Tag Archives: esnaf sarayı

Japon Balıklarımla Tanışın

japonba01

İmpru ve İsimsiz Kahraman

Aylar önce aklıma bir fikir saplanmıştı. Neden bir çift Japon balığı almıyordum ki? Arkadaşlarımın düşündüğünün aksine, ben hayvanları çok severim. Özellikle de balıkları. Akvaryumun içerisinde amaçsızca dolaşan bir çift balığı izlemekten daha güzel ve rahatlatıcı başka ne olabilir ki? Bir şey olabilir belki.

Yıllar önce izlediğim komik bir balık videosu vardı. Halen aklıma geldikçe gülerim. Az önce araştırdım. Bulabilseydim ekleyecektim hatta. Ancak Japon balıklarının akvaryum balıkçılığında en popüler balıklar olması sebebiyle internette bunlarla ilgili yüzlerce sayfa bilgiye ulaşılabiliyor. Literatürde Carassius auratus olarak yer alan Japon balıklarına Dünya’da Goldfish (altın balık) deniliyormuş.

Benim aldığım kuyruğu düz olan türe Suriye Japonu deniyor. Zaten akvaryumcularda en çok satılan ve en ucuz tür de bu tür. Akvaryumcular bunları üç dört farklı boyda satıyorlar.

Balığı almadan önce ne şekilde yetiştirebileceğimize ilişkin ufak araştırmalar yaptım. Yalan yok planım bir fanusta iki tane küçük boy balık yetiştirmekti. Ancak Japon balıkları ve hatta tüm balıkları fanusta, kavanozda yetiştirmek bu zavallı hayvanların sürekli şaşı bakmasını sağlayıp bir süre sonra kör olmalarına sebep oluyormuş. Hayvanlara işkence etmekten başka bir işe de yaramıyormuş. Tercihen orta boy ölçekte bir akvaryumda birkaç tane beslemek en iyisiymiş. Isıtıcı almaya gerek yok. Havalandırma motoru suyun kalitesini arttıracağı için tavsiye ediliyormuş. Bir de başka türlerle birlikte beslenmemesi gerekiyormuş. Yalnızca kendi akranı olan Japon balıklarıyla birlikte tutulması gerekiyormuş.

japonba03

Üç dört gün önce Ahmet, Burak ve Mustafa‘yla konuşurken aklıma yeniden Japon balığı alma fikri geldi ve bunlara sordum. Balığın bir tanesine ortaklaşa isim seçmelerini istedim. Böylece balıklardan birine, henüz almamışken, o gece isim verdik: İmpuru. Diğer balığın adını koymayı hiç istemedim. O yüzden önce “isimsiz” olarak düşündüm. Sonra da “İsimsiz Kahraman” olarak adını koymuş bulundum. Pulları daha bir parlak ve turuncu olan İsimsiz Kahraman, birazcık daha açık renkli olan ise İmpuru.

Merve‘yle birlikte balıkları ve akvaryumlarını almaya gittik Esnaf Sarayı‘na. İstediğimiz akvaryum setini ve balıkları çok kısa bir araştırmadan sonra bulduk, aldık ve geldik. Yaşam alanlarını hazırladıktan sonra akvaryuma koyduk ve havalandırma motorunu çalıştırdık. Akşamdan beri bakıp duruyorum ne yapıyorlar diye. Ara sıra motoru durduruyorum. Suyun sakinliği hoşlarına gidiyor, daha bir canlanıveriyorlar.

Şu yüzümüze bir türlü gülmeyen hayatta, böyle miniş miniş şeylerle mutlu olmaya çalışıyoruz. Umarım bu şeker balıklar, yazıldığı gibi uzun yıllar yaşayabiliyordur. Böyle bir birlikteliğe ihtiyacımız var çünkü.

japonba02

Soldaki İmpuru, sağdaki ise İsimsiz Kahraman

Daktilo Aldım!

01 Diyeceksin ki sen daktiloyu taa şu yazında almamış mıydın Mesutcuğum? Evet sevgili okur, daha önce aldığım bir daktilom vardı. Fotoğrafını şurada görebilirsiniz. O daktilomun en büyük sıkıntısı F klavye düzeninde olmasıydı. Ben alırken Q klavyeli diye almıştım ancak satan pezevenk bana F klavyeli bir daktilo göndermişti. Böyle büyük bir hayal kırıklığı ile elime geçtiği için açıkçası çok sık kullanamadım.

