Tag Archives: Esra

Doktora Yeterlik Sınavı

eutrophication

Göllerde trofik seviyeler

Aşağı yukarı geçen yazdan beri aklıma geldikçe karnımın ağrımaya başladığı bir olaydı bu. Dört dönemin ardından, almam gereken tüm dersleri alıp verdikten ve ortalama şartını da sağladıktan sonra, geçen sene Eylül ayında yeni dönem başlayınca zorunlu olarak tek bir ders alabildim: DYS000 Doktora Yeterlik Sınavı.

Bu sınavda teori olarak, lisans ve eğer yapmışsanız yüksek lisans eğitiminiz boyunca gördüğünüz tüm akademik konulardan, yani bölümünüzün içeriğinizden sorumlusunuz. Bu arada yeri gelmişken söylemekte fayda var. Doktora yapmak için “illaki yüksek lisans yapmış olmak” gibi bir şart yok. Benzer şekilde yüksek lisans ve doktora, illaki mezun olduğunuz bölümle alakalı ana bilim dalı üzerinden yapılmak zorunda değil. Burada ki olay şu: Eğer mezun olduğunuz bölümün ana bilim dalından yüksek lisans yaparsanız, mesleki unvanınızın önüne bir “yüksek/uzman” ön unvanı alırsınız yani mesleki bir uzmanlık kazanırsınız. Örneğin, Kimya Mühendisliği Bölümünden mezun bir kişi, yine Kimya Mühendisliği Ana Bilim Dalından yüksek yaparsa “Kimya Yüksek Mühendisi” olur. Eğer bu kişi yüksek lisansını Kimya Ana Bilim Dalından yaparsa ya da bambaşka bir alandan, örneğin İşletme Yönetim Ana Bilim Dalından yaparsa, ne yazık ki kimya yüksek mühendisi unvanı alamıyor. Bunlara verilen unvan “Bilim Uzmanı” oluyor.  Yüksek lisans yapınca, mühendislere, mimarlara “yüksek”, kimyager ve biyologlara ise “uzman” unvanı veriliyor. Doktora da ise durum farklı. Doktora, akademik bir yeterlik olduğundan, ana bilim dalı fark etmeksizin, isminizin önüne (mesleki unvanınızın değil) bir “Doktor” titri alıyorsunuz. Bu unvanı hayatınız boyunca kullanabilirsiniz. Yani örneğin “Emekli Yüksek Mühendis” demezsiniz ama örneğin Dr. Ali ÇELİK ismini çekinmeden kullanabilirsiniz. Bu noktada şunu ayırt etmekte yarar var. Her doktor, doçent ve profesör, mesleki olarak yüksek ya da uzman olmak durumunda değil. Çoğunlukla öyledir ama o şekilde bir zorunluluk yoktur. Bu anlattığım bilgilerin her biri Yükseköğretim Kanunu, Bazı Lise Okul Ve Fakülte Mezunlarına Unvan Verilmesi Hakkında Kanun ve Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun gibi mevzuatlarda da yazıyor.

9789944341745Gelelim benim macerama. Doktora yeterlik sınavının dönem sonunda yapılacak olduğunu bilmek, Eylül’den Ocak’a kadar bir ızdırap dönemi başlattı bana. Boşta olduğum her saniye aklıma bu sınav gelip durdu. Ne olacaktı? Ne soracaklardı? Bu yüzden özellikle çalışmayı düşündüğüm alanda, Ekoloji alanında kaynak toplama dönemine girdim. Eğer ekoloji alanında doktora yapmak gibi bir planınız varsa ve hatta bir adım ileriye taşıyayım bu ifadeyi, doğa bilimleri alanında bir çalışma yapmak niyetindeyseniz kitaplığınızda bulunması gereken en temel kaynak Eugene Odum‘un, Ekolojinin Temel İlkeleri isimli başucu kaynağıdır. Çok üst kalitede bir çeviriyle dilimize kazandırılan bu eser, klasik metodla “şu şudur, bu buna denir” yaklaşımını bir kenara bırakıp, Odum’un yer yer öyküleyici anlatımıyla, güncel örnekleriyle ve konuları bir birleri içerisinde ustalıkla harmanlaması sayesinde akıp gidiyor. Zaten bu şekilde de emsallerinden sıyrılıyor. Bu kitabı muhakkak kütüphanenizde bulundurun. Bu eseri geçen yıl Cengiz TÜRE hocam sayesinde tanıyıp almıştım. Kendisinin bu kitapla ilgili müthiş bir tespiti var. O da şöyle: “Arkadaşlar, bu kitabı gerçekten anlayan kişi Dünya’yı anlar ve yönetir.” Böylesine iddialı bir söylemdi işte. Ben de doktora yeterlik sınavı için ağırlıklı olarak bu kaynaktan yararlandım. Bunun yanında bütün bölümleri olmasa da, çok kıymetli hocam Ülker Bakır ÖĞÜTVEREN‘in dilimize kazandırdığı Çevre Mühendisliği’nde Temel İşlemler ve Süreçler isimli alanında tek olan kaynağa da göz gezdirdim. Eşimin biyolog olması sebebiyle evde de pek çok Ekoloji kitabı vardı. Bunların da ilgili bölümlerine göz attım.

