Tag Archives: Ezgi

GNCTRKCLL Dragon Yarışları’nda Nasıl Elendik?

Önceki senelerdeki Dragon Yarışı maceramızı hafızan iyiyse hatırlayacaksın sevgili okur. Şu yazılarımda bahsetmiştim hani: 1. yazı, 2. yazı, 3. yazı

Bu sene de gnctrkcll‘in düzenlediği yarışlara bir önceki ekibimize yeni isimler ekleyerek katılmaya karar verdik. Takımımızın adı tıpkı bir önceki sefer de olduğu gibi “Pirates of Porsuk” olarak belirlendi. Ancak yarış öncesinde özellikle Pirates sözcüğünün telaffuzu ile sıkıntılar yaşanınca adımızı “Porsuk Korsanları” olarak değiştirdik.

Sarısungur Göleti’nde ön elemeye giderken

Ekibimizde geçen sene yer alan kardeşlerimiz Emre, Turgut, Atila ve Ersil bu sene yoktular. Ayrıca yine değerli arkadaşlarımız Meltem ve Filiz ile Filiz’in kardeşi de bu sene bizimle birlikte değillerdi. Biz de yeni isimleri takımımıza davet ettik. Bu sene hanım kürekçilerimiz Ezgi ve Esra oldular. Sercan’ın bölüm arkadaşları olan bu kızlarla çok kısa sürede aynı frekansta olduğumuzu anlayınca sanki kırk yıldır aynı takımda kürek çekiyormuşuz gibi oldu, kaynaştık. Hemen ardından Togay ve Emre kardeşlerimizi bağladık ki ikisi de fiziksel olarak tipik kürekçilerdi, hatta Emre eski OGÜ takımındandı. Geçen seneki ekibimizin yedekleri Sercan ve Murat‘ı da ilk 10’a aldık. Geriye bir tek tamtamcı kalıyordu. Tamtamcımızı da antrenmana gittiğimiz gün tamamen şans eseri olarak bulduk: Ezgi! Ezgi’yi hani Doğa ve Çevre Kulübü ile yaptığımız işlerden hatırlarsın belki sevgili okur. Ve böylece “Porsuk Korsanları” şu kadro ile yarışa hazır hale geldi:

:: Tamtam: Ezgi
:: İlk sıra: 2Emre – 1Togay
:: İkinci sıra: 4Koray – 3Murat
:: Orta sıra: 6Sercan – 5Alper
:: Dördüncü sıra: 8Esra – 7Ezgi
:: Son sıra: 10Volkan – 9ben

Geçen hafta perşembe günü ilk ve tek antrenmanımıza çıktık. Şansımıza kalabalık değildi ve çok rahat bir antrenman oldu. Aralıklarla iki tur yaptık. Oturma düzenini ve taktiklerimizi konuştuk, anlaştık ve ilk elemenin yapılacağı cumartesi gününü beklemeye başladık.

Cumartesi gözümü Alper‘in odada açtım. Yerde Sercan, Sercan’ın yanında da Alper yatıyordu. Uyandık, hazırlandık. Tüm takım Açıköğretim Fakültesi’nin yanındaki otoparkta toplandık. Üç araç olarak Sarısungur Göleti‘ne doğru yola çıktık. Gölete vardığımızda ortamın cidden kalabalık olduğunu gördüm. Geçen seferden farklı olarak takım kaptanlığı bu sefer Volkan‘daydı. Kuramızı çekti ve ilk sırada güçlü bir takımla, Uçan Hollandalı, yarıştığımız bir tablo çıkardı ortaya. Başa gelen çekilir diyip son hazırlıklarımızı da yaptıktan sonra kayığa doluştuk. Alper kayığa ters oturarak yandaki ekipte “bunlar işi bilmiyor” izlenimi uyandırdı. Neyse, kurbanlık koyun modunda başlama noktasına ilerledik.

Başlangıç noktasında iyi bir çıkış yapıp kısa sürede öne geçmeyi başardık. Tempomuzu uzun süre koruduktan sonra yavaş yavaş yorulmaya başladık. Bitişe çok az bir süre kala yandaki ekip de bizi yakalamaya başladı. Biz de gizli silahımız olan Atak hamlesini yaptık. Teknedeki herkes son gücüyle küreklere asıldı ve yarım boy farkla yarışı kazandık. Tekneden ininceye kadar bekledik. Ancak kıyıya yanaşır yanamaz herkes birbirine sarılmaya tebrik etmeye başladı. Sevinçten Alper’le kucaklaşıp zıplamaya başladık. Evet, ilk turu geçmiş ve ertesi gün Porsuk‘da yarışmaya hak kazanmıştık. Kısa bir süre sonra toplarlanıp ertesi günü düşünerek Sarısungur Göleti’nden ayrıldık. Ön elemeyi nasıl kazandığımızı şu videoda izleyebilirsiniz.

