyorduk hepimiz. Burada Ahmet ve Petra’nın müthiş misafirperverliğiyle ağırlandık. Her ikisine de teşekkür ederim. Hatta Petra için: Díky za vaši pohostinnost půvabné.

roxy01

Ertesi sabah da erkenden uyandık. Dün bindiğimiz dolmuşun bu sefer tersi istikametinde gidenine bindik. Ahmet sağ olsun durağa kadar bıraktı kardeşim. Sabah erken vakit olduğundan ve o gün resmi tatil olmasından dolayı yine trafik azdı ve bu sefer de yarım saatte karşıya geçtik. Dün bindiğimiz yerde, Meydanın yukarısında, dolmuştan indik. Kahvaltı yaptık. Önceki gün yarışmanın düzenlendiği yerde bir plakçı görmüştüm. Alperlerle buluşmamıza daha vardı. Biz de bu plakçıya gittik. Ancak kapalıydı. Geri dönerken yolda Efendi’yle karşılaştık ve hep birlikte tekrar İstiklal’e doğru yürüdük. Burada otobüse giden servis aracı kalkana kadar bir mekanda oturduk. Önceki gün hakkında değerlendirmeler yaptık. Saati geldiğinde servisin kalkacağı yazıhaneye gittik. Kısa süre sonra da servis geldi. Şaşılacak şey, 20 dakikada Alibeyköy Cep Otogarı’na geçtik. Otobüse bindik ve uyuduk! Cidden uyuduk. O kadar yorulmuştuk ki iki gündür… Bir ara gözlerimi açtım, otobüs İstanbul’dan çıkmak üzereydi. Sonra Sakarya Otogarı’na kadar yine uyudum. Ondan sonra da bir daha uyuyamadım. Eskişehir’e kadar birkaç film izledim. Saat 20.00’ye doğru Eskişehir Otogarı’na ulaştık ve iki günlük bu Roxy macerası bir süreliğine bitmiş oldu.

Yarışmaya katılan tüm gruplar. Tıklayın ve büyük halde görün.

Yarın (Cuma günü) yarışmanın sonuçları açıklanacak. Heyecanla bekliyor olacağız biz de. Merak etme sevgili okur, sen de sonuçları herkes önce buradan öğreneceksin. Bol şanslar EFENDİ!

NOT: Yakın zamanda grubun videolarını ekleyeceğim. Birkaç gün sonra yazıyı yine kontrol edin 🙂

Bu Hafta Yıllık İzindeydim

Her güzel şey gibi bu güzel şey de, beş günlük yıllık iznim, bitti sevgili okur. Geçtiğimiz haftalar benim için her açıdan çok zordu. Bunalımlar, sıkıntılar, sıkışmalar derken çıkış yolumu yıllık izinde buldum. Geçen sene askerde olduğum için kullanamadığım  yıllık iznimden küçük bir parça kullandım. Geçen sene askerde demişken, geçen sene tam da bugün, 28 Şubat’ta yemin törenim vardı sevgili okur. Usta asker olmuştum, ödül almıştım. Sonrasındaki cumartesi ve pazar günleri de çarşı iznimiz vardı. Vay be ne zamanlarmış.

Geride bıraktığım haftanın en güzel yanı sabahları erken kalkmak zorunda olmayışım oldu 🙂 Evde yalnız kaldığım dört günün bir kısmında bazı özel işleri hallettim. Eh uzun süredir hafta içi Eskişehir’de olamıyordum. Diğer kısmında ise annemlere gittim.

Dün gece mesela… Annemin seramik kursundan getirmiş olduğu çamurla birbirinden komik şeyler yaptık. Şimdi bunların her biri fırınlanacak ve sırlandıktan sonra komik birer obje olarak sahiplerini bulacak. Dün öğleden sonra da Savaşalp‘le buluştuk. Çok uzun süre yine metal müzik muhabbeti yapabildiğim bir dostla bir araya gelmiş olduk. Playlistimiz Slayer, Disturbed, Pentagram ve bilimum sert abilerden oluşuyordu. Bu arada Savaşalp’e teşekkür etmek istiyorum. Tam da ihtiyacım olduğu anda bana harika bir kulaklık hediye etti.

Yazıda belirli bir kronolojik sıra izlemiyorum, aklıma geldikçe ekliyorum. Bugün evdeki sifonun bozulduğunu fark ettim. Lan daha birkaç hafta önce yenilemiştim. Ama sifonun tahliye sistemini tetikleyen kısmı bozulmuş. Yarın Koçtaş‘a gidip durumu anlatacağım, bakalım yenisini verecekler mi. Ha bir de ufak bir masa yapacağım kendime. Bugün gerekli vidaları falan almıştım ama ölçüde hata yapmışım, bu iş de yarına kaldı.

Önceki hafta ufak bir kaza atlatan yol arkadaşım Hasan Hüseyin arabayı yaptırmış. Bu hafta yine gidip gelmeye devam ediyoruz. Bu güzel bir gelişme oldu. Önümüzdeki ay muhtemelen dopdolu geçecek denetimlerle. En azından sürekli eve gidip gelebilmek iyi olacak.