Evrendeki tartışılmaz neden-sonuç döngüsünün bir neticesi olarak yeni daktilom karşıma çıktı. (Aslında bu yazıyı yazmadan önce yazmam gereken bir yazı daha vardı: Utku‘nun dönüşü. Hemen kısacık bahsetmek gerekirse Utku yıllar sonra yeniden Eskişehir’e döndü ve artık burada yaşayacak. Yakın zamanda bununla ilgili de kapsamlı bir yazı yazacağım.) Utku’nun yeni taşındığı eve yardım etmeye giderken, Eskişehirliler bilir, Esnaf Sarayı‘nın önünden geçip Stadyum’a doğru devam ettim. Biraz ileride Ticaret Odası’nı da geçtikten sonra bir pasajın aralığında tezgaha dizilmiş beş tane daktilo gördüm. Bunlardan ortadaki hemen dikkatimi çekti, çünkü Türkiye’deki daktilolarda görmeye alışık olduğumuz F klavye düzeninden farklı olarak Q klavye düzenindeydi bu! QWERTZ klavye düzeni 🙂 Dikkat edin QWERTY değil, QWERTZ. Bu, Alman klavye düzenidir. zaten klavyedeki özel karakterlerden de hemen anlayabiliyoruz bu düzeni. Türkçe F klavyede olmayan 1 karakteri bu klavyede nihayet var. Ayrıca pek çok noktalama işareti de yine Türkçe F klavyeden farklı olarak var. Almanların mantığı neydi Z ve Y harflerinin yerini değiştirirken? Bilmiyoruz.

Klavyedeki eksikler ı, ğ, ş, ç harfleri. Şanslıyım ki Almanca’da Ü ve Ö harfleri var.

03

ROYAL 240 marka modelli bir  portatif daktilo bu. Japon malı ve 1970’lerde üretilmiş. Taşıma çantası var. Diğer daktilomdan farklı olarak bunun rengi kahve rengi. Fiziksel olarak neredeyse kusursuz. Sadece üzerindeki ahşap deseninde yer yer aşınmalar var. Mekaniği de çok iyi. Hatasız çalışıyor. Benden önceki sahibi yağlamayı çok iyi yapmış. Bu da bir önceki gibi çift şeritli. İster kırmızı ister siyah yazmaya olanak sağlıyor.

02

04

05

Yine şiirler yazmak, yeni şiirler yazmak için muhteşem bir makine oldu bu sevgili okur. Eski daktilomu verip üzerine de bir miktar para vererek aldım. Bu hafta sonunun en müthiş kazanımı, bu ay ki Dolunay’a yakışır bir gelişme oldu. Sevgiler.

NOT: Kıskananlar müthiş bir alternatif sunabilirim. Şuraya tıklayıp indirebileceğiniz miniş bir bir programla bilgisayarınızda daktilo efektiyle yazı yazabilirsiniz. Kullanımı inanılmaz basit ve eğlenceli bir programcık bu. Bu programın resmi sitesi de şurada.

Geçen Haftasonu İşleri

Bu perşembe yüksek lisans tezi sunumum ve sınavım var sevgili okur. Bu ayın ortasından beri bir yandan tezi hazırlayıp bir yandan da sunum için hazırlanıyorum. Bu hafta sonumu da bu tez için ayırdım ama elbette araya bambaşka işler de girdi, güzel oldu.

whiskyŞu yazımda anlatmıştım bit pazarından epey bir kaset topladığımı. O kasetlerden bir tanesi, çok da değerli bir tanesi, Whisky‘nin Güneşin Tahtı albümü, kırıktı. Şansıma kasetin bantı sağlamdı bu yüzden kutuyu değiştirmek yeterli olacaktı.

Çocukken kasetlerle pek uğraşırdık sevgili okur. Açar döker, sokaktan bulduğumuz bantların içerisinde ne olduğuu keşfetmeye çalışırdık. Böyle taka çıkara epey bir el pratiği kazandım. İşin özellikle bant sarma kısmı epey bir dikkat istiyordu. Bunu da kendi kendime öğrendim. Eskiden kasetler vidalı olurdu. Bunların içerisindeki bantı atıp yerine yeni bir bant takmak mümkün olurdu. Babam polis olduğundan yol kenarlarında çok fazla bantı koptuğu için atılmış kaset bulurdu. Ben oturur, bu bantları yeniden sarar, yapıştırır ve elimdeki boş kutulardan birine monte ederdim. Bu şekilde epey bir kasete can verdim. Devir zaten çekme kaset devri olduğundan, elimdeki azıcık parayla da gider boş kaset alırdım. Onur diye bir arkadaşımdan kaset çektirirdim. Ne günlerdi be.

kasetNeyse, dediğim gibi Whisky’nin bantı sağlamdı. Sadece kasetin kutusu parçalanmıştı ve keçesi kayıptı. Şans eseri geçen gün okula gittiğimde Ahmet‘in benim için ayırdığı bir kaç tane kaset almıştım. Bunlar poşeti dahi açılmamış ıvır zıvır kasetlerdi.