tabletleGeçen yıl geliştirdiğim ders çalışma metoduyla yol aldım. Tabletime harici olarak klavye ve mouse bağladım. Bir yandan Word uygulamasını açıp diğer yandan da okuduğum kısımlardaki önemli noktaları elle yazmak yerine Word’e hızlıca, kısa cümlelerle aktardım. Dosyaları buluta kaydettiğimden, istediğim yerden ulaşıp çalışmak mümkün oluyordu. Dahası bu içeriği başlıklara göre sınıflandırmak da mümkün oldu. Bu şekilde “çok önemli” ya da “ilk defa gördüğüm” bilgilerden oluşan yaklaşık 15-20 sayfa not oldu.

Sadece Türkçe değil, pek çok İngilizce dokümanı da inceledim elbette. Hatta okuduğum hemen hemen tüm Türkçe kaynaklarda, “Seki Diski” ölçüm prosedürü yanlış tarif ediliyordu. Bunun doğrusunu EPA’nın bir kılavuzundan öğrendim. Şansıma da sınavda soruldu. Bu toparladığım makaleler, uygulama kılavuzları falan epey bir birikince bunların hem dijitallerini, hem de basılı hallerini arşivledim.

cevre-muhendisligine-giris-nobelkitap_com_46233Bir diğer önemli kitap, aslında sadece doktora yeterlik için değil, bir çevre mühendisinin kitaplığında muhakkak yer alması gerektiği için önemli. O da Aarne Vesilind‘ın Çevre Mühendisliğine Giriş isimli kitabı. Bu kitap da Türkiye’nin farklı üniversitelerinden Çevre Mühendisliği bölümü öğretim elemanları tarafından Türkçe’ye kazandırılmış.

Sınava Tarık Abi‘yle birlikte girdik. Kendisi bizim Bakanlıkta çalışıyor. Geçen sene Arzu Hoca sayesinde tanıştık. Birlikte dersler aldık. Bu sene de birlikte yeterlik sınavına girdik. Yeterlik sınavı iki aşamadan oluşuyor. Önce yazılı sınava giriyorsunuz. Yazılı sınavda 70 puan barajını geçerseniz, sizi sözlü sınava alıyorlar. Bizim yazılı ve sözlü sınavlarımız ardı ardına iki günde yapıldı. İlk gün yazılı sınava girdik. Sınav bittikten sonra sonuçları öğrenemedik ama. Çünkü soruları hazırlayan hocalar, ertesi gün sözlü sınava geldiklerinde okuyacaklardı. İşte o yüzden ertesi güne epey tedirgin başladık. Tarık Abi, o gece Kütahya’da kaldığından sabah onun gelmesini bekledim. Hava nasıl soğuktu… Her yer buz. Yollar bile buza çekmiş. Neyse, sabah saat 08.30 civarı geldi. Hemen okula gittik. Jürideki hocalar kağıtları okuyorlardı. İyi kötü her soruya bir şeyler yazmıştım. Serdar Hoca‘nın sorduğunu tahmin ettiğim bir rezervuar sorusu vardı. Ondan biraz emin değildim.

Biz sözlü sınavın yapılacağı salonda beklerken jürideki hocaların sesleri duyulmaya başladı. Salona geçtiler. Tarık Abi’yle birlikte içeri girdik. Hocamız bizi tanıttıktan sonra ben dışarı çıktım. Tarık Abi’nin sınavı başladı. Kaç dakika geçti bilmiyorum. Bana birkaç saat gibi geldi. Sonra beni davet ettiler, Tarık Abi çıktı.