Yüksek lisans tezimi nihai olarak geçtiğimiz pazartesi günü Fen Bilimleri Enstitüsü‘ne sundum ve mezuniyet için gerekli işlemleri başlattım. Eğer bir aksilik çıkmazsa bu hafta içerisinde ilişkim kesilecek ve mezuniyetim gerçekleşecek. Bu süreçte çok koşturduğum ve pek çok defa vakit kaybettiğim için güzel ve detaylı bir yazıyla tüm süreci anlatacağım. Olur da siz de bizim okulda Fen Bilimleri Enstitüsü’nde yüksek lisans yaparsanız bu yazı size epey faydalı olacaktır.

Bu yazıyı yazarken yıllardır kaliteli görüntülü bir versiyonunu aradığım Küçük Kovboy filmi yan sekmede iniyor. Cüneyt Arkın‘ın belki de sen sevdiğim filmlerinden olan bu Yeşilçam klasiğinin asıl özelliği ise film müziklerinin Ennio Morricone‘dan araklanmış olmasıdır 🙂 Ayrıca filmde pek çok yabancı artist ve aktrist rol alıyor ve yönetmeni de İtalyan Guido Zurli. Hemen inerse bu gece bu filmi izliyorum. Aslında bu filmle ilgili de bir yazı yazmakta fayda olacakmış gibi görünüyor.

Zaman zaman bizim çocuklarla benim evde toplanıyoruz, bisküvi yiyip çay içiyoruz. Demlik poşetiyle demliyorum çayı. En az beş altı çeşit de bisküvi açıyorum, kremalısı, kakaolusu, fındıklısı falan o biçim yani.

Bu hafta içi geç uyanmak çok iyi oldu ancak hep hastalıklarla uğraşmak zorunda kaldım, o açıdan kötüydü. Bir de uzun süre sonra ilk defa CV hazırladım. Bununla ilgili olup bitenler başka bir yazının konusu olacak.

Önceki gece Erol‘la konuştuk gece yarısından sonra. Şaşırttı, üzdü, güldürdü ve özlediğim Erol gibi konuştu. Erol bana epey yeni havadisler verdi. İstanbul’da buluşamadığımızdan dert yandık. Neyse, Eskişehir’e geleceği günü bekliyoruz artık.

IMG_20150228_005124

Mustafa – Murat – Ben

Hani bir başlığım var: Aniden Karşıma Çıkan İnsanlar diye. Heh işte, pazartesi günü tam da böyle bir şey oldu. Caner‘le, ilkokul arkadaşım ve hatta ilk arkadaşım Caner’le. Birkaç yıl önce yine karşılaşmıştık ancak ilk defa oturup sohbet edebilme imkanımız oldu. Sivrihisar‘dan konuştuk uzun uzun. Bilinçaltımızdaki Sivrihisar arka planını eşeledik. Gideceğim, kendime söz verdim, gidip aynı yerleri aynı sokakları tekrar, teker teker dolaşacağım.

Evet, yıllık izin sürecinde bilgisayarda da epey iş yaptım. Biriken işleri erittim. Ferhat abime yeni bir kartvizit yaptım yeni dükkanı için. Bir de askerden geldiğimden beri izleyemediğim bazı dizilerin sezonlarını toparladım. Bunları izlemeye başlarım yakında. En başta dediğim gibi, her güzel şey gibi bu güzel şey de bitti sevgili okur. Yarın bu saatler çoktan sendrom başlamış olacak. Yine Bilecik’in kabusu saracak her yanımı. Ulan artık yavaş yavaş sonuna geliyorum.

Bir Pink Floyd Çizgisi

Geçen gün Erol‘un Facebook‘taki yeni profil fotoğrafı çok dikkatimi çekti sevgili okur. Life Lines başlıklı bu görselde Pink Floyd elemanlarının özelliklerinin verildiği bir çizelge vardı. Google‘dan kısa bir araştırma ile bu çizimlerin The Pink Floyd Super All Action Official Music Programme for Boys and Girls isimli bir çizgiye ait olduğunu keşfettim. Bir kısmı renkli bir kısmı siyah beyaz olan bu çizgi romanın orjinali çok sınırlı sayıda olduğundan epey de değerliymiş onu öğrendim. Hemen tüm görselleri indirip Alf Kırtasiye‘den bastırdım sevgili okur. Orjinali olmasa da 16 sayfalık bu çizgi romanı da koleksiyonuma kattım. Şimdi biliyorum, senin de ağzın sulandı. Al o zaman aşağıdan tıkla indir, sen de kat koleksiyonuna.

Bu 16 sayfalık çizgi romanda farklı 3 öykünün çizimleri, orta sayfada bir büyük boy çizim, en arka sayfa yine renkli bir çizim, 3 tane şarkının sözleri ve bir tane fan testi yer alıyor. Şu adreste çok detaylı bilgi yer alıyor.

Bu değerli eserli pdf formatında da olsa sevgili okurumla buluşturduğum için “kendimi bir başka mutlu addediyorum”.