Pazar günü saat 10.00’da Adalar‘da eski belediye binasının önünde gnctrkcll etkinlikleri çoktan başlamıştı. Biz de gecikmelerle saat 10.15 civarında orada olabildik. En erken gelen Volkan, Sercan ve Alper’e takım adına beklettiğimiz için özür diliyorum. Kabul edin lan n’olur.

Murat ve Alper Kahvaltıda

Hazırlıklarımızı yaptıktan sonra Porsuk’ta küçük bir ısınma turu attık ve hepimiz aç olduğumuz için ekip olarak kahvaltı yapmaya gittik. Barlar Sokağı‘nda Public Tube‘da epey iddalı bir kahvaltı yaptık. İddialı olan kahvaltı değil, yan masada yenmemiş olarak duran patates kızartmaları ile sosisleri aşırabilecek kadar aç olan bizlerdik. Kahvaltıdan sonra yarış alanına döndük ve kurayı beklemeye başladık. Kurada Anadolu Hazırlık isimli takım çıktı karşımıza. Yarışma sırası olarak da 3. sırayı çektik. İç kulvarda yarışacaktık.

Zaman aktı gitti ve sıra bizim yarışımıza geldik sevgili okur. O ana kadar ufak tefek heyecanlanan ben, o anda heyecandan midemin bulandığını hissettim ilk defa. İskeleden hareket ettik başlangıç noktasına doğru. Yol boyunca taktiklerimizi tekrar tekrar gözden geçirdik. Ve nihayet başlama noktasına geldik. Heyecan hepimizi sarmıştı. İki takım aynı hizaya gelince start verildi ve tempoyla asıldık küreklere. Diğer ekip bizden yarım boy kadar önde gidiyordu. Volkan’la beraber takıma komut veriyorduk ve hızlanmadan tempoyu korumaya çalışıyorduk. İlk taktiğimizi tam da beklediğimiz yerde ilk virajda gerçekleştirdik ve yarım boy önce geçtik. Bir süre böyle gittikten sonra yorulmalar başladı takımımızda. Kısa süreli bir kaostan sonra yine komutla takımı dengede tutmaya çalışırken bu sefer diğer ekip öne geçti. Böylece elimizde son bir hamle şansımız kalmıştı ve uygun zamanı beklemeye başladık. Kararlaştırdığımız nokta geldiğinde Volkan’la birlikte son gücümüzle “aataaaakkk”diye bağırdık. Ancak antrenmanlarda ve bir önceki yarışta olan sıçrama olmadı bu sefer. Atağımız bir işe yaramadı. Son metrelerde iskelenin iki yanındaki insanlara bakabildim.

Yarışın en zor anlarında birisi

Yüzümde dehşet verici bir ifade olmalıydı herhalde. 30-40 santimlik bir farkla yarışı kaybettik. Bitiş noktasını geçtikten sonra yan takımın tamtamcısı suya düştü. Onun düştüğünü görünce kürekçilerinden birisi de suya atladı. Ancak o an ki hayal kırıklığı ile bunların hiçbirine dikkat edemedim. Halbuki bu durum diskalifiye sebebiydi, yarış öncesinde verilen kural listesinde o şekilde yazıyordu.

İki an çok etkilemişti beni sevgili okur. İlki az önce bahsettiğim an, yarışın bitimine birkaç metre kala iskeledeki insanlara baktığım andı. Yüzümdeki o ifadeyi düşündüm. Diğer an ise kaybettikten sonra iskeleye giderken kayıktaki o andı.

Yarıştan sonra sahneye çağrıldık. İki cümle birşeyler söyledi Volkan. Sonra bir fotoğrafımızı çekip verdiler. Toplarlanıp oradan ayrıldık.

Yarıştan sonra şu sitede şöyle bir haber çıktı. Bu da ekip olarak bizi biraz düşündürdü gerçek olabilir mi diye.

Tıklayınca büyüyor abisi!

EKLEME: Sakarya Gazetesi’nin 08.10.2012 tarihli baskısında çıkan haberimiz:

Hepimiz Hackerız: Facebook Virüslerini Yok Etmek

Önceki gece Ezgi bir çok komik bir Facebook virüsü, hatta buna virüs demeyelim de zararlısı diyelim, kurbanı olmuştu: Mesut Yar Tam 40 Kilo Vermiş. Listesinde o an online olan tüm arkadaşlarına şu aşağıdaki mesajı gönderip duruyordu kızcağız:

Ezgi’ye de bir başka arkadaşı bunu yolluyor ve o şekilde bulaşıyor Ezgi’nin hesabına.

Şimdi, buna benzer bir sorun daha önce yaşamış olabilirsiniz. Bu soruna yol açan sebepler bellidir ve bunlardan uzak durursak çok büyük oranda böyle sorunlar yaşamayız.