Cumartesi sabahı kalktım. Önce evi süpürdüm, toparladım. Sonra Whisky’nin kırık kutusunu çıkardım. Daha sonra da Ahmet’in verdiği kasetin sağlam kutusunu çıkardım. Dikkatlice Whisky’nin bantını sardım ve sağlam kutuya aktardım. Burada kasetin üst kısmında küçük bir keçe parçası var. Bunun püf noktası bu keçeyi fazlaca elleyip sıkmamak. O yüzden kenarlarından tutmak gerekiyor. Neyse, uzatmayayım daha fazla, sağlam bantı sağlam kutuya aktardım. Vidalarını sıktım ve yıllar önce Serhat‘ın verdiği Walkman’e taktım. Sonuç? Bingo! Çalışıyor 🙂

Ben tam kaseti bitirmek üzereyken Alper ve kardeşi Cener geldiler. Kaset işini bitirdik ve sıra Alper’in neredeyse iki ay önce bana bıraktığı bilgisayar kasasına geldi. Bu kasada da problem ekrana görüntü vermemesiydi. Ben elimdeki yedek parçalarla deneyerek sorunun anakartta olduğunu saptadım. Alper’le birlikte internetten uyumlu anakartlara baktık. Daha sonra da Eskişehir’de bilgisayar parçası arayan, takan, çıkaran herkesin uğrak noktası olan Esnaf Sarayı‘na gittik. Burada pek çok parçacı gezdikten sonra nihayet anakartı tamir edebilecek bir yer bulduk.

kasa

Anakart arızalarının çok büyük bir kısmı anakart üzerinde her biri farklı bir birimle ilgili olan kondansatörlerin şişmesi sonucu oluşuyor. Eğer dikkatli bir şekilde bu kondansatörler değiştirilirse anakartın devre kartında bir hasar yoksa, anakart çalışmaya devam eder. Yalnız lehimin çok dikkatli yapılması gerekiyor. Alper’in anakartında da işlemci yuvasının yanında bulunan 3 adet kondansatör şişmişti. Tamirci bu kondansatörleri değiştireceğini, çalışırsa 30 lira, çalışmazsa da 5 lira alacağını söyledi. Hemen kabul ettik tabiki 🙂 Tamirciden saat 19’da güzel haber aldık, anakart tamir olmuştu.

Hemen hep birlikte eve geçtik. Evde hemen kasayı toparlamaya başladım. İşlemciyi yerleştirip fanı taktık. Sonra da diğer bağlantıları yaptık. Bilgisayarı fişe taktım ancak kasaya elektrik gelmiyordu bu sefer de. Ulan aksiliğe bak! Sonradan anladık ki sorun benim evden getirdiğim güç kablosundaymış. Alper’in adeta ışınlanarak bir arka sokakta oturan arkadaşından alıp getirdiği güç kabalosuyla kasayı çalıştırdık ve ivedilikle format işlemine başladık.

Windows 7 Ultimate 32 bit kurduk. Alper ve kardeşini uğurladık 🙂

Az önce mutlu bir haber aldım. Deftones, yeni albüm kaydetmek için stüdyoya giriyormuş. Sabhankra yeni albüm çıkardı malum. O yüzden bu sene, çok büyük bir sürpriz yapmazlarsa yeni albüm çıkarmayacaklar. In Flames desen zaten ümidi keseli çok oldu. Geriye bir Deftones kaldı yaşama sevincim. Umarım iyi şeyler duyarız. Söz Deftones’tan açılmışken güzel bir aşk şarkısı ve çok daha güzel bir kliple veda ediyorum.

Perşembe günü görüşürüz sevgili okur.

NOT: Pazar sabahı bir sphagetti western klasiği olan Navajo Joe‘yu izledim TRT 1’de. Yazmayı unuttum. 1966 yapımı bu klasiğin, sphagetti western olması yanında bir diğer özelliği de müziklerinin Ennio Morricone tarafından yapılmış olması. Sergio Corbucci‘nin yönettiği filmde tipik spagetti özelliklerini aynen görüyoruz. Ancak benim takıldığım nokta bu filmin soundtrack albümünde bir Ennio Morricone klasiği olan A Silhouette Of Doom‘un yer alması. Bu parça Kill Bill’de de kullanılmıştı.