THE PINK FLOYD TOUR

Audio Kombat

audio kombatOkuldaki 3. yılımda aldığım dersler çok zor olduğundan kesin birinden kalırım ben bunların diye düşünüp 4 kredilik seçmeli Almanca I dersi almıştım. Hakikaten de dediğim gibi olmuş, o dönem bir dersten kalmıştım ama bu 4 kredilik Almanca dersi sayesinde ortalamam 2’nin altına düşmemişti.

Bu Almanca dersinden çok bir şey öğrenemedim. Zaten haftada 3 saat dersle hiçbir dili bir insana öğretmezsiniz. Bunu bizzat hocalarımız da söylüyordu. Kısa kesiyorum, Almanca dersini o sene Sertan Gür isimli bir hocadan almıştım. Kendisi yaşça genç bir hoca olduğundan kısa sürede çok iletişim kurabilmiştik. Ben çok seviyordum Sertan Hoca‘yı. Bir ara sınava deri mont ve postallarıyla gelince hocanın eski punkçılardan olduğunu, anarşist punk sevdiğini hatta bir zamanlar Bangkok BB ile çaldığını falan öğrenmiştim. Sertan Hoca aynı zamanda liseden yakın arkadaşım Serhat‘ın da öz be öz kuzeniydi.

Aradan biraz zaman geçti, kendisiyle konserlerde falan karşılaştık. Geçen gün de Erol‘la oturup sohbet ederken Erol bana Sertan hocanın kardeşi Süheyl’le yaptığı bir projeden bahsetti. Çok iyiymiş, Hayal Kahvesi‘nde sahneye çıkmışlar, iki kardeş müthiş setler çalmışlar, Erol’un ifadesine göre sahnede oradan oraya koşuşturmuşlar.

Aynı gece aynı mekanda Sertan Hoca’yı da görünce merakım iyice arttı ve Erol’un bahsettiği konserden sonra, kardeşlerden Süheyl‘in hazırladığı videoyu buldum. Süper! Yani elektronik müziği çok sevmem ama herhalde videodan mıdır yoksa müzisyenleri tanıdığımdan mıdır, pek bir ısındım parçaya da oluşuma yani Audio Kombat’a da. Buyrun siz de izleyin, yorumlarınızı yapın. Bunu sizinle paylaşmasam yatacak yerim yoktu inanın sevgili okur!

Videoyu izlerken çok eğleneceksiniz. Adamların da sahnede ne kadar eğlendiğini göreceksiniz, kendisi bu kadar eğleniyorsa ben eminim ki mekandakiler de süper vakit geçiriyordur. Dolayısı ile bir sonraki ilk konserlerine gideceğim. Bu adamları tanıyıp diğer parçalarını da dinlemek isteyenler için aşağıda uzun bir profil listesi oluşturdum. Kaçırmanız imkansız!

http://www.myspace.com/audiokombat
http://tr-tr.facebook.com/pages/Audio-Kombat/161037030584508?sk=info
http://soundcloud.com/audiokombat
http://vimeo.com/audiokombat
http://vimeo.com/suheylgur
http://www.suheylgur.com/

Proofhead FM, Ejderhalar, İtalya Filmi

İtalya dönüşü epey bir sıkıştı yine iş güç sevgili okur. Yapılması gereken çok fazla iş, çekilmesi gereken çok fazla dert var yine. Ama bu sıkışıklıkta dahi yine de kendime vakit ayırmaya önem veriyorum.

İtalya’dan geldiğim gün 1 TB‘lık harddiskimin çöktüğünü gördüm. İçerisindeki yüzlerce albüm gitmiş, binlerce klibim yalan olmuştu. Aşağı yukarı beş gündür parça parça da olsa bu albüm ve klipleri toparlamaya çalıştım yedeklerden. Ancak henüz yedeklemediğim bir klasörüm vardı. İçerisinde de yaptığımız işlerin tasarım dosyaları vs duruyordu. O klasörün gitmesi beni mahvetti. Neyse, yavaş yavaş da olsa telafi ediyorum.

FlatCast

Bir süredir 20 kadar arkadaşımla oluşturduğum bir sms listesinden şarkı isimleri paylaşıyorum. Bunu da bir radyo formatında yapıyorum. Komik oluyor bazen, bazen can sıkıcı oluyor, bazen listedekilerin de istek parça istediği falan oluyor. Listedekiler demişken kim bunlar hemen hatırlayalım: Alper, Ender, Erol, Sercan, İlker, Koray, Levent, Murat, Mustafa, Savaşalp, Ahmet, Merve, Aslan, Cihan, Ezgi, Halil, Orcan, Özge, Seval, Anıl ve Togay kardeşim. Uzun ama epey uzun süredir aklımda olan hatta bir ara Eskirock için denediğimiz ama sora bıraktığımız şu radyo yayını olayına girebilir miyim diye bir araştırma yaptım. Çok kısa sürede ücretsiz yayın yapmanıza izin veren bir siteye kayıt olup, yapmak istediğim şeyi yapabildiğimi gördüm. Yani bilgisayarımdan yaptığım yayını diğer bilgisayarımdan dinleyebildim 🙂 Güzel oldu.