Sınav kısmı her şeyiyle hatırlayacağım bir anı olarak belleğimde yer etti. Başlardaki heyecanım sonlara doğru birazcık paniğe bıraktı yerini. Sonra tabi bir rahatlama geldi. Cevap veremediğim sorular oldu. Özellikle azot BOİ’si sorusu halen ciğerimi parçalıyor. Sorulan her soruyu not aldılar. İhtiyatı elden bırakmadan durumu kurtarmaya çalıştım. Galiba bunda da başarılı oldum.

Sınav bitip dışarı çıkınca jüri bu sefer de puanlama için müsaade istedi. Daha sonra ikimizi de içeri çağırıp güzel haberi verdiler: Olmuştu, sözlüyü ve dolayısıyla yeterliği de geçmiştik.

92e0c3e513bc73daef28998f19adcc85

Sınavı geçince biz. (Foto temsilidir)

Sonrasında meşaleleri yaktık! Nasıl mutluyuz anlatamam. Oradaki arkadaşlarımla kucaklaştık. Merve de, Esra da, Esengül Hocam ve Semra Hocam da tebrik ettiler. Gören herkes tebrik etti. Sonra Tarık Abi’yle de kucaklaştık. Çünkü bu hazırlık döneminde epey bir birimize destek olmuştuk. Böylece başlayan dostluğumuzun uzun yıllar devam etmesi dileğiyle. Ne kadar heyecanlandıysak bir tane bile fotoğraf çekmemişiz. O yüzden tam da o anda kendimizi hissettiğimiz şekilde bir fotoğraf koyuyorum.

Özetle, aylardır tırım tırım tırstığım, çok korktuğum, günler boyu kitap karıştırdığım yeterlik sınavını nihayet atlatmıştım. Şimdi önümde koskoca bir doktora tezi süreci duruyor. Şimdi bakınca fark ediyorum. Bu, bana daha  da korkunç geliyor…

GNCTRKCLL Dragon Yarışları’nda Nasıl Elendik?

Önceki senelerdeki Dragon Yarışı maceramızı hafızan iyiyse hatırlayacaksın sevgili okur. Şu yazılarımda bahsetmiştim hani: 1. yazı, 2. yazı, 3. yazı

Bu sene de gnctrkcll‘in düzenlediği yarışlara bir önceki ekibimize yeni isimler ekleyerek katılmaya karar verdik. Takımımızın adı tıpkı bir önceki sefer de olduğu gibi “Pirates of Porsuk” olarak belirlendi. Ancak yarış öncesinde özellikle Pirates sözcüğünün telaffuzu ile sıkıntılar yaşanınca adımızı “Porsuk Korsanları” olarak değiştirdik.

Sarısungur Göleti’nde ön elemeye giderken

Ekibimizde geçen sene yer alan kardeşlerimiz Emre, Turgut, Atila ve Ersil bu sene yoktular. Ayrıca yine değerli arkadaşlarımız Meltem ve Filiz ile Filiz’in kardeşi de bu sene bizimle birlikte değillerdi. Biz de yeni isimleri takımımıza davet ettik. Bu sene hanım kürekçilerimiz Ezgi ve Esra oldular. Sercan’ın bölüm arkadaşları olan bu kızlarla çok kısa sürede aynı frekansta olduğumuzu anlayınca sanki kırk yıldır aynı takımda kürek çekiyormuşuz gibi oldu, kaynaştık. Hemen ardından Togay ve Emre kardeşlerimizi bağladık ki ikisi de fiziksel olarak tipik kürekçilerdi, hatta Emre eski OGÜ takımındandı. Geçen seneki ekibimizin yedekleri Sercan ve Murat‘ı da ilk 10’a aldık. Geriye bir tek tamtamcı kalıyordu. Tamtamcımızı da antrenmana gittiğimiz gün tamamen şans eseri olarak bulduk: Ezgi! Ezgi’yi hani Doğa ve Çevre Kulübü ile yaptığımız işlerden hatırlarsın belki sevgili okur. Ve böylece “Porsuk Korsanları” şu kadro ile yarışa hazır hale geldi:

:: Tamtam: Ezgi
:: İlk sıra: 2Emre – 1Togay
:: İkinci sıra: 4Koray – 3Murat
:: Orta sıra: 6Sercan – 5Alper
:: Dördüncü sıra: 8Esra – 7Ezgi
:: Son sıra: 10Volkan – 9ben

Geçen hafta perşembe günü ilk ve tek antrenmanımıza çıktık. Şansımıza kalabalık değildi ve çok rahat bir antrenman oldu. Aralıklarla iki tur yaptık. Oturma düzenini ve taktiklerimizi konuştuk, anlaştık ve ilk elemenin yapılacağı cumartesi gününü beklemeye başladık.