Yıllık İzindeydim: Olaylar, Gelişmeler

Geride bıraktığımız hafta içi boyunca yıllık izindeydim sevgili okur. Bu, benim kısacık memurluk hayatımın ilk yıllık izni olduğu için heyecanlıydım. Yıllık iznimi tam da planladığım gibi geçirdim. Çoğunluğu evde, bir kısmı  Ankara‘da ve bir kısmı da Bursa‘da geçti bu sürenin. Çekirdek çitleyip TV izlemenin keyfine doyasıya vardım.

Mesnevi’nin bende bulunan kopyasından çok daha iyi bir kopyasını sadece 3 liraya aldım. O kadar mutluyum ki anlatamam. Kitap aslında 10 TL idi. Ancak İnsancıl Sahaf Kartımda biriken puanları düşünce sadece 3 lira verdim. Böylece Mesnevi’nin elimde iki farklı kopyası oldu. Bunlardan bir tanesi ikiz olduğu için çok değerli.

Bilgisayar parçaları biriktirme alışkanlığımın sonu nereye varacak bilmiyorum, ama Bursa’dan döndüğümde de yine bir kucak dolusu eski parça bulup getirdim. Bunların ileride boş bir vaktimde tüm soketlerini söküp galiba geriye kalanlarını elektronik geri dönüşüm firmalarından birine vereceğim. Bursa’da Ferhat Abim yine tekstil işine başlamış. Bir kesim atölyesi kurmuş, büyük markalara iş yapıyor. En son askerden önce görmüştüm dayımları. Askerden dönünce bir türlü gidememiştim yanlarına. Perşembe günü annem, Mustafa, Murat ve ben çıktık gittik. Cuma akşamı da döndük. Kısa ama güzel bir ziyaret oldu. Mangal bile yaptık. Bu arada şunu anlamış olduk ki bizim dizel motorlu Megane 2‘miz çok çok ekonomik yakıt tüketiyor. Hayran oldum.

vinoİzne çıkmadan önce bir VINN lazım olmuştu. Facebook’a duvara bir mesaj yazdım. Çok kısa süre içerisinde abartmıyorum en az on kişi haber bıraktı ve bana yardımcı olabileceklerini söylediler. Her birine ayrı ayrı teşekkür ederim. Burçino‘dan aldım VINN’ını ödünç olarak.

Seval‘le buluştuk cuma günü. Bursa’da özel bir çevre danışmanlı şirketinde çalışmaya başladı. Sözleşip öğle arasında Kent Meydanı‘nda buluştuk. Birlikte bir öğle yemeği yedik. Özlemişim Seval’i, o da beni özlemiş sağolsun. Yemek yedikten sonra pek bir vaktimiz kalmadığı için Seval’i uğurladım işine. Ben de gerisin geriye Panayır dolmuşuna binip dayımlara döndüm.

1287x929_vodafone_logo.jpgÖner Abim, dayımın oğlu olur, Vodafone Kurumsal’da çalışıyor. Turkcell‘den ardı ardına yediğim kazıkları anlattım ona. Vodafone’daki çok güzel fiyatlı tarifelerden bahsetti o da. Olur da birkaç ay içinde bir akıllı telefon alabilirsem, büyük ihtimalle Vodafone’a geçeceğim sevgili okur.

supernatural.jpgSupernatural izliyorum yine. Ben askerdeyken çıkan tüm bölümleri izleyip sezonu bitirmek üzereyim. Yeni sezon da yakında başlıyor ve harika bir sezon olacağa benziyor. Dokuzuncu sezon da çok iyimiş bu arada. Özellikle Crowley‘in bu kadar sempatik bir adama dönüşeceğini hayal bile edemezdim. Sezonu bitirmeme üç bölüm kaldı. Halen daha Castiel ile ilgili durumu çözebilmiş değilim.

Askerlik sonrası, elime çok fazla yeni kitap geçti. Bunları sağa sola tıkıştırıp durdum. Aslında oturup bir düzenlemek gerek. Bir de elimde olan bazı kitapları da, özellikle ders kitaplarını, artık elden çıkarmak istiyorum. Lan, atmaya kıyamıyorum. Sahaflar da almıyor. Ne yapacağım bilmiyorum. Galiba hepsi geri dönüşüme gidecek 😦 Kitaplığımda yer açmam gerekiyor.