Ancak bazı sorunlarım var. Birincisi dinleyiciler bir eklenti kurmak zorundalar. İkincisi ise yayın kalitesi birazcık düşük. Her neyse, şimdi bir kamuoyu yoklaması yapıp belki de haftanın bir günü birkaç saatlik radyo programları yapabilirim. Eğlenceli olur. Çok fazla kişinin dinlemesine de gerek yok üstelik. SMS radyomdan takip eden kişiler ve belki birkaç kişi daha fazlası yeter de artar bile 🙂

Ejderhalar dedim. Dünya üzerinde bir ejderhanın yaşabilmiş olma ihtimali var mıdır acaba? Olsa süper olurmuş. Neyse, blogun üzerindeki reklam banner’ına güzel bir ejderha koyayım diyorum. Aslında kararsızım. Belki de kolaj yapmalıyım çeşitli fotoğraf ve çizimlerden. Bu konuda yardım bekliyorum. Bana 990×180 piksel genişliğinde bir görsel lazım.

Hayır, İtalya'da Pisa Kulesi'ni görmedim.

Ve İtalya filmi demişim. İtalya’da elbette videolar da çektim. Bunların çoğunun arka planında ben konuşuyorum. Ama kendi sesim bana çok komik geliyor sevgili okur. Bu video blog olayını da o yüzden bir türlü cesaret edip koyamıyorum. Neyse, bu İtalya’da çektiğim videolardan kısım kısım alıp Hope To Find‘ın bir şarkısının altına ekleyeyim diyorum. Ne yaparım, nasıl yaparım bilmiyorum. Deneyeceğim bakalım.

Dert Tasa Sıkıntı Var

Bunların hepsi var şu ara. Calculus II vizesinden gene 40 45 beklerken 13 alarak hayata küstüm sevgili okur. Umudum da hevesim de iyice kırıldı lan. Kantine gitmek istemiyorum. Kantine gidince de hemen işimi halledip kaçıyorum laboratuvara geri. Eskiden olsa öyle mi olurdu lan, fakültenin güzel kızlarına bakardım, Erol‘la muhabbet ederdim, milletin masada bıraktığı gazeteleri dergileri okurdum. Hem kişisel gelişimime katkıda bulunur hem de o anda açık Kral TV’den piyasada dönmekte olan şarkıların kliplerini göz ucuyla izlerdim. Lan artık kimse kalmayınca kantinin mantinin de tadı olmuyor. Herkes mutlu lan, bakıyorum herkes geçmiş Calculus’u, öff başka hiçbir dertleri yok. Krallar gibiler. Bir de bana bak lan.

Red Riding Hood

Geçen gün Red Riding Hood diye bir film izledim. Kırmızı Şapkalı kız masalına epey bir boyut kazandırmışlar, cidden beğendim. Çok iyi hedef şaşırtıyorlar. Bir de dürüst olarak söylemek gerekirse filmin başından beri erkek seyircilerin %90’ının istediği şeyin filmin sonunda olması ayrı bir kayda değer noktaydı. Amanda Seyfried‘ı buradan öpüyorum lan. Çok samimiyetle öpüyorum kendisini.

Tekirdağ Köfte

Dün Sercan‘ın Tekirdağ‘ın en iyi köftecisinden getirdiği Tekirdağ köfteleri ıslattık Volkanlar’da. Volkan yoktu, daha gelmedi, onun anısına da ben gece boyunca hep matkapla oynayıp durdum. Hırvastistan maçını izledik. Kalecimizi alnından öptük. Alper de öptü. Bu arada Sabhankra‘nın Moonlight‘ı klavye ve gitar olarak çıkardık sayılır sevgili okur. Çok yakında yeni süprizlere hazır ol. Acayip olacak.

Dün Sercan’ın interneti hızlı diye biriktirdiğim dizi bölümlerini indirdim onlarda. Lan hepsini benim taşınabilir harddiske attım. Eve geldim, harddiski bilgisayara taktım ve geri zekalı “BİÇİMLENDİRMENİZ GEREKİYOR ABİ AÇMAK İÇİN” hatası verdi. Yani ayıp lan. Deli oldum. Şu anda da halen File Scavenger programı ile harddiski tarıyorum. Bakalım kurtaracam lan umarım formata gerek kalmadan.

Dediğim gibi sıkıntı çok. Ama iyi şeyler de olmuyor değil. Mesela bakalım yakın zamanda ilk ödemeyi alacağız projeden. Borcumu harcımı düzeltip rahata ereceğim. Bir de Sercan’la Merve‘ye bir sözüm var bakalım onu yapacağım. Ha bir de Alf Kırtasiye‘den bir süredir biriktirdiğim DVD kapaklarını bastıracağım.

Sivrihisar’dan tanıdığım bir arkadaşım var, Sevinç. Kendisi THY‘de aşçı olarak çalışıyor. Biniyor uçağa, Dünya’nın dört bir yanına uçuyor. Önceki akşam konuştuk biraz, nasıl mutlu oldum anlatamam. Japonya’daymış şu an. Dedim ki hemen benim koleksiyonuma bir tane Japon günlük gazetesi getir. O da sağolsun çok daha fazlasını getirmiş bugün mesaj attı. Bu beni mutlu eden bir diğer olaydı.