  • Bir arkadaşınızdan zırt diye aniden gelen bu tür mesajlarda yer alan linklere asla tıklamayın. Çok fazla merak ettiyseniz facebook oturumunun açık olmadığı başka bir tarayıcıya yapıştırıp o şekilde açın linkleri.
  • Forum, müzik, video, haber, alışveriş ve kadın videosu benzeri sitelere üye olurken ya da oturum açarken mümkün olduğunca “Facebook ile oturum aç“, “Twitter ile oturumu başlat” gibi seçeneklerden kaçının. Zira bu siteler oturum açabilmek için en temel olarak facebook kullanıcı adınız, e-postanıza ihtiyaç duyarlar. Bunun yanında şifrenize, kişisel bilgilerinize (yaşadığınız şehir, yaşınız, ilişki durumunuz) ve fotoğraflarınıza size haber vermeksizin ulaşabilirler. Buraya kadar belki aktif anlamda bir sıkıntı yaşamazsınız. Ancak bu tip sitelerin %90’ı sizin yerinize duvarınızda ve arkadaşınızın duvarında bir şeyler paylaşma iznini de elde ederler. Zira bu onlar için bir reklam fırsatı, sizin için ise can sıkıcı spam iletilerdir.

    İyi niyetli bir oturum açma yardımcısı yuvarlak içinde yer alan bilgilerden ve yetkilerden fazlasına ihtiyaç duymaz. (Daha iyi görebilmek için resme tıklayın)

  • Facebook uygulamalarının ve oyunlarının neredeyse tamamı “Uygulamaya izin ver” dediğinizde sizin yerinize duvarınızda paylaşım yapabilme hakkını da elde ediyor. Benim tavsiyem Facebook üzerinde oyun oynamayın. Ben oynamıyorum. Oynuyorsanız bile izin verme aşamasında oyunların erişim haklarını kısıtlayın.
  • Facebook üzerinde “Profilime ki bakmış“, “Kız arkadaşını kimler dürtmüş“, “Yaşasın Doğum Günüm“, “Amanın da Amanın Hanimiş Benim Top 10 Arkadaşlarım“, “Doğum Günleri Takvimim“, “Hangi Game Of Thrones Karakterisin” gibi uygulamaların çok çok büyük kısmı spam uygulamalarıdır. Özellikle deneyimsiz kullanıcıları hedef almaktadır. Bu uygulamalar o duvarınızda gördüğünüz Iphone reklamlarına yol açan izinleri vermenize yol açıyor.

Zaten bu yazdıklarımın hepsini ve çok daha fazlasını biliyorsunuz. Bu noktada örnekleri çoğaltmaya gerek yok.

Ezgi’nin yaşadığı sorunun çözümü basit: O an Facebook oturumunun açık olduğu tarayıcımızın önbelleğini temizliyoruz. Oturum kapanıyor. Sonra garanti olsun diye başka bir tarayıcı da oturumumuzu açıyoruz. Zaten zararlının bulaştığı anda dahi oturumu başka bir tarayıcı da açsak çok yüksek ihtimalle bir sorunla karşılaşmayacağız. Online olan arkadaşlarınıza sizin yerinize mesaj göndermeyi sağlayan şey aslında tarayıcı önbelleğine yüklenen bir tür yazılımcık. Belki de çok daha basiti. Ancak önbelleği temizledikten sonra bir sıkıntı kalmayacaktır.

Kendi duvarımızda ve arkadaşlarımızın duvarında çıkan o saçma reklamlar için de son yüklediğimiz uygulamaları kaldırmak yeterli olacaktır. Hesap Ayarlarımızdan Uygulamalar sekmesini kullanarak hesabımızla ilişkili olan uygulamaları düzenleyip kaldırabiliriz. Ayrıca Gizlilik Ayarlarında da yine bir takım kısıtlamalar yapabiliriz.

Eskişehir Çok Soğuk

cold-winter-day-a-girl-aloneBu kış Eskişehir, efsane olabilecek kadar soğuk sevgili okur. Dün Ezgi‘nin attığı bir mesajdan sonra dank etti bana da. Ezgi’nin dediğine göre son 5 yılın en soğuk kışıymış. Hakikaten de benim kışın şiddetini bu derece ağır hissettiğim son zaman ben lise 3‘e giderken ki seneydi. Yani 2006’nın ocak aylarında.

Servisçimiz vardı Mehmet Abi kulakları çınlasın. Servisten inerdik, okula gidene kadar burnumun içinde sümüğüm donardı. Sınıf arakadaşlarımından bazıları okula yürüyerek gelirdi. Onlar da gelip donmuş sümüklerini gösterirlerdi. Burnumuzun içindeki tüyler donardı lan soğuktan. Hatta galiba o zaman yine bu aşırı soğuktan, yani kardan falan değil, soğuktan dolayı okul tatil olmuştu. O zaman tek tük çıkan sakalımızdan bıyığımızdan buz sallanırdı lan.

