Tag Archives: Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi

Antalya’da Hasta Oldum!

Bloga “hasta oldum” başlığı ile yazdığım 5. yazı olmuş bu 🙂 Malumunuz üzere geçtiğimiz haftasonu Antalya‘daydım. Cuma sabahı otele giriş yaptıktan sonra kısa bir süreliğine sahile gitmiştim üzerimde gömlekle. Acayip bir esinti vardı. Sonra geri döndüğümde oda buz gibiydi. Üzerime bir “yorgan alıp” öylece uzandım yatağa, sonra yemeğe gittim. Akşam üzeri de odadaki klimayı en sıcağa aldım ve altında uyudum. Muhtemelen bu üçgenin bir köşesinde olan oldu ve soğuk aldım. Aynı akşam pek belli etmesem de (hatta oturup bloga yazı yazdım) üzerimde hafif  bir kırgınlık vardı.

Eğitimin ilk günü Eskişehir‘den dostlarım Halil Bey, Hülya Hanım ve Sanem Hanım‘la yeniden görüştük. Uzun süre olmuştu görüşmeyeli. Halil Bey ve Hülya Hanım’la 2008’de Eskişehir İl Çevre ve Orman Müdürlüğü‘nde yaptığım stajdan; Sanem Hanım’la da 2011’de Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi‘nde yaptığım stajdan tanışıyorduk. O akşam lobide vakit geçirdikten sonra odaya döndüm. Tam odaya girecekken Yasin Abi aradı ve tekrar lobiye döndüm. Edirne’den Kerim Abi‘yle epey bir sohbet muhabbet olayına girdik. Renkli ışıklar altında onlar dans ederken ben daha fazla dayanamayıp odaya çıktım. Uyudum. Ancak çok doğru dürüst bir uyku uyuyamadım: Hastalanmıştım zira.

Hastalık meselesi başa belaydı ancak eğitim de önemliydi. İkinci gün ne kahvaltı da ne öğle yemeğinde bir şey yiyebildim. Bir de öğleden sonra  Antalya’da bulunan Hurma Atıksu Arıtma Tesisi‘ne gittik uygulama eğitimi için. Yaklaşık 2 saatlik gidiş geliş beni iyice sersem bir hale getirdi. Sağolsun Halil Bey’in verdiği “A-ferin“i içip sarıldım yorgana. Akşam saat 21.30 civarı tamamen sulara batmış olarak Halil Bey’in telefonuyla uyandım. Sağolsun nasıl oldum diye sormak için aramış. Hemen kalkıp bir duş aldım. Üstümü başımı değiştirdim ve odadan dışarı çıkmadım. İşte o gece Beşiktaş‘ın maçı vardı hani Fener’i son dakika golüyle yendiği. Yasin abi de oradaydı. Oda da yalnızdım.

Çok uzun süredir hem yalnız hem de hasta olmamıştım. Biraz hüzünlü de olsa garip hissediyordum. Şansıma Tipsy Channel‘de Pink Floyd Gecesi varmış. Açtım. Ardı ardına geliyordu David Gilmour‘ın şifalı sözcükleri kulağıma. Bir süre sonra tamamen ayılıp kendime geldim. Yasin abi de geldi. Oturduk gece yarısını biraz geçene kadar internetten eski Şahan videolarını izledik. Sonra uyuduk. Ertesi gün öğleden sonra artık yola çıkacaktık.

Dönüş yolculuğu bu zamana kadar yaptığım en güzel dönüş yolculuğu oldu. Bilecik’ten Onur, Yasin, Şemre ve ben yani dört kişi ve İstanbul’dan da Orhan Bey olmak üzere toplamda 5 kişi Onur Bey’in arabasıyla yola çıktık öğleden sonra. Yavaş yavaş geldik. Gece geç saatte geldiğimizde hastalıktan kurtulmuş olmanın verdiği sevinç, yolculuğu vermiş olduğu yorgunluk ve kavuşmanın vermiş olduğu hüzünle yatağıma çullandım adeta.

Her gidişimde bana başka bir şey öğretiyorsun Antalya. Sana karşı çok “hisli duygular” içerisine girmeye başladım. Diğer seferlerden farklı olarak bu sefer otelde iki tane de bayan futbol takımı vardı. Bir tanesi Moskova’dan “SHVSM IZMAILOVO” takımı; diğeri ise Alman bir takım ama adlarını hatırlamıyorum. Benim hasta olmama tezat hava epey hoş geçti. Yani otelde falan sürekli olarak denizden dönen turistleri gördüm. Muhtemelen geçen sefer Sinem‘le çok dalga geçtiğim için, bu sefer ben aynı duruma düştüm. İnsanlar şort tişört gezerken ben kot montla gezdim.

Eğitime geri dönecek olursak şimdiye kadar katıldığım en kaliteli eğitimdi. Şöyle ki kendi adıma çok verimli geçti. Özellikle dağıttıkları dökümanlar çok kaliteli idi. Her ana başlık altında gerekli olabilecek tüm kaynakları tek bir rehberde toplamak çok akıllıca olmuş. Ayrıca eğitim süresince izlenen program da çok başarılı ve yerindeydi. İlk defa anlatılanların uygulaması da yapıldığı için her şey dört dörtlük oldu ve bitti. Değerlendirme sınavı beklediğimizden çok farklı çıktı. Epey zordu ve tam 50 soruydu. Yavaş ama emin adımlarla çözdük teslim ettik kağıtlarımızı.