Geçen gün tarayıcının driver’ını bulamadığımdan bahsediyordum ya buldum onu kurdum. Şu an sistem maşallah çok kararlı sevgili okur. Bu arada şu yazımda aldığımı söylediğim mouse bozuldu. Kendi kendine kapanıyor. Gittim bugün Teknosa‘ya garantiye yolladım, bakalım neler olacak.

Çok uzun süre önce sözünü verdiğim video blog olayına başlıyorum artık. Yarın ilk videoyu Alper’le çekeceğim. Kısacık videolarla haftada bir ya da iki defa sizlere cam açacağım.

Volkan’ı, İlker‘i ve Savaşalp‘i çok özledim. Epeydir bir araya gelemiyorum bu adamlarla. Hepsine sevgiler.

Bu arada Doğa ve Çevre Kulübü olarak salı günü gittik Levent‘le dilekçeleri teslim edip resmen göreve başladık. Haydi bakalım.

Doğa ve Çevre Kulübü Bursa – Mudanya Teknik Gezisi

Tam 1 hafta önce bugündü sevgili okur. Finallerden önceki son bir kaçamaktı bu bizim için. Kulüpten arkadaşlarımız ve Alper ve Erol kardeşlerimle birlikte sabah 9’da Yunus Emre Kampüsü‘nde buluştuk ve hareket ettik. Alperle birlikte gidiş yolu boyunca Resident Evil 4‘ü izledik. Filmi beğendim beğenmesine de artık ne kadar daha uzatırlar, devamı nasıl olacak diye sıkıldım bir anlamda da . Yalnız filmle ilgili bir dikkat ettiğim olay da şudur ki, filmde Prison Break‘ten tanıdığımız Wenthworth Miller‘ın oynama sebebi sadece şu repliği söyleyebilmek için: “I know the way out!” Yuh lan 🙂

Neyse, yolculuğun sonunda Alper’in yol tarifleriyle varabildik Erikli Suyu İçme Tesislerine. Ve teknik gezimiz (!) yaklaşık 15 dakika içerisinde bitti. Evet bu kadar kısa sürdü. Neden böyle oldu peki? Zira meğer bizim Erikli’yi Nestle gelmiş satın almış. Bizim ülkemizin belki de en kaliteli bu içme suyunu kendisi üretip satıyor. Oradaki vardiya amiri sadece kendi konusu ile ilgili şeyleri biliyordu. Onun dışında tek bir şey bilmiyordu. Dolayısı ile sorduğumuz üç beş soruya da doğru dürüst cevap alamadık. Türkiye’nin en geniş pazar payı olan suyunun üretildiği tesisi sadece üretim hattı boyunca bir koridorun içerisinden yaklaşık 50 metre uzaktan görebildik. Gördüğümüz şeyler çok da bizi şaşırtan şeyler değildi. Önce suya herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını sorduk klasik olduğu üzere. Kesinlikle hayır dediler. Daha sonra ozonla dezenfekte ettiklerini öğrendik. Petlerin dezenfeksiyonu  da kimyasallarla yapılıyormuş.

 

Erol ve Alperle

Neyse işte bildiklerimizin üzerine birşey öğrenmedik işin aslı. O açıdan çok zayıf bir teknik gezi oldu. Ne görevli kimseyi görebildik bir amir dışında, ne de bir teknik eleman. Eğer sorularımız varsa kimyagerlerden birisi gelip sorularımızı yanıtlayabilirmiş. Öyle dediler. Biz de yazar sonra yollarız sorularımızı dedik. Nestle satın aldığı için tesiste aldığınız nefesi bile izinle alıyorsunuz. Bu noktada çevre mühendisi arkaşlarımın hepsinin vakti geldiğinde Eskişehir’imizin güzide suyu Kalabak Suyu‘nun tesislerini görmelerini tavsiye ederim.

 

Çınar Izgara

Erikli’den sonra yolculuğun güzel kısmı başladı. Önce şehir merkezine gidip hakikisini değil ama hakikisine en yakın olan İskender’in yedik. Çınar Izgara diye bir mekan burası. Ulu Camii’nin hemen yanında. O kadar çok tereyağı dökmüşler ki etin tadını alamadan bitti yemek. Biz de artık n’apalım kader böyleymiş diyip ayrıldık. Mekan fena değil gibiydi ya bi de gidip siz görün bakalım. Erol kardeşimiz, Alper kardeşim, Hicran ve Özlem hocalarımız ve alt sınıflardan dört arkadaşımızla ki Özgün de bunların içinde aynı masada oturduk. Hemen arkamızda Candanlar oturuyordu. Şimdi neden böyle önemsiz bir detaya girdim inanın bilmiyorum bende.

 

Taş Mektep

İskenderleri yedikten sonra, neden seçildiğini bilmiyorum ve seçildiği için kimseyi eleştirmiyorum, Mudanya‘nın Trilye kasabasına doğru yola çıktık. Burası 1 saat içinde gezip görülebilecek, deniz kıyısında olan küçük bir yer. Kasabada artık yıkılma tehlikesi olan bir kilise ile bir papaz tarafından yaptırılmış olan

Alper ve Ben

kasabanın belki en eski ama hala en heybetli yapısı olan bir okul var. Bu okula da “Taş Mektep” diyorlar. Bakımsızlıktan artık bu da yıkılmaya yüz tutmuş vaziyette.