332385_2Bugün Savaşalp‘le takıldık biraz. Esnaf Sarayı‘nda epey vakit geçirdik. Bir tane de yeni sahaf keşfettik. Bir de oyuncakçıya girdik. Askerden sonra kullanmaya başladığım Nokia 1200’a yeni bir kapak aldım. Eski kapak kırılmıştı. Ahmet Ümit‘in Kar Kokusu kitabını aldım.

Bir de Philip Reeve‘in Yürüyen Kentler serisinin 1. kitabını aldım. Umarım güzel bir seridir. Biraz okumaya başladım. Hemen sardı beni kitap. Gelecekte bir zamanda yaşadığımız kentler, mobil bir hale 234271_2geliyorlar. Altlarında birer tekerlekle dünya üzerinde dolaşmaya ve kendilerinden daha zayıf kentleri avlamaya, onların kaynaklarını kullanarak yaşamlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Tür olarak fantastik bilim kurgu diyebileceğimiz kitap aslında steampunk akımının da bir örneği sayılabilir.

Evde, sevdiklerimle ve Eskişehir’de zaman geçirmenin ne kadar kıymetli olduğunu bu beş günlük izin bana hatırlattı sevgili okur. Pazartesi yine Bilecik‘e dönmek zorundayım. Ne zaman kurtulurum bilmiyorum, ama bir süre daha bu hayata devam edeceğim. Bu hayata demişken, evet, Bilecik’e git gel yapmaya devam ediyoruz Hasan Hüseyin‘le. Şu an için işler yolunda. Gayet güzeliz. Öğrenciyken beş yıl boyunca her sabah ve akşam, yaz ve kış (kışın okul, yazın da yaz okulu) sürekli olarak günde 2 defa ikişer aktarma yaparak toplam 1 saat yol gittim. o yüzden şimdi arabayla Bilecik’e gidip gelmek çok koymuyor açıkçası. Umarım olabilecek en kısa sürede Eskişehir’de tam zamanlı olarak yaşamaya başlarım.

Kullandığım bu beş günü çıkarınca geriye 35 gün daha iznim kalıyor 🙂 Bunun 15 gününü yine bu yılın sonuna doğru kullanacağım.

IMG_20140912_152024.jpgEKLEME: 14.09.2014. Seval’le Bursa’da buluştuğumuzu eklemeyi unutmuşum. Onu da ilave ettim. Bir de Öner Abi’mle olan bir fotomuzu koydum.

Bu Aralar Hayatım Şu Şekilde Akıyor

Sevgili okur, nihayet şu kaza bela işlerini yavaş yavaş atlattım. Kardeşim eve çıktı ve durumu da giderek iyileşiyor.

Geçenlerde Ankara‘dan aldığım bir kitaba, Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘ne doyuyorum bu ara. Doyuyorum, çünkü gerçekten leziz bir kitap. Kitaptan vakit buldukça işlerimi de yapıyorum. Dün Eskişehir’de epey bir işim vardı mesela, o yüzden çok koşturmacalı bir gün yaşadım.

77 parçalı bir hediye hazırlıyorum, onun için bir çerçeve yaptırdım. Daha sonra Esnaf Sarayı‘ndan alınacak bir kaç ıvır zıvır vardı onları aldım. Tüm bu işleri yaparken sağolsun Alper ve Burçin‘i de benim de sürükledim. Alper’le uzun, ciddi ve geleceğe yönelik konuşmalar yaptık kendi hayatlarımızla alakalı olarak. Geçenler de şu yazıda gösterdiğim bir batarya vardı hani, şişmişti. Dün işte gittim, “ORIGINAL” markalı orijinal olmayan bir batarya aldım 10 liraya. Uzun zamandır DVD kapağı bastırmıyordum, dün dört tane bastırdım. Bir de Mustafa‘nın sıra arkadaşı ile buluştum. Lise 1 ders notu fotokopi çektirdik 🙂 Sonra’da Orbay ile buluşup tam bir saatte eve geldik. Sonra başka bir iş için yine dışarı çıktık. Saat gece 01.00’de geldim eve.