Bir Baraj Gezisi

Gökçekaya Barajı

Enerji Üretiminden Kaynaklanan Çevre Sorunları isimli seçmeli dersimi, bu blogu okuyan herkes biliyor olmalı. Yer yer eğlenceli bir ders bu. Eğer bir şekilde programınızda falan varsa almanızı tavsiye edebilirim. Her neyse, bugün bu ders kapsamında yapmayı planladığımız iki teknik geziden birisi olan Hidro Elektrik Santrali (HES) gezimizi yaptık. Eskişehir sınırları içerisinde bulunan, bölgenin en büyük, Türkiye’nin de 8. büyük HES’i Gökçekaya Barajı ve Hidroelektrik Santrali‘ne gittik. Bu baraj, 1972 yılında yapılmış en eski HES’lerden birisi. Alpu ilinin sınırları içinde. Kurulu gücü 275 MW.

Yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra tesise vardığımızda jandarmanın atış talimi ya da ona benzer birşey yaptığını öğrenip planımızda olmadığı halde bir sonraki baraj olan Yenice Barajı‘na gittik. Ankara Nallıhan sınırları içinde.  Bu baraj 2001 yılında üretime başlamış ancak yapımı daha eskilere 80’lere gidiyor. Romanya‘daki bir hidroelektrik santralinden sökülen parçalar klasik olduğu gibi bizim ülkemize getiriliyor. Yıllarca devletin bürokratik engellerinden dolayı bekliyor. En son 1999’da kuruluyor ve 2001’de devreye alınıyor. İşin komik yanı, bu barajın elektrik üretebilmesi bir mucize imiş. Burada üretim yapılamaz raporu verilmiş ama tesis çatır çatır üretiyor. 32 MW kurulu gücü var buranın da. Burada çalışan genç bir mühendis barajın işi öğrenmek için harika bir yer olduğunu söyledi çünkü sürekli hata veriyormuş 🙂 Teknik bir detay olarak, geçen haftalarda yaptığımız hidroelektrik santralleri sunumundan aklımda kaldığı kadarıyla türbin tipini sordum. Burada kaplan tipi türbin kullanılıyormuş. Burada sürekli üretim yapılıyor ve üretilen elektrik Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi‘ne veriliyormuş. Bu küçük HES’te gezimizi yaptıktan sonra asıl hedefimiz olan Gökçekaya’ya yeniden yöneldik. Yaklaşık yarım saatlik bir yoldan sonra tekrar geldik Gökçekaya’ya.

Cebri Borular

Sağolsun oradan bir mühendis bize eşlik etti ve geldik baraja. Ama ne baraj! Su düşüm yükseliği 110 metre civarı. Diğer barajın ki 24 metre idi. Bunda da 3 tane türbin var ama ürettiği elektrik daha fazla. Ve bu barajın elektriği doğrudan tüm yurdun şebekesine bağlıymış. Baraj konumu olarak dengeleyici görev yapıyormuş. Asla tam kapasiteyle çalışmıyor, ihtiyaca göre üretim yapıyormuş. Mühendisin söylediği şey 4 senedir orada çalışıyormuş ve sadece tek bir defa üç türbini de aynı anda çalıştırmışlar. Diğer barajdan farklı olarak burada ağır bir koku vardı. Bu da biriktirme haznesinin önünde oluşan gölde artık ötröfik bir durumun oluşmasından kaynaklanıyordu. Zira kenardaki kayalar bile simsiyah olmuştu. Artık suyun dibinde sedimentler birike birike barajın ömürünün hesaplanandan daha erken dolmasına sebep olacaklarmış.

Her iki barajda da türbinlerin su girişleri, hilal şeklindeki yapının uçlarına yakın şekildeydi. Bunun sebebi en ideal su basıncını elde etmek içinmiş. Benim çok garibime gitti, Gökçekaya’da barajın su biriktirme haznesinin inşaatında betona tek bir demir koymamışlar. Hatta bir insan saçı bile düşmemiş! Saf betonmuş. Lan bu durum, barajı daha dayanıksız yapmaz mı? Anlayamadım bir türlü. Baraj dolgu tipi baraj ve Francis türbinleri kullanılıyor. Buradaki teknoloji öbüründen daha eski. Burayı inşaat olarak İtalyanlar ve teknoloji olarak da Amerikalılar kurmuş. Hata veriyormuş ama gördüğüm kadarıyla işini seven mühendisler tarafından bu hatalar hemen gideriliyormuş. Bu arada Gökçekaya Barajı özelleştiriliyormuş. Ekonomik ömrü doluyor ama bakalım kim alacak.

Hocamız ve Alper

En çevreci enerji üretimi diyoruz ama yer ihtiyacının korkunç büyüklükte olması bence HES’leri biraz daha düşündüren projeler sınıfına sokmalı. Tesisin ihtiyacı basit aslında. Bir türbin, yüksekten düşen bir su ve bolca beton. Yan taraflarda yükselen dağlar tepeler bile betonlanmış. Bu arada barajın suyu çok pis gerçekten.

Güzel, öğretici bir gezi oldu. Hocamıza teşekkür edip bitiriyorum yazımı.

(Gökçekaya Barajı hakkında teknik detay)     (Yenice Barajı hakkında teknik detay)