Cumartesi gözümü Alper‘in odada açtım. Yerde Sercan, Sercan’ın yanında da Alper yatıyordu. Uyandık, hazırlandık. Tüm takım Açıköğretim Fakültesi’nin yanındaki otoparkta toplandık. Üç araç olarak Sarısungur Göleti‘ne doğru yola çıktık. Gölete vardığımızda ortamın cidden kalabalık olduğunu gördüm. Geçen seferden farklı olarak takım kaptanlığı bu sefer Volkan‘daydı. Kuramızı çekti ve ilk sırada güçlü bir takımla, Uçan Hollandalı, yarıştığımız bir tablo çıkardı ortaya. Başa gelen çekilir diyip son hazırlıklarımızı da yaptıktan sonra kayığa doluştuk. Alper kayığa ters oturarak yandaki ekipte “bunlar işi bilmiyor” izlenimi uyandırdı. Neyse, kurbanlık koyun modunda başlama noktasına ilerledik.

Başlangıç noktasında iyi bir çıkış yapıp kısa sürede öne geçmeyi başardık. Tempomuzu uzun süre koruduktan sonra yavaş yavaş yorulmaya başladık. Bitişe çok az bir süre kala yandaki ekip de bizi yakalamaya başladı. Biz de gizli silahımız olan Atak hamlesini yaptık. Teknedeki herkes son gücüyle küreklere asıldı ve yarım boy farkla yarışı kazandık. Tekneden ininceye kadar bekledik. Ancak kıyıya yanaşır yanamaz herkes birbirine sarılmaya tebrik etmeye başladı. Sevinçten Alper’le kucaklaşıp zıplamaya başladık. Evet, ilk turu geçmiş ve ertesi gün Porsuk‘da yarışmaya hak kazanmıştık. Kısa bir süre sonra toplarlanıp ertesi günü düşünerek Sarısungur Göleti’nden ayrıldık. Ön elemeyi nasıl kazandığımızı şu videoda izleyebilirsiniz.

Pazar günü saat 10.00’da Adalar‘da eski belediye binasının önünde gnctrkcll etkinlikleri çoktan başlamıştı. Biz de gecikmelerle saat 10.15 civarında orada olabildik. En erken gelen Volkan, Sercan ve Alper’e takım adına beklettiğimiz için özür diliyorum. Kabul edin lan n’olur.

Murat ve Alper Kahvaltıda

Hazırlıklarımızı yaptıktan sonra Porsuk’ta küçük bir ısınma turu attık ve hepimiz aç olduğumuz için ekip olarak kahvaltı yapmaya gittik. Barlar Sokağı‘nda Public Tube‘da epey iddalı bir kahvaltı yaptık. İddialı olan kahvaltı değil, yan masada yenmemiş olarak duran patates kızartmaları ile sosisleri aşırabilecek kadar aç olan bizlerdik. Kahvaltıdan sonra yarış alanına döndük ve kurayı beklemeye başladık. Kurada Anadolu Hazırlık isimli takım çıktı karşımıza. Yarışma sırası olarak da 3. sırayı çektik. İç kulvarda yarışacaktık.