Yazının bundan sonraki kısımlarında birer cümle ile de olsa bütün arkadaşlarımın neler yaptıklarından bahsedeceğim. Bu hafta vize haftası olduğu için hiçbiriyle görüşemedim. Volkan, bu ara iyi maşallah. Karides tava yapmıştı geçen günlerde hatta. Yanda görüyorsunuz. Alper, yeni grubu Efendi Band ile yeni bir kayıt olayına girdi. Bugün yarın, Youtube‘a yüklerler, ben de paylaşırım. Togay da aynı şekilde yepyeni bir grupla çok sert işler yapıyor. Dün, yeni çıkaracakları EP’den üç şarkı dinledim. Vay be, dedim. Cuma gecesi de bir kere vay be demiştim. Yağızhan‘ın bu hafta vizeleri var. Ender‘in kurduğu yeni grupta ikisi ve hatta Japon asıllı davulcuları Onur‘u da sayarsak üçü, acayip işler peşinden gidiyorlar. Onun da kokusu yakında çıkacak merak etmeyin, epey şaşıracağız. Savaşalp, harıl harıl ders çalışıyor, vizelere hazırlanıyor. Ders notu yolladım epeyce. Sercan, Turizm Jandarması oldu. Plajda yapıyor askerliğini. Koray ise İstanbul’da. Keyfi yerinde, tam da olmasını beklediğimiz gibi süper rahat bir askerlik yapıyor. İkisine de buradan sevgilerimi yolluyorum.

Dün Alper’le konuşurken de söyledim. Deftones‘un her şarkısı sevişme soundtrack’i olarak kullanılabilir. Change ve  Diamond Eyes’ı ne zaman dinlesem acayip bir moda giriyorum örneğin. Ey Deftones, sevmeye, sevilmeye, sevişmeye ne kadar da uygunsun!

Cuma gecesi çok iyi bir geceydi bu arada. Vay be, dedim diye yukarıya yazmıştım hani. İşte bu vay be’nin haricinde geceye Savaş Abi‘nin yaptığı iki krallık damgasını vurdu. Bunlardan biri şu: Spectrasonics Omnisphere VST’si saniyede 880 kb hızla benim olmaya başladı 🙂 6 çift katmalı disklik bu muhteşem VST’ye Savaş abi sayesinde sahip oluyorum.

Son olarak, tezgahlı daire testere alacağım sevgili okur. Fiyat araştırmalarım devam ediyor. Bizim işlerde bu alete çok ciddi ihtiyaç oluyor. Bu aleti de aldıktan sonra herhalde ihtiyacım olan tüm aletleri almış olacağım. Marka ve model önerilerinizi bekliyorum.

Yazıya fotoşopun gücü isimli şu güzide çalışma ile son veriyorum.

Hayatımdaki Bir Takım Azizleri Keşfetme Kılavuzu – 2

Dün yine güzel bir gündü sevgili okur. Alper‘le saat 16 gibi okuldan çıktık. Çok acıkmış olduğumuzdan Espark’ın karşısına yeni açılmış olan Donas‘a gittik. Şunu anladık ki Donas artık tamamen bitmiş. Lezzeti değil, ismi satıyor artık. Patatesten başka bir tat alamadık. Bir de artık ne zamandan beridir bilmiyorum, dürümlerin içine domates koymuşlar. Tadı rezil olmuş. Masaya getirdikleri turşunun içinden çıkan Donas kırıntılarından da anladık ki masalardan artan turşuları biriktirip yine sunuyorlar müşteriye. O sıcakta en azından soğuk olmasını beklediğimiz ayranlar da kan gibi gelince, bir an önce yiyip mekandan ayrıldık. Sonra Alper’le sonra görüşmek üzere farklı istikametlerde yol almaya başladık.

Birkaç aydır kestirmediğim saçlarımı kestirmeyi planlıyordum. Berbere giderken Yağızhan‘ı da aradım, orada buluştuk. Saçlarımı kısacık kestirdim bu sefer sevgili okur. Ekimdeki konsere kadar zaten uzayacak. Oradan kalkıp önce Esnaf Sarayı‘na uğradık. Sonra da gidip Yağızhan’a vesikalık fotoğraf çektirdik. Sonra gidip uzun süredir biriktirdiğim birkaç filmin dvd kapaklarını bastırdık. IMG Müzik‘e konserle ilgili sponsorluk dosyasını sunduk. Sonra da Hera Cafe‘ye gidip Murat ve Gökçe‘yle buluştuk. Burada da bir yarım saat oturduktan sonra bu sefer Erdem abiyle buluşmak üzere Haller Gençlik Merkezi‘nin yanındaki kafeye gittik.