Kulüp başkanımız Gülsevin, burada 1 saatlik bir serbest zaman tanıdı bize. Alper ve Erol’la birlikte hızlıca bir kasaba turu yapıp hemen sahile indik. Sahilde yine Özlem ve Hicran hocalarımız, alt sınıftan arkadaşlarımız (ki bazıları Büşra, Gülin, Gamze idi) oturup çay içip çekirdek

Erol'la kilisenin yanında

çitleyerek zamanın dolmasını bekledik. Bu seneki 40 lira zamlı ilk öğrenim kredisini de burada çektik.  Ayrılma vakti geldiğinde yolculukla ilgili sıkıntılar da başlamış oldu burada . Saat başında hareket edeceğimizi söylememize rağmen ancak buçukta hareket edebildik. Otobüste yarım saat bekleyince bize eşlik eden şoförlerle başkanımız arasında ufak çaplı bir sıkıntı yaşandı. Sonradan halledildi ama.

Nihayet kasabadan hareket edebildik. Mudanya’ya gelene kadar bir çiş molası  problemi peydah oldu tüm otobüse. Bira içebildiğini kanıtlayanların çişi gelmişti doğal olarak. Mudanya’ya vardığımızda da tam olarak 2.5 saatlik bir serbest zaman tanındı bize. Biz yine ekibimizi bozmadan

Özlem Hoca - Ben - Alper - Hicran Hoca

Alper, Erol ve yanımızda iki hocamız olduğu halde sahildeki bir balık lokantasına daldık. Camın kenarına oturduğumuz için bizim kafileden de görenler içeri geldi. Bir süre sonra mekanı tamamen doldurmuştuk. Güzel de oldu. Ayıptır söylemesi hayatımda yediğim en güzel levreği ben burada yedim. Mükemmeldi lan! Gecenin sonunda en mutlumuz elbette ki acayip içten davranıyormuş gibi yapan ama 5 liranın hesabını yapabilen lokanta sahibi oldu 🙂 Sağolsun normalde 35 lira yazıyormuş içeceğe bize 30 yazdı. Bu arada fiyatları da yazayım da sevgili okur, Mudanya’da balık yemek istersen haberin olsun. Levrek kızartma 15 lira, salata 10 lira, tatlı 10 lira.

Masamız (Ceren çekti bu kareyi)

Ama dediğim gibi levrek müthiş lezzetliydi. Kafile saat ilerledikçe pamuk gibi olmaya başladı. Mekandan çıkarken en son herkes göbek atıyordu mesela.

Mekandan çıkıp hızımızı alamadık ve midye de yedik Alper, Erol ve ben. Saat 8’de buluşacaktık ama yine aynı zihniyet sayesinde yarım saat geç hareket ettik. Yol boyunca “yakışıklılıktan artık komaya girme derecesinde olan” bu zihniyet bize işkence etti. Bursa’dan Eskişehir’e dönüşhiç bu kadar çekilmez olmamıştı sevgili okur. En son şoför bile tepkisini dile getirdi. Ortam birazcık yumuşasın diye ufak bir mola verdik. Daha sonra sessizce Eskişehir’e doğru yol almaya başladık. Nihayet 11 gibi eve geldim sevgili okur.

Bu gezi dönüş yolunu saymazsak çok eğlendiğim bir gezi oldu kendi adıma. Erikli Suyun gösterdiği aşırı ilgisizlik canımı sıksa da bizim Kalabak Suyu’muzun kalitesini düşüp mutlu oldum 🙂 Ayrıca bu gezi de önemli bir insanla da tanışmış oldum. Hicran ve Özlem hocalarımızla olan samimiyet seviyemizi ciddi boyutlarda arttırdık. Erol kardeşimizin devrimci bakış açılarına şahit olduk mesela. O açıdan güzel oldu diyebilirim.

Herkese sevgi, saygı ve aşklar.

NOT: Siyah beyaz fotoğraf çekme fikri aşırı devrimci Erol’un fikriydi. Aksi belirtilmedikçe fotoğrafların tamamı Erol’a aittir.

Kısa Film Çekmek

Zor iş, başta bunu söyleyeyim. Hele ki bizim gibiyseniz acayip zor.

Geçtiğimiz hafta sonumuzu Yeşil Kamera adlı organizasyona kısa film çekmek için harcadık. Aslında katılmayacaktık ancak son anda sitelerindeki “film göndermek zorundadırlar” ibaresini görünce dedik saçma falan bir şeyler yollayalım.

İyi oldu aslında. Çok şey öğrendim. Mesela Türkiye’deki sayılı elektronik atık toplayıcılarından olan Media Markt‘in bizim elektronik atıklar ilgili kısa filmimizdeki bir sahnemiz için izin vermemesi çok düşündürdü bizi. Üstelik bunu biz size döneriz diyerek geçirtirmeleri daha bir düşündürücü ve aslında ayıp oldu. Media Markt’a kalsa halen daha dönmelerini bekleyecektik. Benzer şekilde 15 saniyelik bir sahne için bir haftalık izin bürokrasisi şartı koşan Cinebonus‘a ve Teknosa‘ya teşekkür ederiz.