Zaman aktı gitti ve sıra bizim yarışımıza geldik sevgili okur. O ana kadar ufak tefek heyecanlanan ben, o anda heyecandan midemin bulandığını hissettim ilk defa. İskeleden hareket ettik başlangıç noktasına doğru. Yol boyunca taktiklerimizi tekrar tekrar gözden geçirdik. Ve nihayet başlama noktasına geldik. Heyecan hepimizi sarmıştı. İki takım aynı hizaya gelince start verildi ve tempoyla asıldık küreklere. Diğer ekip bizden yarım boy kadar önde gidiyordu. Volkan’la beraber takıma komut veriyorduk ve hızlanmadan tempoyu korumaya çalışıyorduk. İlk taktiğimizi tam da beklediğimiz yerde ilk virajda gerçekleştirdik ve yarım boy önce geçtik. Bir süre böyle gittikten sonra yorulmalar başladı takımımızda. Kısa süreli bir kaostan sonra yine komutla takımı dengede tutmaya çalışırken bu sefer diğer ekip öne geçti. Böylece elimizde son bir hamle şansımız kalmıştı ve uygun zamanı beklemeye başladık. Kararlaştırdığımız nokta geldiğinde Volkan’la birlikte son gücümüzle “aataaaakkk”diye bağırdık. Ancak antrenmanlarda ve bir önceki yarışta olan sıçrama olmadı bu sefer. Atağımız bir işe yaramadı. Son metrelerde iskelenin iki yanındaki insanlara bakabildim.

Yarışın en zor anlarında birisi

Yüzümde dehşet verici bir ifade olmalıydı herhalde. 30-40 santimlik bir farkla yarışı kaybettik. Bitiş noktasını geçtikten sonra yan takımın tamtamcısı suya düştü. Onun düştüğünü görünce kürekçilerinden birisi de suya atladı. Ancak o an ki hayal kırıklığı ile bunların hiçbirine dikkat edemedim. Halbuki bu durum diskalifiye sebebiydi, yarış öncesinde verilen kural listesinde o şekilde yazıyordu.

İki an çok etkilemişti beni sevgili okur. İlki az önce bahsettiğim an, yarışın bitimine birkaç metre kala iskeledeki insanlara baktığım andı. Yüzümdeki o ifadeyi düşündüm. Diğer an ise kaybettikten sonra iskeleye giderken kayıktaki o andı.

Yarıştan sonra sahneye çağrıldık. İki cümle birşeyler söyledi Volkan. Sonra bir fotoğrafımızı çekip verdiler. Toplarlanıp oradan ayrıldık.

Yarıştan sonra şu sitede şöyle bir haber çıktı. Bu da ekip olarak bizi biraz düşündürdü gerçek olabilir mi diye.

Tıklayınca büyüyor abisi!

EKLEME: Sakarya Gazetesi’nin 08.10.2012 tarihli baskısında çıkan haberimiz:

Yüksek Matematikten Nasıl Kaldık?

Bakın kaldık diyorum, bu sefer yalnız değilim zira 🙂

Evet sevgili okur, matematik belasından Dünya’da en çok çeken 4 insandan biri olan bu kardeşin, yüksek lisansın zorunlu derslerinden biri olan Uygulamalı Matematik dersinden kaldı. Ben, Alper, Esra, Gonca, Emre ve bizle beraber nerden baksan 25 kişi daha dersten kaldı hatta. Bu sene aldığım 4 dersten 3 tanesinden ümit ediyorum ki AA ile geçtim ama bu ders FF geldi.

Bu ders içerik olarak Numerik Analiz ve Diferansiyel Denklemler‘in en kıyıda köşede kalmış konularından oluşuyor. Mantıken de bu dersleri taa 2. sınıfta geçip gelen bir öğrenci epey zorlanıyor. Gerçi ben Diferansiyel Denklemler dersini son sınıfta geçmiştim. Ama bu derste hoca o kısmı 3 saatte anlatınca yutkunmakla yetindim.

Bu dersi biz mühendisler zorunlu olarak alırken, matematik bölümündekiler de kredi olsun diye seçmeli olarak alıyorlardı. Dolayısı ile sınavları da çok yüksek geliyordu.

Hoca finalden önce 55 puana yüksek lisanstaki geçme notu olan CC’yi (DD ile geçince kalmış sayılıyorsunuz) vereceğini söyleyince ilk sınavdan 20 25 alan bizler için finalden en az 70 almak gibi bir olasılık doğmuştu. Ancak ben hayatımda zaten matematikten iki defa 50 aldım, o ikisinde de zaten Calculus I ve Calculus II‘yi geçmiştim.

Her neyse, kendime söz verdim. Bu dersi önümüzdeki yıl geçeceğim. Söz Mesut. Allah belanı versin matematik. Bu gidişle bana Fen Bilimleri’ni bıraktıracaksın.