Daha önce hiç burada oturmamıştım. Bir süre Yağız’la oturduktan sonra Erdem  abi de geldi. Erdem abiyle çok uzun süredir görüşememiştik. Epey keyifli bir sohbet oldu dolayısıyla. Hatta bir süre sonra Alper’in de gelmesiyle muhabbet koyulaştı iyice. Erdem abiyi çok özlemişiz sevgili okur. Konser zamanlarından falan bahsettik. Okul işlerini anlattı bize, askerlik mevzuları, politika, seçim falan derken uzadı gitti herşey. Saat 21’e doğru Erdem abi bir işi olduğu için ayrıldı. Biz bir süre daha oturduk. Alper’in hayırlı işini kutladık. Hayatımızdaki azizleri bir kere daha keşfettik. Uzun süre sonra buluştuk, dert dinledik, üzüldük, kahkaha attık sevindik, yeni haberler aldık.

Sonra gidip Kağan‘ın programını dinledim birkaç saat. Yusuf‘u da konuk olarak almış. İyi bir program oldu. Bir gece böyle güzel bitti. Gece saat 5’e karşı uyandım bi, sonra yine yatıım.

Vakizaşi

Abandoned By The Lords

Geçen gün Volkan‘a pipo almak için Esnaf Sarayı‘na gittiğimizde hiç aklımda yokken uzun süredir almak istediğim vakizaşi‘yi gördüm bir dükkanın unutulmuş bir vitrininde. Çok kaliteli birşey olmadığı içinde çok kalitesiz bir fiyata aldım ve dolayısı ile mutlu da olduğumu söyleyebilirim.

Bu bendeki kılıç sevdasını taa şu yazımda yazmıştım sevgili okur. O gün o katanayı duvarıma asınca hevesim körelmedi, aksine daha bir arttı. Bu katananın yanına bir de vakizaşi alayım dedim. Ancak bir türlü denk gelmiyordu. Sonunda alabildim. Şimdi abi kardeş takılıyorlar duvarımdaki dünya haritasının üzerinde. Peki hevesim köreldi mi? Hayır 🙂

Bunu aldığım yerde bunun yaklaşık 20 katı fiyata herhalde buralarda bulabileceğim en gerçekçi katana vardı. Onu almayı planlıyorum ya dur bakalım.

Finallerden dolayı bu ara birazcık uzak kalsamda, internetten bu japon kılıçları hakkında detaylı araştırmalar yapıyorum sevgili okur. İnanın okudukça okuyasım geliyor. Özellikle bu katana ile ilgili ekşi sözlükte bilen de yazmış bilmeyende. Neler neler sallayanlar var. Bulun okuyun gülün.

Yukarıdaki çalışmamı da bu küçük dostum vakizaşime adıyorum. Ayrıca deviant profilime bir yıldan sonra yüklediğim ilk çalışma da bu oldu. Nasıl da kıpkırmızı parlıyor değil mi teyzeleri amcaları?

Vakizaşim

Vakizaşi, 脇差 şeklinde yazılıyor Japonca. Taner falan okuyabilir mesela burada ne yazdığını. Ama işte biz okuyamıyoruz. Samuraylar ya da silahşörler diyelim, bunu daha büyük olan katanalarının yanında bellerine sokarak taşırlarmış. Yani çift kılıç taşıma durumu. Ancak katanayı öyle ha dediğinde kullanamadıkları ve edep adap gereği bazı yerlere girdiğinde çıkarmak gerektiğinden (mesela birisinin evinde misafir olduğunuzda ya da uyurken ya da başka şeyler yaparken) bu vakizaşileri üstlerinden, yastıklarının altından hiç ayırmıyorlarmış. Bir de tanto diye bir olay var ama o bildiğimiz bıçak.

Bu şekilde kelle koltukta gezmek, sevdiğine, aşık olduğuna doyamamak bir türlü aslında sıkıntı bir yaşam biçimi bence. Ama acayip onurlu ve karizma da bir duruşu var ne yalan söyleyeyim.

Şimdi bu kılıç konusunda bir diğer beklentim de yukarıda link verdiğim yazımda da bahsettiğim Kill Bill serisinin üçüncü filminin çıkması. İlk iki filmin doğrudan katana üzerinden ve soundtrackleri ile prim yapmasından hareketle son filmin de bu şekilde olmasını umut ediyorum. Ne zaman göreceğiz? Taa 2014 diyor IMDB. Yani 2012’de kıyamet kopmazsa bundan tam 3 sene sonra. Harry Potter‘ın ilk filmini izlediğimde “Ohoo bunun 7.si çekilene kadar ölürüz lan biz aamet…” dediğimi hatırlıyorum. Ölmedim.

Şok Bursa Ziyareti!