İşte bu kış da aynı işte sevgili okur. Eskişehir’deysen zaten biliyorsundur da, bilmeyenler için cidden bu kış Eskişehir’de çok soğuk. Bakın ben hastalandım mesela, ağır bir kırgınlık yorgunluk var üzerimde. Ama kışı çok soğuk geçen yılda yazın armutlar çok lezzetli olurmuş. Yani en azından bu armut durumunu düşündükçe mutlu oluyorum.

Eskişehir’in bu hali bana cennet vatan Norveç‘i anımsatıyor. Yani Norveç’te de bu kadar ayaz var mıdır lan? Vardır kesin. Bu arada Devlet Meteoroloji İşleri‘nin sitesinden Eskişehir’de ölçülen en düşük sıcaklıkların ne olduğuna baktım. İnanamadım! Merkezde ölçülen en düşük sıcaklık – 16 derece olmuş. Şöyle ki;

soguk

Çifteler ilçesi soğuklukta Türkiye rekoru kırmış.

Proofhead FM, Ejderhalar, İtalya Filmi

İtalya dönüşü epey bir sıkıştı yine iş güç sevgili okur. Yapılması gereken çok fazla iş, çekilmesi gereken çok fazla dert var yine. Ama bu sıkışıklıkta dahi yine de kendime vakit ayırmaya önem veriyorum.

İtalya’dan geldiğim gün 1 TB‘lık harddiskimin çöktüğünü gördüm. İçerisindeki yüzlerce albüm gitmiş, binlerce klibim yalan olmuştu. Aşağı yukarı beş gündür parça parça da olsa bu albüm ve klipleri toparlamaya çalıştım yedeklerden. Ancak henüz yedeklemediğim bir klasörüm vardı. İçerisinde de yaptığımız işlerin tasarım dosyaları vs duruyordu. O klasörün gitmesi beni mahvetti. Neyse, yavaş yavaş da olsa telafi ediyorum.

FlatCast

Bir süredir 20 kadar arkadaşımla oluşturduğum bir sms listesinden şarkı isimleri paylaşıyorum. Bunu da bir radyo formatında yapıyorum. Komik oluyor bazen, bazen can sıkıcı oluyor, bazen listedekilerin de istek parça istediği falan oluyor. Listedekiler demişken kim bunlar hemen hatırlayalım: Alper, Ender, Erol, Sercan, İlker, Koray, Levent, Murat, Mustafa, Savaşalp, Ahmet, Merve, Aslan, Cihan, Ezgi, Halil, Orcan, Özge, Seval, Anıl ve Togay kardeşim. Uzun ama epey uzun süredir aklımda olan hatta bir ara Eskirock için denediğimiz ama sora bıraktığımız şu radyo yayını olayına girebilir miyim diye bir araştırma yaptım. Çok kısa sürede ücretsiz yayın yapmanıza izin veren bir siteye kayıt olup, yapmak istediğim şeyi yapabildiğimi gördüm. Yani bilgisayarımdan yaptığım yayını diğer bilgisayarımdan dinleyebildim 🙂 Güzel oldu.

Ancak bazı sorunlarım var. Birincisi dinleyiciler bir eklenti kurmak zorundalar. İkincisi ise yayın kalitesi birazcık düşük. Her neyse, şimdi bir kamuoyu yoklaması yapıp belki de haftanın bir günü birkaç saatlik radyo programları yapabilirim. Eğlenceli olur. Çok fazla kişinin dinlemesine de gerek yok üstelik. SMS radyomdan takip eden kişiler ve belki birkaç kişi daha fazlası yeter de artar bile 🙂

Ejderhalar dedim. Dünya üzerinde bir ejderhanın yaşabilmiş olma ihtimali var mıdır acaba? Olsa süper olurmuş. Neyse, blogun üzerindeki reklam banner’ına güzel bir ejderha koyayım diyorum. Aslında kararsızım. Belki de kolaj yapmalıyım çeşitli fotoğraf ve çizimlerden. Bu konuda yardım bekliyorum. Bana 990×180 piksel genişliğinde bir görsel lazım.

Hayır, İtalya'da Pisa Kulesi'ni görmedim.

Ve İtalya filmi demişim. İtalya’da elbette videolar da çektim. Bunların çoğunun arka planında ben konuşuyorum. Ama kendi sesim bana çok komik geliyor sevgili okur. Bu video blog olayını da o yüzden bir türlü cesaret edip koyamıyorum. Neyse, bu İtalya’da çektiğim videolardan kısım kısım alıp Hope To Find‘ın bir şarkısının altına ekleyeyim diyorum. Ne yaparım, nasıl yaparım bilmiyorum. Deneyeceğim bakalım.