Ama teşekkürün en büyüğünü okulumuzu temsil etmek adına katıldığımız bu yarışmada 30 saniyelik bir görüntü için bir boş oda vermeyen okulumuzun kendi hastanesi Mavi Hastane‘ye ediyorum. Bu sebepten senaryoya hiç istemediğimiz eklentiler yapmak durumunda kaldık. Filmin en önemli sahnesini de bir türlü canladıramayınca film çöpe döndü. Allahtan montajını bizim İlker‘e yaptırdık da oradan biraz kotardık durumu.

Ama Erol‘la Volkan‘ın montaj esnasında bu kadar ciddi hataya nasıl izin verdiklerini bir türlü anlayamadım. Filmin sonuna bir müzik koysaydınız lan!

Neyse, dediğim gibi bu olay epey zor bir iş. Ama zevkli. Yalan söylemeyeceğim, yakın zamanda böyle bir proje olursa yine girerim. Çünkü bu sahne arkası muhabbetleri çok komik oluyor. Her filmde olduğu gibi bunda da yine en yırtık karakteri ben canlandırdım. Benim dışımdaki oyuncular ise çok da yabancı olmayan Alper, Erol, Volkan (hem çekti hem oynadı), Funda, Selma, Alper ve kuzeni. Sağolsun hepsi de.

Dediğim gibi film aklımdaki filme çok az benzediği için bir ödül vs beklentim yok. Bu sebepten de burada sizinle paylaşmıyorum. Ama set arkası fotoğraflarından koyacağım. Her biri de epey güldüğümüz anlara ait. Sonucunda birşey çıkmasa da emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliyoro.

Sünger Birahanesi

Volkan'ın Evi

Volkan'ın Evi

Bayrak Direği

Mavi Hastane

Mavi Hastane

Mavi Hastane

Volkan Mutfak

Volkan'la İlker

Termik Santrale Gidiyoruz

Enerji Üretiminden Kaynaklanan Çevre Sorunları dersine bayılıyorum. Gerçekten. Daha geçenlerde 2 tane hidroelektrik santraline gitmiştik. Yarın da hocamız yine sözünü tutup bizi Seyitömer Termik Santrali‘ne götürüyor.

Enerji üretmenin en pis ama malesef en yaygın yöntemlerinden birisi termik santraller. Yarın gideceğimiz santralde eğer yanlış hatırlamıyorsam Türkiye’deki diğer santallerden farklı bir sistem uygulanıyormuş. İnternetten biraz araştırdım. Bakalım yarın canlısnı görebilirsek aradaki farklar ne olacak.

Yolculuğumuz biraz uzun sürecek. O yüzden yol için şimdiden bir şeyler planlamaya başladım.

Bıu arada aklıma gelmişken elektronik atıklarla ilgili bir kısa film çalışmasına başladık. Erol ve Volkan‘la birlikte çalışıyorum. Yarın bir aksilik olmazsa ikisi çekmeye başlayacaklar. Lan aslında yarın ben burada yokum ya pek çok şey bensiz başlayacak. Mesela başımıza bela olan ama bir yandan da keyifle devam ettiğimiz Temel İşlemler laboratuvarı deneyimizde çok önemli bir virajı dönüyoruz yarın. Grup arkadaşımız Aslan Abi‘mize bizim yokluğumuzda başarılar diliyorum.

Az önce topluca eğlendiğimiz bir yerden geldim. Pislik olsun, isim vermiyorum. Güzeldi eğlendim. Ancak aklım bugün olan ve neredeyse bedava fiyatına gerçekleşen Chaos Fest 8‘de kaldı. Kısmet.

Son olarak da şampiyon Bursaspor‘u tebrik ediyor; Alper kardeşime mutluluklar diliyorum 🙂

Sessiz Sular

Bu yazının başlığını seçerken en büyük yardımı az önce 1-0 yenerken 1-1 berabere kalan takımım Galatasaray’ın verdiği ilhamla yazdım. Çok değil, arada güldür yüzümü. En azından kırk yılın başı buldum internetten izliyim dedim. Ayıp be. Neyse.

Bugünler normalde olması gerekenden biraz daha rahat geçmeye başladı. Artık grupça sorumluluk sahibi olduk ve ödevleri, projeleri günü gününe yapmaya başladık. Bu da bize diğer projeler için vakit kazandırıyor. Bu arada diğer projelerde de iyi durumdayız. Hava Kirliliği dersi projesinde artık herşey hazır. Matematiksel işlemleri yapmaya başladık. Enerji dersi için yapacağımız sunum için de hazırladık herşeyi, bir tek sunuma yazmak kaldı. Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları kongresi için yazdığımız bildiriyi yazdık; tahminim nihai halini yolladı kızlar. O iş de hazır yani. Şimdi Temel İşlemler Laboratuvarı projesi için çalışıyoruz. Onun da aslında büyük kısmı bitti. Rapor yazıp asistanımıza vereceğiz, beğenirse deneylere başlıyoruz.