Hayatımda verdiğim en acil kararlardan birisi oldu bu. Cuma gecesi saat 22:05’te bilgisayar başında otururken Bursa’dan kuzenim aradı. Telefonu kapattığımda Bursa‘ya gitmeye ikna olmuştum. Hemen hazırlanıp evden çıktım ve 23:00’teki Kamil Koç Bursa arabasına 22:59:50’de biletimi aldım, 15 liraya. Tam 10 saniye kala 🙂 Otobüs yaklaşık 2 saat 25 dakikaya Bursa’ya gitti. Kuzenim Ferhat ve eşi sağolsunlar gece saat 2’ye yaklaşırken beni almaya geldiler.

Gecenin bu köründe gitmiş olmam zaten yeteri kadar ilginçti. Yolda bir de Vodafone‘da çalışan bir baz istasyonu teknisyeni ile tanıştım, Enes. Bu yüzden yol o kadar da uzun gelmedi. Enes’in iddiasına göre baz istasyonları insana bizim bildiğimiz kadar zarar vermiyormuş. Zira zaten yüksekte oldukları için insanları görmüyormuş. Dolayısıyla parklarda vs olmasının bire sakıncası yokmuş. Ancak şöyle bir şeyde ekledi, ne kadar doğrudur bilemem tabi, bu baz istasyonlarının kullandığı çanağın önünde çiğ eti 15 dakika tutmak eti pişiriyormuş. Aklım karıştı tabiki. Ama gece gece kafa yormadım.

Sabah ilk iş olarak kuzenimin, yeni doğan kızının vermiş olduğu babalık gazıyla açtığı fabrikaya gittik. Kuzen küçük bir tekstil atölyesi ile işe başladı. Şimdi biraz da riske girip en yakın arkadaşıyla ortaklaşa bu fabrikayı açmışlar. Valla gittim gördüm mekan güzel. İnşallah hayırlı olur.

Süper oldu valla :)

Süper oldu valla 🙂

Şimdi geliyoruz ziyaretim benimle ilgili kısmına. Uzun süredir kafamda bir kamuflaj alıp bunu hem kapri hem de pantolon olarak kullanma fikri vardı. İşte bu isteğime Bursa’da nail oldum 🙂 Eskişehir’de Esnaf Sarayı‘ndan 25 liraya aldığım pantolonu kuzenimle çalışan bir tekstil ustasının yardımıyla çok amaçlı bir hale dönüştürdüm. Hatta bu yazıyı yazarken de o kapri hala üzerimde. Gerçi şimdi çıkarıp fotoğrafını çekeceğim buraya koymak için.

Kamuflaj işini halletikten sonra abimin birlikte iş yaptığı bir bayana gittik. Bu bayan nakış işi ile uğraşıyor ve askeriyeye rütbe dikiyor. Deposuna girdiğimde çıldırmak üzereydim! Yer gök kamuflaj kumaşları kaynıyordu 😀 Özel ilgimden bahsedince sağolsun aşağı yukarı her renkten bir parça verdi. Ayrıca bir toptan da bir pantolon çıkacak kadar kesti verdi. İhya oldum Allah canımı alsın ki! Bizim dükkana dönene kadar dua ettim lan hayrına valla bak.

Öğlenden sonra Kestel ilçesinin ücra bir köyüne gittik. Köyde kimse yoktu lan! Orada bir adamla bazı resmi işleri (imza, kontrat vs) halletti kuzenim. Daha sonra o dağ yolundan sallana sallana, mahvolarak, suyumuz sıkılarak geri döndük Bursa’ya. Akşamı da bu yorgunluk sardı valla. Gece erkenden uyudum. Sabahına da saat 08:00’de bindim geldim güzel Eskişehir’ime 🙂 Oh be! Akşama da Chaos Fest 4‘te gideceğim Savaş’la 🙂 Aha bu da biletim:

Chaos Fest IV - Death Metal

Chaos Fest IV - Death Metal

Kulaklık Aldım

Eski dandik kulaklığım kırıldığından kelli, kendime yeni ucuz ve bence fiyatına göre kaliteli ses veren, basları falan ayarında bir kulaklık aldım:) Valla JVC diyor markasına ama artık, doğru yalan bilmiyorum. 10 TL’ye Esnaf  Sarayı’ndan aldım. Satan adam kulaklığı aldı, taktı kulağına denemek için benim sufflemsımla. Lan baktım herif baya baya dinliyor. Sonra çıkardı, Ya kusura bakma bende metal dinlerim, Dark Tranquillity dinlediğine göre sen Death Metal seviyorsun, dedi. Ben tabi Kibariye, Mahsun Kırmızıgül kasetleri falan sattığı için adama pek şans vermedim ilk bakışta. Ama konuştukça anladım baba sağlam.