İzmir Petkim Teknik Gezisi

Bir süre önce bölümdeki özellikle 3. ve 4. sınıftaki arkadaşların isteği ile İzmir Aliağa‘da yer alan Petkim Petrokimya A.Ş.‘ne teknik gezi talebinde bulunduk. Sağolsun onlar da talebimizi geri çevirmediler ve bize 22 Aralık Perşembe günü saat 13.30’da randevu verdiler.

Okulda yaptığımız toplantıda çoğunluk gezinin günü birlik yapılmasını isteyince biz de ona göre planımızı programımızı yapıp tüm evrak işlerini hallettik. Buna göre Perşembe saat 00.30’da Yunusemre Kampüsü önünden hareket edecek, sabah 07.00’de İzmir’de olacak. Saat 12.00’ye kadar serbest zaman verecek, 12’de Petkim’e dorğu hareket edecektik. Petkim’de işimiz bitince de geri İzmir’e dönüp gece yarısına kadar serbest zaman verecektik. Böylece gece yarısı İzmir’den hareket edip cuma sabahı 07.00 civarında Eskişehir’de olacaktık. Bu süper bir plandı. Ancak elbetteki planladığımız gibi gitmedi herşey.

Geziden bir gün önce okuldan arayıp verdiğimiz planın geçersiz olduğunu, bizi götürecek otobüsün cuma saat 02.00’de başka bir görevi olduğunu yani saat 01.00’de Eskişehir’de olmamız gerektiğini söylediler. Bunun üzerine ben de okulun Ulaştırma Birimi‘ne gidip detaylı bilgi aldım.

Özellikle bu zamanlarda yoğunluğun çok fazla olduğunu, bizi İzmir’e götürecek otobüsün de şu anda İstanbul’dan geldiğini, bizi Eskişehir’e bıraktıktan sonra tekrar yola gideceğini söylediler. Bu durumda otobüsün Aliağa’dan çıktıktan sonra tekrar İzmir’e dönmesinin mantıksız olduğunu çünkü yetişebilmek için İzmir’den saat 18.00’de çıkması gerektiğini söylediler. Aliağa’dan çıkıp gelirken Bursa üzerinden geçtiklerini, istersek Bursa’da otogar civarındaki alışveriş merkezlerinde bir süre vakit geçirebileceğimizi, yoksa otobüsün doğrudan Eskişehir’e geleceğini söylediler. Bunun dışında bir rota olamayacağını söylediler. Durum böyle olunca bizim acele edip 15 gün önceden verdiğimiz planın da programın da bir geçerliliği kalmadı. Ben de mecburen tamam dedim.

Neyse, perşembe gününün ilk saatlerinde Yunusemre Kampüsü’nüm önünde toplandık. Volkan da gelecekti ancak son anda gelmekten vazgeçti. Alper ile ben çıktık gittik kampüse. Saat 00.30 civarında otobüsümüz geldi. Toplam da 27 kişi olarak hareket ettik İzmir’e doğru. Ancak şu çok garipti ki bizden bu geziyi yapmamızı talep eden arkadaşlarımızın çoğu gelmemişti. Bunda elbette son dakika ortaya çıkan telafi vb durumların etkisi olduğunu biliyorum. Neyse, son dakika iptallerini saymazsak zaten 30 kişilik liste bildirdiğimizden çok sıkıntı çıkmadı.

Yolculuk güzel başladı. Hiçbir problem çıkmadı. Gittik önce Afyon‘da durduk. Bir süre sonra bu durduğumuz tesisin, Kolaylı Tesisleri, daha önce bir kere Volkan‘la Antalya’ya giderken, bir kere de Alper‘le Afyon’a gittiğimizde durduğumuz tesis olduğunun farkına vardım.

Yol boyunca şakalar, komiklikler biribirini izledi. Ezgi, Latife ve Gülşah‘a takıldım. Levent‘e asıldım, Orcan‘a nanik yaptım, Alper’e dil çıkardım. Acayiplikler oldu. yani.

Sonra bir yerde bir uyumuşum ki uyandığımda İzmir’de idim. Salaklaşmış bir halde uyanıp Alper’le birlikte Levent’in ardına takıldım. Dayımı aradım, ulaşamadım. Levent’le sahil boyunca ilerledik. Arkamı dönüp bir de baktım ki bizim kızlar da bizi izliyor 🙂

Alper

Neyse gezdik, dolandık, dolaştık, nihayet bize katılan gruptan Yetkin, sahilde bir yer gördüğünü, full kahvaltının 9 lira olduğunu, grup indirimi de olduğunu, sınırsız da çay olduğunu söyleyince, geri sahil kenarına döndük. Mekanın adı Sunset‘di galiba. Oturduk kısa aralıklarla diğer arkadaşlarımız da bize katıldı. Aşağı yukarı 20 kişi kadardık. Kahvaltımızı yapıp yaklaşık 1 saat kadar burada oyalandıktan sonra kimdi bilmiyorum, belki Yetkin’di, belki de Oğuz Beygo‘ydu, birisi Karşıyaka‘ya gitme teklifinde bulundu. Dayımı bir daha arayıp ulaşamayınca bu teklif çok mantıklı geldi 🙂