İşte tüm bu ahval şerait içerisinde dahi rahat duramadım ve Volkan‘la Erol‘un yanında Yeşil Kamera adlı bir proje yarışmasına katıldım. Bakalım yarışma düzenleyenlerin belirleyeceği kategoriye göre beş dakikalık kısa bir film hazırlayacağız çevre sorunlarıyla ilgili. Kazanırsak yedi bin lira para ödülü alacağı; kazanamazsak da şanımız yürür lan olsun 🙂 Yalnız yarışmayı düzenleyenlere helal olsun; insan herşeyi karmakarışık olan, neyin ne olduğu bu kadar mı belli olmayan bir organizasyon düzenler de üstelik katılım koşulunu 3 değil 5 değil illa ki 4 kişilik gruplarla sınırlandırır? Bravo.

Bugün laboratuvardan hayatımızın rekorunu kırarak erken çıktık; kısa sınavında çuvallamamıza rağmen, güzel bir deney oldu. Seviyorum bu asistanlarımızı hehe 🙂 Deney raporuna da başladım bugünden. Hafta sonu çok acayip işlerim var. Zaman kalsın biraz onlara.

Bugün İlker‘e 2 sayfa bir şey çevirdim. Yemin ediyorum fevrim döndü ne olduğunu bilemedim ya. Kitabı yazan adam o kadar teknik yazmış, o kadar uzun cümleler kullanmış ki, elimde olmadan bazı cümleleri saçma bir şekilde çevirdiğimi farkettim. Hemen bir örnek vereyim:

Bu yüzden şekil 2.1 deki farklı dienophile’lere bakacak olursanız, butadiene 2.1’in ikizleşmesi, acrolein 2.4 Metil acrylate ve benzer güçteki elektron veren değişken Z’lere  sahip metil vinil ketonla’la olan tepkimesinden daha yavaştır ve benzer bir hızda gerçekleşir ancak bir beta-alkil substituent’i olan siklohegzan 2.5 çok az reaktiftir.

Hakkaten zormuş bu. İlker ve Onur‘a sevgilerimi yolluyorum buradan. Bugün Alper’i harbiden ne kadar sevdiğimi ve Sercan’ın Koray’ı harbiden ne kadar sevdiğini anladım sevgili okur. Diyeceksin bana ne? Haklısın, olsun ama ben yine de anladım. Bu arada çarşamba prova alalım İlker. Çok ara verdik yine.

Bugün okulda hiç langırt oynamadık ya. Hakkaten artık verdiğimiz paraya acımaya mı başlıyoruz yoksa? Ayın 7’si gelmiyor bir türlü. Kaç gündür paramız pulumuz yok. Alper bile otobüsle gelip gitmeye başladı. O kadar! En iyisini bizim asistan Ömer abi yapmış, almış kendine bir motor. Onla gelip gidiyor.

Ah sevgili okur ah, geldi bahar ayları, gevşedi bir tarafımızın yayları. Ayar tutmuyoruz yeminle. Derse merse giresimiz yok. Hava da bir güzel, bir güzel anlatamam. Okuldan yürüyerek gelebilir miyim diyorum. Hem yaptığım rejime bir katkısı olur. Ha bu arada evet ben rejim yapıyorum. Öle çok da kasmıyorum. Sadece ekmeği azalttım ve dışarıda yemek yemeği kestim. Bir de okuldan sonra çarşıda falan hızlı hızlı yürüyorum. Dur bakalım göreceğiz kısa sürede faydasını inşallah.

Kulaklığım bozuldu. O yüzden bir haftadır okula gidip dönerken insanların konuşmalarını dinliyorum. Lan bazen çok komik oluyor da çoğunlukla tahammül edilmez oluyor. Ama bunun bendeki bu sağdan soldan kendime malzeme çıkarma yeteneğime katkısı inanılmaz. Bugün eve gelene kadar Fizik dersinden kalan bir kızın öne sürdüğü inanılmaz iddiaları dinledim. Üstelik bu kız Batıkent’te oturuyormuş. Kulaklık alıcam Philips’in 15 liralık var bir tane. Mükkemel, ondan alıcam yine.

Sercan‘ın eve çıkma durumu var. Sercan eve çık artık da, şu dışarda yeme işini sizde bitirin, makarna yaparız lan. Pizza bile yaparız. Her yola gideriz valla. Ben hatta mangal bile yapabilirim. Bu aralar acayip canım çekiyor. Sercan’ın odaya bir takım pijama, bir çift terlik bir çarşaf atma durumum var. Şimdiden söylüyorum, zamanı gelince yamuk yapmaz inşallah. Volkan bir temiz olmuş, bir temiz olmuş sevgili okur anlatamam. Odasına bir tane daha gardrop almış; mükemmel bir zeka örneği sergileyip artık kirlileri birinde, temizleri birinde saklıyor. Böylece koku problemini halletmiş yavrucak.

Supernatural’i tekrar baştan almaya karar verdim. Dizi akıyor resmen! Hatta yeter bu kadar yazmak, gidip yine izleyeyim.

NOT: Lilith, Deadquenn, Curly sizleri görüyorum.