Uygulamalı Matematik Sınavından Çuvallayan Adam

Ben. Bugün yüksek lisans programımın zorunlu derslerinden olan Uygulamalı Matematik dersinden ara sınav vardı sevgili okur. Aşağı yukarı elli küsür kişi sınava girdik. Sınav, dersin ilk kısmı olan Lineer Cebir konularını içeriyordu. Belki bilirsin hani matris, determinant, Gauss yöntemi falan.

Açıkçası sınavın çok zor olacaını düşünmedik. Derste gayet detaylı ancak basit şekilde işliyorduk konuları. Açıkçası sınavın bizi zorlayacağını düşünmüyorduk. (Biz = Alper, ben, Esra, Emre, Gonca falan) Neyse, saati geldi. Sınıfa girdik. Koskoca amfiye yerleştik. Hoca, araları açın, dedi. Böylelikle yandaki kağıda bakma şansım da (!) ortadan kalktı. Neyse, kağıt önüme bir geldi ki ne geldi!

Kağıtta 6 soru, her soruda da en az 2 şık vardı. Toplamda 15 tane sorucuk vardı yani. Apıştım, tıkandım kaldım lan. Yapabildiğim o kadar az şey vardı ki kağıtta … Bir utandım, bir sıkıldı ki anlatamam. Etrafımda insanlar ikinci, üçüncü hatta dördüncü kağıdı istiyordu ancak ben halen ilk kağıdın ön yüzünde saçmalıyordum. Böyle bir zekasızlık olamaz lan.

Sınavda artık iyice çuvalladıktan sonra kalktım bir hamle ile kağıdı verip çıktım. Hemen ardımdan Alper çıktı. Dışarı çıkıp okula doğru yönelirken Esra’yı gördük. Emre de çıktı geldi. Hepimiz toptan batırmışız.

Belli etmesem de bu durum canımı sıktı sevgili okur. Lisanstayken Calculus‘tan çektiğim yetmiyormuş gibi şimdi bir de başıma bu Uygulamalı Matematik olayı çıktı. Bugün olduğumuz vize %40 etkili idi. Dersin bir de %60 etkili final sınavı var. Umuyorum ki bu final sınavı, bizim için hayırlı olur.

Bu arada birkaç gündür yazamadım. Sebebi bu sınav, harici işler falandı.

KPSS Kursu

Aslında kursa falan gitmek çok aklımda yoktu sevgili okur. Yoktu ama Alper ve Merve‘nin ısrarlarına dayanamayıp kaydımı yaptırmış oldum. İhtiyaç Akademi denen kursa yazıldık 5 kişi.

Kurs Binası

Hafta içi çarşamba, perşembe ve cuma günleri işten sonra gidiyoruz. Saat 19.00’da başlıyor ve 22.00 gibi bitiyor. Tarih, coğrafya, vatandaşlık, türkçe ve matematik dersleri var. Tarihi falan zaten çok sevdiğimden ardarda üç saat tarih dersi hiç koymadı ilk gün. Dün de %99 metal müzik dinleyen coğrafya hocamızla ve sonrasında da vatandaşlık dersi hocamızla tanıştık. Bu arada programımızda üç saat tarih, birer saat türkçe, coğrafya ve vatandaşlık, iki saat de matematik var. Ayrıca ek dersler falan da olacakmış. Bir de internetten online olarak dersleri takip edebiliyormuşuz, henüz denemedim ben.

Kurstan çıkıp eve gidince ağır bir yorgunluk oluyor üzerimmde. Bakalım bunu dönem içinde nasıl atlatabileceğim. Alper şu an olmadığı için kursa da gelemiyor. Ancak ben, Merve, Ahmet, Betül, Esra ve Gonca devam ediyoruz kursumuza. Sınıfta 7 tane çevre mühendisi, bir o kadar maden mühendisi, 3 tane hukukçu, elektrik mühendisi, inşaat mühendisi, jeologlar falan var. İktisatçı ve fizikçi de var hatta.

Bugüne kadar KPSS hakkında en ufak bir düşüncem olmadı. Nedir, nasıldır pek bilmiyordum. Kursta zaten sınıfta daha önce KPSS’ye girmeyen bir ben bir de arkamda oturan Sertaç isimli maden mühendisi çocuk var.

Yoğun bir dönem olacak gördüğüm kadarıyla. Sonu da güzel olur umarım.