Hep beraber hareket edip yürüme mesafesindeki limana gittik. Burada bir Kent Kart alıp 1.75 TL değerindeki “transatlantik ücretini” 20 kişi için yüklettik. Transatlantiğe çok uzun süredir binmiyordum. Binince yine içimden “gemilerde talim var, bahriyeli yarim var” şarkısını söyledim. Süperdi. Alper’le sağlıklı yaşama inanıp birer de karışık meyve suyu içtik.

Yaklaşık 15 dakikalık bir yolculuktan sonra Karşıyaka’ya ulaştık. Hemen inip caddeyi geçerek Alper’in hadi binelim lan dediği aracın yaşlı ve engelliler için olduğunu farkettik. Neyse, limanın hemen karşısındaki caddeye dalıp yürümeye başladık.

ex Aflliction ve ben

Bir süre yürüdükten sonra karşıdan eski Affliction, yeni Pitch Black Process üyeleri Kerem ve Emrah‘ın geldiklerini gördüm. Togay bana Karşıyaka’da yaşadıklarını söylemişti. Aslına bakarsanız emin olamadım. Çok da emin olamadan Emrah’ın sırtına dokunup “Abi Affliction Emrah mısın?” dedim. Doğrudur, dedi. Hemen ayaküstü muhabbet ettik. Sağolsunlar, gördüğüm kadarıyla alçakgönüllü adamlar ikisi de. Hızlıca muhabbet edip, kendilerinin yeni grupla bir turne planları olduğunu öğrendim. Adamları uzun süre tutmadım. Sağolsun Alper de bir fotoğrafımızı çekti hatıra olaraktan sonra ayrıldık.

Karşıyaka'ya gelen ekip

Aynı caddenin sonuna gelince yağmur yağmaya başladı. Pek güzel oldu yağmur altında hızlı hızlı yürümek. Yağmur hemen dindi. Biz de limanın sağ tarafında bulunan bir heykelin yanında doğru yürüdük. Oralarda da biraz takılıp fotoğraf motoğraf çektirip yine limana döndük. Bu sefer Konak yönünde hareket edecek olan bir “gemiye” bindik. Bu gemide çok eğlendik. Oğuz Beygo martılarla şov yaptı. Oğuz amca vardı bir de bizim aile dostumuz. Onunla konuştum. Alper’le falan epey güldük eğlendik gemide. Nihayet hareket ettik. Bir süre sonra da Konak’a geldik. Yıllar önce bir kere geldiğim bu meydana yıllar sonra yine geldim. Meydandaki kulenin, caminin fotoğraflarını çektik. Güvercinlere arpa marpa attık. Sonra da yine ilerleyip kıyıda bir alışveriş merkezine gittik. Ama sadece tuvalet için. Burada işimizi halledip hemen otobüsle buluşacağımız yere geldik.

Saat geldi ve otobüse bindik. Yolda da iki arkadaşımızı alıp Aliağa’ya doğru yola çıktık. Yolda gene ben uyumuşum. O kısımlar çok bulanık. Yanlışlıkla önce liman girişinden girdik Petkim’e. Sonra rotayı düzeltip doğru kapıdan girip doğru yere geldik.

En büyük ortağı Azeriler olan bu firmanın girişinde Türkçe ve Azerice olarak Hoş Geldiniz yazıyor. Güvenlik acayip sıkı. Hepimizin kimliklerini kontrol edip daha önceden yolladığımız katılımcı listesi ile karşılaştırdılar. Daha sonra içeri alıp önce 25 dakikalık bir gene sunum yaptılar. Ardından da Çevre Yönetim biriminden bir çevre mühendisi bize şirketin çevre yönetim anlaşıyışı hakkında bilgiler verdi. Sorularımızı yanıtladılar ve saha gezisi başladı.

Petkim çok büyük bir alana kurulu sevgili okur. Otobüsümüze binip önce gezeceğimiz yere gittik. Burada önce atıksu arıtma tesisini gördük. Adamların çok ciddi yağ problemi var. Ancak dediklerine göre yağı ve gresi çok iyi arıtıyorlarmış. Ama KOİ değerleri daima çok yüksek oluyormuş.

Artıma tesisini dolaşıp yakma tesisine gittik. Burası elbetteki İzaydaş‘tan küçük bir yerdi. Kullandığı alan da daha azdı dolayısı ile. Şimdi burada teknik detaylara girmeyeceğim.

Yakma tesisini de gördükten sonra vedalaşıp dönüş yolculuğuna başladık. Ancak acayip acıkmıştık. Yemek için durmayı planladığımız hiçbir yerde duramadık. Uygun bir yer bulamadık. Aradan 1.5 saat geçtikten sonra artık iyice sabrım tükenmişti. Neyse ki Soma‘da uygun bir yer görüp hemen yanaştık. 25 kişi pide kebap salonundan içeri girince iş yeri sahibi mutlu oldu 🙂 Alper’le ben  kıymalı, bir kuşbaşılı pide aldık. Bir de sağolsun Latife’nin yiyemediklerini yedik. İki de ayran içtik 🙂 Salata malata derken 13 lira kadar hesap ödedik. İyice doyup otobüse bindik.

Otobüse binmeden önce şoförlerle rotamızdaki küçük bir değişiklik için bir istişare de bulunduk ama olumsuz yanıt aldık. Otobüse binip yarım kalan filmi bitirdik. Sonunda trene birşey olmadı ve treni durdurabildiler.

Ondan sonra gece çok acayip geçti yolda. Hiçbir yerde durmadan Eskişehir’e geldik. Yol boyunca olanlar yer yer komik, yer yer garip, yer yer şiddet doluydu. Yarı uykulu, yarı uyanık, yarı acayiptim yani. Güzel bir geri dönüş yoluydu. Kimse sorun çıkarmadı. Herkes uyumluydu, herkese çok teşekkür ederim bundan dolayı.

Otobüs Bursa yolu üzerinden gelirken Batıkent yol ayrımında Çamlıca‘da oturduğunu öğrendiğim arkadaşım Serhat‘la ben indik.  Ben kendi evime, Serhat da kendi evine doğru yollandık.

Proofhead İtalya’da! – 5. ve 6. Gün

Sabah 8’de uyanıp bir süre tuvalette kaldım. Sonra aşağı indim. Dün Mısırlı oğlan benden Türk Lirası istemişti. Onu verdim. Canım birşey istemedi. Dolayısı ile kahvaltıyı çok az yaptım. Alper süper bir haber verdi. Ona sevindim. Ezgi‘yle konuştuk sağolsun. Merve aradı onunla konuştuk. Öner Abim de aramıştı dün. Gördüğün gibi eş dost arıyor sevgili okur.

Bugünkü derslerde yine tanıdık bir yüz, Elena Garbarino‘yu gördüm. Hiç değişmemiş. Yunanlı Profesör Geoge Anastasakis de gelmişti. Selamlaştık her ikisiyle de.

Bevilacqua‘nın sunumu çok iyiydi. Aynı benim gibi ders anlatıyor. Bu arada kendisinin 4 tane patenti varmış. Çok kıskandım adamı. Helezyonik bir su kaydırağından içerisinde ince ve kalın parçacıklar olan suyu akıtınca suyun savurma etkisiyle bunlar ayrılıyor. Suyun da bir özümleme kapasitesi var, diyor Bevilacqua. Dolayısı ile amacı ne olursa olsun devirdaim sularının muhakkak senede en az bir kere tamamen değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Öğleden sonra gelen adam tam bir felaketti. İngilizcesi çok kötü. Yani adam İngilizce biliyor ama İngilizce’yi İtalyanca konuşuyordu. Ancak adam sonradan bir açıldı, bir süper anlatmaya başladı adama hayran kaldım. Epey anladım anlattıklarını, çevre mühendisliği konularıydı zaten.

Bir türlü anlamayamıyorum ama. Almanlar Alman’a, İngilizler İngiliz’e benziyor da bu İtalyanlar neden Türklere benziyor? Adamın adı Aldo mesela, ama adamda gayet bildiğin Ekrem tipi var. Kadının adı Irene ama Türkiye’de görsen kesin Begüm der sarılırsın.

Mısırlı kızın hayatını mahvettim. Onu Paris Hilton‘un varlığından haberdar ettim. Bilmiyormuş bu ismi hiç. Yazık oldu kıza.

Ders bitince yine otele döndük. Yemekten önce şehri biraz daha dolaştık, sahilde filan oturduk. Otele dönüp yemeği yedikten sonra da dışarı çıktım. Koleksiyona bir şeyler aldım. Dar sokaklarda dolaştım. Bir saat kadar gezip otele döndüm ve odama çıktım. Valizimi düzenledim falan. Sonra acayip uykum geldi. Uyudum.

Ertesi sabah erkenden uyandım. Mısırlı kız ve oğlan sahilde yürüyelim demişlerdi. Ben de kalktım lobiye indim. Ama uyumuş puştlar, dolayısı ile lobide bağlı ve adı Şampiyon (kampioonee) olan itle oynadım biraz. Oynadım dediysem elimi sürmedim, gözlerimle kontrol ettim. Yerden birkaç santim yükseldi ve gözlerinden ışıklar saçmaya başladı. Sonra öldü.

Yarın dönüyorum. Roma‘da yaklaşık 5.5 saatim olacak. (Bu şekilde yazmışım not defterine ama yalan oldu o hayal) Mısırlılar Vatikan‘a gitmeyi teklif ettiler. Ben de kabul ettim. Az kalsın unutuyordum. Dün Faslı dostum Raşit bana kadehten acayip sesler çıkarmayı öğretti. Türkiye’de bunu bir tek Mıstığa, Merve’ye ve Alper’e öğreteceğim.

Neden bilmiyorum ama bu cuma günü acayip canım sıkkın lan burada. Hem ağız tadı ile sövemiyorum da burada. Yani elbette sürekli sövüp durmadım ama bazen sinirlendiğim anlar oldu yolda falan. Faslı profesör Türkçe küfürleri anlıyor. Başka şeyleri değil ama küfürleri. Adam gülüyor, seni anladım Mesut, diyor. Anlaşılan ya hiç sövmemek lazım ya da yaratıcı olmak.

Cuma günü normalde akşam yine 5’e kadardı ders. Ancak artık biz isyan ettik. Yav izin verin bari bir yarım gün gezebilelim, dedik. Tamam, dediler. Test yaptılar. Testten sonra da sertifikalarımızı dağıttılar. Herkesle vedalaştık. Dostum Massimo‘ya da veda ettim. Sonra hemen otele döndük.

Forgea‘nın sekreteri Tamara ile anlaştık ben, Bosnalı kız ve Mısırlı kız. Dördümüz birlikte Cagliari’nin iç kısımlarına doğru hareket ettik. Geçen sefer gece gittiğimiz o müthiş kaleyi bu sefer gündüz gözüyle gördük. Kalenin içindeki sokaklarda dolaştık. Atmosfer inanılmazdı sevgili okur.

Kalenin eski bina yapılarını üniversiteler kullanıyor derslik olaraktan. Ayrıca burada Cagliari Katedrali yer alıyor. Hayatımda gördüğüm en mükemmel, en olağanüstü kilise idi bu. Şansımıza noel ayini provasına denk geldik. Kilisedeki orgu bir görsen sevgili okur, ah bir görebilsen. Mermerden işlenmiş Hz. Meryem, Hz. İsa ve bilimum papaların heykelleri, azizlerinin resimleri hem mozaik hem de yağlı boya olarak her biri çok güzeldi. Kiliseye girdiğinizde her iki yanınızda mozaleler var. Burada anlayabildiğim kadarı ile katedrali inşa edenlerin mezarları varmış. Katedral 1200 yılında yapılmış. Üç çok keskin ve yüksek çan sesi, sonra daha uzun ve daha az sesli çan sesleri katedralin çağrı şekli. Bu arada Hz. Meryem’e de Madonna diyormuş İtalyanlar. Bunu yeni öğrendim.

Sardunya Bölgesi Bayrağı

Katedralden sonra yine kalenin içindeki dar sokaklarda dolaştık. Nihayet şehre indik. Orada aşağıya limana kadar uzanan bir caddede sağlı sollu uzanan onlarca mağazanın ve sokak satıcılarının olduğu bir yere geldik. Kendime bir Sardenia Region bayrağı aldım. Üzerinde başında bir bez bağlı 4 zenci resmi var. Uzun yıllar önce Afrika’dan buraya başlarında bu şekilde bez bağlı olan adamlar gemilerle istilaya gelmişler. Bu bezlere “mori” diyorlar. Bayrak da onu simgeliyor. Resmi binalarda üç tane bayrak asılı. Bir tanesi Avrupa Birliği bayrağı, bir tanesi İtalya bayrağı ve bir tanesi de Sardunya Bölgesi bayrağı.

Yanımızda bulunan İtalyan Tamara ile epey sohbet ettik. Spagetti Western‘lerden bahsettik. Filmlerin İtalyanca adlarını ezberlediğimden çok iyi anlaştık. İlk önce ne dediğimi anlamadı, ancak sonradan açıldı o da. Benim ilgime çok mutlu olduğunu söyledi. Daha sonra gidip bir İtalyan Café’sinde kapuçino içtik. Hayatımda içtiğim en güzel kapuçino da bu işte. Türkiye’dekilerle arasında çok fark var. Hem lezzet hem de üslup olarak yani.

Kahveden sonra yine otele döndük. Kısa süre sonra yemeğe indik. İlk gün gelen menünün aynısı vardı.

Yemekten sonra zaten saat 23.00’e yaklaşmıştı. Gece yarısına kadar lobide oturup çektiğimiz fotoğrafları paylaştık. Birbirimize adres, telefon vs bilgilerimizi verdik. Herkesle vedalaşıp odama çıktım nihayet. Acayip yorulmuştum ve yarın sabah 10’da ayrılacaktım. Duş alıp uyudum.